I d I n I a V a 3IV1ho nin

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 8.6 Mb.
səhifə53/140
tarix30.12.2018
ölçüsü8.6 Mb.
1   ...   49   50   51   52   53   54   55   56   ...   140

Bogos Tarkulyan

Engin Özendes koleksiyonu

no. 301'de "Phebus" adı ile kendi fotoğrafhanesini açtı. Pol adını da kullanan Bogos, daha sonraları fotoğrafhanesinin adı ile çağrılmaya başlanarak Febüs Efendi oldu.

Uzun seneler resim dersleri alan Tarkulyan, özellikle portre resmi üzerine çok başarılı çalışmalar yaptı. Şehirde tanınmış ressamlar arasındaydı ve çektiği fotoğrafları pastel reklere boyama konusunda büyük başarılar elde etmişti. II. Abdülha-mid'in (hd 1876-1909) "Saray fotoğrafçısı" unvanını alan ve padişahın 23 yıl fotoğrafçılığını yapan Tarkulyan'ın beşinci derecede bir mecidi nişanı bulunmaktaydı.

Tarkulyan II. Abdülhamid'den sonra, V. Mehmed (Reşad) (hd 1909-1918) tarafından da sık sık saraya davet edilerek, saray erkânının fotoğraflarını çekti. Devrin ünlüleri arasında Muzaffereddin Şah, II. Wilhelm, Bulgar Kralı Ferdinand, Habs-burglardan I. Kari, Sırp Kralı Pierre de onun stüdyosunda fotoğraf çektirmiş kişilerdi.

Tarkulyan'ın ünü, fotoğrafçılığı kadar çok nazik ve centilmen oluşundan da gelmektedir. 1890'lı yıllarda çocuk resimleri çekmek için, Fransa'dan stüdyosuna alçılı kartondan yapılmış 70-80 cm yüksekliğinde bir oyuncak at getirmişti.

Mayıs 1900'de stüdyosu, bitişiğindeki meşhur Hanaki Kahvesi'yle birlikte yanın-ca Tokatlıyan Oteli'nin(->) karşısında bir dükkâna taşınan Tarkulyan'ın fotoğrafhanesi 1930'ların ortalarına kadar çalışmalarını sürdürdü.

ENGİN ÖZENDES



TARLABAŞI

Taksim Meydanı ile Cumhuriyet Cadde-si'nin kesiştiği yerden başlayarak İngiltere Elçiliği binasıO-») civarında Refik Saydam Caddesi'nin başladığı yerde son bulan Tar-labaşı Bulvarı'nm(-») iki tarafında yer alan, Dolapdere'ye doğru inen yamaçlar üzerinde kurulu semt.

Tarlabaşı Caddesi eskiden Taksim Meydanı ile Pancaldi Caddesi'nin (bugünkü Cumhuriyet Caddesi) kesiştiği yerden başlar ve Kalyoncu Kulluğu Caddesi'nin köşe-

sinde sona ererdi. Kalyoncu Kulluğu Caddesi'nin köşesiyle, İngiliz Sarayı'nın köşesine kadar olan bölüm Çakmak Yokuşu; Çakmak Yokuşu'ndan Aynalı Çeşme Caddesi'nin köşesine kadar olan kısım Arslan Sokağı; Arslan Sokağı'mn Tepebaşı ile kesiştiği yere kadar olan kısım ise Deve Sokağı olarak bilinirdi.

Tarlabaşı Caddesi'ni kesen sokaklar Eğri, Zambak, Macar, Itır, Tulumbacı, Taksim, Nefti, Hacı Ahmet, Meşe, Bekâr, Misk, Kara Cehennem, Katır, Ufak, Koyun, Sakız Ağacı (her iki yönde), Lale, Halepli, Kilit, Çukur, Mektep, Daracık, İki Kuyulu sokaklarıydı. Karakol eski Tarlabaşı Caddesi'nin bitim yeri idi. Tarlabaşı yerleşmesinin oluşumu 19. yy'ın ikinci yarısında başlardı. Ancak daha önce, 1596'da İngiltere büyükelçisi, şimdiki İngiliz Sarayı'nın bulunduğu yerde ilk büyükelçilik binasını yaptırmıştı. O zamanlar sarayın bahçelerinin arkası ve şimdi Tarlabaşı'nın olduğu yer ise tamamen Müslüman mezarlıkla-nyla kaplı idi. İngiliz Sarayı denen bina bugün de olduğu gibi büyük bir bahçe içinde idi. Etrafı ise yüksek duvarlarla çevrilmişti. İşte büyük ve görkemli sarayın yapılması dahi uzun süreler Tarlabaşı'nın oluşumuna bir katkı sağlamadı. Ayrıca o dönem Pera'da bahçeli evlerin artması ve bu evlerde genellikle Ermeni personel kullanılması onların gece kaldığı kulübelerin Tarlabaşı Caddesi'ne yakın Dudu Odaları Soka-ğı'nda bulunması da Tarlabaşı semti ve Tarlabaşı Caddesi'nde uzun süre fazla bir değişiklik yaratmadı. Tarlabaşı Caddesi'nin etrafının kısmen de olsa yapılaşmasına karşılık, Tarlabaşı semtinin yeşermesi kesinlikle 19. yy'ın içindedir.

Tarlabaşı'nda 1850'li yıllardan sonra yavaş yavaş oluşmaya başlayan yerleşim birimlerinin tümünün bahçe içinde olduğu gözlenmektedir. 1870'li yıllarda Tarlabaşı



Tarlabaşı'nda bir sokak. GülGülbahar, 1994

O*»


TARIABAŞI BULVARI

218


219

TASVİR-İ EFKÂR

Caddesi'nin iki yanı kısmen dolmaya başlamış, Edouard Dalzel Dickson ve Dadi-riyan'ın muayenehaneleri, Giovanni Mon-dofia ile François Torrant'ın eczaneleri, Pi-erre Balcı ile Paul Giammalva'mn rnüzik stüdyoları, Nico Farra'nın demirci dükkânı, Papazyan'ın saatçi ve kuyumcu mağazası, Osep Magakyan'ın gümüş satım yeri ile atölyesi, Yani Mantorakides'in tuhafiye, Cosmi Abdullah'ın fotoğraf atölyesi ve bunların dışında bir apartman ve on yedi ev kurulmuştur.

1910'lu yıllarda, Tarlabaşı Caddesi üzerinde semte özelliğini kazandıran apartmanlar vardı. Petraki Efendi, Necip Bey, Hacı Hüseyin Paşa, Şahbaz, Yodnidis, Harbi ve Aurore apartmanları bunların ilk akla gelenleridir. Semtte bu apartmanların dışındaki evlerin tamamı en fazla üç kadı idi. Arada ve Tarlabaşı Caddesi'nin tam orta yerine gelen kısımda ve gene karakolun olduğu yönde ufak bir polis karakolu daha bulunuyordu.

Tarlabaşı'nda oturanların hemen hemen tamamı azınlıklardandı. Kalyopi Hı-ristidu, Annik Minasyan, Rejine Blanchet, Nonik Kalfayan, Athena Laghu ve Fran-ceska Gabini'nin pansiyonları da caddenin üzerindeydi. Doktor Yorgo Krissafidis, Georges Wasdravellis, Ohannes Goregi-yan, Pandeli Hacı Hristo, Evlampion, Kok-kolatos ve Niko Mertsakis'in muayaneha-neleri; Istepan Çıplakyan, Dimitri Gazi-adis, Yani Vulodomis'in eczaneleri; hemşire Amber Parçacıyan, masör Yervant Ar-zuman'ın stüdyoları; tuhafiyeci Balantz, Katina Çobanoğlu, Antoine Tranopulos, Atanas Atanassiadis, Kirkor Sandalcıyan ve Mıgır Torosyan'ın dükkânları; Konstan-tin Prodromos, Yani Fotiadis, Todori Ka-rakosta, Yorgo Karakosta, Stavro Valsami-dis ve Konstantin Kavalopulos'un bakkal dükkânları; Maksud Survelyan Efendi'nin avukatlık bürosu; Konstantin Dukas ve Hristo Makris'in fırınları; Dimitri Lambru, Todori Totonis, Mehmed Ağa ve Yorgo Perivolaris'in kömür ve yakacak odun satan mağazaları; Yani Skulatos, Kirkor Sandalcıyan ve Mihal Zervos'un marangoz; Konstantin Grevendolis'in halıcı; Serope Çarkçıyan'ın tenekeci; Simon Tüysüzyan ve Emmanuel Mustakis'in kuaför; Dimitri Nenopulos ve Aristidi Ksantopulos'un sobacı; Viktor Adamantides, Parasko Papa-eladis, Adolf Gelsollen ve Jules Loeffler'in mimarlık ve mühendislik büroları; gündelikçi Despina Dimitradis ile Kristina Koka-lis'in evleri; Yani Mihailidis ve Konstantin Yoanidis'in büyük kereste ve mobilya malzemesi satan işyerleri; Dimitri Filak-topulos, Harilaos Vitalis, Mandelidis, Yorgo Krisostömidis, Gomidas Değirrnenci-yan ve Paul Afker'in terzi atölyeleri; Dimitri Pappa, Mina Apostolidis, Vangel Ganis ve Dimitri Kuvaropulos'un kasap dükkânları; Halil İbrahim'in camcı; Niko Karadi-mitri ve Yani Sklirakis'in ayakkabı satım ve tamir yeri; Yorgo Kirimlioğlu'nun karyola tamir ve satım dükkânı; Aleksandr Yuvan'ın sütçü; Mike Asteri, Antoine Za-las, Alfons Vegetti ve Todori Papadopu-los'un şarap, mastika ve her türlü içkilerin

satıldığı kavları; Onnik Balıkcıyan, Vartan Aleksiyan, Nişan Yuvanyan ve Mike Sandalcıyan'ın ütücü dükkânları da semtte, cadde üzerinde bulunmaktaydı. Tüm Tarlabaşı Caddesi üzerinde bulunan dükkân, apartman ve evlerden yalnız iki işyeri Müslümanlara aitti. Geri kalan yerlerin tamamı, Ermeni ve Rumlar tarafından çalıştırılıyor ve semtte yabancılarla azınlıklar oturuyordu.

Bugünkü Tarlabaşı sınırları içinde bulunan Kamer Hatun Camii'nin(-») yapımı eskilere tarihlenmektedir. Eski Şerbet-hane Caddesi'nin (bugünkü Ömer Hay-yam Caddesi) hemen altında ve Dolapde-re Caddesi'ne çıkmadan önce, sağ taraftaki yokuşun üzerinde bulunan Emin Camii de öyledir. Buna rağmen, 1930'lu yıllara kadar bu yörede yerleşme olanağını arayan Müslüman ailelere rastlanmamıştır. Ancak Cumhuriyet'in kurulmasından 1930'lu yıllardan sonra Beyoğlu'na Müslüman aileler yavaş yavaş gelmeye ve bu yörede kiraladıkları ve belki de satın aldıkları evlerde oturmaya başlamışlardır. Ermeni ve Rumların burayı yeğlemelerine karşın, Tarlabaşı Caddesi üzerinde ve caddeye yakın Kara Cehennem Soka-ğı'ndaki eski Ermeni okulunun içinde bulunan Anarot Haygutyun Kilisesi'nden başka bir kilise de yoktur. Tarlabaşı'na yakın olan Hamalbaşı Caddesi'nin Kalyoncu Kulluğu Caddesi ile kesiştiği yerdeki Hodeget-ria Kilisesi ise bir Rum Katolik kilisesidir. Bunun dışında Kalyoncu Kulluğu Cadde-si'nden Yenişehir'e inerken sağ tarafta bir Rum Ortodoks kilisesi vardır. Cumhuri-yet'ten sonra bu bölgede yerleşenlerin tamamına yakın bölümü Rumdu. Ayrıca, az sayıda Ermeni ile Aynalıçarşı yöresinde Levantenler de vardı.

1940'lı yıllarda, Tarlabaşı Caddesi ve buraya yakın yerlere yerleşen Müslümanların sayısında bir artış görülür. Beyoğlu o dönemde de halen azınlık ve Levanten-lerin çoğunlukta olduğu bir yöredir. Ancak Varlık Vergisi'nin azınlıklara getirdiği yük yüzünden eski Grand Rue de Pera veya yeni İstiklal Caddesi üzerinde gerçek bir değişim oluşur ve azınlıklara ait pek çok firma el değiştirir. Bunun sonucunda 1943'ten itibaren Müslüman ticaret erbabının Beyoğlu'nda çoğaldığı görülür. Tarlabaşı bu değişimden nasibini almış, cadde üzerindeki işyerlerinin bir kısmı Müslümanlara geçmiştir.

Ancak azınlıkların burayı tamamen terk etmesi 1955 yılının 6-7 Eylül'ünde meydana gelen olaylardan sonradır (bak. Al-tı-Yedi Eylül Olayları). Azınlıklar, özellikle Rumlar bu tarihten sonra yavaş yavaş ülkeyi terk etmeye başlamışlar, bazı gayrimen-kullerini satmışlardır. Ancak 1964'ten sonra ülkeyi terk edenler oldukça hızlı hareket etmek zorunda kalmışlar, gayrimen-kullerinin çoğunu satamamışlar, satsalar dahi tapudaki satış değeri üzerinden tahsil edilen paranın tümünün Merkez Banka-sı'na ve kişinin kendi adına açılmış bir bloke hesaba yatması gerektiğinden bundan da yararlanamamışlardır. Birçoğu kalan gayrimenkullerin satılabilmesi veya kıs-

men kiraya verilebilmesi için bazı Rum avukatlara vekâlet vererek bu işi çözmeye çalışmışlar; avukatlar, gidenlerin bir daha dönmeyeceğini veya dönemeyeceğini hesapladıklarından buradaki gayrimenkul-leri satacakları yerde, açıktan para alarak kiraya vermişlerdir. 1980'lerin ikinci yarısında Tarlabaşı Caddesi'ni genişletmek ve bir bulvar haline getirmek amacıyla aralarında tarihi değere sahip olanların da bulunduğu yaklaşık 350 binanın yıkılması planlanmış; binalar yıkılmış, bazılarına istimlak bedelleri ödenmiş, ancak çoğunun o sırada sahibi bile bulunamamıştır. Daha sonra, Yunanistan'da yaşayan ve halen Türk pasaportu taşıyan Rum vatandaşlar, Türkiye'ye gidip gelmeye ve aslında tahakkuk etmiş ve fakat ödenmemiş istimlak bedellerini talep etmeye başlamışlardır. BEHZAT ÜSDİKEN

TARLABAŞI BULVARI

Beyoğlu İlçesi'nde, Şişhane-Taksim güzergâhında, güneybatı-kuzeydoğu yönlerinde uzanan cadde.

1986-1988 arasında Tarlabaşı'nda yapılan geniş çaplı yıkımlar ve yol genişletme çalışmaları sonrası ortaya çıkan ve biçimlenen ve kısaca Tarlabaşı Bulvarı olarak adlandırılan güzergâh, Şişhane'den Taksim yönüne doğru, sırasıyla Dr. Refik Saydam Caddesi, Tozkoparan Caddesi, İngiliz Konsolosluğu civarında Beşir Fuat ve Arslan sokakları ve Tarlabaşı Caddesi'nden oluşur. Şişhane ve Taksim meydanları arasında hafif bir yay çizen güzergâh kabaca 2 km uzunluğundadır.

Şişhane Meydam'ndan itibaren Tepeba-şı sırtlarını kat ederek İstiklal Caddesi'ne paralel bir şekilde Taksim Meydanı'na ulaşan bu güzergâh 19. yy'da Beyoğlu'nda yerleşmenin hız kazanmasıyla belirginleşmiştir. Bu dönemde İngiliz Konsolosluğu ile Taksim arasında oldukça yoğun bir kentsel doku içinde yer alan güzergâhın İngiliz Konsolosluğu ile Şişhane arasındaki kesimi ise o zamanlar Tepebaşı sırtlarından Kasımpaşa Vadisi'ne uzanan mezarlıklar arasında kaybolan patika izlerinden oluşuyordu.

Tarlabaşı Caddesi ve yakın çevresinin özellikle 19. yy'm ikinci yarısından itibaren çoğunlukla orta sınıf gayrimüslim ve Le-vantenlerin yerleştiği bir çevre olarak iki ve daha çok katlı kagir konut ve apartmanlardan oluşan, oldukça sıkışık doku-lu bir konut çevresi olarak geliştiği görülür. Tarlabaşı çevresinde çoğunlukla 19. yy'ın ikinci yansına tarihlenen bu yerleşme dokusu ve yapı stoğunun sahip olduğu estetik değerler ve süsleme zenginliği, özellikle 19- yy'm ikinci yarısında, İstanbul'da orta sınıf gayrimüslim burjuvazinin yaşam düzeyi ve kültürü için olduğu kadar, İstanbul'daki 19. yy geç Osmanlı kentsel modernleşmesinin de kent ölçeğinde en iyi belgelendiği örneklerden biri olarak kabul edilebilir.

Cumhuriyet sonrasında İstanbul'da gerçekleştirilen birçok planlama çalışması ve imar operasyonlarından, şehrin önemli ulaşım arterlerinden biri olarak Tarlabaşı

Caddesi ve Şişhane yönüne doğru devamında yer alan güzergâhın da oldukça büyük paylar aldığım söylemek mümkündür. 1930'larda Prost planının yol şebekesiyle ilgili önerilerinde Atatürk Köprüsü ile Taksim arasındaki mevcut güzergâhın modernizasyonuna da önem verdiği görülür. Genel olarak şehir içinde otomobil ulaşımına elverişli geniş sürat yolları yaratmak olarak özetlenebilecek Prost planının ulaşım şemasında Şişhane ile Taksim arasında bugünküne nazaran daha düz bir hat önerdiği görülür. Buna göre, önerilen yol ya İngiliz Konsolosluğu'nun türîel ile altından geçecek ya da bahçesinin bir kısmı istimlakle yola katılacak, ayrıca Tarlabaşı Caddesi de sürate elverişli şekilde genişletilecektir. Prost'un ifadesiyle, "Beyoğlu ve Galata sokaklarının hepsini hem seyrüsefer, hem sıhhat bakımından genişletmek gerekmektedir".

Kısmen Prost planına dayanılarak birtakım kentsel ölçekte uygulamaların yapıldığı Lütfi Kırdar'ın(->) belediye başkanlığı döneminde Prost'un'bu güzergâhlarla ilgili önerileri uygulamaya aktarılamazsa da Tarlabaşı Caddesi, 56.656 m2 alanda 584.871 TL sarfıyla asfalt ve mozaik parke olarak yeniden yapılır. Aynı dönemde devamında yer alan Dr. Refik Saydam ve Tozkoparan caddeleri için de 8.565 m2 asfalt ve 90.802 TL harcama yapılır. Bu, 1939-1948 döneminde İstanbul'daki anayollarla ilgili 36 proje arasında harcama miktarı açısından üçüncü, alan büyüklüğü açısından da ikinci sırada yer almaktadır.

1950'li yıllarda, Menderes operasyonları sırasında Tarlabaşı Caddesi güzergâhının genişletilmesi önerilerinin yemden gündeme geldiği görülür. Bu dönemde Tarlabaşı'nda, 19801i yıllarda söz konusu olan projelerden pek farklı olmayan, çok katlı, modernist çizgiler taşıyan iş merkezlerinin yer alacağı bir bulvar önerisi gündeme gelirse de bu proje de uygulamaya aktarılamaz. Özellikle 1960'lardan itibaren Tarlabaşı çevresi iç göç ve mülkiyet yapısındaki değişikliklere bağlı olarak alt gelir gruplarının yerleştiği bir bölge haline gelir. Batı ülkelerindeki "slum" türü sefil yerleşmeler, çöküntü alanlarıyla önemli benzerlikler gösteren bu yerleşme düzeni içinde Anadolu'dan göçle gelen dar gelirliler, işsizler vb Tarlabaşı'nın bir kısmı terk edilmiş düşük standartlı konutlarına kiracı ya da kimi zaman işgalci olarak yerleşmeye başlarken, yörenin çoğunlukla gayrimüslim eski sakinleri de artan bir hızla çevreyi terk etmeye başlamışlardır. Bakımsız kalan çevre ve yapıların eşlik ettiği genel bir yıpranma, yörenin kimi Be-yoğlu'nun eğlence sektöründe istihdam edilen dar gelirli yeni sakinleri ve bu çevreye yerleşen bazı yasadışı faaliyetlerle birleşerek tam bir çöküntüye dönüşürken Tarlabaşı çevresinin bu durumu kamuoyunda da gittikçe artan bir oranda rahatsızlık nedeni olmaya başlar.

1980'lerin ikinci yarısında Beyoğlu'nun rehabilitasyonu ve İstanbul için yeni bir kent içi ulaşım ağının oluşturulması gereğinin ortaya çıkması sonucunda, Tarlaba-



Tarlabaşı Bulvarı

Ertan Uca, 1994/ TETTV Arşivi

şı Caddesi'nin genişletilmesi yeniden gündeme gelir. Daha önce de, 1977'de belediye tarafından hazırlanan bir imar planında Beyoğlu'nda hemen her sokak ve caddenin genişletilmesi gereğinden söz edilirken, Tarlabaşı Caddesi'nin de 20 m genişliğinde dört şeritli bir yol halinde genişletilmesi önerilir. 1978'de Anıtlar Yüksek Ku-rulu'nun bu planı uygulanamaz bulup reddetmesi ve bölgeyi sit alanı ilan etmesiyle bu plan da uygulanmaz. Ardından, 1984'te Turizm Bakanlığı tarafından Tarlabaşı için 17.500 yatak kapasitesi yaratılmasını hedefleyen turizm amaçlı bir koruma planı hazırlanır. Ancak, 1986'da Tarlabaşı'nda başlayan yıkımlarla bu plan da uygulanamaz.

Tarlabaşı Caddesi'nin Şişhane-Taksim arasında genişletilmesi 1985'te Almanya'da, Essen Üniversitesi'ne mensup bir grup uzmana hazırlatılan ve Beşiktaş ile Samatya arasında, inşa edilmesi düşünülen 3. Boğaz köprüsüne hizmet etmek üzere viyadük, köprü, tünel ve geniş bulvarlardan meydana gelen bir kent içi otoyol yapılmasını amaçladığı için kamuoyunda "Be-Sam Projesi" veya "Essen Planı" olarak bilinen plan yüzünden yeniden gündeme gelir. "Şehiriçi paralı yol" olarak düşünülen Beşiktaş-Samatya yolunun o dönemde 175.000.000 ABD Doları'na mal olması öngörülür. Bu proje kapsamında Tarlabaşı Caddesi her biri üçer şeritten oluşan geliş ve gidiş yönleri ayrılmış 36 m eninde bir bulvar olarak genişletilecektir. Bulvar, Haliç'te yapılacak dördüncü köprü ile Tak-sim-Dolmabahçe arasında düşünülen 400 m uzunluğundaki tüneli birbirine bağlayacaktır. Nisan 1986'da başlayan yıkım tartışmalarının ardından 29 Mayıs 1986'da yıkım başlatılır ve Ekim 1986'ya kadar izin alınmaksızın 38 tarihi yapı yıktırılır. 1988' de tamamlanan ve kamuoyunda büyük tartışmalara neden olan yıkımlar sonucu Tarlabaşı'nda l67'si tescilli 368 yapı yıkım için istimlak edilir. Bulvar açıldıktan sonra ise, yolun İstiklal Caddesi tarafının iş merkezi, Talimhane ve Galata çevresinin de turizm bölgesi olması, ayrıca yol boyunca yeni iş merkezleri oluşturmaya yönelik yüksek imar hakları verilmesi öngörülür. Tarlabaşı Bulvarı üzerinde yıkım

sonrası 15 kata kadar imar izni verilmesinin amaçlanmış olması, yıkımın ulaşım hedefinin yamsıra, İstanbul'da merkezi iş alanlarında artan ofis ve işyeri talebine sunum yaratılmasına da yönelindiğini göstermektedir. Tarlabaşı Bulvarı'nın hizmete girişinden sonra yol boyunca yeni yapılaşma biçimini belirlemek amacıyla 1989 da sonuçları uygulamaya aktarılmayan bir proje yarışması da düzenlenmiştir.

1988 sonlarında hizmete giren Tarlabaşı Bulvarı genel olarak, gidiş ve geliş yönleri refüj ya da bordürle ayrılmış ve her iki yönde birer şeridi otobüslere tahsis edilmiş toplam seİdz şeridi bir en kesite sahiptir. Yolun güzergâhı boyunca genişliğinde farklılıklar bulunması nedeniyle şerit sayısı bazı noktalarda üçe düştüğü gibi, 5 m enindeki refüjler de yolun bir kısmında bordur genişliğine inmektedir. Yolun gidiş ve geliş yönleri arasında Taksim'e yakın yerlerde 2,5-3 m'ye varan kot farkları bulunmaktadır.

Yapıldığı yıllarda lehte ve aleyhte yoğun ve sert tartışmalara neden olan "Tarlabaşı operasyonu" neden olduğu yıkımlar dolayısıyla "vahşi proje" olarak eleştirilirken, şehir içi ulaşımına yapacağı olası katkılar ve Tarlabaşı gibi bir çöküntü alanının temizlenmesi yönündeki etkileri de projenin dayanak noktalarından olmuştur. M. RIFAT AKBULUT

TASVİR-İ EFKÂR

Şinasi(->) tarafından ilk sayısı 28 Haziran 1862'de çıkarılmaya başlanan gazete.

Şinasi Paris'te gözlemlediği tam serbest gazete anlayışını bu yayında ortaya koymaya çalıştı. Başlangıçta çok sert eleştirilere yönelmedi, hükümetin çizgisine uyumlu kalmakta sakınca görmedi. Ancak yayımlanan nizamname ve kararnameleri eleştirmeye ve kendi fikirlerim ileri sürmeye başlayınca yönetimle arası bozuldu. Belki de en çok tepki yaratan tarafı, padişahtan başlayarak bütün ileri gelenler hakkında abartılı sıfatlara gazetede yer ve-rilmemesiydi. Eleştirileri yüzünden Mec-lis-i Maarif üyeliğinden uzaklaştırılan Şinasi, Paris'e gidince (1865) gazetenin yönetimini onun yanında ilk çıraklık yıllarını geçirmiş olan Namık Kemal(-») aldı. Ebüz-

TAŞ HAN

220


221

TAŞKIŞLA

sındaki durum hakkında ayrıntılı bilgiler vermektedir.

Journal de Constantinople gazetesinin 14 Eylül 1848 tarihli nüshasında hükümetin bir buçuk yıl kadar önce planlarının hazırlanmasını saygın bir mimar olan M. Smith'ten istediği kaydedilerek bu ilk yapı betimlenmektedir. Gerek bu betimlemelerden, gerekse -BCW'daki belgelerden kaba inşaatın tamamen bittiği, olasılıkla ikinci kat düzeyinde tüm çalışmaların da gerçekleştirilmiş olduğu anlaşılmaktadır.

Değişiklik kararı ile birlikte mevcut özgün yapının ve projesinin yürürlükten kaldırılması, değiştirilmesi ve yeni bir proje yapılması istenmektedir. Eskiden yapılmış olan duvarlarla bölmelerin ve eski daire-i hümayun ile alt kattaki "su hazneleri ve matbah ve hamam ve sairenin" tümüyle yıkılıp binanın içi yeniden tesviye edilmiştir. Yeni pencereler açılarak bir zemin kat oluşturulmuş ve çağdaş üslupla hazırlanmış yeni projesine uygun ola-

\l&\t<^.

^ \r » l -« \r

Tasvir-i Efkâr'm ilk sayısı.

S. Nüzhet, Türk Gazeteciliği, 1831-1931, ist., 1931

ziya Tevfik(->) gibi diğer bazı gençler de katkılarına devam ettiler. Bu ikinci döneminde gazete daha da sert eleştirilere yöneldi, iç politikanın yamsıra, o zamana kadar pek dokunulmayan dış politikaya da el atıldı. "Medeniyet âlemi", "asr-ı terakki", "medeni devletler", "medeniyet-i hikmet üzerine dayalı memleketler", "terakki taraftarları" gibi deyimler ilk kez Tasvir-i Efkâr'm sütunlarında görüldü. Sansürden kurtulmak için bazı yazıları, dostları olan Fransızca gazetelerde yayımlattıktan sonra sütunlarına aktarmaya başladılar. Bundan çok rahatsız olan Sadrazam Âli Paşa, Namık Kemal'i Erzurum'a atayıp ondan kurtulmaya çalıştı. O da Paris'e kaçınca gazete etkisini kaybetti ve 1868'de 830. sayısında kapandı.



Ebüzziya Tevfik, gazeteyi II. Meşruti-yet'ten sonra 31 Mayıs 1909'da Yeni Tasvir-i Efkâr adıyla yeniden çıkarmaya başladı. Tasvir-i Efkâr bu kez de Meşrutiyet döneminin etkili ve polemik açısından hareketli bir gazetesi oldu. Başta ittihatçıları tutmakla birlikte onlardan da eleştirilerim eksik etmedi. 1912'de kapatılınca Inti-hab-ı Efkârve Tefsir-i Efkâr gibi isimlerle çıktı. Sonra yine Tasvir-i Efkâr'a. döndü. Ebüzziya Tevfik'in ölümünden sonra oğullan Talha Ebüzziya ve Velid Ebüzziya yayımı sürdürdüler. Mütareke döneminde Milli Mücadele'yi desteklediler. Gazete On Altı Mart Olayı'm(->) resimle tespit ettiği için sansürce kapatıldı, Velid Ebüzziya da Malta'ya sürüldü. Velid Ebüzziya 15 Haziran 1921'de sürgünden dönüşünde gazeteyi bu kez Tevhid-i Efkâr adıyla yayımlamaya başladı. Bu dönemde açıkça Ankara'nın davasını savundu. Ancak Cumhuriyetin ilanından sonra izlenen politikalara

karşı çıktığından önce Ağa Han'ın mektubu, sonra da Şeyh Said Ayaklanması sebebiyle istiklal Mahkemesi'ne sevk edildi. Birincisini cezasız atlatan gazete ikinci seferinde Takrir-i Sükûn Kanunu uyarınca 6 Mart 1925 tarihli 4335. sayısıyla kapandı.



Talha Ebüzziya'nın oğlu Ziyad Ebüzziya gazeteyi, 2 Mayıs 1940'ta yine Tasvir-i Efkâr adıyla yayımlamaya başladı. Başyazıları Velid Ebüzziya yazıyordu. Günün şartlarına uygun daha popüler bir çizgi izledi, ama tek parti yönetimine muhalefetten de geri kalmadı. Bu yüzden 14 kez kapatıldı. Genellikle Alman politikasını ve Turancı eğilimi savunuyordu. 1945 başından itibaren başyazılarını Cihad Baban yazdı. Kadrosunda, Demokrat Parti'de aktif rol oynayan Mithat Perin, Bahadır Dülger, Tekin Erer gibi gazeteciler yer aldı. Bunların bir kısmının milletvekili seçilmesiyle yayımına son verdi.

ORHAN KOLOĞLU



TAŞ HAN

bak. LALELİ KÜLLİYESİ



TAŞ MEKTEP

Okul binası kagir olan, Osmanlı dönemi vakıf okulları. Anadolu'da Selçuklu döneminden kalma kimi yapılara "taş medrese" dendiği gibi, istanbul'da da kagirden sıb-yan mekteplerine(-») bu ad verilmekteydi.

İstanbul'un geleneksel külliye mimarisinde yer alan ve medreseden bağımsız ilk okuma okulları taş mekteplerdi. Bunlar camilerin dış avlusunda, tekil yapılar olarak çoğunlukla iki katlı ve tek dershaneliydi. Üst kattaki kubbeli salon, ders çalışmalarına, buna bitişik küçük bir oda da hocanın ve kalfanın dinlenmesine mahsustu. Taş basamaklarla çıkılan dershanenin önünde dar bir sahanlık, altında ise tuvalet, sebil veya çeşme, hocanın binek hayvanı için sundurma, ahır gözü bulunurdu. Külliyeler dışında da kimi hayır sahiplerinin yaptırdıkları taş mektepler vardı. Bunlar, küçük bir avlu içinde, meşruta denen ve mektep hocasının lojman olarak kullandığı bölümle birlikte, özgün mimariler yansıtan küçük yapılardı. Külliye vakfiyelerinde, mektebin giderlerini, onarımını karşılamaya ve uygulanacak programa dönük koşullar bulunduğu gibi, bağımsız taş mektepler için düzenlenen vakfiyelerde de okulla ilgili koşullara yer verilmekteydi.

Taş mekteplerdeki eğitim-öğretimin koşulları ve niteliği, diğer sıbyan mekteplerinden farksızdı. Ancak, selatin külliyele-rindeki okullarla, vakıf gelirleri yüksek bağımsız taş mekteplerde, diğerlerine oranla daha iyi eğitim olanakları vardı.

istanbul'daki en eski taş mektepler Fatih Külliyesi'ndeki(->) Darü't-Talim ile Ba-yezid Külliyesi'ndeki(->) Muallimhane'ydi. Darü't-Talim 1918'e değin hizmet verdi ve o yılki yangında harap oldu. Sülevmani-ye Külliyesi'ndeki taş mektebi ise, Sinan, çocuk dünyasına göre sevimli bir tarzda yapmıştır. Bu mektep, 1839'da Mekteb-i Ulûm-i Edebiye(->) adıyla ileri programlı

rüştiyeye dönüştürüldü. Yine İstanbul'da yapılan son taş mekteplerden olan Sultanahmet'teki Çevri Kalfa Sıbyan Mektebi de 1858'de ilk kız sanat okulu (inas sanayi rüştiyesi) oldu.

İstanbul halkı arasında "taş mektepte okumuş" deyimi, medrese çıkışlıların, cahil saydıkları kişilere yönelttikleri aşağılamanın ifadesiydi ve öğrenimin yetersizliğini anlatıyordu (bak. Çevri Kalfa Sıbyan Mektebi ve Çeşmesi).

İstanbul taş mekteplerinin 19. yy'ın ikinci yarısındaki durumunu Kırk Yıl'da Halid Ziya Uşaklıgil, kendi okul yaşamı gözlemlerine dayanarak anlatır. Çocuğunun okumasını isteyen bir ailenin, sıbyan mekteplerinin en iyileri sayılan taş mekteplerin de bir iyisini bulabilmek için, örneğin Fatih'ten Mercan'a kadar sokak aralarını gezip dolaşmasının gerektiğim açıklar. Devam ettiği Mercan'daki taş mektebi, yeşil sarıklı, eli sopalı hocasını, oradan oraya koşan, çocukların karalamalarını düzelten, kulaklarım çeken şişman kalfayı, sallana sallana ders ezberleyen çocukları betimleyerek burada elifbayı, amme ve tebareke cüzlerini öğrendiğini anlatır. Buradan kaçtıktan sonra "usul-i cedide üzere" öğretim yapılan Saraçhanebaşı Taş Mektebi'ne gidip nasıl kaydolduğu-nu, buradaki hocanın genç, çocukların ise sallanmadan ders yaptıklarını, uygulanan metot gereği bu okulda yanlarında taşıdıkları ve ikide bir kırılan küçük taş tahtalar üzerinde yazı, hesap çalışmaları yaptıklarını açıklar. O yıllarda gerek taş mekteplerin, gerekse yeni sıbyan mekteplerinin, okutacak çocuk bulmakta güçlük çektiklerini de vurgular.

19. yy'm sonlarına doğru sayıları 400'e ulaşan ve çoğu işlevini yitirmiş bulunan İstanbul sıbyan mektepleri içinde taş mektepler ancak 30-40 kadardı.



Bibi. H. Z. Uşaklıgil, Kırk Yıl, I, ist., 1936, s. 23 vd; Ergin, Maarif Tarihi, I, 69; Nafi Atuf (Kan-su), Türkiye Maarif Tarihi, I, İst., 1930, s. 27 vd; F. R, Unat, Türkiye Eğitim Sisteminin Gelişmesine Tarihi Bir Bakış, Ankara, 1964, s. 6, 42, 136.

NECDET SAKAOGLU




Dostları ilə paylaş:
1   ...   49   50   51   52   53   54   55   56   ...   140
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə