Bâtıniyye te'villeri : değerlendirme 3



Yüklə 0.62 Mb.
səhifə1/10
tarix05.05.2020
ölçüsü0.62 Mb.
  1   2   3   4   5   6   7   8   9   10

6. Bâtıniyye te'villeri : 3

DEĞERLENDİRME 3

a) Zeydiyye: 3

b) İmamiyye: 4

o) Galîyye : 4

II ŞÎANIN TENKİDİ 5

A. Zeydiyye 5

B. İmamiyye 5

1. Sevenler, sömürenler: 5

2. Ehl-i Beyt ve ötekileri: 6

3. İmamet ve ashâb-ı kiram : 7

4. İmamın vasıfları: 7

5. His ve mantık : 8

Netice : 8

GALİYYE – BÂTINİYYE 9

1. Gerçek gayeleri: 9

2. Mukaddes mefhumlar ve galiyye: 10

3. Galiyyenin dindeki hükmü : 10

KÂİNAT NİÇİN YARATILMIŞTIR? 11

İMAN İLE KÜFÜR ARASINDAKİ SINIR 12

1) Konunun Tarihçesi: 12

2. Kimler Tekfir Edilebilir? 13

3. Tekfirin Tehlikeleri: 14

4. Netice: 15

KADER ÜZERİNE 17

SUNUŞ: 17

1. Kader Ve Ehemmiyeti : 18

2. Cebriyye: 18

3. Kaderiyye : 19

4. Ehli Sünnet: 19

5. Büyüklerin Sözleri: 20

6. Terkib Metodu : 20

7. Kader Münakaşası Ve Netice : 21

ASTRONOMİ VE DİN 22

Sunuş: 22

1. Eski Çağlarda Astronomi: 22

2. İlâhî kitapların telâkkisi: 23

3. Dinî delillerin hususiyetleri: 23

4. Dünyayı taşıyan öküz : 24

5. İlk İslâm âlimleri ve astronomi: 25

6. Batlamyus astronomisinin İslâm dünyasına girişi: 26

7. Tefsirlerden örnekler: 27

8. Bu müfessirlerin görüşlerinin değeri: 29

9. Son devir İslâm âlimlerinin isabetli tutumu: 29

10. Netice : 30

SÜNNÎ-ŞÎÎ İTTİFAKINA DOĞRU 31

Sunuş: 31

Rahman Ve Rahim Allah'ın Adıyla 32

Osmanlı-İran Münasebetleri Ve Nadir Şah: 32

Bir Tartışmanın Hikâyesi : 33

Şahın Huzurunda: 35

İlk Tartışma : 36

Hz. Ali'nin Hilâfeti: 36

Sünni-Şiî İttifakına Doğru : 39

Mes'ud Hadise : Sünnî Şîi İttifakı : 41

Şah İle İkinci Buluşma : 43

Bir Cuma Hutbesi Ve Namazı 44

Son Tartişma Ve Bağdad'a Dönüş : 44

BİBLİYOGRAFYA 45


6. Bâtıniyye te'villeri :

Yukarıda, Bâtıniyyenin bir adının da Ta'lîmiyye olduğunu söyle­miştik (s. 231). Onlara göre hakikatler akıl ve muhakeme yoluyla de­ğil ancak ma'sûm imamın bildirmesi ve öğretmesiyie bilinebilir. Nas-ların anlaşılması da imamın bildirmesine bağlıdır. Çünkü her şeyin bir zahiri bir de bâtını vardır. Zahir kabuk mesabesinde, bâtın ise öz durumundadır. Asıl maksud olan bâtındır. İşte zahirlerin te'vilierini yapıp bâtını ve özü bulmak ma'sûm imamın yapabileceği şeydir.

Bâtıniyyenin yaptığı te'viller, ne kelâmcıların, ne filozofların ve ne de ehl-i tasavvufun te'vîllerine benzemez. Çünkü te'vile tâbi tut­tukları lâfza verdikleri bâtınî manaya, lâfız, ne hakikat, ne de mecaz yoluyla delâlet etmediği gibi hiç bir aklî ve naklî ö!çü ile de ölçüle­mez. Binaenaleyh Bâtıniyye te'villeri tamamen indî ve keyfîdir. Her hangi bir dinî, ilmî ve mantıkî kayıdla mukayyed değildir. Bu sebep­le âlimler, Bâtıniyyenin, bu te'villeriyle, aklı mahkûm etmeyi, dinî hükümleri kaldırmayı ve binnetice kendi hükümranlıklarını sürdür­meyi hedef edindiklerini söylerler.

Bâtıniyyeye göre itikadı ve ameli sahada vârid olan naslar zahi­rî manalarıyla birer remizdir, gerçek manaları kendilerince verilen bâtınî manalardır. Meselâ nasların haber verdiği şekilde kıyamet kop-miyacaktır. Kıyametin kopması demek yedili devirlerdeki yedinci ima­mın gelmesi demektir. Cehennem ateşi, bukağı ve zincirlerden mak­sad bâtın ilmini bilmeyen câhillere yükletilen şer'î vazifelerdir. On­lar bu vazifeleri (namaz, oruç gibi) yaptıkları müddetçe muazzep olurlar. Bâtın ilmini elde edince vazifeler üzerlerinden kalkar ve kur­tuluşa ererler.

Bâtıniyye te'villerine göre cünüp olmak, teşkilâta bağlanmamış bir kimseye her hangi bir sır ifşa etmektir, yıkanmak İse bu sırrı ifşa eden kimse i!e muahedeyi tazelemektir. Abdeat almak ilm-î bâ­tın vasıtasıyla ehl-i zahirin cehlini izâle etmektir. Beş vakit namaz, 1

Allah'tan başlayıp imamda sona eren Bâtıniyye sistemindeki varlık­lara (zevata) itaatten ibarettir. Oruç imamın (Bâtıniyye liderinin) tevdi ettiği sırları gizlemek, zekât teşkilât mensuplarına ilim dağıt­mak, hac veliyyullah olan imama sefer etmektir.

Muharremâta gelince, bunların da her biri bir te'vile tâbi tutulmuş­tur: el-Mâide sûresinin üçüncü âyetinde haram kılınan şeylerden: İaşe bâtını olmayan zahirdir, zira bâtınsız zahir ruhsuz beden gibidir.Kan şüphe demektir; domuz eti ise münafıktır, Allah'tan başkası adına kesil­miş hayvan eti demek de hakka dayanmaksızın bir fikre çağıran kimse demektir. Zİnâ bâtın ilminin tohumunu teşkilâta alınmamış bir- kim­seye saçmaktır. Yine el-Mâide sûresinin 90. âyetinde zikredilen ha-mir ve meysirden (şarap ve kumardan) maksad Ebu Bekir ve Ömer, Cuma hutbelerinin sonunda okunan, en-Nahl sûresinin 90. âyetinde-ki «fahşâ1, münker ve bağy»den (aşırı kötülük, dinen kötü olan şey ve zulüm) maksad da Ebu Bekir, Ömer ve Osman'dır. Hulâsa dinen haram kılınan şeyler bazı kötü tipleri sembolize eder ki onlardan ka­çınmak gerekmiştir, ibadetler de bazı hayırlı kişilerdir ki onlara tâ­bi olmakla emrolunmuşuzdur

Bâtıniyye, naslarda zikredilen bütün mu'cizeleri tevil ettikten başka bir çok âyet ve hadisi de kendi keyiflerince yorumlara tâbi tutmuşlardır. Ayrıca kaynaklarda Bâtıniyyenin hurufiliği hakkında bilgi verilmekte, onların Kelime-i şehâdet ve Kelime-i tevhidi teşkil eden belirli harflerle bütün hecâ harflerini yorumlara tâbi tutarak ba­zı manalar çıkardıklarını haber vermektedir. Genellikle Bâtıniyye teşkilâtı ve fikriyyâtmı teyid eder bir mahiyet arzeden bu teviller hiç bir ilmî, mantıkî ve dinî kıymet taşımaz 2



DEĞERLENDİRME

Şîa, çeşitli ırklardan muhtelif görüşlere sahip guruplar mecmua­sıdır. Bu gurupların en belirgin müşterek özelliği «Alı sevgisi» (hub-b-i Alî) dir. Şiîliğin yatağı, Hz. Ali'nin, hilâfeti müddetince kaldığı Irak'tır. Hemen bütün islâm ülkelerine yayılmıştır. Şîa, dünya müs-lümanlarının % 8, diğer bir istatiğe göre % 6,2 sini teşkil eder 3

Hz. Ali'nin (v. 40/661) hayatında başlayan, bir çok değişiklikle­re ve mücadelelere rağmen günümüze kadar varlığını devam ettiren şîîliğin bugün iki veya üç temsilcisi vardır: Zeydiyye, İmâmiyye-i İsnâaşereriyye ve Şîaya intisap iddiası nazar-ı itibara alınırsa Ga­li yy e. 4

a) Zeydiyye:

Bilindiği üzere, hicrî ikinci asrın başlarında Zeyd b. Ali (v. 122/ 740) ve oğlu Yahya (v. 125/743) ile başlamıştır. Zeydiyye, şîî olmak­la beraber, görüşlerinde mu'tedildi (bilhassa ilk Zeydîler). Şîî ol­maları sebebiyle devlet ricali tarafından zulümlere maruz bırakılmış­lar, itidalleri yüzünden de diğer Şîa gurupları tarafından baskı al­tında tutulmuşlardır. Bu sebeple fazla gelişip yayılamamışiardır. Hicrî üçüncü asrın sonlarından itibare.ı Yemen'de devlet kurabilmiş­lerdir. Aynı devirde Irak'ta, Deylem ve Taberistan yörelerinde de varlık göstermişlerdir. Yemen'deki Zeydiyye devleti Osmanlılarla mücadele etmiş, en son 1911 de yeniden müstakil bir Zeydiyye devleti kurulmuştur. Bugün Zeydiyyenin aşağı yukarı yegâne vatanı Ye-men'dlr .5 6



b) İmamiyye:

İmamiyyenin kaynağı ve yatağı için de aynı şeyi söyliyeceğiz : İrak. 7 Ancak yerinde de izah ettiğimiz üzere İmamiyye gurupları, İslâm tarihi boyunca, çok farklı görünümler arzetmiş, muhtelif gö­rüşleri temsil etmişlerdir. Buna bağlı olarak dünyanın çeşitli yerle­rinde kuvvetli veya zayıf bir varlık gösterebilmişlerdir.

Safevî hanedanı tarafından himaye ve terviç edilen, çeşitli çal­kantılardan sonra süzülüp durulan, fikirleri ahenk ve kararlılık kaza­nan Imâmiyye-i İsnâaşeriyye Şah İsmâîl-i Safevî'nin cülusundan iti­baren (1906/1500) İran'ın resmî mezhebi olmuştur, bugün de. aynı durumu muhafaza etmektedir. İsnâaşeriyyeye, bağlı bulundukları fı­kıh mezhebi bakımından Ca'feriyye denildiği de ma'lûmdur.

$îîlik her ne kadar Irak'ta zuhur etmişse de gördüğü baskı yü­zünden İran'dan başka Horasan, Hindistan, Pakistan, Türkistan ve Kuzey Afrika taraflarına kaçmış, oralarda yayılmış, bil'ahare Anado­lu'ya ela sarkmıştır. Galiyyeye nisbetle mu'tedîl sayılan İmâmiyye-i îsnâaşeriyye başta Irak olmak üzere diğer Arap ülkelerinde de mev-cuddur. Türkiyede Kars, Ağrı, İğdır ve diğer doğu illerinde bulunur­lar. Bütün şîî gurupların en büyük temsilcisi olan İmamiyyenin, bu­gün, dünyadaki mıkdarı, heyecanlı müdâfi'leri Abdüibâkî Gölpınarlı'ya göre 100 milyon civarındadır. Bu mıkdar, bir milyarı bulan dünya müslürnanlarının % 8 lik şîî nisbeti hesabına da yakın görünmekte­dir 89



o) Galîyye :

Samimi bir şîî iken itidal sınırlarını aşanlar ve bîr de muhtelif maksadlarla Şîaya intisap iddiasında bulunan guruplar için kullanı­lan bir terimdir. Gulüvv hareketinin tâ Hz. Ali (r.a.) devrinden iti­baren başladığı bilinmektedir. Bu sebeple galiyye şîî mücadele ve tezahürlerinin bir çoğunda rol almış, işe karışmış, mücadelenin için­de, yanında yer almış veya onu istismara kalkışmıştır. İslâm tarihi boyunca Karmatîler, Bâtmîier, İsmâîlîler, Hasan Sabbahcılar... gibi çeşitli teşekkül ve çeteler halinde icrây-ı faaliyette bulunmuşlardır.

Bugün mevcud olan galiyye guruplarının başında İsmâîlîler ge­lir. En kesif olarak bulundukları yer Hindistan ve Pakistan'dır. Hin­distan'daki Ağa Han'cılar öteden beri İngilizlerin himayesi ve des­teğiyle faaliyet göstermektedir. Suriye, Mısır, doğu, güney ve orta Afrika ve Pakistan'da teşkil ettikleri cemaatler ile sayıları bir kaç milyona varmıştır. Suriye'de (Halep-Kuzey Haleb-Humus - Lâzkiye) ve Adana dolaylarındaki Nusayrîler (Arap Uşağı) da bunlardandır. 10. Ayrıca bir mıkdar Yemen'de ve İran'da bulunur. Suriye, Lübnan ve İsrail'de toplam sayıları üçyüz bine yaklaşan Dürzîler, İsmâîlîlere nisbetle farklılıklar arzetseler de galiyye gurupları içinde yer alır­lar.

Bugün İran'dan başka Amerika'da ve Avrupa'da taraftarları bulu­nan Bâbîler ile Bâbîlikten ayrılıp gelişen ve merkezi Hayfâ'da bulu­nup Almanya, Avustralya, Uganda ve Amerika'da şubeleri, toplantı ve ibadet yerleri bulunan Bahaîlik de Bâtıniyye hareketinin devamın­dan başka bir şey değildir 1112






Dostları ilə paylaş:
  1   2   3   4   5   6   7   8   9   10


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2019
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə