Yazılar İçindekiler "On Yıl Öncesinden Bugünün Gelişme ve Tartışmalarına İlişkin Yazılar"



Yüklə 0.5 Mb.
səhifə6/17
tarix18.01.2018
ölçüsü0.5 Mb.
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   17

Avrupa ve Amerika


(Bir Türk Milliyetçisi Olarak 04)

Sovyet bürokrasisinin çöküşü, dünya kapitalizmi için hayal bile edemeyeceği olanakları yarattı. Daha Sovyetler yerli yerinde dururken, Çin'in pazar ekonomisine geçişini selamlayan tecrübeli İngiliz sermayesinin organı The Economist, bunun Rusya'da olmasının harika bir şey olacağını yazıyordu.

İngiliz sermayesinin o zamanlar hayal bile etmeye cesaret edemediği, herkesi şaşkın eden bir hızla gerçekleşti. Bu, tıpkı geçen yüzyılda olduğu türden, sermayenin yayılması için bakir alanlar demekti; sermaye sanki yağmalayacağı yeni bir kıta keşfetmiş gibi oldu.

Rus sermayesi henüz yaşadığı alt üstlüğün şokunu atlatabilmiş, belli bir istikrar kazanabilmiş değil. Yakın bir gelecekte bunu sağlayabileceğine dair bir emare de görülmüyor. Özellikle Avrupa ve Amerika, Rusya kendini toparlayamadan, Rusya'nın etki alanlarını olabildiğince sınırlamak için her girişimi birlikte sürdürüyorlar.

Rusya her ne kadar ekonomik bir çöküş yaşıyorsa da, elindeki Atom silahları sayesinde, hala büyük bir tehdit edici güç. Bu nedenle Batı'nın Rusya'nın etkisini sınırlama girişimleri, onu fazla köşeye sıkıştırmadan, onu bir çılgınlığa itmeden, yavaş yavaş, adım adım olma özelliğini sürdürüyor. Bu işi "deliye taşı andırmadan" yürütmeye çalışıyorlar.

Avrupa ve Amerika bir yandan Rus etkisini sınırlamak için iş birliği yaparlarken, diğer yandan da, kendi aralarında da, bu egemenliğin yerini kimin alacağı kavgası yürütüyorlar. Doğu Avrupa ve Baltık Avrupa'nın etki alanında, orada Amerika'nın bir sözü yok. Ama, Balkanlar, Kafkasya ve Orta Asya, bir yandan Rus etkisini sınırlamanın, diğer yandan o etkinin yerini kimin alacağının kavgasına sahne oluyor.

Amerika muazzam askeri gücü ve teknolojisiyle kendi koşullarını dayatıp leşin aslan payını almaya kalkınca, Avrupa ister istemez, hala büyük bir atom gücü olan Rusya'ya el altından destek çıkıyor ya da ABD'ye karşı öne sürüyor. Bu en açık biçimde Kosova'da görüldü. Batılılar Rusya'nın ve onun etkisindeki Sırbistan'ın etkisini sınırlamak için ortaklaşa bir harekât koydular. Ancak Avrupa, Amerika'nın dayatmaları karşısında tekrar Rusya'yı oyunun içine çekmek ve bir denge oluşturmayı denemek zorunda kaldı. Yani burada çelişkili bir süreç görülmekte, bir yandan birlikte iş görüyorlar, diğer yandan birbirlerine karşı.

Rusya'nın etkisine karşı batılıların savaşlarını sürdürdüğü Balkanlar, Kafkasya ve Orta Asya'da, bu güçler arasındaki rekabet, doğrudan değil, bölgedeki devletler ve güçler aracılığıyla da sürmektedir. Türkiye'nin son yıllarda iyice ABD'nin etki alanına girişi, buna denge olarak Avrupa'nın İran, hatta dolaylı olarak Irak ve Suriye'yi de desteklemesini getirmiştir. Buradaki bütün çatışmalar ve rekabetlerin ardında, aynı zamanda Avrupa ve Amerika çelişkileri de bulunmakta, bir rol oynamaktadır.

Orta Doğu, Kafkasya, Balkanlar ve Orta Asya'daki bu rekabette, hem Rusya'dan boşalan yeri dolduracak hem de o bölgelerde taşeronu olabilecek güç olarak ABD Türkiye'yi (ve İsrail'i) seçmiş bulunuyor. Avrupa'nın Rusya'yla girdiği flörtler, ABD'yi Avrupa'nın doğusundaki ikinci Büyük devlet olan Türkiye ile Stratejik bir ittifaka zorlamış bulunuyor. Bu tür konumlanışı zorlayan ve yaratan Avrupa'nın Atom gücü olmaması buna karşılık Rusya'nın bir Atom gücünün bulunuşudur. Avrupa Rusya ile kırıştırınca ABD de Türkiye ile ilişkisini güçlendirmek zorundadır etkisini koruyup geliştirebilmek için. Amerika Türkiye'ye oynayınca da, Avrupa Türkiye ile çelişkisi olan ülkelere. Böylece bütün bölgesel çatışmaların ardında bir şekilde Avrupa ve Amerika rekabeti bulunmaktadır.

Türkiye'nin bu taşeron fonksiyonunu görebilmek ve bölgede Rusya'nın boşalttığı yeri doldurabilmek için, sadece askeri bakımdan güçlü olması yetmez, aynı zamanda, iktisadi, politik, kültürel, ideolojik bakımdan da güçlü olması gerekmektedir. Türkiye'nin bu güçlülüğü sağlayabilmesi için ise, kendi içinde güçlü reformlar yapması gerekmektedir.

ABD bunu görmekte ve tavsiye etmektedir. Ama bu tür reformlar için Türkiye'ye doğrudan bir baskı yapıp ilişkilerini tehlikeye atacağını beklemek saçma olur. Ancak güçlü bir müttefik için de, el altından reformları desteklemek zorunluluğunu hissetmektedir. Ama bunu zorlayan en büyük etki Kürt hareketinin yaptığı muazzam stratejik dönüştür.

Şimdiye kadar, Kürt hareketi bir bakıma, ABD egemenliğindeki Türkiye'ye karşı Avrupa'nın dengesi fonksiyonu görüyordu yine Avrupa'nın dengesi olan Suriye ve İran aracılığıyla. Kürt hareketi de, Türkiye'ye karşı bir baskı unsuru olarak Avrupa'yı kullanmaya çalışıyordu.

ABD orta doğuda kesin düzenlemeler ve bunun için de Türkiye'yi yanına almak için, Öcalan'ı Türkiye'ye teslim kararı alınca, Avrupa ABD baskılarına hiç de fazla direnemedi. Ama sadece direnemedi değil, direnmek de istemedi, aynı şekilde, yine Avrupa'nın dengesi olan Rusya ve Yunanistan da direnmek istemedi.

Öcalan ise, eski dünya dengelerine dayanarak Avrupa'ya gitmiş ve ABD'nin desteklediği Türkiye'ye karşı Avrupa'nın kendisini elde tutacağını hesaplamıştı. Öcalan'ın İtalya'daki bütün mesajları bu nokta üzerinde yoğunlaşıyordu. Ne var ki olaylar hiç de öyle gelişmedi. Avrupa ne kendisinin ne de dengelerinin (Rusya, Yunanistan) Öcalan'ı elde bulundurmalarını istemedi.

Avrupalıların Öcalan'ı verişlerinin ardında, ABD baskısına direnemeyişlerinin ardında, ABD'nin dengesi olan Türkiye'yi zayıflatma, dolayısıyla ABD'nin bölgedeki etkisini azaltma hesabı yatıyordu. Avrupa, Kürt hareketinin bir başarısının Türkiye'nin demokratikleşmesi, dolayısıyla iktisadi, siyasi, ideolojik ve kültürel etkisinin artması; bunun da ister istemez stratejik müttefiki ABD'nin etkisinin artması anlamına geleceğini de biliyordu. ABD Öcalan'ın püskürtülmesi için baskı mı yapıyordu, "al öyleyse" demenin tam zamanıydı. "Bunu sen istedin George Dandin". Hem vicdanı rahat suçsuzu oynayabilir, hem de o koşullarda, bir ulus olarak bayrakları olan Öcalan'ın aşağılanmaları karşısında, tümüyle bir kopuşa giden Kürtleri daha yıllarca, ne onar ne öldürür bir şekilde Türkiye'ye karşı rahatlıkla kullanabilirdi.

Özetle, Avrupa, ABD'nin baskısıyla Öcalan'ı Türkiye'ye vererek, ABD'yi kendi oyununa getirdiğini, dengesi olan Türkiye'de uzun yıllar sürecek bir Kürt Türk çatışmasına yol açacağını düşünüyordu.

Dünyada hiç bir önderin yaşamadığı bir bağlılığı yaşayan ve Kürtlerin bayrağı olmuş bir Öcalan'ın Türk devletince öldürülmesi veya asılması, kaçırılma sırasında da görüldüğü gibi, Türkiye'de hiç kapanmayacak bir çatışmanın yolunu ve uzun vadede Türkiye'nin Balkanlaşmasının yolunu açabilirdi.

Öcalan'ın teslimi, ABD'nin dengesi olan Türkiye'yi zayıflatmak dolayısıyla ABD'nin stratejik hesaplarını bozmak için bir komploydu. Öcalan bir komplodan söz ederken yanılmamaktadır. Ayrıca, bu kadar kolaylıkla verilmesinin ardında, hareketin plebiyen nitelikleri kadar, başından beri hiç bir zaman Türk düşmanlığı yapmamış olması ve Türkiye'ye birlikte bir vizyon sunması da yatıyordu.

Ceza suçun cinsindendir. Bu kritik noktada, Orta doğu politikalarında pişmiş olan Öcalan, hiç hesapta olmayan stratejik bir dönüş yaptı: mademki Avrupa ihanet etmişti, ona gereken ceza verilebilirdi. Kürt hareketini ABD'nin dengesi olan Türkiye'yi zayıflatmak isteyen Avrupa'nın dengesi olmaktan çıkartıp, Türklere, Orta Doğu'da demokratik bir cumhuriyet kurma projesiyle çıktı ve gerilla savaşını durdurdu. Bu Avrupa'nın bütün planlarını alt üst etti. Avrupa tam bir şok yaşadı ve kendini ihanete uğramış hissetti.

Elbette, Kürt hareketinin kendi çıkmazları zaten böyle bir stratejik dönüşü gerektiriyordu. Gerilla savaşı, çoktandır mücadelenin gelişimine hizmet etmekten ziyade moral bir anlama sahipti. Türkiye karşısında bir askeri zafer olanağı yoktu. Şehirlerdeki Kürtler kazanılamıyordu vs.. Kürt hareketinin kendi ihtiyaçlarından gelen değişiklik dünya dengelerinin gerekleriyle de çakıştı.

Üçüncü dünya ülkeleri üzerindeki nüfuz savaşında, uzun yıllardır Avrupa, Brandt raporlarında, Kuzey Güney diyaloglarında ifadesini bulan, daha demokrasiden, insan haklarından, reformlardan yana bir tarz tutturabilmişti. Bunun karşısında, ABD sadece diktatörleri, kontr gerillaları destekleyen bir pozisyondaydı. Tecrübeli Avrupa sermayesi, moral üstünlüğün değerini ABD'den çok daha iyi biliyordu.

Bu politika aynen Türkiye'ye de yansıyordu. ABD Kürt ulusal hareketine karşı Türkiye'yi koşulsuz desteklerken, Avrupa hep, Kürtlerin hakları, insan hakları, demokrasi koşullarını getiriyordu. Ama Öcalan'ın yaptığı stratejik dönüşten sonra, eğer başarabilir, kısa vadede inkarcı ve savaşçı güçlerin tecridine yol açabilirse, Türkiye'nin demokratikleşmesinden, Kürt sorununu çözmesinden dolayısıyla iktisadi ve politik gücünün artmasından, Türkiye Bölgede Rusya ve Avrupa'ya karşı ABD'nin dengesi olduğu için, ABD çıkarlıdır.

Buna karşılık, Avrupa, ABD'nin dengesi olan Türkiye'nin zayıflaması ve güçsüzleşmesinden çıkarlıdır. Bu nedenle de, Avrupa, Türkiye'ye karşı örneğin silahlı bir Kürt hareketini her zamankinden daha fazla desteklemeye teşnedir. Gerillanın bitip bir barış yapılması Avrupa'nın işine gelmez.

Zaten PKK'nın ve Öcalan'ın barış taarruzunu Avrupa'nın adeta görmezden gelmesi ve adeta PKK ve Öcalan'ı ihanetle suçlaması, PKK üzerindeki baskıların arttırılması; PKK'ya muhalif Kürtlerin daha büyük bir güçle desteklenmesi vs. Avrupa'nın işine gelmediğinin çeşitli göstergeleridir.

İşte, ABD başkanının demokrasiye ve Kürt sorununun çözümüne diplomatik nezaketin sınırlarını zorlarca bu kadar vurgu yapmasının ardında, bütün bu gelişmeler ve dengelerdeki değişmeler yatmaktadır. Yoksa ABD için, demokratik ya da anti demokratik olmasının fazla bir önemi yoktur Türkiye'nin. O stratejik ayağını demokrasi diyerek kırmak ve uzaklaştırmak istemez. Bu kadar yüksek tonla, Kürt'lerden, insan haklarından söz edebilmelerinin ardında, Kürt hareketinin yaptığı stratejik değişikliğin sunduğu olanaklar yatmaktadır.

Öcalan'ın yeni stratejisi ve bunun ortaya çıkardığı olanaklar; Avrupa'nın hesaplarının tutmaması ve ilk partiyi kaybetmesi, bu sefer Türkiye'nin tümden kontrolden çıkması olasılığı nedeniyle Avrupa'yı ABD'nin de baskısıyla, Türkiye'yi adaylar kuyruğuna almaya zorladı.

Politikada her şey her an zıddına döner. Kürtlerin ve diğer azınlıkların haklarını tanıyan, demokratik reformlar yapmış bir Türkiye, sadece Kürtlerin, Türklerin değil Avrupa'nın Rusya ve İran'la yakınlaşmaları karşısında, jeopolitik olarak Türkiye ile stratejik ittifaka zorlanan ABD'nin çıkarlarına da uygundur. Bu gün farklı çıkarlar bu noktada çakışmıştır.

Bu günkü dünya dengeleri demokratik bir Türkiye'yi sadece gerekli değil, mümkün de kılıyor. Elbette Türkiye'nin demokratikleşmesi için kimsenin elini ateşe sokacağı sanılmamalıdır. Sonucu Türkiye'deki mücadeleler belirleyecektir. Ama Demokratik bir Türkiye, ABD için hoş gelmiş safa gelmiştir. Bu bölgede sadece askeri değil, politik, ideolojik, kültürel ve ekonomik bir hegemonya da demektir.

Bu adım atıldığı takdirde, Akdeniz Ortadoğu uygarlığının, yani Bizans ve Osmanlı'nın toprakları üzerinde, Rusya'nın yerini dolduran, Çin veya Hint benzeri büyük bir ekonomik güç ortaya çıkar. Bunun tarihsel ve kültürel imkânlarını önceki yazılarda ele almıştık.

Özetle, bölgenin bir modern Fatih'e ihtiyacı var. Fatih aslında büyük bir reformatördü ve yaptığı reformlar Osmanlı'yı bir beylik olmaktan çıkarıp koca bir imparatorluğa dönüştürmüştü. Dinlerin dünyasında, diğer dinlere belli bir serbesti tanıyarak, ekonomide de bozulmuş dirlik düzenini yeniden canlandıran bir toprak reformu yaparak, belli bir barış ve refah sağlamıştı.

Bu günün ulusların dünyasında, uluslara aynı esneklikle yaklaşacak bir "Fatih" gerekiyor. Bu "Fatih"in atması gereken ilk adımların neler olduğu ise Öcalan'ın ifade ve savunmalarında ifade ediliyor. Anayasal bir vatandaşlık temelinde, tüm kültür ve dillere özgürlük; demokratik haklar; mahalli idarelere daha büyük bir otonomi. Bu adımlar atılabilirse ilerde hangi adımların atılacağına daha sağlıklı karar verilebilecek koşullar da ortaya çıkar.

Demir Küçükaydın

24 Aralık 1999 Cuma

(Bu yazı Özgür Politika’nın 27.12.2009 tarihli sayısında yayınlandı.)




Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   17


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə