TüRKİye cumhuriyeti ankara üNİversitesi BİLİmsel araştirma projesi kesin raporu



Yüklə 0,56 Mb.
səhifə1/10
tarix17.03.2018
ölçüsü0,56 Mb.
#45790
  1   2   3   4   5   6   7   8   9   10



TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANKARA ÜNİVERSİTESİ


BİLİMSEL ARAŞTIRMA PROJESİ
KESİN RAPORU

Proje Başlığı


TBMM Milletvekili Veritabanı Oluşturulması ve

Siyasal Seçkin/Milletvekilleri Profili Çalışması
Doç. Dr. Fethi AÇIKEL

Proje Numarası: 20050908016


Başlama Tarihi: 28.11.2005
Bitiş Tarihi: 28.11.2007
Rapor Tarihi: 02.03.2009
                    

Ankara Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri


Ankara - 2009


İçindekiler


  1. Türkiye’de Siyasal Seçkinler Sosyolojisinin Güçlükleri:

Bir Suskunluğun Arkeolojisi 3

1.I. Araştırmanın Zamandizinsel ve Metodolojik Önemi Üzerine 23

  1. Türkiye Tarihinin Elit Oluşumları Açısından Önemli Dönüm Noktaları

2. 1. İmparatorluktan Cumhuriyete Geçişler: Seçkin Oluşumları 26

      1. Genç Cumhuriyet ve Yeni Siyasal Elitin Yükselişi 33

2. 2. Çok Partililik ve Seçkinlerin Ertelenmiş Ayrışımı 37

2. 3. Küresel ve Yerel Dinamikler Aracılığıyla Yeni Seçkinler 47

3. Siyasal Elit Kuramlarını Yeniden Düşünmek:

Klasik ve Modern Tartışmalar Aracılığıyla Türkiye’ye Bakmak

3. 1. Pareto’nun Psiko-Politik ve Ahlaki Dalgaları: Elitlerin Dönüşümü 52

3. 2. Elitler, Politik Sınıf ve Siyasal İktidarın Denklemi 63

3. 3. ‘Sağın Aristokrasisi’ ‘Solun Demokrasisi’ Oligarşi Sınavında:

Robert Michels ve Siyasal İktidarın Gerontokratik Yüzü 67

3. 4. Demokratik Elitizm ve Bürokratik-Teknokrasinin Kaçınılmazlığı 76

4. Türkiye’de Parlamento ve Siyasal Seçkinler:

4.1. TBMM ‘de Beyaz Yakalı Devrimi 86

4.1.1. TBMM’de Avukatlar/Hukukçular ve Siyaset 90

4.1.2. Politik Teknokrasinin Yükselişi: Mühendisler ve Siyaset 95

4.1.3. Halk Sağlığından Siyasete: Doktorlar, Sağlık Sektörü ve Siyaset 103

4.1.4. Toplumsal Cinsiyet ve Siyaset: Kadın Siyasetçinin Görünmezliği 107

4.1.5. Siyasal Sermaye ve Eğitim: 109

4.1.6. Türkiye’de Siyasete Yön Veren Üniversiteler: Siyasal Elit Fidanlıkları 111

4.1.7. Yüksek Öğrenim ve Kentsel Arkaplan 111

4.2. Türkiye’de Siyasetin Arka Bahçesi: Bürokrasi 112

4.2. 1. Bürokrasinin Politizasyonu: Üst-Kurullar ve Müşteşarlıklar 114

4.3. İş Dünyası, Ekonomik Seçkinler ve Parlamento 118
Kaynakça: 122

Ankara Üniversitesi

Bilimsel Araştırma Projeleri:

TBMM Milletvekili Veritabanı Oluşturulması ve Milletvekilleri Siyasal Seçkin Profili Çalışması Raporu
1920’den Günümüze TBMM’ye Seçilen ve Kurucu Meclislerde Görev Alan Milletvekillerinin Kariyer, Meslek ve Eğitim Arkaplanlarına Göre Düzenlenen Ham Verilerin Değerlendirilmesi

TBMM’nin açıldığı gün olan 23 Nisan 1920’den başlayarak yani 1. TBMM’den itibaren 22 Temmuz 2007’de yapılan 23. TBMM Genel Seçimlerine kadarki 23 dönemin milletvekillerine ait olan veriler, bir veri tabanı içerisinde Milletvekillerinin Adına, Soyadına, Cinsiyetine, Seçildiği Döneme, Seçildiği İle, Doğum Yerine, Meclise ilk Giriş Tarihine, TBMM’ye ilk Seçilme Yaşına, Eğitim Durumuna, Medeni Durumuna, TBMM öncesi kariyerinde izlediği güzergaha, İş Yaşamında İştigal Ettiği Kimi Pozisyonlara, ve Son olarak da eğer ifa etti ise Hükümette BAKAN olarak ifa ettiği pozisyona göre tasnif edilmeye başlanmış ve TBMM’nin kuruluşundan günümüze kadar ki dönemde Seçimler ve Ara Seçimlerle Meclise giren Milletvekillerinin (bundan sonra MV) yaklaşık 6603’ünün verileri girilmiştir. Bu sayıya Askeri Darbelerle TBMM’nin kapatıldığı dönemleri izleyen yıllarda a) Yeni Anayasaları yazmak üzere oluşturulan Kurucu Meclis Üyeleri, b) Seçilmemiş ancak TBMM çatısı altında Milli Birlik Komitesi üyeleri olarak ya da c) Cumhurbaşkanınca Cumhuriyet Senato’suna atanmış Senatörler başta olmak üzere, d) TBMM’nin 1. Döneminde ağırlıklı olmak üzere meclise seçilen ancak görevlerini ifa etmek üzere oturumlara katılmayan milletvekilleri ile e) TBMM’ye seçilen ancak görevine başlamadan istifa eden milletvekilleri de dahildir. Dolayısıyla bu sayı bir anlamda brüt bir sayı niteliği taşımakta ve seçimle TBMM’ye giren toplam 5997 milletvekilinin bilgileri üzerine inşa edilmiştir. Bu milletvekillerinin yaklaşık 580’i Millet Meclisine halkoyuyla seçilmemiş ancak ya askeri müdahaleleri izleyen dönemlerde kurulan Kurucu Meclis ve Danışma Meclisi içinde atanmış ya da görevlendirilmiştir; ya da yukarıda da değindiğimiz üzere kontenjan senatörü olarak TBMM çatısı altında görev almışlardır.

Aşağıdaki satırlarda TBMM’nin kuruluşundan itibaren mecliste görev almış bu milletvekillerinin genel karakteristiklerine bakılarak dönemsel değerlendirmelerde bulunulacak ve bir yandan Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında diğer yandan da çok partili hayata geçiş sürecinde TBMM’de temsil edilen siyasal seçkinlerin kimi karakteristik özellikleri üzerinden siyaset sosyolojisi literatürü içinde önemli yer tutan bir alanla ilgili boşluk doldurulmaya çalışılacaktır: bu alan siyasal elitlerin sosyolojisidir. Bu alanda Fredric Frey’in (1964***) yılında yayınlanmış olan The Turkish Political Elite adlı eserinin yaptığı katkı bir tarafa bırakılacak olursa, çok büyük bir boşluğun bulunduğu rahatlıkla görülmektedir. Her ne kadar Frey’in eseri bizler için aydınlatıcı ve yol açıcı niteliği ağır basan bir çalışma olsa da, Frey’in tartışmaya açtığı konuların ve kavramların önemli bir bölümünün geliştirilmediği ve yeni verilerin ışığında değerlendirilmediği görülmektedir. Çalışmamızın ve veri toplama sürecinin bu alandaki boşluğu giderme yolunda önemli bir katkı sağlayacağını umut ediyoruz.



  1. Türkiye’de Siyasal Seçkinler Sosyolojisinin Güçlükleri:

Bir Suskunluğun Arkeolojisi
1. 1.

Türkiye’nin sosyal bilimler literatürüne göz atan birinin dikkatini çekecek noktalardan biri, Türkiye’de iktidar seçkinleri üzerine yapılmış olan çalışmaların yok sayılabilecek denli az olmasıdır. Bu aynı şekilde farklı iktidar türleri ve seçkin kategorilerine odaklanan bir literatürün de oldukça cılız kaldığı gerçeğini içerisinde barındırır. İktidar ve iktidar seçkinleri ya da en genel anlamda seçkinler üzerine çalışmaların bu denli az gelişmiş olması, sadece sosyal bilimlerin az gelişmişliğiyle açıklanamayacak bir vakıadır. Gerçekten de Türkiye gibi yaklaşık son iki yüzyıllık tarihini siyasi ve bürokratik kadrolarının öncülüğünde kurumsal modernleşmeye yönlendirmiş ve bu süreç zarfında modernliği geliştirip yaygınlaştıracak seçkin kuşakları da oluşturmaya çalışmış bir toplum için, iktidar/muhalefet seçkinlerinin ve diğer seçkin kategorilerinin sosyolojisi ile ilgili bu denli az eser üretilmiş olması Türkiye’de olmayana ergime yoluyla iktidar ve seçkinler üzerine neden bu denli az yoğunlaşıldığını açıklamayı gerektirir. İlginç bir biçimde sadece sosyoloji ve antropoloji alanlarında değil, aynı şekilde siyaset bilimi alanında da Türkiye’de iktidar seçkinleri üzerine yapılan çalışmalar oldukça sınırlı sayıdadır. Belki daha da ilginç olan, farklı toplumsa alan üzerinde -Türkiye ölçütlerinde- görece iyi çalışılmış diğer alanlara nazaran, iktidar seçkinleri alanının bir kaç önemli istisna dışında neredeyse yok denilecek ölçüde azdır (Frey 1965; Turan 2006; Güneş-Ayata 1993, 1992; Dorronsoro & Massicard 2005; Yıldırım 1995). Her ne kadar toplumsal seçkinler, siyasal seçkinler ya da seçkinliğin kültürel görünümleri üzerindeki çalışma eksikliği, ülkedeki genel sosyal bilimsel sorunların bir parçası gibi görünse de, bu konudaki literatürün görece az gelişmişliğini iktidar seçkinlerinin algılanışı ile ilgili genel eğilimlerin bir sonucu olarak değerlendirmek daha doğru olur.


Bu nedenle, belki de en baştan Türkiye’de iktidar, iktidar seçkinleri ve farklı alt seçkin kategorileri (siyasi, ekonomik vb.) üzerine oluşan yazının azgelişmişliğinin arkasında yatabilecek bilişsel ve siyasal etkenler üzerine eğilmek; ve görece az gelişmiş bir sosyal bilim alanının bilgi sosyolojisine doğru keşfedici bir sorgulamaya da girişmek daha doğru olacaktır. Her ne kadar, iktidar sosyolojisi alanındaki bu semptomatik sessizlik başlı başına daha kapsamlı bir çalışmayı gerektirse de, bu alandaki boşluğun nedenlerini ortaya çıkarmak –en azından bu konudaki olgusal durumu tespit etmek-, iktidar çalışmalarının bundan sonraki seyri açısından da önemli bir boşluğu doldurabilecektir. Yaklaşık son iki yüzyılını seçkinlerin öncülüğünde modernleşmeye vakfeden bir devlet geleneğinin, en önemli dönüşüm aktörlerinin sosyolojisine eğilmemiş olması -bilgi sosyolojisi açısından bakıldığında- sadece sosyal bilimlerin temel odak temalarının tespiti açısından değil, fakat daha ziyade Türkiye’nin yakın tarihindeki elitler-arası iktidar mücadelelerinin nasıl kavramsallaştırıldığını anlamak açısından da bize kimi açılımlar sağlayabilecektir. Tarihsel olarak Türkiye’de iktidar tiplerinin gelişimi ve iktidar elitleri arasındaki ittifak/rekabet/çatışma eğilimlerinin tespiti, hem Türkiye sosyal bilimler tarihindeki bir tür kronik unutkanlığın nedenleri üzerinde düşünmemize olanak tanıyacak, hem de literatürdeki –birkaç önemli istisna dışındaki- görgül araştırma alanına katkıda bulunma olanağı sunabilecektir. Aşağıda, Türkiye’de seçkinler ve iktidar alanındaki literatürün görece ihmal edilmesinin ardında yatan politik, entellektüel ve objektif kısıtlarından hareketle iktidar ve iktidar seçkinleri algısının temel bileşenlerini serilmemeye çalışacağız; bu girizgah bize araştırma sürecinde karşılaştığımız kimi verileri daha farklı bir perspektiften yorumlamamıza da olanak sağlayacaktır.
1. 2.

İktidar ve siyasal seçkinler üzerine 1990’lı ve 2000’li yıllarda hatırı sayılır sayıda çalışmanın yayınlanmış olduğunu görmekle beraber, az sayıdaki akademik eserler dışında, (bu çalışmaların genel özelliğinin araştırmacı gazetecilik perspektifinden konuyu ele alan biyografik eserler olduğu göze çarpmaktadır (Çetin 2006; Kuşçuoğlu 2001; Çakır & Çalmuk 2001; Kaplan, 2001; Ünlü, 2001). Bu çalışmaların sağladığı tarihsel ve biyografik verilere karşın, bu çalışmaların genel karakteristiği sınırlı bir alanda dahi olsa Türkiye’deki iktidar yapılarının ve elit oluşumlarını sistematik olarak analiz etme eğilimini dışarıda bırakmasıdır. Çalışmalar literatürün gerek duyduğu kimi tarihsel ve yaşam öyküsel bilgileri dağınık biçimde sağlamakla birlikte, elit oluşumları açısından yeni nesil araştırmacıların üzerinde yükseleceği kavramsal ve kuramsal çerçeveyi sunmamaktadır. Kuramsal ve kavramsal eksiklik aynı zamanda Türkiye tarihindeki kimi dönüm noktalarına ve dinamiklerine ilişkin sistematik bir kategorizasyonunun geliştirilmesi önünde de bir engel olarak dikilmektedir. Bu yönüyle entelektüel ve kültür-edebiyat dünyasının önde gelen isimlerinin yaşamlarına odaklanan daha önceki literatüre ilave olarak iş ve siyaset dünyasından da önemli sayıda isim hakkında bir ikincil kaynak oluşumuna tanıklık edilmiştir.


Bu nedenle, farklı seçkin kategorilerine yönelik artan ilgiye rağmen, alandaki bilgi birikimi daha çok gazetecilik düzeyindeki birikimle sınırlı kalmış; güncel siyasi liderler ve iş adamları üzerine yapılan çalışmalar, ancak belli bir bilimsel şüphecilik süzgecinden geçirildikten sonra kullanılabilecek haldedir. Araştırmacı gazetecilik ekolünün etkisinde üretilen literatür, kendi içinde de farklılaşmakla birlikte, temel olarak bazı önde gelen seçkinlerin yaşam hikayelerini ve siyasal kariyerlerini serilmeyen ikincil veriler sağlamaktadır. Bu tarzın bir uzantısı olarak özellikle siyasal, ekonomik veya kültürel olarak iktidar piramidinin tepesinde bulunan kimi ‘köklü ailelerin’ tarihine ilişkin literatürün ortaya çıktığını ve aile biyografilerinin sayısında ciddi bir artış olduğunu gözlemlemekteyiz. ‘Aile tarihçiliği’ olarak adlandırabileceğimiz bu alanın Türkiye’de son yıllarda artan ölçüde gelişimi, gerek sözlü tarih çalışmaları açısından gerekse iktidar seçkini aile tarihi literatürü açısından ileride daha nitelikli çalışmalara kaynaklık sağlayabilecek bir alandır (Barutçu 2004; Yalçın 2004; Yalçın 2006). Özellikle büyük kentlerin, ağırlıkla İstanbul ve İzmir’in önde gelen aileleri üzerine yapılan -sınırlı sayıda da olsa- bu türden çalışmalar da, geç dönem Osmanlı ve erken dönem Cumhuriyet tarihinden itibaren etkili olan ve Türkiye’nin ekonomik yaşamında belli bir yer işgal eden seçkinleri geçmişlerin ve serüvenlerine ilişkin kimi önemli veriler sunmaktadır. Her ne kadar bu tür bir aile tarihçiliği sosyal bilimcilerden çok bir tür araştırmacı gazeteciliğin ya da daha kötüsü magazinel tarihçiliğin elinde tamamen olumlayıcı ethno-santrik başarı öykülerinin ya da tamamen olumsuzlayıcı hak edilmediği düşünülen hızlı yükseliş öykülerinin dökümantasyonu şeklinde ortaya konulsa ve objektif içerik sorunları yaratsa da, yine de göz ardı edilemeyecek bir veri alanı olarak değerlendirilmelidir. Bu literatüre ilave olarak, artan sayıda işadamlarının ve emekli bürokratların (diplomat, asker vb.) oto-biyografileri ve anı çalışmalarının yayınlandığına ve iktidar seçkinleri literatürünün kullanacağı ikincil bir veril alanının daha gelişerek şekillendiğini söyleyebiliriz (Bener 2007). Anı literatüründeki bu gelişmenin önemli katkılarından biri –bütün içsel kısıtlarına ve kapalılıklarına rağmen-, farklı iktidar noktalarında görev almış yetkililerin meslekleriyle ve farklı makamlarla ilişkilerine ilişkin veri sunabilmesi ve farklı meslek ethos’larının anlaşılabilmesi yolunda katkı sunabilmesidir. Fakat bu literatürün en az bunun kadar önemli diğer bir yönü, seçkinlerin yaşam tarzlarını sosyolojik ve antropolojik analize tabii tutacak yaşam tarzı sosyolojisine, Pierre Bourdieu’cu anlamda, bir sembolik-kültürel habitus analizine de katkıda bulunabilmesidir (Bourdieu 1987).
Elitler sosyolojisine veri sağlamak açısından yine magazin dünyasındaki gelişmelerden beslenen bir diğer önemli bir alan da, kültür sosyologları tarafından yüksek sosyete (high society) olarak adlandırılan büyük metropol kentlerin üst-statü ve sınıfsal niteliği haiz ailelerinin yaşam tarzlarını merkeze koyan, daha ziyade düğün, nişan, yıldönümü, açılış, hayırseverlik kampanyaları, müzayede vb. okazyonlarla toplumun görüş alanına giren üst kesimlere ilişkin yayın yapan magazinel dergicilik geleneğinin doğmasıdır. Üst sınıfsal ve statüsel katmanların yaşamlarından kimi kesitlerin yansıtıldığı bu dergicilik geleneğinin çözümlenmesi yolunda, her ne kadar daha detaylı çalışmalara gereksinim olsa da, bu dergilerin mevcut halleriyle bile eski köklü aile söylemlerinin nasıl inşa edildiğini anlamak, üst kültürel seçkinliğin/seçkinciliğin bireysel yaşam düzeyinde nasıl kurumsallaştırıldığını görmek ve belki daha da önemlisi aileler arasındaki evlilik-akrabalık vb. bağları geçmişe doğru yürütebilmek açısından önemli bir olanak sağlayabilmektedir. Rıfat Bali (2004) gibi akademisyenlerin 1980’lerden bu yana gelişim ve dönüşüm eğilimlerini de gözeterek yaptığı kültürel sosyolojik-antropolojik çalışmalar, Bourdieucu analizlerin Türkiye örneğinde de geliştirebilimesine olanak sağlayacaktır. Yeni seçkinler ile orta sınıf katmanlar arasındaki yaşam alanlarının, yaşam biçimlerinin ve yaşam ideolojilerinin farklılaşması bu yönüyle ortaya çıkmaya başlayan zengin materyalin yardımıyla araştırılmayı bekliyor.
Hatları bu denli keskin olmasa da görsel medya aracılığıyla öne çıkarılan bir diğer alan da, Anadolu’daki yerel yüksek sosyetenin -eski ve yeni eşraf aileleri başta olmak üzere- yerel devlet ve siyaset erkanını da içerecek şekilde, düğün, kutlama, kültürel faaliyet vb.lerinin gazete ve dergilerin bölge sayılarında da boy göstermeye başlamasıdır. Yerel düzeydeki bu gelişmeyi özellikle 1990’lardan itibaren iktisadi seçkinlerin bir yandan teşvikler ve özelleştirmeler yoluyla, diğer yandan da yerli/yabancı sermaye çevreleriyle giriştikleri tedarikçilik/bayilik ağları yardımıyla ekonomik olarak belli bir büyüklüğe ulaşmış ve bunun beraberinde klasik yerel eşraf ailelerin yanında var olmaya başlayan yeni nesil yerel aileler kuşağı örneğinde gözlemlemek mümkün. Yerel yazılı ve görsel medyada, ve aynı zamanda büyük gazetelerin bölge eklerinde kendisine yer bulan bu yeni iktisadi seçkinler ve yerel beyaz yakalı profesyoneller, yerel sosyetenin ve sosyo-ekonomik seçkinlerin önde gelen bileşenleri olarak karşımıza çıkmaktadır. İstanbul, İzmir ve Ankara dışında yerel sosyetenin de bu tür vesilelerle göz önüne çıkmasında, büyük ölçüde görsel medyanın etkili olduğu ve bu dinamikleri görünür kıldığı ileri sürebilir. Ulusal ve yerel seçkinlerin görünürlüğünün artmasında, bu açıdan bakıldığında, belki de en önemli değişkenlerden biri olarak ‘görselliği’ arttıran araç olarak medyayı ve Gy Debord’ın işaret ettiği anlamda gösteri toplumunun yükselişini saymak gerekir. Ancak bu görselliğin ve gösteri-selliğin sadece kitle toplumunu kapsayacak şekilde ortaya çıkmadığı, aynı zamanda yeni seçkin oluşumlarının temsilinde de etkin bir rol oynadığı göz ardı edilmemelidir. Genellikle göz önündeki medyatik-metropolitan olgulara yöneltilen bu analitik bakışın, Anadolu’daki taşra seçkinlerinin yaşam tarzlarına, tatil geleneklerine, boş zamanlar sosyolojilerine, okul-kolej kültür ve söylemlerine ve ayrıca düğün, kutlama vb. ekstatik temsillere uygulanmasından son derece ufuk açıcı kavramsal çerçeveler ve bulgular elde edilebilecektir. Bu nedenle üst sınıfların, sosyetenin ya da profesyonellerin görsel ve gösterisel konumları, sosyo-ekonomik elitlerin nasıl temsil edildiği kadar, köklülüğün/elitliğin/eşraflığın yeniden üretim süreçleri açısından da önem taşımaktadır. Anadolu taşra sosyetesinin habituel var oluş biçimleri üzerine henüz yeterli çalışma yoktur; ve bu alan Thornstein Veblen’in (1957) Aylak Sınıf Kuramında (The Theory of Leisure Class) gibi bir yandan Kayseri modeli başta olmak üzere yeni yükselen Anadolu püritanizmi, diğer yandan da gösterişçi tüketim eğilimleri arasındaki yalpalamaları açısından empirik çalışmalarla irdelenmeyi gerektiriyor.
Görece eski bir tarihe sahip olan ve yüksek sosyeteye ilişkin eğlence ve temsil ritüellerinin aktarıldığı dergilere ek olarak, karşımıza çıkan yeni bir elit literatür alanı ise, iş adamlarını ve üst düzey yöneticileri merkez alan, iş dünyasındaki temel trendleri analiz etmekle birlikte, iş dünyasının temsilcilerinin yaşam/başarı öyküleriyle birlikte, CEO’ların mevcut ve müstakbel yaşam tarzlarını ve trendlerini de kapsayan bir yazın bu. Bu dergilerin önde gelen özelliklerinden birinin küresel etki altında hızla yayılan ‘neo-liberal yöneticilik kültür ve kültlerinin’ Türkiye’de kendi muadil alanını şekillendirilmesi olduğu ileri sürülebilir. Bir tür piyasa iradeciliği ideolojisi etrafında yükselen yeni insan kaynakları alanının da bulunduğunu görmek olası. Bu literatürün de, özellikle beyaz yakalı profesyoneller ve iktisadi seçkinler alanında çalışacak araştırmacılar açısından önemli girizgah bilgileri sağlayabileceğini, hem kişisel yaşam bilgilerinin elde edilmesi anlamında, hem de yönetim kültürü ve yaşam tarzı sosyolojisi açısından da verimli bir veri alanı yarattığı gözlemlenebilmektedir. Bu literatür aracılığıyla ilginç bir biçimde, 1980’lerin ve 1990’ların YUPPIE kültüründen 2000’lerin CEO kültürüne geçişin belirtilerini de izlemek mümkün olabilmektedir. İş dünyasının ulusal, sektörel ve bölgesel düzeylerde önde gelen iş adamlarının ve yöneticilerinin kariyer gelişimlerini ve yükselişe geçen şirketlerin başarı tarihçesini çıkaran bu türden literatür, farklı sektörlerdeki trendler kadar, belli aile ve işadamlarının yaşam öykülerine eğilmesi nedeniyle de önemli bir veri alanı olarak karşımıza çıkmaktadır.
İş dünyasına yönelik olarak şekillenen bu yazın alanının belki de bir diğer önemli katkısı zaman dilimsel olarak incelendiğinde iktisadi seçkinlerin sermaye birikim alanlarını sektörel yükseliş ve düşüş hikayelerini, ve aile işletmelerinin zaman içinde geçirdiği dönüşümleri gözlemleme olanağı sağlamasıdır. Özellikle Anadolu sermayesinin yükselişine ve belli başlı girişimci ailelerin iktisadi gelişim tarihlerine ışık tutan bu literatür, Anadolu sermayesine ilişkin olarak iş hacmi, ihracat kapasitesi, istihdam ve sektörel arkaplan gibi bilgilerin yanı sıra, özelleştirme ve yabancı sermaye ortaklıkları gibi ekonomi politik bilgileri de sağlamakta böylece, tarih içinde Anadolu’nun farklı kentlerinde yükselen yeni burjuvazinin ve yeni ailelerin öykülerini de elde etmek mümkün olabilmektedir (Bu dergiler arasında CAPİTAL, Turkish Forbes, PLATİN, TURKİSH TİME gibi dergileri saymamız mümkün). İhracat 500, Anadolu 500, Türkiye 500 ve 1000 gibi ekonomik performans ve büyüklük açısından şirketlerin sıralamasının yapıldığı bu dergiler, İMKB’ye açılmış olan İstanbul burjuvazisine ait şirketlerin yanı sıra, Anadolu’daki aile şirketlerinin de zaman içindeki gelişim seyrini bize sunabilmektedir. Türkiye’de illerin vergi rekortmenleri listeleri de Anadolu ve İstanbul sermayesinin zaman içindeki yükseliş ve düşüş hikayelerine ışık tutması anlamında önemli ip uçları sunmaktadır.
Bu tür dergilerin bir diğer sağladığı olanak da 80’lerin sonundan ve 90’ların başından itibaren oluşmaya başlayan iş dünyası kültürünün ethos ve habitus’unun yaratılması sürecinde etkili olmalarıdır. Bu açıdan bakıldığında gerek yeni nesil girişimcilerin, gerekse yükselen sektörlerde çalışan üst düzey beyaz yakalıların küresel düşünüş, eyleyiş ve tüketim tarzlarını daha yakından izlediği ve aktarabildiği ölçüde bu tarzları kendi yerel koşullarına da uyarladığını gözlemleyebilmekteyiz. Bu açıdan bakıldığında siyasal seçkinlere kıyasla, iş dünyasının seçkinlerinin küresel trendlere daha açık ve daha yüksek statüsel tarzları içselleştirmeye daha yatkın olduğunu gözlemlemekteyiz. İş dünyasının, kamusal bir faaliyet içinde olmamasından ve halk katmanlarının temsili gibi bir sembolik-ahlaki baskı altında olmamasından kaynaklanan nedenlerle kendisini daha çok farklılaştırma lüksüne sahip olduğunu söyleyebiliriz. Yukarıda da işaret etmeye çalıştığımız gibi, bu tür yaşam tarzlarına odaklanan bir jurnalistik literatür –içerme ihtimali bulunan zengin verilere karşın- dikkatle yaklaşılmayı ve içeriksel olarak özenle değerlendirilmeyi gereksinmektedir.
1. 3.

Bu tür gelişmelerin bir uzantısı olarak 2000’li yıllarda Türkiye’deki elit oluşumlarına eğilen yeni ve ilginç bir alt-literatürün ortaya çıktığını gözlemliyoruz (Küçük 2003a; 2003b; Çetin 2002; Yalçın 2004, 2006; Poyraz 2007). Bu literatür, çatışan siyasal grupların, elitler arası mücadeleleri, uluslararası bağları ve elitler-arası dayanışma ağlarını ortaya çıkarmaya çalışan ve Türkiye’de egemen iktidar bloğuna etki yapan elit çevrelerini ve elit aileleri ortaya çıkarmaya çalışan bir literatür bu. Elitler arası evlilik, dayanışma, akrabalık vb. ilişkiler yumaklarına da eğilmeye çalışan bu literatürün en önemli özelliklerinden birisi, Türkiye’deki iktidar ağlarını ve seçkin gruplarını daha çok etno-politik perspektiften çözümlemeye çalışması ve daha da ileriye giderek bu etno-politik elit ağlarını uluslararası iktidar ağlarıyla da ilişkili göstermesidir. Bu literatür, kısmen İstanbul ve İzmir gibi Batı Anadolu’nun en önemli iki kentinin tarihine ile kısmen de Osmanlı İmparatorluğunun dinsel-etnik azınlıklarının tarihine göndermede bulunarak, Osmanlı-Cumhuriyet tarihinin iktidar şebekelerinin analizini yapmaya girişmektedir. Bu çalışmaların temel iddiası Türkiye’de iktidarın ve iktidar ağlarının Osmanlı İmparatorluğundan modern Cumhuriyete ve günümüze dek, etnik-dinsel bir jeneolojik çözümlemenin yapılabileceği iddiasıdır. Gizli iktidar ağlarını, aile-akrabalık ilişkilerini ve daha da önemlisi arka-planda saklı iktidarla iç içe etnik-dinsel komploları ortaya çıkarmaya çalışan bu popüler yaklaşım, Türkiye’de iktidar seçkinlerinin tarihine gizli tarikatların, dinsel mezheplerin ve dayanışma ağlarının perspektifinden bakmaktadır. Türkiye’deki iktidar yapılarının analizini kendisini gizlemeyi başarmış ailelerin ve onların siyasi uzantılarının tarihi olarak sunan bu tür çalışmalar, iktidar ağlarını ve iktidar seçkinlerinin birbiriyle ilişkilerini açıklama iddiasıyla ortaya çıkmasına karşın, beklenenin aksine bu tür etno-politik ya da ailesel ağları mutlaklaştırma ve mistikleştirme gibi etkiler yaratabilmektedir.


Bu ise, Türkiye’deki iktidar örüntülerinden en azından bir bölümünün tarihsel sosyolojik analizini mümkün kılabilecek bir analiz girişimi görüntüsü verirken, diğer yandan bunun tam aksi sonuçlar doğuracak şeklide gizlenmiş etnik-dinsel kökenlerin ve buna bağlı olarak Türkiye’deki siyaset-ekonomi-sanat-kültür-akademi dünyasını çepeçevre sarmış ‘gizli etno-politik bağlantıların’ varlığını ispata götürmektedir. Bu analiz, bu tür ağların toplumsal alanın bütün düzeylerini ve sektörlerini sardığını iddia etmekte ve her koşulda başarılı/muktedir bir iktidar ağının bölgesel, sınıfsal, sektörel ve politik ayrımların çok ötesinde Osmanlı-Cumhuriyet tarihini ve bu tarihe damgasını vurmuş olan kurumları da içerecek biçimde sarmaladığını ileri sürmektedir. İddia iktidar ağlarının Türkiye’de bütünsel ve sürekli bir niteliğe sahip olduğunu iddia etmektir. Bu iddialar kısmen geçerli olan tarihsel veriler içermekle birlikte, her koşulda geçerli bir iktidar algısı yaratması anlamında bütün kurumsal iktidar biçimlerini ve alt gruplarını birbiriyle bağlantılandırması anlamında bir tür siyasal metafizik yaratmaktadır.
Türkiye’de dönemsel olarak ağırlığı artan, bu türden bir etnik-dinsel iktidar ağları analizi banal bir biçimde iktidar ağlarını dış politikadan akademiye, siyasetten iş yaşamına kadar her şeyi içine alacak şekilde, kapalı ve örtük bir referans sistemiyle çalışan bir sistem olarak sunmaktadır. Toplumun ve devletin bu türden iktidar ağları tarafından kuşatıldığını savlayan belli dinsel-etnik gruplara karşı muhalefetle örtüşebilen bir iktidar klastrofobisi yaratmaktadır. Gizil ağlara yapılan vurgu, ironik olarak, iktidarın çözümlenmesi yolunda mesafe katedilmesini değil, aksine iktidarın gizemlileştirilmesini ve bilinemezleştirilmesi sonucunu beraberinde getirmektedir. Gizemlileştirme, kendisini sadece iktidar analizinde değil, fakat metodolojik olarak da göstermektedir. İktidar analizlerini bir tür gizil yapıların ortaya çıkarılması biçiminde algılayabilen bu yaklaşımlar, sosyolojik ve siyaset bilimsel metodlar yerine, kendilerine özgü teknikler ve yaklaşımlar da geliştirebilmektedirler. Bu analizler, gizli etnik ve dinsel derneklerin, gizli akrabalık ilişkilerin, masonik ya da benzeri bağlantıların ortaya çıkarılmasını, köklü ailelerin gizli kalmış tarihlerinin araştırılmasını vs. öne çıkararak iktidarın sembolik analizini yapmayı önermektedir. Metodolojik olarak pseudo-bilimsel yöntemler izleyen bu yaklaşımlar, iktidarı esoterik bir olgu olarak algılaması ve ancak farklı kabalistik-onamastik teknikler yardımıyla inceleme eğilimindedir.
İlk bakışta Türkiye’ye özgü gibi görünen bu yaklaşımlar, sanılanın aksine ABD dahil diğer batılı ülkelerde de yaygın bir şekilde karşımıza çıkmaktadır. Özellikle Bill Domhoff’un ABD’deki iktidar yapılarına ve seçkinlerine ilişkin yaptığı saptamalardan da anlayabileceğimiz üzere, gelişmiş kapitalist toplumlarda dahi iktidarı gizil yapılanmaların içinde ve perde arkasında arama eğilimi oldukça yüksektir; oysa Domhoff bu analizlerin geçersiz olduğunu ve gereksiz bir dolayımsallık aradığını oysa ABD’deki sınıfsal ve politik iktidarı anlamlandırabilmek için gizil topluluklara değil, doğrudan en güçlü kurumların (ulusal ve ulus-aşırı şirketlerin, büyük vakıfların, bakanlıkların, senato ve temsilciler meclisinin vb.) yöneticilerine ve yönetim kurullarına bakmanın gerekli olduğunu; aynı şekilde iktidar ağlarının bu tür kurum ve kurulların üyeleri arasındaki ağlardan da çıkarımla anlaşılabileceğini dolayısıyla iktidarı gizli, mistik, etnik-dinsel ilişkiler tarafından üretilen bir toplumsal olgu olarak kavramsallaştırmak yerine, sınıfsal, kurumsal ve ağsal ilişkilere bakmanın ve analizi bu düzeyde sürdürmenin gereğine işaret eder (Domhoff 1980, 1983; Bozoki 2003: 215-247). Benzeri bir biçimde ABD’deki iktidar elitleri üzerine eğilen Suzanne Keller de, siyasi ve bürokratik kurumların tepe noktalarında görev alan seçkinleri etnik-dinsel kökenleri itibariyle de analize dahil eder, ancak çalışmasını komplo teorileri yerine siyaset sosyolojisinin metodolojisinden besler (Keller 1991:198-226).
Türkiye’de sosyoloji ve siyaset bilimi alanlarında oldukça cılız olmasına karşın, iktidar seçkinleri literatürünün 2000’lerden itibaren daha çok bu tür bir mistikleştirme girişimine tanıklık etmesi, sosyal bilimsel alternatiflerin bulunmaması kadar yükselişe geçen ulusalcı komplo teorilerinin de bir sonucu olarak değerlendirilmek gerekir. Birinci Dünya Savaşı’ndan itibaren Avrupa’da bir yandan Fransa gibi bir seküler cumhuriyette Dreyfus vakasının çıkmış olması, diğer yandan da Almanya’da Werner Sombart gibi Weberyen geleneğin önde gelen isimlerinin dahi zamanla anti-Semitik bir eksene kaymaları –Sombart’ın Yahudiler ve Kapitalizm (Sombart, 2005) kitabında izlerini takip edebildiğimiz gibi- iktidar analizlerinde, belli dinsel-etnik grubu devlet formasyonunun ya da ekonomik formasyonun yaratıcısı ve taşıyıcısı olarak kodlamışlardır. Bu şüphesiz Weberyen Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu adlı çalışmasının daha ulusalcı bir eksende yeniden yorumlanması ve Yahudilerin tarihinde cisimleşen bir etno-dinsel gelenekten bir ideal tip yaratılmasını da beraberinde getirmekteydi. Bu ideal tip şaşırtıcı bir şekilde modern toplumlardaki iktidar yapılarını etno-dinsel temelde açıklamak ve iktidar ağlarının nasıl oluştuğunu ifade etmek üzere kavramsallaştırılmaktaydı. 2000’ler Türkiye’sindeki popüler etno-dinsel iktidar ve şebeke literatürü de benzeri bir ulusalcı perspektiften kurumsal ve sınıfsal analiz önermektedir. Ancak bu araştırmalar, Sombartçı gelenekten farklı olarak ekonomik süreçlerden ziyade, politik süreçlere eğilmeyi, devlet formasyonunun ve siyasal iktidarın bir etno-dinsel şebekenin/ailenin kontrolünde şekillendiğini ileri sürmesidir. Osmanlı İmparatorluğunun ve Cumhuriyet’in kimi kurumlarının bu şebekeler ve aileler elinde şekillendiğini vurgulayan bu literatürün odağında iktidarın nesebine ya da genealojisine yapılan vurgunun yattığını ileri sürmek yanlış olmayacaktır.
Bu literatür, Türkiye’deki bu türden şebekesel/ailesel iktidar yapılarının küresel iktidar yapılarıyla işbirliği içinde şekillenen birer doğal uzantı olduğu ve gizli bağlantıların bu noktalarda rol oynayarak uluslararası komplolar ile bağlantılı hale getirdiklerini de iddia eder. İster Bilderberg gibi kuruluşlar aracılığıyla Batı’yla (Bilbilik 2002; Estulin 2007), ister Rabıta gibi ağlar aracılığıyla Doğu’yla ilişkilendirilsin, bu çalışmaların genel iddiası Türkiye’deki iktidar seçkinlerinin –Türkiye’deki iktidar kaynaklarına ve kurumlarına sahip olmanın ve onları kontrol etmenin ötesinde- küresel bir iktidar projesinin parçası oldukları ve daha genel bir komplo projesinin ajanları olarak işlev gördükleri ileri sürülür. Bu projenin senaristinin ABD, AB, İsrail, İran ya da Suudi Arabistan olduğuna bakmaksızın, literatürün hem sağ hem de sol politik versiyonlarının temel iddiası Türkiye’deki iktidar alanının tali olduğu ve küresel/dışsal bir iktidarın bir türevi/aracı olarak işlev kazandığıdır. Bu açıklamalardan da görüldüğü üzere, ulusalcı perspektiften etnik-dinsel azınlıkları komprador aktörler olarak mahkum eden ve onları çokuluslu ağların bir uzantısı olarak gören bu anlayış, küreselleşmenin ortaya çıkardığı gelişmeleri ve küresel dinamiklerle etkileşen pek çok kurumu da bu sürecin bir uzantısı olarak değerlendirmektedir. Dolayısıyla yerel ve ulusal elit ağlarını, ancak uluslararası komplolar elverdiği ölçüde, ve küresel komplolarının bir tür taşeronu olarak anlamlandırmaktadır. Bu görüş muhtelif elit gruplarının uluslararasılaşma eğilimini sadece ulusal egemenliğe bir ihanet olarak değerlendirmekle kalmaz, aynı zamanda yerli elitlerin kendilerini var kılabilmelerinin tek koşulunu küresel ağlarla eklemlenme olarak görür. Ancak her ne kadar bu yaklaşımlar içerisinde küresel ve ulusal elit oluşumları arasındaki ilişkileri irdeliyor gibi görünse de, buradaki analiz ekseni iktidarın sosyolojisi olmaktan ziyade, ulusal/uluslararası bir komplonun anlatısı ile sınırlı kalmaktadır. İktidar yapılarının, kurumların ve yapısallaşmış eşitsizliklerin çözümlenmesinden daha ziyade belli bir seçkin grubunun, daha küresel bir seçkin ağı ile nasıl ilişkilendirilebileceğine odaklanmıştır. Bu yönüyle de analizin temel kaygısı, bir counter-espiyonage gayretkeşliği ile ulus-aşırı ağların yerli uzantılarını ortaya çıkarmak; bir dünya hükümeti projesinin yerli işbirlikçilerini afişe etmektir.
Şimdiye kadarki kısa değerlendirmeler, Türkiye’de akademisyenler, bağımsız araştırmacılar ve kimi gazetecilerin yazdıkları bilimsel nitelikli çalışmaları ve sağladıkları verileri dışarıda bırakarak, daha çok popüler kültürel düzeyde yaygınlaşmaya başlayan ve popüler siyasal analizlerin konusu haline de gelebilen yeni nesil bir iktidar elitlerin yazınını kendisine konu olarak seçmiştir. Nitekim aşağıdaki satırlarda bilimsel nitelikteki diğer tür çalışmaları aşağıda zikredeceğiz. Ancak bu yükselen popüler kültürel literatüre değinmemizin nedeni, bir yandan elitler sosyolojisine olan ilginin yukarıda bahsettiğimiz türden yayınlar nedeniyle arttığını ve bu alanda belli verilerin kullanılabilir hale gelmeye başladığını tespit etmek, bir diğeri ise ilk bakışta olumlu gibi görünen bu ilgi artışına karşın ilginin iktidar ve seçkinler sosyolojisi için gerekli ivmeyi sağlamak yerine bir tür iktidar metafiziği üretmeye başlayarak çoğunlukla sadece iktidar komplolarına ve gizli kapaklı iktidar örüntülerine yönelik bir üretim alanı yaratmaya başladığına işaret etmektir. Dolayısıyla Türkiye’de sosyal bilimler içerisinde ihmal edilebilecek denli az yer işgal eden iktidar elitleri analizi, bu kez ihmal ziyade yanlış bir politik ve kuramsal yönelimin etkisi altına girmeye başlamıştır.
Buna karşın buradaki amacım, Türkiye’de artan ölçüde popülerlik kazanan bu çalışmaların derinlemesine bir eleştirisini sunmak değil, amacım daha çok popüler kültürdeki kimi yeni eğilimlerden ötürü iktidar analizi açısından ortaya çıkarabilecek kimi güçlüklere işaret etmektir. Bu güçlüklerin aşılmasının ise, iktidar ağlarının bütün toplumsallığı çepeçevre saracak şekilde gizemlileştirilmesi ve etnik-dinsel komplo teorilerle sarmalanmış analiz biçimlerinin geliştirilmesi değil, farklı iktidar elitlerine ve ağlarına yönelik olarak araştırmalar yapan sosyolojik analizler yardımıyla olabileceğini vurgulamaktır. Bu nedenle popüler seçkin ağlarına yönelik literatürü, siyaset sosyolojisi açısından elit analizlerinin önünde bir engel olarak görmek gerekir. Ancak bu engellerin aşılması, ancak tarihsel sosyolojik bir perspektif taşıyan yeni nesil analizlerin ve verilerin üretilmesi ile mümkün olabilir. Türkiye’de de tarihsel perspektiften iktidar ve seçkinler analizlerinin belli bir yoğunluğa ulaşması ile iktidarı gizemlileştiren teorilerin dengelenebileceği umulabilir.

Yüklə 0,56 Mb.

Dostları ilə paylaş:
  1   2   3   4   5   6   7   8   9   10




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2022
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə