KirkçEŞme tesisleri

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 8.15 Mb.
səhifə88/140
tarix27.12.2018
ölçüsü8.15 Mb.
1   ...   84   85   86   87   88   89   90   91   ...   140

Bibi. Z. Ahunbay, "Mimar Sinan'ın Eğitim Yapıları", Mimarbaşı Koca Sinan, Yaşadığı Çağ ve Eserleri, İst., 1988, s. 265; (Altınay), Mimarlar, 142; Ayvansarayî Hadîka, I, 97-98; Ayvansarayî, Mecmua-i Tevarih, 385; Ayverdi, İstan-bulHaritası, B 3; Ayverdi, Fatih Devri III, 420; M. Bahçekapılı, "Mehmet Ağa Külliyesi Res-

torasyon Projesi", (istanbul Teknik Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Mimarlık Ana Bilim Dalı, Restorasyon Programı, yayımlanmamış yüksek lisans tezi), Haziran 1990; Baltacı, Osmanlı Medreseleri, 299-300, 595; (Konyalı), İstanbul Abideleri, 64-65; İstanbul Haritası (Havestadt u. Contag, Berlin-Wümersdorf, 1913); C. Kayra, İstanbul, Mekânlar ve Zamanlar, ist., 1990, s. 64; Kumbaracılar, İstanbul Sebilleri, 11; Kuran, Mimar Sinan, 343; Kü-tükoğlu, İstanbul Medreseleri, 352-354; Kütü-koğlu, Darü'l-Hilafe, 39; Meriç, Mimar Sinan, 99; Sicill-i Osmanî, IV, 128-129; Mehmed Ağa Vakfiyesi, Topkapı Sarayı Müzesi Kitaplığı, Emanet Hazinesi, no. 3023.

ZEYNEP AHUNBAY

MEHMED AIİ HİLMÎ DEDEBABA

(1842, istanbul- 1907, İstanbul) Bektaşî şairi ve dedebaba.

Sultanahmet yakınlarındaki Güngörmez Mahallesi'nde doğdu. Aynı mahallenin i-mamıNuri Efendi'nin oğludur. Anne ve babası gibi o da Merdivenköyü Şahkulu Sultan Tekkesi(->) Postnişini Hacı Hasan Ba-ba'ya intisap ederek 14 yaşında Bektaşî oldu (1856).

1863'te Hacı Ali Baba'nın ölümü üzerine Şahkulu Sultan Tekkesi'ne postnişin o-lan Mehmed Ali Hilmî Baba, aynı yıl Hacı Bektaş Veli Dergâhı'na gitti ve Hacı Tu-rabî Ali Dedebaba'dan ikrar alarak "mü-cerred" oldu. 6 yıl sonra yeniden Hacı Bektaş Veli Dergâhı'na giderek Selanikli Hacı Hasan Dedebaba'dan, Türbedar Mehmed Yesarî Baba'nın rehberliği ile halifelik aldı. Tarikat yaşamındaki bu gelişmeleri Hamdûlillah devrim itmam eyleyüb devrâneden / Pîrim ihsan et di doğdum Hilmî dön kez âneden beytiyle dile getiren Mehmed Ali Hilmî Baba, Bektaşîlikteki "yol babalığı", "yol evlatlığı" ve "doğum" geleneğini anlamlı bir biçimde özetler.

Mehmed Ali Hilmî Baba, daha önce Kaz-lıçeşme'deki Perişan Baba Tekkesi'nin postnişini olan Perişan Hafız Ali Baba'nın dedebabalıktan uzaklaştırılması üzerine 3 yıl kadar Hacı Bektaş Veli Dergâhı'nda de-debabalık yaptı ve daha sonra geri dönerek Şahkulu Sultan Tekkesi'ndeki postni-şinliğine devam etti.



Mehmed Ali Hilmî Dedebaba

Nuri Akbayar koleksiyonu

MEHMED AIİ PAŞA

355


359 MEHMED EMİN AĞA SEBİLİ

AHMED RASİM'İN KALEMİNDEN MEHMED CELAL

...Bîçâre Celâl, bütün hayatında babasından şikâyet edip dururdu. Zannederim ki birkaç defa evlenmişti. Eserlerinin içinde talihsizliği apaçık görünür.

Sevdiği "Anna"mn aşkının hâtırasını ölünceye kadar unutamamıştı. İşrete şiddetli düşkünlüğü neticesinde bazan cinnete benzer işaretler gösterdiği olurdu. Hattâ birgün Fevziye Kıraathanesi'nde Ali Ulvi Bey'in fesini kapıp Saraçhane tarafına doğru kaçmış, beni de Galata'da Havyar Ham önünde aynı muamelede bulunacağını söyleyerek tehdit etmişti.

Kitapçılarla açtığı câri hesaptan da kırma kırdırma suretiyle bedbahttı. Büyüka-da'da oturduğum senelerde birgün Andelîb (Faik Esad) ile beraber çıkageldiler. Eyvah!.. Burada ben bu iki deliyi nasıl idare edeyim? Derhal merkepleri çağırdım. Bindik "Diyaskalos" (ah vah) deyip yürüdük. Çamların altında oturduk. Bununla beraber bir saat sonra ikisi birden ayaklandılar. Celâl bağırıyor, Andelîb bağırıyordu.

- Sus!
demek onlara:

- Sesinize ne oldu kısıldı mı? Bağırsamza! mânâsına geliyordu.

- Yapmayın!

- Bunu söyleyen sen misin?

Bırakıp gitmek de elimden gelmiyordu. Gelen geçen bize bakıyor, hattâ kadınlardan, çocuklardan pek çoğu korkuyorlardı. En sonunda, bilmem ne oldu? İkisi birden ağlamaya başladılar. Buhran sona eriyor. Fransızlar "ufak bir rüzgâr yağmuru dindirir" derler ama, burada beş on damla göz yaşı fırtınayı dindirdiydi. Meğer Celâl "Anna"yı hatırlamış. Andelîb de onun ağladığım görünce kendisini zaptede-memiş imiş. Bana da bu hâl dokundu. Pek müteessir oldum. Gözlerim sulandı. Bîçâre Celâl beni de hazır görünce yerinden fırladı. Anna'nın evine doğru dönerek irticâlî olarak:

"Ada!.. Ey mesken-i dildâr!.. Sende sonbahar ağlar

Celâl ve Râsim ağlar, Andelîb-i dil-fikâr ağlar"

diye avazı çıktığı kadar bağırdıydı.

Şükürler olsun ki, geceyi pek sakin bir hâlde geçirdikti. Onları bağlayacak zinciri elde etmiştim! Bol, sık sık rakı!

Ahmed Rasim, Muharrir, Şair, Edib, îst., 1980, s. 126-127

Bundan sonra "dedebaba" olarak anılan Mehmed Ali Hilmî Baba, Anadolu'daki muhip, derviş ve babaların yardımıyla toplanan paralarla Şahkulu Sultan Tekkesi'ni yeniden inşa ettirdi, satın aldığı arazide bağ ve bahçeler kurdu. Bu yüzden Şahkulu Sultan Tekkesi'nin "bâni-i sanr'si olarak da anılır. Onun döneminde bu tekke "mü-cerredlik erkânı" da uygulanan önemli bir Bektaşî merkezi durumuna geldi. Ölümünde, önce Tekke'nin kış meydanı yanına gömüldüyse de daha sonra kabri akrabaları tarafından aynı semtte sağlığında yaptırmış olduğu Gözcü Baba Bahçesi'ndeki sofaya taşındı. Ölüm tarihi mezar taşına göre 22 Ocak 1907, basılı Divariının önsö-zündeki açıklamaya göre 21 Şubat 1907' dir.

Bektaşîliğin şiir geleneğini sürdüren Mehmed Ali Hilmî Dedebaba'nın Hilmî mahlasıyla yazdığı ve gazel, muaşşer, müseddes, muhammes, murabba, tahmis, mersiye, nasihatname, tarih, kıt'a, müfred ve koşma tarzı nefeslerden oluşan bir Divan'ı (Merhum Mehmed AH Hilmi Dedebaba' nın Divanı, 1909) vardır. Şahkulu Sultan Tekkesi'nde aşçılık yapan Ahmed Mehdî Baba'nın bastırdığı bu eser, Bedri Noyan tarafından, kendisinde bulunan orijinal yazmadan da yararlanarak, şiirlerin düzyazı çevirileriyle birlikte Mehmed Ali Hilmi Dedebaba Divanı adıyla yeniden yayımlandı (ty) [1986]. Divanında da bulunan iki "mersiye"si biri tarihsiz, diğeri 1899 tarihli olmak üzere sağlığında risale halinde basılmıştır. Yoğun ehl-i beyt sevgisi ve coşkulu söyleyişiyle dikkati çeken nefesleri tekkelerde bestelenerek okunmuş, 19. yy'm sonlan ile 20. yy'ın başlarında tutulmuş cönk ve mecmualarda çok sayıda e-serine yer verilmiştir.



Bibi. Merhum Mehmed Ali Hilmi Dedebaba'nın Divanı (haz. Ahmed Mehdî Baba), îst., 1909; Saadettin Nüzhet (Ergun), Bektaşi Şairleri, îst., 1930; ay, Ondokuzuncu Asırdanbe-ri Bektaşî-Kızılbaş Alevî Şairleri ve Nefesleri, îst., 1956; M. Tevfik Oylan, Bektaşiliğin iç Yüzü, I-II, ist., 1949; A. Gölpınarh, Alevî-Bekta-şî Nefesleri, ist., 1963; B. Noyan, Bektaşîlik Alevîlik Nedir, Ankara, 1987; "Le Tekke Bektac-hi de Merdivenköy", Anatolia Moderna, II, Paris, 1991; T. Koca, Şevki. Hayatı ve Şiirleri, îst., 1967; ay, Bektaşi Alevi Şairleri ve Nefesleri, îst., 1990, s. 414-415, 510-524, 570-576.

M. SABRİ KOZ



MEHMED ALİ PAŞA

bak. ÇALIMLI, MEHMED ALİ



MEHMED CELAL

(1867, istanbul - 26 Ocak 1912, istanbul) Şair, hikayeci ve romancı.

Jandarma Dairesi reislerinden Hakkı Paşa'nın oğludur. Düzenli bir öğrenim görmedi. Babasının görevli bulunduğu dairede tahrirat kaleminde çalışmaya başladığı sırada 15 yaşındaydı. Bu sıralarda şair Kâzım Paşa ve Muallim Naci'nin çevresinde bulundu ve Tercüman-ı Hakikat'te yazmaya başladı. Şiirle ilişkisi ise 12 yaşlarındayken saz şairliğiyle başlar. Tahrirat kaleminde mümeyyizliğe kadar yükseldi. Ama içkiye düşkünlüğü, düzensiz yaşamı ne-

deniyle genç yaşta emekli edildi. Bir süre özel okullarda edebiyat ve yazı dersleri verdi.

Mehmed Celal

Nün Akbayar koleksiyonu

Sık sık âşık olan Mehmed Celal beş kere evlendi. Eşlerinden birinin doğum yaptığı sırada ölmesi yazara Küçük Gelin adlı romanı esinledi. Anna adlı bir Ermeni kızıyla ve Hasan adlı bir Çerkez genciyle o-lan ilişkileri yaşamım etkilemiştir. Bu son ilişkisi nedeniyle babası ile arası açıldı. Beşiktaş Muhafızı Hasan Paşa tarafından gözetim altında tutulduğu sırada evi arandı ve II. Abdülhamid ile Gazi Osman Paşa i-çin yazdığı hicivler ortaya çıktı. Hasan Pa-

şa, Mehmed Celal'i kurtarmak için deli olduğunu ileri sürdü ve bu yüzden 2 ay kadar Taksim'deki Fransız Hastanesi'nde tedavi altında tutuldu. Bundan sonraki yaşamı yine içki tutkunluğu ve derbederlik i-çinde geçti ve gerçekten delilik belirtileri gösterdi. Yeniden hastaneye yatırıldı. Tedaviden sonra aynı yaşamı sürdürdü. Karaciğer hastalığından öldü. Mezarı Yeni-kapı Mevlevîhanesi Mezarlığı'ndadır.

Mehmed Celal, edebiyatta eski-yeni çatışmasının gündeme geldiği, 19. yy'm son çeyreğinde Muallim Naci'nin yandaşı olarak gözükür. Eski şiiri savunan ve bu yolda örnekler veren Mehmed Celal güçlü ve verimli bir şairdir. Eski anlayışı sürdürmekle birlikte şiirlerinde yeniliğe açık, yeniliği yaşatan yanlar vardır. Sayısı 20'yi aşan u-zun hikâye ve romanlarıyla da döneminin en çok yazan ve en çok okunan yazarıdır. Mehmed Celal'in şairliği konusunda Ahmed Rasim(-») "Celal ki her zaman, her vesileyle söylerim, bu asrın en tabii şairidir" ya da "Bu asrın en hassas anadan doğma bir şairi idi" der. Nesirleri konusunda ise Kenan Akyüz "niceliğin niteliği boğmadığı" m ileri sürer.

Mehmed Celal'in şiir ve yazıları Gülsen, Gayret, Mürüvvet, Maarif, Mika, Mektep, Musavver Terakki, Hazine-i Fünûn gibi süreli yayınlarda yayımlandı. Şiirlerini Ada' daSöylediklerim(1886), Gazellerim (1892), Elvan-ı Şairane (1894), Zâde-i Şair (.1895'), Sürûd (1896), Asâr-ı Celâl (1896) adlı kitaplarda topladı. Bunların dışında bazı Os-

manii padişahlarının hayatlarını manzum olarak kaleme almıştır. 20'den fazla roman ve.hikâye kitapları içinde Dâmen-âlûde (1887), Bir Kadının Hayatı (1890), Küçük Gelin (1892) en önemlileridir. 1910'da çıkan Kuşdilinde adlı romanı Mehmed Celal'in yeni harflerle ve günümüz diline uyarlanarak yayımlanan tek eseridir (İst., 1990). Osmanlı Edebiyat Numuneleri (1894), Ahmed Rasim Bey (1910), Sevda Lügati diğer kitaplarından bazılarıdır.

Ahmet Rasim basın hayatıyla ilgili anılarını topladığı Muharrir, Şair, Edib (1924, yb 1980) adlı eserinde Mehmed Celal'in yazarlığı, şairliği ve günlük yaşayışı konusunda oldukça geniş bilgi verir. Ahmed Ra-sim'in anlattıklarından Mehmed Celal'in günümüzün deyişiyle "çizgidışı" ya da "marjinal" bir edebiyatçı olduğu anlaşılmaktadır. Yine Ahmed Rasim, Muallim Naci'nin Mehmed Celal'i "Osmanlı şairleri içinde iki meşhur deli vardır: Biri Deli Birader, diğeri Celal-i hayal-perver" diye nitelediğini yazar.

Mehmed Celal'in sevdiği kızın (Anna) Büyükada'da oturması şairin sık sık buraya gitmesine ve bir şiir kitabına Ada'da Söylediklerim adını vermesine yol açmış, böylece Mehmed Celal "Ada şairi" olarak tanınmıştır. Kuşdilinde adlı romanında 20. yy'ın başlarındaki İstanbul hayatından bir kesit verir. İstanbul'un suriçi bölümünde yer alan Cerrahpaşa semtinde oturan iki arkadaşın aşk serüveni, İstanbul'un Kadıköy yakasındaki sayfiye yerleri (Fenerbahçe, Kuşdili), Beyoğlu yakasındaki eğlence yerleri romanda konu edilir. O dönem İstanbul'unda ulaşım, değişik kesimlerden halkın yaşayışı; romanın akışı içinde yer alır. İstanbul hayatında azınlıkların yeri ve toplumsal hayata etkileri romanın dikkate değer diğer bir yönüdür.



Bibi. Ahmed Rasim, Muharrir, Şair, Edib, ist., 1980; înal, Türk Şairleri; TDEA, V; K. Akyüz, Balı Tesirinde Türk Şiiri Antolojisi, Ankara, 1970.

ERAY CANBERK



MEHMED EFENDİ ÇEŞMESİ

Eminönü İlçesi, Küçükayasofya Mahalle-si'nde, Küçükayasofya Camii Sokağı'nda yer alır. 1118/1706'da yapıldığı talik hat ile yazılı olan kitabesinden anlaşılan çeşmenin banisinin Mehmed Efendi olduğu bilinmekle beraber hakkında başka bir bilgi yoktur.

Duvarları moloz taş örgülü, üzeri tonoz örtülü bir hazne önünde yer alan ve kesme küfeki taşından yapılmış olan çeşme sivri kemerli bir niş şeklinde düzenlenmiştir. Yol seviyesinin yükselmesi ile biraz aşağıda kalan mermer teknenin önü kırık olmayıp oval şekilde kesildiği anlaşılmaktadır. Aynataşı sade olan çeşmede, kemer kilit taşı üzerinde bir çarkıfelek motifi vardır. Kemerin üzerinde şair Hamdi'ye ait dört satır halinde ta'lik hatla yazılı dört beyit-lik mermer kitabe bulunmaktadır. Kitabenin son satırında iki kartuş arasında 11187 1706 tarihi yazılıdır. Üstteki satırlarda kartuş aralarında rozet çiçekleri, dallar ve stilize yapraklardan oluşan süslemeler vardır.

Mehmed Efendi Çeşmesi

Hülya Erdoğan

Çeşmenin sağ üst köşesinde yarısı dışa çıkıntı yapacak şekilde yerleştirilmiş bulunan bir mezar taşı dikkat çekmektedir. Muhtemelen geç bir tarihte yapılan tamirde yerleştirilmiş olmalıdır. Üstte ve yanlarda silmelerle çerçevelenmiş olan çeşmenin bugün suyu akmaktadır.



Bibi. Tanışık, İstanbul Çeşmeleri, I, 106; A. Egemen, İstanbul'un Çeşme ve Sebilleri, ist., 1993, s. 556.

AHMET VEFA ÇOBANOĞLU



MEHMED EMİN AĞA ÇEŞMESİ

Fatih İlçesi'nde, Fevzi Paşa Caddesi üzerinde Fatih Külliyesi'nin Akdeniz Medresesi cephesinin köşesinde yer almaktadır.

Banisi sipahi ağalarından Hacı Hüseyin Ağa'nın oğlu Hacı Mehmed Emin Ağa'dır. İri mermer bloklardan oluşturulmuş bir yüzeye monte edilmiş olan bu çeşme 11547 174l'de inşa edilmiştir. Tamamen beyaz

Mehmed Emin Ağa Çeşmesi

Nurdan Sözgen, 1994/TETTVArşivi

mermerden yapılmıştır. İki yanında ince kum saati sütunçeler ve silmeler ile sınırlanan çeşmenin üst kısmında, dikdörtgen bir yüzey içine işlenmiş olan tek satırlık sülüs hatlı kitabe yer alır. Bu kitabenin hattatı Mehmed Said'dir. Bu bölümün hemen altında sivri kemerli aynalık yer almaktadır. Kemerin kilit taşına ufak bir gülbezek, kemerin üstünde, sağ ve solunda ise, birincisine oranla daha büyük yapılmış iki tane gülbezek daha yerleştirilmiştir. Aynalığın alt kısmında silmelerle teşkilatlandırılmış olan dikdörtgen bir kısım daha mevcuttur. Bu bölümün üstünde, kartuş içine bir satırlık kitabe yerleştirilmiştir. Hemen altında, kırık kaş kemerle nihayetlendi-rilmiş olan kısımda, günümüzde yerinde olmayan lülenin yuvası vardır. Bunun iki yanına, dallar üzerinde lale motifleri işlenmiştir. Bu bölümde boydan boya oluşmuş çatlağı kapatabilmek amacıyla sıva kullanılmış, bu da motiflerin büyük bir kısmını tahrip etmiştir. Kırık kaş kemerin iç kısmında, ortadaki bir diğer gülbezek sağlam halde mevcuttur. Kemerin üstünde, iki yan bölümü kaplayacak şekilde karanfilli dallar işlenmiştir. İri kesme blok taşlardan yapılmış olan teknesi zemine gömülü durumdadır.

Döneminin örneklerine göre hayli sade ve iddiasız olan Mehmed Emin Ağa Çeşmesi günümüzde (1994) onarıma alınmıştır. Bibi. Tanışık, istanbul Çeşmeleri, I, 166; A. Egemen, istanbul'un Çeşme ve Sebilleri, îst., 1993, s. 562; Fatih Camileri, 318.

arzu manlar



MEHMED EMİN AĞA SEBİLİ

Beyoğlu İlçesi'nde Ayazağa Caddesi'yle Dolmabahçe Caddesi'nin kesiştiği köşede, Dolmabahçe Camii'nin karşısındadır. Dolmabahçe Meydanı'mn düzenlenmesi sırasında, aynı konumda geriye çekilmiştir.

Sebil; türbe, hazire, sebil, çeşmeden o-luşan küçük bir 18. yy külliyesinin egemen öğesidir. Bu yapı topluluğunun bitişiğinde bir sıbyan mektebi ve tekkenin bulunduğu ve yine yol yapımı sırasında bu iki yapının kaldırıldığı bilinmektedir. Sebilin cephesindeki tarih kitabesinde 1154/1741'de Sipahi Ocağı ağalarından Hacı Mehmed Emin Ağa tarafından yaptırıldığı yazılıdır. Porfir, mermer, bronz gibi değerli malzemelerden yapılmış olan sebil, 18. yy'ın ilk yarısının en zarif sebillerinden biridir. Günümüzde çayhane olarak kullanılmaktadır.

Altı sütunla oluşan beş açıklıkla dışarı açılan sebil, planda ongenin yarısı bir çıkıntı geliştirir. Yüksek bir kaideye oturan sütunların başlıkları ve baştabandaki uzantıları ilginç bir biçimlenme göstermektedir. Sütun başlıklarında, iki dizi akant yapraklarından ikinci dizinin köşelerindeki a-kant yaprakları başlığın üst bölümüne kadar uzanır ve İyon başlığı gibi kıvrılarak son bulur. Üzerinde nokta şeklinde küçük kabartılar dizilidir. Köşe kıvrımları arasında yine akant yaprağı-istiridye kabuğu karışımı bir örge ile tamamlanan bir bezeme düzenlemesi görülür. Başlıkların üzerindeki kare kesitli pilastrlar iki küçük sütun ve kemerden oluşan bir örgeyle bezenmiştir.



MEHMED EMİN EFENDİ

360

361

MEHMED ESAD YESARI

Pilastrlar sebilin geniş saçağını desteklemek üzere kütlesel olarak genişletilmiştir. Sütunlar arasındaki açıklıklar içbükey-clış-bükey profilli kemerlerle geçilmektedir. Açıklıklar dört köşeli demir şebekelerle örtülmüştür. Demir şebekeler alttan kesiktir. Özgün durumunda su verme amacıyla yedi açıklığın bulunduğu, kaynaklarda belirtilmektedir. Taş duvar içindeki demir izlerinden de bağlantılar olduğu anlaşılmaktadır. Demir şebekelerden birinin tümden kaldırılmış olduğu görülür.

Sebilin bir yanında çeşme, öteki yanında kapı düzenlemesi vardır. Çeşme düzenlemesi, 1740'larda gelişen çeşme üslubuna uymaktadır. Çeşme nişi simetri ekseni üzerinde üç adet "C" profilli kemerle oluşmaktadır. Köşelikler üçgen bezeme alanına uygun bir bezeme düzenlemesiyle doldurulmuştur. Köşeliği önce bir yazı şeridi, sonra yeşil porfirden kare taş levhanın ortasında üzeri almaşıklı kartuş ve yaprak örgesi dizisiyle bezenmiş çelenk ve yazı levhası izler. Çeşme aynasında sütun-kemer-sü-tun örgesi yinelenmiştir. İçbükey-dışbükey hareketli kemer profilinin birleşme noktası üzerinde topuza benzer öğenin bu dönemde ortaya çıktığı görülmektedir.

Kapı düzenlemesi çeşme düzenlemesini yineler. Kapıdan içeri girildiğinde beşik tonozla örtülü koridora geçilir. Sağda bulunan alçak kapıdan geniş bir kemerle ayrılan iki bölümlü mekâna girilir. Birincisi kubbeyle örtülüdür ve geçiş öğesi olarak Türk üçgeni kullanılmıştır. İkincisi ise aynalı tonozla örtülüdür, ikinci bölüm yine geniş bir kemerle hazireye açılmaktadır. Birinci bölümde kapının karşısındaki musluğun niş örtüsü şaşırtıcıdır, çünkü niş örtüsü 16. yy'ın mukarnas öğeleriyle oluşmuştur. 18. yy'da 16. yy mukarnas öğesinin geçerli olmadığı açıktır. Bu örtünün özgün olmaması gerekir.

Koridorun sağında ve karşısında bulunan kapılardan açık türbe ve hazireye geçilir. Sol kapının arkasında baninin açık türbesi bulunmaktadır. Kapı düzenlemesine bitişik açık türbe dört kolon ve "S"-"C" kıvrımlı kemerlerle yola açılır. Kolonlar üzerinde yaprak örgesiyle taçlanmış musluklu küçük nişler vardır. Bunların kuşların su içmesi için düşünülmüş olması gerekir. Açık türbenin şebekeleri iç içe geçen

Mehmed Emin Ağa Sebili

Nurdan Sözgen,

1994/TETTV

Arşivi

çemberlerden oluşmuştur. Kemerlerin ü-zerindeki duvar alanı yazı alanı olarak değerlendirilmiştir. Türbe, hazireden bir kolon dizisiyle ayrılmıştır. Kolonları destekleyen kiriş üzerinde yanlarda 18. yy bezeme üslubuna uymayan ve 19. yy'm sonlarım anımsatan bir bitkisel bezeme düzenlemesi dikkati çekmektedir.



Bibi. Kuban, Barok; A. Arel, 18. Yüzyı( İstanbul Mimarlığında Batılılaşma Süreci, İst., 1975; Unsal, Eski Eser Kaybı, 57.

AYLA ÖDEKAN



MEHMED EMİN EFENDİ TEKKESİ

Beykoz İlçesi'nde, Serviburnu mevkiinde, Yalıköy Mahallesi'nde, Serviburnu İskelesi Sokağı'nda, Mobil Serviburnu Tesisle-ri'nin yanında yer almaktadır.

Nakşibendî tarikatından Şeyh Mehmed Emin Efendi (ö. 1829) tarafından 19. yy'm ilk çeyreği içinde tesis edilmiş, vakfiyesi 1239/1820'de düzenlenmiştir. İstanbul tekkelerinin dökümünü veren kaynakların hiçbirisinde adı geçmeyen bu tekkenin 19. yy'm ikinci yarısında kısmen yenilendiği, bu arada 1288/1871'de Başçavuş Abdülka-dir Efendi adında bir hayır sahibi tarafından bir çeşmenin yaptırıldığı, daha sonra 1321/1903'te bu çeşmenin yanında bir namazgahın düzenlendiği anlaşılmaktadır.

Tekkenin postuna Şeyh Mehmed Emin Efendi'den sonra kimlerin geçtiği, meşihatın Nakşibendîliğin hangi koluna bağlı bulunduğu, burada haftanın hangi günü ayin icra edildiği tespit edilememiştir. Tekkelerin kapatılmasından (1925) sonra, 1940

l

Mehmed Emin



Efendi

Tekkesi'nin

derviş

hücreleri.



M. Baba Tanman,

1993

civarında baninin neslinden gelen ve tekkenin harem dairesinde ikamet edenler Mısır'a göç etmiş, bu tarihten sonra sahipsiz kalan tekke binaları harap düşmüş, tev-hidhane ile harem bölümleri ortadan kalkmıştır. İncelendiği 1983 yılında harap durumda olan derviş hücreleri ile selamlık binası mesken olarak kullanılmaktaydı.

Tekkeyi oluşturan binalar geniş ve a-ğaçlı bir bahçenin içine dağılmıştır. Serviburnu İskelesi Sokağı üzerindeki çeşmenin haznesi moloz taş ve tuğla ile örülmüş, ü-zeri sıvanmıştır. Basık bir beşik tonozun örttüğü haznenin sokak cephesindeki ayna-taşı, yuvarlak bir madalyon ile bunu taçlandıran yaprak motiflerini içerir. Yaprak demetinin ortasında tuğ biçiminde bir kabartma dikkati çeker. Madalyonun alt kesiminde, iki yana açılan dal kıvrımları, bunun üzerinde, içi boş bırakılmış (veya kazınmış) iki kitabe kartuşu bulunmakta, madalyonun altında, musluğun yanlarında ikişer adet küçük yuvarlak kabartma yer almaktadır. Aynataşının üzerine yerleştirilmiş olan dört beyitlik manzum kitabe istif-li sülüsle yazılmış, 1288/1871 tarihini taşıyan bu kitabede çeşmenin Serçavuş Ab-dülkadir Efendi tarafından, "asâkirden Hasan Usta yediyle" yaptırıldığı belirtilmiştir. Tekkenin bahçesindeki bostan havuzunun yanında, yerde bulunmuş olan, ta'lik hatlı ve 1288/1871 tarihli diğer bir kitabede de yine suyun Abdülkadir Efendi tarafından getirtildiği ifade edilmektedir. Çeşmenin yakınında teşhis edilmiş olan namazgahın mihrap taşı, sivri kemerli herhangi bir şahide görünümündedir. İki satır halinde düzenlenmiş olan, sülüs hatlı kitabesi "hazâ mihrap" ve "sene 1321" ibarelerinden o-luşmaktadır. Kitabenin üzerinde dört adet kabartma rozet, altında da, zincirle asılmış bir kandil kabartması dikkati çeker.

Derviş hücreleri, Serviburnu İskelesi So-kağı'na paralel uzanan, dikdörtgen planlı (27,50x3,70 m), beşik çatılı ahşap bir kanat içinde toplanmıştır. Moloz taş örgülü bir tabanın üzerine oturan bu yapının sokağa bakan ön cephesinde dikdörtgen a-çıklıklı kapılar ve pencereler sıralanır. Derviş hücrelerinin arkasındaki küçük hazi-re Şeyh Mehmed Emin Efendi ile eşi Fatma Hatun'a (ö. 1825) ait iki mezarı barındırmaktadır. Şeyh M. Emin Efendi'ye ait şahide sivri kemerli olup ta'lik hatlı manzum bir kitabeye sahiptir. Söz konusu kitabede M. Emin Efendi'nin Nakşibendî tarikatın-

dan ve bu tekkenin banisi olduğu, 1245/ 1829'da vefat ettiği belirtilmektedir. Fatma Hatun'un, üçgen bir alınlıkla son bulan şahidesindeki 1241/1825 tarihli kitabe ise mensur olup sülüs hatla yazılmıştır.

Derviş odalarının arkasında, bostan havuzu ile donatılmış bir bahçenin gerisinde yer alan ve dış görünümü ile sıradan bir ahşap meskeni andıran, tek katlı yapının selamlık birimlerini, misafirhaneyi ve taamhaneyi (yemekhane) barındırdığı bilinmektedir. Bu yapıya bitişik olan ve aynı özelliklere sahip olduğu bilinen harem dairesi ile aynı sırada, bağımsız bir yapı olarak tasarlanan, ufak boyutlu ahşap tev-hidhane 1950'lerin ikinci yansında çökerek ortadan kalkmıştır.

M. BAHA TANMAN

MEHMED EMİN EFENDİ TEKKESİ

Fatih İlçesi'nde, Aksaray'da Gureba Hüseyin Ağa Mahallesi'nde, Şekerci ve İmam Murat sokaklarının birleştiği köşede, 183 pafta 892 ada 15 parselde kayıtlı, Vakıflar Bölge Müdürlüğü'nün mülkiyetinde iki katlı ahşap bir binadır. Kırkağaçlı Mehmed Emin Efendi, Aksaray Uşşakî Tekkesi, Şekerci Sokağı Tekkesi olarak da tanınır.

Bugün apartmanlar arasına sıkışmış bulunan mevcut yapı 17 Ramazan 13077 7 Mayıs 1890'da meydana gelen Aksaray-Hor-hor yangınından sonra yaptırılmıştır. Bu büyük yangın tekkenin de bulunduğu Şekerci Sokağı'ndan çıkmış bütün Aksaray semtini ve çevresini yakmıştır. Yangın öncesinde tekkenin 22 Zilkade 1272/13 Temmuz 1855 tarihli vakfiyesinden anlaşıldığına göre bir semahane, bir şeyh odası, bir kahve ocağı, bir abdesthane ve hela, "bir'i ma" ve havuz, bir miktar açıklık ve sokak kapısından meydana gelen bir binası olduğu anlaşılmaktadır. 1885'teki nüfus sayımında tekkede l kadın, 2 erkek olmak üzere 3 kişi oturmaktadır. Tekkeyi tüccardan Kasap Hoca Niyazi Efendi yaptırmıştır.

Tekke aslen tarikat olarak Nakşî-Kadi-rî iken ikinci banisi sayılan Şeyh Fahreddin Efendi'nin Uşşakî tarikatına mensup olması nedeniyle Uşşakî Tekkesi olarak bilinmektedir. Tekkenin vâkıfı ve ilk şeyhi Kırkağaçlı Mehmed Emin Efendi, Nakşîliğe bağlı Üsküdar Alacaminare Tekkesi Şeyhi Erzincanî Sadık Efendi'nin, Kadirîlikten de Kadirîhane Tekkesi Şeyhi Şerif Ahmed Efendi'nin halifesidir. Üsküdar'da Alacaminare Tekkesi naziresinde gömülüdür. Tekkenin ikinci şeyhi Mehmed Emin Efendi' nin oğlu İbrahim Efendi olup Eyüp'te Şeyh Murad Tekkesi'nde gömülüdür. Üçüncü şeyh Hacı Hafız Efendi (0.1890) Şeyh Emin Efendi'nin halifesidir. Hacı Hafız Efendi'nin Agâh Efendi isminde bir halifesi olmasına rağmen halifesini Haseki'de Erdik Baba Za-viyesi'ni ihya etmekle görevlendirmiş, bu tekkenin meşihatını da kendi rızasıyla Kadirîlikten Nişancı-yı Cedid Tekkesi Şeyhi Abdülhalim Efendi'nin halifesi ve damadı Şemseddin Efendi'ye terk etmiştir. Dördüncü şeyh Şemseddin Efendi 5 Şaban 1307/27 Mart 1890 Perşembe günü "berat kandi-




Dostları ilə paylaş:
1   ...   84   85   86   87   88   89   90   91   ...   140
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə