I d I n I a V a 3IV1ho nin

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 8.6 Mb.
səhifə47/140
tarix30.12.2018
ölçüsü8.6 Mb.
1   ...   43   44   45   46   47   48   49   50   ...   140

ŞlŞLİ TERAKKİ LİSESİ

188


189

TAHİR AĞA TEKKESİ

yukarı yaştaki nüfus 229.785'ti. Bunların yüzde 90,5'i okuma yazma biliyordu. Bu oran anakent belediye sınırları içindeki okuryazarlık ortalamasının biraz üzerindeydi, ilçedeki okuryazarların yüzde 87'si bir öğrenim kurumundan mezundur. Bunların yüzde 54'ü ilkokul, yüzde 16'sı ortaokul ve dengi meslek okulu, yüzde 20'si lise ve dengi meslek okulu, yüzde 10'u da yüksekokul ve fakülte çıkışlıdır.

1990'da Şişli Ilçesi'nde yaşayanların yüzde 44'ü İstanbul doğumluydu. Bunu yüzde 6,4'le Sivas, yüzde 4,3'le Ordu, yüzde 3,7'yle Kastamonu ve yüzde 3,6'yla Erzincan doğumlular izliyordu.

istanbul'un iki yakasını birbirine bağlayan köprülerden batıya doğru uzanan çevre yollan Şişli Ilçesi'nden geçer. Boğaziçi Köprüsü'nden Beşiktaş llçesi'ne çıkan O-l Otoyolu, Mecidiyeköy'ü bir viyadükle geçtikten sonra Kâğıthane tlçesi'ne girer. Fatih Sultan Mehmet Köprüsü'nden gelen O-2 Otoyolu Sarıyer ve Beşiktaş ilçeleri sınırları içinden geçtikten sonra Şişli ilçesi sınırlarına girer. Bu otoyol kısa mesafede Kâğıthane llçesi'ne geçer.

Şişli İlçesi tarihsel değerler açısından oldukça zengindir. Eskiden nüfus içinde önemli bir payı olan gayrimüslimler ve Levantenler Şişli yöresinde birçok yapı inşa ettirmişlerdir. Bazıları günümüzde de kullanılan kiliseler, okullar, hastaneler ve bakımevleri bunların bir bölümüdür. Maçka Silahhanesi, Mekteb-i Harbiye binası, Ni-şantaşı'ndaki Meşrutiyet Camii, Teşvikiye Camii ve Darülaceze binası(->) ilçedeki en eski yapılardan başlıcalarıdır. Şişli İlçe-si'nde yer alan öbür önemli yapılar Abi-de-i Hürriyet, Osmanbey'de Atatürk'ün evi olarak anılan Atatürk Müzesi(->) ve Şişli Camü'dir(->).

Birçok sinema ve tiyatro salonu bulunan Şişli, istanbul'un başlıca kültür merkezlerinden biridir, ilçedeki önemli kültür kurumlarından en önemlileri Spor ve Sergi Sarayı(->) (Lütfi Kırdar Spor Salonu), Açıkhava Tiyatrosu, Cemal Reşit Rey Konser Salonu, Askeri Müze ve Ali Sami Yen Stadyumu'dur. istanbul Teknik, Marmara, Yıldız Teknik üniversitelerinin bazı birimleri de Şişli ilçesi sınırları içindedir.

ATiLLA AKSEL

ŞİŞLİ TERAKKİ LİSESİ

Beşiktaş Ilçesi'nde, Levent'te Ebulûlâ Mardin Caddesi'ndedir. ilk, orta ve lise düzeyinde yabancı dil ağırlıklı öğretim yapan özel okuldur.

Okulun çekirdeğini 1870'te Selanik'te kurulan Şemsi Efendi Mektebi oluşturur. Muallim Şemsi Efendi tarafından kurulan bu ilk özel Türk ilkokulu 28 Mart 1879'da Terakki Mektebi adı ile rüştiye seviyesine çıkarılmıştır. Okul kısa zamanda gelişerek lise bölümü, 1905'te de ticaret bölümü açılmış, Emine Telci Hamm'ın kızlar için inşa ettirdiği ayrı bir bina ve buna ilave olarak uzak semtlerde okuyan çocuklar için açı-

Şişli Terakki Lisesi'nin Levent'teki yeni

fjinası.

Ertan Uca, 1994/TETTV Arşivi

lan Yalılar şubesiyle hizmet alanını genişletmiştir.

1913'te Selanik'in Yunanistan'a geçmesiyle Terakki Mektebi zor yıllar yaşamış ve öğrenci sayısı çok azalmıştır. 1923'te Lozan Antlaşması'nın hükümleri gereği malların tasfiyesine başlanmış ve okullar kapanmıştır. Bu arada Terakki Mektebi'nde yetişip de istanbul'a göç edenlerden bir kısmı 3 Eylül 1919'da Şişli'de Mahmud Ce-laleddin Konağı'nda "Şişli Lisan Mektebi"ni kurarak bir anlamda Selanik'teki mektebin bir şubesi, devamı gibi bu okulu yaşatmışlardır.

Okul Haziran 1920'de Pangaltı'daki Nuri Paşa Konağı'na taşınmış ve burada ingilizce öğretim kaldırılınca da okulun adı Şişli Terakki Mektebi'ne dönüşmüştür. Okul 1922'de Nişantaşı'nda Ferid Paşazade Bedri Bey ve validesine ait binada, 1924'te Teşvikiye'deki Şerif Paşa ve Münire Sultan konaklarında, 1927'de Halil Rifat Paşa Konağı'nda, 1928'de de ön cephesi Teş- , vikiye Caddesi, arka cephesi Akkavak So-kağı'na bakan Başmabeyinci Konağı'nda eğitim-öğretime devam etmiştir. Satın alınan bu konak 1949'da yıktırılmış ve 1993-1994 öğretim yılı sonuna kadar merkez bina olarak kullanılan binanın inşaatı 1962' de tamamlanmış, 1969'da da ön cepheye iki kat ilave edilmiştir.

Bu arada 1966'da Levent'teki arsa satın alınarak, 1973'te ilkokulun "Levent bölümü" inşaatına başlanmıştır. Bölüm 1976-1977 öğretim yılında eğitim-öğretime açılmış, 1983'te tamamlanan ek tesisleri ile bugünkü modern ilkokul meydana gelmiştir. 14 Temmuz 1991'de temeli atılan yeni bina da 1994-1995 öğretim yılında faaliyete

geçmiş, okulun bütün bölümleri Levent'teki bu kampusta toplanmıştır. Okulda 1990-1991 öğretim yılından itibaren hazırlık sınıfı ve bunu takiben yabancı dil ağırlıklı Türkçe eğitime dayanan sisteme geçilmiştir. Okul, kuruluş yıllarında olduğu gibi "encümen" adı verilen kurucu ve koruyucu üyelerden oluşan bir heyetle yönetilir. 25 Nisan 1963'te okulun işletilmesindeki imkânları artırmak ve gelişmeleri hızlandırmak amacıyla kurulan "Terakki Tesisi", 1967'de yürürlüğe giren 903 sayılı kanunla "Terakki Vakfı"na dönüşmüştür.

AHMET MÜLAYİM



ŞÜCABAĞI MESCİDİ VE TEKKESİ

bak. SELAMI ALi EFENDi TEKKESİ



ŞÜHEDA MESCİDİ

Fatih Ilçesi'nde, Karagümrük semtinde, Canfeda Kadın veya Kethüda Kadın Ca-mii'nin yakınında bulunuyordu. Eski bir Bizans kilisesinden çevrildiği bilinen yapının evvelce hangi kilise olduğu, hattâ bir kilisenin bütünü mü, yoksa Kasım Ağa Ca-mii(-0 örneğinde de olduğu gibi sadece bir Bizans yapısının kalıntısı mı olduğu bilinmez. Bu yapı 1632-1634 arasında şeyhülislam olan Ahîzade Hüseyin Efendi tarafından mescide dönüştürülmüştü.



Ahîzade, IV. Murad'ın Recep 1043/ Ocak 1634'te gazabına uğrayarak Florya kıyılarında idam edilmiş ve orada gömülmüştü. Bu haksız idamdan dolayı vakfettiği mescide Şüheda (Şehitler) adının verildiği bilinir. Ancak Ayvansarayî, Hadîka' da, mescidin dışında da bir şehidin kabrinin bulunduğunu haber verir. Böylece hem bu adı bilinmeyen şehit, hem de haksız olarak idam edildiği için şehit sayılan Ahîzade'ye atıf yapılarak mescide Şüheda Mescidi denilmiş olmalıdır.

Şüheda Mescidi, 1870'li yıllarda, çizilen istanbul planında gösterilmediğine göre, bu tarihten önce ortadan kalkmış olmalıdır. A. G. Paspatis(-0, 1877'de basılan kitabında buradan kısaca bahseder, istanbul'un Bizans dönemine ait bütün kiliselerini tespite çalışan A.-M. Schneider(->) de 1930'lu yıllarda herhangi bir ize rastlamadığını bildirir. Ancak onun verdiği birkaç satırlık bilgide de anlaşılmaz bir nokta vardır ki, o da "... bugünkü caminin yapımı sırasında burada bazı eski kalıntıların bulunduğu..." cümlesidir. Uzun yıllardır Şüheda Mescidi ortada olmadığına göre, "bugünkü cami" denilirken, hangi yapı kastedilmektedir? Schneider'in bu cümleyi kontrol etmeksizin aktardığına ihtimal verilir.



Şüheda Mescidi'nin bugün artık hiçbir izi kalmadığına, hattâ yeri bile bilinmediğine göre, istanbul'un eski eserleri listesinden silinmesi gerekir. Bibi. Ayvansarayî, Hadîka, l, 128-129; A. G. Paspatis, ByzantinaiMeletai, İst., 1877, s. 396; Schneider, Byzanz, 71; Fatih Camileri, 213 SEMAVi EYlCE

TAFUR, PERO

(1410?, Cordoba -1484?, ?) ispanyol gezgin.

Soylu bir aileden olan Tafur, 1435'in sonlarına doğru akrabası Don Enrique de Guzman'ın peşine takılarak Cebelitarık kuşatmasına katılır. Saldırı sonuçsuz kalıp Guzman hayatını yitirince Tafur denizyoluyla Cenova'ya ve oradan da Roma'ya gider. Burada Kudüs'e hacca gitmeye karar verir ve Mayıs 1436'da Venedik'ten hac gemisine binerek Mora ve Girit yoluyla Filistin'e varır. Kudüs'ü ziyaret ettikten sonra Mısır'a gider. Orada bir yıl kadar kaldıktan sonra denizyoluyla 24 Kasım 1437'de Konstantinopolis'e varır. Burada imparator tarafından kabul edildikten sonra kentte bulunan Cenevizlilerle ilişki kurar ve onlarla Edirne'ye, II. Murad'ın yanına gider. Konstantinopolis'e döndükten sonra bu defa denizden Trabzon yolculuğuna çıkar. Oradan Kefe'ye de uğrar ve Ceneviz kolonisi Pera'ya (Galata) döner. Burada iki ay kaldıktan sonra Bursa'ya da giden Tafur, Konstantinopolis'ten gemiye binerek 22 Mayıs 1438'de Venedik'e varır.

Tafur'un, Konstantinopolis'ten hareketle yapmış olduğu Edirne, Trabzon, Kefe, Bursa yolculukları, Osmanlı Devleti'nin bu yerleri kendi idaresi altında birleştirmeden birkaç yıl önce, özellikle Cenevizlilerin yürüttüğü ticaret ağlarıyla nasıl birbirlerine bağlı olduklarını gösterir. Bu dönemde Konstantinopolis, konumu itibariyle zorunlu bir uğrak yeri olmasına rağmen, politik ve ekonomik önemini yitirmiştir.

Tafur, şehirde özellikle bilinen yerleri, Ayasofya ve Hippodrom'u anlatır. Ayasof-ya'nın önünde çarşılar vardır ve burada şarap, ekmek ve deniz ürünleri satılır, bu sonuncuların arasında özellikle istiridye ve diğer kabuklular vardır çünkü Bizanslılar bunlara özellikle meraklıdır. Çarşı meydanlarında bulunan büyük taş masalarda, zengin ve fakirler birlikte bunları yerler. Diğer kiliselere gelince, yandıktan sonra bir daha onarılmamış Blahernai'den ve bir erkek manastırı olan Pantokrator'dan söz edilir. Büyük imparator sarayı (Bukoleon) yarı harabe halindedir. Kent yer yer iskân edilmiştir ve nüfusun çoğu deniz kıyısında toplanmıştır; Buna karşılık Pera (Galata) çok daha düzenlidir. 2.000 nüfuslu olan

kentte binalar Cenova'dakiler gibi yüksektir. Para ve mal alışverişinin yapıldığı bir loncası vardır. Nüfus çoğunluğunun Rum olmasına rağmen yönetim Cenevizlilerin elindedir.



Tafur'un seyahat anılan 4 yüzyıl boyunca yazma halinde kaldıktan sonra 1874'te Andan f as e viajes de Pero Tafur por diver-saspartes del mundo avidos, adıyla Madrid'de yayımlandı. 1926'da Londra'da yayımlanan bir ingilizce çevirisi vardır.

Bibi. C. Desimoni, "Pero Tefur e i suoi viag-gi", Atti della societâ ligure, c. 9, s. 329-332; Mehmed îzzeddin, "Deux voyageurs du XVe s. en Turquie, B. de la Broquiere et P. Tafur", /o-umal asiatique, c. 239 (2) (1951), s. 159-174; A. Vassiliev, "Pedro Tafur, a Spanish Traveller of the fifteenth century and his visit to Constanti-nople, Trabizond and Italy", Byzantion, VII/ 1932, s. 75-122.

STEFANOS YERASİMOS



TAHİR AĞA TEKKESİ

Fatih Ilçesi'nde, Haydar Mahallesinde, Esrar Dede Sokağı üzerinde yer almaktadır.

Kapıcıbaşı Seyyid Mehmed Tahir Ağa (ö. 1781) tarafından 1174/1760-6l'de yaptırılmış, zaman içinde geçirdiği onarımlara ve bazı değişikliklere rağmen özgün mimarisini büyük ölçüde günümüze kadar koruyabilmiştir. 19. yy'da yenilendiği tahmin edilen ahşap harem binası yüzyılımızın başlarında, komşu evlerden birinden sirayet yangında tarihe karışmış, ayrıca 31 Mayıs 1918'de çıkan Cibali-Fatih yangınından etkilenen tekke Rüsumat Emini Hüseyin Vassaf Bey (ö. 1929) tarafından tamir ettirilmiştir. Tekkelerin kapatılmasından (1925) sonra mescit-tevhidhane cami, selamlık birimleri de son şeyhin ailesince mesken olarak kullanılmıştır.

Tekkenin ilk postnişini Nakşibendî tarikatından Şeyh Mehmed Sabir Efendidir (ö. 1764). M. Sabir Efendi'den sonra bu makam, Halvetîliğin Uşşakî koluna bağlı Sa-lahî şubesinin kurucusu Şeyh Abdullah Sa-

Tahir Ağa

Tekkesi'nin

ana

binasının planı.



M. Baha Tanman. 1981

laheddin Uşşakî'ye (ö. 1782) intikal etmiş (bak. Uşşakîlik), kendisinden sonra posta geçen oğlu Şeyh Mehmed Ziyaeddin Efendi (ö. 1818) ve torunu Şeyh Mehmed Tev-fik Efendi'nin (ö. 1843) meşihatları süresinde Tahir Ağa Tekkesi Salahîliğin âsitanesi olarak faaliyet göstermiştir. 1843'te tekkenin meşihatına Üsküdar'daki Selimiye Tekkesinin^) postnişini, Nakşibendîliğin ya-nısıra Mevlevîliğe de mensup bulunan ve bu iki tarikatın kaynaştığı bir tasavvuf ekolünü temsil eden Konyalı Şeyh Ali Behçet Efendi'nin (ö. 1822) (bak. Nakşibendîlik) halifesi Şeyh ibrahim Hayranî Efendi (ö. 1844) geçmiş, 1. Hayranî Efendi'den sonra oğlu Şeyh Mehmed Feyzullah Efendi (ö. 1869) ile torunu Şeyh el-Hac Ali Behçet Efendi burada Mevlevî-meşrep Nakşibendîliği yaşatmışlardır. Ayin günü perşembe olan Tahir Ağa Tekkesinin son dönemdeki mensupları ve müdavimleri arasında H. Vassaf Bey, Ibnülemin M. Kemal inal, Yeşilzade Salih Bey, Fehmi Tokay, Ali Emirî Efendi, Medine Mevlevîhanesi'nin son postnişini mesnevihan Orhan Salahed-din Efendi, Sadeddin Kaynak, tekke musikisinin son büyük ustalarından Kasımpa-şalı Şeyh Cemal Efendi, Albay Salahaddin Ergür, Sebilci Hüseyin Efendi, riarüşşafa-kalı Muallim Kâzım Bey'in adları 'espit edilebilmektedir.

Tahir Ağa Tekkesi'nde, harem dairesi dışında kalan bütün diğer bölümlerin toplandığı ana bina, avlulu-revaklı Osmanlı medreselerinin tasarım özelliklerine sahiptir. Ancak burada medreselerde gözlenen katı simetri terk edilerek, tarikat yapılarında sıkça karşılaşılan, fonksiyonun esas alındığı, asimetrik yerleşim düzeni uygulanmıştır. Kareye yakın dikdörtgen bir alanı (28x23 m) kaplayan yapının doğu yönünde dikdörtgen planlı (14x6,50 m) bir iç avlu bulunmakta, söz konusu avluyu doğu yönünde, girişin bulunduğu bir duvar, diğer üç yönde de "U" şeklinde bir sun-

TAHİR EFENDİ CAMÜ

190


191

TAHTAKALE

durma kuşatmakta, tekkenin birimleri re-vağın yerini almış olan bu sundurmanın gerisinde sıralanmaktadır. Sundurmanın açıklıkları, büyük bir ihtimalle 19. yy'ın ikinci yarısında büyük boyutlu camekân niteliğinde pencerelerle kapatılarak bir tür koridor oluşturulmuştur. Moloz taş ve tuğla ile örülmüş olan duvarlar özensiz bir işçilik sergiler. Bütün birimler, kiremit kaplı ahşap çatılarla örtülmüştür. Avluya açılan basık kemerli cümle kapısının kayda değer bir özelliği yoktur. Avlunun zemini batı kesiminde üç basamakla yükseltilmiş, aradaki istinat duvarına iki adet mermer çeşme yerleştirilmiştir. Bunlardan birisi Lale Devri'ne ya da bunu izleyen I. Mahmud dönemine ait olmalıdır. Tekkeden eski olan ve başka bir yerden buraya taşındığı anlaşılan bu çeşmenin yanındaki diğer çeşme ise içerdiği barok bezeme öğeleri ("S" ve "C" kıvrımları, yaprak kıvrımları vb) ile tekkenin inşa edildiği dönemin özelliklerini yansıtır.

Yapının güneydoğu köşesini işgal eden mescit-tevhidhane, kareye yakın dikdörtgen planlı (7,70x7,42 m) bir mekândır. Güney duvarının ortasında, yuvarlak kemerli, basit mihrap, bunun yanlarında dikey eksenlere oturtulmuş birer çift pencere yer alır. Alttaki pencerelerin açıklıkları basık kemerlerle geçilmiş, ancak dışarıdan, kesme küfeki sövelerle dikdörtgen biçiminde çerçevelenmiştir. Kemerli tepe pencerelerinde, tekkenin ilk yapımından kalma olması muhtemel revzenler dikkati çekmektedir. Doğu duvarında da aynı özellikleri paylaşan iki çift pencere, kuzey duvarında mescit-tevhidhanenin girişi ile sundurmaya açılan bir pencere mevcuttur. Kuzey duvarı boyunca uzanan iki mahfilinden alttaki bir seki ile yükseltilmiş ve ahşap korkuluklarla sınırlandırılmıştır. Bunun üzerindeki fevkani kadınlar mahfili ise iki adet ahşap dikmeye oturmakta ve mescit-tevhidhaneye bakan yüzünde kafesler uzanmaktadır. Mescit-tevhidhanenin batı duvarına meydan odası bitişmekte, bunu, yapının güneybatı köşesini oluşturan şeyh odası izlemektedir. Şeyh odasına komşu olan helanın, sundurmaya bağlı küçük bir eyvanın duvarla kapatılmak suretiyle sonradan ihdas edildiği bellidir. Heladan sonra gelen kahve ocağı ile bir derviş hücresi yapının batı kanadını meydana getirmekte, bunları kuzeybatı köşesindeki mutfak izlemektedir. Mutfaktan sonra gelen iki derviş hücresi ile su haznesini, abdest alma mahallini ve bir grup helayı barındıran kesim ise tekkenin kuzey kanadını oluşturur.

Tahir Ağa Tekkesi'nde en çok dikkati çeken iki mimari ayrıntıdan birisi kahve ocağında, tekkenin inşa edildiği tarihten beri hiç değişmeden kalabilmiş minyatür ocaktır. Barok üslubun özelliklerini sergileyen bu ocak, İstanbul'da kendi türünün günümüze gelebilen nadir örneklerindendir. Diğer ilginç ayrıntı ise fevkani kadınlar mahfilinden geçilen ve yapının giriş (doğu) cephesinde yer alan, mükeb-bire ölçeğindeki, ahşap minareciktir. Bibi. Ayvansarayî, Hadîka, I, 141; Ayvansa-

rayî, Mecmua-i Tevârih, 262, 265; Çetin, Tekkeler, 585; Aynur, Saliha Sultan, 38, no. 193; Âsitâne, 16; Osman Bey, Mecmua-i Cevâmi, I, 70-71, no. 111; Münib, Mecmua-i Tekâyâ; th-saiyat, II, 19; Zâkir, Mecmua-i Tekâyâ, 11; Ho-cazade, Ziyaret, 150; Osmanlı Müellifleri, 196-199; Öz, İstanbul Camileri, I, 144; Bayrı, İstanbul Folkloru, 175; Behçetî ismail Hakkı el-Üs-küdarî, Merâkid-iMu'tebere-i Üsküdar, (yay. B. N. Şehsuvaroğlu), ist., 1976, s. 93-94; Fatih Camileri, 214, 298; M. Özdamar, Dersaadet Dergâhtan, İst., 1994, s. 111.

M. BAHA TANMAN



TAHİR EFENDİ CAMÜ

Üsküdar İlçesi'nde, Harem'de(-0 Selimiye İskele Caddesi'ndedir. Harem Camii veya İskele Camii olarak da anılır. Cami 1242/1826-27'de Seyyid Mehmed Tahir Efendi tarafından yaptırılmıştır. II. Mah-mud'un (hd 1808-1839) tuğrakeşi olan bir zat defterdarlık ve Evkaf Nezareti'nde görev yapmıştır. Payas'ta vefat etmiş ve orada gömülmüş ise de bu caminin naziresinde, annesi ve hanımının mezarlarının yanında makam kabri bulunmaktadır.



E. H. Ayverdi(-0 yapıyı II. Mehmed (Fatih) dönemine (1451-1481) ait olarak göstermekte, II. Mahmud tarafından yenilendiğini yazmaktadır. Ayverdi, ayrıca bu yapının adının Hadîkatü'l-Cevâmi'de geçtiğini belirtir ve oradaki bilgiye dayanarak yapının inşa tarihini 15. yy'm ortalarına indirirse de yapıyı Salacak İskele Arka Sokağı'ndaki Fatih Sultan Mehmed Camii ile karıştırdığından bu yanılgıya düşmüştür.

Cami bir zamanlar denizin oldukça yakınında bulunuyordu. İskele Camii adı bundan kalmadır. Arazinin denize doğru eğimli olmasından dolayı bu eğimi düzle-yen bir alt yapı üzerinde yer almıştır. Bu alt kat halen nakliyat büroları olarak kullanılmaktadır. Ampir üslubunda(->) inşa edilmiş olan camideki tüm detaylarda bu özellik sezilir.

Avlunun ana girişi caddeye bakmakta olup önünde, ikisi duvara yarı yarıya gömülü durumdaki dört mermer sütunun ta-

Tahir Efendi Camii

Enis Karakaya

şıdığı, üstü düz bir sundurma bulunmaktadır. Üzeri girlandlar ile süslü, yayvan çanak şeklindeki sütun başlıkları, armudi formlu pilastrları ve ince sütun gövdelerinde ampir üslubunun özellikleri görülür. Sivri bir kemere sahip olan avlu kapısından içeriye girildiğinde, hemen solda, cami duvarına paralel vaziyette hazire yer almaktadır. Yeni yapılmış olan tuvalet ve abdest muslukları sağda bulunmakta, avlunun karşı köşesinde ise kesme taş ve tuğladan yapılmış, büyük bir su haznesi görülmektedir. Avlunun ortasında ise halen kullanılmakta olan bir kuyu bulunmaktadır. Kesme taş ve tuğladan, oldukça kaliteli bir işçilikle inşa edilmiş olan duvarları, bu iki farklı malzemenin düzenli bir sırayla yerleştirilmesiyle renk ve hareket kazanmıştır. Aynı dekoratif özellikler kesme taşın düz ve diyagonal olarak yerleştirildiği tuğladan yapılmış minare gövdesinde görülür. Yapının dört kenarı yuvarlatılmıştır. Alt kat pencereleri dikdörtgen çerçevelidir. Üst kattaki pencereler ise tuğladan kon-santrik kemerlere sahiptir. Avlunun tali kapısı denize bakan tarafta olup bu kapının da üzeri sundurmalıdır ve doğruca cümle kapısına yönelmektedir. Bu cephe yeni bir ek bölümle büyütülmüş, harim kapısının solundaki küçük mekân mescit haline getirilmiştir. Harim kapısının üzeri Batı tarzı süslemelerle taçlandırılmıştır.

13,95x12,35 m boyutlarındaki harimi oldukça ferah bir mekândır. 0,95 m kalınlığındaki masif duvarlara rağmen bol sayıdaki (otuz üç adet) pencere ile içerisi aydınlanmaktadır. Ampir üslubunun kuvvetle hissedildiği bir başka bölüm mihraptır. Üzerinde zengin süslemelere sahip pilastrları olan iki ince mermer sütun arasında kalan mihrabı basit bir niş halindedir. İçinde bir asma kandil tasviri bulunmaktadır. Vaaz kürsüsü ve minberi ahşaptan yapılmıştır. Oldukça sivriltilmiş bir külaha sahip olan minberin kapısı ise, bir çanaktan çıkan kenger yapraklarından oluşan bezemelerle taçlanmıştır. Alt kat mahfili dört tane ahşap sütunla enlemesine ayrılmıştır. Üst kat mahfilinde ise, cümle kapısının sağından, taş basamakları olan bir merdivenle çıkılmaktadır. Mahfil geniş, fakat özelliği olmayan bir mekândır. Cami içindeki levhaların hepsinin hattatı Tahir Efendi'dir.

Caminin ahşap tavanı kasetlenmiş, orta göbeğe altı kollu yıldız biçimi verilmiştir. Üst örtüsü ise, üzeri kiremit örtülü, meyilli bir çatıdır. Tek şerefeli, ince gövdeli minaresi, alemine doğru ucu uzun bir şekilde sivriltilmiş bir külahla son bulmaktadır.

Tahir Efendi, caminin yakınına iki tane çeşme yaptırmıştır. Bunlardan ilki caminin avlu ana girişinin solunda yer almaktadır. Bugün teknesi tamamen kırılmış, sığ bir niş halinde belli olan aynası dışında hiçbir parçası kalmamış olan bu çeşme 1970'li yılların başında sağlam durumdaydı ve suyu akıyordu. Kesme taştan yapılmış olan çeşmenin bugün yerinde olmayan aynataşı ve teknesi mermerden yapılmıştı. Konsantrik bir kemer içinde yer

alan aynataşında, lülenin hemen üzerinde bitkisel bezemeler vardı. Bunun üzerinde yer alan kitabeye iki zarif sütun destek verir gibidir.

Caminin üst tarafında, ön yüzü kesme taş ve tuğla, diğer kısımları kaba taşla yapılmış ikinci bir çeşmeden bahsedilir. Bu çeşmenin üzeri beşik tonozla örtülü imiş, aynataşı ve teknesi daha 1940'ta yok olmuştur. İ. H. Tanışık'ın notlarını değerlendirerek bu çeşmenin, daha önce sözü edilen su haznesinin sokağa bakan cephesinde yer aldığını söyleyebiliriz. Bugün buna dair bir iz görmek mümkün değildir.

Caminin bulunduğu setin aşağısındaki parkın duvarına bitişik vaziyette, caminin altında bulunan su kaynağı ile bağlantılı üçüncü bir çeşme daha vardır. Kaba taş, tuğla ve harçla inşa edilmiş olan bu çeşmenin suyu bugün akmamaktadır. Aynası tuğladan sivri kemerlidir, bunun içinde bulunması gereken aynataşı kaybolmuştur. Sol kenarında derin bir maşrapalık nişi bulunmaktadır. Üzerinde herhangi bir kitabe bulunmadığından ne zaman ve kim tarafından yaptırıldığını saptamak mümkün olmasa da K. Çeçen, banisinin Tahir Efendi ve inşa tarihinin 1242 oıa.a^ Kaoul edilebileceğini yazıyor. Çeşme aslında görüntü itibariyle klasik devrin sade örneklerinden farklı değildir.

Caminin kuzey tarafında, denize hâkim bir yerde yine Tahir Efendi tarafından yaptırılmış bir mektep bulunuyordu. Bu binanın harabeleri ortadan kaldırılarak yerine Harem Oteli yapılmıştır.



Bibi. Ayverdi, Fatih III, 407; E. H. Ayverdi, Fatih Devri Mimarisi, ist., 1953, s. 28; Konyalı, Üsküdar Tarihi, I, 297-300, II, 113-114; Tanışık, İstanbul Çeşmeleri, II, 422-423, 480; Çeçen, Üsküdar Sulan, 147; A. Egemen, İstanbul'un Çeşme ve Sebilleri, ist., 1993, s. 332, 589-590; Raif, Mir'at, 85.

ENİS KARAKAYA



TAHTA MİNARE HAMAMI

Fatih İlçesi'nde, Balat'ta(->), Vodina Caddesi'ndedir. E. H. Ayverdi(->) hamamı yanlış olarak Balat Kapısı Hamamı adıyla an-mıştır. Ayverdi'nin aynı yerde Çavuşbaşı Hamamı'na ait olarak verdiği plan-kroki ise Tahta Minare Hamamı'na aittir. Oysa Çavuşbaşı Hamamı, Ferruh Kethüda Camii karşısındaki çifte hamamdır.

Tahta Minare Hamamı, aynı isimle anılan caminin bitişiğinde ve onun kuzeyinde yer almaktadır. Caddeye paralel durumda, kuzey-güney doğrultusunda yönlendirilmiştir. 11,60x9,60 m boyutlarındaki soyunma yeri (camekân), yakın bir tarihte bu biçimi aldığı tahmin edilebilen ferah bir mekândır. Çift katlı ahşap kabinler halinde düzenlenmiştir. Buna bağlı durumdaki ılıklık, ortasında iki ince mermer sütun bulunan kare planlı bir mekândır. İki yan duvarlarında dikdörtgen kesitli nişler bulunmakta olup üzeri beşik tonozla örtülü, dar bir koridor ile hela ve usturalık bölümlerine uzanır.

Hamamın sıcaklık bölümü üç eyvanlı olarak düzenlenmiştir. Bu eyvanların üzerini birer aynalı tonoz örter. Ortasında ka-

re formlu bir göbektaşının bulunduğu merkezi mekân ise, fanos pencereleri (fil-gözü) olan büyük bir kubbeyle örtülüdür. Buradan birer kapı ile dört köşede yer alan halvet hücrelerine geçilir. Bu hücrelerden bir tanesi diğer üçünden daha ufak boyuttadır. Halvetlerin üzerleri yine fanoslu birer kubbecikle örtülmüştür. Bu kubbe-ciklerden üç tanesinde geçişler tromplar vasıtasıyla olmuştur.

Hamamın su deposu ve külhan ocağı sıcaklık bölümüne bitişik ve hamamın batıdaki arka cephesindedir. İçinde herhangi bir süslemeye rastlanmamaktadır. Klasik Türk hamamlarının genel esaslarına uygun ve İstanbul'da günümüze ulaşabilmiş en eski hamamlardan biri olması bakımından dikkate değer bir yapı olma özelliğine sahiptir. Tahta Minare Hamamı halen faal bir durumda olup; pazartesi, perşembe ve cuma bayanlara, diğer günler erkeklere hizmet vermektedir.



Bibi. N. Köseoğlu, "istanbul Hamamları", TTOKBelleteni, S. 128 (1952), s. 3; Ayverdi, Fatih IV, 593; S. Eyice, "iznik'te Büyük Hamam ve Osmanlı Devri Hamamları Hakkında Bir Deneme", TD, S. 15 (1960), s. 99-120.

ENİS KARAKAYA




Dostları ilə paylaş:
1   ...   43   44   45   46   47   48   49   50   ...   140
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə