KirkçEŞme tesisleri



Yüklə 8.15 Mb.
səhifə92/140
tarix27.12.2018
ölçüsü8.15 Mb.
1   ...   88   89   90   91   92   93   94   95   ...   140

MEHTERHANE KASRI

372


373

MEKTEB-İ HARBİYE

Mekteb-i Harbiye binası

Salâhattin Giz/Eser Tutef koleksiyonu

mak üzere toplam üç orta avlu etrafında gelişmiştir. Binanın dört yönünden gelen kapılar orta avluya açılmaktadır. Yapının asıl girişi Cumhuriyet Caddesi'ne paralel olan duvarın oıtasındaydı. Bu bölüm 1950' lerin sonlarında yıktırılmış ve 1936'da re-vağın üstüne konulan Atatürk heykeli de yıkımdan bir müddet sonra binanın güney girişine getirilmiştir. Yapı 1936'ya kadar okul olarak kullanılmıştır. Okulun Ankara'ya taşınmasından sonra önce Yedek Subay Hazırlık Okulu, daha sonra I. Ordu karargâhı olmuştur. 1964'te ordu karargâhı Selimiye Kışlası'na taşınınca 3. Kolordu karargâhı, kolordu 1973'te Maslak'a taşınınca boşalan kısma merkez komutanlığı yerleştirilmiştir. Bu arada güney bölümü Harbiye Orduevi inşa edilene kadar orduevi olarak kullanılmıştır. 1978'de merkez komutanlığı da Orhaniye Kışlası'na taşınınca bina tamamen boşaltılmıştır. 1964'te asıl binanın Askeri Müze(->) o-

dan beş tane bulunduğu anlaşılır. Mehterler genellikle 3, 5, 7, 9 katlı kurulurdu. 9 katlı mehter padişahlara özgüydü, imparatorluğun parlak dönemlerinde bu sayı 12'ye çıkarılmıştır.

Sancakları koruyan "alemdar'lar ile musikiyi temsil eden tabi mehterler, "Tabi ü Alem Mehterleri"ni teşkil eden resmi devlet memuru idiler. Mehter teşkilatının başında "emir-i alem" demlen bir memuriyet makamı vardı. Mehterhane ve ondan sorumlu olan mehterbaşı, emir-i aleme bağlıydı. Emir-i alem, Osmanlılarda saray teşkilatında "birun ağalarından sayılırdı. Bu ağalar padişahın atının yanında yürüme ayrıcalığı taşıdıklarından bunlara "üzengi ağası" da denirdi. Emir-i alem, mehter bölüklerine tayin işlerini yapar, elçilerin kabulü törenlerinde hazır bulunur, sancak beyliklerine tayin edilen kimseye sancağı iletir ve mehter takımı gönderirdi. Mehter bölüklere ayrılmıştı, aynı sazı çalanlar, a-lemdaıiar birer bölük teşkil ederlerdi. Her bölüğün başına "ağa" denirdi. Mehterleri yöneten musikişinaslara "mehterbaşı ağa" denirdi. Bu kişi aynı zamanda mehterlerin yetişmesi ile musiki icrasından sorumluydu.

Mehter teşkilatına bağlı iki türlü mehterhane vardı. Bunlar resmi teşkilata dahil olan calici mehterler ile esnaf mehterleriydi. En başta gelen resmi mehter padişah mehteriydi. Bu mehtere "Tabi ü Alem-i Hassa Mehterleri" denirdi. Evliya Çelebi padişah mehterlerinin 12 kat olduğunu yazar. Padişah sefere çıkacağı zaman, Tabi ü AlemMehterleri'ne, esnaf mehterleri de eklenerek, mehterin sayısı iki katına çıkardı.

Tabi ü Alem Mehterleri'nin bölüklerinde Mehterhane'de aynı sazları çalanlar, a-lemdaıiar ve Mehterhane'ye giren şakirtler (mehter öğrencileri) birer bölük teşkil ederlerdi.

II. Bayezid döneminde (1481-1512) bölükler şöyleydi: Nakkarenzenân bölüğü (nakkare çalanlar bölüğü), surnazenân bölüğü (zurnacılar bölüğü), tabbâlin bölüğü (davulcular bölüğü), alemdârân bölüğü (alemdarlar bölüğü), zeçciyân bölüğü (zil çalanlar bölüğü), nefîriyan bölüğü (boru çalanlar bölüğü), şâkirdan bölüğü (mehter talebeleri).

Esnaf mehterleri ise çarşı esnafından kurulu olup maaşlı ve kadrolu değillerdi.

Yüzyıl başından bir kartpostalda mehter takımı. Arifi Paşa, Mecmua-i Tesavir/ Nuri Akbayar koleksiyonu

Mehterbaşıları vasıtası ile Mehterhane'ye bağlıydılar. Esnaf mehterlerinin, resmi yerlerin dışında kalan nevbethanelerde günde üç kez "nevbet" vurmaları "Fatih yasaları" ile belirlenmiştir. Esnaf mehterleri eğlence musikisini de iyi bilirlerdi.

II. Mahmud 1826'da Yeniçeri Ocağı'nı kaldırınca ona bağlı olan Mehterhane'yi de eski düzenin bir parçası sayarak kapattı. Yerine Batı'daki bandoları örnek alan Mu-zıka-i Hümayun(->) kuruldu. 19l4'te Askeri Müze Müdürü Ahmed Muhtar Paşa(->) tarafından Askeri Müze bünyesinde yeniden mehter kurulmuş, müzenin açık bulunduğu günlerde nevbet vurmaya başlamıştır. Askeri Müze mehter takımı, Milli Müdafaa Vekili Zekâi Apaydın tarafından, aslına göre yetersiz görülerek 1935'te tekrar ortadan kaldırılmıştır.

Tarihe karışmaya yüz tuttuğu bir sırada, 1952'de zamanın genelkurmay başkam Nuri Yamut'un ingiltere'de îskoç gayda takımını görmesi tarihi mehterin hatırlanmasına vesile olmuş, böylece mehter takımı üçüncü kez, 6 katlı olarak kurulmuş ve İstanbul'un fethinin 500. yıldönümü olan 29 Mayıs 1953'te düzenlenen kutlama törenine katılması sağlanmıştır. 19ö8'de dönemin Askeri Müze müdürü Albay Sabahattin Doras'ın teklifi ve Genelkurmay Başkan-lığı'nın onayıyla 9 katlı mehter aslına tam uygun kıyafetiyle kurulmuştur. Kültür Ba-kanlığı'na bağlı olarak yeni kurulan istanbul Tarihi Türk Müziği Topluluğu'nun, mehter bölümü de bu kültür mirasını yaşatmak için çalışmalarını sürdürmektedir.



Bibi. Evliya, Seyahatname, I; H. N. Orkun, Eski Türk Yazıtları, ist., 1936; Konyalı, istanbul Sarayları; Uzunçarşılı, Saray; Ç. Uluçay, "Mehterhane ve Sazendelere Dair Birkaç Vesika", Musiki Mecmuası, S. 41 (1951); M. R. Ga-zimihal, Türk Askeri Muzikalan Tarihi, İst., 1955; E. B. Şapolyo, Osmanlı Sultanları Tarihi, İst., 1961; H. Sanal, Mehter Musikisi, İst., 1964; O. Turan, Selçuklular Tarihi ve Türk İslam Medeniyeti, Ankara, 1965; E. Üngör, Türk Marşları, Ankara, 1965; K. Signell, "Mozart and the Mehter", The Consort, XXIV, 1907; Pakalın, Tarih Deyimleri, II; S. Doras (yay. haz.), Mehterhane, İst., 1971; P. Tuğlacı, Mehterhane'den Bando'ya, İst., 1986.

HAŞMET ALTINÖLÇEK



MEHTERANE KASRI

bak. İBRAHiM PAŞA SARAYI



MEKTEB-İ HARBİYE

Osmanlı Devleti'nde 19. yy'da subay yetiştirmek amacıyla kurulan okul.

II. Mahmud 1826'da Yeniçeri Ocağı'nı kaldırdıktan sonra yerine Asâkir-i Mansu-re-i Muhammediye(-+) adı ile yeni bir ordu kurmuştu. Bu orduyu yönetecek eğitim görmüş ve bilgi sahibi subaylar yetiştirmek istiyordu. Bu nedenle Müşir Ahmed Fevzi Paşa'yı Selimiye Kışlası'nda(-») bir okul açmakla görevlendirdi. Ahmed Fevzi Paşa Selimiye Kışlası'ndaki genç askerler arasından istekli olan birkaç yüz kişiyi seçerek, bunları teşkilatlandırdı ve bu okulun adını da "Sıbyan Bölükleri" koydu (1831). Sıbyan bölüklerine ayrılan gençlere bir taraftan askeri eğitim yaptırılırken, diğer yandan da okuma yazma öğretiliyordu. Bu gençler Mekteb-i Harbiye'nin de ilk öğrencileri oldular.

1831'de Sıbyan Bölükleri kurulduğu zaman II. Mahmud Mehmed Ali Paşa'nın 18l6'da Mısır'da kurduğu harp okulunda yetişen subaylardan birkaçının öğretmenlik yapmak için İstanbul'a yollanmasını istemişti. Fakat Mehmed Ali Paşa bunların çoğunun askerlik konusunda sanıldığı gibi yeterli bilgi ve donanıma sahip olmadıklarını ileri sürerek II. Mahmud'un emrini münasip bir şekilde reddetmiştir.

Bu arada Maçka Kışlası okul olacak şekilde tadil ve tamir ettirilmiş, 400 öğrenci alabilecek sınıflar, l kütüphane, l cami, l hamam, mutfaklar, hastane ve eczane gibi üniteler de kışlaya eklenmiştir. La-boratuvar için ingiltere ve Fransa'ya aletler ısmarlanmış, sınıflara kara tahtalar ve sıralar yaptırılmıştır. 1834'te Sıbyan Bölükleri buraya taşınmıştır. Okul Mekteb-i Ulûm-ı Harbiye adıyla açılmış ve l Temmuz 1835'te II. Mahmud Mekteb-i Harbi-ye'yi ziyaret etmiştir. Açılış günü belli olmadığı için II. Mahmud'un bu ziyareti bugün Kara Harp Okulu'nun kuruluş yıldönümü olarak kutlanmaktadır.

O dönemde 9 yıl süreli olan okulda öğrencilere yaklaşık 20 kadar ders okutulmaktaydı. Son sınıfa geçenler ise matematik, geometri, resim, harita gibi derslerin yanında hafif ve büyük tahkimat, topçu, piyade ve süvari talimi derslerini görüyordu. Mekteb-i Harbiye öğretime başladıktan bir süre sonra bu okula öğrenci yetiştirmek üzere askeri idadi ve askeri rüştiyeler kuruldu (bak. askeri okullar).

ilkin Mekteb-i Harbiye 184l'de ikiye ayrılarak idadi kısmı (Mekteb-i Fünun-ı idadiye) kurulmuştur. Bu sırada Pangaltı' da Tophane-i Âmire Hastanesi olarak yapılan ve inşaatı bitmek üzere bulunan tek katlı binanın Mekteb-i Harbiye'ye tahsisi kararlaştırıldı. Binaya dershaneler, kutup- . hane, okuma salonu ve ahırlar ilave edildi, idadi kısmı ise, Maçka Kışlası esaslı bir tamirden geçirildikten sonra burada açılacaktı. Binaların hazırlanması bitinceye kadar Mekteb-i Harbiye eski Beşiktaş Sara-yı'nın Çinili Köşk(->) diye anılan binasına taşındı. Temmuz 1847'de Mekteb-i Harbiye öğrencileri Pangaltı'daki binaya, idadi öğrencileri ise Maçka Kışlası'na yerleştirildi. Mekteb-i Harbiye yeniden örgütlendi

ve öğrenim süresi 4 yıl olarak tespit edildi. Programı da askerlik bilgilerine ağırlık verecek biçimde yeniden düzenlendi. Mekteb-i Harbiye içinde 1848'de Erkan-ı Harb sınıfı (kurmay sınıfı) oluşturuldu. Aynı yıl mezun olan ilk 5 öğrenci bu sınıfa alınarak 1849'da kolağası (ön yüzbaşı) rütbesi ile ilk kurmaylar mezun oldu. Daha sonra bina bir yangın neticesinde harap olunca okul 1853'te Taksim'deki Taşkışla'ya, 1858'de de Gülhane'deki Mekteb-i Tıbbiye binasına taşındı. 1862'de inşası biten Pangaltı'daki yeni binasına geçti. 1868'de Avrupa'daki örneklerine göre programı değiştirilen okulun öğretim süresi 3 yıla indirildi. II. Meşrutiyet döneminde kıta e-ğitimine ağırlık verilmesi amaçlanarak öğretim süresi 2 yıl olarak belirlendi. Mütareke döneminde öğrencilerinin büyük bölümü Milli Mücadele'ye katılmak üzere Anadolu'ya geçtiklerinden okul kapalı kaldı. 1923'te Harbiye Mektebi olarak yeniden açılan okul 1936'da Ankara'ya taşınana kadar Pangaltı'daki binasında öğretimi sürdürdü. Erkan-ı Harb sınıfı ise o-kulun gelişmesine koşut değişmeler geçirdikten sonra günümüzde Harp Akademi-leri(->) adıyla eğitim, öğretim faaliyetini sürdürmektedir.



Mimari: Taksim-Pangaltı arasında, Cumhuriyet Caddesi(->) üzerinde bulunan Mekteb-i Harbiye bugün 54.000 m2'lik bir alan üzerinde kurulu 18.600 m2'lik binası ile ayaktadır. Alan ve yapılar kuzey-güney yönünde uzanmaktadır. Mekteb-i Harbiye binası bir yapılar kompleksi olup, Cumhuriyet Caddesi, Valikonağı Caddesi, Maçka Parkı, Darülbedayi Caddesi, Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu ve Harbiye Orduevi ile sınırlanan geniş bir alana yayılır.

Yapı 1862'de inşa edilmiştir. Ancak başlangıcından bugüne kadar yapıda mekânsal ve işlevsel değişiklikler meydana gelmiştir. Mekteb-i Harbiye asıl okul binası, 1887'de II. Abdülhamid tarafından yaptırılan yemekhane ile jimnastikhaneden o-luşmaktadır.

Asıl okul binası yüksek bir bodrum üzerinde iki katlıdır ve kuzey-güney doğrultusunda dikdörtgen planlıdır. Bu bina ortadaki büyük, yanlardakiler küçük ol-

• •*^»SrJ0fÇ5«'î^;*pi

19H'de

Mekteb-i


Harbiye son

sınıf öğrencileri

Yıldız'daki

talimgahta.



Şehbal, S. 38 (15

Nisan 1327)/



Nuri Akbayar

koleksiyonu

larak kullanımına karar verilmiş ve restorasyonunu İstanbul Teknik Üniversitesi'n-den mimar Prof. Dr. Nezih Eldem yapmıştır. 1966'da başlayan restorasyon çalışmalarının 1986'da bir bölümü (çadır, kıyafet, bayrak ve sancak seksiyonları), 1991'de ise kalan kısımları bitirilmiştir.

Bina okuldan müzeye çevrilene kadar gerek iç, gerekse dış görünümü itibariyle birçok değişikliklere uğramıştır. Öncelikle Cumhuriyet Caddesi'ne bakan cephe tamamen değiştirilmiş ve bu cephenin arkasında kalan mekânlar müze için kullanılabilir hale getirilmiştir. Orta avlunun güneyine mehter konserleri için 500 kişilik bir amfi eklenmiştir. İç mekânlarda yapının işlevine bağlı olarak bölümler değiştirilmiştir. Yıkılan bazı bölümlerin yerine iki katlı otopark yapılmıştır.

Havuzlar ve bahçeler yeniden tanzim edilip, orijinaline uygun olduğu düşünülerek arnavutkaldırımı taşlarla kaplanmıştır.



MEKTEB-İ MAARİF-İ ADLİYE

374

3 75 MEKTEB-İ TIBBİYE-İ ŞAHANE

Mekteb-i Tıbbiye-i Mülkiye'nin bir süre bulunduğu Kadırga'daki Menemenli Mustafa Paşa

Konağı.

Nuri Akbayar koleksiyonu

Mekteb-i Harbiye'den mülazim-i sâni (asteğmen) rütbesiyle mezun olan subaylara verilen şehadetname.



Ahmet Kuzik fotoğraf arşivi

Güney kısmı kültür sitesi olarak çeşitli kongre, fuar ve gösterilerde kullanılmak üzere düzenlenmiş mekânlara sahiptir. Bu kısmın merdivenli yüksek bir girişi ve giriş üzerinde kitabesi ve arması vardır. Aynı giriş, simetriği olan kuzey cephede de vardır. Bu kısımdan müze sergi salonlarına ve idari bölümlere girilir.

Yemekhane binası da uzunlamasına dikdörtgen bir plana sahip olup, bodrum üzerinde tek katlıdır. Valikonağı Cadde-si'ne bakan ana girişteki kapı alınlığında bugün bir kısmı düşmüş olan mermer kitabesi vardır. Yapı kırma çatı ile örtülü olup, içten üç kubbelidir. Ortadaki kubbe tam yuvarlak, yanlardakiler elips şeklindedir. Özellikle kubbelerin içinde yer a-lan kalem işi tavan resimleri dönemin ö-nemli örnekleridir. Bina Askeri Müze'ye verildikten sonra bir bölümü kütüphane, diğer bölümü mehterin çalışmaları için meşkhane olarak kullanılmıştır. 1986'da kütüphane, 1991'de mehter ana binadaki bölümlerine taşınınca başlayan restorasyon tamamlandıktan sonra Askeri Müze'nin resim galerisi olması düşünülmektedir.

Jimnastikhane 1951'de Askeri Müze'ye tahsis edilmiş iki katlı bir binadır. Ana girişi Cemal Reşit Rey Konser Salonu karşı-sındadır. 1959'da Askeri Müze sergi salonu olarak açılmış, 1991'de ana binanın restorasyonu bitince eserler oraya taşınmış ve bina boşaltılmıştır. Halen restorasyonu devam etmekte olup Askeri Müze'ye bağlı fuar merkezi olarak kullanılması tasarlanmaktadır.

TÜLİN ÇORUHLU

MEKTEB-İ MAARİF-İ ADLİYE

Mekteb-i İrfan adıyla da bilinir. Osmanlı döneminde açılan ilk rüştiyedir.

Sivil kamu görevlileri yetiştirmeyi a-maçlayan okul 11 Şubat 1839'da Sultan Ah-

med Camii hünkâr kasrında öğretime başladı. Mektebin öğrencilerinden bir bölümü çeşitli nezaretlerde çalışan genç memurlar olduğu için okulun bu iki daireye yakın bir yerde bulunmasına dikkat edilmişti. Okul 1844'ten başlayarak da Babıâli' nin küçük bir köşesinde öğretimi sürdürdü. Nizamnamesine göre okula her yıl 50'si yatılı olmak üzere 100 öğrenci alınacak ve mezunlarından sınavda başarılı çalanlar Babıâli'de, Maliye ve Hariciye nezaretlerinde görevlendirilecekti. Yatılı öğrencilerin elbise ve çamaşırları ile yiyecek ve içecekleri sağlanacak, bunlara ayrıca harçlık da verilecekti. Öğrencilerin kıyafetleri üniforma biçiminde olacaktı. Ancak yer darlığı yüzünden okula yatılı öğrenci alınamadı.

Okula genç memurlardan başka 18 yaşını doldurmuş, sıbyan mektebi mezunu ve sivil memuriyete elverişli öğrenciler de alınmıştır. Okulun ilk mezunlarını verdiği 184l'de ilk sınıfında 30'u genç memur o-lan toplam 123 öğrenci bulunmaktaydı. Mekteb-i Maarif-i Adliye'de cuma günleri dışında her gün iki ders veriliyor ve öğrenciler derslerden sonra yazı ve rakam talim ediyorlardı. Okulun öğretim kadrosunda Arapça ve Farsça öğretecek ikişer hoca, bir sülüs hocası ile divani ve rık'a yazmaya, matematik öğretmeye muktedir birer efendi bulunuyordu. Mekteb-i Maarif-i Adliye, rüştiyelerin açılmasından sonra ö-nemini yitirmiş ve 1862'de Mahrec-i Ak-lâm'ın açılması üzerine de kapatılmıştır.

İSTANBUL


MEKTEB-İ MÜLKİYE

Kamu yöneticileri yetiştirmek amacıyla kurulan okul. 12 Şubat 1859'da açıldı. İlk adı Mekteb-i Fünun-ı Mülkiye'dir.

Nizamnameye göre okula rüştiye mezunlarından giriş imtihanını kazananlarla, 30 yaşını geçmemiş memurlar öğrenci o-larak alınacaklardı. Bu Osmanlı yönetiminin bir yandan yeni kamu yöneticileri yetiştirmeyi, bir yandan da mevcut kamu yöneticilerini geliştirmeyi hedeflediklerini göstermektedir. Mekteb-i Mülkiye'nin öğrenim süresi başlangıçta 2 yıldı. Mezun olanlar imtihanda başarılı olmak kaydıyla Dahiliye Nezareti'nde memurluğa atanacaklardı. 50 öğrenci ile Ticarethane binasında eğitime başlayan okul ilk mezunlarını 186i'de verdi. Bu ilk mezunlar kaymakamlık ve kaza müdürlükleriyle mal müdürlüklerinde görevlendirildiler.

Okul 1863'te Divanyolu'ndaki Nuri Efendi Konağı'na taşındıysa da binanın ertesi yıl yanması üzerine Vefa'da Saib Paşa Konağı'na nakledildi. Mekteb-i Mülkiye'nin öğrenim süresi 1869'da 3, 1870'te de 4 yıla çıkarıldı. II. Abdülhamid döneminde (1876-1909) okulun adı Mekteb-i Mülki-ye-i Şahane olarak değiştirilerek öğrenim süresi de 3 yıl idadi, 2 yıl yüksek kışını olmak üzere 5 yıl olarak saptandı. I. Meşrutiyet sonrası düzenlemelerine göre okula imtihanla Mekteb-i Sultani son sınıf öğrencileri ve mezunları ile Mahrec-i Aklâm (Mekteb-i Aklâm) öğrencileri alınmaya

başlandı. Bu okuldan mezun olmayanların kaymakamlık, kaza müdürlüğü gibi görevlere getirilmeyeceği de hükme bağlandı.

Mekteb-i Mülkiye-i Şahane l Aralık 1877' de, günümüzde Cağaloğlu Anadolu Lisesi' ne ait olan binada öğretime açıldı. 1883'te yatılı öğrenci kabul edilmeye başlandı. Aynı okul bünyesinde yalnız Fransızca öğreten "Lisan Mektebi" de öğretime geçti. 1897'de Aşiret Mektebi(->) mezunları için bir özel sınıf açıldı. Okulun idadi bölümü 1900'de ayrılarak Mercan İdadisi'ne dönüştürüldü.

Okulun adı 1908'de II. Meşrutiyet'in. ilanından sonra yeniden Mekteb-i Mül-kiye'ye dönüştürüldü. Bir süre Darülfünun' un bir şubesi haline getirildiyse de 1912' de yeniden ayrıldı. Aynı yıl ders programları değiştirildi ve öğretim süresi 4 yıla çıkarılarak 3. yılda öğrencilerin mali, idari ve siyasi şubelere ayrılması kararlaştırıldı. Ca-ğaloğlu'ndaki Hasan Fehmi Paşa Konağı'na taşınan okul, I. Dünya Savaşı'nın sıkıntılı yıllarında, ödenek yetersizliği nedeniyle 1915-1918 arasında kapalı kaldı. 1918'de 3 yıl süreli bir okul olarak yeniden açıldı ve aynı yıl Yıldız Sarayı Yaveran Da-iresi'ne taşındı. 1919'da Kabataş'ta Ethem Paşa Konağı'na, 1923'te Redif Paşa Konağı'na, 1922'de Soğukçeşme Askeri Rüştiyesi binasına (bugün Devlet Güvenlik Mahkemesi) nakledilen okul zorluklarla öğretimi sürdürdü.

Cumhuriyet döneminde yeniden Yıldız Sarayı'na taşınan okulun idari ve mali şubelerinin 3, siyasi şubesinin ise 4 yıl öğretim vermesi kabul edildi. İlk 2 yıl bütün şubelerde ortak öğrenim yapılacaktı. 1930'daki düzenlemelerde ise okulun tüm bölümleri için eğitim süresi 3 yıl olarak tespit edildi.

Mülkiye Mektebi 16 Haziran 1935'te çıkarılan 2777 sayılı yasayla Siyasal Bilgiler Okulu adını aldı. 1936'da öğretim süresi 4 yıla çıkarılan okul Ankara'ya taşındı. Adı 1950'de Siyasal Bilgiler Fakültesi olarak değiştirildi ve Ankara Üniversitesi'ne bağlandı.

İSTANBUL


MEKTEB-İ TIBBİYE-İ MÜLKİYE

Fransızca öğretim yapan Mekteb-i Tıbbiye-i Şâhâne'nin(-t) yeterli hekim yetişti-rememesi ve ayrıca sivil hekim ve eczacılara duyulan ihtiyaç üzerine, 18ö7'de bu okulun bir bölümünde Türkçe öğretim yapmak üzere kurulan sivil tıp okulu.

İdari bakımdan önce, Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane Nezareti'ne, daha sonra da Maliye, Dahiliye ve Maarif nezaretlerine bağlanmış ve bir müdür tarafından yönetilmiştir. Bilimsel açıdan ise Mekteb-i Tıbbiye-i Şâhâne'nin denetiminde kalmış, her iki okuldaki dersler, genellikle aynı hocalar tarafından yürütülmüştür. İlk müdürü Kırımlı Aziz Bey'dir.

Zamanla öğrencilerin sayısı artınca 1873' te Ahırkapı'da yaptırılan yeni binaya geçilmiş ancak bir süre sonra burası da ihtiyaca cevap veremez hale gelince, öğretim, 1894'te satın alınan Kadırga'daki Menemenli Mustafa Paşa Konağı'nda sürdü-

rülmüştür. Onarılarak klinik, poliklinik, teşrihhane ve laboratuvarlar yerleştirilmiş, okul 1909'da, Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane ile birleştirilince Haydarpaşa'daki Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane binasına nakledilmiştir. Okulun bünyesinde bulunan, eczacılık sınıfı ise Mekteb-i Tıbbiye-i Şâhâne'nin eczacı sınıfı ile birleştirilmiş ve Kadırga'da kalmıştır (bak. Eczacı Mektebi).

Mekteb-i Tıbbiye-i Şâhâne'den yetişen hekim ve eczacılar belediye dairelerinde görevlendiriliyor veya serbest olarak mesleklerini icra edebiliyorlardı. Öğretim süresi 5 yıl olan okula rağbeti artırmak için, öğrenciler, önceleri doktora sınavlarından ve taşralılar da askerlik kurasından muaf tutulmuşlardır. Öğrenci sayısı artınca doktora sınavları mecburi olmuş, ilk mezunlar verildikten sonra 1872'de öğrenim süresi 6 yıla çıkarılmıştır. Lise öğrenimi görmeyenlerin de kaydedilebilmesi için bir idadi sınıfı eklenmiş ancak sivil liseler a-çılınca bu sınıf kaldırılmıştır. Zamanla o-kulda gayrimüslim öğrenciler çoğalınca, 1897'den itibaren 2. sınıf programına fıkıh ve 2 sene sonra da bütün sınıflara din dersleri konmuştur.

1908'de II. Meşrutiyet ilan edildikten sonra İstanbul'a iki tıp okulunun gereksiz olduğu ve bunların birleştirilmesi düşünülmüştü. Fakat pek çok hoca açıkta kalacağından öğretim üyeleri bu konuda an-laşamıyorlardı. Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane' de bu anlaşmazlık devam ederken Mekteb-i Tıbbiye-i Mülkiye'de de ders vermekte olan Süleyman Numan ve Asaf Derviş paşalar Maarif Nezareti'ne başvurarak, Mekteb-i Tıbbiye-i Mülkiye'de ıslahatın daha kolay yapılabileceğini dile getirmişlerdi. Nezaret bu fikri benimsemiş ve Mekteb-i Tıbbiye-i Mülkiye ile Şam Mekteb-i Tıbbiyesi Maarif Nezareti'ne bağlanarak okulun yeni kadrosu kabul edilmiştir. Yeni kadronun oluşturduğu ilk Meclis-i Mu-allimîn (Profesörler Meclisi), 18 Kasım 1908'de Kadırga'da toplanmış ve okula, Darülfünun'un bir şubesi olarak Mekteb-i Tıbbiye "Tıp Fakültesi" adı verilmiştir. Fa-

külte riyasetine de (dekan) Cemil Paşa (Topuzlu) seçilmiştir.

Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane hocaları, o-kulunTıp Fakültesi adını almasını kabul etmeyince, Maliye Nazırı Cavit Bey, 1909 yılı bütçe müzakereleri sırasında, Mekteb-i Tıbbiye-i Şâhâne'nin tahsisatını bir emrivaki ile Tıp Fakültesi bütçesine ekleyince Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane ortadan kalkmıştır. Böylece sivil ve askeri tıp okulları birleştirilmiş ve Dârülfünun-ı Osmani Tıp Fakültesi adıyla faaliyetine devam etmiştir.

Bibi. Tahsin, Tıbbiye, I; Galip Âta, istanbul Darülfünunu Tıp Fakültesi, îst., 1341; Mustafa Münif, "Mekteb-i Tıbbiye-i Mülkiye Tarihi", Sıhhat Almanağı, ist, 1933, s. 67-71; O. Ergin, İstanbul Tıp Mektepleri, Enstitüleri ve Cemiyetleri, İst., 1940; E. K. Unat, "Kadırga'daki Tıp Fakültesi", Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Dergisi, c. 12 (1981), s. 210-220; E. K. Unat-M. Samastı, Mekteb-i Tıbbiye-i Mülkiye (Sivil Tıp Mektebi) 1867-1909, ist., 1990.

NURAN YILDIRIM



MEKTEB-İ TIBBİYE-İ ŞAHANE

Askeri hekim yetiştirmeyi amaçlayan öğretim kurumu.

14 Mart 1827'de öğrenime başlayan Tıb-hane-i Âmire'nin(->) bulunduğu Ötlukçu Kışlası ihtiyaçları karşılayamaz hale geldiğinden 1837'de yeni bir bina ve hastane yapılması istenmiş, ancak bunun çok masraflı olduğu düşünülerek, Galatasaray'da bugünkü Galatasaray Lisesi'nin(->) yerinde bulunan Enderun Ağalan Mektebi'nin yeniden düzenlenmesi ve öğretimin burada sürdürülmesi kararlaştırılmıştır.

Ekim 1837'de başlayan onarım ve tadilat çalışmaları, İngiltere Elçiliği binasını yapmış olan ve daha sonra da Gümüşsüyü Askeri Hastanesi'nin(->) mimarlığım üstlenen W. J. Smith'in çizdiği plana göre yapılmıştır. Hekimbaşı İsmail Efen-di'nin önerileri doğrultusunda bütün hijyenik kurallar özenle uygulanarak, tıp öğrenimi için gereken bütün birimlerin eklenmesiyle yenilenen bina, Mayıs 1838'de tamamlanmış ve Ekim 1838'de de Tıbha-ne-i Âmire'nin öğrencileri yerleştirilmiştir.

II. Mahmud, yaptığı reformlara bir yenisini eklemek amacıyla Tıbhane-i Âmire' nin öğretim programının da yeniden düzenlenerek çağdaş bir düzeye ulaştırılmasını istemiş, bunun için Avusturya'dan genç bir hekim, Kari Ambros Bernard(->) davet edilmiştir. Bernard, 1838'in son günlerinde İstanbul'a gelmiş ve yeni okul, ^1839'da, Mekteb-i Adliye-i Şahane der Âsitane-i Aliyye (Ecole Adliyee Imperiale de Medetine) adıyla öğretime başlamıştır. Adliye sözcüğü II. Mahmud'un Adli mahlasına izafeten verilmiştir. Bunu izleyen yıllarda, diplomalarda; Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şahane, Ecole Imperiale de Medetine, Faculte de Medetine de Constanti-nople adları kullanılmıştır. Özellikle yabancılar okula, bulunduğu yere atfen, Ecole de Medetine de Galata-Serai (Galatasaray Tıp Okulu) veya Ecole de Medetine Imperiale de Galata-Serai (Galatasaray Mekteb-i Tıbbiye-i Şahanesi) adlarını vermişlerdir.

Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şâhâne'nin ilk nazırı (dekan), Hekimbaşı Abdülhak Molla'dır.(-») Öğretimin, Galatasaray'daki binada sürdürüldüğü yıllarda İstanbul'da çıkan ve şimdiye kadar okul hakkında yayımladığı yazılar bir bütün olarak değerlendirilmemiş olan Journal de Constan-tinopl&un taranmasıyla ulaşılan bilgiler, tıp tarihimizde çok özel bir yeri olan bu kurumun önemini ve uyguladığı çağdaş tıp öğretimini gözler önüne sermiştir.

Okul binası, büyük bir iç avlu çevresinde iki kattan oluşan paralelkenar biçiminde görkemli bir yapıydı. Botanik bahçesi ile birlikte geniş bir alana yayılmaktaydı. Ön cephede, İyon ve Korint üslubuna göre yapılmış iki sıra sütuna yaslanan büyük kubbesiyle görkemli bir ana giriş kapısı vardı. Girişte, ana cephenin ortasında, yuvarlak biçimde geniş bir kütüphane salonu ile bunun sağında ve solunda, anatomik preparatlar ve doğa tarihi koleksiyonlarının korunduğu salonlar yer almaktaydı. Yan cephelerden birinin ortasındaki büyük merdivenle padişahın özel dairesine çıkılmaktaydı. Aynı cephede hekimbaşı ve görevlilere ayrılmış odalar, diğer yan cephede ise bir klinik bulunmaktaydı. Boğaz'a nazır arka cephede, 300 öğrencinin barınabileceği oda, yatakhane ve yemekhaneler, iç avluya bakan ve bütün binayı çepeçevre dolaşan geniş ve güzel bir koridora açılmaktaydı. Okulun matbaasında, hocaların yazdığı Fransızca ve Türkçe eserler, halkı aydınlatmak için de salgın hastalıklar ve aşı hakkında risaleler basılıyordu.

II. Mahmud'un ölümünden sonra Ab-dülmecid de, yeniliklerin bir simgesi olarak kabul edilen okulun gelişmesini desteklemiştir. Her sene sonunda yapılan bitirme sınavlarını bizzat izlemesi onun bu öğretim kurumuna verdiği önemin göstergesidir. Padişahın izniyle bu sınavlara yabancı devlet görevlileri de katılmaktaydı. İstanbul'a gelen yabancı bilim adamları ve devlet erkânı da okulu ziyaret ettiklerinde gördükleri karşısında duydukları hayranlığı bildiriyorlardı.

Mekteb-i Tıbbiye-i Şâhâne'nin Haydarpaşa'ya taşınmadan önce bulunduğu Demirkapı'daki

binası.


Nuri Akbayar koleksiyonu


Dostları ilə paylaş:
1   ...   88   89   90   91   92   93   94   95   ...   140


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə