Fikh-i ekber



Yüklə 1.59 Mb.
səhifə47/69
tarix30.12.2018
ölçüsü1.59 Mb.
1   ...   43   44   45   46   47   48   49   50   ...   69

Kul'dan Hiçbir Suretle Teklifler Düşmez:

İnanç esaslarına ilâve edilen hususlardan biri de şudur: Kul akıl­lı ve ergin olduğu müddetçe Allah Teâlâ'nın yasakları ve emirleri onun sorumluluğundan düşmez. Çünkü Allah Teâlâ bu konuda şöyle bu­yuruyor:

Sana ölüm gelinceye kadar rabbine ibadet et.”452 Bütün tefsirciler bu âyetteki yakın sözünden kasdedilen mananın ölüm olduğunda ittifak etmişlerdir. İbahiyecilerden bir kısmı, bir kul son derece Allah'a muhabbet makamına erişip kalbi gafletten temizlenirse ve imanı küfür ve küfran üzerine tercih ederse emir ve yasak sorumlu­luklarının, kendisi üzerinden düşeceğine ve bundan sonra büyük günahlar kazandığından dolayı Allah Teâlâ'nın bu kimseyi Cehennem ateşine sokmayacağı görüşünü kabul etmişlerdir. Bir kısmı da, böyle bir kimseden namaz, oruç gibi zahiri ibadetlerin sorumluluğunun dü­şeceğini ve bu kimsenin ibadetlerinin düşünme ve iç dünyası bakı­mından ahlâkını düzeltmek olacağını söylemişlerdir. Bu inanç ise küfürdür, zındıklıktır, sapıklıktır, cehalettir. Huccet'ül-İslâm İmam Gazali,

“Bu gibi kimselerin öldürülmesi, yüz kâfiri öldürmekten daha iyidir.” diyor.

Hz. reygamber sallellahu aleyhi vesellem'in:

Allah Teâlâ bir kulu sevdiği zaman, ona günah zarar vermez.” 453

sözünün mânası Allah Teâlâ onu günah işlemekten korur, dolayısıy­la onun günah işlemesi sebebiyle gelecek bir ayıplama söz konusu olmaz. Yahut Allah Teâlâ günah işledikten sonra sevdiği kulunu tevbe etmeğe muvaffak kılar, demektir. Bu hadisin manası şudur: Allah ki­me buğz ederse ona taat fayda vermez. Öyle ki ondan iyi bir ibadet ve doğru bir niyyet çıkmaz. Bu sebeple denilmiştir ki:

“Allah'a ulaşmaya bir kimse ehil olmazsa, onun bütün taatları günahtır.”

Bazı sofilerden şu görüş nakledilmiştir: Salik mertebesindeki kul, marifet makamına ulaştığı zaman ondan ibadet sorumluluğu kalkar. Sofilerden bazı araştırıcılar bu sözü şöyle tevil etmişlerdir; Teklif sözü külfet sözünden alınmıştır. Külfet zorluk manasındadır. Arif olan kişiden çıkan ibadet külfetsiz olur. Yâni bir zorluk ve meşakkat ol­madan Allah Teâlâ'ya ibadet eder. Belki ibadetinden dolayı lezzet alır, kalbi taatla genişlik duyar, şevki artar, ilmi arttıkça sevinci de artar, işte bu durum mutluluğa sebeptir. Bu sebeple bazı âlimler, dünya âhîretten daha üstündür, demişlerdir. Çünkü dünya hizmet evidir, âhiret ise nimet evidir. Hizmet makamı nimet makamından daha iyidir.

Hz. Ali'nin şöyle dediği rivayet edilmiştir:

“Mescide girmek ya­hut Cennete girmek hususunda serbest bırakılsam, Mescide girmeyi tercih ederdim. Zira mescide girmek Allah'ın hakkıdır, Cennete girmekse nefsin hazzıdır.” Bu sebeple bazı veliler ahırette Allah'a ka­vuşmak mutluluğu bulunduğu halde dünyada uzun zaman kalmayı ölmeğe tercih etmişlerdir. Hülasa terakki etmek, devamlı yükselmek, duraklamaktan daha hayırlıdır.

Naslar Zahirî Mânâlarına Alınır.

İnanç esaslarına ilâve edilen hususlardan biri de şudur: Kitap ve Sünnete ait naslar, müteşabih kabilinden olmadıkça zahirî mâna­sına alınır. Bu hususta Selef âlimleri ile sonradan gelen âlimler arasında tevilin caiz olup olmaması noktasında meşhur ihtilâf vardır. Masların zahirî mânalarından, mülhidlerin, batınilerle zındıkların iddia ettikleri mânalara dönmek ise zındıklıktır. Bazı sofilerin kabul ettikleri şu görüş ise böyle değildir. O görüş de şudur; Naslar ibare­lerinin zahiri üzerindedir. Ancak bu naslarda bazı işaretler vardır ki bu işaretler imanın kemali ve irfan mertebesinin güzelliklerindendir. Nitekim Huccet'ül-İslâm İmam Gazali :

Melekler, içinde köpek bulunan eve girmezler.” 454 hadisinden, sıfat-i sebiyyenin yerleştiği bir kalbe Allah'ın rahmetinin girmeyece­ği manasına işaret çıkarmıştır.

Allah'ı Görmek Hakkındaki İhtilaflar.

İnanç esaslarına ilâve edilen hususlardan biri de veli kullar için Allah Teâlâ'yı görmenin caiz olup olmadığı hususudur. Böyle bir halin vukubulduğunu iddia eden geri zekâlı bazı kimseler hakkında bana soru sorulmuş, ben de doğru düşünce bana aydınlandığı ölçü­de şu cevabı yazdım: “Dünyada da âhirette de baş gözü ile Allah Teâlâ'yı görmenin aklen de,vakıa olarak da caiz olduğu, âhirette vukuunun naklen sabit olduğu hususunda Ehl-i Sünnet vel-Cemaat âlimleri ittifak etmişlerdi. Dünyada şer'an caiz olup olmadığı husu­sunda ise ihtilâfa düşmüşlerdir. Çoğunluk dünya hayatında naklen de mümkün ve sabit olduğunu ispat etmişler, diğer bir kısmı ise nefy etmişlerdir. Ama dünyada Allah'ı görmenin vukuunu ispat edenler İsra gecesinde onu yalnız Hz. Peygamber sallellahu aleyhi vesellem'e tahsis etmişlerdir. Bu hususta da Selef ve halef âlimleri ile Allah'ın veli kulları ihtilâf halindedir. Doğrusu Hz. Peygamber sallellahu aleyhi vesellem Mîraç'ta Allah'ı baş gözü ile değil kalb gözü ile görmüş­tür. “Akâid şerhi” ve diğer kitaplarda da bu şekilde yazılmıştır.

Ben Allah'ı dünyada baş gözü ile görüyorum, diyen mümin eğer bununla Allah'ı rüyada gördüğünü kasdediyorsa bunun cevazında da ilim adamları arasında meşhur ihtilâflar vardır. Bununla bera­ber uykuda Allah'ı görmek görme duygusu ile değil, belki hayalî ta­savvurlar, yahut hayalî görüntülerle olur. Eğer Allah Teâlâ'yı görü­yorum, diyen kişi bu sözü ile uyanıklık halini kasdediyorsa ve bu sözünde muzaf kelimenin hazf edildiğini murad ederek Allah Teâlâ'nın sıfatlarının nurlarını, yaratıklarının eserlerini gördüğünü kas­dediyorsa bu şüphesiz caizdir. Nitekim bazı sofilerden: “Hiçbir şey yoktur ki o şeyde, o şeyle beraber, o şeyden önce, yahut o şeyden son­ra Allah'ı görmüş olmayayım.” dediği rivayet edilmiştir. Fakat bu mâ­nayı tevil etmeden bizzat kendisi için kasdederse bu inanç bozuk bir itikattır. İnsanları doğru yoldan uzaklaştırıcı sapık bir düşüncedir.

“Taarruf” adlı kitabın sahibi diyor ki, bütün mesayih yukarıda­ki sözü söyleyen kişinin sapık olduğu ve bu iddiada bulunan kişiye inanmamak gerektiği hususunda ittifak etmişlerdir. “et-Taarruf Fit-Tasavvuf” adlı kitap tasavvuf konusunda benzeri yazılmamış bir ki­taptır. Tasavvufçular bu konuda kitap ve bazı risaleler de yazmış­lardır. Ebû'Saîd el-Harraz, Cüneyd-i Bağdadî bunlardandır. Bu âlim­ler kitap ve risalelerinde, bu sözü söyleyen kişinin melik ve müteâl olan Allah'ı tanıyamadığını açıklamışlardır. Şeyh Alâuddîn el-Konevî de bu hususu “Şerh”inde açıklamış, şöyle demiştir:

“Bir kimseden böyle bir davanın çıktığı sahih olursa, onu tevil etmek mümkün olur. Çünkü bazı durumların galib olması gaibi hazır gibi yapar, öyle ki bir kimse sırrı bir iş ile çok meşgul olur da onu daima gözü önüne getirirse o şey önünde bulunuyor gibi olur.”

İhsan hadisi de bu görüşü kuvvetlendirmektedir. Bu hadiste: “İhsan, Allah'ı görür gibi ona ibadet etmendir.” buyuruluyor. Abdul­lah b. Ömer'in sözü de yine bu görüşü kuvvetlendirir. İbn-i Ömer şöyle demiştir:

“Biz tavaf ederken Allah'ı görürdük.” (Avârif ul Ma­ârif) adlı kitabın sahibi “A'lâm'ul Huda ve Akîdetü Erbab'it-Tükâ” adlı kitabında şöyle diyor:

“Bu dünyada Allah'ı ayan beyan görmek mümkün değildir. Çünkü bu dünya fânidir. Âhiret ise bakidir. İlim adamlarından bazılarının dünyada yakîn ilminden nasipleri olabi­lir. Âhiret hayatı aynelyakîn mertebesinden hissesi olmak bakımın­dan elbette onlardan daha üstündür. Nitekim onlardan biri “Kalbim rabbimi gördü.” demiştir.

Hulâsa, Ehl-i Sünnet âlimleri hiç kimsenin Allah Teâlâ'yı bu dünyada aynen baş gözü ile göremiyeceğinde ittifak etmişlerdir, aralarında bu konuda bir çekişme yoktur. Ancak “Akidet'üt Tahavî”de açıklandığı üzere Hz, Peygamber Mîrac'a teşrif edince Allah Teâlâ'yı baş gözü ile görüp görmediği hususunda ihtilâf etmişlerdir.

Sonra Allah'ı görüyorum, diyen kişi eğer bu sözü ile yukarıda geçen tevili kabul ederse ne güzel. Eğer kabul etmez de sözünde ısrar ederse ve nakli delile rağmen aklî düşüncesinden vaz geçmezse onu azarlamak ve teşhir etmek gerekir. Hâkim kendi görüşüne gö­re onu teşhir eder. Zira o kişi, iddiasında mutlak beyanda buluna­cak, yahut Allah'ın büyüklüğüne yakışmayan hususları ona nisbet ederek Allah Teâlâ'ya iftirada bulunacak. Bu ise en büyük günahtır. Belki bazı âlimler Hz. Peygamber'e yalan isnad etmeyi de küfür say­mışlardır.

Allah'a yalan iftira edenden daha zâlim kim vardır? Yahut kar­şılıklı yön ve mesafe, şekil ve mekân isnat etmeye şamil olacak şe­kilde muayyen bir iddiada bulunan kimseden daha zalimi vardır? Bunları iddia eden mutlaka kâfir olur. Bu söz, bazı manzum Akâid yazanların manzumelerinin kısaltılmışıdır. Bu konuda man­zum olarak şöyle deniliyor;

“Allah'ı dünyada, gözü ile gördüğünü söyleyen, O azgın bir zındık ve inkarcıdır.”

Allah'ın kitabına ve bütün peygamberlere ters düşmüş, Şer'-i şeriften sapan ve uzaklaşan kişidir. Bu kişi, yüce Allah’ımız hakkında: “Kıyamet günü yüzü karadır, dediği kimselerdendir.” Yüzleri kara olacaklara işaret olmak üzere Allah Teâlâ Kur'an-ı Kerîm'de şöyle buyuruyor:

Kıyamet gününde Allah'ı yalanlayanların yüzlerinin kararmış olduğunu görürsün.”455

Bir topluluk, dünyada Allah dostu veliler için Allah'ı görmenin vuku bulmayacağında ittifak olduğunu nakletmişlerdir. İbn-i Salan ve Ebû Şâmme, dünyada uyanıkken Allah'ı gördüğünü iddia eden kişinin tasdik edilemiyeceğini söylemişlerdir. Çünkü bu olay, Musa aleyhisselâm'ın bile yasaklandığı bir iştir. Bu makamda bu maksa­dın Hz Peygamber sallellahu aleyhi vesellenı için vukubulması hak­kında ihtilâfa düşülmüştür, ki Musa aleyhisselâm ile bizim peygam­berimizin makamına ulaşamayan kişinin Allah'ı gördüm iddiası na­sıl kabul edilebilir.

Küvvaşî, Necm süresinin tefsirinde şöyle diyor: “Bu makamda Hz. Peygamberden başkası için Allah'ı dünya gözü ile görmenin ca­iz olduğuna inanan kimse müslüman değildir.” Erdebîli ise kitabı olan “El Envâr”da şöyle diyor: “Bir kimse, eğer dünyada ben Allah'ı gözümle görüyorum, yahut Allah benimle şifahen konuşuyor, derse muhakkak kâfir olur.” Ancak burada bir nokta vardır. O da yalnız Allah'ı görmek iddiası ile bir müslümanın küfrüne hükmetmek, hem güç, hem de tehlikeli bir iştir. Zira farazi ve takdirî olarak bir kâfiri müslüman olarak kabul etmekte yapılan hata, bir müslümanı müslümanlıktan çıkarmakta yapılan hatadan daha hafiftir. Doğrusu da­ha önce verdiğimiz cevaptır. Eğer Allah'ı görme iddiasına o müslü­manı takva ehlinin inancından dışarıya çıkaracak hususlar eklenir­se böyle bir kimse sapıklardandır, kötülerdendir. Hidayete uyanlara selâm olsun.




Dostları ilə paylaş:
1   ...   43   44   45   46   47   48   49   50   ...   69


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə