İKİNCİ BÖLÜm karar güLLÜzar erman başvurusu

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 144.01 Kb.
səhifə2/3
tarix22.01.2019
ölçüsü144.01 Kb.
1   2   3

ii. Yargılama Süresinin Makul Olmadığı İddiası

  1. Başvurucu, yargılama süresinin makul olmadığını, bu nedenle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

  2. Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda, açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmının, kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

iii. Delillerin Değerlendirilmesine Yönelik Şikâyetler

  1. Başvurucu, diğer sanıklardan birinin, kolluk tarafından işkenceyle ve avukatın katılımı sağlanmaksızın alınan ifadesinin kendisi aleyhine delil olarak kabul edilerek kanuna aykırı bir şekilde hükme esas alındığını, müşteki ve tanıklardan hiçbirinin kendisi aleyhine beyanda bulunmadığını, kendisine isnat edilen her iki olayın meydana geldiği zaman diliminde işyerinde çalışmakta olduğu belgelenmesine rağmen derece mahkemesinin buna ilişkin şüpheleri ortadan kaldıracak herhangi bir değerlendirme yapmadığını ve bu şekilde adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

  2. Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda, açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmının, kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

iv. Gözaltında ve Cumhuriyet Savcısı Huzurunda Bir Avukatın Hukuki Yardımından Yararlandırılmadığı İddiası

  1. Başvurucu, gözaltındayken, kolluk ve Cumhuriyet savcısı huzurunda ifadesi alınırken, bir avukatın hukuki yardımından yararlandırılmadığını ileri sürmektedir.

  2. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 22).

  3. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” başlıklı 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (c) bendi şöyledir:

1. Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir. ...



3. Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:



c) Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafiin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddî olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek;

…”


  1. Şüpheliye, kolluk tarafından ilk kez sorgulanmasından itibaren avukata erişim hakkı sağlanması, adil yargılanma hakkının etkili bir koruma işlevine sahip olması bakımından gereklidir. Her davanın kendine özgü koşulları çerçevesinde zorunlu sebepler ortaya çıkması halinde bu hak kısıtlanabilir ise de bu hallerde dahi suç şüphesi altındaki kişinin savunma hakkına, telafisi mümkün olmayacak şekilde zarar verilmemesi gerekir (Aynı yöndeki AİHM kararı için bkz. Salduz/Türkiye, B. No: 36391/02, 27/11/2008, § 55)

  2. Başvurucunun gözaltında tutulduğu dönemde, DGM’lerin görev alanına giren suçlar yönünden, kural olarak, müdafi yardımından yararlanmak ancak belli bir aşamadan sonra mümkün olabilmektedir. Anılan tarihlerde, ilgili mevzuatta, bu kapsamdaki suçlara yönelik soruşturmalarda, normal gözaltı süresinde avukata erişim imkânı tanınmamaktadır.

  3. Belirtilen şartlar altında dört gün gözaltında tutulan başvurucu, 9/4/2003 tarihinde kollukta, 13/4/2003 tarihinde Cumhuriyet savcısı huzurunda susma hakkını kullanmıştır. 13/4/2003 tarihinde hâkim tarafından yapılan sorgusunda başvurucu, müdafiinin de katılımı ile savunmasını yaparak kendisine isnat edilen suçlamaları reddetmiştir.

  4. Görüldüğü üzere, her ne kadar başvurucu, gözaltında bulunduğu sırada bir avukatın hukuki yardımından yararlanamamış ise de hâkim huzurundaki sorgusuna kadar devam eden süreçte susma hakkını kullanmasına izin verildiği için, kendisini suçlayıcı herhangi bir beyanda bulunmamış veya aleyhine herhangi bir delil göstermemiştir. Başvurucunun, bir avukatın hukuki yardımından mahrum bırakılmış olması savunma hakkının kullanılması bakımından bir eksiklik ise de bu durum, başvurucunun savunma hakları bakımından telafisi mümkün olmayan bir zarara neden olmamış ve belirtilen bu eksiklik, sorgu işleminde avukatın katılımı ile giderilmiştir. Bu açıklamalar çerçevesinde, başvurucunun belirtilen iddialarının, adil yargılanma hakkına yönelik bir ihlal oluşturmadığı açıktır.

  5. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun gözaltında ve Cumhuriyet savcısı huzurunda bir avukatın hukuki yardımından yararlandırılmadığı iddiasının adil yargılanma hakkına yönelik bir ihlal oluşturmadığı açık olduğundan, başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiği İddiası

  1. Anayasa Mahkemesince, daha önce karara bağlanan başvurularda, başvurunun Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi kapsamında değerlendirilebilmesi için, ilk derece mahkemesince verilen nihai mahkûmiyet kararının, Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başladığı 23/9/2012 tarihinden sonra verilmiş olması gerektiği, anılan tarihten önce verilen bir nihai kararla sona eren tutukluluk hallerine yönelik başvuruların, Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi dışında kaldığı kabul edilmiştir (Bkz. B. No: 2013/5512, 3/4/2014, §§ 20-24; B. No: 2013/6065, 3/4/2014, §§ 20-23; B. No: 2012/142, 9/1/2014, §§ 24-29). Başvurucunun tutukluluk hali, nihai kararının verildiği 4/5/2011 tarihinde sona ermiş olduğundan, başvurunun bu kısmının “zaman bakımından yetkisizlik” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

  1. Esas Yönünden

a. Adil (Hakkaniyete Uygun) Yargılanma Hakkının İhlali İddiası

  1. Başvurucu, diğer sanıklardan birinin, kolluk tarafından işkenceyle ve avukatın katılımı sağlanmaksızın alınan ifadesinin kendisi aleyhine delil kabul edilerek kanuna aykırı bir şekilde hükme esas alındığını, müşteki ve tanıklardan hiçbirinin kendisi aleyhine beyanda bulunmadığını, kendisine isnat edilen her iki olayın meydana geldiği zaman diliminde işyerinde çalışmakta olduğu belgelenmesine rağmen derece mahkemesinin buna ilişkin şüpheleri ortadan kaldıracak herhangi bir değerlendirme yapmadığını ve bu şekilde adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

  2. Bakanlık görüş yazısında, AİHM içtihatlarına göre, delillerin kabul edilmesinin esas olarak ulusal makamların kararı olarak değerlendirildiği için bir ulusal mahkemenin delil değerlendirmesinin de kural olarak gözden geçirilmediği, AİHM’in bu değerlendirmeyi ancak ulusal mahkemenin “önündeki olgulardan keyfi veya açıkça adil olmayan sonuçlar çıkardığı durumlarda” yapmakta olduğu, ulusal mahkemelere geniş takdir yetkisi tanıyan yaklaşımın maddi vakıaların belirlenmesindeki yöntemlere de uygulandığı, delilleri değerlendirme ve sanıkların üzerine atılı olan suç oluşturan eylemleri ile ilişkilendirme veya dosya kapsamındaki delillerden hangisi ya da hangilerini hükme esas alacağını saptama yetkisinin, ilgililerin yargılandığı mahkemelere ve son tahlilde Yargıtaya ait olduğu, bireysel başvuru yoluyla, Anayasa Mahkemesinin, yerel mahkeme kararlarını gözden geçiren dördüncü derece bir yargı organına dönüştürülemeyeceği, Anayasa Mahkemesinin birçok kararında bu hususların ortaya konulduğu bildirilmiştir.

  3. Başvurucu Bakanlık görüşüne karşı beyan dilekçesinde, başvuruya konu delil değerlendirilmesi ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasının, salt maddi ve hukuki hataların bireysel başvuruya konu edilmesi mahiyetinde olmadığını, Anayasa Mahkemesinin bir temyiz mercii olmadığı akılda tutularak, başvurucunun yargılanmasına ve cezalandırılmasına esas delillerin hukuki olmadığının, delil değerlendirilmesinde yargı yerlerinin açıkça keyfi hareket ettiklerinin, dolayısıyla başvurucunun adil yargılanma hakkının ihlal edildiğinin ileri sürüldüğünü, bu nedenlerle Anayasa’nın 36. ve 38. maddelerinin ihlal edildiğini ifade etmiştir.

  4. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.

  1. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin (1) numaralı fırkası şöyledir:

1. Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir. ...

  1. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin, Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 22).

  2. Sözleşme’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasında kişilerin, davalarının hakkaniyete uygun olarak görülmesini isteme hakları güvence altına alınmıştır. Bu hak, 6. maddenin diğer fıkralarında yer alan suç isnadı ile karşı karşıya bırakılmış kişilere yönelik asgari hak ve güvencelerle doğrudan bağlantılı olduğu gibi, anılan fıkralardaki güvenceler, (1) numaralı fıkrada ifadesini bulan, hakkaniyete uygun yargılanma hakkının somut görünümleridir. Dolayısıyla, hakkaniyete uygun yargılama hakkı, Sözleşme’nin 6. maddesinin özellikle (3) numaralı fırkasındaki somut güvenceler bakımından tamamlayıcı bir fonksiyon ifa etmektedir.

  3. Görüldüğü üzere, hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ceza muhakemesini ilgilendiren boyutu, savunma hakkı ile ilintili olup, özellikle yargılama faaliyeti kapsamında alınan önlemlerin, savunma hakkının gerektiği gibi kullanılmasını teminat altına alacak düzeyde olmasını gerektirmektedir. Delil sunmak veya bazı belgeleri istemek gibi davanın tarafının inisiyatifine bırakılan konularda dahi mahkemenin, gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi için Sözleşme’nin 6. maddesinin (1) numaralı fırkasındaki hakları güvence altına alma pozitif yükümlülüğü bulunmaktadır (Aynı yönde AİHM kararı için bkz. Barbera, Messegue ve Jabardo/İspanya, B. No: 10590/83, 6/12/1988, § 75; Kerojarvi/Finlandiya, B. No: 17506/90, 19/7/1995, § 42). Ayrıca delillerin elde edildiği koşulların, onların gerçekliği ve güvenilirliği üzerinde şüphe doğurup doğurmadığının dikkate alınması gereklidir.

  4. Sözleşme’nin 6. maddesinde, delillerin kabul edilebilirliğine ilişkin ilkeleri düzenleyen açık bir kural bulunmaması, yargılama makamının, taraflarca ileri sürülen iddiaları ve gösterilen delilleri gereği gibi inceleme zorunluluğunu ortadan kaldırmamaktadır. Bununla birlikte, belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme ve gösterilmek istenen delilin davayla ilgili olup olmadığına karar verme yetkisi esasen derece mahkemesine aittir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Barbera Messegue ve Jabardo/İspanya, B. No: 10590/83, 6/12/1988, § 68). Mevcut yargılamada geçerli olan delil sunma ve inceleme yöntemlerinin kanuna uygun olup olmadığını denetlemek Anayasa Mahkemesinin görevi kapsamında olmayıp; Mahkemenin görevi, başvuru konusu yargılamanın, bir bütün olarak adil olup olmadığının değerlendirilmesidir.

  5. Genel anlamda hakkaniyete uygun bir yargılamanın yürütülebilmesi için silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri ışığında, taraflara iddialarını sunmak hususunda uygun olanakların sağlanması şarttır. Taraflara, tanık delili de dahil olmak üzere delillerini sunma ve inceletme noktasında da uygun imkanların tanınması gerekir. Bu anlamda, delillere ilişkin dengesizlik veya hakkaniyetsizlik iddialarının da yargılamanın bütünü esas alınarak değerlendirilmesi gerekir (B. No: 2013/2116, 23/1/2014, § 19).

  6. Bir delilin, diğer yan delillerle desteklenmemiş olması, mutlak surette adil yargılanma hakkı bakımından sorun oluşturmaz. Mahkemece hükme esas alınan bir delilin çok kuvvetli olması ve güvenirliği konusunda herhangi bir risk bulunmaması, destekleyici delillere olan ihtiyacın yoğunluğunu azaltır. Buna karşılık, gücü ve güvenilirliği konusunda bir takım şüpheler bulunan bir delilin, suçun sübutu konusunda ulaşılan vicdani kanaat bakımından belirleyici olması halinde, bu durum, hakkaniyete uygun yargılanma hakkı bakımından sorun oluşturabilir.

  7. Adil yargılanma hakkı kapsamında güvence altına alınan hakların etkili bir şekilde korunması gereklidir. Bu itibarla, işkence ve kötü muamele yasağına aykırı eylemler sonucunda elde edilen delillerin kullanılması da yargılamanın adilliği üzerinde ciddi sorunlar doğurur. Zira, işkence ve kötü muamele sonucunda elde edilen delillerin kabul edilebilirliğine karar verilmesi, mutlak surette yasaklanan işkence ve kötü muameleye yönelik bir tolerans olarak değerlendirilme ve bu noktada ilgili kamu görevlerinin bu yöntemlere başvurmalarını teşvik gibi sonuçlar doğurabilir (Aynı yöndeki AİHM kararı için bkz. Gafgen/Almanya, B. No: 22978/05, 1/6/2010, § 178). Ancak suç şüphesi altındaki kişinin yargılama sırasında verdiği ikinci ikrarın, tek başına veya bunu doğrulayıcı tartışmasız nitelikteki maddi delillerle birlikte mahkumiyetine ve cezalandırılmasına yeterli bulunduğu ve özellikle kullanılan yasak sorgu yöntemleri sonucunda tartışmalı hale gelen maddi deliller ile kişinin mahkumiyeti ve cezalandırılması arasındaki nedensellik bağının kesildiği durumlarda, salt, işkence ve kötü muamele yasağına aykırılık nedeniyle yargılamanın bütün olarak adil olmadığının kabul edilmesi mümkün değildir (Aynı yöndeki AİHM kararı için bkz. Gafgen/Almanya, B. No: 22978/05, 1/6/2010, § 180).

  8. Özetle, hüküm kurulurken, işkence, insanlık dışı ve onur kırıcı muamele ile toplanan delillere dayanılması, hakkaniyete uygun yargılama hakkı ile bağdaşmamaktadır (Aynı yöndeki AİHM kararı için bkz. Gafgen/Almanya, B. No: 22978/05, 1/6/2010, § 166). Ancak, işkence ve kötü muamele yasağına aykırı bir biçimde soruşturma aşamasında elde edilen bir ikrar yerine, daha sonra kişinin mahkeme huzurunda özgür iradesiyle verdiği ifadeye dayanılarak hüküm kurulmuş olması halinde, salt önceki ifadenin işkence ve kötü muamele yasağı ile bağdaşmayan yöntemlerle elde edilmiş olması, yargılamanın bütününün hakkaniyete aykırı kabul edilmesini gerektirmez. Yargılama kapsamında, dayanılan diğer delillerin sıhhatine bakılarak, hakkaniyete uygun yargılama yapılıp yapılmadığı tespit edilmelidir.

  9. Görüldüğü üzere, işkence ve kötü muamele altında toplanan delillerin, mahkemenin ulaştığı vicdani kanaat üzerinde etkili olması ve bu etkinin önemini ortadan kaldıracak derecede esaslı, güvenilir ve şüpheden uzak başka delillere dayanılmamış olması yargılamanın bütün olarak adilliğini zedelemektedir.

  10. Öte yandan, ikrar içeren ifadelerin müdafi huzurunda alınmış olması da önemli olup, müdafiin hazır bulunmadığı ifadelerin hükme esas alınabilmesi için, kovuşturma aşamasında bu ifadelerin baskı altında alınıp alınmadığını kontrol edecek yeterli mekanizmaların mevcut olup olmadığı hususu önem kazanmaktadır. Ayrıca, ikrarın kişinin hür iradesine dayalı olup olmadığının, kovuşturma aşamasında, çelişmeli bir usulle yargılama makamı tarafından irdelenip değerlendirilmiş olması da gereklidir. Dahası, özellikle sanığın soruşturma aşamasındaki ikrarını, kötü muamele veya işkence altında verdiğini belirterek hâkim önünde reddetmesi halinde, işin esasına geçilmeksizin öncelikle bu konunun açıklığa kavuşturulması gerekli olup, aksi yöndeki uygulamalar, hakkaniyete uygun yargılama hakkı bakımından önemli eksiklik oluşturur (Bkz. Hulki Güneş/Türkiye, B. No: 28490/95, 19/6/2003, § 91).

  11. Başvurucu ile birlikte yargılanan diğer sanıklardan A.A.’nın, bir avukatın katılımı sağlanmaksızın, kollukta verdiği 12/4/2003 tarihli ifadesi şöyledir:

24.01.2003 günü … Akbank şubesinin maskeli ve silahlı (5) kişi tarafından soyulması, … Tl’sı para ve güvenlik görevlisi …’ın üzerinde bulunan … tabancanın gasp edilmesi,

Bu eyleme (5) kişi katıldık. (2) bayan (3) erkektik. Ben. UZUN Kod, burada benimle beraber gözaltında bulunan ZEYNEP kod Güllüzar ERMAN, devrim nikahlı eşim Hatice … ve Tahir … (…) isimli şahıslardı. Amacımız örgüte para temin etmek, yani kamulaştırmaktı. Bende 14’lü tabanca vardı. Bundan hariç diğer arkadaşlarda kaleşnikof, uzi ve Tarık marka silahlar vardı. Eylemden birkaç gün önce temin edilen beyaz brodvey marka araca silahları ben koydum. Eylem günü Eyüp’te buluştuk. Beşimiz arabaya binerek Rami’deki bankanın önüne geldik. … (4) kişi bankaya girdik. Girmeden kar mask(e)lerini taktık. Bir bayan arkadaş dışarıda kapıda bekledi. İçeriye giren bayan arkadaş bekçiyi etkisiz hale getirdi. … silahını aldı. … bir arkadaşımla beraber veznedeki paraları topladım. İki arkadaş da içeride bizim güvenliğimizi aldı. Paraları torbaya koyup bankadan çıktık. Dışarıda az ilerde bıraktığımız arabaya binip hızla oradan uzaklaştık. Eyüp cami(i) yakınlarında (2) bayan, (1) erkek arkadaş araçtan indi. Paraları ve silahlardan Uzi ile bir ufak tabancayı yanlarına aldılar. …

- 17.03.2003 günü … döviz bürosu sahiplerinden Hakkı .., Adem …, Fikri …’ye ait (3) adet tabancanın gasp edilmesi,

Bu eylemin amacı dövize yönelikti. İlk anda silahlar gündemde yoktu. Dö(v)izcilerin istihbaratı ben yapmıştım. Eylem günü dövizcilerin evinin önüne beyaz bir araç ile (5) kişi gittik. (2) bayan (3) erkektik. Benim yanımda UZUN kod, ZEYNEP kod Güllüzar ERMAN, Hatice …, Tahir … VARDI. Aracı biraz ileriye bıraktık. Banka soygununda kullanılan silahları yanımıza almıştık.

İstihbarata göre dövizcilerde 200 Milyar … yakın para olması gerekiyordu. Eylem günü (2) şahıs evden çıktı. Ellerinde çanta vardı. İki arkadaşım bunlara müdahale ederek etkisiz hale getirdi. Üzerlerindeki silahları ve çantalarını alarak oradan uzaklaştık. İleride bıraktığımız araca bindik. E-5’e çıktık. Bizim ve dövizcilerin silahlarını ben aldım. Arabadan indim. Bir araca binerek eve geldim. Diğer dört arkadaş araba ile gittiler. Bu eylemde kar maskelerini taktık. Eylemde çantadan para çıkmadı. Sadece (3) adet tabanca kamulaştırıldı.

Biz yakalanana kadar İs(t)anbul’da üç tane hücre vardı. … Hücrelerdeki yapılanma şu şekildedir. 1. hücre: …, 2. hücre: Tahir …, ZEYNEP kod Güll(ü)zar ERMAN, …, 3. hücre: …”



  1. A.A. hakkında düzenlenen 9/4/2003 tarihli raporun muayene bulguları kısmında sağ el bileğinde (3x2) cm ebadında cilt sıyrığı, sol el başparmak üstünde (0,3) cm’lik sıyrık, sol uyluk orta ön kısmında (1) cm çapında eski nedbeleşmiş lezyon görüldüğü; psikiyatrik muayenede herhangi bir psikiyatrik araz belirtisi saptanmadığı; sonuç olarak tespit edilen bulguların hayati tehlikeye maruz kılmadığı, bir gün iş ve güç kaybı oluşturacak nitelikte olduğu bildirilmiştir. Yine cezaevine alınmadan önce, dört günlük açlık grevi sırasında ilaç verilerek şuurunun zayıflatıldığı ve darp edildiği şeklindeki iddiaları da gözetilerek yapılan 18/4/2003 tarihli ilk muayene raporunda “sağ göz altında ekimoz, sağ el bileğinde kabuklu yara” tespit edilmiştir. Tekirdağ 1 No.lu F Tipi Ceza İnfaz Kurumu Revirinde düzenlenen aynı tarihli adli rapor formunda da aynı bulgular tespit edilmiştir. A.A. ayrıca, işkence ve kötü muamele iddiaları ile ilgili olarak müşteki sıfatıyla Cumhuriyet savcısı huzurunda ifade vererek, ilgili görevlilerden şikâyetçi olmuştur. Başvuru formu ve eklerinden, başvurucunun bu şikâyeti sonucunda açılan soruşturma veya kovuşturmanın sonucu hakkında herhangi bir bilgiye ulaşılamamıştır.

  2. A.A., 13/4/2003 tarihinde Cumhuriyet savcısı huzurunda susma hakkını kullanmıştır. Belirtilen şahsın, nöbetçi hâkimlikteki 13/4/2003 tarihli ifadesi ise şöyledir:

“ … Ben üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyorum. Ben herhangi bir öldürme, yaralama ve bombalama eylemine katılmadım. Ben emniyette niye gözaltına alındığı(m)ı bilmiyorum, isnat edilen suçlamaları da bilmiyorum, emniyette bana herhangi bir şey sormadılar, beyanları kendileri yazdılar, ben de imzalamak zorunda kaldım…”

  1. İstanbul 4 No.lu DGM’ce yürütülen yargılama kapsamında, sanık A.A.’nın 14/4/2004 tarihli duruşmadaki savunması şöyledir:

“ … Öncelikle ben bu olayla ilgili olarak iddianamede bana atılı suçlardan sadece MLKP üyesi olduğumu kabul ediyorum. Ayrıca söz konusu evde yakalanan eşyaların da yine bu partinin ve benim olduğumu kabul ediyorum. Bunun dışında iddianamede bana yüklenen eylemlerle hiçbir ilgim olmadığı gibi dosyada benimle beraber yargılanan diğer sanıklardan Hatice … benim eşimdir. Bunun dışında diğer sanıkların hiçbiri ile ilişkim yoktur. Kendilerini de tanımam. Bu olayla ilgili olarak ben 08.04.2003 tarihinde gözaltına alındığımda görevli olduklarını da bilmediğim sivil şahıslar tarafından zor kullanılarak kaçırıldım. Hatta orada bulunanlara bağırarak adını söyleyip kaçırılmakta olduğumu da bildirdim. Bu şekilde zorla şubeye getirildikten sonra çok yoğun bir şekilde işkenceye tabi tutuldum. Bu arada hafıza zayıflatıcı bir ilaç bana uygulanmak suretiyle ve verilmek suretiyle hafızamda kısmen kayıplara sebep olacak şekilde işkenceye tabi tutuldum. Daha doğrusu hafızamı tamamen kaybettim. Bu şekilde bana değişik eylemleri zorla kabul ettirmek istediler. Bununla tehdit ettiler. Yine eşimle ilgili olarak tehditte bulundular. Ben her defasında susma hakkımı kullandığımı bildirdiğim halde bana kendi gösterdikleri şahıslarla ilgili ve belirtilen eylemlerle ilgili bazı şeyleri kabul etmemi istediler. Bu şekilde benim ifade vermediğim halde yazdıkları şeyleri bana imzalattılar. Bu şekilde de savcılık huzuruna çıkardılar. Yine savcılık huzurunda da benzer şekilde çıkarılırken işkencelere tabi tutuldum ve daha sonra cezaevine gittiğimde bunlar raporla da tespit edilmiştir. Sorumlular hakkında yasal işlemler yapılmasını talep ediyorum ve işkence yapan ve bana ilaç uygulaması yapan şahıslar hakkında suç duyurusunda bulunuyorum. Söylediğim gibi eylemlerin hiçbiri ile ilgim yoktur. Sadece örgüt üyeliğini ve evde yakalanan malzemeleri kabul ediyorum. …

Söylediğim gibi poliste alınan ifadeler ben poliste verilen ilacın etkisindeydim. Savcılıkta da yine korktuğum için o psikolojik durum altında avukatım olmadan ifade vermeyeceğimi bildirdim. Yedek hakim huzurunda da tam olarak neler söylediğimi bilemiyorum. Ancak şu anda mahkemenizde söylediğim savunmam tamamen doğrudur.”



  1. İlk Derece Mahkemesinin, başvurucuya isnat edilen eylemlerin sübutu konusundaki değerlendirmeleri şöyledir:

“…

Sanık A.A.’nın UZUN kod, ZEYNEP kod GÜLLÜZAR ERMAN, A.A.’nın devrim nikahlı eşi HATİCE … ve başka MLKP terör örgütü üyeleri ile birlikte Eyüp ilçesi Rami Kuru Gıda Toptancılar Sitesinde faaliyet gösteren Akbank Topçular Şube Müdürlüğünü örgüt adına para temin etmek için silahla yağmayı planladıkları, olay günü A.A.’nın 14’lü tabancayı yanına aldığı, kaleşnikof mark tüfek, Uzi ve Tarık marka tabancaları ise daha önceden temin ettiği otomobile koyduğu, suç tarihinde ise Eyüp’te buluşarak araçta bulunan kaleşnikof marka tüfek, Uzi ve Tarık marka tabancaları yanlarına alarak araca birlikte binerek birlikte banka önüne geldikleri, bankanın istihbaratının daha önceden yapılması nedeniyle A.A. ile birlikte dört sanığın kar maskeleri takarak banka şubesinden içeriye girdikleri, bir sanığın ise içeriye girmeden dışarıda gözcü olarak kaldığı, bilahare banka özel güvenlik görevlisinin 7.65 mm çaplı Kırıkkale marka … seri numaralı tabancasını aldıktan sonra vezneye yönelen sanıkların toplam … TL parayı alarak, torbaya koydukları, bilahare bankadan dışarıya çıkarak az ileride bıraktıkları … plakalı araca binerek olay mahallinden uzaklaştıkları,

kamera görüntü kayıtları, banka çalışanları Ayşe … 12/04/2003 tarihli ifadeli teşhis tutanağı, yine banka çalışanlarından Gülşah … 12/04/2003 tarihli ifadeli teşhis tutanağı, diğer tanıklar Fatma …, Sedat … ve Narin …’ın anlatımları, olay yeri inceleme raporundan sanık A.A.’nın 12/04/2003 tarihinde emniyet aşamasında olayın oluş şekliyle uyuşan ikrarı, olayda kullanıldığını beyan ettiği silahların kullandığı hücre evinde yakalanması dikkate alındığında atılı eylemin sübuta erdiği, sanıklar A.A., Gül(lü)zar Erman ve Hatice … tarafından işlendiği konusunda tam bir vicdani kanaat hasıl olmuştur.



Sanık A.A.’nın UZUN kod, Güllüzar Erman, Hatice … ve başka yakalanamayan bir örgüt mensubu ile birlikte yasadışı silahlı MLKP terör örgüt mensuplarıyla birlikte döviz bürosu işleten müştekiler Adem … ve Hakkı …’den döviz yağmalamayı planladıkları ve suç tarihinde otomobille Maltepe ilçesi Cevizli Mahallesi Atilla Sokak No:9’da ikamet eden müştekilerin evinin önünde beklemeye başladıkları, bir süre sonra evden çıkan müştekinin yanına giderek Adem …’nin elindeki çantayı silah zoruyla alarak olay yerinden uzaklaştıkları ancak çantada döviz yerine Hakkı …’ye ait … taşıma ruhsatlı silah ile yine Fikri …’ye ait tabancalar ile kendisine ait … yerli yap(ı)m tabancayı yağmaladıkları,

Sanık A.A.’nın hücre evi olarak kullandığı yerde söz konusu silahların eylemlerde kullanılan başka silahlarla birlikte ele geçirildiği, silahlara ait ekspertiz raporu, sanık A.A.’nın olayın oluş şekliyle uyuşan beyanı, söz konusu silahların A.A.’nın anlatımlarına uygun olarak hücre evi olarak kullandığı yerde ele geçirildiği hususu dikkate alındığında beyanlarına itibar edilmesi gerektiği konusunda mahkememizde kanaat oluşmuş ve atılı eylemin sanıklar A.A., Gül(lü)zar Erman, Hatice … ve başka MLKP silahlı terör örgütü üyesi şahıslarla birlikte işlendiği konusunda tam bir vicdani kanaat hasıl olmuştur.



Sanık Gül(lü)zar Erman:



MLKP terör örgütü içerisinde Zeynep kod adını kullandığı, sanığın yukarıda sabit kabul edilen ve ayrıntısı belirtilen;

24.01.2003 günü Eyüp ilçesi Rami Kuru Gıda Toptancılar Sitesinde bulunan Akbank Topçular Şubesi Müdürlüğünün silahla yağma edilmesi,

17.03.2003 günü Maltepe ilçesi Cevizli Mahallesinde Adem Köse ve Hakkı Köse’ye ait silahların yağmalanması,

Bu nedenle sanığın işlediği kabul edilen eylemlerin sayısı niteliği vehamet arz eden boyutu dikkate alındığında yasadışı MLKP terör örgütü adına Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının tamamını veya bir kısmı(nı) bozmaya veya kaldırmaya cebren teşebbüs etme suçunun s(ü)buta erdiği kabul edilmiştir.

…”


  1. İlk Derece Mahkemesinin sübuta ilişkin değerlendirmeleri incelendiğinde, sanık A.A.’nın kolluk ifadesindeki ikrarı dışında kamera görüntü kayıtları, banka çalışanlarına ait teşhisleri, diğer tanıkların anlatımları, olay yeri inceleme raporu ve sanık A.A.’nın ev aramasında bulunan tabancalar gibi başkaca delillere de dayanıldığı; A.A.’nın ikrar içeren ifadesinin, İlk Derece Mahkemesinin sübut konusunda ulaştığı vicdani kanaat bakımından belirleyici yegâne delil olmadığı ve diğer delilleri önemsiz kılmadığı görülmektedir. Bu tespitler ışığında, başvurucu hakkındaki yargılamanın bir bütün olarak adil olmadığı söylenemeyeceğinden, başvurucunun hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edilmediği sonucuna ulaşılmıştır.

  2. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.


Dostları ilə paylaş:
1   2   3
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə