BiRİNCİ oturum açılma Saati: 10. 48 Başkan : Sait AÇBA BaşkanvekiLİ : Mehmet Atlan karapaşAOĞlu (Bursa)



Yüklə 2,83 Mb.
səhifə9/38
tarix30.12.2018
ölçüsü2,83 Mb.
#87960
1   ...   5   6   7   8   9   10   11   12   ...   38

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Tabiî, riski, bir anlamda BDDK’nın belirlemesi gerekiyor; yani, buraya da getirip sistemi koyduğunuza göre, riski siz belirleyeceksiniz. O, işte, prim hangi şartlarda ödenir filan, tabi sigorta ile sigorta ettirilen bağımsız denetçi arasındaki bir sorundur; ama, sizin riski belirlemeniz lazım. Ama, demin sizin verdiğiniz uç misali alırsak, bir kere, acaba, oradaki risk nedir; o da tasfiyeden önce ortaya çıkmaz. Banka Fona devredildi diye tamamı zarar değildir, bir kısmını kurtarıyorsunuz.

Şimdi, o riskin belirlenmesi, Sayın Aydoğan söyledi, ona söylemişler, yani, böyle afaki olarak, herkes, tabiî ne demek, hemen yaparız filan. Herkesle ben oturdum konuştum, en büyük, en çok ilgi gösteren Akbank oldu; fakat, sonunda işleyebilen bir mekanizmayı biz kuramadık; yani, inşallah, siz kurarsınız. O bağımsız denetçilerin o sigorta ilişkisi de çok farklı. Hele böyle bir batan bankanın bütün riskini karşılayacak bir sigortaları olduğunu filan zannetmiyorum. Nitekim, batan bankalardan belki bir ikisinin de denetçisi yabancı bağımsız denetim şirketleridir. Onlardan böyle bir, Sayın Ertürk burada, hemen gidip onlardan paraları tahsil etsin, boşuna uğraşıp durmasın; yani, öyle bir sistem yok, şu anda yok; ama, siz diyorsunuz ki, ben, bu mecburiyetimi bir koyayım, herkes bunun belki giderek bir yolunu bulur; ama, riski belirleme mükellefiyeti size ait. O riski de nasıl belirlersiniz; doğrusu, benim aklım almıyor. Bir binayı kolay, bir otomobili kolay; yani, somut bir şeyi kolay; ama, bu soyut, acaba ne olacak, neyi ne kadar görmedi, o görmediği husus nedeniyle ne kadar zarar ortaya çıktı; bunların hepsi çok izafi şeylerdir ve riskin belirlenmesinde büyük zorluk var. Usul ve esasları koyarsınız buraya; ama, o usul ve esaslara göre de sizin mükellefiyetiniz riski belirleme noktasında olacak.

TEVFİK BİLGİN - Belirlemeye çalışırız.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDÜLLATİF ŞENER (Sivas) – Yani, belirlerken ayrı bir seans ve mesai yapılması gereken bir konu.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Bence çok da önemli, yani, mutlaka olması lazım, dürüst çalışacak denetçiler açısından da olması gerek.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Yani, buraya, oluşacak riskle ilgili belirlemenin diye bir şey koymazsanız, neye göre, koca bankayı 1 milyon dolara sigorta ettim, ne anlamı var o şeyin bana?!

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDÜLLATİF ŞENER (Sivas) – Banka sigortalanmıyor ya da mevduat sigortalanmıyor yalnız.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Neyse canım, çok önemli bir ilişki var; yani, insanlar bu düzenlemelere güvenerek, bu düzenlemelerden yola çıkarak bankaların güvenilirliğine ilişkin, hatta Kurul Başkanının kendisi o raporlardan yola çıkarak, tamam iyi gidiyor, raporlar da olumlu çıktı diye…

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDÜLLATİF ŞENER (Sivas) – Bu 33 üncü maddenin birinci paragrafında son cümle olarak şöyle bir şey var: “Bağımsız denetim kuruluşları bu kanun uyarınca yaptıkları faaliyetler dolayısıyla üçüncü kişilere verdikleri zararlardan sorumludurlar” deniliyor. Burada bir sorumluluk var.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Bu ölçü ne, kim karar verecek, yetkili mercii belirlemeliyiz ve önceden nasıl bir riskin altında olduğunu bilmeli; yani, bağımsız denetim kuruluşu, ben şu bankanın denetim işlerini yapıyorum ve benim raporlarıma ilişkin sorumluluğumun ölçüsü budur demelidir.

MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU (Ankara) – Ama o çok zor…

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Bir riskin altına giriyor… O zaman gelirse, bir bakarsın kim bakacak, belli değil…

MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU (Ankara) – Sayısal bir değer anlamında mı söylüyorsunuz?

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Elbette…

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDÜLLATİF ŞENER (Sivas) – Yani burada “usul ve esaslar” derken, BDDK isterse o risk alanlarıyla ilgili belirlemeleri de yapabilir. Usul ve esaslar bağlamında gerekebilir; ama, buraya risklerle ilgili bir ifade koyduğumuz zaman, işin hangi yükümlülük sonuçlarını doğuracağını ben tam kestiremiyorum.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – O zaman muallakta bir şey yapıyoruz.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDÜLLATİF ŞENER (Sivas) – Bu muallakta değil.

BAŞKAN – Bir açıklama alalım.

BDDK BAŞKANI – Sayın Başkanım, tabiî, tekrar belirtmemde yarar var. Bu maddenin uygulamasına ilişkin usul ve esaslar Kurulca belirlenecek. Tabiî ki Kurul, bunu belirlerken, muhtelif kurumlardan görüş alacaktır. Dediğim, gibi, bu sigorta işi çok özellik gerektiren, özel bilgi gerektiren bir iş; ancak, burada riskleri saymaya kalkarsak, bazı riskleri sayamayabiliriz. Onun için, genel bir ifadenin olmasının yararlı olacağını şahsen düşünüyorum.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyoruz.

BİHLUN TAMAYLIGİL (İstanbul) – Bağımsız denetim kuruluşlarına sorumluluk veriyorsunuz; ama, derecelendirme ve değerleme kuruluşlarına sorumluluk yok…

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDÜLLATİF ŞENER (Sivas) - O değişecek oraya gelince, eksik yazılmış o madde.

BAŞKAN – Önergeyi okutuyorum:

Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz yasa tasarısının 36 ncı maddesinin son cümlesinin “oluşan riskin ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Kurulca belirlenir” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Ali Kemal Kumkumoğlu

İstanbul


BAŞKAN – Hükümet katılıyor mu?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDÜLLATİF ŞENER (Sivas) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:


Denetim raporlarının ortaya çıkarabileceği risklerin nasıl oluşacağına açıklık getirmek için.

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

37 nci maddeyi okutuyorum:

(Madde 37 okundu)

BAŞKAN – Madde üzerinde söz talebi?..

Buyurun Sayın Özyürek.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Sayın Başkan, burada, Türkiye Muhasebe Standartları Kuruluna atıf yapılmış olmasından mutluluk duyduğumu ifade edeyim. Bundan önceki Parlamento döneminde böyle bir kurulun yasalaşması için çok uğraşmıştım. O zaman herkes biraz yadırgamıştı, böyle bir kurula ihtiyaç yoktur filan diye. Burada gördüm, tasarının iki yerinde atıf var, Muhasebe Standartları Kuruluna. Demek ki, işe yarar bir öneride bulunmuşuz.

Şimdi, bunun amacı… Bir kere müthiş bir kargaşa var Türkiye’de, standart kargaşası var. BDDK ayrı standart belirliyor, SPK ayrı standart belirliyor, diğer kuruluşlar ayrı standart belirliyor ve özellikle bunun uygulamacıları bir sıkıntı çekiyorlar. Biz de dedik ki, BDDK’nın, SPK’nın, TÜRMOB’un, bütün ilgili kuruluşların temsilcilerinden oluşan bir Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu oluşturursak, artık bu kargaşayı önleriz.

Tabiî, burada bu atıfların yapılmış olması önemli bir ilerleme; ancak, şunu görüyorum: Yine de kuruluşlar ayrı ayrı standart belirlemeye devam ediyorlar, bundan vazgeçmek lazım; çünkü, bu at değil, deve değil, hepimizin yararlandığı kaynak uluslararası muhasebe standartlarıdır. Uluslararası muhasebe standartlarını SPK da, BDDK da ve Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu da Türkiye şartlarına biraz uyarlanıyor; fakat, meslek taassubuyla, ufak tefek farklılık vardır diye aralarında, her kuruluş ayrı standart belirlemeye gidiyor ve bu gereksiz oluyor. Artık Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu var, Başbakanlığa bağlı bir resmî kuruluştur. Bunun çıkardığı standartlara bütün kurulların itibar etmesi… Elbette, bankacılıkla ilgili ayrıntılar olacaktır, onlar ilave edilir. SPK’ya bağlı şirketlerle ilgili olacaktır, sigorta şirketleriyle ilgili olacaktır; ama, bunların hepsi, Muhasebe Standartları Kurulu tarafından dikkate alınarak yapılabilir; ama, gene ben görüyorum, tabiî, kuruluşlarımızın, SPK’nın var biliyorum, BDDK’nın var mı bilemiyorum, bu işle uğraşan elemanları var. Öyle olunca diyorlar ki, biz standart belirlemeye devam ederiz. Tamam, sen standart belirle de, bunu bir eşgüdüm içinde belirle, Türkiye Muhasebe Standartları Kuruluyla. Bu vesileyle, bu konuların uzmanı arkadaşlarım da burada, bu hatırlatmaları yapmak istiyorum. Hizmette mükerrerlikten kurtulmak için Türkiye Muhasebe Standartları Kurulunun biraz daha etkin bir şekilde devreye sokulmasında yarar var. O nedenle, bu yasa tasarısında bu Kurula atıf yapılmış olması beni memnun etti, onu da belirtmek isterim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Kumkumoğlu, buyurun.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben bu düzenlemeden şöyle anlıyorum: Bankalar tek tip bir muhasebe sistemi içinde çalışmayacak, her banka farklı bir standardı kendisine esas alan bir anlayışla, muhasebe sistemini oluşturabilir; ancak, bu muhasebe sisteminin, hangi standartta olursa olsun bu muhasebe sisteminin, burada “tekdüzeni sağlamak; tüm işlemlerini gerçek mahiyetlerine uygun surette muhasebeleştirmek; finansal raporlarını bilgi edinme ihtiyacını karşılayabilecek biçim ve içerikte, anlaşılır, güvenilir ve karşılaştırılabilir, denetime, analize ve yorumlamaya elverişli, zamanında ve doğru şekilde düzenlemek zorundadır” deniliyor; yani, niye her konuda düzenleme yapan ve tek tipleştirme mantığı içerisinde davranan BDDK, ki, bu düzenlemede herhalde 40’ın üzerinde maddede BDDK’nın düzenleme yapacağını ve o konuda standardı, bir şekilde standarttır o düzenlemelerin hepsi, şöyle yapacaksınız, şöyle uygulayacaksınız biçimindeki standartlardır. BDDK bütün bankaların bir sistemi bilen herkes tarafından rahatlıkla kontrol edilebileceği tek tip bir model haline dönüştürmüyor, niye BDDK burada böyle bir?.. Bence, en fazla yetki alması gereken bir madde üzerinde BDDK yetki ve sorumluluğu başkalarına bırakmış, değişik standartlar var. Sayın Özyürek biraz önce söyledi. Banka o standartlardan herhangi birini bu da geçerli bir standarttır diye alabilir, A bankası başka bir anlayışla, B bankası başka bir anlayışla, C bankası başka bir standartla…

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Şimdi, Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu… Aslında bunların hepsi Uluslararası Muhasebe Standartları Kurulu var, onların belirlediği standardı esas alarak, Türkiye’de uygulanacak muhasebe standartlarını ilan eder. Şimdi, bunun, bankacılıkla ilgili ufak tefek farklılıkları vardır, diğer sektörlerle ilgili farklılıkları vardır. Benim buradan anladığım, o kurulla da konuşmak suretiyle, BDDK diyecek ki; bankacılık kesiminin uygulayacağı standartlar bunlardır. Bir de zaten şu anda burada aşağı yukarı tek tip bir hesap planı uygulanıyor.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Tek tip hesap planı varsa zaten, o zaman bu devamında yazdıklarımıza gerek yok. O zaman şöyle olur bu: Bankalar kuruluş birliklerini ve Türkiye Muhasebe Standartları Kurulunun görüşü alınmak suretiyle kurul tarafından uluslararası standartlar esas alınarak belirlenecek usul ve esaslara uygun olarak muhasebelerini düzenlemek zorundadır.

Yani, bu standartlar zaten bu arada saydığımız bütün ayrıntıları bir şekilde ortaya koyan standartlardır herhalde; yani, o standardın içinde bu yoksa, gaipten oluşturup getirip buraya koyamaz. O standartlar bunu içeriyorsa, o zaman şunları şunları yansıtmalıdır biçimindeki ayrıntıları buraya yazmanın bir anlamı yok. Aradaki birsürü şeyi çıkarırız oradan; çünkü, bu tek tip bir model anlayışını beraberinde getirmiyor. Bunları yansıttığı müddetçe farklı da olabilir; ama, önemli olan bunları yansıtıyor olmasıdır anlamına gelen bir düzenleme var.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDÜLLATİF ŞENER (Sivas) – Burada bir redaksiyon yapılabilir; çünkü “kurul tarafından belirlenecek standartlara… sağlamak” diyoruz. Halbuki, bankalar tekdüzeni sağlamayacaklar, bu kurulun oluşturduğu tekdüzene uyacaklar. Dolayısıyla, bu sağlamak kelimesini redaksiyonla uyuma dönüştürmek gerekiyor.

MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU (Ankara) – Uymaları zorunludur…

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – En az boşluk olan alan bu alan, yıllardır, 1986 yılından beri bankacıların uyduğu hesap planları var.

MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU (Ankara) – AB’yle de bunlar uyum içinde olan kısımlar.

BAŞKAN – Evet, bu doğrultuda bir düzeltme yapıyoruz Sayın Bakan.

BİHLUN TAMAYLIGİL (İstanbul) – Burada tabiî farklılık gösteren konulardan biri, 4 üncü maddede portföy yöneticiliği, menkul kıymet alım satımı, bankaların faaliyetleri içinde yer aldığı zaman, bugün yatırım fonları, Türkiye’de yatırım fonları, Hazine bonosu direkt işlemleri, mevduat ve ondan sonra gelen başlıktaki işlemler yatırım fonlarında. Yatırım fonlarının işletmeciliğini de portföy yönetim şirketleri gerçekleştiriyor.

Şimdi, bu hizmetler portföy yönetim işi de bankaların hizmet konuları arasına alındıktan sonra, Türkiye’de yatırım fonlarının kendine has bir muhasebe sistemi var. Bunu burada oturtacak, birleştirecek bir yaklaşımla usuller belirlenecek zannederim, o aykırılıklar, bankalarda olan farklar düzenlenecek.

Bir de bunun tabiî raporlama sistemi var. Raporlama sistemi açısından baktığımızda da, son yaşadığımız, özellikle İmar Bankasının Hazine bonosu olayında yaşanılan bir gerçek var ki, Türkiye’deki bugün büyüklüğü… açısından baktığımızda dibs dediğimiz devlet iç borçlanma senetlerinin kayıt altındaki sistem. Bugün hisse senetleri merkezî kayıt kuruluşunda kayıtlıdır; ancak, dibsler bugün herhangi bir şekilde böyle bir kayıt altında değildirler. Şimdi bu raporlama sisteminde merkezî kayıt kuruluşu nasıl bir çalışma içinde; kurumlar kendi müşteri bazındaki raporlarını kayıt kuruluşuna göre verirler ve müşterilere de bu raporlar iletilir. Şimdi, bankalar böyle bir düzenlemeye sonunda gidebilecek mi; yani, Türkiye’deki mevcut, ki, dibslerin pek çoğu halka arzdan ziyade bankalar kanalıyla müşterilere satılma şeklinde işlem görür; ama, bunların bir otokontrol mekanizması içinde, müşterinin kendi malını veya karşılığını kontrol etme imkânı yoktur; ama, merkezî kayıt kuruluşu bu imkânı verir. Böyle bir raporlama, böyle bir düzenleme, böyle bir gelişme söz konusu olabilecek mi?

BAŞKAN – Evet, bir açıklama alalım.

BDDK BAŞKANI – Sayın Başkan, değerli vekillerimiz; 4 üncü maddedeki bankacılık faaliyetleri, örneğin portföy yönetimi şeklinde söz ettiniz, bunlar zaten tekdüzende şu anda mevcut. Bizim bankalara uyguladığımız tekdüzen hesap planı 1986 yılında yürürlüğe girdi ve gelişe gelişe öyle bir noktaya geldi ki, gerçekten, şu anda belki bankacılık sisteminde en iyi işleyen muhasebe sistemidir. Bankacılık sisteminin birçok yönüyle beraber çok iyi işlemekte ve bütün bankalar aynı hesabın aynı alt kodunu, aynı şeyi muhasebeleştirmekteler. Bunda sapmalar çok cüzi olmakta. Bunun dışında, üç-dört sene önce yapılan bir değişiklikle, muhasebe uygulama yönetmeliklerimiz çıktı. Bunlar, tamamen uluslararası kabul görmüş genel muhasebe ilkelerine uyumlaştırılmıştır; rayiç bedel, alım-satımlar nasıl yapılır, amortisman nasıl ayrılır, vesaire, vesaire.

Son sorunuzla ilgili olarak, raporlama sistemiyle ilgili olarak, malumunuz İmar Bankasında bariz bir olay vardır. Daha sonra bilebildiğim kadarıyla Sayın Bakanımıza bağlı bir kurumdur Sermaye Piyasası Kurulu. Bu konuda çok detay bir çalışma başlatmıştır ve şu anda son noktaya geldiğin biliyorum. Müşteri adına dibslerin saklanması anlamındaki çalışma.

BAŞKAN – Evet, maddeyi düzeltme yetkisiyle birlikte oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

38 inci maddeyi okutuyorum:

(Madde 38 okundu)

BAŞKAN – Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…Kabul edilmiştir.

39 uncu maddeyi okutuyorum:

(Madde 39 okundu)

BAŞKAN – Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…Kabul edilmiştir.

40 ıncı maddeyi okutuyorum:

(Madde 40 okundu)

BAŞKAN – Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…Kabul edilmiştir.

41 inci maddeyi okutuyorum:

(Madde 41 okundu)

BAŞKAN – Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…Kabul edilmiştir.

42 nci maddeyi okutuyorum:

(Madde 42 okundu)

BAŞKAN – Maddeyle ilgili söz talebi?..

Buyurun Sayın Özyürek.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Şimdi, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu hükümlerini saklı tutuyoruz. O zaman Türk Ticaret Kanununun ilgili hükümlerini de saklı tutmak lazım. Kaldı ki, on yıl süreyle nelerin saklanacağını ayrıntılı bir şekilde belirliyorsanız burada, Vergi Usul Kanununun ek olarak istediği başka bir şey yoktur. O nedenle, Vergi Usul Kanunu hükümlerini saklı tutmak kaydıyla diye bir ibareye burada ihtiyaç yok. Eğer ille bu konuyla ilgili diğer kanunları da sayacaksanız, Türk Ticaret Kanununu da buraya monte etmek lazım; ama, bu maddenin düzenleniş şekli, hem Ticaret Kanununu hem Vergi Usul Kanununun ilgili hükümlerini içerecek şekilde düzenlenmiştir; yani, saklı tutulacak başka bir şey yoktur, her şey ortada.

BAŞKAN – Sayın Kumkumoğlu, buyurun.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, şimdi, ilerleyen maddelerde, Fonla ilgili, bu tasfiyeyle ilgili konularda zamanaşımını yirmi yıl diye, daha doğrusu kanunda öyle var, yirmi yıl. O zaman, bankalardan gelen yetkili arkadaşlarımız, kendilerinin evrak saklamadaki on yıllık zorunlulukları ile bu tasfiye sürecine ilişkin yirmi yıllık zamanaşımı arasındaki o on yılda ortaya çıkabilecek problemlerin nasıl çözüleceğine ilişkin önemli sıkıntılar doğabileceğini ifade etmişlerdir.

Burada belki Sayın ÖZyürek’in söylediği Ticaret Kanununun, yani onlar da saklı kalmak kaydıyla on yıl diye söylersek, herhalde saklı kalmaktan kastedilen şey, onların daha uzun süre saklanmak gibi bir zorunluluğu anlamına geliyor. Belki, bu tasfiyeye dönük yirmi yıllık zamanaşımının ortaya çıkarabileceği sorunları da çözebilme imkânını yakalarız diye düşünüyorum.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Yirmi yıl muhafaza…

BİHLUN TAMAYLIGİL (İstanbul) – 5020’ye de atıf yapacaksınız…

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Yirmi yıl muhafaza değil, orada tasfiye sürecinde yirmi yıllık bir zamanaşımı söz konusu; yani, adam onbeş yıl sonra diyelim ki, gelip diyecek ki…Şöyle bir örnek vermişti bankacı arkadaşlarımız: Onbeş yıl sonra gelip diyecek ki, ben bu parayı falanca bankadan filanca hesaba aktarmıştım. Onbeş yıl sonra onun o kayıtları tutma zorunluluğu yok.

BAŞKAN – Sayın Kumkumoğlu, anlaşıldı.

Buyurun Sayın Açıkalın.

MEHMET MUSTAFA AÇIKALIN (İstanbul) – Sayın Başkan, bu maddenin düzenlenmesinde saklı kalmakla alakalı iki şeyi öngörmüş; bir süre var, bir de saklanacak belgelerin muhtevası var. Şimdi, saklanacak belgelerin süresi bakımından Vergi Usul Kanunu burada istisnadır, o belgeleri saklı tutmanın bir anlamı yok; çünkü, Vergi Usul Kanunundaki süreler zaten on yıldan az.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Beş yıl…

MEHMET MUSTAFA AÇIKALIN (İstanbul) – Tarh süresi de tahsis süresi de beş yıl. Dolayısıyla, buradaki on yıllık süre Vergi Usul Kanununu içeriyor.

Muhtevası bakımından bakarsak, Vergi Usul Kanununa zaten saklanılması gereken belgeleri o kanunla… Şimdi, tabiî, Sayın Kumkumoğlu’nun söylediği önemli, eğer yirmi yıllık bir zamanaşımı süresi varsa, bu belgeler yok olacak demektir.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Hangi maddede var zamanaşımı?

MEHMET MUSTAFA AÇIKALIN (İstanbul) – Şimdi orada, Fona devir yirmi yıl bile olsa, aslında bir de onu sorgulamak lazım. Niye sorgulamak lazım; şimdi sonuçta, belge saklamanın amacı, bu belgeler dolayısıyla oluşacak bir suça müeyyide uygulamak. Şimdi, bilmiyorum, suçlar bakımından, bu kanunda öngörülen suçlardaki zamanaşımı süresi eğer yirmi yıldan daha azsa, Fona devirde de yirmi yıl bekletmenin bir anlamı yok. O zaman oradaki süreyi de kısmak lazım veya en azından o süreyi dikkate almak lazım. Dava açma süresi on yılı geçmiyorsa mesela, burada yirmi yıl saklamanın… Tabiî, saklamanın bir de maliyeti var, dünya kadar kırtasiye… Sakla demekle saklanmıyor.

BAŞKAN – Sayın Kınay, buyurun, bir açıklama mı yapacaksınız?

HASAN FEHMİ KINAY (Kütahya) – Açıklamayı bence Fondan alalım; çünkü, orada iki farklı şey var. Birisi, belgelerin saklanmasıyla ilgili, diğeri de, zamanaşımını, hakkında, aleyhinde dava açılan, Fona devredilen bankaların yönetimleriyle ilgili davaları ilgilendiren bir süreci takip ediyor. İkisinin birbirinden farklı olarak değerlendirilmesi gerekir. Biliyoruz ki, Fona devredilen bankalarla ilgili süreç istisnaî koşullarda ilerliyor. 5020 gibi bir kanunla destekledik. Dolayısıyla, bankacılık açısından, belgelerin saklanmasıyla ilgili süre, on yıllık süre ile Fona devredilen bankaların davalarıyla ilgili zamanaşımı süresi olan yirmi yıllık birbirinden ayırt ederek değerlendirmemiz gerekir.

BİHLUN TAMAYLIGİL (İstanbul) – Kimin önümüzdeki süreçte devredilebileceğini nereden bilebilirsiniz ki?

HASAN FEHMİ KINAY (Kütahya) – Fonun bu konuda bence Komisyona bilgi vermesi bu anlamda daha doğru.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Atlan Karapaşaoğlu’nu da dinleyelim, ondan sonra Fondan bilgi alalım.

MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) – Benim söylemek istediğim şuydu: Fonu bir dinleyelim, Fonun bu istikamette bir zaruri gerekçesi varsa ona göre düşünelim; ama, Fon bir bankanın, yani ayda 100 000-150 000-200 000, daha fazla işleyen bir bankanın belgelerini saklaması, yirmi yıl saklaması gerçekten çok büyük bir problem. Yalnız, bu elektronik ortamda olabilir, bugün gelişen teknolojiyle bu mümkün; çünkü, o zaman çok küçük bir şeyle saklanabilir. Yalnız elektronik ortam gibi ifade edebilirsek, belki bir faydası olur diye düşünüyorum.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Şu anda belgenin aslını mı saklamak durumunda?

MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) – Evet. Beş-altı apartman lazım, yani çok büyük bir yatırım lazım. Onun için, elektronik ortamda saklanır denilirse, bu iş belki sistemler kurulur, çok küçük bir ortamda saklanır o zaman.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Burada ona imkân veren bir düzenleme var. Burada “bu belgelerin mikrofilm, mikrofiş şeklinde veya elektronik, manyetik veya benzeri ortamlarda saklanmaları mümkündür” deniliyor.

BAŞKAN – Arkadaşlar, Fonun görüşünü bir alalım, ondan sonra, tartışmak gerekiyorsa devam ederiz.

TMSF BAŞKANI – Sayın Başkan, burada 143 üncü maddede, bu tasarıda da aynı şekilde var, zamanaşımına ilişkin hüküm yer alıyor. Orada “Fon alacaklarına ilişkin dava ve takipler” Yani, çok sınırlı bir alanda yirmi yıllık bir zamanaşımı öngörülüyor. Şimdi, bu sınırı, tabiî ki hangi bankanın Fona devredileceği bilinmez elbette; ama, sonuçta bunun zorunlu olarak belge saklamayı da yirmi yıla uzatmayı biz zorunlu görmüyoruz. Bu anlamda, dava ve takibin aşamasıyla da ilgili biraz. Tabiî, bu yirmi yıldan daha aşağı bir saklama süresi, burada bazı tespitlerde Fonu zora düşürebilir, bazı imkânsızlıklar… On seneden sonra bazı devirler bulmayı belki zorlaştırabilir; ama, burada daha çok, açılmış olan, başlatılmış olan dava ve takiplerin süresiyle ilişkili bir hüküm. Burada amaç daha çok o. O nedenle, biz burada on yıllık sürenin değiştirilmemesinin bize bir zarar vermeyeceği kanaatindeyiz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Bir de, icap eden veyahut da gereken evraklarının da herhalde saklanmasında bir sıkıntı olmaz, onu da engelleyici bir hüküm olmadığına göre…

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDÜLLATİF ŞENER (Sivas) – Yalnız, Vergi Usul Kanununda 5 yıl, Ticaret Kanununda 10 yıllık süre var, burada da 10 yıl. Genel hukuk düzeni içerisinde bu 10 yıl normaldir, doğru bir düzenleme.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

42 nci maddeyi redaksiyon yetkisiyle beraber oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

43 üncü maddeyi okutuyorum:

(Madde 43 okundu)

BAŞKAN – Maddeyle ilgili söz talebi?..

Buyurun Fazlı Bey.

FAZLI KARAMAN (İzmir) – Küçük bir ayrıntı ama, alt komisyonda belki atladık bunu. Ana ortaklık bankalar tanımı yapılmış, 38 nci maddede de atlamışız aslında. Ana ortaklık tanımı içerisinde bankalar ve finansal holding şirketleri var, yani bankaları çıkarıp sadece ana ortaklık terimi kalması daha uygun gibi, 38’de de aynı hatayı yapmışız. Eğer uygun görülürse, sadece ana ortaklık terimi geçip, bankaların çıkarılması. 38’de de aynı husus var.



Yüklə 2,83 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   5   6   7   8   9   10   11   12   ...   38




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2022
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə