KirkçEŞme tesisleri



Yüklə 8.15 Mb.
səhifə87/140
tarix27.12.2018
ölçüsü8.15 Mb.
1   ...   83   84   85   86   87   88   89   90   ...   140

MEHMED

354

355


MEHMED AĞA KÜLLİYESİ

beyinci Ömer Yaver Paşa, otomobillerin hazır olduğunu haber verince Vahideddin yakası kürklü paltosunu giyinip çıktı. Kendisine eşlik edenlerle 4 otomobile binildi ve Harrington'la Dolmabahçe'ye inildi. Burada bekleyen muşa binilerek Malaya gemisine geçildi. Vahideddin'in yanında tek oğlu Mehmed Ertuğrul Efendi, Ömer Yaver, Sertabib Reşad paşalarla Kaymakam Zeki Bey, Esvabcıbaşı Küçük İbrahim Bey, ikinci Musahip Mazhar Ağa da vardı. O günkü selamlık alayı için hazırlıkların başlaması ile Vahideddin'in kaçtığı anlaşıldı ve durum Refet Paşa'ya bildirildi. TBMM'de, "düşmanla işbirliği etmiş bir sultanın bu hareketinden sonra da ecnebi himayesinde iltica ederek makam-ı hilafeti terk ve firar ile hilafetten bilfiil feragat etmekle şer'an hal' edilmiş olacağı" na ilişkin Konya Mebusu Vehbî Efendi' nin fetvası okundu. Meclis de halifelikten hal" kararı aldı.

Vahideddin ve yanındakiler ingilizce, gemi mürettebatı da Türkçe bilmediği i-çin, Malaya'daki yolculuk büsbütün sıkıntılı geçti. Vahideddin yanma 3.000 altın almıştı. Londra Bankası'nda da 20.000 ingiliz lirası vardı. Malta'da kimsenin bulunmadığı rıhtıma çıkılınca otomobillerle tenha yollardan bir konağa götürüldüler. Burada 37 gün kaldı. Melik Hüseyin'in çağrısı ü-zerine gittiği Mekke'de "âlem-i Islama hitaben" bir beyanname yayımlandı. Bu bildiri 16 Nisan 1923 tarihli el-Abram'da çıktı. Bu uzun metinde, Kemalistlerin istanbul'u Ruslara teslimi öngördüklerini ve bunun için Bolşeviklere yaklaştıklarını, fakat İstanbul'un hilafetin siyasi merkezi olmasını önleyemeyeceklerini ileri sürmekteydi. Bu bildirinin bir etkisi olmadığı gibi Hicaz'da umduğu desteği de elde edemedi. San Remo'ya giderek orada yerleşti. İstanbul'da kalan kadınlarından Nevzad ve Mü-veddet de yanına gittiler. San Remo'daki yaşam, parasal sıkıntılar yüzünden giderek çekilmez hale geldi. 15 Mayıs 1926'da ölen Vahideddin'in cenazesi de sorun oldu. Türkiye kabul etmeyeceğini İtalyan hükümetine bildirdi. Borçlu öldüğünden tabutuna haciz kondu. Ancak kaçırılarak Suriye'ye götürüldü ve Şam'da Sultan Selim Camii haziresine gömüldü. Burası 1965' te park haline getirildi. Halen mezar yeri belli değildir. Kızı Ulviye Sultan Türkiye' de yaşamış, Sabiha Sultan, Halife Abdül-mecid'in oğlu Ömer Faruk Efendi ile evlenmiştir.

İstanbul'da adına kesilen son Osmanlı Lirası "Vahid altını" olarak bilinir.



Bibi. H. Y. Şehsuvaroğlu, "Padişah Mehmed Vahdettin'in Hayatı ve Firarı", Resimli Tarih Mecmuası, S. 11 (Kasım 1950), s. 404-407; A. F. Türkgeldi, Görüp işittiklerim, Ankara, 1987, s. 138 vd; Mehmet Tevfik Bey'in (Biren)II. Abdül-hamid, Meşrutiyet ve Mütareke Devri Hatıraları, II, İst., 1993, s. 173 vd; B. Criss, İşgal Altında istanbul, ist., 1993; Danişmend, Kronoloji, IV, 441-469; Uluçay, Padişahların Kadın-lan, 184-187; G. Oransay, Osmanlı Devletinde Kim Kimdi, I, Osmanoğullan, Ankara, 1969, s. 114, 115, 217; E. Z. Karal, "Mehmed VI", lA, VII, 562-566; Lutfî Simavî, Sultan Mehmed Reşad Han ve Halefinin Sarayında Gördüklerim, II, ist., 1340; C. Topuzlu, 80 Yıllık Hatıralarım,

İst., 1982, s. 160 vd; Hüseyin Kâzım Kadri, Meşrutiyet'ten Cumhuriyet'e Hatıralarım, İst., 1991; "Topkapı Sarayı'nda Cülûs-ı Hümayun", Harb Mecmuası, S. 27 (Haziran 1334) s. 418-419; Y. Çetiner. Son Padişah Vahdettin, İst., 1993.

NECDET SAKAOĞLU

MEHMED (Şekerzade)

(?, Manisa -1752, İstanbul) Aklâm-ı sitte hattatı.

Babası şekerci olduğu için imzalarında daima "Şekerzade" lakabını kullanmıştır. Hattatlar arasında da "Şekerdzade" diye ün salmıştır. Yazıyı İbrahim Kırımî'den meşk etmiş, fakat icazetini İmrahor Camii İmamı Yedikuleli Abdullah'tan(-0 almıştır. III. Ahmed'in (hd 1703-1730) musahibi Çavuş Ahmed Efendi'nin teşviki ve padişahın emriyle Medine'ye giderek orada bulunan Şeyh Hamdullah(->) tarafından yazılmış bir Ku-ran'ın tıpkısını yazmaya memur edildi. Ku-ran'ı taklit ederek tamamladı. Ayrıca bir de delâil-i şerif yazdı. Dönüşünde tezhip ettirdiği Kuran'ı I. Mahmud'a (hd 1730-1754) hediye etti. Bu Kuran 1874'te Maarif Nezareti tarafından taşbasması olarak bastırıldı. Ayrıca 70 adedi aharlı kâğıt üzerine bastırılarak devlet ileri gelenlerine hediye e-dildi. Bunları hakikaten yazma Kuran'dan ayırmak müşküldür. Vefatında Karacaah-met Mezarlığı'nda Şeyh Hamdullah'ın civarına gömüldü. Yazılan fevkalade güzeldir. Üslubu şeyhinkine yakındır.



Bibi. Müstakimzade, Tuhfe, 419-420; Suyolcu-zade Mehmed Necib, Devhatü'l-Küttab, İst., 1942, s. 68; Habib, Hat veHattâtân, İst., 1306, s. 139; Rado, Hattatlar, 151-152; Sami, Kamus, V, 2664; U. Derman, Türk Hat Sanatının Şaheserleri, İst., 1982, resim 17; ay, islam Kültür Mirasında Hat Sanatı, İst., 1992, s. 201-202. ALi ALPARSLAN

MEHMED AĞA (Sedefkâr)

(?, ? -1622 ?, İstanbul ?) Mimar.

Sultan Ahmed Külliyesi'nin(->) mimarı. 1Ö06-1Ö22 arasında hassa mimarbaşısı-dır. Mehmed Ağa ve yaşamı ile ilgili bilgileri, Cafer Efendi tarafından yazılan Ri-sale-i Mimariyye'de bulmaktayız.

1562'de Rumeli'den devşirilerek İstanbul'a getirilmiştir. Hangi şehirden ve kaç yaşında geldiği bilinmemektedir. Evliya Çelebi Mehmed Ağa'nın Arnavutluk'un llba-san kentinde 40 tane çeşme yaptırdığım yazar. Mimarın bu yere gösterdiği ilgi onun bu kentten devşirilmiş olabileceğini gösterir. 5 yıl ulufesiz olarak devşirme acemi oğlanlık yapmış, altıncı yıl ise ulufeye yazılarak I. Süleyman'ın (Kanuni) türbesinde l yıl bahçe bekçisi olmuştur. Daha sonra Hasbahçe'ye girmiştir. Burada saz çalan bir üstadı dinleyerek müziğe heveslenmiş ve bir sazendeden ders almıştır. Kendisini yetiştirmek için gece gündüz saz çalışan Mehmed Ağa bu arada gördüğü bir düşü yorumlayan şeyhin önerisiyle müzikten vazgeçmiştir. Bu sıralarda sedefkârlar kârha-nesinde çalışan bir gençle karşılaşmış, e-lindeki kitabı çevresindekilere okuyarak hendese ilmini anlatan, hendese şekilleri hakkında bilgi veren bu genci dinlerken hendesenin sedefkârlık ve mimarlıkta ne

kadar önemli bir bilgi kaynağı olduğunu anlamıştır. Sedefkârlığa ilgi duyduğu anlaşılınca hemen bir deneme sınavına tabi tutulmuş ve saz çalışırken elini doğru sallamaya alışan Mehmed Ağa keseri sallarken de çok başarılı olmuştur. Bu olay üzerinde Mehmed Ağa, gene şeyhi görmeye gitmiş, şeyh de yeni mesleği olan sedefçiliği o-naylamıştır.

Mehmed Ağa böylece 1579-1580'de sedefkârlığa başlar. Mimar Sinan Hasbahçe' ye geldikçe ondan ve diğer mimarlardan da mimarlığı öğrenir. Mimar Sinan, Mehmed Ağaya sedefkârlık örneği bir eseri III. Mu-rad'a hediye etmesini öğütler. Mehmed Ağa bu dileği Mimar Sinan'ın ölümünden sonra yerine getirir ve 1589-1590'da ince işlemeli bir tilâvet iskemlesini III. Murad'a hediye eder. Hediye padişah tarafından çok beğenilince kendisine dergâh-ı âli bevvablığı (saray kapıcılığı) görevi verilir. 1591-1592'de "külle sofisi" olur. Bu sırada Mısır Beylerbeyi Üveys Paşa'ya yardım eder ve bu nedenle Arabistan'ı ve kutsal toprakları ziyaret eder. istanbul'a döndükten sonra Rumeli'nin teftişine gönderilir. Sınır boylarındaki kaleleri ve içindeki askerleri resmi sıfatla denetler. Böylece Balkanlar, Orta Avrupa, Makedonya ve Kırım kalelerini de tanır. Aynı yıllarda, sedefin yanısıra kıymetli taşlar ve altınla işlenmiş bir kemandan (yaylık) yaparak III. Murad'a hediye eder. Bunun üzerine istanbul Kadılığı'na muhzırbaşı (ilgilileri mahkemeye çağıran ve götüren kimse) tayin edilir. Ardından Diyarbakır Beylerbeyi Hüs-rev Paşa'ya müsellim olur. Bir süre Hüsrev Paşa'nm kapı kethüdalığını yapar. Paşanın Şam beylerbeyi olması ile Şam'da müsel-limlik görevlerinde bulunur ve Havran'da idarecilik yapar.

Cafer Efendi, Mehmed Ağa'nın Mimar Sinan'dan ölünceye kadar "sanat" öğrendiğini, sonra Davud Ağa(->) ve yerine gelen Dalgıç Ahmed Ağa'dan(-0 yararlandığını yazar. 1597-1598'de Hassa Mimarları Oca-ğı(->) içinde su nazırlığına atanan Mehmed Ağa'nın, Dalgıç Ahmed Ağa zamanında yapılan tüm yapılarda çalıştığı belirtilmektedir. 1606'da hassa mimarbaşı olan Mehmed Ağa, görevde kaldığı süre içinde birçok yapı inşa eder. En önemli yapı faaliyeti, inşaatı 11 yıl süren Sultan Ahmed Külliyesi' dir.



Risale-i Mimariyye her ne kadar Sedefkâr Mehmed Ağa ve Sultan Ahmed Külliye-si'nin inşasıyla ilgili bir metin gibi gözükse de bu konularla ilgili verdiği bilgiler sınırlıdır. Sedefkâr Mehmed Ağa'nın daha çok hayatı ve görevleri anlatılır. Yapıtları ve onların üslupları hakkında yorumlara ender olarak rastlanır.

Mehmed Ağa'nın inşa ettiği diğer yapılar tarihi kaynaklardan ve belgelerden çıkarılarak risaledeki bilgilere eklenmiş, böylece bir liste oluşturulmuştur. Ancak Mehmed Ağa'nın mimarbaşı olduğu dönemde inşa edilen bu yapılarda ona özgü belirgin ve özgün bir üslup özelliği bulabilmek zordur. Kendisine atfedilen yapıların çoğu günümüze ulaşmamıştır.

Sedefkâr Mehmed Ağa tarafından veya

onun hassa mimarbaşı olduğu dönemde İstanbul'da inşa edilen yapılar şunlardır: Vefa Mescidi, İstavroz Camii (1613), Kurt Çelebi Camii (16li), Kadıköy Osman Ağa Mescidi (1612), Kürkçübaşı Mescidi (1013), Arabacılar Mescidi (1614), Kara imam Mescidi (1615), Halil Paşa Camii (1017), Gedik Abdi Mescidi (1621), Gülşenî Tekkesi Mescidi (1022), Sormagir Odaları Mescidi (1622), Kavak Sarayı Mescidi. Türbeler: Kuyucu Murad Paşa, Ekmekçi Ahmed Paşa, III. Mehmed, Sadrazam Halil Paşa, Nakkaş Hasan Paşa, Güzelce Ali Paşa ve Destâri Mustafa Paşa. Medreseler: Kuyucu Murad Paşa ve Ekmekçioğlu. Saray ve köşkler: Topkapı Sarayı haremi I. Ahmed Odası, Haliç Tersane Bahçesi (Kasr-ı Âli), Beylerbeyi istavroz Sarayı, İbrahim Paşa Sarayı onarımı. Hamamlar: Sultan Ahmed Külliyesi içinde yer alan hamamlardır. Çeşmeler: Tophane, Mimar Ağa, Haydarpaşa, Tersane-i Amire Divanhanesi, Üsküdar Bahçesi Has Fırın, Üsküdar Bahçesi Tazıcılar Odası, Topkapı Sarayı Gülhane, Üsküdar Aziz Mahmud Hüdaî, Kabataş Esad Mah-mud Efendi, Edirnekapı-Rami arasında Mehmed Paşa. Sebiller: Kuyucu Murad Paşa, Üsküdar Halil Paşa, Saraçhanebaşı Can-feda Kadın, Eyüp, Sultan Ahmed, Musanna, Çinili ve Ayşe Sultan.

Sedefkâr Mehmed Ağa tarafından yapıldığı kabul edilen köprüler istanbul dışındadır. Tüm bu yapılar içinde mimarba-şına atıf, bir tek Sultan Ahmed Külliyesi dış avlusunda birinci kapı altındaki sebilde yer alır. Sedefkâr Mehmed Ağa'nın ö-lüm tarihi ve yeri kesin olarak bilinmemektedir. Ancak en son 1622 tarihli bir belgede adı geçmektedir. Aynı yıl Kasım Ağa hassa mimarbaşılığına atandığına göre Sedefkâr Mehmed Ağa'nın bu yıl içinde öldüğü kabul edilir.

Bibi, O. Ş. Gökyay, "Risale-i Mimariyye-Mimar Mehmed Ağa-Eserleri", İsmail Hakkı Uzunçar-sıh'ya Armağan, Ankara, 1988, s. 113-217; Z. Nayır, Osmanlı Mimarlığında Sultan Ahmet Külliyesi ve Sonrası (1609-1690), İst., 1975; H. Crane, Risale-i Mimariyye, Leiden, 1991; T. Öz, Mimar Mehmed Ağa ve Risale-i Mimariye, İst., 1944.

FİLİZ YENlŞEHlRLlOĞLU



MEHMED AĞA

(?, Kayseri -1742, İstanbul) Mimar.

Hassa Mimarları Ocağı'nda(->) yetişti. 1116-53/1704-41 arasında, aralıklarla hassa başmimarlıgı görevine getirildi, ilk olarak, 1116/1704'te, Ebubekir Ağa'nın yerine hassa başmimarı oldu. Ancak, l yıl sonra görevinden ayrıldı ve yerine Hacı İbrahim Ağa atandı. Bu dönemde, Hatice Sultan'ın kethüdalığını üstlenmesinin yanısıra, yıldırım düşmesi sonucu zarar gören Eyüb Sultan Camii'nin minarelerinin onarımını da gerçekleştirdi.

1120/1708'de, mimarlık alanında üstün bilgi ve deneyiminden ötürü tekrar hassa başmimarı olmasına karar verilmesi, bu göreve ikinci kez getirilinceye kadar önemli mimarlık faaliyetlerinde bulunduğunu düşündürmektedir, ancak bu konuyla ilgili detaylı bilgiye rastlanmamıştır. 1148/1735'te "sürre emini" olarak hac gö-

revini yerine getirmek üzere İstanbul'dan ayrıldığında, yerine Hacı Mustafa Ağa vekâleten atandı. 1150/1737'de görevine dönen Mehmed Ağa, 1153/1740 sonlarına doğru İstanbul'da Bayezid Camii yakınlarında yanan ahşap dükkânların kagir olarak yenilenmesi ile ilgili karara uymadığı ve dükkân sahiplerinden rüşvet alarak padişah buyruğu aleyhine yapılan davranışlara göz yumduğu gerekçesiyle görevinden uzaklaştırıldı, idam edilmesi düşünülürken, araya girenlerin çabalarıyla Kırım'a sürüldü. Ancak, daha sonra istanbul'da kalmasına izin verilerek cezası hafifletildi. Bu dönemde, Hacı Mustafa Ağa, daha önce vekâleten yürüttüğü hassa başmimarlıgı görevine asaleten atandı. Kayserili Mehmed Ağa, görevinden uzaklaştırılmasından bir süre sonra öldü ve Edir-nekapı Mezarlığı'na gömüldü.

Sa'dâbâd mimarı olarak Kayserili Mehmed Ağa, Lale Devri'nin(->) bellibaşlı kişiliklerinden biri kabul edilir ve özellikle Sadrazam Damat İbrahim Paşa(-0 tarafından desteklendiği bilinir. 1720-1721 arasında Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi'nin, Fransa'yı ziyareti sırasında edindiği Fransız sarayları ile ilgili izlenimleri, İstanbul' da oldukça yankı uyandırmıştır. Bunun sonucunda, özellikle III. Ahmed ve Damat İbrahim Paşa'nm istekleri doğrultusunda, Paris'ten birçok saray ve bahçe çizimi getirtilmiştir. Kayserili Mehmed Ağa'nın, Sa'dâbâd olarak bilinen Kâğıthane'nin düzenlenmesinde bu çizimlerden de faydalandığı düşünülmektedir. Afife Batur, Kâğıthane düzenlemesinin program olarak, derenin ıslahım, saray ve çevre yapılarını, sultana ait dış köşkleri, ayrıca hazine arsaları üzerinde devlet erkânına ait köşkleri ve hasbahçeyi içerdiğini belirtmektedir. Bu dönemde yapılan tasarımlarda, plan şemalarında klasik tarzdan uzaklaşılmamış ancak bezemede genelde Batılı estetik anlayış, özellikle barok üslup etkili olmuştur. Bunun dışında, hassa başmimarlıgı sırasında, birçok çeşme ve sebilin inşa edilmiş olması, Osmanlı mimarlığında, Batı etkileriyle dış mekânın da önem kazanmaya başladığını kanıtlar.

Mehmed Ağa'nın katkısının olduğu sanılan eserleri üç grupta toplamak mümkündür.

1. Yapımına doğrudan katkısının oldu
ğu bilinen eserler: Kâğıthane arazisinin i-
mara açılması ve Kâğıthane Deresi'nin ıs
lahı; Kâğıthane Sarayı ve çevre yapıları;
Kasr-ı Hümayun, İmrahor Köşkü; Kâğıtha
ne'de devletin ileri gelenlerine ait köşkler;
Kâğıthane'de hasbahçe ve çeşmeler; Bah-
çeköy Kemeri ve sularının getirilmesi pro
jesi.

2. Başmimarlıgı sırasında inşa edilen,


kaynaklarda adı geçmekle birlikte, mima
rı olduğunu belirtecek herhangi bir kanı
tın olmadığı eserler: Üsküdar ve Sultanah
met'teki III. Ahmed çeşmeleri, Azapkapı'
daki Saliha Sultan Sebili ve Çeşmesi, Be-
reketzade Çeşmesi. Tophane Çeşmesi.

3. Başmimarlıgı sırasında inşa edilen,


kaynaklarda adının geçmediği, buna kar
şın mimari katkısının olduğu düşünülebi-

lecek yapılar: Sırmakeş Hanı, Çorlulu Ali Paşa Külliyesi, Kaptan İbrahim Paşa Camii, Yeni Valide Camii, Şehit Ali Paşa Kütüphanesi, Çınarlı Çeşme Mescidi, Topkapı Sarayı, III. Ahmed Kütüphanesi, İbrahim Paşa Külliyesi, Mehmed Kethüda Camii, Ahmediye Külliyesi, Kuleli Bahçesi Mescidi, Darphane, Kaptan Paşa Camii, Fatma Sultan Camii.

Ayrıca, Kayserili Mehmed Ağa zamanında istanbul içinde ve dışında çok sayıda onarımın gerçekleştirildiği bilinmektedir.

Bibi. A. Batur "Batılılışma Döneminde Osmanlı Mimarlığı", TCTA, 1038-1007; M. Erdoğan, Lale Devri Başmimarı Kayserili Mehmed Ağa, İst., 1962; Kuban, Barok; (Altmay), Mimarlar, 103.

AYGÜL AĞIR



MEHMED AĞA KÜLLİYESİ

Fatih İlçesi'nde, Çarşamba'da, Kâtip Mus-lihittin Mahallesi'ndedir. Cami, tekke, hamam, çeşme ve türbeden oluşan küçük bir külliye halinde tasarlanmıştır.

Cami avlusuna açılan doğu kapısı üzerindeki kitabede, 993/1585'te Darüssaade Ağası Habeşi Mehmed Ağa (ö. 1598) tarafından Mimar Sinan'ın çıraklarından Davud Ağa'ya (ö. 1019) yaptırıldığı okunmaktadır.

Cami: Üç sıra tuğla ve bir sıra taş ile almaşık duvar örgülüdür. Kare planlı harim mekânının önünde, sivri kemerlerle altı a-det mukarnaslı başlıklı sütun üzerine oturan, kesme taştan, beş gözlü son cemaat yeri bulunmaktadır. Sekizgen tabana oturan 11 m çapındaki kubbeye dayanan kemerler sekiz adet duvar payesine oturmaktadır. Mihrap eksenindeki payeler kare kesitli, doğu ve batı duvarındakiler ise iri mukarnaslı başlıklı ve silindir gövdelidir. Kubbe, köşelerde tormplara oturmuş, dışarıya taşkın mihrap ise bir yarım kubbeyle örtülmüştür. Trompların altındaki kemerlerin aralan mukarnasla doldurularak, düşey ifadede görsel ve statik değerler ortaya konmuştur. Alt yapının sekiz dayanaklı taşıyıcı sistemi, üst yapıda kasnağın etrafını dolaşan sekiz adet daire kesitli ağırlık ku-lesiyle vurgulanmaktadır. Harim kapısının iki yanından iki mermer kapıyla hanımlar mahfiline çıkılır. Caminin mihrap ve minberi özenli bir taş işçiliği göstermektedir. Mukarnaslı yaşmaklı mermer mihrap iki yandan iri sütunlarla sınırlanmakta ve üzerinde üçgen bir tepelik bulunmaktadır. Minber de mihrap gibi geometrik geçmeler ve mukarnaslarla klasik dönemin zevki yansıtılmaktadır. Yapı iki sıra pencere dizisiyle aydınlanır. Üsttekiler sivri kemerli ve rev-zenli, alttakiler ise düz mermer söveli, demir parmaklıklı ve sivri hafifletme kemerlidir. Yapının pencere düzeninde bir farklılık olarak, mihrap duvarına iki adet yuvarlak pencere açılmıştır. Cami ve türbeyi avlu duvarları kuşatmaktadır. Kitabeli doğu kapısının sağında, klasik üslupta sivri kemerli bir çeşme oldukça yıpranmış bir halde yer almaktadır.

Son cemaat yeri ve harim mekânı ölçülü çini kullanımıyla zenginleştirilmiştir. Alt



MEHMED AĞA MEDRESESİ

356

357 MEHMED AIİ HİLMÎ DEDEBABA

kat pencere alınlıkları çinilerle taçlandırılmış, mihrap ise iki yandan çini levhalarla çevrilmiştir. Sıralıma boyama tekniği kullanılan çimler farklı dönemlere aittir. 16. yy iznik ve Kütahya çinileri ve 18. yy'da Tekfur Sarayı'nda imal edilen çiniler, caminin çeşitli yerlerinde kullanılan süsleme öğeleri olmuşlardır.

Kesme taş minare kuzeybatıda son cemaat yeri ile harim bölümünün birleştiği yerdedir. Dikdörtgen kesitli bir kaide üzerinde, küçük bir pabuçluk ile çokgen kesitli gövdeye geçilmiştir. Geometrik geçmeli şerefe korkuluklarının altı mukarnas dolguludur.

Türbe: içinde banisinin gömülü olduğu türbe, caminin güneydoğusuna inşa e-dilmiştir. Kare planlı türbe, sekizgen kasnak üzerine oturan bir kubbeyle örtülüdür. Yapının köşeleri yuvarlak sütunlarla yumuşatılmıştır. Türbe, günümüzde mevcut olmayan ancak kemer izleri belli olan ahşap çatılı revaklanyla harim bölümüne bağlantılıydı. Kesme taşla inşa edilen yapı iki sıra pencere ile aydınlanmaktadır. Pencereler üstte sivri kemerli ve revzenli, altta ise söveli ve demir parmaklıklıdır.

Tekke: Tekkenin, külliyenin mimari programı içinde başından beri mevcut olduğu ve cami ile fonksiyon açısından bir bütün teşkil ettiği, Osmanlı dönemindeki tabirle "caminin derununda" yer aldığı anlaşılmaktadır. Halvetî ve Bayramî tarikatları arasında birçok kere el değiştirdikten sonra 19- yy'm ortalarında kısa bir süre Kadirîliğe, son olarak da Halvetîliğin Sün-bülî koluna bağlanmıştır. İlk postnişin Ya-yabaşızade Şeyh Hızır Efendi'dir (ö. 1586). Bu yüzden tekke bazı kaynaklarda "Hızır îlyas" adı ile anılır. Daha sonra posta oturan ünlü şeyhler arasında Abdülmecid Si-vasî(-0 ile yeğeni Abdülahad Nuri(->) bulunmaktadır.

Tevhidhane olarak kullanılan camide cumartesi günleri ayin icra edilmekte, diğer tekke bölümleri camiden bağımsız bir kitle meydana getirmekteydi. Halen Amcazade Hüseyin Paşa Medresesi'nde (eski Türk İnşaat ve Sanat Eserleri Müzesi'nde) bulunan, manzum metni Bahaî'ye ait ta'lik hatlı kitabe, cami dışında kalan tekke bölümlerinin 1312/1894'te II. Abdülhamid (hd 1876-1909) tarafından yenilendiğini

Mehmed Ağa Külliyesi'nde cami ve hamam.

Müller-Wiener, Büdlexikon

belgelemektedir. Söz konusu kanat tamamen ortadan kalkmış bulunmaktadır.

Hamam: Mimar Davud Ağa'nın, camiden l yıl sonra tamamladığı çifte hamam caminin kuzeybatısında yer alır.

Bibi. Ayvansarayî, Hadîka, 197; Öz, istanbul Camileri, I, 100-101; Goodwin, OttomanArc-hitecture, 257, 293, 304, 335; O. Aslanapa, Osmanlı Devri Türk Mimarisi, ist., 1986, s. 304; Kuran, Mimar Sinan, 222-228; Fatih Anıtları, 94; Fatih Camileri, 161, 243, 263, 287, 357. TARKAN OKÇUOĞLU

MEHMED AĞA MEDRESESİ

Eminönü İlçesi'nde, Sultanahmet'te, güneyde Divanyolu, batıda Hoca Rüstem, kuzeyde Çatal Çeşme ve doğuda Bestekâr Osman sokakları ile sınırlanan yapı adası üzerinde bulunmaktadır.

Semte adını veren Hoca Rüstem Mescidi karşısında bulunması dolayısıyla "Hoca Rüstem Medresesi" olarak da anılan e-serlll. Murad dönemi (1574-1595) darüssa-ade ağalarından Hacı Mehmed Ağa (ö. 1590) tarafından yaptırılmıştır. Yapı, Mehmed Ağa'nın Divanyolu üzerinde yaptırdığı sebil ve mekteple küçük bir külliye oluşturuyordu. Medrese 16. yy karakterini büyük ölçüde koruyarak günümüze u-laşmış, muhtemelen 20. yy'ın başında yemlenmiş olan sebil ve mektep ise Osmanlı klasik dönem özelliğini yitirmiştir.

Külliyenin genel yerleşme düzeninde,



Mehmed Ağa Medresesi

Nurdun Sözgen, 1994 /TETTVArşivi

mektep ve sebil Divanyolu üzerinde, medrese kuzeye doğru kıvrılarak uzanan Hoca Rüstem Sokağı'nm eğrisine uyarak geride yer almaktadır. Sebil ve mektebin 1580'de yapıldığı, medresenin daha sonra tamamlanarak 990/1582'de kullanılmaya başlandığı anlaşılmaktadır. III. Murad tarafından 11 Safer 988/28 Mart 1580'de Suyolu Nazırı Davud Ağa'ya gönderilen bir hükümde Mehmed Ağa'nın sebil ve mektebine su getirmek için izin aldığı, ancak sağlanan yarım lüle suyun ihtiyacı karşılamaması nedeniyle kaynağa iki kamışlık su eklenmesine izin verildiği açıklanmaktadır. Mehmed Ağa'nın Topkapı Sarayı Müzesi Kü-tüphanesi'nde bulunan 999/1590 tarihli vakfiyesinde medresenin Hoca Rüstem Paşa Mahallesi'nde bulunduğu, 10 hücre ve l dershaneden oluştuğu belirtilmiştir. Hadîkatü'l-Cevâmi'de medresenin yalnız konumuna değinilmiş, mektep ve sebil ü-zerinde bulunan kitabenin tam metni verilmiştir. Günümüze ulaşamayan bu kitabe muhtemelen yenileme sırasında indirilmiş ve kaybolmuştur. Hadîka'dz 16. yy sonu musahip ağalarından Anber ve Abdullah ağaların sebil içinde gömülü oldukları belirtilmiştir. Sebilin yenilenmesi sırasında bu mezarlar yerlerinden kaldırılmış olmalıdır; bugün medrese ile Divanyolu üzerindeki binalar arasındaki dar alana sıkıştırılmış olan bir mezar vardır. Sebil-mektep kütlesiyle medrese arasında bulunan ve aslında küçük bir bahçe niteliği taşıdığını sandığımız alanda ise bugün dört katlı bir bina yükselmektedir. Görünüşünden 20. yy'da yapıldığı anlaşılan bu bina külliye birimleri arasındaki ilişkinin kopmasına neden olmuştur. Vakıflar tarafından kiraya verilen mektep ve sebil günümüzde pizza salonu olarak kullanılmaktadır.

İ. Kumbaracılar kaynak belirtmeden sebilin, o sırada suyolları nazırı olan mimar Davud Ağa'nın eseri olduğunu ileri sürmektedir. Medrese Tezkiretü'l-Ebniye' de Mimar Sinan'ın eserleri arasında yer almaktadır.

1869'da yapılan tespit çalışmasında işler durumda olan medrese, zamanla harap olmuştur. 19l4'te içinde öğrenciler barınmakta, fakat ders yapılmamaktadır; gusül-hane, çamaşırhane ve abdesthaneleri ha-

rap durumdadır. Yapı muhtemelen 1894 depreminde zarar görmüş ve kubbesi yıkılan dershane, ahşap bir çatı ile örtülmüştür. 1918'de Kadınlar Yurdu olduğu belirtilen medrese Cumhuriyet döneminde Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı'na tahsis edilmiş, 1986'ya kadar Çocuk Esirgeme Kurumu'n-ca gündüz bakımevi olarak kullanılmıştır. 1989'da Türkiye Yazarlar Birliği'ne tahsis edilen binada, Birlik Kültür Merkezi olarak kullanılmak üzere onarım çalışmaları sürmektedir. Onarım çalışmalarıyla binanın daha önce kapatılmış bazı ayrıntıları ortaya çıkmakta, değiştirilmiş malzemeler aslına uygun olarak yenilenmektedir; bu kapsamda hücre kubbelerinin tepelerine açılmış olan delikler kapatılmış, büyük bir kısmı sökülmüş olan kurşun örtü yenilenmiş, sıvalı olduğu için dokusu gözükmeyen hücre ve dershane kapı ve pencere sövelerinin, revak kemerlerinin üstü temizlenerek özgün yüzeyleri ortaya çıkarılmıştır.

Çevredeki zemin kotunun yükselmesiyle yaklaşık 60 cm çukurda kalan medre- ' şeye Hoca Rüstem Sokağı'ndan üç basamak inilerek girilmektedrir. Basık kemerli girişin üstündeki kitabe yeri işlenmeden bırakılmıştır. Aynalı tonozla örtülü bir geçitten revaklara ulaşılmaktadır. Geçidin yan duvarlarında bulunan ve önleri kapatılmış olan çokgen planlı nişler restorasyon sırasında açığa çıkarılmıştır.

Uzun ekseni kuzeydoğu-güneybatı doğrultusunda olan dikdörtgen planlı avlu (yaklaşık 5,50x10 m) kısa kenarında iki, uzun kenarında dört açıklıklı bir revak düzeniyle çevrilidir. Gömük durumda olan sütun kaidelerinin yalnız pirinç bilezikleri görülebilmekte, yükseklik ve biçimleri anlaşılmamaktadır. Marmara mermerinden yapılan sütun ve mukarnaslı başlıklar, üzerlerindeki yatay ve düşey çatlaklar nedeniyle demir çemberlerle takviye edilmiştir. Üstten teğetli kemerlerle oluşturulan revak aynı yükseklikte avluyu çepeçevre sarmaktadır. Geniş küfeki bloklanyla yapılan kemerler gergilerle birbirlerine bağlıdır. Revaklar Şemsi Paşa Medresesi'nde olduğu gibi avluya doğru yönlendirilen tek eğimli çatıyla örtülüdür. Revak saçaklarında bir düz ve bir pahlı şeritten oluşan taş silme hafif çıkıntı oluşturacak biçimde yerleştirilmiştir.

Restorasyon sırasında zemini mermerle kaplanan avluda şadırvan ve benzeri özgün bir ayrıntı kalmamıştır. Toplantı salonu gibi kullanılması düşünülen avlunun üstü şeffaf bir tonozla örtülmüştür.

Avlunun simetri ekseninden biraz kuzeybatıya kaydırılarak yerleştirilen dershanenin basık kemerli kapısı profillerle oluşturulan dikdörtgen bir çerçeve içine alınmıştır. Zemini sonradan yükseltilen mekânın güneydoğu duvarında, önceden mihrap nişi olduğunu sandığımız bir girinti bulunmaktadır. Medrese ve çevresini içine a-lan 1913 tarihli şehir planında dershane ile sokak arasında küçük bir alan görülmektedir. Dershanenin bu aralığa açılan alt pencereleri olup olmadığı, kuzeyde duvarına yapılan müdahaleler nedeniyle anlaşıla-

mamaktadır. Revaklara açılan iki alt penceresi bulunan dershanenin duvarlarının üst seviyesinde her cepheye açılan birer küçük pencere vardır. Kubbe yıkılmış, geriye geçiş öğeleri kalmıştır. Kubbe boşluğu içten ahşap levhalarla kapatılmıştır; dıştan kırma çatıyla örtülüdür.

Arsanın düzensiz geometrisi nedeniyle, medrese planı herhangi bir şemaya uymamaktadır; hücreler avlunun dört yönünü de çevirecek şekilde arsanın sınırlarına bağ-lı olarak yerleştirilerek biçimlendirilmiştir. Çocuk Esirgeme Kurumu tarafından kullanımı sırasında hücrelerde değişiklikler yapılmış, avluya açılan bazı kapı ve pencereler iptal edilmiş, hücreler arasındaki duvarlara kapılar açılmış veya duvarlar kaldırılarak geniş mekânlar elde edilmiştir. Kubbeyle örtülü olan hücrelerin ocak, niş gibi iç donatıları kalmamıştır. Yalnız kapı ve pencerelerin küfeki taşından yapılan söveleri ile pencerelerin demir parmaklıkları korunmuştur.

Vakfiyede medresenin 10 hücresi olduğu belirtilmesine karşın bugün binada 11 oda bulunmaktadır. Çocuk Esirgeme Kurumu tarafından kullanımı sırasında yapılan değişiklikler nedeniyle hela, gusül-hane gibi servis mekânlarının yerlerini anlamak zorlaşmıştır. Dershaneye batı yönünde bitişik olan ve bir kısmı üstte filgözle-riyle aydınlatılan mekânın özel durumu nedeniyle gusülhane olabileceğini düşünmekteyiz. Avlunun güneybatısında bulunan ve restorasyonda kapısı yenilenen küçük bahçede ise helaların yer alması mümkündür.

Dış cepheler tümüyle sağırdır. Girişin kuzeyindeki üç hücrenin içten mazgal pencere, dıştan dörtgen biçimli pencerelerin özgün olmadığı, taş-tuğla almaşık örgü içine sonradan açıldığı bellidir. Dershanenin doğusundaki iki hücrenin sonradan kapatılmış veya değiştirilmiş olan pencerelerin üstünde 16. yy'dan kalma, tuğla kemerli özgün pencerelere ait izler görülebilmektedir. Hoca Rüstem ve Çatalçeşme sokakları üzerindeki duvarlarda kornişler bir düz, bir planlı şeritten oluşmaktadır. Yalnız kuzeydoğuda hücre ve dershane köşelerinde iki sırası korunmuş olan kirpi saçak izi görülebilmektedir. Medresede özgün baca, alem gibi ayrıntılar kalmamıştır.

Mehmed Ağa'nın küçük ölçekli külliyesi kentin en önemli caddesi üzerinde 16. yy'da yapılan sayılı eserlerden biridir. Üst katı mektepli sebil düzenlemesinin erken bir örneği olan sebil-mektep kütlesinin günümüze özgün durumuyla ulaşamamış olması Osmanlı mimarlık tarihi açısından önemli bir kayıptır. Anacaddeden geride yer alan medresenin bozulan ayrıntılarının iyi bir restorasyonla düzeltilmesi ve sebilin uygun bir işlevle değerlendirilmesi, bu eserlerin tarihi kimliklerini kazanmaları açısından gerekli görünmektedir.




Dostları ilə paylaş:
1   ...   83   84   85   86   87   88   89   90   ...   140


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə