Hangi allah? UĞur karaca



Yüklə 411.39 Kb.
səhifə1/6
tarix27.10.2017
ölçüsü411.39 Kb.
  1   2   3   4   5   6


HANGİ

ALLAH?
UĞUR KARACA


capraz kitap ici logo.tif

FİKİR DİZİSİ

1
© 2014, Capraz Kitap

© Bu kitabın her türlü hakları

Fikir ve Sanat Eserleri Yasası gereğince

Capraz Kitap’a aittir.


T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sertifika No:

22705
Çapraz e-Kitap: 978-605-4812-36-3


Yayın Yönetmeni: Salih Koca

Yayın Koordinatörü: Fatih Öztürk

Editör: Hatice Yıldız
Kapak ve iç Tasarımı: Capraz Ajans
ISBN: 978-605-5095-12-3
1. Baskı: 2014
internet: www.caprazkitap.com

e-mail: caprazkitap@gmail.com


Çapraz Kitap Kültür Ürünleri

İnönü Mah. Harbiye Çayırı Sk. No: 31/3

Elmadağ / Şişli - İSTANBUL

İÇİNDEKİLER
Allah Nerede?........................................ 6

Allah İnancının Tarihi......................... 7

DEİZM........................ ......................... 8

DEİZM/AKIL/8 EMİR...................... 14

Barışçıl Bahaullah.............................. 23

Medeni Muhammed........................... 24

Paylaşmacı İsa.................................... 44

Fedakar Musa.................................... 48

Eski Dinler.......................................... 53

Hinduizm............................................ 54

Baba İbrahim..................................... 55

Buda.................................................... 57

Konfiçyus............................................ 58

Muhtaç olduğumuz BM.................... 59

Ruhbanlığın kime faydası var? ....... 63

BU KİTABI, DİLEYEN HERKES BÜTÜNLÜĞÜNÜ BOZMADAN VE ÇARPITMADAN BASIP DAĞITABİLİR, KAYNAK GÖSTEREREK KISMEN VEYA TAMAMEN KULLANABİLİR.

TİCARİ OLMAYAN PAYLAŞIMLARDA KİMSEDEN TELİF HAKKI TALEP EDİLMEZ, ZİRA DOĞRULAR TÜM İNSANLIĞA AİTTİR…




Uğur Karaca, 1967 yılında Ankara’da doğdu ve çeşitli illerde okudu.

Babasının da okuduğu Ankara Hukuk’u bitirdi. Arkadaşı gibi anlaştığı emekli hakim olan babası ve sonradan hukuk okuyan eşi Hatice Karaca ile aynı büroda(Niğde) 20 yıl avukatlık yaptı.

Felsefi, siyasi, sosyal konularda gözlem ve düşüncelerini, imkanları ölçüsünde paylaştı.

2010 yılı sonunda İstanbul’a yerleşti.
www.cozumpartisi.org

İletişim: av.ugurkaraca@gmail.com

0 535 228 85 86




ALLAH NEREDE?
Eserleri ile sürekli yüz yüze olduğumuz Allah’ı kabul etmeyen çok az. Başta bedenimiz olmak üzere soluduğumuz hava, içtiğimiz su ve tüm diğer varlıklar Allah’ın eseri değil mi?

Peki ala herbirimizin Allah’ı niye farklı farklı? Kiminin Allah’ı dualara karşılık veriyor, kiminin Allah’ı birilerinin ricasını kırmıyor, kiminin Allah’ına göre öldürülmesi gereken çok insan var, kiminin Allah’ına göre belli bölgede yaşayanların Cennete gitme ihtimali daha yüksek veya tam tersi…

Allah’ı tanımak mı zor, yoksa insanlar işlerine geldiği gibi mi tanımlıyor? Eğer Allah’ı tanımak zor ise, Allah kendini gizlemiş ve bize zulmetmiş olmaz mı?

Farklı farklı Allah algısının sebebi, saplantılarla/dar çerçeveden bakarak Allah’ı tanımlamaya çalışmamızdır. İyiniyetli ve istekli biri, doğayı gözlemleyerek Allah’ın kurallarını anlayamaz mı?.

Allah içimize, iyiye onay veren, kötüyü veto eden, vicdan diye bir mekanizma yerleştirmiş. Buna göre hırsızın yüzü kızarır ve hiç kimse hırsızlığı övemez. Hırsızlık ve namussuzluk gibi şeylerin kötü olduğunu savunmak için bir kitaptan okunması mı lazım?. Apaçık olan şeyleri bir başka delille desteklemeye neden gerek duyalım?

Kahrolası ruhbanlar, Allah’ın tanınabilmesi için kendilerinin gerekli olduğunu söylerler. Amaçları sağlıklı bir Allah inancı ortaya koymak değil, bir meslek erbabı olarak halkın sırtından yaşamaktır. Ruhban, idarecilerin istediği şekilde halkı uyutur ve buna karşılık avantadan geçinir. Ruhbanlar, ellerindeki kalın ve dili ağır kitaplarla; “Bakın bunca eseri okuyup anlayacak vaktiniz yok, biz sizin için bunları okuyoruz!” diyerek halkı kendilerine mahkum eder. Ruhbanın olduğu yerde halk, itaat eden sürüden ibarettir, sorgulayamaz ve itiraz edemez.

Peşin hüküm ile inanılan, yani ölçüp biçip değerlendirmeden benimsenenler dogmadır. Dogmatik olmak istemeyip gerçek Allah’ı arayanın, evrenin kurallarını gözlemlemesi yeterli, zira Allah yarattığı evrene değişmez kurallarını yerleştirmiştir.


ALLAH’IM ÖZRÜMÜ KABUL ET!
Allah’ım aklım erdiğinden beri seni tanımaya çalışıyorum.
Seni tanımaya çalışırken bir sürü hatalar yaptığımı anladım ve bu yüzden özür diliyorum. Seni tanırken duyduklarıma ve yakınımdaki yaygın anlayışlara yer vermenin ezikliğini yaşıyorum.
Seni bana ilk anlatan anneannemdi ve bir sürü saçma şey söyledi. Sonrasında seni cami görevlisinden dinledim. Anneannem ve mahalle imamını aşınca, kendini dine adadığını söyleyerek kafasındaki saplantıları Sana yamamaya çalışan nicelerini okuyup durdum.
Anladım ki, bizim Seni tanımamız için gereken her donanımı bize peşinen vermişsin. İçimize doğruyu yanlıştan ayırt etmeye yarayan vicdanı koymuş, kötü şeyler yapınca yüzümüzün kızarmasını öngörmüşsün. Hayatın içine değişmeyen kurallarını koymuş ve ölene kadar hiç müdahale etmeden beklemektesin. Bizleri güzel davranmakla yücelebilecek, kötü davranışlarla alçaklaşabilecek tarzda yaratmışsın.


Bizleri robot gibi yaratmayarak ne güzel yapmışsın. Sen ne güzel bir Yaratıcı’sın.
Seni tanımak, takdir etmek ve Seninle uyumlu olmak bu kadar kolay ve apaçık iken, bir sürü yerde bir sürü engelleyiciye takılmamdan dolayı çok çok özür diliyorum. Umarım bu çeldiricileri aşıp gelirken makul süreyi aşmamışımdır.

ALLAH İNANCININ TARİHİ
Allah inancını ve toplumun yaşadığı çelişkileri net bir şekilde ortaya koyup, insanları bununla yüzleştiren uyarıcılara Peygamber denmiş. Tarih içerisindeki Allah inancı, en genel manada Peygamberler tarihi olarak karşımıza çıkar.

Sondan başa doğru bir tarih sıralaması izleyerek, (1) Bahaullah, (2) Muhammed, (3) İsa, (4) Musa, (5) İbrahim, (6) Budha ve (7) Konfiçyüs hakkında kısa değerlendirmeler yapıp, Allah hakkındaki tarihsel süreci ve temel yaklaşımları ortaya koymaya çalışacağız.


‘Akıl çerçevesinde Allah nasıl tanımlanabilir? Gözlem ve değerlendirmelerle Allah’ı nasıl kavrarız?’ sorusunun cevabını, “Aklımızla tespit edebileceğimiz, hayatın değişmez 8 kuralı” başlığında değerlendireceğiz.

Allah inancı, bir şiir veya beste gibidir. “En iyi şiir veya beste, geçmişteki filan kişinindir ve daha iyisi olamaz!” diyebilir miyiz? O şiir veya besteyi bilmeyen iyi şiir ve beste yapamaz diyebilir miyiz?

İnsan gönlünü açık tutup, saplantı ve zaaflardan arınarak gerçek Allah inancına ulaşabilir.

Tarihsel bilgiler, kutsal olarak tanımlanmış metinler, örnek tarzda yaşamış veya yaşayan kişiler veya birçok değişik yöntem bizi hakikatlere götürebilir. Yüzlerce alternatifi arayıp tarayıp, ölçüp biçip karar vermek mi kolay, yoksa akli delillerle direkt durum değerlendirmesi yapmak mı?

Hırsızlığın, sarhoş edici madde kullanmanın, evlilik dışı cinsel ilişkinin, dürüst olmayan davranışın, gücüne dayanarak haksızlık yapmanın, kötü olarak değerlendirilmesi için, bir kitapta yazıyor olması şart mı? Gülümsemenin, çocuk sahibi olup onları iyi insan olarak yetiştirmenin, güzel ürünler üretmenin ve fazla olanları paylaşmanın iyi olduğunu söylemek için bir kitaptan okumak mı lazım?

İyi olanları, geçmişten gelen binlerce bilgi arasından ayıra ayıra bulmak mümkün. Bu çerçevede ruhbanlar, bilgilerin geçmişte saklı olduğunu ve kendilerinin bu bilgilere yoğun uğraşlarla ulaştığını söyleyerek bu konuda itibar görmek isterler.

Bir dakikada söylenebilecek gerçekler için bir ömür tüketip, buna rağmen de net olarak da bir şey söyleyemeyen ahmaklara niye itibar edeyim ki?

Hakikatleri her yerden bulup çıkarabiliriz. Tarihten süzülen bilgileri okuyup karşılaştırarak, bilge insanları dinleyerek ve hatta bir karınca kolonisini yakından izleyerek de hakikatleri tespit edebiliriz. Hakikat su gibidir ve hakikatlere ihtiyacımız var. Taşın içinde de, havadaki nemde de su var, lakin gürül-gürül akan bir su kaynağının dibindeki insanın, taşın arasındaki su taneciklerini biriktirerek susuzluğunu gidermeyi düşünmesi saçmalık olur.



DEİZM; (Akıl ile Allah’ı bulmak)
DEİSTLERİN ANLATIMI İLE DEİZM;

DEİZMİN TANRI İNANCI?

Evrene bakınca bir düzen/tasarımcı görürüz ve bu düzen bizi bir tanrı inancına götürür.

Deizme göre tanrı vardır. Deizm tanrı tarafından gönderildi diye inanılan dinleri reddeder.

Dinlerin çoğu vahiye ya da kutsal kitaplara dayalıdır. Deizm doğaya ve akla dayanır, vahiye dayanmaz. Deizmde kutsal kitaba, peygamber- rahip-papaz-imam gibi aracılara gerek yoktur. Deizmde ihtiyaç olan tek şey kendi sağduyu ve düşünme becerisidir.


Bazı deistler tanrının evreni yaratıp geri çekildiğini, bazıları da tanrının insan davranışlarına müdahale edebileceğini düşünüyor. Örneğin, George Washington Long Island'dan çekilme ya da teslim olma arasında daha riskli olan çekilmeyi seçmiştir ve kendisine niye daha riskli olanı seçtiği sorulduğunda, bunun yapabileceğinin en iyisi olduğunu ve gerisinin tanrının takdiri olduğunu söylemiştir.
Deistler sadece şükür/teşekkür için dua eder, tanrıya dikte etmezler. Dua için belli bir yer ve zaman, belirli vücut duruşlarına ihtiyaç yoktur.

Tanrı istediği kadar gücü olan, ölümsüz bir varlıktır. Albert Einstein;" Benim dinim; zayıf aklımızla algılamamız zor olan sonsuz güç sahibi üstün ruha alçak gönüllü bir şekilde hayran olmaktan ibarettir”


Deizm vahiye ve kitaplara dayalı dinler gibi muhakemesi olmayan iddialarda bulunmaz. Vahiye ve kitaplara dayalı dinler insanları tanrının söylediklerine teslimiyete ya da bu sözlere karşı düşünme gücünü ertelemeye çağırıp, bunu da iman olarak adlandırır. Örneğin, Musa'nın denizi yardığına, İsa’nın suyun üstünde yürüdüğüne, Muhammed’in Kuran'ı bir melekten aldığına inanmak gibi.
Eğer tanrı vergisi aklımızı kullansaydık, dünyadaki fenalıkların büyük bir kısmı ortadan kalkabilirdi. Doğanın bütün kanunları, bilgisayardan tıbba ve uzay yolculuğuna kadar önceden beri vardı. İnsan, çabası oranında bu hakikatleri hayata geçiriyor.
Deizm; kanunlarını koyan, ardından evrene ve insanlığa müdahalesi olmayan bir tanrıya inanır. Bu inancın kaynağı, doğaya ve insanın yapısına duyulan hayranlık ve bunları bir yaratanın (tanrı) olması gerektiğidir.

Deizmde ibadet ve dinsel ritüellerin olmaması, günlük hayatta ateistler ile deistler arasındaki farkı belirsiz hale getirir.


Deizm, evrim teorisine karşı değildir. Deizme göre insan, tanrının oluşturduğu kurallar çerçevesinde, daha ilkel canlıların evrimleşmesi sonucu oluşmuş olabilir. Bir tanrıya inanmak, o tanrının, insanı aşama geçirmeksizin bir anda yarattığı fikrine de inanmayı gerektirmez. Semavi dinlerde yani Musevilik, Hıristiyanlık, İslam gibi dinlerde insanın, önceden evrim geçirmeksizin yaratıldığına inanılır.
Deizm doğru olan neyse onu yapmamız gerektiğini söyler çünkü doğru olan doğruyu yapmaktır. Deist; beden öldükten sonra neler olacağını bildiğini iddia etmez, bu konuda endişelenmeyecek kadar da Tanrıya güvenir. Thomas Paine’in yazdığı gibi, " kendimi yaratıcımın ellerinde görüyorum ve bu, onun iyiliğine ve adaletine uygun bir şekilde yaşadığım sürece endişe etmememi sağlıyor

NEDEN DEİZM?

Kızmak, öfkelenmek, kinlenmek, intikam almak, kavimleri mahvetmek, ödüllendirmek, cezalandırmak, kıskanç olmak, adam kayırmak, savaşa teşvik etmek, insani duygulardır. Bu vasıfları yaratıcıya yüklemek ona düpedüz hakaret etmektir. O yüzden Deizm, insan benzeri bir tanrı anlayışına itiraz eder.


Deist bu konularda şöyle der;

-benim tanrımın haram ayları olmaz, benim tanrımın her ayı mubarek ve kutsaldır...

-benim tanrımın sağı solu olmaz bütün yönler onundur ve bütün yönler kutsaldır...

-benim tanrım insanların öldürülmesi için emir vermez...

-benim tanrım yarattığı bir grup insanı başka bir grup insandan üstün görmez...

-benim tanrım kullarını aşağılamaz ve lanetlemez...

-benim tanrım taşı, toprağı vs...kullarından üstün görmez...

-benim tanrım sözünden dönmez, emirlerini değiştirmez...

-benim tanrım kitaplarını korumaktan aciz değildir...

-benim tanrım sadece bir kavim anlasın diye sadece o dilde peygamber göndermez...

-benim tanrım dünyada yasakladığını ahirette serbest bırakmaz...

-benim tanrım insanlarla arasına aracı koymaz...

-benim tanrım şeytana insanları saptırması için zaman vermez şeytanla işbirliği yapmaz...

-benim tanrım insanları aç bırakmaz, insanların başka insanlarca öldürülmesine müsade etmez...

-benim tanrım insanların taşın tuğlanın etrafında amaçsızca dönmesine izin vermez...

-benim tanrım kadını aşağılamaz...

-benim tanrım köleliği kabul etmez..

-benim tanrım düşünmeyi soru sormayı yasaklamaz...

-benim tanrım kimsenin gözlerini, kulaklarını, aklını mühürlemez...

-benim tanrım kullarının anlayamayacağı ayetler göndermez...

-benim tanrımın paraya, pula, ganimete ihtiyacı ve ilgisi yoktur..

-benim tanrım kaderlerini yazıp da insanlarla oyun oynamak için onları sınava sokmaz...

-benim tanrım kimseye SALAVAT getirmez...

-benim tanrım zebanileri çağırmaz, cezayı da mükafatı da kendi verir...

-benim tanrım yemin etmez çünkü yemin etmesi için gerekçesi yoktur...

-benim tanrımın kimsenin yardımına ihtiyacı yoktur...

-benim tanrım zamandan etkilenmez aksine zamanın sahibi ve yaratıcısıdır...

-benim tanrımın istediği ibadetler cahiliye döneminin aynısı olan ibadetler değildir...

-benim tanrım kullarına meydan okumaz okumaya ihtiyacı yoktur...

-benim tanrım haklının, emeğin, bilimin, doğrunun vs. yanındadır....

-benim tanrımın mutlu olmak için hayvanların öldürülmesine ihtiyacı yoktur...

-benim tanrım; cezayı ahirette verir, insanların dünyada recm edilmesine müsade etmez...

-benim tanrımın; can almak için meleğe ihtiyacı yoktur çünkü kimsenin yardımına ihtiyacı yoktur...

-benim tanrım; kulları yanarken, öldürülürken, acı çekerken tatmin olmaz...

-benim tanrım; matematik, anatomi, astronomi, psikoloji, felsefeyi iyi bilir ve bunlarda hata yapmaz..

-benim tanrım; kullarını korkuyla değil sevgiyle yaratır...

-benim tanrım; kendini saklamaz kendini hatırlatmak için kullarına ihtiyaç duymaz...

-benim tanrım; günlük olaylara ayet indirmez, çünkü evrensel ve tüm zamanlara hakimdir....

-benim tanrım; cinleri yaratıp, bunları insanlardan saklamaz.

-benim tanrım; insanları kendisine ibadet ettirip, egosunu tatmin etmez..

-benim tanrım; kadının nasıl dövüleceği konusunda hüküm söylemez..

-benim tanrım; yüzlerce karısı olan peygamberleri dünyaya salmaz.

-benim tanrım; dünyaya gönderdiği iddia edilen dinleri korumaktan aciz değildir..

-benim tanrım; cariyelerin seks kölesi olarak, kullanılmasına müsade etmez..

-benim tanrım; "benim için adak hayvan kesin" deyip yağcılıktan hoşlanıyormuş gibi görünmez..
Tanınmış deistler.

-Adam Smith (1723 – 1790), İskoç filozof. Ahlak felsefesi profesörü

-Albert Einstein (1879 - 1955), Yahudi asıllı Alman teorik fizikçi.

-Alexander Pope ( 1688 - 1744), 18'inci yüzyılın başlarındaki en büyük İngiliz şair olarak görülmektedir

-Antony Flew (1923, Londra - 2010, Londra), Britanyalı filozof. Analitik düşünce okuluna bağlıdır.

-Benjamin Franklin (1706, Boston - 1790) ABD'li yayımcı, yazar, mucit, felsefeci ve siyasetçi .

-Cicero (MÖ 106 - MÖ 43) Romalı devlet adamı, bilgin, hatip ve yazar.-

-David Hume (1711 – 1776). İskoç filozof, ekonomist ve tarihçi.

-II. Friedrich (1712 - 1786), 1740 ile 1786 yılları arası Prusya hükümdarı.

-George Washington (1732-1799) Bağımsızlık Savaşı Ordu başkomutanı ve ABD'nin ilk başkanı.

-James Madison (1751-1836), ABD’nin 4. Başkanı ve siyaset felsefecisi.

-John Locke (1632 – 1704) İngiliz klasik liberal filozof.

-Mark Twain (1835 – 1910) Amerikalı mizahçı, roman yazarı, yazar ve öğretmen.

-Marlon Brando (1924-2004) Oscar ödüllü Amerikalı aktör.

-Maximilien Robespierre (1758 - 1794), Fransız devriminin liderlerinden, Fransız hukukçu ve politikacı.

-Napolyon Bonapart (1769-1821), Fransız Devrimi'nin generali,

-Thomas Jefferson( 1743 - 1826), Amerika Birleşik Devletleri üçüncü başkanı

-Thomas Paine (1737 - 1809), ABD'li yazar, siyaset kuramcısı ve devrimci.

-Victor Hugo (1802 - 1885) Romantik akıma bağlı Fransız şair

-Voltaire (1694 - 1778), Fransız yazar ve filozof.

DEİZMİN YENİ/GÜNCEL YORUMU

Deizm, din-Tanrı konusunda yeni-güncel yorumlar yapabilmektir. Yani bir nevi müçtehitliktir. Yaratıcının evrensel ve değişmez kurallarına göre, değişmiş olan güncel sorunları ortaya koyup çözümleri konuşabilmektir deizm. Zira Deizme göre, Yaratıcı koyduğu evrensel kurallarla konuşur. Yaratıcının evrensel kurallarına göre, insanlığın değişen sorunları her dönemde çözülebilir. Peygamber olarak bilinen insanlar nasıl dönemlerindeki sorunları çözmeye çalıştı ise, bu gün de insanlar sorunlarını çözmeye çalışabilir.

Peygamberler de Deist kişilerdir. Yaratıcı ile uyumlu olmanın çerçevesini ortaya koyarken, “Yaratıcı bu şekilde olmamızı bekler” tarzında görüşlerini ortaya koymuşlar ve bu beyanlar direkt gelmiş emir gibi algılanmıştır.

Yaratıcı konuşursa sürekli ve hepimize konuşur. Her aşamada taze taze ve çözümleri sunarak konuşur. Bir dönemde konuşan ve sonra susan bir Yaratıcı kendi ile çelişir. Yaratıcının bir dönem konuşması ve sonra susması mümkün olmayacağına göre, peygamberliği kendi çabaları ile Yaratıcının nasıl bir hayat yaşamamızı hoş göreceğini ortaya koymaya çalışan kişiler olarak değerlendirmeliyiz. Peygamberler, evrendeki değişmez yasaları gözleyerek hayatın kurallarını ve bu kurallara göre o dönemdeki insanların nasıl bir tarzda yaşamaları gerektiğini söyleyen Deist insanlardır.

Bir kitap çerçevesinde düşünenlere, peygamberlik veya içtihat kapısı kapandı diye muhakemeyi durduranlara, eski çözümler içinde bocalayanlara itiraz etmektir deizm.

Geçmiş bir dönemdeki bazı sorunların çözüme kavuşmuş olması, bize esin kaynağı olabilir, lakin o çözümü aynen taşımak gibi bir anlayış bizi kalıplara sokar ve bağnazlaştırır.

Bu çerçevede, ilk peygamberden sonra yeniden konuşan tüm peygamberler de deisttirler. Zira bir metin ve o metne bağlılık esas ise, ilk metinden sonra metin oluşturulmamalı, ilk metin kaynak olmaya devam etmelidir. “Yaratıcı bir metni bizzat gönderir” diyenler, sonraki metinlere ve peygamberlere karşı çıkan Musevilere(İlk metin olan Tevrat’ın takipçileri) hak vermek zorunda kalır.

Geleneksel düşünceye göre; Allah belli dönemlerde konuşmuş, belli dönemlerde susmuştur!

-Konuşurken ve susarken bir ilke koymamıştır!

-ilk gönderdiklerini korumayı akledememiştir!

-Uyarıyı ve uyarıcıyı görenlere torpil geçmiştir!
GÜÇLÜ LİDERLERLERİN DİNE YAKLAŞIMI!

Ülkelerini tek başlarına uzun süre yönetenler, bayındırlık-ekonomi-hukuk gibi konularda kafalarında olan değişiklikleri gerçekleştirince, son icraat olarak inançlara yönelirler ve yine kendi algıları çerçevesinde toplumlarına yön vermeye çalışırlar. Bu doğaldır da, zira bu insan kendisi de böyle inanmakta ve doğru olarak bildiğini halka mal etmeye çalışmaktadır.

Türkmenistan Eski Cumhurbaşkanı Saparmurat Niyazov'un yazdığı “Ruhname” isimli kitap, Kaddafi tarafından kaleme alınan “Yeşil Kitap”, Kuzey Kore lideri Kim Yong’un uygulamaları, İran ruhani liderlerinin uygulamaları, Suud hanedanı uygulamaları…. Bunların tamamı yeni bir din hükmündedir.

Türkiye’de uzun ve tek başına iktidar olan Tayyip Erdoğan’ın da, kafasında tasarladığı binaları ve değişiklikleri tamamladıktan sonra, din meselesine el atıp bazı şeyleri değiştirmek istemesi gayet normaldir.


ATATÜRK VE DİN

Atatürk bir asker olarak yaşamış, bir düşünce adamı olarak ölmüştür. Devleti sevk ve idare etmeye başladığı ilk dönemlerde mevcut dinin anlaşılması ve ıslahı yönünde çaba sarf etmiş, son dönemlerinde ise dini kavrayıp devrimci bir arayışa girmiştir. Dini konularda kapsamlı düşünen ve sistemi değiştirecek zihniyette insanların azlığından, desteksiz kalmıştır. Atatürk, din konusundaki son düşüncelerinin anlaşılmayacağını görünce, bu düşünceleri toplumla paylaşamadan ölüp gitmiştir.

Atatürk, Kur-an ve hadis kaynaklarını Türkçeye çevirterek bastırtmış, tüm muhtarlıklara gönderterek herkesin dini okuyup anlamasını temenni etmiştir. Bu süreçte kendisi de dini anlamaya çalışır.

Atatürk son dönemlerinde, peygamberlerin kendi çabaları ve önceki söylenenlerden faydalanarak yeni şeyler ortaya koyduğu kanaatine varmıştır. Yani deist görüşü benimsemiştir.


YAŞAR NURİ ÖZTÜRK ‘ÜN DEİZM VE ATATÜRK KONULU BEYANLARI;

-“Atatürk de deisttir”

-“Bir dini hayat, Allah inancını zedeliyorsa terk edilmeli”

-“Deizm insanlığın kurtuluşudur”

-“Avrupa’nın deistleri, papazların saptırmasından korunmak için deist oldu”

-“Yanlış bir dine inanacağına, tevhit üzre deist ol daha iyi”

-“Kuran; Dini Allah’a has kılıp, din adamlarını dinlememeyi öngörerek deizme kapı aralamıştır”

-“İmamı Azam, baskın din adamlarını dinlemeyip deizme kapı aralayan ilk din adamıdır”


ATATÜRK’ÜN DEİZME GİDEN YOLDA ATTIĞI ADIMLAR.
1-TÜRKÇE HUTBE

Atatürk, Zağnos Paşa Cami Hutbesinde (1923) cemaata şöyle seslenmiştir:


“ Ey millet! Allah birdir, şanı büyüktür. Allah'ın selâmeti, sevgi ve iyiliği üzerinize olsun. Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri, Cenâb-ı Hak tarafından insanlara dinî hakikatleri tebliğe memur edilmiş ve resul olmuştur. Temel nizamı, hepimizin bildiği Kur'ân-ı Azimüşşan'daki açık ve kesin hükümlerdir.
İnsanlara maneví mutluluk vermiş olan dinimiz, son dindir, mükemmel dindir. Çünkü dinimiz; akla,

mantığa ve gerçeklere tamamen uymakta ve uygun gelmektedir. Eğer akla, mantığa ve gerçeklere uymamış olsa idi bununla diğer ilâhî tabiat kanunları arasında birbirine zıtlık olması gerekirdi. Çünkü bütün tabiat kanunlarını yapan Cenab-ı Hak'tır.


Arkadaşlar! Cenab-ı Peygamber çalışmalarında iki yere, iki eve sahipti. Biri kendi evi, diğeri Allah'ın evi idi. Millet işlerini Allah'ın evinde yapardı. Hazret-i peygamber'in mübarek yollarını takip ederek bu dakikada milletimize ve milletimizin şimdiki ve geleceğine ait konuları görüşmek maksadıyla bu kutsal yerde, Allah'ın huzurunda bulunuyoruz. Beni bu şerefe kavuşturan Balıkesir'in dindar ve kahraman insanlarıdır. Bundan dolayı çok memnunum. Bu vesile ile büyük bir sevaba nail olacağımı ümit ediyorum.
Efendiler! Camiler birbirimizin yüzüne bakmaksızın yatıp kalkmak için yapılmamıştır. Camiler, söylenenleri dinleme ve ibadet ile beraber din ve dünya için neler yapılması lazım geldiğini düşünmek, yani birbirimizin görüş ve düşüncelerini almak için yapılmıştır. Millet işlerinde her ferdin zihninin başlı başına faaliyette bulunması lâzımdır. İşte biz de burada din ve dünya için, geleceğimiz için her şeyden önce hakimiyetimiz için neler düşündüğümüzü meydana koyalım.
Ben yalnız kendi düşüncemi söylemek istemiyorum. Hepinizin düşüncelerini anlamak istiyorum. Millî emeller, millî irade yalnız bir şahsın düşünmesinden değil, millet fertlerinin tamamının arzularının, emellerinin birleşmesinden ibarettir. Bundan dolayı benden ne öğrenmek, ne sormak istiyorsanız serbestçe sormanızı rica ederim.
2-KURAN VE HADİS KAYNAKLARININ TÜRKÇE YAZILIP DAĞITIMI(1926)

Kur’an-ı Kerim ve temel hadis kitaplarının Türkçeye çevrilmesi için Diyanet İşleri Riyaseti görevlendirildi. Dönemin Diyanet İşleri Reisi Rifat Börekçi ve yardımcısı Ahmet Hamdi Akseki’nin ısrarları ile meal görevi Mehmet Akif Ersoy’a, tefsir görevi de Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’a verildi.

Bir süre sonra Mısır’a giden Mehmet Akif meal çalışmasına orada devam etti. Hatta yazdığı mealleri Elmalılı’ya gönderiyor, o da tefsirine bu mealleri ekliyordu. Fakat bir süre sonra Mehmet Akif, yazdığı Kur'an-ı Kerîm’in mealinin ilerde Türkçe ibâdet maksadıyla kullanılabileceği endişesi ile geri adım attı ve tamamladığı meâli TBMM’ye vermedi. Bu nedenle meâl yazma işi de Elmalılı Hamdi’ye verildi. Kur'ân-ı Kerîm’in tefsiriyle birlikte mealini de yazan Elmalılı, 1926’da başladığı görevi 1938’de tamamladı.

Elmalılının tefsiri, İslâm âlimleri tarafından en güvenilir Türkçe tefsir olarak kabul edilmektedir

3-TÜRKÇE EZAN(1932)

Türkçe ezanın okunması, Diyanet İşleri Başkanlığının 18 Temmuz 1932 tarihli bir genelgesi ile resmen ve tüm yurtta uygulanmaya başlanmıştır. CHP iktidarı döneminde 18 yıl boyunca uygulamada kalmıştır. 1950 seçimlerinden %53 oyla birinci parti olarak çıkan Demokrat Parti, bu tarihten itibaren ezanın Arapça okunmasını istemiştir. Türkçe ezan kanunen yasaklanmamakla birlikte, 1950 tarihinden sonra Türkiye'de ezan Türkçe okunmamıştır.


4-“TÜRK TARİHİNİN ANA HATLARI” KİTABI(1930)

“Türk Tarihinin Ana Hatları” isimli eser Atatürk tarafından kaleme alınır ve yalnızca 100 adet olmak üzere devlet matbaasında basılıp seçkinlere dağıtılır. Amaç bu düşünceyi önce test etmek, daha sonra halka götürmektir.(Bu eser, “Kemalist Devrim2-Din ve Allah” ismi ile Kaynak Yayınları-Doğu Perinçek tarafından yayınlandı. Detay için bakın; Kaynak Yayınları)

Atatürk bu eserinde;

-“Dinler Tanrısal değil tarihsel birer kurumdur”

-“Vahiy yoktur, Kur-an Hz. Muhammed’in düşüncelerinin ürünüdür”

-“Muhammed, Musa ve İsa dinleri hakkında öğrendiklerini ilhamlarla geliştirdi”

-“Vahiy ve ilham kültürü, cinlerle diyalog ve şairlerin etkinliği o dönemin yaygın anlayışı idi”

-“Muhammed bir din kurucusu, dini bir devlet reisi, başarılı bir komutandır”

-“Muhammed, çağdaşlarının en yükseği olduğunu, yaptıkları işlerle ispatlamıştır”

-“Tenha yerlere çekilip, senelerce tefekkür edince kendinde vahiy ve ilham fikri doğdu”

-“İnsan önce tabiatın esiri idi, sonra yönetici ve gökten kuvvet alıyorum diyenlerin esiri oldu”



Dostları ilə paylaş:
  1   2   3   4   5   6


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə