İstanbul ansiklopediSİ Büyük Kapalı Çarşıda Yağlıkçılarda İstanbul Hanımı



Yüklə 5,01 Mb.
səhifə2/80
tarix03.01.2019
ölçüsü5,01 Mb.
#88905
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   80

DÎVÂNI HÜMÂYUN

4620


istanbul

ANSİKLOPEDİSİ

4621 —




Dîvânı Hümâyunu kuran devlet erkânı şu zatlerden mürekkebdi:

1. Sadırâzam; Dîvânın reisi (zamanımızın


teşkilâtına uydurmak istersek Başbakan, Sa-
dırazâhı kâhyası unvanı taşıyan en yakın yar
dımcısına da görevleri dolayısı ile İç İşleri Ba
kam diyebiliriz, şu kadar ki sadırâzam kâhyası
Dîvan Âzası değildi).

2, Rumeli Kadıaskeri ve Anadolu Kadıas-


keri Efendiler; (ilmiyeden, sarıklı hoca sınıfın
dan iki büyük şeriat, din, hukuk adamı, çift
Adliye Bakanı yerinde idiler, aynı zamanda
Temyiz Mahkemesi ile Devlet Şûrasının, Da-
mştayın işini görürlerdi; bu bakımdan bazen
Dîvânı Hümâyun bir Yüksek Mahkeme olurdu).

â. Altı Vezir; (ikinci, üçüncü, dördüncü, beşinci, altıncı ve yedinci vezir unvanlarını taşıyan bu paşalar zamanımızın tabiri ile Devlet Bakanları idiler. Tecrübeli, kiymetli valiler, kumandanlar arasından seçilirlerdi. Mühim meseleler bunlardan birinin tedkikine verilir, o da meseleyi inceler .gereken soruşdurmaları yapar, işin-hakikatini meydana çıkarır, bir karara bağlanmak üzere Dîvâna arz ederdi. Eğer önceden bir başkası hazırlanmamış ise, sadrrâ-zam ayrıldığında ikinci vezir sadırâzam olurdu).



  1. Nişancı Efendi; (Tapu Bakanı; fermanla
    ra, beratlara pâdişâhın turasını çeken bakan).

  2. Baş Defterdar; (Mâliye Bakanı; bazan
    bir defterdar efendi olurdu, vezir rütbesinde
    ise bir defterdar paşa olurdu).

  3. Reisülküttab Efendi; (Dîvânı Hümâyun
    Kaleminin âmiri, Sîvan Bakanı, Dış işleri Ba
    kanı).

  4. Kaptan Paşa; (Bahriye Bakanı, Doıidn-
    mayı temsil ederdi).

  5. Yeniçeri Ağası; (Millî Savunma Bakanı,
    Harbiye Bakanı diyebilir, kara ordusunu tem
    sil gederdi).

Dîvânı Hümâyun haftada bir gün salı sabahı toplanırdı; o gün Sadırâzam ve diğer bütün Dîvan azaları sabah namazını Ayasofya Camiinde kılarlar,, namazdan sonra topluca Ssra-ya'gidilir ve Kubbealtında divan çavuşları tarafından karşılanarak toplantıca başlardı. Toplantı öğleye kadar sürerdi. Öğle yemeği sarayda yenilir, öğleden sonra ve haftanın diğer günleri dîvan azalan devlet işleriyle kendi konaklarında meşgul olurlardı. Dîvânı Hümâyun fevkalâde hallerde ancak pâdişâhın davetiyle hafta-

nın herhangi bir gününde de toplanabilirdi. Harb zamanlarında da toplantı günleri perşen-benin ilâvesiyle haftada iki güne çıkarılırdı.

Dîvân kararlarım tebliğ, bâzı ahvalde bu kararlan hem tebliğ hem de infaz eden memurlar «Dîvânı Hümâyun Çavuşları» adını taşırdı, başlarında «Çavuşbaşı Ağa» unvanı ile bir zabitleri vardı, Çavuşbaşılık tahsisatı dolgun büyük memuriyet idi, emrinde çavuşlardan başka «Büyük Tezkireci» ve «Küçük Tezkireci» unvanları ile iki kâtib vardı, bu tezkireei efendiler Dîvan müzâkerelerinin zabit kâtibliğini yaparlardı.

Dîvânı Hümâyun, geleneklere dayanan tantanalı merasimle toplanır, dağılırdı. Sabah namazını Ayasofyada kılan Dîvan azaları Bâbı-hümâyun önünden Kubbealtma kadar met âsim üniformalarını giymiş Ve başlarında zâbüleriy-le Yeniçeri, Kapukulu Sipahisi, Cebeci, Topçu, Kalyoncu kıtaları tarafından karşılanırdı.

Ortakapudan (Bâbüsselâm'dan) ikinci Avluya girilip Kubbealtma doğru gidilirken yolun kenarına dikilmiş «Selâm Taşları» denilen işaret taşlarına gelinince, ilerde görünen Bâbüs-seâdeye karşı dönülür ve pâdişâhın ikaamet-gâhını temsil eden bu kapu hürmetle eğilerek selâmlarurdı (B.: Bâbıhümâyun, cild 4, sayfa 1765; Bâbüsselâm, cild 4, sayfa 1777; Bâbüsseâ-de, cild 4, sayfa 1774).

Protokol îcâbı Sadırâzam kendisine tahsis edilmiş odada azıcık istirahat eder ve toplantı salonuna biraz geççe gelirdi, kendisini bekleyen dîvan erkânı, -mevsimine göre buzlu şerbetler, baharlı sıcak kış şerbetleri, macunlar ikram edilerek ağırlanırlardı. Sadırâzam Dîvan erkânı tarafından kapu önünden karşılanırdı, ve Sadırâzam da onları: «Sabahınız hayrola!-.» diyerek selâmlardı.

Kubbealtmm önündeki geniş saçaklı taşlık-da bir hafız «Sûrei Feth»i okur, sonra büyük rütbeli yeniçeri zabitlerinden «Çadır I.lehtrrba-şısı Ağa» elinde bir tas yeniçeri çorbası ve bir parça yeniçeri fodlası ile gelir, Sadırâzam ve Dîvan erkânı bu çorbadan birer ikişer kaşık içerler, fodladan da birer lokma koparıp yerlerdi. Sonra Sadırâzam ,sarayda pişirilmiş olan bu çorbanın, saraya gelmiş olan askerlere dağıtılmasını emrederdi, Başda yeniçeriler gelmek üzere, askerin Dîvân günü sarayda çorba içmesi padişaha ve hükümete karşı sadâkat ve itaatine alâmet sayılırdı. Eğer çorba içilmezse, bir

ihtilâl fırtınasının kopacağı, hiç olmazsa bir kaç devletlinin başı isteneceği anlaşılır, herkesi bir dehşet kaplardı. Bâzan da entrikacı sadırâzam-lar yeniçerileri el altından çorba içmemeye teşvik ederler, bu suretle makamı için rakib telâkki ettiği kimsenin îdam fermanını pâdişahdan almaya çalışırdı.

Kapukulu Askerinin «Ulufe» adı altında verilen ücretleri de bu iş için sureti mahsusada toplanmış Dîvânı Hümâyunda dağıtılırdı.

Dîvânı Hümâyun Kaleminin (Bürosunun) âmiri olan Reisülküttab Efendi, on yedinci asit ortalarına kadar, vazîfesi îcâbı Dîvânı Hümâyun müzâkerelerini tâkib eder, Dîvânın âzası bulunan Nişancı Efendinin emrinde bir büyük memur idi; on yedinci asır ortasından sonradır ki Dîvânın, devlet işleri üzerinde fikirlerini beyan eden azaları arasına alındı.

Dîvânı Hümâyun Kaleminde hepsi seçkin sımalar olarak yirmi beş kâtib var idi. Bunlar, Dîvânı Hümâyuna gelen evrakın ve Dîvandan çıkan kararların, ferman ve beratların suretlerini kütük defterlerine kaydederlerdi. Zamanımıza kadar dikkatle saklanmış olan bu defterler, bugün Osmanlı, İmparatorluğu tarihini gereği gibi aydınlatan milyonlarca vesikayı ihtiva eden kiymetine baha biçilmez bir hazînedir.

Dîvânı Hümâyun kâtiblerine «Hâcegânı Dîvânı Hümâyun» denilirdi; en kıdemlisi «Tezkireei Efendi» unvanını taşırdı. Reisülküttablık makaamı boşalınca ekseriya Tezkireei Efendi Reisülküttab olurdu.

Dîvâna gelen evrakı ve istidaları, dilekçeleri Dîvanda Reisülküttab Efendi okur, Dîvan kararlarının müsveddelerini de o kaleme alırdı, müsvedde metni Dîvânın tasvibinden geçdik-den sonra kâtiblere yazdırılır, bir sureti kütük defterine geçirildikten sonra kime, nereye yollanacak ise götürecek olan Dîvan Çavuşlarından birine verilirdi, kütük defterine «Falana Verildi» diye götüren çavuşun adı da kaydedilirdi.

Ö-nce de kaydetmişdik, Dîvandan çıkan her emir, ferman, berat pâdişâhın ağzından yazılırdı.

Yabancı devlet elçileri Osmanlı İmparatorluğu ile Dîvanı Hümâyunda temas ederlerdi. Dîvânı Hümâyunda muhtelif yabancı diller bilen lüzumu kadar tercüman vardı, bunlara da Dîvânı Hümâyun Tercümanları denilirdi, On-dokuzuncu Asra gelinceye kadar hepsi gayri

müslim idi, bilhassa istanbul Haliç Fenerinde oturan rum beyzadelerinden idiler. En kıdemlileri, sadâkatine güvenileni Dîvânı Hümâyun Baştercümanı unvanını taşırdı. Dîvan tercümanları da kâtibler gibi'Reisülküttab Efendinin emrinde idiler. Yabancı bir devlet elcisi İstan-bula geldiğinde, Dîvanca tesbit edilen bir günde Dîvâna gelir, evvelâ Reisülküttab Efendiyi görür, ilk temasını onun ile yapar, sadırâzamın huzuruna onun delaletiyle çıkardı. Eğer elçi ile herhangi bir mesele müzâkere veya münakaşa edilecekse o müzâkere ve münakaşayı da önce Reisülküttab Efendi ile yapardı ve neticesi Dîvâna arz edilirdi. Bu bakımdandır ki Reisülküttab Efendilere Osmanlı İmparatorluğunun eski devlet teşkilâtında Dış İşleri Bakanı idi demek hatalı olmaz. Harblerden sonra mütâreke ve sulh müzâkerelerine de Dîvânı Hümâyunun âmiri olan Reisülküttab Efendiler memur olurlardı.

Dîvânı Hümâyun kâtiblerinin hepsi, yüz yıllar boyunca, devirlerinin en seçkin hattatları ve münşileri, ifâdesi zamanınca en makbul kalem sâhîbleri ola gelmişler idi.

DÎVÂNÎ HÜMÂYUN ÇAVUŞLARI — B-: Çavuşbaşı, Dîvanı Hümâyun. Çavuşları, cild 7, sayfa 3788).

DÎVÂNÎ HÜMÂYUN SAKALABI — Bir sakabaşmm idaresinde XVI. yüzyıla kadar 12, sonra 35 nefer saray sakası idi; sakabaşıları ile birlikde Bâbüssaade Ağasının emrinde idiler (B.: Bâbüssaade Ağalığı, Bâbüssaade Ağası, cild 4, sayfa 1776); suyu gümüş güğümlerle taşıdıkları ve gümüş taslarla sundukları için «Sîm Sakalar», «Sakayâm Sîmi Hans» (Gümüş Sakalar, Hassa Gümüş Sakaları) isimleri, ile anılırdı; Dîvânı Hümâyunun toplantı günlerinde su ve şerbetleri onlar dağıtdığı için Dîvânı Hümâyun Sakaları da denilirdi.

DÎVÂNI HÜMÂYUN TERCÜMANLARI — Divanıhümayun tercümanlığı, Osmanlı imparatorluğunun yabancı devletle münâsebetleri dolayısı ile çok önemli vazi idi; baş tercümanlık ise yüksek memuriyet idi; elçilerin Reisülküttab Efendi (dış işleri bakanı) ve Sadırâzam ile buluşub konuşmalannda, pâdişâh huzuruna kaabûlünde aracılık ederdi; devlet sırlarını vâkıf oldukları için devlete karşı sonsuz sadâkat isteyen bir makam idi.

İstanbuîa gelen yabancı elçiler Türkçe bi-



DÎVAN MEYDANI

4622 —



istanbul

-— 4623 —

DÎVAN ŞİİRİNDE İSTANBUL





tanbulda ilk defa olarak sokak kahvehanesi Örneğini vermişdir.

Asma katda büyük bir salon, bir şark oda-sı-divanhânesi, yemek salonu, hususi salonlar bulunmaktadır.

Otelin yedi yatak katında 42 aded çift yataklı ve banyolu, 42 aded tek yataklı ve banyolu, 8 aded tek yataklı ve duşlu, 6 aded de tek yataklı, ki cem'an 98 yatak odası, 182 yatak vardır.

DİVAN ŞİİRİNDE İSTANBUL — Metni şâir Âsaf Halet Çelebi tarafından toplanmış (B.: Çelebi, Âsaf Halet, cild 7, sayfa 3810) bir antoloji olup 1953 de İstanbul Fetih Derneği tarafından yayınlanmışdır; 17X25 santim eb'adın-da 213 sayfalık bu antoloji, Türk dîvan şiirinde İstanbul üzerine bütün kayıdları, terennümleri elbetki toplayamaz; Â. Halet Çelebinin derlediği notların çok büyük bir kısmını türlü se-beblerde antolojisine almadığı, alamadığı aşikârdır; dîvanlarımızın büyük bir kısmını gör-



len tercümanlar bulundurdukları halde, Dîvânı Hümâyunda devlet tercümanları aracılığı ile konuşurlardı. Dîvanda fransızca, italyanca, in-gitizce, almanca, rusca bilen tercüman vardı, çoğu da bir kaç yabancı dil bilirdi. Paşa kapu-sunda (Bâbıâlide) tercümanlar müstakil bir kalem, büro vardı.

Yüz yıllar boyunca Divanıhümayun Tercümanlığına, İstanbulda Haliç boyundaki Fener semtinde oturan rum kibarlarının, beylerinin oğulları alınırdı. Osmanlı Devletine tâbi yarı müstakil küçük devletlerden Eflak ve Boğdan prenslikleri tahtına «Voyvoda» unvanı ile önceleri o memleketlerin asilzadelerinden sadâka-tına güvenilir bir kişi tâyin edilirdi; fakat sık sık isyanlar çıkdığı için yabancı bir hiristiyan prens tâyini uygun görüldü, bu küçük tahtlar da, devlete tam sadâkati ile tanınmış Divanıhümayun Baştercümanları için bir mükâfat oldu, bu suretle Eflak ve Boğdan voyvodalıkları Fenerli rum beylerinin eline geçdi; içlerinde, kendisine bahşedilen hükümdarlığı nâmuskâra-ne îfa edenler çok oldu, fakat ihanet ederek devletin başına büyük gaaileler çıkaranlar da görüldü ki bu mesele bu ansiklopedinin konusu dışındadır (B.: Tercümanlar; Fener).




f «Sitilİl

Divan Oteli (Resim : Anonim)

DÎVAN MEYDANİ — (B.: İkinci Avlu).

DİVAN OTELİ — Beyoğlunda Taksimde, Cumhuriyet Caddesi üzerinde/Taksim Bağçesi-nin karşı köşesinde, eski Surp Agob Ermeni Mezarlığının yerinde tanınmış iş adamlarından Vehbi Koç tarafından, İstanbul şehrinin şiddetle ihtiyâcı olan otel dâvasına yardım maksadı ile yaptırılmışdır.

Yapısına 1953 senesinde başlanmış ve 16 ocak 1965 tarihinde hizmete girmiş Divan Otelinin binasının proje ve kontrol mimarı Rük-neddin Güney, yapıda projeyi tatbik eden mimar da Avedis Hubeser'dir. Otelin yarım blok arsa üzerinde, inşâ edilmiş olan diğer yarım bloka uymak mecburiyeti, binanın mimarını gereği gibi serbest bırakmamışdır. İç dekorasiyon italyan dekoratör-mimar Beyga tarafından ya-pılmışdır.

Otele «Divan »ismi, 10 şubat 1955 tarihinde, o zaman Cumhuriyet Gazetesinin yazı işleri müdürü olan Cevad Fehmi Başkurt'un riyasetindeki bir heyet tarafından açılan isim bulma müsabakası sonunda, her ikisi de Türk basınının seçkin sımalarından Fikret Âdil ile Ömer Sami Coşar'ın teklifi olarak konmuşdur.

Vehbi Koç'un «Turistik işletmeler Limited Şirketi» adına sahibi bulunduğu bu tesisin sermâyesi 1.000.000 türk lirasıdır.

Bir bodrum, bir zemin katı, bir asma kat ve yedi yatak odaları katından mürekkeb olan binanın üzerindeki geniş taraçadan ruf olarak faydalanılmışdır .

Bodrum katında mubak, ofis, soğuk hava depoları, müstahdem soyunma odası, duş ve yemek odaları, çamaşırlık, ütü odaları, kakr rüfer, havalandırma, kömürlük ve ayrıca şeker-pasta imalâthanesi yerleştirilmişdir.

Zemin katında bir giriş holü, resepsiyon, müdürlük,, muhasebe, santral, telef an odacıkları, plâk odası, erkek berberi, kadın berberi, gardrop, bar, pastahâne vardır. Dışarıya konmuş şemsiye ve koltuklar caddenin bu köşesini süs-lemekde, Avrupadakiler gibi, fs-

mediği de muhakkakdır, bunu eserinin ön sözünde kendisi de söylüyor.

Bu eserde İstanbul ile ilgili şiirleri bulunan şâirler şunlardır :

XV. Asır — Fatih.Sultan Mehmed, Aynî,
Ahmed Paşa. ......

XVI. Asır — Tâcizâde Cafer Çelebi, Cemâli,


Sirozlu Sa'di, Âhî, Zatî, Mihâni, Celâlzâde Mus
tafa Paşa, Zihnî, Beşiktaşlı Yahya Efendi, Lâti-
fî, Taşhcalı Yahya .Bey, Nazmî, Bakî, Hoca Sa-
deddin Efendi.

XVII. Asır — Sultan Ahmed' İL, Nefî, Nevîîzâde Atâî, Nerkisî, Şeyhülislâm Yahya Efendi, Vecdî, Fasîhî, Kâşif.

XVIII. Asır — Rami Mehmed Paşa, Mütercim Âsim, Sabit, Nâbî, Osmanzâde Tâib, Nâzım, Nedim, Sâmî, Seyyid Vehbi, Süleyman Nahifi, Fennî, Neccarzâde Şeyh.Riza, Sâhir, Mustafa Rahmi, Nevâyî, Hâtenı,. Çelebizâde Âsim, Yenişehirli Beliğ, Muhlis Mustafa Efendi, Nevres, Râgıb Paşa, Haşmet, Arif Süleyman Bey, Nâşid,

kadın berberi

vı - r-' -

Divan Otelinin zemin katı plânı (Arkitekt Mecmuasından)


— 4624
DÎVAN YOLU

Esrar Dede, Galib Dede, İzzet Efendi, Abdülha-


linı Dede. . ' ' j,"

XIX. Asır —• Kami, Neşet, Pertev, Sultan Selim III., Sümbülzâde Vehbi, Enderumlu Fadıl Bey, Arif Efendi, Arif Mehmed Efendi, Kâ-lâyî, Enderumlu Vâsıf, Halim Giray, izzet Molla, Hızırağazâde Said Bey, Enderunlu Râsih, Sultan Mahmud II., Sermed, Aynî, Fehim, Leylâ Hanım, Ali Bey, Şeref Hanım, Arif Hikmet Bey, Fatin, Şâkir Ahmed Paşa, Pertev Paşa, Osman Nevres, Ziya Paşa, Hilmi, Hasırcızâde Mehmed Ağa, Eşref, Senîhi Mevlevi, Münif Paşa.

Antoloj'nin alfabetik endeksinde istanbul ile ilgili 262 aded semt ve bina adı vardır; Asaf Halet Çelebi ayrıca 1335 kelimelik bir lügatçe ilâve et-mişdir-

YOLU — Eski îstanbulun en meşhur büyük yolu, şehir içinde Ayasofya önünden Bayazıd Meydadı-na kadar uzanan ana caddedir ki 103i Belediye Şehir Rehberi tanzim edilir iken bu caddenin Atikalipaşa (Sedefçiler) Camii önünden Bayazıda kadar olan kısmının adı «Yeniçeriler Caddesi» diye değiştiriîmişdir. Çok vak'aya sahne olmuş, bilhassa askerî ihtilâllerde, Aksarayda .Et Meydanın kalkıp Ât Meydanına, oradan da Sarayı hümâyuna yürüyen yeniçeriler dâima bu yoldan geçmişlerdir.

Cadde adını, Fâtih Sultan Mehrnçd devrinden başlayarak, sarayda Salı günleri sabah namazından sonra toplanan Dîvânı Hümâyunun öğle üzeri otjjru-muna son verdikden - sonra sadırâzamın ve şâir divan erkânının bu caddeden tantanalı bir alay ile geçerek kendi saray ve konaklarına dağılmaları münâsebeti ile almışdır,

Bizans devrinden kalma bir ana yoldur. Celâl Esad Bey «Eski İstanbul» isimli kitabında, şunları yazıyor: «... Meşe denilen etrafı direkli (direkler arasında olduğugibi) büyük cadde ^Dîvan Yolu) Ogüsteon denilen Ayasofya Meydanından başlayarak Hipodromun (At Meydanının) şimalinden geçerek Kostandin Ferumu (Kostantin Meydanı) denilen Çenberlitaş Meydanına ge-

lirdi. Şimdi etrafındaki inşaat ile pek daralmış olan Çenberlitaş mahalli o zaman gaayefjjeniş ve müderver bir meydan olub üzerinde Kostan-timn heykeli bulunan Çenberlitaş dediğimiz sütun bu meydanın ortasında bulunuyor Jıı (B.: CenVerlitaş). Büyük Cadde bu meydanı geçdik-den sonra Tavri (Tori) Forumuna (Bayazıd



Divan Otelinin bir kat plânı (Arkitekt Mecmuasından)

-= 4625
ANSİKLOPEDİSİ

Meydanına) geliyordu» (Celâl Esad, Eski istanbul, 1907),

Osman Nuri Ergin «Mecelle! Umûri Belediye" »isimli eserinin «Sokakların vaziyeti» ser-levhalı bendinde şunlar yazıyor: «İstanbulun zamanımızda olduğu gibi Tanzimatdan evvel de en mühim caddesi olan Divan Yolun'.lh Hocapa-ra Yangınından (1865) evvelki vaziyetin.! gösteren haritası üzerinde tedkikat icra edilirse caddenin Sultanahmed Meydanına yakın cihetinde ve Firuzağa Camiişerifi kurbindeki genişliği 5, Sultan Mahmud Türbesine yakın kısmının genişliği 7,5, Köprülü Mehmed Paşa Türbesi ve Camii önündeki genişliği 8 arşın bulunduğu görülür, îstanbulun Saray ve Dîvanı Hümâyun yolu 5-8 arşın genişliğinde olursa diğer caddelerinin ve mahalle aralarındaki sokakların ne va-ziyetde olacağı bundan anlaşılır».

Yeniçeriler tarafından Alemdar Mustafa Paşaya bu cadde üzerinde suikasd hazırlanmış (B.: Alemdar Paşa Vak'ası), yeniçerilerin kaldırdığı Vak'ai Hayriye de bu cadde üzerindeki müsademelerle başlamışdı (B.: Vak'ai Hayriye).

1865 deki büyük Hocapaşa Yangjr.ımlan sonradır ki Divan Yolu genişletilerek zamanı-mızdaki şeklini almışdır, bu arada Köprülü Mehmed Paşa Türbesi ile Firuz Ağanın makbe resi.de yıkılarak geriye almmışdır. O zaman bu metodlu îmar işini bizzat idare eden sadırazâm Keçecizâde Fuad Paşa mutaasib zümre tarafından dinsizlik, frenk pereslikle ittiham edilmiş-di, hattâ bir zât Fuad paşanın kendisine: — Meehmed Paşa ile Firuz Ağanın ruhâniyetin-den korkmalıdır!., demiş, zerâfet ve hazırce-vablığı ile meşhur Keçecizâde de :

— Hareketim Köprülünün hoşuna giden iş
lerdendir, onun ruhunun şad olacağından emi
nim, Firuz Ağaya gelince, emsalini eslâfıadan
katledenler vardır, ondan da korkmam!,, ceva
bını vermişdi.

Genişletilen caddenin kaldırımlarını med-heden bir zâta da :

— Evet!., o kaldırmlar bize atılan taşlarla
yapılıyor!.. demişdi.

Önce atlı, sonra elektrikli istanbul tramvaylarının Eminönünden Bayazıda kadar ana yolu bu cadde üzerinden çift hat olarak geç-mekde idi (B.: Tramvay).

1934 Belediye Şehir Rehberindeki Divan Yolunun değerli ve vefakâr muhabirimiz Hak-

DÎVAN YOLU

te Göktürk tarafından tesbit edilmiş 1966 yılındaki durumu şudur:

«Eminönü İlçesinin Alemdar nahiyesinin Molla Aliyülfenârî, Binbirdirek, Alemdar mahalleleri arasında sınır caddedir; eski Divan Yolunun Ayasofya ve Sultanahmed meydanları ile Çenberlitaş arasındaki kısmının adı olarak kaî-mısdır, ki Çenberlitaşdan Bayazıda kadar olan devamı 1934 Belediye Şehir Rehberinde «Yeniçeriler Caddesi» adını almışdır.

«Ayasofya tarafından gelindiğine göre sağ tarazda Ticarethane Sokağı, Doktor Emin Paşa Sokağı, Hacı Tahsin Sokağı, Bestekâr Osman Sokağı, Hoca Rüstem Sokağı, Babıâli Caddesi, Türbedar Sokağı, Vezir Hanı Caddesi; ve sol ta-rafda Cebeciler Sokağı, Işık Sokağı, Klod Fa-rer Caddesi, Piyer Loti Caddesi, Boyacı Ahmed Sokağı ve Peykhâne Sokağı ile kavuş akları vardır (1934 Belediye Şehir Rehberi, Pafta 2/13, 15, 18).

«Paket taşı döşeli ve iki kenarı yaya kaldırımlıdır. Babıâli Caddesi ile olan kavuşağın-dan sonra asfalt yoldur.

«Üst katları yazıhane, büro, altları dükkân binalar arasından geçer. Firuzağa Camii, Köprülü Kütübhânesi ve Köprülüler ailesi hazîresi, Cevrî Kalfa Mektebi îkinci Sultan Mahmud Türbesi ve hazîresi bu cadde üzerindedir; yine bu cadde üzerinde bulunan önemli müesseselerden biri Sihhî Müze ile Sultan Mahmud türbesi müştemilâtından bir binada Vakıflar Rulö-ve Bürosudur. Yine bu cadde üzerinde bulunan şâir kayda değer müesseseler şunlardır: Eminönü Kaymakamlığı, İstanbul Belediyesi Başhekimliği, iş Bankası Türbe Şubesi, Etibank Çenberlitaş şubesi, Yapı ve Kredi Bankası Çenber-litaş şubesi, Doğan Kardeş Yayınları satış yeri, Onun Hanı, Adîiet Hanı, Tesbit ettiğimiz dükkânlar da şunlardır: l şemsiyeci, 3 saatçi, 2 kundura tamircisi, 3 kebabcı, 3. kıraathane, l halı-kilimci, l bakkal, 2 kuru yemişçi, l şekerci, 4 berber, 3 ezcâhâne, 3 fotoğrafhane, 2 ka-sab, l terzi, l tuhafiyeci, l mahallebici, 4 em-lâkcı, 2 benzinci, 6 tekel bayii, l ekmek fırını, 3 lokanta, l kuyumcu, l kitabcı. Kapu numaraları Sr-141 ve 2—218 dir» (Hakkı Göktürk). İstanbul. Adliye Sarayı yapılır iken Cebeciler Sokağı istimlâk edilmiş ve Firuzsğa Camii köşesinden Işık Sokağı kavuşağına kadar Divan Yolu kenanndaki bütün binalar yıkılmışdır; Divan Yoluna nisbetle az çukurda ve geride Adliye



DÎVANYOLU KAHVEHANELERİ

4626 —

istanbul

ANSİKLOPEDİSİ

4627



DİVİT


Sarayı görülür, ve Divan Yolundan Adliye Sarayına özel bir yol açılmışdır.

DÎVANYOLU KAHVEHANELERİ — îs-

tanbulun kadimden beri en büyük caddesi ola gelmiş ve Ayasofya Meydanından Bayazıd Meydanına kadar uzanan Dîvan Yolu (B.: Dîvan Yolu) üzerindeki cami, mescid, medrese, türbe, han, hamam gibi târihi ve mimarî kıymetler taşıyan eserler arasında, İstanbulun günlük hayatından kahvehaneleri ile de meşhur idi. 1865 büyük Hocapaşa Yangınına kadar bu caddenin genişliği 5-8 arşın (3,40-5,4'4 metre) arasında değişmekde idi. Yazın kahvehanelerin önlerine lerine de hasırlı bodur iskemleler atılır, cadde büsbütün daralırdı. Tramvayın ve motorlu nâkil vâsıtalarının bulunmadığı devirlerde, atlılar ve nadiren görülen arabalarla cadde cümbüşlü, hareketli, sesli uzanıb gider, bu kahvehanelerde oturub çay, kahve, nargile, çubuk içen keyf ehli saatlerce oyalanırdı. Ramazan gecelerinde, kış gecelerinde karagözcülerin, kuklacıların, meddahların da uğrak yerleri idi.

Yukarda kaydettiğimiz yangından sonra cadde genişletilmiş, iki yanına yaya kaldırımı yapılmış, bu arada Dîvan Yolunun meşhur kahvehanelerinden bir kısmı yıkılarak ancak dört büyük kahvehane kalmışdı. Bir müddet sonra da bu meşhur caddeden atlı tramvayların demir yolu geçirilmişdi; ve Belediye tarafından kahvecilerin dükkânları önünde kaldırıma yazın iskemle koymaları yasak edilmişdi.

Eski Dîvan Yolu kahvehanelerinin nasıl


yerler olduğu hakkında bilgimiz yokdur. 1865
den sonraya kalmış dört kahvehane hakkında,
geçen asrın son yarısında yaşamış bektâşi Ne-
bil Babanın yirmi dört bey itlik bir manzumesi
vardır ki şudur : ,

Dört a;ded kahvei safa bahşâlar Müşterisi eşraf ayan paşalar

Biri havuzludur üçü aynalı Cümle dögenmişdir kadife hah

Pagfurî fincana» zarfı telkari Ağırlar eylese teşrif hünkârı

Çubuklar rnünakkaş yasemin kiraz Medhinde ne disem hen ne yazsam az

Ocaklar müzeyyen nümayişi tam Zeynini berberi eylemiş itmam

Dört kahve dördü de şatafatlıdır Bunda kahve keyfi iki katlıdır

Zîrâ ki cennet kaçkını dilber Tâzerû çıraklar hizmet iderler

Dîvânı Hümâyun şehrâhıdır bu Temâşâyi hüsne yokdur hiç rebû

Gümüş topuklardan sırma perçeme Süslü bir çekirdek iki dirheme

Gömlekler helâli çaprast yelekler Cümie ak şalvark sîmin melekler

Nâzik ince belde aldır kuşaklar Müşterinin aklın alır uşaklar

Çimşir na'Iûninde zerkârî tasma Tıkır tıkır bıçkın revişli yosma

Daifes hüsnü âna vermiş küşâyiş Fûtei gülgûnu ayn nümayiş

Nezâket zerâfet üzre hem hizmet Anlardır evlâdı Benî Muhabbet

Cümle altı nefer Yûsüfü »man tsmi şeriflerin yazayım heman

Kataloq: library -> nadir eserler el yazmalari -> Ansiklopedi -> istanbul Ansiklopedisi Kocu -> istanbulansiklopedisi
Ansiklopedi -> Sun, kişi hürriyetinin bağlanmasını ifade eden genel bir terim iken modern hukukta hapsin kapsamı daha dar tutulmuş, bunun dış
Ansiklopedi -> He2Lresiz şart muhayyerliğinin tıpkı hezl gibi akdi fâsid kılacağı ve her İki durumda da akdin fâsid olup kabz ile dahi mülkiyet ifa­de etmeyeceği söylenmiştir
Ansiklopedi -> Yük bir ihtimalle bugünkü Kırklar Mey-dam'nın işgal ettiği alanı da kapsayan eskisinden daha geniş bir yapı topluluğunun İnşa
Ansiklopedi -> Kahtabe b. ŞEBÎB 6 Bibliyografya : 6
Ansiklopedi -> Eserleri: 3 Bibliyografya: 3
Ansiklopedi -> Sovyet Sonrası Orta Asya
istanbulansiklopedisi -> Kalesinde Halil Paşa Kulesi ve sahil kapusu Resim: Sabiha Bozcalı

Yüklə 5,01 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   80




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2022
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə