Yoksulluk ve sosyal dişlanma ile iLGİLİ SİVİl toplum kuruluşlarinin rolü atölye çalişmasi



Yüklə 171.33 Kb.
səhifə2/4
tarix04.09.2018
ölçüsü171.33 Kb.
1   2   3   4

Bay: Yoksulların ürettiği hareketler oluyor. Sonuçta başka hareketler üretiyor. Sonuçta yoksulların meseleyle temas etmesi farklı oluyor. Kısaca böyle bir şey sormak istiyorum, sonuçta toplumsal bu tip hareketlerin masadaki elini güçlendirecek gibi, mesela Türkiye’de masaya oturacakken de bu tip hareketler dışarıdaki eli güçlendiriyor. Bu tür hareketler üzerinde Avrupa’nın dışında da farklı dinamikler geliştirildi mi? Veya bu düşünülmesi gereken bir alan mı?
Micealeo Mose: Tabi ki bu düşünülüyor. Latin Amerika kötü bir örnek değil bence. Bence Avrupa’da da böyle bir harekete ihtiyacımız var. EAPN olarak biz bunu destekliyoruz. Daha önce de söylediğim gibi yoksulluk yaşayan insanlarla toplanı yapıyoruz. Buradaki amacımızda zaten yoksulluk yaşayan insanların harekete geçmesini sağlamak. Bizim tecrübelerimize göre kimlik bazlı çalışan münferit gruplar çok güçlü olabiliyorlar ama genel anlamda yoksulluğa geldiğiniz zaman daha da kuvvetlendiğini görüyoruz. Çünkü yoksulluk dediğiniz zaman sadece kimliğinizden bahsetmiyorsunuz. Pek çok ayırıma tabi tutulan kişi örneğin Romanlar tüm ülkelerde sosyal dışlanma riskine en fazla sahip olan grubu oluşturuyorlar. Şimdi Roman olmaktan gurur duyuyoruz diyebiliyorlar. Fakat genel anlamda yoksulluk dediğiniz zaman biraz daha farklı tabi bu insanların paylaştığı bir şeyler. Yoksul olmaktan gurur duyuyorum diyen kimseyi görmezsiniz. Çünkü yoksulluk yok etmek istediğiniz bir şeydir yoksa kimliğinizin bir parçası değildir. İşi zorlaştıran konulardan birisi etiketleme. Bizim yaptığımız toplantılarda da gördüğümüz kadarıyla yoksul kimseler kendilerine yoksul etiketini yapıştırmak istemiyorlar. Diyorlar ki yoksul olmaktan başka özelliklerimiz de var. Yani kimliğe dayanan hareketler yoksulluğa gelindiğinde biraz kapsam dışında kalabiliyor. Toplantılar yapılıyor ve toplantıların ardından bir kısım raporlar hazırlanıyor ve bazı ulusal planlar bu minvalde yapılıyor. Örneğin Macaristan’da sanırım bu yıl yoksulluk yaşayan insanların toplanacağı ilk kongre hazırlanıyor. Yine Belçika’da yoksulluk içinde yaşayan insanların eğitim hakkı ve diğer haklarına kolayca erişimlerine yönelik olarak bir toplantı hazırlanıyor. Avusturya’da böyle bir şey düşündük ama fonumuz yok. Hollanda’da yoksulluk içinde yaşayan kişilerin kendi kendilerine bir hareket organize ettiklerini, konsey kurduklarını, sosyal haklarını savunabilecekleri bir oluşumları olduğunu biliyoruz. Avusturya mesela insanlar kendi durumlarından bahsetmekten artık korkmuyorlar. Çok uzun süre bastırılmış ve susturulmuşlar. Tabi bir yandan da suç sorunu var. Bu bireyin suçudur. Yoksulluk kişileri suçudur. çünkü yanlış kararlar almışsınızdır. Çok sayıda çocuğunuz olmuştur. Yani insanların kendi suçlarından dolayı yoksulluk çektikleri gibi bir anlayış geleneği vardı. Ama şu an biz eğitim çalışmalarıyla bilinçlendirme çalışmalarıyla yoksulluk ve sosyal dışlanmaya yol açan faktörleri açıklamaya çalışıyoruz. Ve artık artan sayıda çocuk ayağa kalkıp diyor ki ben yoksulum, bu bu sebeplerden dolayı bu sorunu yaşıyordum. Eğitime erişimim yoktu. Veya başka bir şeye erişimim yoktu diyebiliyorlar. Artık daha fazla seslerini duyurabiliyorlar. Bu en azından bir başlangıçtır. Bilmiyorum çok kuvvetli bir hareket doğar mı buradan. Yönelim tabi bu yönde. Avrupa’da tabi başka forumlar da var, Avrupa sosyal forumları, dünya sosyal forumları, biz her zaman onlarla beraber çalışıyoruz, toplantılarına katılıyoruz. Bütün bunların daha güçlü bir yoksulluk hareketini başlatacak adımlar olarak gördüğümüzü söyleyebiliriz.
Asuman Türkün: Ben ev eksenli çalışan kadınlar çalışma grubundanım. Ben de işin farklı bir boyutuyla ilgili bir soru sormak istiyorum. Şimdi dışlanma tabi ki çok boyutlu bir şey. Çok ütopik olarak düşünürsek bile çok eşit koşullarda bu emek piyasasının içine girilse bile yine de bu emek piyasasının çok sorunları var. Yani çok ciddi bir işsizlik var, eğitim çok önemli bir problem olarak sunuluyor ama aslında çok eğitimli nitelikli insanlar var bunlar bile niteliklerinin çok altında işlere başvuruyorlar. Çok düşük ücretlerle başvuruyorlar. Dolayısıyla bu challenge dediğiniz sorunlar çok önemli sorunlar olarak ortaya çıkıyorlar. İşte neoliberal politikalar, küreselleşmenin yaygınlaşması, emek ücretlerinin düşürülmeye çalışılması, bütün bunlar aslında bütün ülkelerin önünde çok ciddi sorunlar olarak ortaya çıkıyorlar. Asgari ücretin Türkiye’de artırılması kısa vadede söz konusu bile değil. bununla mücadele etmek bile bazen boşuna kürek çekmek oluyor. O zaman burada bazı devlet politikalarının çok öne geçtiğini görüyoruz. Yani sosyal refah devletinin uygulamasının belki bu sefer ülkesel çapta değil daha uluslar arası çapta öne çıkması lazım. Örneğin ILO’nun 177 sayılı sözleşmesi var, bu kayıtsız çalışan ev eksenli çalışan kadınları içeren bir belge. Ama bu sözleşmeyi dünyada kabul eden sadece iki ülke var. Dolayısıyla bir bütün olarak baktığınızda bu kesimlerin çoğunun hem kayıtsız alanda kaldığını çok düşük ücretlerle çalışmak zorunda olduklarını görüyorsunuz. O zaman kısa vadede bunları değiştiremiyorsak o zaman bu kişilerin en kısa sürede nasıl bir şekilde bu duruma entegre edilebileceklerini düşünmemiz lazım. ona da bence devlet politikalarının zorlanması gerektiğini düşünüyorum. bunun çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bu tür bağlantılar var mı? bu tür şeylere karşı uluslar arası anlamda bir çaba var mı, bunu bir sormak istiyorum.
Miceale: Tabi bu konular EAPN için detaylı konular olacak ama gene de çok bağlantılı olduğunu düşünüyorum. ILO ile çok yakından bağlantılarımız var. EAPN üyelerinin ILO ile yapmış olduğu projeler çalışmalar var. Biz yoksulluktan bahsederken hem yoksulluk hem sosyal dışlanma diyoruz. çünkü tek geçerli olan gelir değil. çünkü gelir içerlenme ve dışlanma elele gidiyorlar. Ellerindeki şeylerle insanların ne kadar yapabilecekleri de burada çok önemli. Çalışma koşulları, yaşama koşulları tabi biz bunlara da bakıyoruz. Lobicilik faaliyetlerimizin bir kısmını da o oluşturmakta. Tabi Türkiye’deki yoksullukla mücadele ağının bizlere dahil olması bizler için çok faydalı olacaktır. Ama nicel bir artış değil bizim amaçladığımız. EAPN’nin güçlü olması ve iyi sonuçlar alabilmesi için tüm ülkelerde çok güçlü ortaklara ihtiyacı vardır. Sadece üye devlerde değil aday ülkelerde de birbirini tamamlayan ağlara ihtiyacımız var. Geçmişte bu bizim için çok anlamlı ve iyi bir şekilde tezahür etti. Sosyal örgütler ve ağlar Eapn gibi göz ardı edilmemeli çünkü çok kuvvetli. Sizinle çalışmak bizim çok zevkle beklediğimiz bir konu. (Yemek arası veriliyor)
Miceale: Dernek ve örgütler var, yoksulluk içindeki insanların bundan nasıl etkilendiklerini bunu bile bilmiyorlar bazen. Çoğu zaman bu tür örgütler savunuculuk için gerekli kaynaklara sahip olabiliyorlar. Ama herkes her zaman her şeyi yapamaz. Bizim işimizin eğitsel boyutu işte bu tür örgütleri de kapsıyor. Onlara politika ile ilgili şeylerin günlük tecrübelerimizle nasıl bağlantılı olduğunu neden buna dahil olmanın yoksulluğun yok edilmesinde faydalı olacağını da anlatmaya çalışıyoruz. Tecrübelerini paylaşabilecekleri ortamlar yaratmaya çalışıyoruz. çünkü hayır kurumları insanlara çok yakın çalışırlar. Hayır kurumlarının insanlarla daha çok iç içe olduğunu görüyoruz ama biz bunu yaparken kibirli davranmamız ve onların yaptıklarını küçümsememiz gerekir. Stk’larla özellikle yeni üye olan ülkelerdeki stklarla yaşadığım tecrübelere göre özel finansmanın elde edilmesi ve özel mülkiyet sorun yaratan kavramlar. Avusturya gibi eski üye devletlerde geleneksel bir aslında yeterli olmasa bile geleneksel kurulu sosyal devlet araçları var. Yani devletin araçları var sosyal yardımı veren. EAPN’nin son birkaç aydır çok başarılı olmasa da yapmaya çalıştığı işlerden birisi de Avrupa Birliği’nin ve Avrupa komisyonun devlet fonlarının bulunması gerektiğini altını çizmesi. Yani ulusal devletlere böyle bir fonun gerekli olduğunu söylemeliler. Yoksulluk ve sosyal dışlanma ile mücadelede bizim kullanmamız gereken bir fon var. Bazı ülkelerde bazı stklar buna karşı çıkıyorlar, herhalde bu devletin nasıl algılandığıyla ilgili veya ne kadar şüphe ile ya da güvenle ilgili. Ama bence bu konuya doğrudan değinmemiz gerekiyor. Çünkü yoksullukla mücadelede toplumun bilincini artıracaksak devletin de rolü hükümetin de rolü burada önemli.

Maddi kaynaklarını da bu alana kanalize edebileceğimiz bir fon olabilir. Aynı zamanda vergi konuları, ekonomik konuları ele almamız gereken konular. Eğitsel çalışmalar yapıyoruz, fikirlerimizi bu hayır kurumlarıyla anlatmak yoluyla anlatıyoruz. Onlarla bir masaya oturarak böyle bir anlayışımız olduğunu söylediğimiz zaman genelde buna şükran duyuyorlar. Politika boyutuyla yaptığımız çalışmaları takdir ediyorlar tabi kendileri bu alanda bir şey yapmasalar da. Farklı örgütler bir araya gelip tartışabilmeli, ve bir ortak dil bulabilmeli bütün farklara rağmen. Bu tabi Avrupa düzeyinde de devam edecektir. Genele yayılması bakımından bu tür çalışmaların yapılması lazım.


Engin Avcı: Merhaba ben Türkiye Sakatlar Derneği yönetim kurulu üyesiyim. 5 yıl önce bir trafik kazası geçirip engelli oldum. Engellilik hayatına böyle başladım. Bir sivil toplum kuruluşunda çalışmak bana çok iyi geldi. Bu toplantıya da engelli sivil toplum kuruluşlarında çok yeni olduğum için katıldım bir şeyler öğrenmek için. İşim fırsat buldukça bu tür toplantılara katılmaya çalışıyorum. Türkiye sakatlar derneği olarak neler yapıyoruz, amaçlarımız neler, kısaca bilgi vermek istiyorum. Derneğimiz yeni bir atılım içerinde bizim derneğimiz. Ben katıldıktan sonra gördüm ki Türkiye engellilerinin en büyük sorunu eğitim. Bu eğitimsizlikten dolayı da yoksulluğa itilmektedirler. Gerek ailelerin engellileri dışarıya çıkarmaması gerek eğitim kurumlarının engellilere uygun olmaması gerekse de yönetimlerin engellilere hiçbir haklarını vermemesinden dolayı bu insanlar eğitimsiz kalmışlardır. Eğitim ve öğretim alamadıkları için hem meslek edinememişler hem de sosyal yanları gelişememiştir. Tabi ki Türkiye’de engellilerin durumu içler acısı ama dünyada da bu çok farklı değil. Hala uluslar arası insan hakları sözleşmelerinde engelliliğin tanımı tam olarak yapılmış değil. Ya da ayrımcılığın engellilerle ilgili olan kısımları tam olarak açık değil ve buna karşı yaptırımlar tam olarak net değil. Şimdi Türkiye’de bizim derneğimizin birinci amacı engelli stk yöneticilerinin ayrımcılık konusunda eğitilmesi. Engelliler için mücadele eden insanların bu konularda eğitimi gerçekten çok yetersiz ve bu kişiler için tanımın önceden netleştirilmesi gerekiyor. Bu nedenle biz Bilgi Üniversitesi’nden bir öğretim görevlisinin gözetiminde birkaç seanstan oluşan bir eğitim çalışması yapmaktayız. Kendi yöneticilerimizi eğittikten sonra önce üyelerimizi sonra da toplumun geri kalanını bu konularda bilgi sahibi yapmak istiyoruz. Bu noktada şunu sormak istiyorum sosyal dışlanma noktasında sizin örgütünüzün engelliler hakkında yapmış olduğu çalışmalar nelerdir? Bu konuda bizim sizlerden yararlanmamız nasıl mümkündür?
Miceale: Daha evvel söylediğim gibi her grubun spesifik sorunlarıyla ilgilenmez ama üyelerimiz ulusal ağlar sakatların bu konularda çalışılar. Biz EAPN olarak genel haklar üzerinde dururuz. Mesela siz eğitim dediniz biz de yüksek kaliteli eğitimin herkesin ve sürekli bir hakkı olduğunu devamlı söylüyoruz. Engellilerin eğitim hakkına erişiminde sorunlar olmamalı hatta özel çabalar gösterilmeli ki engelli insanlar rahatça eğitim hakkına erişebilsin. Bunun dışında biz farklı gruplar ve örgütlerle birlikte çalışıp sorunlarını dinliyoruz. Tabi daha spesifik alanlara yöneldiğimizde sorunlar daha da spesifik oluyor. Tabi bizim yaklaşımımız bütün sosyal dışlanma yaşayan insanların sorunlarının tümüne yönelmek. Bu noktada engelli insanlara yönelik dışlanmalara engel olmak lazım. Bizim istediğimiz bütün insanlar için çok güvenli bir sosyal güvenlik ağı oluşturmak bütün insanları kapsayacak şekilde. Dolayısıyla değişik sosyal dışlanma yaşamış insanlar bizimle beraber çalışıyor ama aynı zamanda bizim de sizlerin vereceği bilgilere ihtiyacımız var.
Lila Pieteus: Unicef’te çalışıyorum. Düzenleyicilere beni davet ettikleri için teşekkür ederim. Birinci sorum, orta sınıf ve zenginler arasında ne tür propaganda yapıyorsunuz ki bir takım son yıllarda ortaya çıkmış olan vergilerin indirimi noktasında zenginlerin bir takım avantajlar kazandığı ve yoksulların ise zararlı çıktığı ortada. Dolayısıyla zengin Avrupalılar’ın bu konuda neler yapması gerektiği konusunda bir faaliyet yapıyor musunuz? İkincisi ulusal düzeylerde en azından yoksulluğu ortadan kaldırmak için en azından ne tür ulusal faaliyetler var? Fransa veya Almanya’da çok büyük miktarda mesela çocuk yoksullaşıyor, dolayısıyla ulusal yapılar nasıl yaklaşıyorlar? Üçüncüsü, genişleme ülkeleri için faaliyetlerimiz var, bu ülkelerin işin içine girmesi gerektiğini söylediniz dolayısıyla oluşumunuzun finansal enstrümanlara nasıl yaklaştığını merak ediyorum. Son soru olarak kuruluşunuz Avrupa bütçesini etkilemek için ne yapıyor? Önümüzdeki yıllarda sosyal hizmetlere ne kadar para gideceği konusunda bir çalışma yapıyor musunuz?
Miceale: Sunumumda EAPN’nin yapmış olduğu bazı çalışmalara değinmiş oldum. Sosyal dışlanmaya karşı elde ettiğimiz bazı başarılara değindim. Ama şunu unutmamalıyız, toplam olarak baktığınızda sosyal içerme politikası Avrupa birliği politikalarının ve stratejisinin çekirdeğinin bir parçasıdır. Buna bağlı olarak sosyal içerme politikaları düzeyinde olan her şey sadece tavsiye düzeyinde. Ancak bunları finansal şeylerle birleştirmek gerekir. Maliye bakanlığını bu işin içine sokmak gerekir. Bu bir çok ülkede olmuyor. Bu aslında bizim yıllardır üzerinde mücadele ettiğimiz bir konu ama çok daha uzun süreli mücadelelere ihtiyaç var. sadece bu tarz tavsiyelerin dışında bir şeylere ihtiyacımız olduğu ortada. Bir takım şeyleri kamuoyunun baskısıyla değiştirebiliriz ve bu da oldukça zor bir çalışma. Aynı zamanda yoksulluk herkesin şu veya bu şekilde işin içine girdiği bir konu. Yani bir şeyleri dağıtmak için birilerinin bir şeyler vermesi lazım. Dolayısıyla bu konuda açık olmak lazım. EAPN olarak şunu yeni kavradık, bu tür çalışmalara çok daha fazla vurgu yapmamız lazım ama çok zor bu. Çünkü sosyal işler konusu mali konularla karşı karşıya kaldı mı, maliye bakanlarıyla karşı karşıya kaldı mı çok zayıf kalıyor. Başbakanlara, maliye bakanlarına ulaşmak bizim yapmamız gereken şeylerden elbette. Avusturya’da mesela bir süre önce bir yoksulluk konferansı yapıldı, kendilerine sorduk yoksullukla mücadeleye nasıl katılacaklarını. Çok ilginç sonuçlar çıktı. Çünkü bunlar hepsi Sosyal Çalışma bakanlığına aktardı bizim sorularımızı, işte niye onlara sormuyorsunuz diye. Biz biraz bilinç yükseltmeye çalıştık ama bu kadar oldu işte. Aynı zaman da Avrupa Birliği bütçesini etkileme meselesine gelirsek, bunu da az da olsa etkilemek mümkün, rakamlara şimdi bakmak lazım sizlere aktarmak için rakamların ne olduğunu ama daha sonra da anlatabilirim size. Ama bir lobici grup olarak o kadar da güçlü değiliz. Sadece meseleyi devamlı gündeme getiriyoruz. Çocuk yoksulluğu sorununa gelince üye ülkelerin farklı durumlarını göz önüne almak zorundayız. Eski üyelerde Almanya, Avusturya gibi ülkelerde elbette bir çocuk yoksulluğu var, bu da ailesi olmayan çocuklar için de geçerli dolayısıyla bu mesele önemli. Genel sosyal içerme politikaları içinde göz önüne alınması geren bir sorun. Sosyal içerme politikaları çok sayıda çocuğu olan aileler ve tek ebeveynli olan aileler için etkili olmak zorunda. En azından eski üye ülkelerden biliyoruz ki her bir yoksul çocuğun arkasında yoksul bir aile vardır. Bu işin bir yönü. Eğer Avusturya gibi bir ülkede bile bir dizi araştırma çocukların yoksul bir sosyal ortamdan geldiği bir durumda eğitime ulaşması zor oluyorsa, eğitim çok önemli bir durumda. İskandinav ülkelerinde eğitim işi daha eşit bir durumda düzenlenmiş. Yoksul ailelerden gelen çocuklar için bile çok şey yapılabiliniyor. Bazı daha muhafazakar ülkelerde mesela Avusturya gibi sistem erkenden çocuklara eğitim vermek için uygun değil.
Laden Yurttagüler: Öğleden sonra için programda düşündüğümüz şeylerden bir tanesi biraz daha tartışma biçiminde olsun ve biraz kendi deneyimlerimizi konuşalım. Türkiye’deki deneyimler neler, buradaki sıkıntılar neler biraz bunları ortaya koyalım istiyoruz.
Başak Ekim: Stk’larla birlikte düşünürken aslında Türkiye’de EAPN’nin Türkiye’deki ayağını oluşturabilir miyiz, yani Avrupa sosyal gündeminde kendi gündemimizi oraya taşıyabilir miyiz? Biraz da bunları göz önünde bulundurursak çok iyi olur diye düşünüyorum.
Aksu Bora: Ben biraz kendi deneyimlerimden bahsetmek istiyorum. Türkiye’de kadın örgütleri ilk olarak hayır işleri ile başlamıştır yani dernek ile hayırcılığı beraber yürütüyorlardı. Bunun sebeplerine fazla girmek istemiyorum ama böye bir kültür var. Biz de kadın örgütleriyle birlikte çalışıyoruz. Yerel siyaset çalışma grubu diye bir grubumuz var. Yerel örgütlerle atölyeler yapıyoruz. ;Bu atölyelerde biz yoksullukla ilgili çalışma yapmıyoruz, kadınların siyasete katılımı konusunda çalışma yürütüyoruz. Fakat hiçbir konu yoksulluğa değinmeden konuşulmadığı için biz de değinmek zorundayız. Amacımız şu kadınların yerelde yerel sorunlara yerel çözümler üretmesini sağlamak, bu hayır kurumu gibi çalışma yürüten kadın derneklerinin politize olmalarını sağlamak istiyoruz. Yerel sorunları tanımlamaya çalışırlarken en büyük sorunu burada yaşıyoruz. Çok genel ezberler var işte yoksulluk, şiddet, eğitim. Yoksulluk ve şiddet söylendikten sonra çözüm olarak neler yapılır diye sorulduğunda cevap olarak eğitim söyleniyor. Yerel olarak neler yaşıyor kadınlar bunu da anlamak gerekiyor. Artı yoksullukla mücadelede nasıl bir kamu politikası yapılabilir ve yerel yönetimle ve çeşitli kamu kurumlarıyla nasıl bir işbirliği yapabiliriz, onları nasıl denetleyebiliriz gibi devam ediyoruz. Uğraştığımız şey birinci bunların hayırseverlik şeyi, ikinci olarak da çok buna bağlı olan bir şey yoksulluk deyince kadın örgütlerinin aklına hemen ilk olarak gelir getirici kurslar gibi şeyler geliyor. Her yerde sertifikalı kadınlar var ve bunların sayıları giderek artıyor. Kadınların istihdama katılımının az olmasının sebebinin beceri eksikliğinden kaynaklı olduğu düşüncesinden kaynaklı olan bu anlayış çok yanlış bir anlayış bu. Dolayısıyla yoksullukla mücadele ederken nasıl bir yol izleyeceğiz? Kamu alanının genişletilmesi ve sosyal hizmet burada çok önemli. İşte eğitimin ücretsiz olması, sağlığın ücretsiz olması gibi pek çok alan var. bunların acaba şimdi belediye yasası ile birlikte müthiş bir imkanlar da açıldı. Yoksullukla mücadelede perspektifin biraz kamu politikalarına kaydırılmasına çalışıyoruz. Şundan eminim ki kadınların çok hızla ufukları açılıyor bu anlamda. Sosyal politika devlet tarafından bile bir hayırseverlik olarak algılanıyor. Kadınların bu konuda ufukları giderek açılıyor. kamu politikalarına yönelik bir yönelim olabilir diye düşünüyorum.
Bayan: Türkiye’de yoksullukla mücadelede projelerini listelemek bile neredeyse imkansız. Aslında çok çeşitlilik var gibi ama temelde çok benzerlikler de var. Devlet bu alanda hayırseverlik çerçevesinden bakıyor. Çok doğru. Bir belediyenin bir sayfasında gördüğüm bir mektupta yani bir takım dini çağrışımlar içinde işte komşusu açken tok yatan bizden değildir gibi üzerinden işte belediyelerin neden hayırseverlik gibi yardım üzerinden gidiyor. Bunu bir hak üzerinden giden bir dil yok. Yani yoksulluk Türkiye’den nasıl anlaşılıyor? Şimdi burada 68 milyon yoksul var denildi ama seviye orada önemli. kime yoksul diyoruz, Türkiye’de kime diyoruz? Alana indiğimiz zaman acil önlemler hemen ortaya çıkıyorlar. Benim gördüğüm kadarıyla daha çok yardım ve bu yardımı değişik ağlarla işte hemşerilik ağı olabilir, belli bir dini söylemin içinden olabilir. Son olarak bir nokta daha söylemek istiyorum değerlendirme süreci pek yok. Sivil toplum kuruluşları, artı devlet ve belediyelerin uyguladıkları projelerin sonunda değerlendirme pek yok. Değerlendirme dediğim zaman aldığım yanıtlar yardım ettikleri kişilerin gerçekten bunu hakkedip hakketmedikleri ya da doğru bilgileri verip vermedikleri. Dolayısıyla böyle bir iç denetim mekanizmasının var olup olmadığı hani burada bulunan sivil toplum kuruluşlarına böyle bir soru da sormak isterim.
Asuman Türkün: Ben de biraz bizim grubu anlatayım. Ev eksenli Kadınlar Çalışma Grubundan geliyorum ben. Bizim grubun yapmaya çalıştığı şey aslında 1999 yılından itibaren çalışan bir grup bu. Bu uluslararası emek alanında eskiden anladığımız anlamda işçilik azalıyor, farklı tür işçilikler var. Ev eksenli çalışma da böyle bir çalışmanın parçası. Bir farkındalılıkla başladı bu grup, şöylesi bir farkındalık, evde çalışan kadınlar kendilerini kesinlikle çalışan kadın olarak görmüyorlar. ne kendi gözlerinde bir farkındalık var, ne devlet gözünde ne de toplum gözünde bir farkındalık var. Bizim grubumuz atölyelerle farklı illere gidip farklı kadın gruplarıyla atölyeler düzenliyoruz. Birinci hedef bu farkındalığı kendi gözlerinde yaratmak. ikinci hedef de her kadının çıktığı koşullara uygun olarak bir örgütlenme modeli yaratmalarını sağlamak. Biz aslında uluslar arası bir çabanın uzantısı olarak da var oluyoruz. Bir tepe örgütlenmesi var bu HomeNet diye. Bunun bir parçası olarak çalışıyoruz. Şimdi içinde bulunduğumuz çaba ulusal sınırları aşan bir durum arz etmekte. tabi ki ilk hedefimiz ulusal anlamda farkındalığın yaratılması, devlet politikalarına, kamu politikalarına bunların girebilmesi ve işçi olarak tanımlanmalarının sağlanması ama bunun destekçisi de hep uluslar arası sözleşmeler oluyor. Bizim yapmaya çalıştığımız aslında bu görünürlülüğü artırmak. Bu anlamda ILO sözleşmesini kadınlara tanıtıyoruz. Uluslar arası anlamda aslında bunu bir işçilik olduğunu, ne tür haklara sahip olabilecekleinin bilincine varmalarını sağlamaya çalışıyoruz. Tabi bu çok uzun süreli bir çaba. Bu çok hızla talep edilebilecek bir konu değil. Zaten bu sözleşmeyi iki ülke uyguluyor. Bu sözleşmeye göre anı diğer işçiler gibi aynı haklar tanınıyor. Genel işçilik hakları tanınmış ve sağlanmış oluyor. Ama bunun kabul görmesi daha çok uzun zaman alacak gibi. Çok ciddi bir çaba gerekiyor bunun için. Bizim yapmaya çalıştığımız belli atölyelerle bunu yapmaya çalışmak aynı zamanda da haritalama çalışmaları yaptık. bu da çok önemli. Yani hiçbir istatik ev eksenli çalışan kadınların sayılarını yansıtmaz. Hiçbir ülke yansıtmıyor. çünkü kayıt dışı bir alan olarak görülüyor. Dolayısıyla bir haritalama çalışması da yürütüyoruz.

Ama görünen o ki aslında Türkiye’nin her yerinde, biz de bu çalışmaya girdikten sonra fark ettik, bu çok yaygın bir tür. Ve bazen kriz zamanlarında ailelerin tek geçim kaynağı olabiliyor. Öyle bütçeye katkı falan değil. Bu çok ciddi bir geçim kaynağı ve ailede çoğunlukla kadınların elde ettiği bu gelir daha çok çocukların refahına yansıyor. Yani çocuklar daha iyi bir eğitim alabiliyorlar, daha iyi beslenebiliyorlar. Bu paralar ailede daha öncelikli olmayan kalemlere gidiyor. Biz haritalamayla birlikte kadınlarda öyle bir bilinç yaratmak istiyoruz. Dolayısıyla birlikte hareket etmenin önemi ortaya çıkarılmış oluyor ve her yereldeki grup kendi koşullarına göre bir örgütlenme modeli üzerine kafa yoruyorlar. Kimi zaman kooperatif biçiminde oluyor. Mesela ilk ev eksenli kooperatif İstanbul Avcılar’da kuruldu. Bu sadece ev eksenlilerin oluşturduğu bir kooperatif oluyor. Bir hiyerarşi oluşturulmamaya çalışılıyor. Dolayısıyla emek üzerinden bir örgütlenme biçimi oluyor. Bazı illerde kooperatif çok anlamlı olmuyor. O zaman belki belediyelerle birlikte Pazar mekanı oluşturulabiliyor. Yine kaymakamlıklarla birlikte pazarlarda stand açılıyor. Ama bir sonraki adım olarak bu ILO’nun bahsettiğim sözleşmesinin kabul edilmesiyle bu insanlara işçilik haklarının verilmesidir. Nihai hedef bu ama bu uzun bir yol. Bu yolda yavaş yavaş ve biraz da dikkatli yürümek gerekiyor.


Zelal Ayman: Ben yoksullukla ilgili düşününce çok kapsayıcı geliyor bana ve içinden çok rahat çıkabildiğim bir şey değil. Bir insanı tek başına yoksul insan diye tanımlayamıyorum. Pek çok kimliği ve belli bir sınıftan gelmiş olması, kadın mı erkek mi bütün bunları o taplonun içinde düşünmek zorunda kalıyorum yoksa bu konuyla ilgili düşünüp kavramsal bir yere de oturtamıyorum. Yapılacak pratik işlerle ilgili bir yolda bulamıyorum. 1980 öncesi yoksullukla ilgili çok ciddi söylemler vardı mesela Sol harekette. Hatta sağ harekette bile. 80 sonrasında muhalif kesim dediğimiz kesimde daha çok stklar oluştu. Ve kadın hareketi diye bir kısmı muhalif kısım çıktı. Ve orada kimlikler meselesine çok iyi bakamadık. Ve bence hala bakamıyoruz. Yani o noktada bütün bu alanların analizi noktasında bile büyük bir eksiklik olduğunu düşünüyorum. Çünkü her zaman kadınlar erkeklerden daha yoksuldur. Yani her zaman Kürtler Türkler’den yoksuldur. Yani o noktada yıllardır içinde aktivist olduğum hareketin sınıfla ilgili olsun, Türkiye’de yaşayan etnik gruplar hakkında hala alması gereken yol olduğunu düşünüyorum. Bu diğer bütün muhalif hareketler için de geçerli ki kadın hareketi bu konuda en çok adım atmış hareket olarak gözüküyor. Yani şimdi Aksu dedi mesela bu hayırsever kadın kuruluşları meselesi örneği. Büyük bir mesele bu. Ben şöyle düşünüyorum bazı kadın stkları ve kuruluşları bazı dönüştürücü faaliyet içerisinde bulunabilirler. Benim doğru bulduğum da bu. Yani insanlşara destek olurken insanlara destek olmak ve bizim için çok önemli. Bir taraftan ama acil ihtiyaçlar da önemli. Şiddete uğramış kadınlara bizim sığınak evleri açmamız lazım. Kadın derneklerinin bunu talep etmesi devletin de açması lazım. Yani bu noktada sistem içi şu anda yaratılması gereken bu aynı şey yoksulluk içinde geçerli. Bizim geldiğimiz yerde danışma merkezleri var, kadınlar geliyor oraya, şiddete uğramış, o kadar yoksul ki, mesleği de yok, meslek kursu da vermek lazım, gelir olması lazım. Sığınaktan nereye göndereceksin ki? Bu bir zincir. Birbirinden ayrı düşünemezsin. Tabi ki kamu politikalarını yoksullukla ilgili zorlamalıyız ama aynı zamanda şu andaki kamu düzeni içerisinde destek olmak istediğimiz insanlar için bir şeyler yapmalıyız. Bu şey anlamına gelmiyor, benim hayırseverlik gibi şeyleri onayladığım anlamına gelmiyor. Olumlamıyorum. Dini bir tarafı olduğu için ben tamamen karşıyım zaten. Bu dinden kaynaklı yürütülen bu tarz hayırseverlikleri yanlış buluyorum zaten. Arkadaşımızın gördüğü yazıyı İzmit’te büyük büyük bilboardlarda yazmışlar, Muhammed’in sözleri diye. Bir sürü dini söz var. Ben şunu söylüyorum hem çok ihtiyacı olan kadınlara destek olmalıyız hem de kamu politikalarını etkileyebilme noktasında işte bu lobicilik gibi, savunuculuk gibi kampanyalar yürütmeliyiz. Çünkü şu anda çok inanılmaz bir rakam var 2000’de Türkiye’de kadın istihdamı yüzde 36 iken şimdi yüzde 26 seviyesinde. Yani bu nasıl oluyor? Avrupa Birliği sürecindeyiz. Yoksullukla mücadele diye başbakanlığın sosyal riski azaltma programı var. İsmi de süper. Kadınlara destek oluyoruz diyorlar, pozitif ayrımcılık var diyorlar ama kadın istihdamı hep düşüyor. Yani kadın istihdamı düştükçe aslında kadınlar daha çok yoksullaşıyorlar. Kadınların mutlaka bir şekilde para kazanmaları gerektiğine inanıyorum. Mesela kadın diyor ki benim dolmuşa verecek param yok gelemiyorum merkeze. Ben kursa gelmek istiyorum, burada çay kahve içmek istiyorum ama 750 bin lira ile ekmek alıyorum diyor. Bir de böylee bir şey var yani. Biz kadın örgütlerinin finansal zorlukları da çok. Bizim onlara gitmemiz de çok zor oluyor. Ben kadınların 100 milyon da olsa bir gelir elde etmelerini çok çok anlamlı buluyorum. Yani yoksulluğa karşı para çok önemli diye düşünüyorum. Ama gelir elde etmek hiç bir zaman kadınları kurtarmıyor.

Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə