Dünya klasikleri : 13



Yüklə 9.99 Mb.
səhifə131/150
tarix18.06.2018
ölçüsü9.99 Mb.
1   ...   127   128   129   130   131   132   133   134   ...   150
İvan Fiyodoroviç bunları büsbütün çileden çıkmış bir halde söylüyordu ve belliydi ki, mahsus, bütün kaçamak yollarını küçümsediğini, lâfı dolandırmasına göz yummayacağını, elindeki kozları açıkça oynadığını belirtmek istiyordu. Smerdyakov'un gözlerinde öfkeli ışıklar belirdi. Sol gözü kırpıştı. Karşılığını hemen verdi. Gerçi her zamanki gibi ağır başlılıkla ve ölçülü olarak konuşmuştu ama, «madem açıktan açığa konuşmak 'istiyorsun, al bakalım sana, işte açıktan açığa konuşuyorum» der gibiydi.
— Ben o  zaman, bu sözü şunun için söylemiştim efendim: Siz, babanızın öldürüleceğini önceden bile bile, onu feda ederek yalnız  bıraktınız. Başkaları bunu öğrendikten  sonra, duygularınız konusunda, hatta belki de başka şeylerden kötü sonuçlar  çıkarmasınlar  diye,  bunu  yargıçlara  açıklamamayı ödetmiştim.
Smerdyakov bunu gerçi acele etmeden, kendine hakim olarak söylemişti ama, artık sesinde garip bir sertlik, ısrar-" bir anlam ve öfke ile meydan okuyan bir hava seziliyordu. Küstah bir tavırla gözlerini İvan Fiyodoroviç'e dikmişti. İva-nın ise daha ilk anda gözleri bulanır gibi olmuştu:
— Ne dedin? Ne? Deli misin, sen?
— Çok şükür aklım başımda, efendim.
İvan Fiyodoroviç, sonunda kendini tutamayarak: ~- Canım, ben o zaman cinayet işleneceğini biliyor muyum? diye bağırdı ve şiddetle masayı yumrukladı. «Daha baş-
ka Şeylerden» ne demek? Söyle alçak herif, ne demek istiyorsun ?246
KARAMAZOV KARDEŞLER
 
Smerdyakov susuyor, aynı küstah bakışla, İvan Fiyodoro-viç'i süzmeye devam ediyordu.
İvan Fiyodoroviç avazı çıktığı kadar:
— Söyle, pis kokulu alçak herif!  Neymiş «o başka şeyler» diye bağırdı.
— «Başka şeyler»  derken  neyi  kasdettiğimi şimdi  anladım. Siz herhalde daha o zaman babanızın ölmesini çok istiyordunuz.
İvan Fiyodoroviç ayağa fırladı ve var gücü ile Smerdya-kov'un omuzuna bir yumruk indirdi. O kadar şiddetle vurmuştu ki, Smerdyakov duvara çarptı. Bütün yüzü bir anda gözyaşları ile ıslandı. cAyıp beyefendi! Gücü olmayan bir insanı dövmek ayıp!» dedikten sonra, burnunu sile sile büsbütün ıslattığı mavi kareli mendili ile gözlerini örttü ve alçak sesle ağlamağa başladı. Böylece bir dakika kadar geçti. Sonunda İvan Fiyodoroviç emreden bir tavırla:
— Yeter! Kes artık! diyerek yine iskemlenin üzerine oturdu. Kalan sabrımı da tüketme!
Smerdyakov gözlerini örttüğü o bez parçasını çekti. Buruşmuş yüzünün her noktasında, uğradığı hakaretin izi okunuyordu.
— Demek sen o zaman Dimitriy ile birlikte, babamı öldürmek istediğimi düşündün, öyle mi alçak?
— Ben, o zamanki düşüncelerinizi bilmiyordum efendim. Zaten sizi bahçe kapısında durdurmamın nedeni, sizi bu noktada  denemekti efendim.
— Neyi deneyecektin? Neyi?
— Yani şunu öğrenmek istiyordum: Babanızın bir an önce öldürülmesini istiyor musunuz, istemiyor musunuz?
İvan Fiyodoroviç'i en çok kızdıran şey Smerdyakov'un bir türlü vazgeçmediği o ısrarlı ve küstah tavrıydı. Birden:
— Onu sen öldürdün!  diye bağırdı.
Smerdyakov, onu küçümseyen bir tavırla hafifçe güldü:
— Benim öldürmediğimi hem de çok kesin olarak siz de biliyorsunuz  Hem bana öyle geliyor ki, akıllı bir insanın bu konuda artık söyleyecek sözü yoktur.
— İyi ama, o zaman benden niçin öyle şüphe ettin?
— Sizin de bildiğiniz gibi sadece korkudan efendim. Çünkü o zaman öyle bir durumdaydım ki, korktuğum için herkesten şüphe ediyordum. Sizi de denemeye niyetliydim, çün-
KARAMAZOV KARDEŞLER
247
kü kendi kendime, eğer siz de ağabeyinizin istediği şeyi istiyorsanız, o zaman herşeyin sonu geldi, beni de onunla birlikte sinek gibi yok edebilirler! diye düşünüyordum.
— Dur bakalım, iki hafta önce öyle demiyordun.
—  Hastanede sizinle konuşurken de  aynı  şeyleri  düşünüyordum, ama fazla söze ihtiyaç kalmadan herşeyi anladığınızı ve akıllı bir insan olarak, açıktan açığa konuşmak istemediğinizi sanıyordum, efendim.
— Şuna bakın hele! Ama şimdi söyle, söyle, ısrar ediyorum: Hangi davranışımla, hangi davranışımla o pis ruhunda hakkımda öyle alçakça bir şüphe uyandırdım?
— Öldürme işine gelince... kendiniz hiç bir zaman bunu yapamazdınız, efendim. Zaten böyle bir şeyi istemezdiniz de. Ama, bir başkası öldürsün; bunu istiyordunuz?
— Şuna bakın! Üstelik bunu ne kadar sakin, ne kadar serinkanlı bir tavırla söylüyor! Canını, ben bunu neden isteyeyim? İsteyip de ne yapacağım?
Smerdyakov karşısındakini yaralamak isteyen, hatta intikamcı bir tavırla:
— Neden mi isteyecektiniz? Peki, miras meselesi yok muydu efendim? diye atıldı. Babanızın ölümünden sonra, üç kardeş olarak her birinize, hemen hemen kırk bin ruble, hatta belki de daha fazlası kalabilirdi. Oysa, Fiyodor Pavloviç, o vakit bayan Agrafena Aleksandrovna ile evlenmiş olsaydı, o kadın nikâh  kıyılır  kıyılmaz,  babanızın  tüm  servetini  hemen kendi üzerine çevirirdi. Çünkü kendileri, öyle aptal kadınlardan değildirler, efendim. O zaman da size, her üç kardeşe de babanızın ölümünden sonra iki ruble bile kalmazdı: O vakit nikâh sanki çok mu uzaktı? Bir kıl payı kalmıştı, efendim. O hanımefendi küçük parmağı ile babanıza şöyle bir işaret etti mi, beyefendi hemen onun peşinden dili bir karış dışarda kiliseye koşardı.
İvan Fiyodoroviç üzüntü ile kendini tuttu. Sonunda:
— Peki, görüyorsun ki, yerimden fırlamadım!  Seni dövmedim. Öldürmedim. Devam et bakalım: Demek sence ben, ağabeyim Dimitriy'i bu işi yapmakla görevli sayıyordum, ona güveniyordum öyle mi?
— Nasıl  güvenmezdiniz  efendim?  Ağabeyiniz  öldürürse, hemen bir soylu olarak tüm haklarından, unvanlarından, rütbelerinden  ve  mallarından  yoksun kalmış olacak  ve  kürek248
KARAMAZOV KARDEŞLER
L
mahkûmu olarak sürgün edilecekti. Demek ki öyle bir şey olursa, babanızın ölümünden sonra kardeşiniz Aleksey Fiyo-doroviç ile birlikte ikinize eşit miktarda bir miras kalacaktı, yani her birinize artık kırkar değil, altmışar bin kalacaktı, efendim. Bu bakımdan o zaman bu işi Dimitriy Fiyodoroviç'in yapacağına muhakkak güvenmişsinizdir!
— Aman Allahım! Nelerine dayanıyorum senin! Beni dinle, alçak herif: Eğer o vakit «bu işi falanca yapar» diye düşünseydim, herhalde herkesten önce sana güvenirdim. Dimit-riy'e değil, hatta yemin ederim o zaman senin bir alçaklık yapacağını seziyordum... Daha o vakit... İçimde uyanan duyguyu hatırlıyorum...
Smerdyakov alaylı bir tavırla gülümsedi.
— Ben de o zaman biran için bana da güvendiğinizi düşünmüştüm, dedi. Bu bakımdan, daha o zaman, kendinizi ele vermiş oldunuz. Çünkü madem benim öyle bir şey yapacağımı hissediyordunuz, öyleyken niçin  gidiyordunuz, demek ki böyle davranarak bana:  «Babamı sen öldürebilirsin, ama sana engel olmuyorum» demek istiyordunuz.
— Alçak! Bunu sen öyle anlamışsmdır!
— Hepsi de o Çermaşnaya yüzünden oldu, efendim. Rica ederim! Moskova'ya gitmeye hazırlanıyorsunuz ve babanızın Çermaşnaya'ya gitmeniz için yaptığı bütün ricaları reddediyorsunuz! Sonra da benim aptalca söylediğim bir söz üzerine birden razı oluyorsunuz, efendim!  O zaman ne diye o Çermaşnaya'ya gitmeye razı oldunuz? Madem ortada hiç bir sebep yoktu, neden tek benim sözüm üzerine Moskova'ya değil de Çermaşnaya'ya gittiniz? Demek benden birşeyler bekliyordunuz!
İvan, dişlerini gıcırdatarak:
— Hayır, beklemiyordum, yemin  ederim ki,  hayır!  diye bağırdı.
— Nasıl olur da, «hayır» diyorsunuz efendim?  Öyle olsaydı size düşen şey, o zamanki sözlerim için babanızın oğlu olarak beni herşeyden önce polise teslim etmek, dövdürmek-ti efendim... Hiç değilse hemen oracıkta suratımı dağıtabilirdiniz. Oysa, siz tersine hiç de öfkelenmeyerek hemen dostça bir tavırla, aptalca söylediğim bir sözü harfi harfine yerine getiriyorsunuz ve yola koyuluyorsunuz. Bu ise büsbütün saçma bir şeydi efendim. Çünkü, babanızın hayatını korumak
KARAMAZOV KARDEŞLER
249
için kalmanız gerekirdi... Böyle olunca ben, bunlardan başka bir sonuç çıkarabilir miydim?
İvan somurtmuş olarak oturuyordu. Sinirden iki elini de yumruk yapmış sımsıkı dizlerine dayamıştı. Acı acı gülerek:
— Evet, o sırada suratını dağıtmadığıma yazık oldu, dedi. Seni polise sürükleyemezdim. Sözlerime kim inanırdı? Neyi neyle ispat edebilirdim? Ama, suratını... Hay Allah, yazık! Düşünemedim bunu! Gerçi şimdi surat dağıtmak yasak ama, senin suratını seve seve çorbaya çevirirdim.
Smerdyakov, ona hemen hemen zevkle bakıyordu. Fiyodor Pavloviç'in sofrasına hizmet ettiği zamanlar, masanın arkasında durup da, Grigoriy Vasilyeviç'le din konusunda tartışarak onu kızdırdığı zamanki gibi kendinden memnun, bilgiççe bir tavırla:
— Günlük hayatın olağan olaylarında, yani basit olaylarda bir adamın suratını dağıtmak gerçekten yasalarla yasaklanmış bir şeydir ve artık herkes dayak atmaktan vaz geçmiştir. Ama hayatın özel olaylarında, bizi bırakın, tüm dünyada, hatta ortada tam bir Fransız Demokrasisi olsa bile, yine aynı sekilde, tıpkı Adem'le Havva çağında olduğu gibi  dayak atmaya devam ediyorlar. Hem hiç bir zaman da bundan vazgeçmeyeceklerdir. Siz ise, o vakit özel bir olay olduğu halde, bu cesareti gösteremediniz efendim.
İvan, masanın üzerinde duran defteri başı ile işaret etti:
— Ne o, Fransızca sözler mi öğreniyorsun?
— Neden öğrenmeyeyim? Belki böylece tahsilimi tamamlamış olacağım. Sanıyorum ki, bu bilgi o mutlu Avrupa ülkelerine gideceğim vakit, işime yarayacaktır.
İvan'ın gözleri kıvılcımlandı, tüm vücudu tepeden tırnağa titredi.
— Dinle canavar!  dedi. Senin suçlamalarından korkmuyorum! İfade verirken, benim için istediğini söyleyebilirsin ve eğer şimdi sana  gebertinceye kadar bir  dayak atmıyorsam, bunu yalnız bu cinayeti senin işlediğinden şüphe ettiğim için,
mahkemeye vereceğim için yapmıyorum! Seni ele vere-ipucu bulacağım!
~ Bence sussanız daha iyi olacak, efendim. Çünkü, tam anlamıyla suçsuz olduğuma göre, beni nasıl suçlayabilirsiniz? size kim inanacaktır? Eğer öyle bir şeye başvuracak olur-250
KARAMAZOV KARDEŞLER
sanız, ben de hemen her şeyi anlatırım efendim, çünkü kendimi savunmadan duramam değil mi?
— Şimdi senden korktuğumu mu sanıyorsun?
— Varsın mahkemede yargıçlar şimdi size söylediğim sözlere  inanmasınlar efendim;  halk arasında  inananlar olacak ya! Onlar inanınca da mahcup olacaksınız efendim.
İvan dişlerini sıkarak:
— Bak, bak yine «akıllı bir adamla konuşmak yararlı oluyor» demek istiyorsun, öyle değil mi?
— Tam üstüne bastınız efendim. Akıllısınız ve tabiî akıllı bir insan gibi davranacaksınız efendim.
İvan Fiyodoroviç, ayağa kalktı, öfkeden titreyerek paltosunu giydi, sonra artık Smerdyakov'a hiç bir karşılık verme-.den, hatta yüzüne bile bakmadan hızlı adımlarla odadan çıktı. Akşamın taze havası ona serinlik verdi. Göklerde ay pırıl pırıl parlıyordu. Zihninde karmakarışık düşünceler vardı, ruhundaki duygular da karışıktı.
İvan Fiyodoroviç kendi kendine: «Şimdi gidip Smerdyakov'u ihbar edeyim mi? Ama neyi ihbar edeceğim? Ne de olsa suçsuz. Aksine o beni suçlayabilir» diye söyleniyor, durup durup: Gerçekten, o vakit ne diye Çermaşnaya'ya gittim sanki? Keden yaptım bunu? Niçin gittim?» diye soruyordu. «Evet, tabiî bir şeyler bekliyordum. Smerdyakov haklı.»
Sonra, yine belki yüzüncü kezdir babasının evindeyken o son gece, merdivende durup aşağıda olup bitenlere nasıl kulak kabarttığını hatırladı. Ama bu sefer öyle bir acıma duygusu ile hatırlamıştı ki bunu, birden olduğu yerde sanki kalbine bir hançer saplanmış gibi durakladı: «Evet ben, daha o zaman bu işin olmasını bekliyordum. Gerçek bu! İstiyordum, tam anlamıyla istiyordum cinayetin işlenmesini! Ama gerçekten öyle miydi? İstiyor muydum bu cinayeti? İstiyor muydum? Şu Smerdyakov'u gebertmeli! Eğer şimdi Smerdyakov'u öldürmek cesaretini gösteremezsem, yaşamaya bile değmez!»
Bunun üzerine İvan Fiyodoroviç evine uğramadan doğru Katerina İvanovna'ya gitti ve gelişi ile onu korkuttu: Çılgın gibiydi. Smerdyakov'la yapmış olduğu konuşmayı olduğu gi bi, harfi harfine ona anlattı. Genç kadın onu ne kadar sakinleştirmeye çalışırsa çalışsın, bir türlü sakinleşemiyor, orada bir aşağı bir yukarı dolaşıyor, kesik kesik garip bir
'KARAMAZOV  KARDEŞLER
251
konuşuyordu. Sonunda oturdu, dirseklerini masaya dayadı, başını da iki elinin üzerine indirdi ve garip bir söz söyledi.
— Eğer cinayeti işleyen Dimitriy olmayıp, Smerdyakov olsaydı, o zaman düşüncesini kabul edebilirdim, çünkü onu teşvik ettim. Daha doğrusu, teşvik ettim mi, daha bunu da iyice bilemiyorum. Ama, eğer Dimitriy değil de, Smerdyakov öldürdüyse, tabiî ben de katil sayılırım!
Katerina İvanovna, bu sözleri dinledikten sonra, konuşmadan ayağa kalktı, yazı masasına doğru yürüdü, masanın üzerinde duran kutuyu açtı, içinden bir kâğıt çıkardı ve İvan'in önüne koydu. Bu kâğıt İvan Fiyodoroviç'in sonradan Alyoşa'-ya babalarını Dimitriy'in öldürdüğünü «matematik bir şekilde ispat eden» vesikaydı. Bir mektuptu. Mitya bu mektubu sarhoş bir halde manastıra giden Alyoşa ile kırda karşılaştığı akşam, Katerina İvanovna'nın evinde Gruşenka'nın genç ka-d:na hakaretler savurduğu rezaletten sonra yazmıştı.
O akşam, Alyoşadan ayrıldıktan sonra Mitya, Gruşenka'-ya gitmeye niyetlenmişti. Onunla gerçekten görüşüp görüşmediği bilinmiyordu. Yalnız gece olunca, «başkent meyhanesinde görülmüş ve orada iyice kafayı çekmişti. Sonra, mürekkep kalemi ve kâğıt istemiş ve kendisini ele verecek önemli bir vesika meydana getirmişti. Bu çileden çıkmış bir adamın, çeşit çeşit lâflarla dolu, cümleleri arasında bağlantılar bulunmayan, tam anlamıyla, «sarhoş işi» mektubuydu. Tıpkı sarhoş bir adamın, eve döndükten sonra, olağanüstü bir öfkeyle karışma, ya da evde bulunan kişilere, biraz önce kendisine nasıl hakaret edildiğini, hangi alçağın ona ne gibi hakaretler savurduğunu, kendisinin ise aksine ne kadar mükemmel bir insan olduğunu, o alçağa neler yapacağını uzun uzun, bağlantısız, karmakarışık bir şekilde heyecanla, üstelik masayı yumruklayarak ve gözlerinde de sarhoşluğunu belli eden gözyaşları ile bağınp çağırarak anlatışı gibi bir şeydi...
Kendisine meyhanede verdikleri kâğıt, özelliği olmayan basit, kötü cins, kirli bir mektup kâğıdı parçasıydı. Arkasında da bir hesap yazılıydı. Sarhoşlukla içten gelen sözlere herhalde yer kalmamıştı ki, Mitya yalnız kâğıdın kenarlarına değil, ayrıca son satırların üst kısımlarına da birşeyler kara-lamıştı. Mektupta şöyle deniliyordu:
«Hayatımı mahveden Katya! Yarın senin o üç bin ruble-ni geri vereceğim, ondan sonra elveda... yüreğinde yüce bir252
KARAMAZOV KARDEŞLER
kin taşıyan kadın! ama, aynı zamanda elveda sevgilim; Bu işi burada bitirelim! Yarın herkesten isteyeceğim, başkalarından bulanazsam, sana namusum üzerine söz veriyorum, babama gideceğim, kafasını kırıp yastığının altındaki parayı alacağım. Yeter ki buradan İvan gitsin. Kürek cezasına çarptırılıp sürülsem bile üç binini geri vereceğim. Beni bağışla. Karşında yerlere kadar eğiliyorum, çünkü sana alçaklık ettim. Beni bağışla! Hayır, bağışlama daha iyi olur: Hem ben daha rahat ederim, hem sen! Sevgini kabul etmektense, kürek mahkûmu olayım daha iyi! Çünkü başkasını seviyorum. Sen de bugün onu iyice tanıdın. Artık beni nasıl bağışlayabilirsin? Benim malımı çalan hırsızı öldüreceğim! Hepinizden uzaklaşıp Doğu'ya gideceğim. Hiç kimse bilmesin diye. Onu da bırakacağım. Çünkü, bana acı çektiren yalnız sen değilsin, o da bana acı çektiriyor. Elveda!...»
«P. S. Sana lanetler yağdırıyorum, ama sana tapıyorum! Göğsümün içinde bir tel var, işitiyorum, ses veriyor. İyisi mi kalbimi ikiye parçalayayım! Kendimi öldüreceğim, ama yine de önce o köpeği geberteceğim. Elinden üç bini koparıp sana fırlatacağım. Gerçi senin karşında alçağın biriyim ama, hırsız değilim. Üç bini bekle. O para köpeğin yatağı altında duruyor, pembe bir kurdele ile bağlı olarak. Ben hırsız değilim, ama benim malımı çalanı öldüreceğim. Katya, bana nefretle bakma. Dimitriy hırsız değil, katildir! Babasını öldürdü, kendisini de mahvetti, tek sana karşı durabilsin, senin gururuna boyun eğmesin diye. Üstelik seni de sevmiyor!
«P. S. Ayaklarını öperim, elveda!...
«P. S. Katya, Tann'ya dua et, başkaları bana parayı versinler. O zaman elimi kana bulamam, vermezlerse... kana bulanacağım! Öldür beni!
,               Kölen ve düşmanın
D. Karamazov.»
İvan, «vesikayı» okuduktan sonra, yerinden artık kanıya varmış olarak kalktı. Demek ki, öldüren ağabeyi idi. Smerd-yakov değildi. Smerdyakov olmayınca da, demek kendisi de, İvan da katil sayılmazdı! Mektup birden onun gözünde matematik bir anlam kazanmıştı. Artık onun için Mitya'nın suçlu olduğu şüphe götürmez bir şeydi. Bununla birlikte, şunu da söylemek gerekirse, Mitya'nın cinayeti Smerdyakov'la
 
253
isleyebileceği İvan'ın aklından bile geçmiyordu. Zaten böyle bir şey olaylara da uymuyordu. İvan tam anlamıyla huzura
kavuşmuştu.
Ertesi sabah Smerdyakov'u ve alaylı sözlerini sadece nefretle hatırlıyordu Birkaç gün sonra da, artık nasıl olup da, onun açıkladığı şüphelerden ötürü bu kadar gücendiğine hayret ediyordu Ona karşı nefret duymaya başladı ve olup bitenleri unutmaya karar verdi. Böylece bir ay geçti. Smerdyakov'u artık hiç kimseye sormuyordu. Yalnız bir iki kez, çok hasta olduğunu hatta aklını kaçırdığını işitti. Bir ara genç doktor Varvinski, smerdyakov'dan söz ederek «sonunda cinnet getirecek» demiş, İvan da bu sözünü unutmamıştı.
O ayın son haftası içinde İvan'ın kendisi de büyük bir rahatsızlık hissetmeye başlamıştı. Katerina İvanovna'nın getirtmiş olduğu ve tam mahkeme başlayacağı sırada Moskova'dan gelmiş olan doktora gidip, onunla görüşmüştü bile. Tam o sırada da Katerina İvanovna ile olan ilişkileri son derece bozulmuştu Katerina İvanovna'nın Mitya'ya, sadece bir kaç dakika sürmekle birlikte, çok şiddetli olan dönüşleri, Ivan'ı çileden çıkarıyordu. Gariptir ki Alyoşa, Mitya'nın yanından çıkıp Katerina İvanovna'ya geldiği zaman, İvan meydana gelen ve daha önce anlattığımız o son sahneye kadar, Katerina İvanovna'nın kendisini deli eden tüm o «dönüşlerine» rağmen, genç kadından o ay içinde bir kez Mitya'nın suçlu olduğundan şüphe ettiğini gösteren bir tek söz işitmemişti. Ay-nca şuna da dikkati çekmek gerekir: İvan, Mitya'dan hergün gittikçe daha fazla nefret ettiğini hissederken, bu nefretin Katyâ'nın ona «dönüşlerinden» ileri gelmediğini, babasını öldürmüş olmasından doğduğunu anlıyordu! Bunu hissediyor, kavrıyordu Öyle olduğu halde, mahkeme başlamadan on gün kadar önce Mitya'ya gitmiş, ona bir kaçış planı teklif etmişti- Belliydi ki bu Plan çok daha önceden düşünülmüştü.
Kendisini öyle bir adım atmaya yönelten şey, Smerdya-fcov'un'bir sözünden ötürü içinde açılan ve bir türlü kapan-»layan küçük bir yaraydı. Smerdyakov, Ivan'a ağabeyinin suç-kumasmın çıkarına uygun olduğunu, çünkü öyle bir şey olursa babasından kendisine ve Alyoşa'ya kalacak olan mirasın, kırkar binden altmış bine yükseleceğini söylemişti. İvan ken-di Payına düşen otuz bini Mitya'nın kaçışını sağlamak için feda etmeye karar «vermişti.
O zaman, Mitya'nın yanından dönüşte, büyük bir hüzün ve şaşkınlık içindeydi: Öyle hissediyordu ki, Dimitriy'in kaçmasını yalnız bu işe otuz bin ruble feda etmek için değil, aynı zamanda bir başka şey için de istiyordu. Kendi kendine, «Yoksa ben de onun gibi bir katil miyim? Onun için mi istiyorum bunu? diye soracak oldu. Bir türlü yakalayamadığı, ama yakıcı bir şey içini dağlıyordu. Asıl önemlisi gururu yaralandığı için tüm o ay boyunca çok üzüntü duyuyordu. Ama bunu sonra anlatırız.
İvan Fiyodoroviç, Alyoşa ile konuştuktan sonra, kendi evinin kapısını çalacağı sırada, birden Smerdyakov'a gitmeye karar verdiği vakit, içinde büyük bir öfke patlak vermişti. Ka-terina İvanovna biraz önce, ona, Alyoşa'nın yanında «onun (yani Mitya'nın) katil olduğuna beni yalnız sen inandırdın!» demişti. Bu aklına gelince İvan, şaşkınlıktan olduğu yerde durakladı: Katerina İvanovna'yı Mitya'nın katil olduğuna inandırmak için hiç bir şey söylememişti. Aksine, Smerdyakov'un yanında:! döndüğü vakit, kendinden şüphe ettiğini ona söylemişti. Aslında, Katerina İvanovna'nın kendisi o zaman ona, «vesikayı» göstermiş, böylece ağabeyi Dimitriy'in suçlu olduğunu ispat etmişti! Şimdi de birden «Ben Smerdyakov'a gittim !> diye bağırıyordu. Ne zaman gitmişti oraya? İvan'ın bu konuda hiç bir bilgisi yoktu. Demek ki Katerina İvanovna, Mit-ya'ıiın suçlu olduğuna hiç de o kadar kesinlikle inanmıyordu! Hem Smerdyakov ona ne diyebilirdi? Gerçekten ne demişti ona? İvan'ın yüreğinde müthiş bir öfke alevlenmişti. Nasıl olup da o zaman neden bağırmadığına bir türlü akıl erdire-miyordu. Elini zilden çekip, Emerdyakov'a gitmek üzere yola koyuldu. «Bu kez belki onu öldürürüm!» diyordu.
VIII
SMERDYAKOV'LA ÜÇÜNCÜ VE SON GÖRÜŞME
Daha yarı yolda, tıpkı o sabahki gibi sert, kuru bir rüzgâr çıktı ve yine kuru yoğun bir kar ince ince yağmağa başladı. Yere düşüyor, ama toprağa yapışmıyor, rüzgâr da onu fırıl fırıl döndürüyordu. Kısa bir süre sonra tam bir tipi baş-
 
255
ladı. Bizim kentte, Smerdyakov'un oturduğu semtte, sokaklarda hemen hemen hiç fener yoktu. İvan Fiyodoroviç, tipiyi farketmeden yolunu • bir önsezi ile bularak yürüyordu. Başı ağrıyor, şakakları müthiş bir ağrı ile zonkluyordu. Hissediyordu ki, bileklerinde bir kasılma vardı.
Mariya Kondratyevna'nın küçük evine varmadan önce, birden tek başına yürüyen, sırtına yamalı bir gocuk giymiş, kısa boylu bir köylüyle karşılaştı; köylü, yalpalaya yalpalaya yürüyor, homurdanıyor, küfrediyor, sonra birden küfretmekten vaz geçerek uykulu bir sesle, sarhoş sarhoş şarkı söylemeye başlıyordu.
Ah, gitti Vanka Piter'e Bekler miyim o dönecek diye?
Daha ikinci satırda şarkıyı kesiyor, yine birine küfretmeye başlıyor, sonra tekrar aynı şarkıyı söylemeye koyuluyordu. İvan Fiyodoroviç, daha ne olduğunu, kim olduğunu bile düşünmeden, ona karşı müthiş bir öfke duymaya başlamıştı. Birden karşısında nasıl bir insan bulunduğunu kavradı. Hemen sonra da, köylünün tepesine bir yumruk indirmek için kaçınılmaz bir istek duydu. Tam o sırada yanyana gelmişlerdi. Köylü şiddetle yalpalayarak birden vargücü ile İvan'a çarptı. İvan kudurmuş gibi onu itti. Köylü geriye fırladı ve bir kütük gibi donmuş toprağın üzerine şırrak! diye düştü. Canı acıyarak yalnız bir kez: «Ah!» diye bakırdı, hemen sonra da sustu. İvan ona doğru yürüdü. Köylü hiç kımıldamadan, baygın bir halde sırt üstü yatıyordu. İvan: «Donacak!» diye düşündü. Tekrar Smerdyakov'un evine doğru yürümeye başladı.
Elinde bir mumla İvan'ı karşılamak" için koşup gelmiş olan Mariya Kondratyevna, daha sofada İvan Fiyodoroviç'e, Pavei Fiyodoroviç'in (yani Smerdyakov'un) çok hasta olduğumu, gerçi yatakta yatmadığını ama, hemen hemen aklını kaçırmış gibi bir durumda bulunduğunu, hatta semaveri sofradan kaldırmalarını emrettiğini, çayı bile içmek istemediğini
İvan Fiyodoroviç kaba bir tavırla:
— Ne yani, azgınlık mı ediyor? diye sordu. Mariya Kondratyevna:
— Yok canım, aksine hiç sesleri çıkmıyor, yalnız siz kendileriyle pek uzun konuşmayın olmaz mı efendim? diye rica etti.256
 
İvan Fiyodoroviç kapıyı açıp içeri girdi, içerde, geçen seferki gibi ortalık iyice ısıtılmıştı. Ama odada bazı değişiklikler göze çarpıyordu: Yanda duran banklardan biri dışarıya götü-rülmüştü ve yerine maundan yapılmış eski ve meşin kaplı bir divan getirilmişti. Üzerine bir yatak serilmiş ve oldukça temiz beyaz yastıklar konmuştu. Yatağın üzerinde Smerdyakov oturuyordu. Sırtında da yine aynı robdöşambr vardı. Masa, divanın önüne götürülmüştü. Böylece oda çok daralmıştı. Masanın üzerinde sarı kâğıtla kaplanmış, kalın bir kitap duruyordu. Ama Smerdyakov onu okumuyordu, galiba oturuyor ve hiç bir şey yapmıyordu, îvan Fiyodoroviç'i hiç konuşmadan ona uzun uzun bakarak karşılamıştı. Belliydi ki gelişine hiç hayret etmemişti. Yüzü çok değişmişti. Zayıflamış ve sararmıştı. Gözleri içeriye doğru gömülmüş, altları morarmıştı.
İvan Fiyodoroviç  olduğu yerde durarak:
— Hay Allah! sen gerçekten hastaymışsın dedi. Seni fazla yoracak değilim, paltomu bile çıkarmayacağım. Nereye oturabilirim?...
Masanın öbür tarafından dolaşarak bir iskemleyi ona doğru çekti ve oturdu.
— Ne bakıp susuyorsun? Sana bir tek şey soracağım ve yemin ederim ki karşılığını almadan buradan gitmem. Bayan Katerina İvanovna evine geldi mi?
Smerdyakov, uzun, uzun sustu. Hâlâ, hiç ses çıkarmadan İvan'a bakıp duruyordu. Sonra birden elini sallayarak başını öbür tarafa çevirdi. İvan:
— Ne oluyorsun? diye bağırdı.
— Hiç!


Dostları ilə paylaş:
1   ...   127   128   129   130   131   132   133   134   ...   150


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə