Yoksulluk ve sosyal dişlanma ile iLGİLİ SİVİl toplum kuruluşlarinin rolü atölye çalişmasi



Yüklə 171.33 Kb.
səhifə1/4
tarix04.09.2018
ölçüsü171.33 Kb.
  1   2   3   4



YOKSULLUK VE SOSYAL DIŞLANMA İLE İLGİLİ

SİVİL TOPLUM KURULUŞLARININ ROLÜ

ATÖLYE ÇALIŞMASI

17 NİSAN 2006

Yoksulluk ve Sosyal Dışlanma ile Mücadelede Sivil Toplum Örgütlerinin Rolü

Avrupa Yoksulluk ile Mücadele Ağı Temsilcisinin Katılımı ile Atölye Çalışması
17 Nisan 2006, Pazartesi

Bilgi Üniversitesi,

Kuştepe Kampüsü, Akademik Kurul Odası

Sabah Oturumu
10.00 Açılış

“Türkiye’de Sosyal Dışlanma ile Mücadele Politikaları:

Avrupa Birliği Sosyal İçerme Süreci üzerine Gözlemler”

Prof. Ayşe Buğra, Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Politika Forumu
10.30 “Avrupa Birliği Yoksullluk ve Sosyal Dışlanma ile Mücadele Politikaları:

Sivil Bir Ses olarak Avrupa Yoksulluk ile Mücadele Ağının Rolü”



Michaela Moser, Avrupa Yoksulluk ile Mücadele Ağı Temsilcisi
11.15 Kahve Arası
11.30 Tartışma
12.30 Öğle Yemeği
Öğleden sonra Oturumu
14.00 Tartışma

Türkiye’de Sosyal Dışlanma ile Mücadelede STK’ların rolü


16.00 Kapanış

“Türkiye’de Sosyal Haklar ve STK’lar”



Prof. Nurhan Yentürk, Bilgi Üniversitesi STK Eğitim ve Araştırma Merkezi

Yoksulluk ve Sosyal Dışlanma ile İlgili Sivil Toplum Kuruluşlarının Rolü”



Atölye Çalışması

17 Nisan 2006
Laden Yurttagüler: Herkese Günaydın. Hepiniz geldiniz, iyi ki de geldiniz. “Yoksulluk ve Sosyal Dışlanma ile İlgili Sivil Topum Kuruluşlarının Rolü” adlı atölye çalışmamızı sizlerin katılımı ile başlatmış bulunmaktayız. Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Politika Forumu ve Bilgi Üniversitesi Sivil Toplum Kuruluşları Eğitim ve Araştırma Birimi olarak bu atölye çalışması ile sosyal haklar alanında düşünmeye başlangıç yapalım dedik. Bugün amaçladığımız aslında biraz birlikte konuşmak ve nereye gideceğini anlamak. Birazdan Başak (Ekim) atölyenin içeriğini biraz daha anlatacak. İlk önce Ayşe Buğra, Türkiye’de sosyal dışlanma ile mücadele politikaları üzerine konuşacak. Arkasından Avrupa Yoksullukla Mücadele Ağı’ndan Miceala Mose, Avrupa Birliği’ndeki sosyal dışlanma ile mücadele politikaları hakkında konuşacak. Benim şimdilik söyleyeceklerim bu kadar, biraz da Başak (Ekim) içeriğe ilişkin bir şeyler eklesin.
Başak Ekim: Hepinize günaydın. Biz bir süredir Sosyal Politika Forumu olarak Avrupa Yoksullukla Mücadele Ağı ile bağlantı içindeyiz. Avrupa Yoksullukla Mücadele Ağı bünyesinde toplumla ilgili çalışma yapan ve yoksullukla hak temelli mücadele eden sivil toplum örgütlerini bünyesinde bulunduran bir ağ. Avrupa Birliği’ndeki politikaları etkilemeye çalışan ve çok da etkili olan bir oluşum. Miceale’da bu ağın hem yönetim kurulu üyesi, hem de yeni üye olan ülkelerde örgütlenmesi üzerine çalışıyor. Aynı zamanda kendisi Avusturyalı ve Avusturya’daki yoksullukla mücadele ile ilgili olarak hem üniversite bünyesinde, hem de sivil toplum örgütleri bünyesinde çalışıyor. Beraber düşünme pratiği yapmak için bir anlamda bugün bu masanın çevresinde toplandık. Ben şimdi sözü Ayşe (Buğra’ya) Hanım’a bırakmak istiyorum.
Ayşe Buğra: Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Politika Forumu ve Bilgi Üniversitesi STK Eğitim ve Araştırma Merkezi’nin Frederich Ebert Vakfı’nın desteklediği Yoksullukla ve Sosyal Dışlanmayla Mücadelede Sivil Toplum Kuruluşlarının Rolü” isimli bu çalışmaya katıldığı için Miceale Mose’ye teşekkür ederek başlamak istiyorum. Türkiye, ilk defa, Avrupa’da yoksullukla mücadele alanında çok önemli olan bu kuruluşla resmen tanışmış oluyor.

Avrupa Birliği düzeyinde yoksullukla mücadelenin tarihi 1975’lere kadar gidiyor. Ama Avrupa komisyonunun yoksullukla resmen mücadeleye başlaması daha yeni. Bu doğrultuda 2000 tarihli Lizbon Konseyi önemli bir dönüm noktası. Onu izleyen Barcelona Konseyi gene önemli bir dönüm noktası. Bu konsey kararlarında Avrupa Birliği’nde yoksullukla mücadele ve sosyal dışlanma ile mücadelenin biçimlendiğini görüyoruz. Avrupa Birliği’nde yoksullukla ve sosyal dışlanma ile mücadele “açık koordinasyon yöntemi” (open method of coordination)1 denilen bir vasıta ile yönetiliyor. Bu yöntem Avrupa Birliği’nde yoksullukla ve sosyal dışlanma ile mücadelede ortak hedefler belirlenmesine ve ortak göstergeler yardımıyla ülkelerdeki durumun saptanmasına ve bu ülkelerin kendi ulusal stratejileri vasıtasıyla çalışmasını içeren bir yöntem. Esnek bir yöntem. Ulus – devlet dostu denilen bir yöntem. Ulusal kurumlara, ulusal stratejilere yer bırakan bir yöntem. Avrupa Komisyonu, her yıl sosyal koruma ve sosyal içerme ortak raporu diye bir rapor hazırlıyor. Bu raporda, bu ulusal eylem planları belirli bir değerlendirmeye tabi tutuluyor. Bu rapor, Avrupa Birliği düzeyinde yoksulluk ve sosyal dışlanma konusunda çok önemli bir doküman oluşturuyor. Bu dokümana sivil toplum kuruluşlarının da katkıda bulunduklarını görebiliyoruz. Tabi Avrupa Yoksullukla Mücadele Ağı da bu kuruluşlar içerisinde önemli bir yeri olan bir kuruluş. Şimdi Avrupa Birliği’ne sonradan katılan 10 ülke ve Türkiye, Romanya, Bulgaristan’ın içerisinde olduğu aday ülkeler ulusal eylem planlarını (national action plan) hazırlamadan önce bir sosyal içerme belgesi hazırladılar. Romanya ve Bulgaristan’da bu belgenin hazırlanması tamamlandı, bu iki ülke ulusal eylem planlarını hazırlamaya başladılar. Türkiye’de bu sosyal içerme belgesi daha tamamlanmadı. Halen bununla ilgili çalışmalar sürüyor. Sosyal içerme belgesi sosyal mücadele alanına gerçekten çok önemli bir enerji getirdi. Bu konuda bakanlıklar, bürokrasi ciddi bir şekilde düşünmeye başladılar. Sivil toplum kuruluşlarının katkıları istendi ve bu katkılar bir ölçüde belgeye yansıtılmaya çalışılıyor. Bunlar çok olumlu şeyler. Asıl önemli olan bu Avrupa Birliği düzeyinde kullanılan ortak göstergeler kullanılarak Türkiye’de yoksulluk ve sosyal dışlanmanın boyutları karşılaştırmalı bir perspektiften gündeme geldi. Önümüzde çok açık bir tablo var. Bu tablo çok iç açıcı bir tablo değil. Yani Türkiye’de sosyal dışlanmanın ve yoksulluğun boyutları hakikaten çok yüksek. Mesela ülkenin ortanca gelirinin yüzde 60’ından daha düşük bir gelirle yaşayanlar diye tanımlanan yoksulluk oranı Türkiye’de yüzde 25’in üstünde. Bu üye ve aday ülkeler arasındaki en yüksek oran. Çocuk yoksulluğu oranı yüzde 32 kadar. Bu da aynı karşılaştırma oranı içerisinde en yüksek grubu oluşturuyor. Yine bölgesel yoksulluğun, bölgesel eşitsizliğin çok önemli olduğunu görüyoruz. Yani Doğu, Güneydoğu Bölgesinde yoksulluğun oranının çok daha yüksek olduğunu biliyoruz. Bazı sosyal dışlanma ile karşı karşıya olan grupların mesela çingenelerin, mesela Güneydoğu’daki çatışma ortamından dolayı o bölgedeki şehirlere veya Türkiye’nin diğer şehirlerine göç etmiş olan Kürtler’in durumunda çok ciddi sorunlar olduğunu biliyoruz. Kadınların toplumsal hayata katılmasında çok önemli sorunlar olduğunu biliyoruz. Türkiye’de kadınların iş hayatına katılımının çok düşük olduğunu görüyoruz ve tarımda istihdam azaldıkça bu oranının daha da düştüğünü görüyoruz. Şehirleşmeyle birlikte kadınların iş gücüne daha az katıldıklarını görüyoruz. Bunlar çok önemli sorunlar. Türkiye’de yoksulluk ve sosyal dışlanma alanında yapılacak çok şey var.

Şimdi yoksullukla ve sosyal dışlanma ile mücadele eden insanların karşı karşıya oldukları çok önemli iki tane mentalite sorunu var. Bu sorunlardan biri hükümetin yoksulluğu ve sosyal dışlanmayı ısrarla işsizlikle özdeşleştirmesi ile ilgili. Büyümenin ve istihdamın sosyal dışlanma ile mücadelenin tek yöntemi olarak ortaya çıkışı. Bu son derece yanlış bir yaklaşımdır. Tabi ki sosyal dışlanma ve yoksulluk işsizlikle ilgili bir sorundur ama işsizliği ortadan kaldırırsak yoksulluk da ortadan kaldırmak demek son derece yanlış. Bunu istatiksel olarak da çok kolay görebiliyoruz. Bir işte çalışanların yüzde 22.73’nün de yoksul olduğunu görüyoruz. Türkiye’de ücretli maaşlıların yüzde 20.87’si, kendi hesaplarına çalışanların yüzde 24.38’i yoksul. Asıl çok çarpıcı bir istatistik var burada. Kendi hesabına çalışan kadınların yüzde 28’inden fazlası yoksul. Yani hiç kimsenin iş yaratırım, istihdam yaratırım diyerek yoksulluğu önlerim diyecek hali yok. Burada önemli olan sosyal güvencesi olan iyi işler yaratmak ve insanların buralardaki istihdam edilebilirliliğini artırmak. Ama mesele sadece bu da değil. Ne kadar iyi istihdam yaratsanız, ne kadar iyi işler yaratsanız da sosyal dışlanma ile karşı karşıya kalabilecek gruplar olacaktır. Farklı etnik gruplar gibi, özürlüler gibi. Bunlara yönelik özel önlemlerin gündeme gelmesi çok önemlidir. Düzenli gelir desteği programlarının gündeme gelmesi son derece önemlidir. Sosyal hizmetlerin kalitesinin ve ulaşabilirliliğinin artırılması son derece önemlidir.

İkinci bir mentalite sorunu daha var. Bu da sivil toplum kuruluşlarına atfedilen rol. Türkiye’de geleneksel olarak yoksullukla mücadele bir devlet işi olarak görülmüyor. Bir hayır konusu, bir gönüllülük konusu olarak gündeme geliyor. Bu bağlamda sivil toplum kuruluşlarına devlete destek olma görevi veriliyor. Asıl endişe verici olan bir çok sivil toplum kuruluşu bu rolü seve seve üstleniyorlar ve yardım toplayıp yardım dağıtmak üzerine faaliyet göstermeye başlıyorlar. Bu da onların son derece yararlı bir biçimde bir şeyler yapmalarını engelliyor. Bu yapılabilecek olan yararlı şeyleri ben devleti sorumluluğa davet etmek, devleti göreve davet etmek olarak tanımlıyorum. Sorunları tanımlamak, sorunlarla ilgili çözümler üretmek ve izlemek, bütçe süreçlerini izlemek, bütçeden sosyal harcamaya ayrılan paraları takip etmek. Bütün bunlar sivil toplum kuruluşlarının yoksulluk ve sosyal dışlanma ile ilgili yapabilecekleri çok önemli şeyler. Avrupa Yoksullukla Mücadele Ağı bu anlamda çok önemli işler yapabilen bir kuruluş. Bunun için de Miceale Mose’nin aramızda bulunması çok değerli ve kendisine tekrar hoş geldiniz diyorum.
Miceale Mose: Hoş geldiniz. burada bulunmaktan ben de çok büyük zevk alıyorum. Ben de size bu alanda neler yaptığımızdan bahsetmek istiyorum. Bir sunum da hazırladım ama maalesef İngilizce olacak bu sunum. Avrupa birliği ile çalışan kişiler bilirler ki pek çok strateji pek çok politika süreci vardır ve bizim ağımızın görevlerinden bir tanesi de STK’ların bu ağ içerisinde yer alması ve aynı şekilde yoksulluk ve sosyal dışlanma mağdurlarının da katılımcı olabilmelerini sağlamaktır. Seslerini duyurabilmelerini sağlamaktır ki zaten ağımızın kuruluş amaçlarından birisi de budur.

Biraz kendimi tanıtmak istiyorum, zaten bahsedildi ben Avusturya’lıyım. Avusturya da çalışıyor ve yaşıyorum. Orada bir tane sosyal organizasyon için çalışıyorum. Şimdi Avrupa Birliği Yoksulluk ve Sosyal Dışlanma Karşıtı Ağı hakkında daha fazla bilgi alacağız. Ben de buraya bağlı olarak çalışıyorum. Avusturya’da yüksek borç almış kişilere yardım etmek üzere kurulmuş olan bir örgütte çalışıyorum.



İlk slaytımızda konuşmanın genel başlıklarını görüyoruz. Avrupa Birliği’nin içerme politikalarından bahsedeceğim, daha sonra da EAPN’nin gelişiminden bahsedeceğim. Sonra detaylı olarak sosyal içerme stratejimizden bahsedeceğim. Daha sonra da bunun ulusal seviyede nasıl işlerlik kazandığından bahsedeceğiz. Tabi Avusturya’dan yola çıkacağım ama diğer yoksullukla mücadele ağlarından da bahsedeceğim. Daha sonra da EAPN’ye nasıl üye olunduğundan bahsetmek istiyorum.

Avrupa Birliği içerleme politikalarına bakacak olursak iki temel konu var. Sayın Buğra bundan bahsetmişti zaten. Yoksulluğun işsizlikle ilişkilendirilmesi gibi bir sorun var. Aynı şekilde STK’ların sesleri alınmayabiliyor. Bu bizim yaşadığımız sorunlardan birisi. Ortak mücadelemizin de temelini oluşturuyor. Avrupa Birliği’nin bildiğiniz gibi bir ekonomik bir işbirliği olarak kurulduğunu ve bunun etkilerinin hala sürdüğünü hissedebiliyorsunuz. Temel amacı istihdamın artırılmasıdır ve yoksulluk 70’lerden beri bir sorundu. Bu politikalar sosyal içerme konularında araştırma yapmayı teşvik etmekte olan politikalardı ve aynı zamanda ülkeler arasında yoksullukla mücadele açısından fikir alış verişini mümkün kılıyordu. Jack Deleon Avrupa Birliği Başkanıyken sosyal politikaları Avrupa Birliği’nin kapsamına daha fazla da almaya çalıştı. ancak belli bir noktadan sonra görev değişimiyle birlikte Almanya ve İngiltere ulusal politikalar konusunda Avrupa Birliği’ne bağlı olmak istemediklerini, sosyal politikalar konusunda daha çok başlarına buyruk olmayı istediklerini söylediler. Avrupa Birliği içerisinde sosyal politikalar taraftarı olan güçlerin mobilize edilmesi Amsterdam sözleşmesi ile ki bu 1979 yılında yürürlüğe girmiş ve 1999 yılında tüm üyeler tarafından imzalanmıştır. Bunun içerisindeki bazı maddeler sayesinde Avrupa Birliği sosyal politikalar noktasında bazı çalışmalar yapmaya başlamıştır. Yani Avrupa Birliği açısından baktığımızda bir şeylerin yapılabildiği en azından tavsiyelerde bulunulduğu bir çerçeve oluşturulmuştur bu anlamda. bir sonraki gündem Lizbon Stratejisi. çok özetle şunu söyleyebilirim Lizbon gündemi içerisinde Avrupa Birliği’nin önümüzdeki 10 yıl içerisindeki hedefleri sıralanmıştır. Özellikle temel medya organları, sosyal uyumun bunun parçaları olduğunu görüyoruz. Avrupa Birliği şöyle bir yöntem geliştirmiştir. Ulusal politikalar açık koordinasyon yöntemiyle birbiri ile koordineli hale getirilmiştir. Yani ortak hedeflerimiz vardır. Yine ulusal devletler geleneksel yöntemleriyle yoksullukla mücadele etmeye devam etmişlerdir. Bir başka önemli konu da sosyal gündem. Özellikle geçen yıl başkan Prodi tarafından vurgulanmıştır, 2006 ile 2010 arasını ele alan bir gündem. kendi içerisinde çok güçlü olduğunu söyleyemeyiz ancak topluluk içerisinde bir inisiyatif başlatıyor. Çünkü çok değişik gelir standartları var Avrupa Birliği içerinde. Aynı zamanda emek politikalarını iyileştirme amaçlanıyor. Sosyal içerleme konusunda bir takım çalışmaların yapılacağını görüyoruz ama sonucun nasıl olacağını şimdiden söyleyemiyoruz. Şimdi de Avrupa Birliği Yoksulluk Karşıtı Ağı’nın nasıl geliştiğine bakalım isterseniz. İlk yoksullukla mücadele programları 70’ler ile 80’ler arasında gündeme alındığı sırada 89’da 200 kişilik yoksullukla mücadele aktivistinin bir araya geldiği bir konferans düzenlendi. Burada yoksullukla mücadele ağının kurulmasına karar verildi ve filizlendi. Daha sonra 1,5 yıl bunun üzerinden geçince EAPN’nin tüzüğü oluşturuldu. Bir genel toplantı yapıldı. 92’de de bir sekreterya açıldı Brüksel’de. Bugün bu sekreteryada daimi çalışan 7 kişi var. Bu arada bu ağ büyümeye başladı. Şu an 21 ağımız bulunmakta. Biz sadece Avrupa Birliği üyesi ülkeler içerisinde üye kabul etmiyoruz, bütün Avrupa genelinde örgütleniyoruz. Hem aday ülkelerde hem de Norveç, İzlan’da gibi Avrupa Birliği olmayan ülkelerde çalışmalar yürütüyoruz. Türkiye ile ilk resmi ilişkimizi de böylece kurmuş oluyoruz. Peki EAPN’nin amacı nedir? Hiçbir zaman şunu unutmamalıyız ki kişileri ve toplulukları sosyal dışlanmaya karşı güçlendirmek, haklarına erişimini sağlamak, izolasyondan kurtarmak ve sosyal dışlanmaya karşı mücadele etmek. Peki EAPN’nin temel amaçları nelerdir? Yoksullukla ve sosyal dışlanmanın önlenmesinin Avrupa birliğinin gündemine girmesi lazım. Bunların gündemde alt sıralara düşmesini engellemeye çalışıyoruz. Yoksulluk ve sosyal dışlanma ile ilgili yapılan eylemlerin etkinliklerini artırmak. Üçüncü olarak sosyal dışlanma ve yoksulluk mağduru kimselerin ve grupların konumlarını güçlendirecek şekilde lobicilik faaliyetleri yapmak. Bütün bunları yapabilmek için EAPN bir strateji planı oluşturdu. Başarılı olmak için lobicilik faaliyetleri yapıyoruz demiştik. Öncelikle örgütler arasında işbirliği kurmaya çalışıyoruz. İttifak kurmaya çalışıyoruz çünkü zaten ağın amacı bu. Eğer biz bu ittifakı kurabilirsek ancak etkili olabiliriz diye düşünüyoruz. İkincil olarak yoksulluk ve sosyal dışlanma ile mücadele eden grupların güçlendirilmesi. Üçüncü hedefimiz Avrupa Birliği’nin içerme politikaları söz konusu olduğunda ulusal eylem planları çok önemli oluyor. Çalışmalarımızın belli bir kısmı da bu eylem planlarını izlemek, gözlemlemek, ve bunlara katkı da bulunmaktır. Bunun dışında toplumun yoksullukla mücadele edilmesi aşamasında seferber edilmesini amaçlıyoruz. Beşinci olarak EAPN olarak daha küresel bir perspektif belirlemeye çalışıyoruz. biz Avrupa Birliği dışındaki yoksulluğa karşı gözlerimizi kapalı tutmuyoruz. Bu nedenle uluslar arası ağlarla ilişki kuruyoruz. sosyal dışlanma ve yoksullukla ilgili tüm çalışmalara katılıyoruz. Çünkü yoksullukla mücadele edenlerin birbirinden ayrılmaması gerektiğine inanıyoruz.

EAPN’nin üzerinde çalıştığı bazı ilkeler var, öncelikle hak temelli bir yaklaşımımız var. Kişinin sosyal haklarından bahsetmekten hiçbir zaman vazgeçmeyeceğiz. Bunun yanı sıra ikinci ilkemiz şu EAPN’nin bu hak temelli yaklaşımın altını önemle çizmesi. Bir başka önemli ilkede katılım. Eapn’nin dahili çalışmaları açısından katılım çok önemli. Özellikle yoksulluk ve sosyal dışlanma yaşamış insanların katılımını da değerli buluyoruz. Daha iyi sosyal politikaların oluşturulması için bu kişilerin düşüncelerine ihtiyacımız bulunmaktadır. Bir başka önemli nokta onur. sosyal dışlanma ile ilgili konularda insan onuru önemli yer tutar. bizim dördüncü ilkemiz ortaklık. Kişilerle örgütlerle ortak olara çalışıyoruz. İyi bir şekilde iletişim kurmaya çalışıyoruz. Dayanışma da tabi ki EAPN gibi bir örgütün en önemli araçlarından birisidir.



EAPN 21 ulusal ağın bir araya gelmesinden oluşuyor demiştik. Aynı zamanda Avrupa genelinde bu alanda çalışan örgütlerle de çalışıyoruz. Şimdi Eapn’nin nasıl çalıştığını az çok görmüş oldunuz. Tabi her bir ulusal ağın kendisinin bir temsilcisi var EAPN’nin yönetim kurulunda. Lobicilik konusunda değineceğim gibi ulusal anlamda yapılan çalışma EAPN’nin başarısı için kilit önem taşıyor. EAPN’nin en önemli çalışmalarından birisi lobicilik. Birazdan size bunu anlatacağım. Tabi ki bütün bu sratejilerin izlenmesi gerekiyor. Dolayısıyla bir takım çalışmalar hazırlıyoruz. Bunlar Avrupa Birliği’nde yapılan sosyal politikalar alandaki şeyleri özetliyor. Sonra bilgi aktarımı önemli bir şey. Alış veriş veya mübadele diyebileceğimiz faaliyetimiz de çok önemli. Çünkü bu alış verişler sayesinde ulusal netvorkler başka kuruluşlardan başka ülkedeki örgütlerle tanışabiliyorlar ve birbirilerinden farklı şeyler örenebiliyorlar. Nihayet eğitim yapıyoruz üye kuruluşlar için. Size daha evvelde söylediğim gibi STK’lar ile temas içerisinde bulunmaya çalıştık.

Burada önemli Avrupa Birliği organlarını görüyoruz. Burada farklı gruplarla çalışabiliyorlar. Bu gruplar görev güçleri ve stratejik gruplar olarak çalışıyorlar. Stratejiler konusunda ve yapacağımız lobicilik hakkında toplantılar yapıyoruz. Avrupa Birliği’ne iki yönden de yaklaşıyoruz. Solda resmi Avrupa kurumlarını görüyorsunuz. Sağ tarafında ise üye ülkelerin netvorklerinin yaklaşımını görüyorsunuz. Sonuç olarak Avrupa Birliği’nde bütün kararlar devlet başkanları tarafından alınıyor, dolayısıyla komisyonda lobicilik yapabiliriz ama devlet başkanları hayır derlerse bir şey başaramayız. Dolaysıyla ulusal ağlar da kendi ülkelerinde lobicilik yapıyorlar. Geçen sene bahar toplantısında Lizbon stratejisinin giderek daha fazla ekonomik konular üzerinde odaklaştığı anlaşıldı. Bu noktada bir takım şeyler söylendi. Dolayısıyla Lizbon Stratejisinin içerme ile ilgili önemli bir kısmı geride kalmış oldu. Avrupa komisyonu ile bunun üzerine konuştuk. Aynı zamanda ulusal ağlar kendi başkanlarıyla görüştüler. Sosyal uyumu Lizbon’un bir parçası olarak muhafaza etmeye çabaladık. Sonuç olarak Avrupa Birliği’nin 2005 toplantısının nihai kararında sosyal politika yer almış oldu. Kilit lobicilik alanları tabi ki yoksulluğa ve sosyal dışlanmaya karşı mücadele işinin merkezinde. Aynı zamanda sosyal içermenin bazı başka konularda da çalışıyoruz. Yapısal fonlar mesela. Bu konuda etki yaratmaya çalışıyoruz. Avrupa yapısal fonlarının yoksulluğa karşı mücadele eden STK’lar açısından nasıl kullanılabileceği konusunda. Bu pek iyi bir durumda değil maalesef. Örneğin benim ülkem de Avusturya Yoksullukla Mücadelede bu fonlara erişmek pek mümkün olmuyor. Tabi istihdam stratejisi de son derece önemli. Yapısal fonların bununla ilişkisi son derece kurulmalı. Önemli olan bir şey var Lizbon’da devlet ve hükümet başkanları şu konuda bir karar aldılar ve bu çok iyi bilinmiyor. 2010 yılına gelene kadar yoksulluğu ortadan kaldırma kararını aldılar. Bu konuda bir ilerleme olmadı ama biz onları zorluyoruz. Sosyal içerme stratejisi aynı zamanda üye adayı ülkeler için de önemli. Burada ortak hedefler saptandı. Ulusal anlamda her ülke kendi ülkesinde yoksulluk ve sosyal dışlanma ile nasıl mücadele edeceğini ortaya koyuyor. Bunlar üzerinde bir etki yaratmak çok büyük bir önem taşıyor. Burada çok iyi bir şekilde gerçek bir tablo ortaya çıkarırsanız bu da sizin kendi ulusal planınızda çok önemli bir temel olur. Komisyon bütün eylem planlarının sonuçlarına bakarken bütün Avrupa’daki durumu ortaya koyan bir rapor hazırlar. Aynı zamanda eşit düzeyli değerlendirme programı var. Mesela evsizlik, çocuk yoksulluğu veya başka alanlarla karşılaştırmalı verir ve en uygun uygulamayla ortaya koyar. Burada tabi bir de sorun var. Genellikle en kötü örneklerden ders almak mümkün dolayısıyla buralara en kötü uygulamaları yapan ülkelerin de konulması gerekir ama devletler hiçbir zaman kendi ülkelerindeki durumun ideal olduğunu söylemek istemezler. Ve yoksullukla mücadele için sürekli ilerleme yaptıklarını ve iyileşme görüldüğünü söylemek isterler. Bir de sosyal dışlanma programı diye bir şey var. Karşılıklı görüş alış verişi için önemli.

Liste olarak kabul edilen ortak amaçlar görülüyor burada. Eğer bunu daha önceki EAPN çalışmalarıyla karşılaştırabilecek olsanız EAPN gibi kuruluşların bu tür şeylerin oluşturulması üzerinde ciddi bir etkisi olduğunu görürdünüz. Herkesin istihdama, mallara ve hizmetlere katılmasını ulaşmasını kolaylaştırmak için çok büyük bir yol katedilmiş değil ama gene de herkesin bütün bu tür haklara sahip olması gerektiğinin saptanması önemli. İkincisi dışlanma riskinin engellenmesi. Bu çok hayati bir nokta. Bir çok hükümet bunu unutuyor. Sadece varolan yoksulluğa karşı önlemler almak yetmez aynı zamanda gelecekte ortaya çıkabilecek olası yoksulluklara karşı önlem almak gerekir. Üçüncüsü en zor durumda olanlara yardımda bulunabilmek. Bazı ülkelerde bazı grupların daha çok tehlikelerle karşı karşıya olduklarını biliyoruz. Türkiye için bunu dinledik, çocuk yoksulluğu ile ilgili olarak dinledik. Bir çok ülkede tek ebeveynli ailelerin içinde yoksulluğun yüksekliğini görüyoruz. Mesela bu Avusturya’da yüzde 30’un üzerinde. Bir de bütün ülkelerde göçmenler, büyük aileler ve etnik azınlıklar çok hassas bir durumdalar. Dördüncü amaç da bu konuyla ilgili olarak bütün kurumları ve aktörleri seferber etmek. Bu da ortak amaçların bir tanesi. Burada tabi yoksulluk üzerinde odaklanılmıştır. Her ülkede bir ulusal kalkınma planı yapıldığında o ülkedeki bütün kuruluşlar gelip o plana etkide bulunmaya çalışıyorlar. Mesela biz Avusturya’da hükümet daha ulusal planını açıklamadan önce biz ulusal planımızı hazırlamıştık. Bizim hazırladığımız eylem planı raporu sayesinde hükümetin yaptığı raporla karşılaştırıldığında hükümetin yoksullukla mücadelede nerede başarısız olduğu ortaya çıkıyordu. Şimdi bir rapor yayınladık Bütün eylem planlarının güçlü ve zayıf yanlarını analiz ettik. Eylem planlarımız dikkatin yoksulluk üzerine dönmesinde büyük bir başarı gösterdiler. Her ülke en azından iki senede bir oturup en azından plan düzeyinde ne yapacağını düşünmek zorunda. İsveç’te mesela devletin başındakilerle STK’dakiler oturup karşılıklı konuştular ve hep birlikte bir plan hazırladılar ve imzaladılar. İrlanda’da yine belli bir düzeyde devlet sivil diyalogu mevcut. sonra Avusturya gibi ülkelerde stklarla diyalog çok zayıf. Mesela son eylem planı hazırlığı sırasında paskalyadan hemen önce sadece bir hafta önce ilan edildi. bir yandan çünkü herkes tatile gider. Yani stklar fikirlerini sundular ama o zamana kadar bakan çıkıp gitmişti. Bu genel olarak ülkenin geleneğine bağlıdır. Bu konuda çok yol kaydetmeliyiz. bu konuda Avusturya örneği ortada ama şimdi hiç olmazsa bazı enformel toplantılarda bizim bazı fikirlerimizi belirtebiliyoruz. Burada bilgi akışının olması ve karşılıklı verilerin ortaya konması da son derece önemli. Ama burada bir fakat var. çok az politik enerji harcıyor hükümetler bu konularda. çok ciddi kararlar alındı mesela 2010 yılında yoksulluğun ortadan kaldırılmasına yönelik alınan karar pek bir işe yaramadı. Şimdi başbakanımıza sorsak böyle bir kararı hatırlıyor mudur? tabi ki o dönem bir çok ülkede başka başbakanlar vardı. Muhtemelen kimse hatırlamayacaktır ve bir sonrakine ciddi bir şekilde aktarmamıştır. Ama bu aynı zamanda bir tane sosyal içerme planının kabulü önemlidir. Bizce bu hükümetlere göre değişmemelidir ve güçlü bir sosyal politika kurumsallaştırılmalıdır. Yoksulluğa karşı mücadele stratejisinin hep varolması gerekir. bir başka zayıf nokta ise bu planların çoğu zaman bir rapor şeklinde yer alması ve çoğu zaman içinde politika barındırmaması. Üçüncü zaaf şudur ki genellikle bütçeler ve ulusal politikalar üzerinde çok az etki yapar bu planlar. Yeni stratejiler ve planlar ortaya koyulmaz. Dolayısıyla çok az yol alınır. Sosyal çalışma bakanlığı bir çok plan yapabilir ama hükümet burada para yok der ve bir çok şey kapanmış olur. Dolayısıyla bütün planların uygun bir bütçe ile ortaya konması lazım. Hala yoksullukla mücadelenin istihdamla çok büyük ilgisi olduğu zannediliyor. İnsanlara ne bedelle olursa olsun bir iş sağlanmalı deniliyor ama bu da yoksulluğu ortadan kaldırmıyor.

Şimdi karşımızdaki zorluklardan bahsettikten sonra sonuçlardan bahsedeceğim. Biz büyük bir ağ olduğumuzu, Avrupa politikasını etkilemeye çalıştığımızı, bu etkinliklerimizi düşünürseniz pek çok ülkede sosyal içerme politikalarının gelişiminde bir kesinti olduğu gibi bir sorunumuz var. Lizbon gündeminin yeniden tanımlanması gündemde. Özellikle sosyal politika alanında zayıflamış durumda. bir de bütün sosyal hizmetler liberalize edilirse bu da bizim önümüze bir tehdit olarak geçmekte. Çünkü yoksullukla mücadele eden herkese yardımın verilmesi lazım. yani sosyal alanda bazı kesintiler oluyor. iş ve aktivasyon konusu bizim için zor. Çünkü pek çok kişinin işi olmasına rağmen halen yoksulluk sınırındalar. ırkçılık ve göçmenlere karşı saldırılar bizim için çok zor bir durum yaratıyor. Bu gruplara karşı büyük bir ayırımcılık yapılabiliniyor. Yapılan istatistiklere göre Avrupa Birliği’nde 68 milyon yoksul bulunmakta. ki bu da neredeyse Türkiye’nin nüfusu kadar yani yanlış bilmiyorsam.

Son olarak şunları söylemek istiyorum. stratejiyi güçlendirmek için yapılacak şeyler var. Örneğin bu haklar temelli yaklaşıma kendimizi adamamız gerekiyor. Aynı zamanda şu genel yargıya karşı durmamız gerekir. Ekonomik büyüme sağlıklı bir toplumla eş anlamlı değildir. Biz bu konuda sürekli bir eğitim çalışması yapıyoruz ve her zaman açıklamaya çalışıyoruz. Aynı zamanda ekonomi ve istihdam alanında araştırma yapan örgütlerle bir araya gelip sosyal planlamalar yapmalıyız. Aynı zamanda eylem planlarının daha etkin olmasını sağlamamız gerekiyor. Aynı zamanda yoksulluğun her yerde kaldırılması için bunun esas politikalara dahil edilmesi lazım.

Son slaytım, katılımcı olmak ve ortaklığı geliştirmek gerekiyor stratejiyi kuvvetlendirmek için. bunu yapmaya çalışıyoruz çünkü bizim birlikte hareket ettiğimiz temel birimler stklar, yoksulluk alanında tecrübeli olan kişiler, bazen kendi ihtiyaçlarını kendileri ifade edemiyorlar, bizim aracılığımızla kendilerini ifade ediyorlar. aynı zamanda yoksulluktan çeken insanların katılımını daha fazla sağlamamız lazım. 5 yıldır EAPN her yıl yoksulluk çeken insanları bir araya getiren toplantı yapıyor. yoksulluk yaşayan insanlar Brüksel’de yapılacak olan toplantıya davet ediliyorlar. Avrupa ve ulusal parlamentoların güçlendirilmesi gerekiyor. parlamento son birkaç yılda bu konuda güçlendirildi ama daha fazla güçlendirilmesi gerekiyor. hizmetlerle ilgili genelin yararına olan hizmetlerle ilgili çalışmalar yapılıyor. daha demokratik bir Avrupa Birliği’nin oluşturulması için Avrupa Birliği’nin yoksullukla ilgili çalışmalara dahil olması gerekir. EAPN’nin tavsiye edeceği şeylerden bir tanesi Avrupa Yoksulluk Gözlemevinin kurulması. Çünkü biz yeniden tartışmak ve yeniden tanımlamak istiyoruz. yoksulluk istatistiklerini geliştirmek istiyoruz özellikle Avrupa Birliği üye devletlerinde. Türkiye’de de tabi bunun yapılması gerekir. yoksulluk ile ilgili kullanılan araçlar çok iyi değil. Çok basitleştirilmiş tabloların ortaya çıkmasına sebep oluyor. Bu göstergelerin yeniden tanımlanması gerekir. Bunu yapaken stk’ların dahil olması lazım ve aynı zamanda yoksulların dahil olası gerekir. Biz aynı zamanda sosyal standartlar konusunda da yeni tartışmaların olmasını istiyoruz. Avrupa Birliğinde çok farklı standartlar var. Bu nedenle hemen ortak standartlar oluşturulması çok zor. Fakat bunu yapmak için çalışmaya hemen başlamamız gerekiyor. Açıktır ki her devletin kendine has bir asgari ücreti bulunmakta. bu da ülkedeki standardı gösteren göstergelerden biri olmaktadır.

Son olarak yine başta söylediklerimize dönmek istiyorum. Aklımızda tutmalıyız ki amacımız yoksulluğu tamamen ortadan kaldırmak ve kimsenin yoksul olmayacağı bir Avrupa yaratmak. Tabi ki bu bizim en uzaktaki en büyük hedefimiz. ama bunu hemen yapmamız geremiyor. Şu an 68 milyon yoksulluk içinde yaşayan insan var. buna aday ülkeleri dahil ettiğimiz zaman bu sayı çok daha fazla artacaktır. Önümüzdeki en büyük sorun bu Avrupa Yoksullukla Mücadele Ağı olarak. Çünkü bir yandan biz bu ailelere ve bu kişilere odaklanmaya çalışıyoruz diğer yandan da haklara dayalı bir eğilim gösteriyoruz. Diyoruz ki herkes için bu haklar olsun. yani bizim istediğimiz sosyal bir Avrupa herkes için sosyal bir Avrupa. Umuyoruz Türkiye’de bu kapsama dahil olur. Türkiye sadece büyük bir ülke değil, toprakları çok geniş ve nüfusu çok fazla diye değil aynı zamanda sosyal açıdan da birbirimize destek olabileceğimizi düşündüğüm için Avrupa Birliği’nde yoksullukla mücadele eden daha soysal bir Avrupa oluşturmaya çalışan organizasyonlar bu şekilde geliştirilebilir.

Yoksullukla mücadelede bütün örgütlerin kendi tecrübelerini masaya yatırmaları çok önemli. Aynı zaman da sosyal dışlanma ve yoksulluk yaşayan insanların da kendi tecrübelerini getirmeleri lazım. Çünkü ortak olan bir şey var burada biz yoksullukla mücadele etmek ve yoksulluğu ve sosyal dışlanmayı tamamen ortadan kaldırmayı amaçlıyoruz. Bunun için hak temelli olan bir yaklaşımı benimsiyoruz. herkes için iyi bir eğitim iyi bir sosyal hizmet, ve iyi sağlık hizmetlerinin verilmesi lazım. bu temel noktalar bizim ortak paydamızı oluşturuyorlar. bunun üzerinden tartışmalar yapıyoruz. Yoksulluk çok boyutludur. Her bir yoksul tek bir kategori altında ele alınamaz. Çoğu zaman insanların birbirilerinden farklı ayrımcılıklarla karşı karşıya kaldıklarını görüyoruz. Münferit örgütler hemen hemen az sayıda çalışana sahip, mali kaynakları yeterli değil ama hedef kitleleri çok geniş. Birisi bir taleple geldiği zaman bugün git yarın gel denebiliyor. İşte bu denli bir ağın kurulabilmesi faydalıdır. Örgütlerin kendilerinin yapacakları katkılar da çok önemli. Çünkü eğer aksi geçerli olmuş olsaydı bizim bu ağımız çok zayıf olacaktı ve aynı zamanda inanırlılığı da olmayacaktı. Ama şu anda ulusal örgütler bize gereken bütün temel bilgileri ve tecrübeleri bizimle paylaşıyorlar. Aynı zaman da yoksulluğu ve sosyal dışlanmayı yaşayanlar bizimle kendi tecrübelerini paylaşıyorlar. İşte bu nedenle bunun Avrupa seviyesine taşınması da önemli. bazı araştırmacılar da şimdi söyleyeceğim şeyi onaylamışlardır, yoksullukla mücadele ağının kullanılması birbirinden farklı ihtiyaçlar da olsa bu ihtiyaçların giderilmesinde göz ardı edilmemekte ancak temel hakların neler olduğunu belirlemeye çalışıyoruz. Benim tecrübelerime göre iş birliği gayet iyi ve başarılı ilerliyor. Avrupa genişlemeden sorumlu grubunun da aynı zamanda bir üyesiyim. Üye olacak yeni devletleri sık sık ziyaret etme ve onlarla görüşme fırsatım oldu. En başta ortak bir dil oluşturmak ortak bir ağ oluşturmak çok zordu. Ama bence bu çabaya değdi. Aynı zamanda devletlerin etkilenmesi açısından ortak bir strateji belirlemek çok önemli. Yani devletin karşısına parçalı bir örgüt yapısıyla değil tek bir örgüt yapısıyla çıkmak çok önemli. Beraber hareket ettiğimiz için daha güçlü oluyoruz.



Dostları ilə paylaş:
  1   2   3   4


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə