Müddessir sûresi



Yüklə 203,68 Kb.
səhifə1/3
tarix12.01.2019
ölçüsü203,68 Kb.
#95875
  1   2   3


MÜDDESSİR SÛRESİ

7-10 ÂYET

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ بسم الله الرحمن الرحيم الحمد لله رب العالمين وَالصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ عَلىَ رَسُولِنا مُحَمَّد وَ عَلَي آلِهِ وَصَحْبِهِ أَجْمَعِينَ رَبِّ اشْرَحْلِى صَدْرِى وَيَسِّرْلِى اَمْرِى وَاحْلُلْ العُقْدَةً مِنْ لِسَانِى يَفْقَهُوا قَوْلِى رَبِّ قَدْ آتَيْتَنِي مِنَ الْمُلْكِ وَعَلَّمْتَنِي مِنْ تَأْوِيلِ الأحَادِيثِ فَاطِرَ السَّمَاوَاتِ وَالأرْضِ أَنْتَ وَلِيِّي فِي الدُّنْيَا وَالآخِرَةِ تَوَفَّنِي مُسْلِمًا وَأَلْحِقْنِي بِالصَّالِحِين توفنا مسلمين وألحقنا بِالصَّالِحِين واحشرنا في زمرةالصَّالِحِينَ وأدخلنا الجنة مَعَ الأبْرَارِ يا عزيز يا غفار

يا ربّ العالمين

KUR’ÂN’DAN OKUNAN BÖLÜM:

وَلِرَبِّكَ فَاصْبِرْ (7) فَإِذَا نُقِرَ فِي النَّاقُورِ (8) فَذَلِكَ يَوْمَئِذٍ يَوْمٌ عَسِيرٌ (9) عَلَى الْكَافِرِينَ غَيْرُ يَسِيرٍ (10)
TEFSİRDEN OKUNAN BÖLÜM:

{ وَلِرَبِّكَ فاصبر } ولوجه الله فاستعمل الصبر على أوامره ونواهيه وكل مصبور عليه ومصبور عنه { فَإِذَا نُقِرَ فِى الناقور } نفخ في الصور وهي النفخة الأولى وقيل الثانية { فذلك } إشارة إلى وقت النقر وهو مبتدأ { يَوْمَئِذٍ } مرفوع المحل بدل من { ذلك } { يَوْمٌ عَسِيرٌ } خبر كأنه قيل : فيوم النقر يوم عسير . والفاء في { فَإِذَا } للتسبيب وفي { فَذَلِكَ } للجزاء كأنه قيل : اصبر على أذاهم فبين أيديهم يوم عسير يلقون فيه عاقبة أذاهم وتلقى عاقبة صبرك عليه . والعامل في { فَإِذَا } ما دل عليه الجزاء أي فإذا نقر في الناقور عسر الأمر { عَلَى الكافرين غَيْرُ يَسِيرٍ } وأكد بقوله { غَيْرُ يَسِيرٍ } ليؤذن بأنه يسير على المؤمنين أو عسير لا يرجى أن يرجع يسيراً كما يرجى تيسير العسير من أمور الدنيا .

İÇİNDEKİLER


1.Öğretmende Bulunması Gereken Özellikler

2.Gaflet Nedir?

3.Tekbir ve Eğitim

4.İlim Ehli Daima Yükselir

5.İstemenin Yolları

6.Rabbanî Nitelikli Öğretmen



7.İlmin Dört Sınıfı

8. Öğretmenin Formatı

9. İlmin Parayla Karşılığı Olmaz

10. Can Sadece Allah’a Verilir

11.Öğretmen-Öğrenci Yakınlığı

12. Risâlet ve Sabır

13. Peygamberin Temyizi

14.Nedensiz İş Olmaz

15.Şaka da Olsa Kahır Yönünde İstekte Bulunmayın

16.Nefis ve İstekleri

17.Yağmur Gibi Emirler

18.Sabrın İki Yönü

19.Kitabî İnsan

20.Emmare Nefis Harama Düşkündür

21.SonSöz Etkili Olur

22.İki Nefha

23.Zor Gün

24.Usur ve Yüsür Ehli

Değerli Kardeşlerim, Kıymetli Müminler;

Bu hafta okumakta olduğumuz Tefsiri Şerif’ten Müddessir Sûre-i Celile’sinin 7. âyeti celilesine gelmiş bulunuyoruz. Bu âyetin tefsirinden alarak okumamızı, anlatmamızı sürdüreceğiz. Yüce Rabbimiz’den dileğimiz, murad-ı veçhile anlamak, anlatmak, gereği ile âmil olmak, tehalluk etmek ve hakikatleri ile tahakkuk etmektir. Bu yönde cümlemizi muvaffak eylesin. Cümlemize bu hakikatleri âsan eylesin. Yolunca gitmeyi, rızasınca Kur’an-ın ışığında yol almayı Allah yine cümlemize nasip eylesin. Bu yönde cümlemizi muvaffak eylesin.

Sûre-i celilenin değişik yönlerden, Peygamberi Zişan’ın bir Peygamber olarak pozisyonunu nazara alarak açıklamalarını yaptık. Âyet-i celilede risalet vurgusu ön planda yer almaktadır. Daha sonra onun bir beşer olması yönüyle de, bir beşerde bulunması gereken, bir güzel insanda yer alması gereken vasıflar nelerdir, bu yönüyle de sûre-i celileyi ele alabiliyoruz. Sûre-i celileye bakabiliyoruz. Bu yönde de anlatımlarda bulunduk. Diğer bir yönüyle de o bir muallimdir, Peygamberdir, öğretmendir. Bir öğretmen de ne gibi nitelikler bulunması gerektiği açısından da sûre-i celileye özel bir bakışla bakabiliriz.

ÖĞRETMENDE BULUNMASI GEREKEN ÖZELLİKLER:

Bu yönüyle anlatılanların bir öğretmende bulunması gereken nitelikler olarak da görebiliriz. İşte bu yönden surede yer alan hakikatlere bakıldığı zaman öğretmenin sürekli hazırlıklı olması gerektiğini, istirahata çok az yer vermesi gerektiğini görüyoruz. Dünyanın dinlenme yeri olmadığını biliyoruz.

فَلْيَعْمَلِ العاملون


  • Çalışanlar güzelce çalışsınlar.1

Burası amel yeridir, terleme yeridir. Yatıp, keyif sürme yeri değildir. Tabi ki zaruret miktarı dinlenme vardır. O da uykuda gerçekleşmektedir. Uyku ile insan hem rahatını sağlamaktadır; hem dinlenmiş olmakta hem de ertesi günde yer alacak çalışmalarına hazırlık yapmış olmaktadır. O yönde bedenini, azasını dinlendirmiş oluyor. Kalkması gerektiğini, atak olması gerektiğini, tutuk ve yatık olmaması gerektiğini görüyoruz. Öğretmenin genel yapısı kıyamda olmasıdır. Oturan öğretmenler pek verimli öğretmenler değildir. Sürekli kıyam esastır. Bu nedenle de sürekli kıyam ataklık alametidir. Ayakta durmak, öğrencileri de hazır konuma, dinamik konuma getirir. Öğretmenler oturur ise öğrenciler zaten oturmaktadır. O oturur, ötekiler de oturur, yapacakları işler de oturur. Böylece oturmuş kalmış bir şeyin inkılâpla, hareketle ve hareketsiz olduğu zaman da bereketle bir ilgisi olmayacaktır. Hâlbuki öğrencilik, ilim talebi sürekli ataklık isteyen bir meslektir. Uyanıklık isteyen bir meslektir. Bu nedenle öğretmen, bu yönde öğrencileri sık sık uyarmalıdır. Öğretmen uyarıcı olmalıdır, uyutucu değil. Uyarıcı olması hem fiziki yönden yani hem bedensel yönü diyebileceğimiz zahir yönünden hem de gönül ve akıl yönünden olmalıdır. Onların hayallerini, hafızalarını, gönüllerini sürekli canlı tutma yönünde uyarılar yapmalıdır. Aksi takdirde uyurlar, bakarlar ama görmezler. Kafalarında bir göz vardır, bakarlar ama aklı fikri gaflettedir, dalmıştır. Gaflete daldı mı bitti demektir.

GAFLET NEDİR?

Gaflet; başka şeylere dalmaktır. Özel şeyler düşünüyordur. Kişi olduğu ortamda, bulunduğu ortamda kontak kurması gereken, diyalog kurması gereken alışverişin dışında kaldığı zaman bunun adına gaflete dalmak denir. Namazda ise namazı idrak edici olacak. Vaaz dinliyorsa vaizle sürekli kontak kuracak. Tesbihi alıyor adam bir şeyler çekiyor, sonra da vaiz dinliyor. Böyle vaaz dinlemez. Öğretmenin karşısına gelmiş, başka şeylerle uğraşıyor. Ben daha önemli şeylerle uğraşıyorum. Önemsizse orada senin ne işin var? Tabi ki bunun müstesnaları vardır. Elbette meşru diyebileceğimiz yerler vardır. Biz genel yapıyı konuşuyoruz. Hangi ortamda bulunuyorsa kişi o ortamın gereğini icra etmelidir. Aksi takdirde fuzuli olur. O ortamda fuzuli olmuş olur. Gereksiz bir oturum oluşmuş olur. Gereksiz bir meclis oluşmuş olur. Demek ki öğretmen bu konuda sık sık öğrencilerini uyarıcı olmalıdır.



TEKBİR VE EĞİTİM:

Yine sık sık Yüce Allah’ın ululuğunu vurgulamalıdır. الله أكبر ‘i kıyamı ile de göstermelidir. Çünkü öğretmen Allah namına kullara iletişimde bulunan kişidir. Allah adıyla Allah’tan gelenleri kullarına iletme ve öğretme yönünde görev almış kişiye öğretmen diyoruz. Tabi ki bizim kullandığımız bu tabirler, anlatım usullerimiz, kitabımızın doğrultusundadır, dinimiz doğrultusundadır. Bunun dışında kalan sistemler, oluşumlar gayri meşrudur. Bizi ilgilendirmez. Bizimle bir ilgisi yoktur. Bize lazım olan bizden olandır. Biz daima biz olarak iş göreceğiz. Böylece huzuru mahşere gireceğiz. İnşaallah. Onun için konumuzun dışında, meclis dışında kalan, şeriat ve din bazında olmayan şeyler bizim konumuz değildir. O halde öğretmen sık sık الله أكبر diyerek öğrencileri uyarmalıdır. Allah’ın en büyük olduğunu, O’ndan büyük olmadığını her fırsatta onlara hatırlatmalıdır. Öğretmen bir anlamda rehberdir. Diğer anlamda bir vesaitin şoförü niteliğindedir. Sanki öğrencilerini dolmuşa bindirmiştir. Kendisi de şoförlük yapmaktadır. Onları mukaddes bir beldeye götürmektedir. Teslim etmek üzere onları aydınlatmaktadır. Diyelim ki Çanakkale’ye gidiyoruz. Rahmetle analım onları da, bu hafta böyle bir haftaydı. Şehitlerimizi rahmetle analım. Yüce Allah, şefaat payesi vereceği o şehitlerin şahadetinin bir ürünü olan şefaatlerinden bizleri de müstefid eylesin, müstefiz eylesin. Allah herkese, hepimize şahadet şerbeti içmeyi her ferde tek tek nasip eylesin. Evet, nasıl ki arabaya binmişler öğretmen başlarında sürekli gidecekleri yer hakkında bilgi veriyor. Bakın şöyle bir yere gidiyoruz. Orada şöyle şöyle şeylerle karşılaşacağız. Şunları yapacağız. Orada şuralar var. Onlara rehberlik ediyor. İşte öğretmen budur. Öğretmen Allah’ın kullarına, Allah’ın rızası doğrultusunda, O’nun direktifleri doğrultusunda, Allah’ı anlatan, yerleri gökleri, olanları bitenleri anlatan, sonunda onları, o emanetleri sahibine teslim eden kişidir. Yüzünün akıyla teslim etti mi bir madalyayı hak etmiştir. Bu هذا عالم’dur.Bu bir âlimdir. Bundan büyük derece de yoktur.



رتبة العلم على رتب

Peygamberin ifadesi ile



    • İlim derecesi, rütbesi, rütbelerin en üstünüdür.”2

Allah layık eylesin. Allah bu yönde yürümeyi ve neticesine varmayı cümlemize nasip ve müyesser eylesin. Tekbir yani الله أكبر sürekli söylenmelidir. Çünkü hayatta sürekli inişler ve çıkışlar vardır.

İLİM EHLİ DAİMA YÜKSELİR:

İlim bir terakkidir. İlim ehli daima yükselir.

يَرْفَعِ اللَّهُ الَّذِينَ آَمَنُوا مِنْكُمْ وَالَّذِينَ أُوتُوا الْعِلْمَ دَرَجَاتٍ

  • “ …..Size ‘Kalkın’ denildiği zaman kalkın ki Allah, içinizden inananların ve kendilerine ilim verilenlerin derecelerini yükseltsin.”3

Allah’ın bu âlemdeki işlerinin neticesi şudur: İçinizde iman edenleri yükseltsin.

وَالَّذِينَ أُوتُوا الْعِلْمَ kendilerine ilim verilenleri ise دَرَجَاتٍ bir çok derecelere yükseltsin. İman edenleri yükseltmesi genel yapıdır. Ama kendilerine ilim verilenleri derece derece yükseltsin diye Allah bütün bu kâinatı yaratmıştır. Bu olaylar dizisi, bu maceralar, binlerce yıldır bunun için sürmektedir. İki şey için:

  1. İman edenleri Allah alçaklardan kaldırıp yücelere çıkartsın.

  2. Bunların içerisinden ilim sahiplerini ise kat kat mertebelere yükseltsin.

İşte Yüce Allah bunun için bütün bu icraatı yapar. Ne kadar güzel bir özet değil mi? Âyet-i celilede iki şıkta işi bitiriveriyor. Netice de iman ve iman edenlerin içerisinde ilim sahipleri daha da sivrilmiş kişilerdir. İman bir ayrıcalıktır. İman bir fazilettir, değerdir, yüceliktir. Allah bu yüceliği aşikâr edecektir. Perdelerin kalktığı günde herkese; her göze, her görene, her bakana iman edenlerin nasıl yücelerde yer alacaklarını gösterecektir. Ama bunların içinden ilim sahipleri ise bambaşka bir yüceliğe sahip olacaktır. Onların madalyaları olacaktır. İlim sahiplerinin ayrıcalığı vardır. Onun için siz ne yapın yapın ilim divanından asla uzak durmayın. İsminiz hep o divanda geçsin. Hayatınız ilimle dolsun. Gece gündüz ilminizi artırın. Çünkü Yüce Allah böyle buyurur:

وَقُلْ رَبِّ زِدْنِي عِلْمًا

  • De ki Ey Muhammed! Muhammed (a.s) da ümmetine, herkese de ki: Rabbim ilmimi artır.4

İSTEMENİN YOLLARI:

Herkes böyle söyleyecek. Bu, işin Allah ile olan kontağıdır, iznidir. Bu kapının açılması yönünde ki müsaade isteğidir. Çalışmak senden, tevfik Allah’tandır. Sen didineceksin, elini, ayağını, gözünü, kulağını, aklını, hayalini, fikrini bu yönde seferber edeceksin. Terleyeceksin Allah da seni muvaffak eyleyecektir. Durup dururken ben dua ettim, bana ilim paketi gelecektir. Avucunu yalarsın. Sen kimsin? Böyle bir istek batıldır. Ben tarlamda ekinler bitsin diye geceleri hep dua ediyorum. Ektin mi yok. O zaman ot biter. Ekin biter mi? Ektiysen biter. Usulünce olmalıdır. İlim istemek güzel, gece gündüz isteyeceksin. İsteğin iki türü vardır.

a)Bir lisan ile istemek.

b)Bir de fiilen istemektir.



Fiilen istemek lisan ile istemekten daha üstündür. Allah sana dil vermiş, onu da kullanacaksın. Onunla da isteyeceksin. Ama daha özeli, daha güzeli eylem halinde, fiilen istemektir ki bunun adına ibadet denir. O halde ilim istemek ilim yönünde çalışmak ibadetlerin en güzelidir, en üstünüdür.

تَدَارُسُ الْعِلْمِ سَاعَةً مِنَ اللَّيْلِ خَيْرٌ مِنْ إِحْيَائِهَا5

تفكر ساعة خير من قيام ليلة6.


    • Bir saat ilim, tefekkür ile uğraşmak bir sene nafile ibadetle geçirmekten üstündür.

RABBANÎ NİTELİKLİ ÖĞRETMEN:

Bunu Peygamber bizlere iletmiştir. Bizlere bu yönde bilgi vermiştir. Öğretmen budur. Eğer bu şekilde kendini hissetmiyorsa kişi, kendini bu yönde bir nispetle anmıyorsa, böyle olduğunu bilmiyorsa o meçhul bir öğretmendir. Nenin öğretmeni olduğu belli değildir. Yani ne idüğü belirsizdir. Allah’a mensup olmayan, Rabbani nitelikli olmayan bir öğretmenin öğrettiklerinden Allah’a sığınırız. Çünkü onun ardında İblis vardır. Asıl öğretmeni Allah olmayanın öğretmeni iblistir. İşte mürşidi olmayanın mürşidi şeytandır sözünün anlamı budur. Mürşit öğretmen demektir. İnsana doğruyu gösteren demektir. Mürşidi olmazsa adamın mürşidi şeytan olur. Arkasında Allah olmayanın varlığı gayri meşrudur. Nasıl ki baban kim senin denildiği zaman, ben babamı bilmiyorum dediğinde o adam, ne olur. Senin ilmin kime dayanıyor. Bu ilmi kimden aldın? Ben böylesine anlatıyorum, benim arkamda bir kimse yok, benim üstüm yok, üst benim mi diyorsun? Firavun’un dediği gibi



قَالَ أَنَا رَبُّكُمُ الأعلى

  • Ben, sizin en yüce Rabbinizim, dedi.7

Siz başka ne Rabbi arıyorsunuz? Benden büyük Rab olur mu? En büyük Rab benim dediği gibi o kişi de benden daha büyük öğretmen mi var, beni görmüyor musunuz, benim arkamda kim olacakmış diyorsa, arkası olmayanın önünden hayır çıkmaz. Bir varlığın arkası yoksa önü ne olur? Arkan yoksa sen insan olabilir misin? İnsan önü ve arkasıyla insandır. Arkası olmaz mı? Biz maveranın görüntüleriyiz. Biz maveradan gelen görüntüleriz. Biz o diyarlardan geldik, biz ötelerden geldik, yine ötelere doğru gideriz. Ötelere ait olmayanı öteleriz, kakıştırırız. Defol sana yer yok deriz. Ötelere ait değilse onları öteleriz. Onları hep gerilere atarız.

Tekbir ile yol alınmalıdır. İlim sahipleri ilimleri yönüyle yüce derecelerdedir. Talibi ilim her an yücelir. Kitabını açarken yücelmektedir, yazarken,okurken, düşünürken yücelmektedir. Velhasıl talibi ilim uykuda da yücelmektedir. Duymadınız mı? Peygamber böyle buyurdu:

نوم الْعَالِمِ عبادة

    • Âlimin uykusu ibadettir.8

İLMİN DÖRT SINIFI:

Demek ki sürekli olarak onun sevap hanesi harıl harıl çalışır. Çünkü ilim telindedir, ilim yolundadır. Onun makamı ilimdir. Hep ilim deminden vurur. Çalsa da, konuşsa da, dinlese de, düşünse de, yazsa da hep ilimden bahseder. O عَلِيمٌ Alîm’in yolundadır .



إِنَّ الله عَلِيمٌ بِذَاتِ الصدور9un ma’kesidir, makarrıdır, kaynağıdır, hedefidir.Âlim, Alîm olan Allah’ın hedefidir. Alîm’den âlime yol vardır. Kalpten kalbe yol olduğu gibi sıfatları bir olanların aralarında gizemli bir bağ vardır. Kırmızının kırmızıyla, siyahın siyahla göremediğin bir bağı vardır. Yüce Allah bağ oluşturmak istediği kullarına kendisinden nasip verir. Kendisinden onlara tecelli verir. O hattır, bağdır ve sürekli diyalogları oluşur. Onların özel bir görüşmeleri oluşur. Onun için

كن عالما ، أو متعلما ، أو مستمعا ، أو محبا ، ولا تكن الخامسة فتهلك

  • Ya Ali! Âlim ol ya da öğrenci ol ya da dinleyici ol ya da ilim ehlini sevenlerden ol sakın beşinci gruptan olma ki yoksa helâk olursun.”10

Peygamber ashabını eğitirken, öğretirken, onlara vaazda bulunurken, telkinde bulunurken, en yakın amcazadesi ve damadı olan, ilmin kapısı olan zata Ya Ali, كن عالما “Ey yüksek şahsiyetli kişi, Ey Ali,” Ali yüksek demektir. عالي-علىyüce demektir. Ey yüksek karakterli kişi, كن عالما yükseklere ilim yaraşır. Sen yüce karakterli birisisin. İlimle donanmalısın. Âlim ol! أو متعلما öğrenci ol. İlk istediği şey bunlar. İnsan ya âlim olmalı veya âlimden ilim öğrenici olmalıdır. Öğrenci olmalıdır. Üçüncü, dördüncü onlar biraz yardım edendir, muhibdir, asalak tiplerdir. Bunlar asıl tipler, ötekiler asalak tiplerdir. Bu ikilinin çalışmasını duyanlar, dinleyenler vardır. Onlara سامع denir. أو مستمعا Üçüncü bir kayıtta. Veya dinleyen ol. أو محبا Veya seven ol. Onları seven ol. ولا تكن الخامسة فتهلك Sakın beşincisi olma helak olur gidersin. Cühelaya karışır, إِلَى جَهَنَّمَ زُمَرًا 11atılırsın. O halde ilim sahibi sürekli olarak yükseldiği için tekbir ağzından eksik olmamalıdır. Çünkü tekbir yücelişin bir ifadesidir. Onun nefesidir, soluğudur. Onun parolasıdır. Yücelişin besmelesi tekbir getirmektir. Tekbir yücelişin simgesidir. الله أكبر de.

İşte bu dersimizde sûreyi celileyi müderrisin, muallimin sıfatları yönünden ele aldık. Diğer bir niteliği de öğretmen çok güzel giyimli olmalıdır. Talebesinin karşısına çapaçul şekliyle, ne idüğü belirsiz kokar kıyafetlerle, yamuk yumuk şeylerle, hippi kıyafetlerle, bitli bitli onların huzuruna çıkmamalıdır. Güzel kokulu ve güzel giyimli, güzel endamlı olmalıdır.



وَثِيَابَكَ فَطَهِّرْ12

ÖĞRETMENİN FORMATI:

Ve tabii olmanın ötesine geçmemelidir. Daima fıtrat formunda olmalıdır. Öğrencisine yapmacık sıfatlar telkin etmemelidir. Bunu ruj kullanırken, makyaj yaparken de terket diyor. Yapmacık bir kıyafetle, maskeli bir kıyafetle onların karşısına çıkmamalıdır. Doğal olmalıdır. Çünkü onlar mukallittir. Öğretmeni taklit ederler. Sen onlara boyalı cilalı görünürsen sen bir sürersin o, on sürer, yüz sürer. Böylece yüzünün rengini bilemezsin. Bunun aslı ne idi acaba? Kadın mıydı erkek miydi? Bilinmez hale gelmemelidir. Kadın, kadın olarak kalmalıdır; erkek, erkek olarak kalmalıdır. Yüzleri, giyimleri, kuşamları, kullandığı dilleri karışmamalıdır. Kadın kadınca konuşmalıdır, erkek de erkekçe konuşmalıdır. Erkeği erkekçe geliştirmeli, kızı da kız olarak geliştirmelidir. Birbirine karıştırmamalıdır. Aksi takdir de karışık kuruşuk bir hayatın getirileri de karışık kuruşuk olur. O zaman pirincin taşını ayıklayamazsın. Yaratılış felsefesi allak bullak olmuş olur.



مِنْ ذَكَرٍ أَوْ أُنْثَى13 kaybolmamalıdır. Daima iki hat görünmeli, bilinmelidir ve gereği bu minval üzere yapılmalıdır.

Pislikleri terk edici olmalıdır. Yava, yuva; eğri büğrü konuşmamalıdır, sövmeli, saymalı konuşmamalıdır. Kaba konuşmaktan sakınmalı, kabalıktan uzak durmalıdır. Terbiyesiz olmamalıdır. Öğretmen hem kıyafet ile hem tabiatı ile hem de karakteri ile bambaşka olmalıdır. Gönül alıcı, gönül verici olmalıdır. Garazkâr olmamalıdır. Art niyetli olmamalıdır. Sevecen olmalı, canı gönülden davranmalıdır. Yani bu günkü ifade ile sevecen olmalıdır. Bunun dışındaki karakterleri terk etmeli, onlardan uzak durmalıdır.

İLMİN PARAYLA KARŞILIĞI OLMAZ:

İyilikleri öğrencisine karşılıksız yapmalıdır. Yapacağı, vereceği tüm şeylerde karşılıksız yapmalıdır. Bir çıkar beklememelidir. Bizim ücretimiz Allah’a aittir. Eğitirken, öğretirken bizim ücretimiz Allah’a aittir. Çünkü ilmin ücreti olmaz. Sadece bedensel olarak ihtiyaçlar karşılanır. İlmin ücreti olamaz. Çünkü o parayla alınan satılan bir şey değildir. Ona para yetmez. Dünya metaı içindekilerle birlikte az bir şeydir. İlim az bir şey midir ki az bir şey verdiğin zaman hakkını verdim diyesin. Olacak şey mi bu? Sen sadece o adamın çoluğu çocuğu vardır, evi barkı vardır. Onların ihtiyaçlarını karşılama yönünde girişimde bulunursun. Bunu da devlet üstlenmiştir, üstlenmelidir. Beytü’l- mâden hakları vardır. Bunu veren olmazsa o zaman sen verirsin. Toplanacaksın, bir araya geleceksin, o adam gökten inme değil ki, melek değil ki. Ne yiyor, ne içiyor, elbette bunları araştıracaksın. Sorun etmeyeceksin, adamı çalışır hale getireceksin. Öküzün ardına düşerse, sana öküz kokusu getirmekten başka bir şey yapmaz. Eğer sana gül kokusu getirsin dersen onu gül gibi yaşatmalısın. Yoksa onu ne hale itersen o itlerle senin başına gelir. Halk tabii nasıl isterse öyle görmeli, öyle bulmalıdır. Başa kakıcı olmamalıdır. Sana şöyle etmedim mi, böyle etmedim mi ben, rezil, sana şöyle iyiliklerim var, başa kakmayacak. Yaptığı şeylerin karşılığında bir şeyler beklemeyecek. Bu âyetlerde bir öğretmen yönünden meseleye baktık. Bu bakışımız, şimdi okuyacağımız âyetlerle de devam edecektir. Allah hepimizi muvaffak eylesin. وَلِرَبِّكَ فاصبر Yüce Allah görev sahibi olan, irşat sahibi olan, risalet sahibi olan zata telkinlerde bulunuyor. Nasıl olması gerektiğini bir bir anlatıyor. Bunu emirler vererek yapıyor. Öyle çıt kırıldım cinsinden ifadelerle değil. Bir işin ciddiyetini anlatmada kullanılan en önemli lafız, emirdir. Rica türü anlatımlar, olsa da olur, olmasa da olur cinsindendir. O halde inşai olan beyanlar yaptırım gücüne en fazla sahip olanlardır. Emirler ve nehiyler inşai türden cümlelerdir.

وَلِرَبِّكَ Rabbin için, Rabbinin hatırı için Ey Muhammed, O’nun hoşnutluğu için yani benim için Muhammed’im, daha kibarcası benim içindir. Benim için deyince Yüce Peygamberin âlemlerin Rabbi ve diğer bir yönüyle sevgilisi olan zat, sevgili benim için dedi mi, akan sular durur. Akarsu değil her şey durur, her şey yerinde dona kalır. Burada Rabbin için bu resmi ifadedir. Ama özel ifade “benim için” demektir. Çünkü onlar senli benlidirler. Ben sen Muhammed; sen ve ben ama resmiyete intikal edince lakaplar ortaya çıkar ve Yüce Allah’ın kendisi için tensip buyurduğu lakaplardan birisi de Rabbü’l- âlemin oluşudur. Zeynü’l-abidin dediğimiz gibi lakap ya, hani benzetmek gibi olmasın, Rabbü’l-âlemin de Allah’ın kendisine uygun gördüğü lakaplardandır. Lakap isimdir. Bu resmiyette böyledir. Yani benim için Muhammed’im demektir. Rabbin için فاصبر Sabret. Sabır zor, acı bilirim. Nefis hiç bir zaman acıyı istemez. Hep tatlıyı ister. Ama benim için sabret diyerek, bu benim için her şeye değer. Benim onun için yapmayacağım yoktur derler. Senin için yapmayacağım yoktur. İşte Muhammed, seni bilirim benim için yapmayacağın yoktur. Şu sabır işini de benim için yap. Çok zor olan bir eylemi, çok tatlı olan bir beyanla telkin etmiştir. Muhammed (a.s) ‘a. Tabiri caizse Allah’ın Kulları, bir şifa, biliyorsunuz ilacın etkilisi acı olanıdır demiş atalarımız. Sabır acıdır, zaten sabrın aslı Arap dilinde şifalı bir otun adıdır. Adı da sabırdır, sabır otudur. Daha sonra bu topluma intikal etmiş, bu şekilde geçmiştir. Onu tatlı bir şeyle örtersin. Çikolata gibi benzeri şekerle bir kap geçirirsin. Ondan sonra yutturursun. Yutmak buradan gelir işte. Hapı yuttu. Yüce Allah’ta sabrı, benim için sevgi ifadesi ile, aşk ifadesi ile Peygamber’e yutturuyor. Tabi ki biz de buna dâhiliz onun ümmeti olarak.

CAN SADECE ALLAH’A VERİLİR:

Benim için sabret. Sabret benim için demiyor. Benim içini başa geçiriyor. Senin için mi Ya Rabbi senin için canlarımı veririm. Binlerce canım olsa senin için veririm.



14 فَدَاكَ أَبِي وَأُمِّي değil. Bu Peygamber’e söylenir. Allah’a “canım sana feda olsun” denir. Ananı babanı değil, canını vereceksin. Allah canını istiyor, ananı babanı değil. Anayı babayı harcamak kolay, sen candan haber ver. İşte burada benim için diyerek, mesele başından halledilmiş oluyor.

Öğrencisine varıp, öğretmen tabi ki bu diyalogu oluşturmuş, bu bağlantıyı sağlamışsa, benim içini öğretmişse, senin için, benim için, sen, ben ne demek ona bunları aktarabilmişse, benim için bir şey yapar mısın Ahmet? Tabii ki hocam, can baş üstüne, sizin için ben ne yapmam. Sabret, evet istediği budur. Birisiyle kavga etmiş, omzuna dokunuyor. Benim için bir şey yapar mısın evladım? Evet yaparım. Onu gördü ya görünce her şey durur. Çünkü gazabın teskin edilmesinin en güçlü yönü, o kimsenin hatırını kıramadığı birisiyle karşılaşmasıdır, dostuyla karşılaşmasıdır. Çünkü o anda bir düşmanla karşılaşmış ve kan tepesine fırlamış, müthiş bir gerilim hâsıl olmuş, patlamak üzeredir. Ona bir cemal göstermek lazım. Çünkü gazap halindedir.



Yüklə 203,68 Kb.

Dostları ilə paylaş:
  1   2   3




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2022
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə