13. AĞIr ceza mahkemesi



Yüklə 0.6 Mb.
səhifə4/6
tarix12.08.2018
ölçüsü0.6 Mb.
1   2   3   4   5   6

Duruşmaya kısa bir ara verildi.

Duruşmaya kaldığı yerden devam olundu.

Sanık Ahmet Tuncay Özkan tekrar huzura alındı.

Mahkeme Başkanı:” Avukat bey, savunmasına ekleyeceğiniz kısa bir şeyiniz varsa onu alayım, yoksa çapraz sorguya geçeceğim.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Yargılamayla ilgili bir şey soracağım efendim, olayla ilgili aydınlatma isteyeceğim. Şimdi Akşam Gazetesi 20 Aralık 2009 Pazar günü savcı, Haberal’ın yakınlarını feci işletmiş diye bir haber yayınladı. Sayın Haberal bizim buradaki sanıklardan Mehmet Haberal. Savcı bey N.T. Nihat Taşkın olarak rumuzlanmış. Bir başka soruşturma ile ilgili soruşturma bir eroin sevkıyatı soruşturmasındaki bir kişi ile sayın savcının bir ilişkisinin olduğu, telefon bağlantısının olduğu ve bu dava ile ilgili bir konu üzerine konuştuklarına dair bir haber, Nihat Bey bu siz misiniz? Bu haber doğru bir haber midir, bu konuda açıklama yapar mısınız lütfen?”

Mahkeme Başkanı:”Efendim onla ilgisi yok, şu anda bir şey yok lütfen.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:”Olmaz olur mu efendim, ben yargılanıyorum efendim.”

Mahkeme Başkanı:”Sizinle ilgili olan bir şeyi soralım açıklama isterse açıklar. Ama şimdi, lütfen haber bu.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Çok özür dilerim başkanım bir açıklık getirebilir miyim.? Hukuken bir açıklık getireceğim takdir size aittir efendim, şimdi sayın Haberal burda yargılanmaktadır, bende bu davanın sanığıyım, sayın Haberal’da davanın sanığı. Kişiler bu doğru ise diyorum bakın, doğru ise diyorum. Kişiler gelmişler Sayın Nihat Taşkın’a doğru mudur efendim, yoksa gereksiz yere konuşmayayım. İlk defa duyuyorsunuz? Sayın Nihat Taşkın’a gelmişler, bu olay Ramazan Yıldız adlı Türkiye’nin en büyük uyuşturucu kaçakçısının bir çete elemanı ile ilgili olarak yaşanmış bir olay. Sayın Nihat Taşkın’a Haberal’ın yakınları gelmişler, demişler ki biz hocayı hoca çok iyi insandır, sizi anlatmak, siz Rizelisiniz galiba? Haberal Hoca da Rizeli. Gelmişler anlatmışlar, dertlerini anlatmak istemişler, Nihat Bey bu sırada onları atlatmak için bir çete üyesine komiser taklidi yaptırmış. Ve onunla konuşmuş, telefon konuşmaları burda. Size takdim ediyorum efendim, şimdi ben de diyorum ki, ben bunun binde birini yapsaydım burda bu iddianame içerisinde ne ahlakım kalıyor, ne erdemim kalıyor, ne onurum kalıyor? Dümdüz oluyorum. Siz mahkememizin başkanısınız ölçü sizsiniz, ayar sizsiniz dengeyi siz kuracaksınız. Şimdi ben bunu öğrenip de eğer burda söylemezsem ben bunu dile getirmezsem eksiklik bırakmış olurum. Şimdi ben soruyorum, sayın savcım, siz size iltimas için Haberal hocaya iltimas yapmanız için ayrıcalıklı davranmanız için size gelenlerle görüştünüz mü görüşmediniz mi? Onlarla ilgili olarak bir başkasını aracı yapıp telefonda sanki polis memuruymuş gibi konuştunuz mu, konuşmadınız mı? Bu konuşma Ergenekon sanığın Haberal ile ilgili midir değil midir? Bu konuşmada kullandığınız polis taklidi yaptırdığınız kişi uyuşturucu kaçakçısı Eskobar lakaplı adamın çete üyesi midir değil midir? Bu dava dosyasında bunlar dururken siz burada nasıl bana çapraz sorguda soru soracaksınız bende bunu merak ediyorum. bence siz sorularınızı Mehmet Ali Bey’e verin, Mehmet Ali Bey sorsun efendim. Arzım bundan ibarettir teşekkür ederim.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan müdafii Av. Ahmet Çörtoğlu söz istedi, verildi.” Sayın başkan, bir unuttum, kesmeyim sizi, sorguyu çapraz sorguyu direk sorguyu hiç kesmek istemiyoruz. Sayın mahkemeden bir talebimiz var, yasa Tuncay’ın anlattığı hikayedeki o yargıç gibi bu yasadaki belirtilen usul ve esaslarda soru sorulması talebimizin bunun da sayın mahkeme heyeti tarafından kendiliğinden denetlenmesi talebimi yineliyorum. Yani olduğu zaman biz kalkıyoruz işte yasak soruyor, doğru değil, iddianame de değil filan diye söylüyoruz. Bütün duruşmayı kesiyoruz. Duruşmanın adabını da belki bozuyoruz. Bu hassasiyeti talep ediyoruz.”

Sanığın çapraz sorgusuna geçildi.

İddia makamından soruldu.

Cumhuriyet savcısı Mehmet Ali Pekgüzel;” Sayın başkanım müsaadenizle sanık Ahmet Tuncay Özkan’a birkaç soru yöneltmek istiyorum. Sanıklardan Mehmet Şener Eruygur’dan ele geçirilen 41. klasör sayfa 380, Ahmet Hurşit Tolon’dan klasör 45 sayfa 119, Hasan Atilla Uğur’dan sayfa 79 klasör 56’da, 16 Aralık 2003 tarihli görüşmeye dair bir takım sorularım olacak, kendiniz de soruları beklediğinizi söylediniz. İddianamede bu görüşmeyi yaptığınız iddia edilerek bu görüşme içeriğine göre size isnatlar yapılıyor. Bu şekildeki görüşmeler bir tek sizinle yapılmamış, Mustafa Ali Balbay, Bedrettin Dalan, Mehmet Emin Karamehmet, Nuray Başaran, Turgut Altınok, Sami Demirkıran gibi kişilerde var, ifadesi alınanlar bu görüşmeleri doğruluyorlar. Zaten bu görüşmelerin bir kısmının inkara olanak tanımayacak şekilde görüntü veya ses kayıtları da ele geçirilmiş, örneğin sanıklardan Mustafa Ali Balbay savcılık ifadesinin başında bu görüşmeyi inkara yönelik savunma yapmakla birlikte görüntü ve ses kaydı ad bulunduğu söylenince hatırladığının beyan ederek görüşme içeriğine göre kendisine bir takım sorular sorulmuş ve savunmuştur. Siz ise bu görüşmeyi yaptığınızı asla kabul etmiyorsunuz. Burada kendi yorumumu söylüyorum, çünkü bu görüşmede size atfedilen sözler izah ve tevil edilecek şekilde değil. İddianame de sizin bu savunmanız gerçekçi görülmeyerek size isnatlarda bulunulmuştur. Mahkemede de bu savunmanızı tekrarlıyorsunuz o halde bu görüşmenin gerçekten yapılıp yapılmadığının sorgulanması gerekiyor. Bu nedenle bu görüşmenin yapılıp yapılmadığına dair size sorularım olacak. 16 Aralık 2003 tarihindeki bu görüşme sadece metin olarak elde edilmiştir. Görüntü ve ses kaydı olmadığından bu görüşmenin içeriğinde geçen olayların doğruluğu ile ilgili sorularım şöyle başlıyor; öncelikle Türk Silahlı Kuvvetlerine sormuşuz, bu görüşme var mıdır, sizin kayıtlarınızda diye, yoktur şeklinde bir cevap gelmiş, eğer kamera da alabiliyorsa, T.C. İçişleri Bakanlığı Jandarma Genel Komutanlığı Ankara Diye kapağı var, üzerinde Jandarma Genel Komutanlığının, evet amblemini görüyoruz. Altta Tuncay Özkan 16 Aralık 2003 ve alt üst kısımlarda gizli şekilde de yazılar var.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Bu size gönderilen yanıtın kapağı mı bu?”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Bu sanıklardan çıkan Hurşit Tolon ve Mehmet Şener Eruygur çıkan”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Onu belirtelim çünkü eksik oldu, bu elde ettiğini iddia ettiğiniz.”

Mahkeme Başkanı:” Sözü dinle.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Ahmet Hurşit Tolon’da ve Mehmet Şener Eruygur’da ele geçirilen klasör numaralarını ve sayfalarını söylediğim bu belge. Ve bunun devamında da şöyle deniliyor, gizli, 16 Aralık 2003 tarihinde Tuncay Özkan ile yapılan görüşme metni diyor. Yani bu bir önceden ses saydı alınıp çözülmüş de olabilir, o anda anılan notların geçirilmiş de olabilir. Böyle bir metin ele geçirilmiş ve bu üç tane sanıktan da ayrı ayrı olarak 24’er sayfa ele geçirilmiş. Şimdi bu içeriklerle ilgili ben size belki alakasız gibi gelebilir, sorularım olacak, öncelikle o sorularımı aldıktan sonra bu görüşmeyi size okumak istiyorum çünkü hiçbir şekilde cevaplamadınız bunları. siz 16 Aralık 2003 tarihinde nerede idiniz hatırlıyor musunuz?”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan müdafii Av. Ahmet Çörtoğlu söz istedi, verildi.” Sayın Başkanım, Sayın Başkanım, yav dedik ki yani dakika bir gol bir, dedik ki kusura bakmayın yani diyeceğimiz yok. 1- yorum diyor bu benim kendi yorumum diyor sayın savcı, diyor bunu başka kendisi herkes duydu. Benim yorumum yorumunu sorabilir mi? Bunun içeriği ile ilgili soru soracağım dedi, 16 Aralık 2003’te nerdeydiniz diyor? Ne bileyim 16 Aralık 2003’te nerdeydim, siz biliyor musunuz, savcı bey biliyor mu 16 Aralık 2003’te nerdeydi? Böyle soru sorulmaz yani ben çıktım ondan sonra diyorum ki, bana niye yanlış yapıyor diyorsunuz.”

Mahkeme Başkanı:” Dur, dur. “

Sanık Ahmet Tuncay Özkan müdafii Av. Ahmet Çörtoğlu:” Yanlışı ben yaptım oluyorum. İddianame deliller kısmındaki tartışılacaksa ses kaydı yok, bir şey yok, bir doğruyu da söylemiyor, Şener Eruygur’dan elde edilen metnin kapağında vardır o görüntü. Diğer yerlerde elde edilen metnin kapağında yoktur iddianame ortada. İddianame içinde değil eklerindedir. Delil tartışmasına giriyor. Bizim ekimizde var. İddianame de bizde var mı yok. Başkalarının iddianamesinde var, orda sorsun.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:”Ben benim fitilim daha kısa zannediyordum ama Ahmet’in fitili daha kısa.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan müdafii Av. Ahmet Çörtoğlu:” Ama bakın saygı sundum, her şeyimle dedim ki lütfen ama daha bunu yani patlatmak için yapıyorlar ondan sonra diyorlar ki kandil tipi bomba. Kandil tipi yanlış anlamayın, içinde kandil yağı var. Şimdi böyle olursa, böyle sorarsa yani ben kötü niyetli olduğunu söylemiyorum, bu yargılama da bitmez. Buradaki yüz küsur sanıkta tutuklusu tutuksuzu bunların sorgusu da bitmez, biz her defasında burda kalkmak zorunda kalırsak ki kalmak zorundayız bu tutanağa geçmek zorunda. Bu ilerde delillerde tartışırken, delillerin hukukiliğini tartışırken veya usulle ilişkin bu dosyanın bir şekilde bir üst denetime gittiğinde tartışırken bunları geçirmek zorundayız. Bunları söylemezsek bizim o zaman ne savunmanlığımız kalır biz burda izleyici oluruz. İçeriğinin doğruluğunu nerde olduğunu bile tabi ki bellidir 16 Aralık 2003’te iki türlü cevabı vardır bu güne kadar eğer bilmiyorum derse, bak şüphe yaratacak biliyorum derse Allah Allah, altı yıl önceden pat diye nerden biliyor diyecek? 16,30 (1 kelime anlaşılamıyor) sinemasında şu şeydeydim, film biletini göster, konusunu anlat. Böyle olmaz sayın başkanım lütfen yani bunları istirham ediyoruz. Talep ediyoruz, arz ediyoruz. Yani bir şekilde her sonuçta aynı şeyler tartışılıyor. Sayın mahkeme direk sorgunun, direk sorgunun buradaki sanık ve müdahil haricinde müşteki müdahil haricinde direk sorgu sorması hakkı olanların sorgu esnasında kuralları kurumun getirdiği gibi yani bu kurumun çapraz sorgu kurumunun direk sorgu kurumunun getirdiği gibi denetlesin. Buna kendiliğinden müdahale etsin. Biz etmeyelim. Yada buna iddia makamını uyarsın. İddia makamı bir şey değil orda sizle aynı sırada oturdu diye bizden farkı yok iddia makamının buradaki hakları bakımından. Lütfen arz da ediyorum, talep ediyorum yani, lütfen bu sorulara yani siz her şeye iyi derseniz olmaz. Şimdi ben burda oturacağım, birazdan aynı şey olacak yine kalktığım zaman bana kızacaksınız. Benim gönlümü kıracaksınız. ”

Mahkeme Başkanı:” Yok kırmam.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan müdafii Av. Ahmet Çörtoğlu:”Yani üzülüyorum söylediğime de üzülüyorum yani mesleğinize yaşınıza her şeyinize saygı duyuyorum. Bende bu meslekteyim ama yani inadına yapıyor diyorum ya, inadına yapıyorlar ya. Söylüyor inadına yapıyor.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Ahmet biraz önce bana dedi ki, sakin ol bak seni kızdırmaya çalışacaklar kızma, Ahmet sakin ol. Seni kızdırmaya çalışıyorlar kızma Ahmet.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan müdafii Av. Ahmet Çörtoğlu:”Yani ne yapabilirim yani söyleyin yani oturdum döndüm, ben bitirdim sayın bakanım talebimi.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Sorumu tekrar ediyorum, sanık Ahmet Tuncay Özkan 16 Aralık 2003 tarihinde neredeydiniz lütfen açıklar mısınız?”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” 16 Aralık belgesi ile ilgili şüpheniz mi var kesin emin misiniz? “

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Ben kesin eminim.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Siz kesin eminsiniz.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” onun için soruyorum.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:”Kesin yüzde yüz eminsiniz?”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:”Sorularım bitsin.”

Mahkeme Başkanı:” Mahkemeye hitaben, siz kulağınıza alın, soruyu alın.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Tamam yani kesin yüzde yüz eminsiniz öyle mi, siz hukukçusunuz, buna kesin yüzde yüz eminim diyor musunuz, diyor musunuz kanaat belirtti Sayın Başkanım,?”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:”Cevap vermeyebilirsiniz, ama soruyorum.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Yok canım niye cevap vermeyeyim, her soruya cevap vereceğim ama kanaatle diyor ki, ben diyorum ki savcı Mehmet Ali bey.”

Mahkeme Başkanı:” Yani müdafiinizi, avukatınızı yenmek zorunda değilsiniz. Ondan çok şey yapmayın. “

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Yok yok efendim fitilim ondan uzun, valla uzun. Hiç o konuda şeyim yok kızmıyorum sadece şeyi diyor ki, bir kanaat belirttiği için ben de diyorum ki Mehmet Ali bey, bundan yüzde yüz emin misiniz, sanığın lehine ve aleyhine delil toplamakla mükellef olan kamu adına şahsi herhangi bir düşüncesi olmayan, kamu adına aynı zamanda tarafsızlığı ile orda oturup şahadet edecek olan savcımıza soruyorum, diyorum ki sayın savcım, sorunuzun giriş kısmında dediniz ki siz bundan bu benim kanaatim, yüzde yüz emin misiniz bu sizin kanaatiniz mi? Şüphe mi duyuyorsunuz, yüzde yüz emin misiniz?”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Ben kanaatimi söyledim yani, kuvvetli şüphe var bu şüpheleri bertaraf etmek için de sorular soruyorum.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Şüpheden ben yararlanacağım o zaman.”

Mahkeme Başkanı:” Senin soru sorma durumun yok, size bir soru soruldu bunu hatırlamıyorum dersin yani bunu çok doğaldır, soru hatırlamamak kadar doğal bir şey yoktur.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Yok, yok hatırlıyorum efendim, 16 Aralık 2003 günü ben Kıbrıs’tan geldim. Nasıl geldim, Kıbrıs’ta Rauf Denktaş ve Kıbrıs seçimleri ile ilgili programlar yaptık, geldik. Ondan sonra konuşmalarımız oldu ben ceketimi aldım. Büyük olasılıkla ya Ankara’dayım, ya İstanbul’dayım, ya İzmir’deyim, üçünden birindeyim. Hatta biz bu konuda Türk Hava yollarına bir soralım dedik, Türk Hava Yollarına bir soralım ya bu acaba? Alamadık. Bir gitmişiz karayolu ile mi gitmişiz, Şener’e sordum Şener hatırlamadı. Ya Ankara’dayım, Şener benim şoförüm. Şener Öztürk, bu dosya kapsamında alına kişi. Ya Ankara dayım ya İstanbul’dayım. Buyrun efendim hatırlamıyorum ama inanın hatırlamıyorum defterlerimi verseniz Anet’le hani gözaltına aldığınız Anet’le onun defterleri ile benimkileri karşılaştırma imkanımız olsa netleştirebilirim.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:”Biraz önce huzurdaki savunmanız sırasında uzun süredir bir tek telefon kullandığınızı söylediniz o tarihte o telefonu mu kullanıyordunuz, yanınızda mıydı?”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Hep aynı telefonu kullandım efendim.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:”Numarasını tekrar edebilir misiniz?”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” 0532 236 76 71”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Markası neydi o sırada telefonunuzun?”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:”Ne demek efendim o? Nasıl anlamadım?”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:”Telefonunuzu değiştirdiniz mi makine olarak yani makine hangi makine? aynı makine miydi.?”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Her çıkan makineyi yenilerim efendim.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Değiştirdiniz daha sonra.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:”Ya değiştirdim değiştirmedim bilmiyorum çıkan en yeni makineyi almışımdır. En yeni makine çünkü iki şeye merakım var bir bilgisayar birde bu telefon teknolojileri uyumlu olarak kullanmak için makineleri falan değiştiriyorum evet.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” İkinci bir telefon kullanmadınız.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Hayır efendim.”

Salondan söz almadan konuşmalar oldu anlaşılamadı.

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” İkinci bir numara kullanmadım telefonu soruyorsanız hatırlamıyorum. Numaram bir tanedir ama hiç ilk günden beri aynıdır 236 76 71”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Eren Ertekin isminde bir şahsı tanıyor musunuz?”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Hayır efendim Erem Ertekin diye birisini taşıyorum, tanıyorum. Eren, Eren Ertekin.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Erem de olabilir yani kimdir Erem Ertekin?”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Kanal D’nin müessese müdürüydü efendim.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” 68’li diye bir şey var mı?”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:”16 Aralık belgesinde gördüm. Bilmiyorum yani 68 Erem abinin Eren Ertekin diye yazdıkları Erem Ertekin olmalı diye düşündüm. Nereden düşünüyorum çünkü benimle ilgili bir şey yazmış. Erem Ertekin 68’li, 68’li acaba 68 Erem abinin ne mezunu olduğunu da bilmiyorum. Erem abi belki 68 üniversite mezunu hani o kuşaktan bir adam. Bilmiyorum. Eren değil Erem Ertekin. Kanal D’nin müessese müdürüdür.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Siz başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile bir görüşmenizde size karşı nasıl beyanı oldu. Şeytanın ta kendisisin sen derin devlet misin şeklinde bir beyanı oldu mu?”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Tövbe estağfurullah.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:”Bunu başkaları duydu mu?”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Tövbe estağfurullah. Ne zaman olmuş bu?”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:”Evet, olup olmadığını soruyorum.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Ne zaman olmuş bu böyle bir görüşmem olmadı benim. Ben Recep Tayyip Erdoğan ile.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan müdafii Ahmet Çörtoğlu söz almadan konuştu :”Var mı iddianamede böyle bir şey yani ne soruluyor ya.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Bir dakika arkadaşlar dedik ya, dedik ya benim hayat hikayem burada. Bunun 311, 312 ile ilgisi nedir diye.”

Salonda söz almadan konuşmalar oldu anlaşılamadı.

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:”Hayır bir dakika ya başbakanın savunmasını yapacak çünkü oraya yatırım yapıyor. Bir dakika ya, bir dakika ya. Ben Recep Tayyip Erdoğan ile Emine hanımla birlikte uçaktaydım. Başbakan olduktan sonra uçakta görüştüm en son bahsettiğiniz bu tür tevatürlerin hiç birisi olmadı. Böyle bir konuşma benimle yapmadı, buna tanık olan hiç kimse yok. Böyle bir görüşme de yoktur. Ben Recep Tayyip Erdoğan ile kendisinin talepleri doğrultusunda ayda iki kere üç kere görüştüm. Bu görüşmelerin tamamı çeşitli köşklerde olmuştur. O görüşmeler sırasında kendisi belediye başkanlığı ve siyasetle ilgili düşüncelerini bana açmıştı. Bende açık yüreklilikle görüşlerimi söylemişimdir. Kendisi belediye başkanıdır ayrıca kanal D’deki makamımı ziyarete gelirdi. Hatta bir gelmesinde önündeki böyle bir bohçayı açtı dedi ki ya bu kadınlar altınlarını falan sıyırdılar benim önüme koydular ben bunların sorumluluğuyla yaşıyorum. Ben bunları ne yapacağım. Bende dedim ki, doğruluk yönünde kullanacaksın. İyilik yönünde kullanacaksın o insanların hakkının karşılığını böyle ödersin dedim. Hiçbir şekilde böyle olmamıştır. Bir tek konuşmamız var. Aklımı hemen böyle şey yapıyorum uçakta karşılaştık. Bu Ömer Çelik denilen o zaman basın müşaviri arkadaş orada oturuyor. Kalk arkadaş arkaya geç dedim ben Recep Tayyip Erdoğan’ın yanına oturacağım konuşacağım. Geçti arkaya, kaç sıra sonraya geçti biliyor musunuz? Dört sıra sonraya. Geçti oturdu. Yan yana oturduk. Malını mülkünü servetini sordum kendisine uçakta milliyet gazetesinde aynen yayınladım. Araba işte indik uçaktan falan filan geliyoruz böyle bana çok kızdı. Çünkü geldi dedi ki bunu yayınlayacak mısın? Elbette yayınlayacağım dedim. Ülker beni zengin etti dedi. Karşıda Ülker bayisiyim zengin etti beni dedi. Bende dedim ki yav Ülker bayisi nasıl zengin oluyor. Sen malını mülkünü açıklayamıyorsun, niye açıklayamıyorsun. Ülker bayisi nasıl oluyor da zengin oluyor. Uçaktan indik böyle birlikte yürüyoruz. Atatürk havaalanında çıkarttık ben arabaya bindim bu araba zırhlı mı dedi, evet zırhlı dedim. Haa demek zırhlı arabaya biniyorsun dedi. Laf budur başka da bir şey hatırlamıyorum. Böyle bir lafı hatırlamıyorum. Şeytanla yatağa girip çarpılıp çıkan diye benim tabir ettiklerim o arkadaşlar ben değilim. İddianamede yok”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan müdafii Ahmet Çörtoğlu söz istedi, verildi:” Sayın başkanım, sayın başkanım iddianamenin neresinde var. İnceleyip, inceleyip beyanda iddianamenin neresinde var bu soru? Bu olay, vaka, ek hepsi üç yüz bin sayfa neresinde var iddianameyi bakmak istiyorum. Sorabilir ben onu söylemiyorum ben bakmak istiyorum bende inceleyip yazılı beyanda bulunmak istiyorum.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Ahmet, Ahmet bir şey söyleyeceğim, bir şey söyleyeceğim.”

Mahkeme Başkanı:”Savcı bey var mı bunlar iddianamede, iddianamede var mı? İddianamede mi var?”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Tabi ki olmayan bir şeyi sormuyoruz birazdan hepsini okuyacağım. Hepsini okuyacağım şimdi. Sorularımı onun için açıklamayla soruyorum avukat bey lütfen baştan açıklama yaparak soruyorum çünkü iddianamede var mı ekte var mı gökte var mı diyeceğinizi biliyorum yani baştan açıklamamı yaptım. Tuncay Özkan siz Çukurova grubuna ne zaman, ne şekilde başladınız?“

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Başbakan Aydın beyle birlikte Almanya’ya gitti. Almanya organizasyonunu bana vermişlerdi sen yap biz oradaki tesislerin açılışını Arzuhan hanım bana verdi. Sonra bir hafta kala dediler ki ya sen bu açılışla ilgili organizasyonu yapma. Peki yapmayım. Bizim çocuklarla konuştum almanca bilen çocuklar üçüncü kuşak terör falan konferanslar verilecek. Peki, yap, yapma tamam yapmayım. Sonra ben davet edilmedim gruptaki herkes gitti Recep Tayyip Erdoğan da gitti hiçbir şey değil daha, hiçbir şey değil daha. Dedim bunda bir iş var. Gitti, döndü aaa her şey değişti birden bire grupta. O sırada bana Ersin Pamuksüzer geldi. Dedi ki arkadaş Çukurova grubunun Ceosu dedi ki arkadaş biz seninle çalışmak istiyoruz. Nasıl çalışmak istiyorsunuz? Ha birde bana bir yazı mektup Mehmet Ali Yalçındağ bana bir mail attı. Dedi ki senin bu Recep Tayyip Erdoğan ile ilgili haberlerin yayınlanmış Ankara 8. idare mahkemene de çok gül gibi bir haber şey almış karar almışım bunlar haberdir gazeteci bunları haber yapmazsa sorumludur diye. Anayasal sorumluluğu yerine getirmez diye. Eee oldu bitti. Yayınlandı. Sen bunları şahsen yaptın. Dedim ki Mehmet Ali bey ben böyle bir şeyi kabul etmem ne zaman toplandı da bu yayın kurulu beni bununla cezalandırdı? Dedi ki ya gönlünü et sus işte idare et dedi yav adam geliyor. Bende dedim ki yok kabul etmiyorum. Bu toplantıyı yok sayacaksınız. Evet yok saydı. Kararını geri aldı. Bu çelişkiler sırasında Ersin Pamuksüzer geldi dedi ki arkadaş biz bu grubu toparlamak istiyoruz ayağa ka, evime geldi. Evimde görüştüm. Birlikte yemek yedik benim evimde. Dedi ki sana şu kadar para vereceğiz, toplam vergisiz 3 milyon küsür vergisiyle beraber 5tir dedi ki her kuruşun vergisi ödenecek bankadan bankaya olacak. Aynen öyle olmuştur. Aylık parada anlaştık. Ben Çukurova medya grup başkanı olarak Mehmet Emin beyle görüştüm sonra Osman Berkmen ile görüştüm, Bülent beyle görüştüm ve göreve başladım. Benim transferim budur.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:”Tam tarih olarak söyleyebilir misiniz başladığınız tarihi Temmuz 2002 olabilir mi?”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Valla Ağustos, Temmuz, Haziran çünkü ben Haziran gibi falan 22 Haziran gibi falan Kanal D’den ayrıldım.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Reha Muhtar ayrılmış mıydı?”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Hayır efendim Reha. Reha ile ilgili olay şudur. Ben gittim benim amacım orayı adam etmek. Ben gittim Reha Muhtar orada. Ben gittim Reha’nın yerine ana haber spikeri getirmek istedim. Reha grupta ben Reha’ya Dijitürk de o kendi yapacağı formatta ayrıca bir kanal açalım Reha’nın kanalı olsun Amerika’daki örneklerine benzesin, orada yayın yapsın istedim. Reha altı ay daha bizim grubumuzla birlikte çalıştı, ben gittikten sonra da Reha ana haber bültenini iki ay kadar sunmaya devam etti.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Ekonomik açıdan nasıldı Çukurova grubunun durumu?”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Valla iki bankasına el konulmuş, çok kötü bir durumdaydı.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Batık diyebilir miyiz?”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Valla batmadı işte Türk dünyanın sayılı zenginleri arasında ya batık değildi ama zor günler geçiriyor.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Akşam gazetesinin tirajı ne kadardı siz başladığınızda?”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Valla yüz yetmiş bin civarındaydı. “

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” 2003 yılında ayrıldığınızda Kasımda ne kadardı?”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” 2003 yılı Kasımda ayrıldığımda yaklaşık üç yüze yaklaşmıştı. Nuriye Akman’a verdiğim bir demeç var. Nuriye Akman’a verdiğim demeci googleden indirirseniz orada rakamları Nuriye’ye vermiştim oradan alabilirsiniz tam rakamları.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Tam rakamları ben size söyleyim 2002 Temmuz ayında 147 bin 128, Kasım 2003 217 bin 800”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” 300 e gelmişti evet.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Siz bu Çukurova grubu başındayken yayın grubu başındayken Kara Kuvvetleri Komutanının yakınıyla ilgili bir yayından dolayı Nuray Başaran ve Hale Gönültaş ile aranızda bir şey geçti mi?”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Geçti efendim evet. Geçti kitaba da yazdım aynen. Kara Kuvvetleri Komutanı orgeneral Aytaç Yalman’ın darbe yapacağına dair bir haber geçmişler. Ben gittim Nurcan bana dedi ki bizim genel yayın yönetmeni ya Tuncay dedi telefonla, ya Tuncay dedi ayrıntısıyla kitapta anlattım. Daha doğrusu bir internet sitesinde bunlar yayınlanmış. Oradan aldım oradan atıf yapıp gösterdim kitapta. John Kustater falan filan hikâyelerini Nuray. Nuray ile benim ilk kavgam nedir burada anlattım. Nuray Hüsamettin Özkan’dan benim aldığım bir haberle ilgili bilgi edinmiş. O günde manşet yapmışlar çocuklar. Daha ben gazeteye gitmedim ama manşeti biliyorum. Mehmet Emin Bey beni aradı. Ya bunu manşet olarak görme. Niye görmeyim Mehmet Bey? Ya beni şey aradı Hüsamettin Bey aradı bunun manşet olmasını istemiyor dedi. Yav dedim biz sizinle ne anlaştık. Hani içerik konusunda ben editöryel özgürlüğe sahiptim, hani bu böyle olmayacaktı. Daha bir günden ilk günden, nereden öğrenmiş dedim Hüsamettin Özkan böyle bir şeyi manşeti? Nuray Başaran söylemiş dedi. Bende açtım Nuray’a hakaret ettim. Sen gazeteci falan değilsin dedim. Olay bu. Beni aradı, beni aradı telefonda Kara Kuvvetleri Komutanı darbe yapacak, Aytaç Yalman darbe yapacak. Ya açtım Hale Gönültaş’a dedim kardeşim bak ben senin medya grup başkanınım bu haber sana nereden geldi. Darbe yapılacağı akşam gazetesinden mi bildiriliyor yani. Ama dedi o dedi yolsuzluğu kapatmak için darbe yapacak dedi. Ne yolsuzluğunu kapatacak dedim. Botaş yolsuzluğu yeğeni Botaş’taymış dedi. Dedim kardeşim bu haberin kaynağını bana söyleyeceksin Nuray aldı telefonu çemkiriyor bana telefonda bende kendisine gereken yanıtı verdim. Telefonu kapattım, Hale Gönültaş’ı işten attım, tazminatını verdim işten attım. Beni akşamüzeri şeyde aradı. Aytaç Yalman da aradı. Dedi ki böyle haber falan bunların hepsi yalandır sizi dava ederim böyle bir şeyin olmasını da, Çünkü Nuray Başaran aynı zamanda gidip ona diyor. Tuncay böyle haber yapacak falan diyor. Adam da beni arıyor nereden biliyor içimizdeki konuşmaları, bilmiyor. Kim haber veriyor Nuray veriyor. Mikser olarak çalışıyor. Bunlar tamamen iç konular. Kadınla hayatımda üç kez görüştüm Mehmet Emin beyde atma dediği içinde atmadım ilk geldiğimde. Hayatımda üç kez görüştüm o kadar. Başka da görüşmedim dördüncü kez görüşseydim Allah bilir hayatta olmayacaktım şimdi olay budur. Kitaba da yazdım efendim kitapta da bu olayı geniş ayrıntılarıyla Ergenekon çok gizli örgüt kitabında da bir internet alıntısından yola çıkarak başka şeyleri bildiklerimi de ekleyerek size güzel bir malzeme haline getirdim. Kitapta da var bu kısım.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Nuray Başaran Cumhuriyet başsavcılığımıza çağrılarak 17 Şubat 2009 tarihinde müşteki şüpheli olarak ifadesine başvurulmuş aynen şöyle diyor. Ben 2000 yılında akşam gazetesinde çalışmaya başladım 2006 yılı sonunda ayrıldım. Ben şüphelilerden Levent Ersöz Hasan Atilla Uğur’u tanırım birde Tuncer Kılınç’ı tanırım. Tuncay Özkan ben akşam gazetesinde çalışırken daha sonra Doğan grubundan ayrılıp Çukurova grubu medya grup başkanlığına getirildi. Gelirken de kanal D’ye ait arşivi beş yüz bin dolara Show tv ye sattığını arkadaşlar bana söyledi.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Dava açtım.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:”Geldiği gün yalan bir manşet haber yüzünden tartıştık. Gece haberin yalan olması sebebiyle.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Bir saniye müdahale edebilir miyim?

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Ben değiştirdim ve Mehmet Emin beyi aradım. Ertesi gün bana telefon açarak sen kim oluyorsun da grup başkanının yazdığı haberi gece yarısı çıkarttırıyorsun dedi, arkasından da ben şimdi Ankara’ya geliyorum senin ananı dedi. Sonra İstanbul’dan Ankara’ya geldi. Odamın kapısını tekmeleyerek içeri girdi. Bende kendisini kovdum. O günden sonra kendisiyle irtibatım olmadı. Mehmet Emin beye durumu aktardım akşam gazetesinin Ankara bürosuna girmesini yasakladım.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Siz de buna inandınız mı, sizde buna inandınız mı?”

Mahkeme Başkanı:"Efendim soruyor, okuyor konuşsun, soru soracak şimdi.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:”Bitti efendim bende yanıt vereyim. Yok canım okuyacaksınız.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Daha sonra AKP iktidara gelince Tuncay Özkan da benim aleyhimde konuşmalar yapmış bu sebeple daha sonra beni ve kızımı bazı şahısların takip ettiğini öğrendim. Sonra araştırdığımda bunların JİTEM olduğunu anladım. Levent Ersöz’den randevu talep ettim ancak randevu vermedi. Ancak bir zaman sonra beni çağırdılar. Kendisiyle 4-5 kez görüştüm. Ben ilk gittiğimde beni takip ettiklerini, ettirdiklerini sordum. Kendileri de cevap vermedi. Beni irticacı olduğum gerekçesiyle takip ettirdiklerini anlattım. Bir iki sene sonra Tuncay Özkan’ın ekonomik sebeplerle bazı masrafların kısılması üzerine Tuncay Özkan istifa etti. Bunun üzerine bana Mehmet Emin beye söyle Tuncay Özkan’ı geri alsın diye haber gönderdiler. Ben bu durumu Mehmet Emin beye söyledim. O da bana böyle şeyler olur, kendisi istifa etti dedi. Daha sonra Mehmet Emin beyi Levent Ersöz çağırmış ve Tuncay Özkan’ı tekrar işe almasını maaşını ödemesine söylemiş. Çok ayrıntısını sormadım. Tuncay Özkan’ın Levent Ersöz ile yapmış olduğu görüşme tutanağında hakkımda isnatlar vardır. O tarihte de Tuncay Özkan benim ile alakalı bu şekilde suçlamalar ve isnatlarda bulundu ben bu iftiralar yüzünden evimde üç dört gün ağladım şeklinde beyanları var. Bu beyanlara ne diyorsunuz. Sizin bu 16 Aralık 2003 tarihindeki bir takım isnatlarınızın da doğru olduğunu söylüyor orada geçen biraz sonra okuyacağım o bölümleri.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Nuray orada mıymış, sordunuz mu, Nuray görüşmeye katıldı mı diye sordunuz mu orda mıymış?”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:”Görüşmeye katıldım demiyor.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Ne diyor.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:”Orada sizin görüşmede onlara anlattığınız Nuray Başaran hakkındaki bir takım şeylerin.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Şimdi sayın savcım.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:”Doğru olduğunu kendisine de söylediğinizi ifade ediyor.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Nuray şimdi sayın savcım birinci soru siz şimdi kamu adına bana bu soruyu soruyorsunuz. Size diyorum ki Nuray Başaran’a nereden biliyorsun katıldın mı bu görüşmeye diye sordunuz mu? Ben ifadesini okudum dün akşam?

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” O tarihte benzer şeyleri bana yapmıştı diyor. Aynı iftiraları bana yapmıştı diyor. Orada konuştuğu şeyleri diyor.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Efendim, efendim bende size diyorum hangisi olduğunu sordunuz mu? Birkaç tanesine yanıt vereceğim. Ya bir peş peşe on tane yalan söylüyor.”

Mahkeme Başkanı:" Efendim sorulsaydı zaten orda okunurdu size sorulmazdı.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Ama sormamış.”

Mahkeme Başkanı:" sorulmamış yani.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Ama sormamış eksik yani. Şimdi aydınlatıyorum. “



Mahkeme Başkanı:" O zaman söyleyin.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:”Aydınlatıyorum sayın başkanım aydınlatıyorum. Bir bir kasetin ağırlığı bir beta kasetin ağırlığı bir betacam kasetin ağırlığı 490 gramdır. Söz konusu kasetlerin sayısı 1400 adettir. Hala Show TV’nin arşivindedir. Kanal D’nin arşivinde bu kadar kaset yoktur. Kanal D’nin arşivinden bu kaset çıkmamıştır. Bunların hepsi logolu Reha Muhtar döneminde haberin üstüne daireler, eşek resimleri, kuş resimleri, kaçanlar, kuçanlar çizildiği için görüntü yok haber arşivinde. Bunlar bir kızdan ajans sahibi bir hanımefendiden para karşılığı alınmıştır. Mehmet Emin beyle ilgili olarak biz bunu Mehmet Emin Bey ben oradayken Nuray bunu bahis konusu yapmıştır. Ben Çukurova grubunda mali işlerden sorumlu kişi değilim. Hiçbir kararda, hiçbir satın almada, hiçbir satışta benim imzam yoktur. Ben sadece içerik yönetiminden sorumlu medya başkanıyım. Karar alıcılar başkadır. Ben bu iddiayı çalışırken duydum. Bu iddia üzerine muhakkik tayin ettirdim. Mehmet Emin Bey dedi muhakkik raporu, beş tane yangında yanmaz depo, şey dolap bu böyle açılan dolaplardan. Bunlarla beraber, kadının kapısı yıkılarak çıkartılıp satın alınmış getirilmiş ve konulmuş. Kasetlerin tamamı logoludur. Başka televizyonlardan izlenerek kaydedilmiş arşiv kasetleridir. Toplam 300 bin dolar üzerinden pazarlık yapılmış 70 bin dolara alınmıştır. Muhakkik piyasa değerinin bir milyon dolar olduğunu, çok iyi bir satın alma olduğunu söylemiş ve muhakkik raporu, Barış Tümay’dır muhakkikin adı .Show tv’ deki ben yaptırdım. Barış Tümay’ı ben atadım muhakkik olarak. Bunu soruştur kardeşim dedim. Benim satın almada imza yetkim yoktur. Satın almada yetkim yoktur kararım yoktur. Hiçbir şey yoktur. Ben tamamen içerik yönetiminden sorumlu diğer sorumlulukların hiçbirisini kabul etmeyen bir adamım. Bir kaset düşünebiliyor musunuz? Ben kanal D’den Aydın Doğan şahsi bir suç. Aydın Doğan bunu internet siteleri yazdılar, yazdılar, yazdılar, yazdılar bende dava açtım. Sultanahmet adliyesinde İstanbul adliyesinde Nuray Başaran yargılanıyor bundan. Uzlaşma talep etti kabul etmedim. Hangi kaseti şimdi biz kanal D, kanal D’deki herkes deli, geri zekalı, ahmak bunların hepsini biz oradan çıkartıyoruz. Kanal D seyrediyor, ya ne kadar güzel bizim kasetleri götürüyorlar ya, helal olsun valla. Böyle bir şey olabilir mi sayın başkanım ya? Aydın bey niye beni şikâyet etmiyor. Aydın beye sorun bakalım, sorun benim namusum ekonomik namusumla falan ilgili size ne söyler. Bir sorun. Benimle çalışan insanlara bir sorun bakalım bir kuruş, kuruş Allah göstermesin böyle bir şeyi. Alnımın terini sildim kazandım. Paramı yurtdışında alırdım başkanım ya beş milyon dolar olarak. Hayır dedim, hayır vergisini ödeyeceksin arkadaş. Yüzde 22 vergi stopaj yatırıldı. 5 yerine 3 aldım. Ama vicdanım rahat alnım ak. Kadın gazeteci falan filan değil. Kadın başka bir şey. Kapısını kırmışım yalan. Binaya giren öyle bir şey olabilir miyim ben binayı ben yaptım SKY TV’yi ben kurdum alt katını ben kurdum, ben döşedim, üstte akşam TV, onun üstünde yönetim katı hepsi bende. Böyle bir şey olabilir mi başkanım? Mehmet Emin beye sormuşlar. Mehmet Emin Bey yalandır bunlar demiş böyle şey olur mu demiş. Savcılık Mehmet Emin beyi çağırmış, sormuş, Mehmet Emin beyde yalandır böyle bir şey olabilir mi benim böyle bir şey söylemem mümkün müdür demiş. Yanıt vermiş. Ben şimdi Nuray Başaran’ın entrikalarının hesabını vereceğim. Niye sormadınız Nuray Başaran’a? 16 Aralık efendim ben biliyordum böyle böyle yalan bunların hepsi. Recep Güven ile Nuray Başaran’ın ilişkisi nedir? Soruyorum. İnternete google’a girdi çocuklar, bizim avukatlarımızda girdiler baktılar çıktı geliyor. Sayın savcım gelin bu işi rayına oturtalım. Oturtalım. 16 Aralık 2003 nerede var? Nuray Başaran orada mıymış katılmış mı? Yok duymuş muş muş muş muş. Sordunuz burada her şey var. Yani eğer böyle olacaksa o hoo ben neler söylerim ben neler anlatabilirim. Böyle bir şey yok ama mahkememize.”

Mahkeme Başkanı:" Anlattınız zaten anlattınız.”



Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Bedrettin Dalan ile ilişkiniz nedir. Siz Bedrettin Dalan’ın Ali Müfit Gürtuna ile görüşmesini istediniz mi?”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Bedrettin Dalan ile ilişkim şudur. Bedrettin Dalan Anavatan partisinde politika yapmak istedi. Bedrettin Dalan ile bizim ilk ilişkimiz İstanbul Büyükşehir belediye başkanlığı döneminde benim gazeteciliğimde bizim Bedrettin Dalan aleyhine haberlerimizle başladı. Eleştiriyoruz adamı. Cumhuriyette çalışıyorum. Anavatan partisine bakıyorum, ben bakıyorum. Bedrettin Dalan Turgut beyin yakını sık sık geliyor ziyaret ediyor. Oradan tanışıyoruz. Bedrettin Dalan ile ondan sonraki ilişkim hemen hemen yok gibidir. Sonuç nedir bir Hüseyin’in dostumun kızının tıp fakültesi eğitimi için yüzde elli burs istemeye Tuncay’ı da özledim birlikte gidelim görüşelim demiş Hüseyin’e söylemiş birlikte gittik. Çocukta bunu okuyunca iddianameden eğitimini bırakmış. Şimdi bir tıp fakültesi eğitimini bırakmış, şimdi bir alman şirketinde çalışmaya başlamış. Bedrettin Dalan ile ilişkim budur size gelmiyor mu başkanım ya? Yav Yeditepe’yi kazandı ya, ben bu kadar parayı veremem, şuna bir telefon etsene. Valla bana gelenleri yönlendirdim beni kırmadı adamcağız. Beni kırmadı. Ama ilişkin nedir. Böyle bir ilişkim yok. Ali Müfit Gürtuna ile görüşmesi ha Ali Müfit Gürtuna olayını anlatayım. İstanbul TV diye bir televizyon kanalı var. İki tanede adam müteahhit. Bu iki müteahhide bir gittik bir konuşmaya başladık adamla adamlar İstanbul Büyükşehir belediyesinin mütahitleri. Bir baktık ki arkasında Ali Müfit Gürtuna’nın etkinliği var. Bizim mali muhasiplerimiz şirketten içeri girdiler. Bir baktılar içeride naylon fatura var. Biz o akşam kaçtık. Bunu internet sitesine girin başkanım internet sitesinde olduğu gibi görürsünüz. Olduğu gibi görürsünüz. Bu olayın bu boyutu. Birde bu olayın ikinci boyutu var. Bende şimdi soru soruyorum. Ali Müfit Gürtuna’nın Cumhuriyet Halk Partisinden millet şeye belediye başkan adaylığını ben iki yerde konuştum. İki yerde konuştum. Bir tanesi Deniz Baykal’ın odasında, bir tanesi de Önder Sav beyin odasında. Nereden bunlar çıktı dışarıya? Bunlar ilk defa burada çıkıyor dışarıya. Nereden çıktı bunlar dışarıya? Ben Ali Müfit Gürtuna ile konuştum İstanbul’a geldim. Ali Müfit Gürtuna dedi ki tamam ama dedim parti meclisine sormaları gerekiyor yani bu bir ön görüşmedir, tamam söyledim parti meclisi kabul etmedi Ali Müfit Gürtuna’nın adaylığını, olay budur. Bunlar nereden yer alıyor orada? orada çünkü dinleme var. Orada hem Deniz beyin odasında hem Önder beyin odasında dinleme var. Dinleme var. Başka hiçbir şey yok, ikisinde dinleme var. Beni öfkelendiren şey hayatımda mücadele ettiğim bütün pis insanların bu karıştırıcı işleri ben aşk sevdanız nedir siz kalkarsınız ne olmak istersiniz yargıç olmak istersiniz. Yargıç olduktan sonra bir insanın daha büyük mutluluğu var mıdır hayatta? Savcı olmak, savcı olduktan sonra daha büyük mutluluk var mı? Ben çöpçü olacağım büyüyünce çöpçü olursunuz, çöpçü olmaktan daha büyük mutluluk var mı? Çocukluk hayalimi yaşıyorum, gazetecilik yapıyorum. Anımla şanımla şerefimle yaptım ya. Hayatımda ne kadar kavga ettiğim, iğrenç, dedikoducu, kumpasçı, entrikacı insan varsa şimdi namuslu temiz adam olarak ifadeleriyle çamurlarıyla her şeyiyle karşımda. Sindiremiyorum ben bütün bunları. Evet hakaret ettim. Ettim. Hak ettiği için ettim. İnsan gazetenin manşetini verir mi? Sorun bakalım Mustafa Balbay’a gazeteci burada. Manşet namustur verilir mi ya dışarıda hiç kimseye? Olabilir mi böyle bir şey? Açmış telefonu söylemiş. Ya niye söy. Ertesi gün değil hemen, hemen açtım, hemen telefon açtım. Nasıl yaparsın bunu diye. Alçak diye. Açtım telefonu söyledim. Yapılır mı ya? Dosyanızın içinden birisi belgeyi alıp götürüp verse bir yere ne yaparsınız ya? Olur mu ya? Gazetenin manşeti ertesi gün çıkacak manşet, verilir mi ya? Bir değil, iki değil, üç değil, insaf. Bu hırgürü alıyor, kumpas mekanizmaları kuruluyor ondan sonra çalışıyor ondan sonra ben burada yanıt veriyorum. Yanıtım bu efendim buyurun.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Ali Müfit Gürtuna ile Bedrettin Dalan’ın görüşmesi konusunda sizin bir şeyiniz oldu mu girişiminiz?”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Hayır efendim hiçbir şeyim olmadı. Ali Müfit Gürtuna’ya da sorabilirsiniz, Bedrettin Dalan’a da sorabilirsiniz. “

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Aydın Doğan size ne diye hitap eder?”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Tuncay diye.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Siz Çukurova grubundan ayrıldıktan sonra.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Bunun ne alakası var?”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Size şöyle bir şey söyledi mi?”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Buyurun.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Başbakanın nasıl gördün mü bak adamı nasıl sokağa attırdık şeklinde bir söz söylediğini size aktardı mı?”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Efendim olay şudur.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Böyle bir görüşmeniz oldu mu Aydın Doğan ile?”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Yok efendim Aydın Doğan ile asla benim böyle bir görüşmem olmadı. Hiçbir şekilde ben ayrıldım bakın benim karakterimi tanıyın diye söylüyorum. Ben öyle gidip ya bana para verecekler bak bu kadar para verecekler patron sen biraz fazlasını ver de öyle değil. Ben karar verdim gittim pat, ağladı adamcağız ya. Ben dedim gidiyorum efendim. Bizim konuşmalarımız var, gidiyorum dedim gittim. Yok böyle bir şey. Bunlar yok. Yok böyle bir şey.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Size oğlum diye hitap eder mi?”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Yılbaşında da şey verirde milli piyango bileti verirdi çıkarsa Nazlıcan’a diye, Nazlıcan’a da bir tane çeyrek altın vermişliği vardır evet. Ne demek oğlum diyor benim babam var benim babamın adı Ziya Özkan. Beni sevdiği için Tuncay’dan bahsederken benim oğlum gibi derdi ben de bayramda bir ritüeli vardı onun bayramda çağırır insanları konuşur. Ben Anadolu çocuğuyum. Ben Aydın beyin elini öptüm benim büyüğüm olarak öptüm. Sorsanıza Aydın beye masayı kaç kere devirmiş Tuncay Özkan için. Böyle bir şey yok.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Bu konuyu başkaları bilir mi?”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Gruptaki herkes bilir. Ayrıca bu konuyu Nuriye Akman sordu röportajda Nuriye Akman’a da söyledim. 2002 yılındaki röportajda Nuriye’ye de anlattım. Çünkü Nuriye benle röportaja gelmeden önce Ertuğrul ile görüşmüştü Özkök ile soruların yarısını Ertuğrul hazırlamıştı beni sevmediği için baba derdi Fatih Altaylı da yayınlar yaptı, baba derdi, elini öptürürdü bilem ne olurdu bak gördün mü diyor. Öyle bir şey yok. Öyle bir şey yok. Siz sizden büyük birisiyle karşılaştığınızda görüştüğünüzde elini öpmüyor musunuz? Öyle bir şey olabilir mi? Herkes biliyor bunu, bunu herkes bunların hepsi yayınlandı. Bunların hepsi internette var. Bunların hepsi zamanın arşivinde duruyor. 2000 yılında benimle yapılan röportaj var, sorulan sorular var, CHP ile ilgili, babamla ilgili, ailemle ilgili, kızımla ilgili, kızımın adıyla ilgili, nereden aldığımla ilgili, ne olduğumla ilgili, bunların hepsi yayınlandı. 2000 de yayınlanan röportaj Hasan Atilla Uğur’dan elde ettik diyorsunuz ya. Elde ettiğiniz metinin altında o röportaj var. Ona bakarsanız dosyanıza görürsünüz. Nuriye geldi benle röportaj yaptı bunları sordu açık yüreklilikle yanıt verdim. İnternete girin Nuriye Akman diye sorun. Zamanda üç gün tefrika yapıldı. Benden sonra da gitti Aydın beyle konuştu. Aydın beye de bu soruları sordu. Aydın beyde açıkladı. 16 Aralık 2003 belgesinde bunlar ne alıyor, neyi arıyor. Ben geri zekâlı mıyım? 16 Aralık 2003 belgesi diye sorduğunuz soruların hepsini burada çarpıtırım. Çarpıtmıyorum bakın içtenliğimle yanıt veriyorum. Size diyorum ki bunlar açık kaynaklarda yer alan bilgiler. Allah aşkına işi doğru rayına oturtalım ne olursunuz.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Siz Akşam Gazetesi olmasaydı Ertuğrul Özkök ülkeyi savaşa götürürdü şeklinde beyanda bulundunuz mu, bu beyanı birisiyle paylaştınız mı?

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Ben Akşam Gazetesi olmasaydı Ertuğrul Özkök götürür demedim. Benim söylediğim şeyler ben savaşa karşı çıktım. Bakın bunu anlattım. Öyle kelimelerle falan filan değil, benim gibi yaşayacaksınız olayı. Onlar savaşı desteklediler. Ben savaşa karşı çıktım. Hayır dedim, onunla ilgili yazılar yazdım. Yapmayın, etmeyin, ırak savaşı kötüdür dedim. Kitap oturdum yazdım. Sadece yazı yazmakla kalmadım oturup birde kitap yazdım. Entrikalar savaşı bilmem ne diye. Bunların hepsi açık kaynaklarda yer alan şeyler. Bunların hepsini biz yazıyoruz. Gazeteciler birbirleriyle kavgayı gizli kapaklı yapmazlar yazarlar, söylerler. Biz buna çok güzel tanımladı medya polemiği Peyami Safa ile Necip Fazıl arasındakileri okuyun çarpılırsınız. Bakın burada, inanamazsınız. Sen daha çok para aldın örtülü ödenekten ben daha çok para aldım kavgaları. Dergiyi sen çok paraya çıkarttın ben az paraya çıkarttım kavgaları. İnsaf ya. Yani birisini linç edeceksiniz de bari yani ya kanı bozuğa linç ettirmeyin ya. Kanı bozuğa linç ettirmeyin ya. Bir mert çıksın ya, bir yiğit çıksın da vursun anlımın ortasından ölüyüm şurada ya. Kanı bozuklara linç ettiriyorsun, aslanları kedilere boğduruyorsunuz ya. Bu iddianameyle, bu çalışmalarla. İspatlamaya çalıştığınız şeyin önü yok arkası yok. Hiçbir şeyi yok. Yazılarım ortada. Birazdan da soracaksınız. Sorsanıza niye AKP’yi öven yazı yazdın diye, yazdım. Yazdım ya bak bu çalışmalar çok yararlıdır destekle, destekleyin dedim. Başbakana öyle dedin mi, şeytan dedin mi, ne şey de ki nerede gidin başbakana sorun nerede söylemiş böyle bir sözü. Ne had ne kimin ne haddine bana böyle bir şey söylemek.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan müdafi Av Ahmet Çörtoğlu söz almadan konuştu :” İddianamede nerede?”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Ya boş ver iddianameyi ya. Yaşam biçimimle buradayım. Ben her şeyi mertçe, erkekçe Recep Tayyip Erdoğan’ın yüzüne söyledim. Arkasından konuşmadım ben hiçbir zaman. Cezaevindeydi dedim ki arkadaş yolsuzluk dosyaları var. Ne yapayım yani yazmamıydım, yazmaya mıydım, 1999 da vay Tayyip vay diye manşet attı İGDAŞ yolsuzluğunu, yapma yazmaya mıydım? Yazdım. Şunu anlatmaya çalışıyorum Mehmet Ali bey derdim şudur. Derlenmiş toplanmış oluşturulmuş şeylerle benim karşıma, var desem ne olur ya. Var desem ne olur. İçinde deli saçmalarının hepsini şuraya dökerim o belgenin. Böyle ıcığını cıcığını çıkartırım burada hiçbir şey kalmaz geriye yazarım böyle Birol gibi şemalar hazırlarım. Yok ya, yapma Allah’ını seversen ya. Burada bir bir sürü şizofren kediye beni parçalatmaya kalkma ya. Öyle demişte böyle demişte. Soruları eksik sormuşsun Mehmet Ali bey. Sor Mehmet Ali bey sor, John Kustater CIA’in Ankara istasyon şefi Nuray Başaran, Faruk Demir, Yalçık Koçak hangi ortaklık içinde lobi etkin lobi olarak yazdınız da bunları niye sormadın Mehmet Ali bey. Savcılık sorgusunda. Tuncay’a öyle dedin mi? Ne diyor ki kadın yani öyle diyecek tabi. Ne diyecek ki. Yani ben onunla kızıyla ilgili yaptıklarımı da o grupta çalışırken yaptığım iyilikleri de rahatsızlıklarını çözmek için yaptıklarımı da anlatayım mı? Bu binlerce kişi ya. Ben hem kanal D de hem Çukurova da bu meslekte hem yetiştirdiklerim hem diğer anlamda benim görmediğim kim var ya, insaf.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Biraz önce bir gazeteciyle röportaj yaptığınızı açık kaynaklarda yer aldığını söylediniz.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Nuriye Akman evet.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Fakat bu bilgiler var mı yok mu onları teyit etmek istiyorum. Sizin bir matbaa işçisinin oğlu olduğunuz orada yer aldı mı?”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” 2000 yılında ki 2000 yılında kanal D de çalışırken Aksiyonda yapılan röportajda yer aldı. Röportaj dosyanın eklerinde var.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:”Erzincan Kemaliyeli olduğunuz?”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Yav internete girin göreceksiniz.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Babanızın 42 yaşında kanserden vefat ettiği?”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Her şey, her şey.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:”14 yaşından beri çalıştığınız?”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Her şey.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:”Pazarcılık ve otopark bekçiliği yaptığınız?”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Her şey, her şey.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:”20 yıldır aynı şeyi giydiğiniz?”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Efendim.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:”20 yıldır aynı şeyi giydiğiniz?”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Bakın Mehmet Ali bey böyle bir şey asla yoktur biliyor musunuz? Yamalı giydim ama öyle giymedim yani yapma Mehmet Ali Bey, çocukluğumda. Neyi giyeceğim ben nasıl giyindiğim belli, nerede olduğum belli. Nerede olduğum belli. 20 yıldır ben 40 bir dakika lütfen, lütfen, lütfen, lütfen Ahmet lütfen tamam yanıt vereceğim yanıt vermek istiyorum.”

Salonda söz almadan konuşmalar oldu, anlaşılamadı.

Mahkeme Başkanı:" Bitti, bitti, bitti, bitti.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Lütfen ben, ben dokümanda yer aldığı için soruyorum bunları. Kendim bulmuyorum. Açık kaynaklardan alınmış diyor ya.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Ya Mehmet Ali ya Ahmet’im. Ahmet dur dur fitilin, fitilin almasın dur iki dakika. Şimdi efendim. Yanıt vereceğim.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Şimdi, yoksa içeriğini.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Tamam efendim ben.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:”Ben içeriğine gireceğim girmeden önce bunları soruyorum.”

Mahkeme Başkanı:" İçeriğine girin.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” En çok sevdiğiniz taze fasülye mi? Ekmeğin arasına domates koyup da mı yersiniz. Bunları kim bilir yani sizden başka kimler bilir. Açık kaynaklarda yer aldı mı bunlar?”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Herkes bilir. Meltem, Meltem Hanım benimle röportaj yaptı, bütün karıma okuduğum şiirler bile yer aldı orada ya. “

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:”Ailenizden kaç şehit var. Herkes bilir mi bu bilgileri?”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:”Bilir abi, bilir efendim ben bunların hepsini açık açık söylüyorum. Yazıyorum. Benim sakladığım bir şey yok hayatımda. 13 tane balkanlardan Dumlupınar’a kadar şehit var. Ondan sonra da 3 tane daha şehit var 16 tane. 16 tane şehit var. Ziya dedem, Ziya dedem babamın adıdır, Ziya dedem. Ziya dedem Dumlupınar da şarapnel sol eliyle sol bacağını götürdüğü için bir eşeğin sırtına bindirilmiş. Topal bir eşek 60 günde Erzincan’a gelmiş Eskişehir’den. Ailem ondan türemiş. Tamam. Ben bunları soranlara anlattım. Benim yaşam öykümde bir şey yok ki. Ben bunları hikaye roman yapmak için bile söylüyorum. Yapmayın Allah aşkına ya. Bir mahalleme gidin, annem işte burada Sulhiye Özkan ne olur. Benim annem Sulhiye Özkan, çıkmış kapıya ellerinde fotoğraf makineleriyle çocukları görmüş. Ayy evladım demiş. Geldiniz aç mısınız, tok musunuz burada bir şey mi var bir haber mi bekliyorsunuz. Sizi içeriye alayım. Fotoğrafını çekmeye kalk, niye çekiyorsunuz benim fotoğrafımı çocuklar demiş ben Tuncay Özkan’ın annesiyim. E biz akitten geldik falan. Kaçmış içeri gitmiş. Yav Ankara benim doğduğum liseye gidin, sorun her şeyi öğrenirsiniz ya. Ben hiç 20 sene aynı elbiseyi giymedim bak savcı bey her şeyi söylersin de böyle bir şey yok yani.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Evet ben sizin beyanınız olarak biraz sonra okuyacağım onları. Emniyet ifadenizde.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Benim beyanım olarak mı okuyacaksınız? Bir dakika savcı bey anlaşalım.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Görüşmede geçen beyanları okurken sizin beyanınız olarak yazılmış.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Ya bunu benim beyanımla alakası yok. Bak savcı bey Mehmet Ali.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Ona göre söyleyeceğim.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Yapacaksın sorgunun tekniğinde var. Arkadaşlar bir dakika ya, bir dakika ya, bir dakika ne olur. Sorgunun tekniğinde var tamam anladım. Güzel. Sor ya ben de sana soru. Ama bunu bak şöyle konuşalım Mehmet Ali Bey anlaşalım seninle. Ben geri zekalı değilim. Bana sorduğun zaman lütfen senin beyanın diye sorma. Bu benim beyanım değil. De ki o söz konusu belgede böyle bir beyan var doğru mudur de. Hepsini de oku ben niye okumadım sen okuyacaksın diye ama arkadaşlarımın zamanı gidecek diye ben tasarruf edeyim diye yapıyorum.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Hızlandırmaya çalışıyorum bende.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Buyurun efendim.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Emniyet ifadenizde Levent Ersöz’ü tanıyorum, Ankara ilinde bir iki resmi davette görüştüğümüzü hatırlıyorum şeklinde beyanınız var doğru mudur?”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Evet efendim doğrudur burada da söyledim.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Nedir bu resmi davetler hangileri?”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” 30 Ağustos, 30 Ağustos resepsiyonudur, Genelkurmayın bahçesinde.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:”Gün yıl olarak da söylerseniz.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Efendim.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Yıl olarak da söylerseniz.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Valla hatırlamıyorum Mehmet Ali bey. Bir kere de galiba Çankaya köşkünde gördüm yada görmedim. Bakın bir.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Umuma açık yerlerde gördünüz.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Evet efendim başka nerede görebilirim Levent beyi. Mümkün mü? Benim hayatıma bakın bulunduğum yerlere işlere bakın onun bulunduğu yerlere işlere bakın.”

Mahkeme Başkanı:" Efendim soru cevaplandı buyurun.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Evet. Yine emniyet ifadenizde sanık Muhittin Erdal Şenel’i emekli olduktan sonra tanıdım diyorsunuz.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Evet efendim.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Doğru mudur?”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Doğrudur efendim. Nasıl tanıdığımı anlatayım mı?”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Ancak Muhittin Erdal Şenel 11 Ocak 2009 tarihli savcılık ifadesinde klasör 44 sayfa 19 aynen şöyle diyor. Ben Tuncay Özkan ile adli müşavir olduğum dönemde birkaç sefer görüştüm. Ancak gazete tekeli ve karteline alakalı bir görüşme yapmadım. Bu görüşme de anlattığı hususları kabul etmiyorum. “

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Ne hangi görüşme şimdi bakın.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Kendisiyle bu konuda görüşme yapmadım görev gereği yaptığım görüşme olabilir bunun dışındakileri kabul etmiyorum. Bu 16 Aralık 2003 tarihli görüşme okunup kendisine sorulmuş.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Mehmet Ali bey, tamam, Mehmet Ali bey anladım, anladım yanıt vereceğim.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Cevabı bu.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Adama demişsin ki bak adam, adama demişsin ki Mehmet Ali bey sen bunu bu görüşmeyi yaptı Tuncay bunu söyledi diye sormuşsun adam da sana öyle yanıt vermiş bakın.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Aynen şöyle denilmiş. “

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Ben Mehmet aynı soru. Anladım soruyu.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Aynen şöyle diyor. Soruyu okuyum. Tuncay Özkan’ın 16.12.2003 tarihinde yapmış olduğu Levent Ersöz ve Hasan Atilla Uğur’un bulunduğu görüntülerin çözüm metni okundu soruldu. Soru bu şekilde sorulmuş.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Mehmet Ali bey yanıt veriyorum. Yanıt veriyorum.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan müdafi Av. Ahmet Çörtoğlu söz almadan konuştu:” Yalan söylüyor koskoca Türkiye Cumhuriyeti İstanbul başsavcısı sanığa soru sorarken yalan söylüyor. Yalan söylüyor. (3-4 kelime anlaşılamıyor)”

Mahkeme Başkanı:" Hangisi savcı bey. Bir dakika, bir dakika efendim, efendim bir dakika. Lütfen. Nedir o soru.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Soru o şekilde sorulmuş emniyet ifadesinde Muhittin Erdal Şenel de diyor ki ben Tuncay Özkan ile adli müşavir olduğum dönemde birkaç sefer görüştüm.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan müdafi Av. Ahmet Çörtoğlu:” Sayın Başkan, ben sorguyu terk ediyorum. Sayın başkan terk ediyorum böyle bir şey olmaz savcılık, savcılık yalan söylemez soruda. Savcılık yalan söylemez soruda. Görüntünün çözümü diyor. ”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Etme, etme Ahmet bir dakika. Ahmet tamam, Ahmet tamam otur Allah’ını seversen. Otur lütfen ne olur.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Sanığa çözüm okundu soruldu diye soruyor.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan müdafi Av. Ahmet Çörtoğlu:” İşte öyle değil hayır görüntü dediniz burada herkes duydu tutanakları açın bakın.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” İfadede de öyle geçiyor zaten.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan müdafi Av. Ahmet Çörtoğlu:” Görüntü yok, görüntü derseniz adam inkar eder.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Bir dakika Ahmetciğim, Ahmetciğim bir dakika.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Çözüm, çözüm diyor metin metin okundu görüntü gösterildi demiyor.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Efendim ben yanıt vermek istiyorum. Soruyu anladım yanıt vereceğim bir saniye Ahmetciğim bir sakin ol.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan müdafi Av. Ahmet Çörtoğlu:” Ama yanıt ver. Bir sorun salona sayın başkanım ben bunu istedim. Dedim ki lütfen siz müdahale edin. Bakın sorgu burada yasa var diyor ki aldatma, kandırmaca, yorma, bilmem ne sorulmaz. Sanığa sorarsanız görüntü diye, koskoca yıllarını hukuka vermiş bir adam da tanımam bende aynı şekilde Türkiye Büyük Millet Meclisi bilgi edinme alt komisyonunda Türkiye Barolar birliği delegesiyken vardı orada huzurda. Bende aynı şekilde çalıştım. Adama sorarsanız yıllarını hukuka vermiş bir adama tabi adam cevap verir. Müdahale etmiyorsunuz.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Anladım Ahmetciğim. Anladım Ahmetciğim, bir saniye.”

Mahkeme Başkanı:" Böyle bağırarak, böyle bağırarak kızarak olmaz. Olmaz efendim. Yani böyle kızarak yaparsak yeniliriz, kızarak yaparsak yeniliriz. Sakin sakin olan kazanır. Lütfen yani mantığın dışına çıkmayalım. Aklın dışına çıkmayalım.

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Ben yanıt vereyim Ahmet.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan müdafi Av. Ahmet Çörtoğlu:” Peki bakanım yani peki yani şunu söylüyorum bir savcı bir savcı peki sayın başkanım ben özür diliyorum kızmadan ben kızmadan, kelime söyleyip kapatacağım özür dilerim. ,”

Mahkeme Başkanı:” Lütfen, ben size laf söylemeye utanıyorum inanın utanıyorum. İnanın aynı mesleği yaptığımızdan dolayı yani, lütfen.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan müdafi Av. Ahmet Çörtoğlu:” Bakın özür diliyorum. Kime? Yani aynı mesleği yaptığımızdan dolayı mı utanıyorsunuz. Bir dakika aynı mesleği yaptığımızdan dolayı mı utanıyorsunuz?”

Mahkeme Başkanı:" Lütfen, lütfen ama ama bu kadar da. Aynı mesleği yapıyoruz. Onun için size laf söylemeye onun için laf söylemek istemiyorum size. Aynı görevi yapıyoruz aynı işi yapıyoruz lütfen.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Yav öyle söylemedi, kötü bir şey söylemedi Ahmet .”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan müdafi Av. Ahmet Çörtoğlu:”Ha pardon. Söylüyorum bende diyorum başkanım tamam özür dilerim ama bak niye diyorum, bakın dedim ki başbakan iddianamenin neresinde var?”

Mahkeme Başkanı:" Sizde ters anlamayın avukat bey sırtınızı öteye çevirmeyin, siz ters anladınız benim söylediğimi, benim anlatmak istediğimi ters anlattınız tepki gösteriyorsunuz oraya bakıyorsunuz yani. Siz beyefendi Ülgen Bey, yani size siz ters anladınız benim konuşmamı ben kimseye her hangi bir şey aynı mesleği icra ettiğimiz için, söylemeye bir şey söylemeye istemiyorum. Lütfen.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Yok, yok, yok. Efendim yok. Bir dakika ya.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan müdafi Av. Ahmet Çörtoğlu:” Şimdi şunu söylüyorum. Şunu söylüyorum sayın başkan. Ceza muhakeme bir şey soracağım ceza muhakemeleri yasası 148. maddede sorgu yöntemleri belirtiliyor. Sorgu yöntemleri belirtilirken nasıl sorusunu soracak şimdi savcılık kendisi söylüyor diyor ki görüntülerin çözümünden.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Bunu anladım. Tamam, tamam. Ahmetçiğim bir saniye ben konuşmak istiyorum.”

Mahkeme Başkanı:" Efendim buna müsaade ederseniz, müsaade ederseniz çözüm değil bu, görüntü değil çözümdür. Onu bunu dersiniz ya. Bu kadar bağırarak ortalığı birbirine katmanın bu kadar zaman, bu kadar zaman bir anlamı var mı yani”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan müdafi Av. Ahmet Çörtoğlu:” Peki ben yanlış, ben yanlış ben özür diliyorum. Ben sayın mahkemenin ve savcıların götürdüğü yargılamadan dolayı eleştirilerimden dolayı özür diliyorum.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Ahmet’ciğim, Ahmet’ciğim bir saniye bana müsaade eder misin? .”

Mahkeme Başkanı:" Ne oldu yani, ne oldu yani, ama ne ne oldu, ki yani bakın yani müvekkiliniz size şey yapıyor yani.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Bir saniye efendim bir saniye lütfen Celal abi.”

Mahkeme Başkanı:" Ülgen bey yanlış mı anlaşıldı?”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Yok.”

Mahkeme Başkanı:" Çünkü sizin konuşmanızı.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan müdafii Av. Celal Ülgen:”Hayır, yani siz de yanlış anladınız (2-3 kelime anlaşılamıyor)

Mahkeme Başkanı:" Ha mümkündür ben yanlış anladıysam özür dilerim. Ben yanlış anladıysam özür dilerim. Buyurun efendim.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan müdafi Av. Celal Ülgen söz istedi verildi:” Ben Ahmet beye yanlış anladınız dedim, onu söylemek istemedi dedim tamam lütfen estağfurullah efendim. “

Mahkeme Başkanı:" Yani bunu itiraz edersiniz ya bu şekilde.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Sayın başkanım ben soruyu anladım bir yanıt verebilir miyim? Şimdi iddia makamının Mehmet Ali beyin söylediği şey doğrudur. Ahmet de doğru anladı. Görüntü ve diyor ya, görüntü ve ses olduğu iddiası ilk günden itibaren vardır. Bana da böyle söylenmiştir. Hatta bana geliyor şimdi o CD göreceksin bak bayılacaksın ayılacaksın yapılmıştır. Tamam bende diyorum ki yav getirin bayıltın ayıltın. Göreyim şu CD’yi bir ya. Bir göreyim. İddia makamı bunu aynen böyle dolandırarak iki üç paragrafta falan da söylemiş. Ben bunların söylendiğini biliyorum. Ve size diyorum ki Erdal Şenel konusu tamam ben söyleyeceğim. Erdal Şenel ile ben tanışmıyorum şeyde onlar beni tanırlar. Nasıl tanır. Televizyondan tanıyor adam beni. Emekli olduktan sonra nasıl tanıdım. Tanju Güvendiren Erdal Şenel ile birlikte çalışmış. Eşi ressam, İstanbul da Bebek’te İstanbul’un en meşhur sanat galerisiyle Ankara da bir sanat galerisinde sergi açtı. Telefonuyla ya bir kere beni aradı, ya ben Tanju abi vasıtasıyla onu aradım. Telefonla konuştuk yada Tanju abinin telefonundan konuştuk. Ya bunu haber yapar mısınız? Bir kamera gelebilir mi? Tanju abi aracılığıyla memnuniyetle başımın üstüne dedim. Olay budur. 28 Şubatta buradan öğrendim ki o miting şeyler düzenleniyor ya Genelkurmaydaki brifingler mesela onların düzenleyenlerindenmiş. Ben o, oraya davetli olarak gittim. Oradaki o şeylere katıldım kanal D’nin haber müdürüydüm o zaman. O beni tanıyabilir. Ama ben onu tanımıyorum. Nerede tanıştınız Tuncay. Tanıştım nerede tanıştığım belli işte söylüyorum. Hanımı eşi ressam. İki tane şey, galeri sanat galerisinde iki resim sergisi, bir kamera gelebilir mi, gelir tabi niye gelmesin başımın üstüne memnuniyetle. Yayınladık, haber yaptık. Arşive girsinler Kanaltürk’ün arşivinden çıkartırlar. Şimdi savcılık makamının provakatif soruları burada devam etmiyor orada başladı. Ama o da sorgu tekniği içerisinde tamam doğal yapacağım diyor. Bende diyorum ki o da diyor ki avukat olarak ha bu kadarda olmaz diyor. Sinirlenmesinin sebebi de beni çok tanıması. Beni biliyor. Sorguda da bulunması. Orada görüntü ve ses var diyor. Görüntü ve ses varsa koy izleyelim kardeşim ya. Ne uzatıyorsun bunu ya. Görüntü ve ses varsa koy izleyelim. Ne yapayım yani. ”

Mahkeme Başkanı:" O kadarı, bu kadarı basit bir sorunun üstesinden bu kadar basit bir şekilde gelindiğine göre bu kadar kıyameti niye kopardık. Niçin kopardık?”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Aman efendim, efendim sinirler geriliyor yorgunluk oluyor kusura bakmayın. Ben kendisine de ben kendisine de.”

Mahkeme Başkanı:"Efendim yorulduysanız, yorulduysanız ara verelim. Yorulduysanız ara verelim.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Herhangi bir şey demiyorum.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Birçok görüntü ve ses çıktığı için o da öyle düşünmüş olabilir. Soru olarak”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Şimdi bakın efendim tekrar ediyorum 16 Aralık 2003 belgesi sayın başkanım bu düzmece bir belgedir.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Henüz daha soruma geçmedim Tuncay bey.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Buyurun efendim bekliyorum. Ama görüntü ve ses konusundaki sözünüz tutanaklara geçti.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Siz adli müşavir olduğu dönemde görüştünüz mü ben onu soruyorum?”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Ben adli müşavir olduğu dönemde kendisiyle resmi bir görüşme yapmadım. Eğer biz.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Resmi gayri resmi herhangi bir yerde yanınızda Tanju Güvendiren de olduğu halde görüşme yaptınız mı yapmadınız mı?”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Hayır efendim, hayır efendim, hayır efendim, hayır efendim.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Evet, yine siz ifadenizde Tanju Güvendiren 2002 seçimlerinde tanıdığım doğru yol partisi Balıkesir birinci sıra milletvekili adayıdır şeklinde beyanınız var, huzurda da aynı şeyi tekrar ettiniz.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Evet efendim.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Tanju Güvendiren 26 Eylül 2008 tarihli ifadesinde aynen şöyle diyor.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Okudum efendim.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Ahmet Tuncay Özkan isimli şahıs yaklaşık 8-10 yıldır tanımaktayım. Ben Genelkurmay askeri savcısıyken yolsuzluğa ilişkin çok önemli soruşturmalar yaptım. Bunları baş sanıkları general olması nedeniyle kamuoyunun ve medyanın bu davalara ilgisi çok fazlaydı. Bu davalardan birçok şahıs hüküm giymişti. Yapmış olduğumuz bu davalar Türkiye de ve yurtdışında ses getiren ve herkesin ilgiyle takip ettiği davalardır. Bu sıralarda milli müdafaaya ihanet suçlarından bazı büyükelçilik görevlileri hakkında dava açtım. Bu davalar bir çok Avrupa ülkesi büyükelçilikleri tarafından takip edilirdi. Bu yüzden bende göz önünde olan bir şahıstım. Şu an gazeteci olarak görev yapan şahıslar da bu davalar ile ilgili olarak haberler toplamaktaydılar. Benim de bu davalarda önemli bir yerim olması nedeniyle şu an görev yapan bir kısım basın mensuplarının birçoğu benimle tanışmışlardır. Tuncay Özkan isimli şahsıda bu şekilde tanıdım. Görevde olduğu dönemden bahsediyor.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Karıştırıyor efendim karıştırıyor, hayır efendim hayır. “

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Kendisi bana devam ediyor kendisi bana çok hürmetli davranırdı, birçok basın mensubuyla hala dostluklarımız devam etmektedir. Siyasete atılmam nedeniyle gazetecilerle olan ilişkim daha fazla oldu ve Tuncay Özkan ile de bu şekilde ilişkilerime devam ettim şeklinde devam ediyor ifadesi.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Bakın efendim 2002 seçimlerinden önce Tansu hanımla birlikte geldiler, beyefendiyi orada tanıdım. Ondan önceki Tanju Güvendiren, mesela şimdi bakıyorum Hasan Celal Güzel’i yargılamış tabi ki biliyoruz o da beni biliyordur televizyondan. Tanı bir onu şimdi tanışmak mesela Levent Ersöz’ü tanıyor musun? Yeminle söylüyorum en uzun görüşmemiz 3 dakika 3,5 dakikadır. Tanıyorum dedim evet orda gördüm biliyorum. Tanıyorum öyle tanıyorum. Ben Tanju abiyi 2002 yerel seçimlerinden önce Balıkesir birinci sıradayken tanıdım. Tanju abi gelir buraya sorarsınız.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Başkanım bundan sonraki sorularım uzun devam edecek vakit de şey oldu isterseniz yarın devam edebiliriz çünkü bölünmesini istemiyorum. Bundan sonrasının bölünmesini istemiyorum. “

Sanık Ahmet Tuncay Özkan:” Bir ricam var, bir ricam var sizden bir ricam var. Ben bütün fedakarlığı buradaki insanların sorguları ve bu insanların şu yılbaşından sonrasına cumaya bu işi tamamlayalım. Bir ara verin ne arası verirsek bir saat verelim ama bitirsinler bugün. Yarın ne kalacaksa siz bana sorularınızı sorun bunu yarın tamamlayalım. Bu insanlara yazık.”

Mahkeme Başkanı:" Savcı bey bir saat daha şey yapabiliriz.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Yani bölünür başkanım. Çünkü görüşmenin bölünmesini istemiyorum şimdi ben 16 Aralık 2003 tarihinde.”

Mahkeme Başkanı:" Yani bir saatten fazla mı sürer?”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Sürebilir yani çünkü cevapta verecek yani.”



Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə