Abdal (Bak. Fütüvvet)



Yüklə 2,51 Mb.
səhifə21/52
tarix27.12.2018
ölçüsü2,51 Mb.
#86799
1   ...   17   18   19   20   21   22   23   24   ...   52

HATT-I BUTLAN Bir kaydı veya hükmü battal etmek üzerine çekilen ÇizgiM.Sertoğlu.

HATT-I HÜMAYUN Umumiyetle padişahların el yazılarına verilen isim. Padişahların yazılı emirleri. Sadrıâzam-ların tahrirî olarak ve kısaca arzet-tikleri meseleler dolayısiyle telhis denilen bu kâğıdın üzerine yazıldığı gibi, doğrudan doğruya da sadır olurdu. Bu ikincisine Beyaz üzerine batt-ı hümayun denirdi. İÜ. Murad devrine kadar padişahlar nadiren ve pek mahdut meseleler dolayısiyle yazılı emirler verirlerken, bu padişahla beraber hatt-ı hümayun çoğalmıştır. Hükümdar yazılarının bir adı da Hatt-ı şerif idi. (Bak: , irade)M.Sertoğlu.

HATT-I ŞECERl Son devirlerde Hacı Faik Bey adlı bir hattat tarafından icad olunan bir yazı tarzı. Ağaç dallarını taklid ederek yazıldığı için bu adı almıştır. Daha ziyade süs yazısıdırM.Sertoğlu.

HATT-I ŞERİF (Bak. Hatt-ı hümayun)M.Sertoğlu.

HATUN Kadın sözünün eski şekliM.Sertoğlu.

HAVA GEZİ Çam tahtasından talim oku. (Bak. Gez)M.Sertoğlu.

HAVAÎ GEDİK (Bak. Gedik)M.Sertoğlu.

HAVALE Devletten herhangi bir şekilde alacağı olanlara para karşılığında muayyen mukataaları iltizam edenlerden tahsil olunmak üzere verilen yazılı emir veya müsaade. (Bak. iltizam)M.Sertoğlu.

HAVÂMIS-I SÜLEYMANİYE (Bak. Müderris)M.Sertoğlu.

HAVASS Has kelimesinin çoğulu. (Bak. Has)M.Sertoğlu.

HAVASS-I HÜMAYUN Osmanlıların fetih devirlerinde yeni zaptolunan araziden devlet hissesi olarak ayrılan haslar. (Bak. Has). Bunların varidatı devlet hazinesine girerdi. Havass-ı hümayundan bir kısmı, doğrudan doğruya padişaha ait olup bunun geliri iç hazineye girerdi. (Bak. Tahrir, iç hazine)M.Sertoğlu.

HAVASS-I REFİA 1908 meşrutiyet inkılâbına kadar Eyüp kadılığının adı. Sahası Çatalcaya kadar uzanırdı. Yirmi altı nahiye ile yedi yüz köy bu kadılığa tâbi idiM.Sertoğlu.

HAVASS-I VÜZERA Vezirlere tevcih olunan haslar. Bunlar, bir buçuk milyon akçeye kadar olabilirlerdi. Vezirler, harblerde, kanun üzere Cebelü götürmeye mecburdular. (Bak. Cebelü). Kendileri, ya devlet merkezinde Kaptanpaşahk, Yeniçeri Ağalığı, Defterdarlık, Kubbe vezirliği gibi vazifeler görürler veyahut eyaletlerde vali olarak bulunurlardı. Xalnız, bazı eyaletlerin bütün varidatı devlet tarafından alınır ve burada bulunanlara has yerine sâliyane yani yıllık tahsisat verilirdi. Bu eyaletler, Mısır, Bağdad, Yemen, Habeş Basra, Lehsa, Cezayir, Trablusgarp ve Tunustu. Sâli-yâneleri ise bir milyondan, bir buçuk milyon akçeye kadardı. Bu usuller XVin. Yüzyılda kaldırılmış ve eyaletlerdeki valilerin tahsisatı için sulh zamanlarında imdadı hazariye ve harb zamanlarında imdadı seferiye denilen bir vergi konmuşturM.Sertoğlu.

HAYDERİ Kısa üst elbiselerinden biri. En çok diz kapağına kadar olurdu. Kollu ve kolsuz cinsleri vardı. Halk tarafından giyildiği gibi ekseriya dervişler tarafından da giyilirdiM.Sertoğlu.

HAYMEDÛZ Çadır mehterleri arasında bulunan çadır dikiciler. (Bak. Çadır mehterleri)M.Sertoğlu.

HAYME-t HASSA MEHTERLERİ (Bak. Çadır mehterleri)M.Sertoğlu.

HAYRAT Halkın ibadet, yemek, su, tedavi, tahsil vesaire nevinden ihtiyaçlarını meccanen gidermek üzere kurulan hayır müesseseleri. Bunlar, kendilerini yaşatan vakıflara istinad ederlerdiM.Sertoğlu.

HAYRİYE ALTINI II. Mahmud'un yirmi birinci ve yirmi ikinci cülus yıl dönümleri münasebetiyle, yâni 1830 ve 1831 yıllarında basılan altınların adı. Halk bunları gazi ve sandıklı diye anardı. Kırk, yirmi ve on kuruşluk olmak üzere üç cinsi vardıM.Sertoğlu.

HAYRİYE TÜCCARI Müslüman tüccarlarından imtiyazlı muayyen bir zümre. Adetleri belli sayıda olurdu. Namusu, dürüstlüğü ile tanınmış, büyük çapta iş yapanlara bu unvan verilirdi. Devlet ticaret işlerinde, ve bilhassa Avrupa ile ticarette bunlara büyük kolaylıklar gösterir, onlar da icabında dar zamanlarda ve bilhassa harb vakitlerinde devlete ellerinden gelen yardım ve fedakârlıklarda bulunurlardı. 1876 tarihinde hayriye tüccarlığı ilga olunmuşturM.Sertoğlu.

HAYTA Serhadlerde kullanılan bir cins asker. Cesaretleri ve savaş kabiliyetlerinin üstünlüğü ile meşhur olmuşlardır. Düşman topraklarına icabında akın için de kullanılırlardı. Sonraları nizamları bozulduğundan eşkiyahğa başlamışlar ve bu yüzden hayta kelimesi, serseri, haylaz, haydut mânasına gelir olmuşturM.Sertoğlu.

HAYYATİN-İ HASSA (Bak. Hassa terzileri)M.Sertoğlu.

HAYYATİN-İ HİL'AT (Bak. Hassa terzileri)M.Sertoğlu.

HAZANE Hazine karşılığı kullanılmıştır. (Bak. Hazine)M.Sertoğlu.



HAZARİYYE Tekkelerin yemek ve-sair masrafları için fermanla ita olunan erzak veya para tahsisatıM.Sertoğlu.

HAZİNE Paranın, mücevheratın veya kıymetli eşyanın saklandığı, durduğu yer. Devlete veya bir şahsa ait para, mü-- cevher veya kıymetli eşyanın muhafaza yeri. Osmanlı devletinde başlıca iki hazine vardı. Birisi Maliye hazinesi, Devlet hazinesi, Hazine-i âmire, Hazine-i hümayun denilen Dış hazine, öbürü ise Hazine-i hassa denilen iç hazine idi. Dış hazine devlete, iç hazine padişahın şahsına mahsustu. Sarayda iç hazine üç kısımdan ibaretti. Bunların biri Hazinedarbaşının, ikincisi Hazine kethüdasının nezaretinde olup üçüncüsü hasodabaşının nezaretinde idi. Bunların en büyüğü ve zengini Hazine kethüdasının emrinde olandı, içice üç odadan mürekkep olup pek kıymetli eşya ve para ile dolu idi. Yavuz Sultan Selim: Benim altınla doldurduğum hazineyi ahlatımdan her kim mangırla doldurursa hazine anın mühriyîe mühürlensin ve illâ benim mührümle mnhürlenmekte devam olunsun. Diye vasiyet ettiği için an'ane olarak daima onun mühriyîe mühürlendi Maliye hazinesind3 darlık bulunduğu zaman iç hazineden imdat olunur, sonra bu para tekrar yerine konurdu. Maliye hazinesinin bir adı da Bîrun hazinesi olup yeri vaktiyle Divan-ı hümayunda idi ve padişahların sadrıâzamlarda duran mühürleriyie mühürlenir, defterdarların nezaretinde açılıp kapanırdı. XVIII. Yüzyılda Divan-ı hümayun ehemmiyetini kaybedip muntazaman toplanmaz olunca Maliye hazinesi de buradan birinci yere ve Bâb-ı hümayundan girilince hemen sağ tarafta bulunan mahalle taşınmıştır. Burası 1866 yılında yanmış olup yeri hâlâ boştur. Devlet hazinesi, tasarrufu devlete ait olan toprakların şer'î ve örfi vergilerinden devlete ait mukataalardan, harpte elde edilen ganimetlerin beşte bir nis-betindeki devlet hissesinden, Osmanlı Devletine haraç veren devletlerin gönderdikleri vergilerden, maktu olarak vergi vermekle mükellef eyaletlerle, devlete tâbi imaretlerin gelirinden, doğrudan doğruya devlete ait vergilerle mevkufattar. ve hıristiyan tebaanın ödemekle mükellef bulundukları cizyeden hâsıl olurdu. Bu hazinenin en mühim sarf mahalli ise Kapıkulu askeri ile donanma, sefer masrafları maaşlı devlet memurları, devlet dairelerinin her çeşit masrafı idi. Tanzimat-tan sonra bütün bu sistem değişerek vatandaşların verdikleri her çeşit vergilerin doğrudan doğruya devlet hazinesine girmesi ve buna karşılık devlet işlerine ait bütün masrafların yine doğrudan doğruya Maliye hazinesi tarafından karşılanması esası kabul edilmiştir. Dış hazineden para çıkması muayyen bir usule tâbi idi. Evvelâ' çıkacak paranın neden ve nereye sarfolunacağı ruz-namçe kaleminden yazılmış defterdarın imzalı bir pusulasıyla sadrıâzama arz-edilirdi. Sadrıâzam ise, bu tezkerenin üzerine Pençe ve Sah işaretini koyduktan sonra. (Bak. Pençe, Sah) defterdara iade eder, defterdar bunun üzsrine geçen bütüni muameleyi tasdik makamında tezkireye bir sah daha koyarak maliye veznedarı olan Sergi Halil'esi'ne gönderirdi, işte, buna Hazine tezkiresi denirdi. Sergi Halifesi bu pusulaya istinaden tediyeyi yapar ve bu tediyeyi ifade eden bir Sergi tezkiresi tanzim ederdi. Sonra bunları her akşam defterdara verir, o da masraf müfredatiyla hazine tezkirelerini karşılaştırıp mahsup muamelelerini tamamladıktan sonra mahsup işaretini koyarak ruz-namçe kalemine gönderirdi. Bunlar, burada muhafaza olunurdu. Hazine tezkirelerini ise, muamele sonunda icabında kendisini ibra ve başmuhasebeye hesap verebilmek için Sergi Halifesi saklardıM.Sertoğlu.

HAZİNE ÇADIRI Ordu sefere giderken zarurî masrafları karşılamak üzere birlikte getirilen para sandıklar içinde ve develerin sırtında naklolunur, konaklarda ise bir çadır kurularak orada Kapıkulu Süvarileri tarafından muhafaza olunurdu, işte buna Hazine cadın denirdiM.Sertoğlu.

HAZİNEDAR Herhangi bir hazineyi muhafaza etmekle mükellef bulunan kimse, bu isim, bilhassa devlet erkânının maiyetinde bulunan ve şahsî servetlerini muhafaza ve idare ile mükellef olan kimselere verilirdi. Bunlar kapı halkının Iç-ağaları zümresindendi. (Bak. Içağaları)M.Sertoğlu.

HAZİNEDARAĞA Siyah haremağala-larından Harem masraflarına bakan kimse olup Hazine vekili bunun muavini idi. (Bak. Harem ağası)M.Sertoğlu.

HAZİNEDARBAŞI Enderun koğuşlarından Hazine koğuşunun âmiri. (Bak. Hazine koğuşu, Enderun). Aynı zamanda sarayda bulunan üç hazineden birisinin, Muhallefatın (tereke) muhafaza edildiği Bab-ı hümayun (Taşra saray) ve Hil'at hazinelerinin nazırı idi. Hazinedarbasılar, Hasodalılardan tâyin olunurdu. Seferde ve hazarda padişahtan ayrılmazlar, cuma günleri padişahın çıkacağı camiye daha evvel giderek namaz kılacağı seccadesini yayarlar ve secde yerine yüzlerini birkaç kere sürerek zarar verecek bir şey bulunmamasına dikkat ederlerdi. Kendileri ak hadımlardan oldukları için terfi ederlerse Kapı ağası olurlardı, icabında kızlarağa-sına vekâlet etmek ve harem ağalarına ait masrafları görmek de bunların vazi-felerindendi. Bu Hazinedarbaşıyı, Dış maliye hazinesi Hazinedarbaşısı ile karıştırmamak lâamdır. Bu ikincinin vazifesi Dış hazine için lâzım olan hil'at, kürk, kırtasiy-ye vesairenin satın alınması işlerine dikkat ve nezaret etmekti. Ayrıca bunları muhafaza eder ve verilen emir üzerine giydirilecek kimseler için hazırlardıM.Sertoğlu.

HAZİNEDARLAR DAiRESi (Bak. Harem)M.Sertoğlu.

HAZİNEDAR KALPA (Bak. Hünkâr kalfası)M.Sertoğlu.

HAZİNEDAR USTA (Bak. Valide sultan dairesi)M.Sertoğlu.

HAZİNE-İ ÂMlRE Devlet hazinesinin diğer adı. (Bak. Hazine)M.Sertoğlu.

HAZİNE-İ ÂMİRE DAiRESi Bâb-ı defterî'nin dairelerinden biri olup âmiri Büyük ruznamçeci idi. Büyük ruznamçe. Küçük ruznamçe, Rumeli muhasebesi, Anadolu muhasebesi, Mukabele kalemleri buraya bağlı idiler. (Her biri için kendi maddesine bak)M.Sertoğlu.

HAZİNE-İ EVRAK 1846 yılında kurulan Sadaret arşivine o zaman verilen isim. Bugün, Başvekâlet Arşiv Genel Müdürlüğü diye anılmaktadırM.Sertoğlu.

HAZİNE-1 HASSA İç hazine XVIII. Yüzyıl ortalarına doğru artık tamamen bu isimle anılmış, varidatı gittikçe artmış ve bilhassa ü, Abdülhamid zamanında mahlûl arazinin padişah namına kaydedilmesi yoliyle pek çok kıymetli arazi, çiftlik, maden imtiyazı ve saireye sahip olmuş, lâkin 1908 inkılâbından sonra bu cins iktisaplar Maliye hazinesine iade olunmuşlardır. Hazine-i hassa, nezaret diye anılır ve başında hükümdarların şahsî emniyetini kazanmış nazır unvanlı birisi bulunurdu. Bu zat aynı zamanda sarayın bütün masrafları ve saraya mensup olanların ücretleri ve bunlann ödenmesi işiyle meşgul olurduM.Sertoğlu.

HAZİNE KETHÜDASI Enderun koğuşlarından Hazine koğuşunun ikinci âmiri. Hazinedarbaşıdan sonra gelip hazine koğuşunun bütün işlerinden mesul olduğu gibi, iç hazinenin âmiri idi. Hazinenin mühürlendiği Yavuz Sultan Selim"eı ait mühür kendisinde dururdu. Saraya giren ve çıkan demirbaş eşyanın muhafazasından da hazine kethüdası birinci derecede mesuldü, iç hazineye ait bütün eşyanın mevcut ve defterdarlar tarafından imzalanmış iki defterinden biri silâhtar ağada, öbürü hazine kethüdasında dururdu. Dış hizmete çıkması icap ettiği takdirde kendisine vezirlik verilirdi. (Bak. Hazine koğuşu, Hazinedar-bagı)M.Sertoğlu.

HAZiNE KOĞUŞU Enderun koğuşla-lanndan ikincisi. (Bak. Enderun). Kiler koğuşundan bir derece yüksek ve Hasoda-dan bir derece aşağı idi. Fatih devrinde kurulmuş olup mevcudu 60 ile 80 arasında idi. XVIII. Yüzyılda yüz elliye kadar çıkmıştı. Vazifeleri Enderun hazinesini muhafaza etmekti. Âmirleri Hazinedarba-şı ile, Hazine kethüdası idi. Sonra Giyim-başı ve Kürkçübaşı gelirdi. Odalarının inzibat işleriyle meşgul olan on iki kıdemliye Bıçaklı derlerdi. Dışarı hizmete çıkarlarsa eskilik derecelerine göre Müteferrika veya Çaşnigir olurlar, daha yeniler Kapıkulu Süvari Ocaklarından sipah bölüğüne verilirlerdiM.Sertoğlu.

HAZİNEMANDE Devlet hazinesine kalan, harcanmayıp tasarruf edilen paraM.Sertoğlu.

HAZİNE SARRAFI (Bak. Kuyruklu sarraf)M.Sertoğlu.

HAZİNE TEZKİRECİSl (Bak. Hazi ne)M.Sertoğlu.

HAZiNE VEKiLi (Bak. Hazinedar ağa)M.Sertoğlu.

HEDİYE Eskiden devlet ricaline iş sahipleri tarafından verilen öteberi. Rüşvet dinen haram, hediye mubahtı. Aralarında şu fark vardı. Rüşvet, bir işin tercihan veya müşkülâtsız görülmesi için evvelden istenen, vaadolunan veya verilen şeylerdir. Hediye ise; önceden vaadedilmeden veya ümit verilmeden ve karşı taraf da ummamak şartiyle iş olduktan sonra takdim olunan şeylere denir. Mamafih, hediyeler gittikçe rüşvet rengini aldığı için Tanzimattan sonra bu iş de nizam altına alınmış ve hediyeler yasak ve yasak olmayan adiyle ikiye ayrılmıştır. Yasak hediyeler şunlardı: Altın, gümüş ve bunlardan yapılan kıymetli eşya, çubuk takımı, şal, kumaş, kürk, köle, cariye, binek hayvanı vesair hayvanlar, çadır, her türlü zahire, kuru yemişler, odun ve kömür. Yasak olmayanlar ise şunlardı: Üzüm, kavun, karpuz, yaş meyvalar, çiçek, şekerleme ve tatlılar, yoğurt, tereyağı, süt, kuzu, av hayvanları, kümes hayvanları vesair kuşlar, yasak olmayaa hediyeler için ayrıca bir miktar da tâyin olunmuştu,

HEFT iKLiM (Bak. Ekalimi seb'a)M.Sertoğlu.

HEFTRENK DlBÂ iran'da yapılan yedi renkli, kalın bir cins canfesM.Sertoğlu.

HEKİMBAŞI Sarayın hususi doktoru, padişahın tıbbî müşaviri, saraya mensup bütün doktor, cerrah, göz hekimi, eczacı vesairenin âmiri ve imparatorluk dahilindeki bütün tabiplerin nazırı olan zat. Bütün bu kimselerin azli ve nasbi da He-kimbaşılara ait olduğu gibi Müslüman, Hıristiyan ve Yahudi bütün hekim, cerrah ve eczacıların imtihanlarını yapmak 'da onun vazifesiydi. Başlangıçtan 1836 yılına kadar sade ilmiye sınıfından tâyin olunurlarken bu tarihten sonra mülkiye sınıfından da Hekimbaşı seçilir olmuştur. Osmanlı devletinde resmen ilk defa olarak Fatih devrinde İranlı Kutbüddin Efendi Hekimbaşı tâyin olunmuştur. Kendileri sarayda, Hasodalılardan Başlalaya tâbi olup gene Fatih, zamanında yaptırılan Başlala Kulesinde otururlardı. Emirlerindeki tabiplerden her gün iki tanesi sarayda nöbetçi kalırdı. Hekimbaşıların 500 akçe gündelikleri, yazlık ve kışlık resmî hediyeleri ve hükümdarlar tarafından gönderildikleri zevattan aldıkları hususî hediyelerden başka Gelibolu'da arpalıkları, yâni yıllık muayyen gelir temin eden yerleri vardı. He-kimbaşının tertip ettiği ilâçlar, Başlala Kulesindeki eczahanede onun nezareti altında saray eczacıları tarafından yapılıp konduğu kab.ı kendisi ve başlala tarafından mühürlendikten sonra hükümdar ailesine msnsup olanlara takdim olunurdu. Sarayda bundan başka Hasodada da bir eczahane vardı. Hükümdarlar vefat ettikleri zaman Hekimbaşıların azlolunması âdetti. Padişah ölmeyip hal'olunarak yerine başkası geçerse onların da memuriyetleri devam ederdi. Hekimbaşılar umumiyetle hem padişahlardan, hem de diğer devlet ricalinden çok hürmet görürlerdi. Kendilerine Seis-ül-ettiba da denirdi. Bu unvanlar 1844 te kalkmış va Hekimbaşılara Sertabibi şchriyari denmiştir. 1850 yılında ise Tıbbiye Nezareti kurulunca bütün vazifeleri saray doktorluğuna inhisar etmiştirM.Sertoğlu.

HELÂLİ Pamuk ile karışık olan bürümcük. Eskiden çamaşır ve gömlek ya pılırdıM.Sertoğlu.

HELESPONT Çanakkale boğazının ilk çağlarda taşıdığı isimM.Sertoğlu.

HELVACIBAŞI (Bak. Helvacıyan-ı hassa)M.Sertoğlu.

HELVACILAR (Bak. Helvacıyan-ı hassa)M.Sertoğlu.

HELVACIYAN-I HASSA Saray mutfağı halkından mutfak eminine bağlı bir zümre. Vazifeleri helva, şurup, tatlı nevinden şeyler hazırlamaktı. Ayrı bir bölük halinde idiler. Kokulu ve güzel macunlar da hazırlarlardı. Bulundukları daireye Helvahane veya Helvacı Ocağı denirdi. Amirleri sırasiyle Helvacıbaşı, Çaşnigirbaşı ve Hoşafçıbaşı idi. Meşhur Köprülü Mehmed Paşa, sarayın bu ocağından yetişmiştirM.Sertoğlu.

HELVAHANE (Bak. Helvacıyan-ı hassa)M.Sertoğlu.

HELVA SOHBETİ Eski İstanbul'da uzun kış gecelerinde halkın, zenginlerin, ileri devlet ricalinin tertip ettikleri sohbetler. Buraya âlimler, şairler, sanatkâr-kârlar da davet olunur, musikişinaslar ve hanendeler meclisi neşelendirirdi. ilmî, edebî sohbetlerden sonra musiki faslı başlar ve ara yerde nefis helvalar yenirdi. XVHI. Yüzyılda, Damad ibrahim Paja'nın on üç yıl süren sadareti sırasında yani lâle devrindeki helva f ohbetleri pek meşhurdur. Sadrıâzam bunlara padişah bulunan IH. Ahmed'i de davet eder, hükümdar da bu davetleri kabul edip hoşça vakit geçirirdiM.Sertoğlu.

HENDEK KAZICI Yeniçeri zümresinden Lâğımcı Ocağına bağlı bulunup vazifeleri kalelere ve icap eden diğer yerlere hendek kazarak ve metris, yani siper yapmak olanlar. Bunlara Uryarar da denirdi. (Bak. Lâğımcı Ocağı)M.Sertoğlu.

HENDESEHANE-İ BAHRİ (Bak. Tersane mühendishanesi)M.Sertoğlu.

HENDESEHANE-İ MÜLKİYE MEKTEBİ Türkiyede 1884 yılında ilk defa olarak açılan sivil mühendis ynektebi. Daha evvel deniz ve kara ordusuna mühendis, bahriye ve topçu subayı yetiştirmek üzere mektepler açılmıştı. (Bak. Tersane mühendishanesi, Mühendishane-i Barr-i Hümayun). Hendese-i Mülkiye Mektebi ilk mezunlarını 1888 yılında on üç kişi olarak vermiştir. Mektebin adı 1909 da Mühendis Mektebi'ne ve 1944 yılında Teknik Üniversite'ye çevrilmiştirM.Sertoğlu.

HENDESE ODASI (Bak. Tersane mühendishanesi)M.Sertoğlu.

HERAKLIYA Ereğli'ye Bizanslılar tarafından verilen isimM.Sertoğlu.

HERMOEUM PROMONTARİUM Karadeniz Boğazının en dar yerine verilen isim olup Rumelihisarı burada yapılmıştır. Aynı yer Lemokopiou ve Pirhioskion diye de anılmıştırM.Sertoğlu.

HEYBECİ OCAĞI Bostancı Ocağına bağlı olup Heybe imaliyle meşgul sanatkârların mensup oldukları ocak. (Bak. Bostancı ocağı)M.Sertoğlu.

HEZİR Arazi sathı ölçülerinden bir ünite olup dönümün üçte biridir. (Bak: Dönüm). ,

HIDRELLEZ Aslı Hızır ve İlyas'tır. ölümsüz olduğuna inanılan iki peygamberin adı olup her sene bahar başlangıcında, yâni mayısın altısında (Rumi 23 nisan) buluştukları hakkında bir anane mevcuttur. Hızır'ın ayrıca darda kalanların imdadına yetiştiğine inanılır. 6 mayısa rastlıyan bu bahar bayramı, Hıristiyanlıktan evvel de bir putperest bayramı olarak vardı. Hıristiyanlıktan sonra yapılan mücadelelere rağmen diğer pagan bayramları terko'unduğu halde halk bahar bayramını kutlamaya devam ettiğinden nihayet Hıristiyanlarca da resmen kabul edilmiş, lâkin Hıristiyanlaştırılarak Saint Georg-Aya Yorgi adı verilmiştir. Aynı gün bilâhare Müslümanlarca Hızır ve llyas günü olarak kabul edilmiş ve sonra söylene söylene halk dilinde Hıdrellez haline gemiştir. Eski İstanbul'da bugün büyük eğlencelerle kutlanır, halk çayırlara ve bilhassa Kâğıthane'ye gider, kuzu, helva vesaire yiyerek eğlenirdi. Hıdrellez, aynı zamanda bir yılın altı mayısından 18 aralığına kadar devam eden 186 günlük kısmı idi. (Bak. Kasım)M.Sertoğlu.

HIRKA-İ SAADET Peygamberimizin (S.A.V.), yazdığı bir kaside karşılığı olarak Kâab ibn-i Zübeyr'e verdikleri hırkaları. Mısır'ın fethi üzerine Mekke şerifi tarafından diğer mübarek emanetlerle beraber Yavuz Sultan Selim'e takdim olunmuş, onun tarafından İstanbul'a gönderilerek Topkapı sarayında Hasodada Hırka-i Saadet dairesi denilen hususi bir dairede diğer mübarek emanetlerle birlikte hıfzo-lunmuştur. Bu daireyi Yavuz yaptırmıştır. Osmanlı hükümdarları ramazan aylarının on beşinde muazzam merasimle Hırka-i Saadet'i ziyaret ederlerdi. Padişahlar, Topkapı sarayında oturmayı terkettik-ten sonra Hırka-i Saadet ziyaretine alayla giderlerdi ki buna Hırkai- Saadet alayı denirdi. Meşrutiyet inkılâbından sonra bu merasimler eski ihtişamını kaybetmiştirM.Sertoğlu.

HIRKA-İ SAADET DAİRESİ Hırka-i Saadetin Topkapı sarayında muhafaza edilmesine mahsus olan daire olup, Enderunda, Hasoda'da idi. (Bak. Hırka-i saadet)M.Sertoğlu.

HIRKA-İ ŞERJF (Bak. Hırkai şerif camii)M.Sertoğlu.

HIRKA-t ŞERİF CAMİ'İ Peygamberimizin (S.A.V.), Veys-el-Karanî'ye verdikleri bir hırkaları. Bunu Veysi Efendi adında bir kadı İstanbul'a getirerek konağının bahçesinde kubbeli bir yer yapıp halka ziyaret ettirirdi. Bu yer, 1847 yılında devlet tarafından tamj olunup Hır-ka-i Şerif muvakkaten Sultan Selim camisine naklolunmuş, sonra gene aynı yere konmuştur. Bir müddet sonra ise Abdül-mecid bu mevkie bir cami yaptırmıştır. Cami ve bulunduğu semt Hırkaişerif diye anılmaktadırM.Sertoğlu.

HIŞT Ucu temrenli uzunca cirid. (Bak. Cirid)M.Sertoğlu.

HIZIRİLYAS BOĞAZI Tuna nehrinin sağ ağzına verilen isimM.Sertoğlu.

HİCAZ DEMİRYOLU MADALAYASI Hicaz demiryolunun yapılmasında fedakârlığı görülen veya bu işe paraca yardımda bulunanlara verilmek üzere 1902 yılında ihdas olunan bir madalya. Altın, gümüş ve nikel olmak üzere üç nev'i vardıM.Sertoğlu.

HİCRİ SENE Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (S.A.V.), Mekke'den Medine'ye hicretleri dolayısiyle tesis edilen Müslüman takviminin yılı. Peygamberimizin ölümünden 17 sene sonra tarih başlangıcı olarak Hicret yılı kabul olunmuştur ki 24 eylül 622 tarihine rastlar. O gün 13 rebiülevveldi. O sene Hicrî l olarak kabul olundu. Yalnız senenin ilk ayı eskisi gibi muharrem kaldı ve bu yüzden Hicretin vâki olduğu günle Hicrî yılların başlangıcı arasında 77 gün fark hâsıl oldu. Hicrî sene, bugün kullanılan güneş yılına nazaran on bir gün kadar noksan olduğundan Arabi aylar durmadan yer değiştirir ve zamanına göre her mevsime gelir. Bu yüzden meselâ Ramazan ayı her sene kıştan yaza veya yazdan kışa doğru on. bir gün yürür. Şu halde otuz altı yıl ve altı aylık bir ömür müddeti içinde herkes Ramazanı her Milâdi ayda idrâk eder. Türkler, Tanzimattan sonra yavaş yavaş Rumî seneyi de Hicrî sene ile yan yana kulanmıya başlamışlar, cumhuriyetten sonra ise Milâdi yıl kabul edilmiştir. (Bak. Rumi sene). Hicrî senenin ayları kamere göre hesaplandığı için buna «Kameri sene de denirdi. Aylarının tek sayıda olanları 30, çift sayıda olanları 29 gün itibar olunmuştur. Bunlar Arabî ay diye anılır ve isimleri şunlardır: Muharrem, Safer, Rebiulevvel, Rebi-ulâhır, Cumadelûlâ (veya meşhur yanlış olarak Cemaziyelevvel), Cumadelâhire (gene meşhur yanlış olarak Cemazi-yelâhır), Recep, Şaban, Ramazan, Şevval, Zilka'de, Zilhicce. Eski tarihler yazılırken bunlar sıra ile şu rumuzlarla gösterilirlerdi: Mim, sâd, re elif, re, cim elif, cim, be, sun, nün, lam, zel, elif, zel. Bu maddeyi yazdığımız bugün yâni 18 Mart 1980 Hicrî l Cumadelûlâ 1400 tarihine rastlamaktadırM.Sertoğlu.

HİDlV Arapça büyük vezir, hakan demektir. Osmanlı sadrıâzamlarının unvanlarından iken, sadaret payesi verilmesinden sonra Mısır valilerine de Hidiv den-miye başlanmıştır. Mısır istiklâlini ilân e-dinceye kadar Osmanlı hükümdarları namına bu imtiyazlı vilâyeti idare eden valiler Hidiv unvanını kullanmışlardır. Hidiv unvanı ilk önce Mısır Valisi İsmail Paşaya 1866 yılında verilmiştirM.Sertoğlu.

HİLÂFET Halifelik demektir. (Bak. Halife)M.Sertoğlu.

HİLÂL-t AHMER Kızılay'ın eski adı. Bu teşkilât bizde 1877 de kurulmuştur. Lâkin asıl inkişafı 1908 inkılâbından sonradırM.Sertoğlu.

HİL'AT Bir cins üst elbisesi. Türkçe-si kaftan'dır. Hil'at, padişahlar tarafından sadrıâzamlar ile vezirlere ve diğer devlet erkânına giydirildiği gibi, onlar tarafından da kendilerinden daha küçük rütbede olanlara giydirilirdi. Hil'at giydirmek bir memuriyet tevcihi veya bir hizmet ve yararlık karşılığı olurdu. Padişahtan hil'at giyenlere sadrıâzamlarm da bir hil'at giydirmesi kanundu. Bu usul, II. Mahmud zamanında kaldırılmıştır. Hil'atlerin dereceleri şöyle idi: Hass-ül-has, has, âlâ, bâlâ, elvan, savb. Mükâfat olarak elbise giydirmek, at bağışlamak gibi eski bir Türk millî ananesidirM.Sertoğlu.

HİL'ATBAIIA Yeni devşirilen acemilerin devşirildikleri yerden kendilerine giydirilen elbise başına alınan doksanar, yüzer akçe. Bir adı da Kul akçesi idi. (Bak. Devşirme)M.Sertoğlu.

HİL'AT HAZİNESİ iç hazinenin kısımlarından olup kumaş, hil'at, kavuk, sorguç, mücevher, kıymetli silâh vesaire burada muhafaza olunur ve Hazinedarba-şınm nezaretinde bulunurdu. (Bak. Hazi-nedarbaşı)M.Sertoğlu.

HİL'AT-İ VEDA Silâhdar ağa, terfi-en dış hizmete çıktığı zaman hükümdar huzurunda kürk giyer, birkaç gün daha sarayda misafir kaldıktan sonra bir hil'at daha giyer ve sonra varsa kendi evine gider, yoksa sadrıâzama misafir olurdu, işte bu ikinci lıil'ata Hü'at-i veda denirdiM.Sertoğlu.


Yüklə 2,51 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   17   18   19   20   21   22   23   24   ...   52




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin