KirkçEŞme tesisleri

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 8.15 Mb.
səhifə96/140
tarix27.12.2018
ölçüsü8.15 Mb.
1   ...   92   93   94   95   96   97   98   99   ...   140

MELEK HATUN MESCİDİ

Mevlanakapı'da Melek Çeşme ve Melek Hatun Camii sokaklarının kesiştiği köşededir. Karaağaç Mescidi olarak da bilinen yapının, bu ismini bir zamanlar önünde bulunan büyük bir karaağaçtan almış olduğu rivavet edilmektedir.



Melek Hatun Mescidi

Ertan Uca, 1994

Mescit, Melek Hatun adında bir hanım tarafından yaptırılmıştır. Kitabesi yoktur. 953/1546 tarihli tahrir defterinde, bu mescide 902/1496'da yapılan bir vakıfta mescit imamına ait maaş ve nezaret kaydından mescidin bu tarihlerde yapıldığı anlaşılmaktadır. Zamanla bakımsız ve harap olan mescit 1957'de cemaat tarafından tamir ettirilmiştir.

Mescit iç ölçüleri itibariyle 7,35x7,60 m ebadındadır ve l m duvar kalınlığına sahiptir. Çatılı ve üstü kiremitlerle örtülüdür. Son cemaat yeri 4,90 m derinliğindedir ve tavam iki yan duvara ve iki ayağa oturmaktadır. Basık kemerli olan cümle kapısı son cemaat duvarının sağındadır. Her duvarda iki adet penceresi bulunmaktadır. Tavanı ahşaptır. Mihrap yuvarlak bir oyuk halindedir. Taş ve tuğla ile inşa edilmiş fakat şimdi sıvalı olan minare kaidesinin altı kenarı görülmektedir. Kaideden gövdeye çok uzun üçgenlerle geçilmektedir ve saçak hizasında bir bileziği mevcuttur. Gövde sıvalı ve sekiz köşelidir. 1953'te gövdesinde açılmış olan pencereleri ve şerefesiz haliyle nadir görülen minarelerden olarak dikkati çekmekteydi. 1957'deki tamirde bir şerefe ve petek eklenmiştir. Mescidin karşısındaki kitabesiz çeşmenin de mescide ait olduğunu Hadîka söylemektedir.

Bibi. Ayvansarayî, Hadîka, I, löl; Barkan-Ayverdi, Tahrir Defteri, 387; S. Eyice, "İstanbul Minareleri", Türk Sanat Tarihi Araştırma ve İncelemeleri, I (1963), s. 63; S. Eyice, "istanbul'da Bazı Cami ve Mescid Minareleri", TM, X (1953), 256; Yüksel, Bâyezid-Yavuz, 284.

İ. AYDIN YÜKSEL



MELEK SİNEMASI

bak. EMEK SİNEMASI



MELLEVG, ANTOINE-IGNACE

(26 Nisan 1763, Karlsruhe - 25 Ağustos 1831, Paris) Alman asıllı mimar, peyzaj mimarı, ressam ve dekoratör. Asıl adı An-ton-Ignaz Melling'dir, ancak eserleri Fransızca basıldığından bu adla tanınır.

Batılılaşma dönemi Osmanlı mimarisi içinde çok önemli bir yeri olan Melling sanatçı bir aileden gelmektedir. Babası Christophe Melling heykeltıraş, amcası Jo-seph Melling ressamdı, ayrıca ailenin diğer üyeleri de sanatın çeşitli dallarıyla uğraşmaktaydı. İlk sanat eğitimini babasının heykel atölyesinde gördü. Daha sonra Stras-bourg'da bir desen atölyesi açan amcasının yanına gitti, burada resme yönelerek mekân, hacim, çizgi ve perspektif bilgisi edindi. Ardından Klagenfurt'ta mühendis ve öğretim üyesi olarak görev yapan kardeşinin yanına yerleşerek matematik ve mimarlık eğitimi gördü ve henüz 19 yaşındayken sanatçı olarak tam bir yetkinliğe ulaştı.

Melling 1782'de Mısır'a kadar ulaşan uzun bir Doğu yolculuğuna çıktı. Muhtemelen bir diplomatın himayesindeki bu yolculuğun sonunda İtalya'ya döndü. Rusya Elçisi Bulgakov'un himayesinde, 1784 sonlarında, 18 yıl süreyle kalacağı İstanbul'a geldi. İstanbul'daki yaşamının ilk 10 yılını Rusya elçisinin hizmet ve himayesinde geçirdi. Elçi, Melling'i İstanbul'da görev yapan başta Fransa Elçisi Choiseul-Gouf-fier(->) ve İsveç Elçiliği'nde görevli d'Ohs-son(->) olmak üzere Avrupalı pek çok diplomat ve sanatçıyla tanıştırdı. Melling' in bu ilişkileri isminin kısa zamanda İstanbul'daki Avrupalılar arasında duyulup çevresinin genişlemesinde yardımcı oldu. Melling'in ilk yılları, başta Rusya'nın Pera ve Büyükdere'deki elçilikleri olmak üzere Boğaziçi'ndeki yazlık elçilik binalarında geçti, elçilerin çocukları ve yakınlarına resim dersleri verdi, konutların bahçe düzenlemelerinde çalıştı.

Melling Osmanlı sarayıyla III. Selim'in (hd 1789-1807) kız kardeşi Hatice Sultan kanalıyla tanıştı. Danimarka Maslahatgüzarı Baron de Hübsch'ün aracılığıyla Hatice Sultan'ın Ortaköy Defterdarbur-nu'ndaki sahilsarayımn bahçe düzenlemesini, bazı inşaat faaliyetleri ve sarayın iç dekorasyonunu gerçekleştirdi (bak. Hatice Sultan Sahilsarayı). Melling'in Hatice Sultan Sahilsarayı'ndaki çalışmaları bunlarla sınırlı kalmadı, hanım sultan için kos-

Vigneron'un

çizimiyle

Antoine Ignace

Melling.


Necla Arslan arşivi

MELUDİON SARAYI

388

389 MENDERES VE İSTANBUL

bütünüyle Fransa'daki krallık saraylarına benzemesi istenen bu sarayın projesini, o yıllarda ikinci kez istanbul'a gelmiş olan Fransız mühendis ve haritacı F. Kauffer'le birlikte gerçekleştirdi. Ancak Fransa'nın Mısır'ı işgal etmesi nedeniyle çalışma 1800'ün sonlarında yarım bırakıldı ve proje tamamlanamadı.

Melling'in İstanbul'da gerçekleştirdiği bilinen son büyük kapsamlı işi Çırağan Sarayı'dır(->). Beyhan Sultan'a ait olan ve üzerinde Yorgi Kalfa tarafından 1791-1792'de inşa edilmiş büyük bir saray bulunan arazide III. Selim Melling'e 1802'de yeni bir saray inşa ettirmiştir. Bu sarayların yanısıra Emirgân'da Şerifler Yalısı ve Kandilli'de Prens Cemaleddin'in "Mavi Sa-rayı"nın da Melling'e ait olduğu kabul edilmektedir.

Bibi. A. Boppe, Lespeintres du Bosphore, Paris, 1911; Ziya, istanbul ve Boğaziçi H; C. Boschma-J. Perot, Antoine-Ignace MelUng (1763-1831) Artiste-Voyageur, Paris, 1991; N. Arslan, "Osmanlı Sarayı ve Mimar Antoine-Ignace Melling", Osman Haindi Bey ve Dönemi, îst., 1994, s. 113-122.

NECLA ARSLAN



Ressam Yönü

Melling İstanbul'da bulunduğu yıllarda mimari etkinliklerinin yanısıra, kenti ve çevresini görüntüleyen birçok suluboya ve guvaş resim yaptı. Pera tepelerinden, Galata Kulesi'nden, Üsküdar sırtlarından, Haliç'ten çizdiği İstanbul panoramaları, Boğaziçi'nde ve Haliç'te çoğu bugün yok olmuş sarayları, yalıları, sefarethaneleri, çeşitli köşkleri ve anıtları belgelemesi açısından önem taşır. Ayrıca bu resimlerde her tür kesimden insanı günlük uğraşları içinde göstermiştir. Saray mensuplarına yakınlığı dolayısıyla birçok özel çevreye girebilen, ayrıca sokak insanını da tanıyan Melling'in resimleri 18. yy'ın sonunda İstanbul'un günlük yaşamına ilişkin önemli belgelerdir.

Sağlam bir gözlemci olan Melling'in ayrıntıcı üslubu resimlerinin belgesel yönünü güçlendirmiştir. Ancak kullandığı doğal renkler, yumuşak ışık içinde eriyen çevre çizgileri, kendisinin usta bir manzara ressamı olduğunu gösterir. 1803' te Paris'e giden Melling, resimlerinin bir bölümünü 1805'te gravürleterek bastırmıştır. Çizimlerinin çoğu Barbie de Bo-cage'm metni ile 1819'da yayımlanan Constantinople et deş rives du Bosphore d'apres leş dessins de M. Melling, architec-te de l'empereur Selim III et dessinateur de la Sultane Hadidge, sa soeur adlı kitapta yer almıştır. 48 gravürle 3 haritanın bulunduğu kitap, 1969'da İstanbul'da 1/2 oranında küçültülerek yeniden basılmıştır. Ayrıca çeşitli müze ve özel koleksiyonlarda özgün guvaş çizimleri vardır. Fransa'da başarılı bir "Turqueri" ressamı olarak ün yapan Melling, XVIII. Louis'nin hizmetinde çalışmıştır.

Bibi. A. Boppe, Lespeintres du Bosphore au XVineme siecle, Paris, 1989; J. Perot, "Un artiste Lorrain a la cour de Selim III Antotne Ig-nace Melling 1763-1831", Bulletin de la societe de l'histoire de lartfrançaise, 1989.

GÜNSEL RENDA



MELUDİON SARAYI

Konstantinopolis yakınlarındaki bir saray ya da av köşkü.

Bizans döneminde bir sayfiye sarayı; daha yerinde bir adlandırmayla, sayfiye ve av köşkü olduğu anlaşılan Meludion (Me-loudion) sadece 12. yy yazarlarından Nike-tas Khoniates'in verdiği kısa bir bilgiden tanınır. Çok maceralı bir hayat geçirerek, sonunda tahtın sahibi olan I. Androni-kos Komnenos (hd 1183-1185), kendi aleyhindeki ayaklanmanın ilk belirtisi patlak verdiğinde, şehrin dışındaki bu sayfiye köşkünde bulunuyordu. İleri gelen idarecilerinden birinin ayaklanan halk tarafından öldürüldüğünün haberini gece burada alan imparator, halkı sükûnete çağıran bir bildiri yollamış, ertesi gün, imparatorluk kayığı ile şehre dönmüştü. Bastırılamayan bu ayaklanma, Andronikos'un korkunç bir şekilde öldürülmesi ile sonuçlandı.

Niketas'ın kısa notundan imparatorun denizyoluyla şehre döndüğünün anlaşılması, bu köşkün, denizaşırı bir yerde bulunduğunu ortaya koymaktadır. Ancak gene de binanın mevkii hakkında kesin bir şey söylemek zordur; sanıldığına göre, köşk Boğaziçi'nin Anadolu yakasında bulunmalıydı. Patrik Konstantios bu binanın Hünkâr İskelesi'nde olabileceğini tekrarlamış ise de bu görüş de inandırıcı görülmez.

16. yy'da İstanbul ve Boğaziçi topografyaları hakkında iki eser yazan Albili Pi-erre GiHes(->) ise, Meludion'un Beylerbe-yi'nin arkalarında olabileceğini tahmin etmiştir. Janin ise bu hususta daha da ileri giderek, Andronikos'un ava düşkünlüğünü göz önünde tutmakta ve köşkün Alemdağı dolaylarında olabileceğini ileri sürmektedir.

Bibi. [Patrik Konstantios], Constantiniade, s. 183; Skarlatos Byzantios, Konstantinoupolis..., Atina, 1862, II, s. 208, 213; P. Gyllius, De Bos-poro Thracio..., Lyon, 1561, böl. III, 8, s. 235; Janin, Constantinople byzantine, (1. bas.), 149-150, 443; S. Eyice, Bizans Devrinde Boğaziçi, îst., 1976, s. 106.

SEMAVİ EYÎCE



MENDEL, GUSTAVE

(29Haziran 1873, Reims-1938, #Fransız arkeolog.

Yükseköğrenimini 1893-1897 arasında Ecole Normale Superieure'de yaparak, 1897'de edebiyat doktoru unvanını aldı. Atina'daki Fransız Arkeoloji Enstitüsü'nde asistan olan Mendel, 1898'den 1903'e kadar burada çalıştı ve bu enstitü tarafından Yunanistan'da yürütülen kazılara katıldı. Mendel'in Atina'daki asistanlığı 1903'e kadar sürdü. Bu tarihte Yunanistan'dan ayrıldı ve çok kısa bir süre Borde-aux Üniversitesi'nde klasik arkeoloji öğretim üyeliği yaptı.

İstanbul'da Müze-i Hümayun'un (bugün Arkeoloji Müzeleri) müdürü Osman Hamdi Bey(->), Fransız Eğitim Bakanlı-ğı'na başvurarak, Âsâr-ı Atika (Arkeoloji) Müzesi'ni düzenleyip idare edecek bir eleman istediğinde, bakanlık G. Mendel'i

önerdi. Böylece 1904 başlarında Mendel, müzedeki görevine başladı.

Daha Yunanistan'da iken Anadolu'da geziler yaparak, bilhassa antik çağa ait kitabelerin kopyalarını çıkaran Mendel'in bu araştırmalarının ilk ürünü, 1902'de basılan Konya Müzesi'nin katalogu oldu. Bunu, Bitinya ve Paflagonya bölgelerindeki gezisinde derlediği kitabelere dair yazısı (1903), Batı Anadolu'da Sardes (1905) ve Afrodisias'daki (1906) araştırmalara dair yazıları takip etti. Müze-i Hümayun'da görevlendirildi. Daha sonra, 1908'de Bursa Müzesi'ndeki antik çağ eserlerine dair güzel bir katalog yayımladı.

Mendel'in en önemli eseri ve onun adını ölümsüzleştiren çalışması İstanbul Arkeoloji Müzesi'nin katalogudur. Daha önce bu müzedeki pişmiş toprak Yunan heykelciklerine dair bir katalog yayımlamıştı (Catalogue desfigurinesgrecques de terre cuite, İst., 1908). Bu X+663 sahife-lik kitapta Mendel, katalog hazırlamak hususunda yeteneğini ortaya koymuştu. Osman Hamdi Bey'in 1910'da ölümünden sonra müdür olan kardeşi Halil Edhem El-dem(->) onu desteklemeyi sürdürdü. 1904' ten itibaren Mendel, müzede o tarihlere kadar toplanan eserlerini, hiçbirini ihmal etmeksizin, kusursuz çizimler halindeki resimleri, son derecede ayrıntılı tarih ve tasvirleri, şaşılacak derecede zengin bibliyografya ile yazdığı katalogda derledi. Catalogue deş sculptures grecques, roma-ines et byzantines başlığı altında büyük boyda üç kalın cildi dolduran bu katalog Fransa'da Mâcon'da Protat Kardeşler Ba-sımevi'nde, Âsâr-ı Atika müzelerinin yayını olarak basıldı. Başta Türk müzesinin iyi bir tarihçesinin yer aldığı birinci cilt, XXII+594 sahife olup 1912'de yayımlandı. İkinci cilt (593 sahife) ile üçüncü cildin ise

MUSfaîS İMPERUC* OTTOMANS

CATALOGUE

SGULPTURES

GRECOÜES, R03IAINBS ET BYZAKT1NÎS

GUSTAYE M1KDEL

COXS'rAN'nNO!JLK

Gustave Mendel'in istanbul Arkeoloji Müzesi'ndeki Yunan, Roma ve Bizans heykellerine dair katoloğunun kapağı.

İstanbul Arkeoloji Müzesi Kütüphanesi

(668 sahife) I. Dünya Savaşı'nın patlak vermesinden pek az önce 19l4'te basımları tamamlandı. Mendel'in katalogu, gerek düzeni, gerek yazılışı ve bibliyografyası bakımından o derecede mükemmel bir eserdir ki dünya müzecilik tarihinde kendi türü içinde örnek olarak gösterilir. 19l4'ten sonra gelen pek çok eserle daha da zenginleşen İstanbul Arkeoloji Müzesi'nin katalogunun aynı ölçülerde devam ettirilmesi bugün için imkânsızdır denilebilir.

Mendel 19l4'te I. Dünya Savaşı'nın başlaması ile yurduna dönmüş, söylendiğine göre 1919'da bir deniz kazasında notlarının bir kısmını kaybetmiş ve herhalde başka sebeplerle de arkeoloji bilimine küserek, hayatını başka yerlerden kazanma yolunu seçerek ticarete atılmış ve ilim âleminde unutularak 1938'de sönüp gitmiştir. 1900'lü yıllarda Anadolu'da çektiği fotoğraflar ise Paris'te Bibliotheque Nationa-le'dedir.

Bibi. H. Metzger, "Arkeoloji Müzelerinin Çeşitli Kataloglarının Yazarı: Gustave Mendel (1873-1938)", İstanbul Arkeoloji Müzeleri Yıllığı, S. 15-16 (1969), s. 311.

SEMAVİ EYİCE



MENDERES VE İSTANBUL

1950'de Demokrat Parti'nin iktidarı almasından sonra başbakan olan ve bu konumunu, Demokrat Parti 27 Mayıs 1960 askeri harekâtıyla iktidardan düşürülene kadar sürdüren Adnan Menderes, İstanbul' un fiziksel çehresini en fazla etkilemiş kişilerden biridir. Cumhuriyet tarihinde kent planlaması ve kentlerin gelişmesi açısından Menderes dönemi, olumlu ve olumsuz etkileri ne olursa olsun, çok önemli bir dönüm noktasıdır. Bu köklü girişimlerin harekete geçirip yönlendirdiği yapılanma eğilimleri, İstanbul'da demografik gelişmenin baskısıyla birleşerek tarihi kent dokusunu yok etmiş; sorunlarını çözmekte büyük zorluklar çekilen bir megapolis hazırlamıştır (bak. metropoliten İstanbul). İstanbul kent tarihi içinde önemli bir yeri olan Menderes imarı dönemi, aynı zamanda yeni bir İstanbul imgesinin oluşturulması dönemidir.

1950-1960 Demokrat Parti iktidarı yıllarında, İstanbul açısından en önemli kentsel olgu, dönemin başbakanı Adnan Menderes'in doğrudan kontrol ettiği ve belki de yaşamının en önemli etkinliği haline dönüştürdüğü 4 yıllık imar çalışmalarıdır. Bu konuya, bir süre sadece politik açıdan bakılmış, tarihi kent dokusunu büyük bir hoyratlıkla yok eden bir kişisel eylem olarak görülmüş; fakat II. Dünya Savaşı'ndan çıkan bir ülkenin, Cumhuriyet ile birlikte başlattığı modernleşme tutkusu içinde, bu imar etkinliğinin nasıl bir dünya imgesine tekabül ettiği, bu imgeyi Türk aydınına ve politikacısına empoze eden tarihi ve güncel koşullar ve İstanbul'un içinde bulunduğu fiziksel durum, yeterli bir değerlendirme konusu olmamıştır. Bu konunun bir etkinlikler kronolojisi ve hikâyesi olmaktan öteye, Türk kent tarihi açısından simgesel bir konumu

Menderes


dönemi imar

hareketleri

sırasında

yeniden


düzenlenen

Eminönü


Meydanı (üstte)

ile Sirkeci-

Florya sahil

yolu inşaatı.

vardır. Cumhuriyet Halk Partisi'nden ayrılarak Demokrat Parti'yi kuran kadrolar ve Anadolu eşrafı, iki miras devralmışlardı: Modern dünyanın parçası olmak şeklinde tanımlanabilecek geç Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi ideolojisi ve ideolojik içeriği ekonomik istekler içinde bulamklaşmış Anadolu taşralısının dünya vizyonu. Kuşkusuz bunlara II. Dünya Savaşı galiplerinin kamuoyuna empoze ettikleri demokratik ve kapitalist modeli de eklemek gerekir.

Anadolu taşralısının kent vizyonunda tarih, sadece bir figüran olarak anlam taşır. İdeolojik amaçlarla kullanılabilir, fakat kültürel içeriği sınırlıdır. Türkiye kentlerinin son yarım yüzyıl içinde tarihi kimliğini acımadan yok eden tavır bu kültürel boşluğun sonucudur. Gelenekseli politikalarına temel almış gibi görünenler, geleneksel fiziksel çevrenin tek bir taşına bile hürmet etmemişlerdir. Bu olumsuz tavır, tarihin maddi boyutlarının bilinçlendiril-

memesinden kaynaklanır ve toplumun kültürünün davranışsal bir bileşenidir.

Demokrat Parti'nin idarecileri için politik etkinliğin başında ülkenin savaş sırasında susamış olduğu imar etkinlikleri yatıyordu. Bu imar etkinlikleri için model de, 18. yy'dan bu yana hiç değişmemiş olan Batılı modeldi. Sorun yeni imar etkinliğinin nerede ve nasıl yoğunlaştırılacağıydı. Cumhuriyet Halk Partisi ideolojisine karşı çıkan Demokrat Parti için, Cum-huriyet'in başkenti Ankara'ya karşı, Osmanlı başkenti İstanbul, imar hareketlerinin yoğunlaşacağı yer olabilirdi. Kaldı ki İstanbul, Cumhuriyet döneminde, ilk kuruluş yılları ve II. Dünya Savaşı gibi nedenlerle, Lütfi Kırdar döneminin sınırlı etkinlikleri bir yana bırakılırsa, el değmemiş bir kentti. Üstelik büyük bir oy potansiyeli vardı. Menderes, iktidarının beşinci yılında İstanbul'u imar etme tutkusuna kapılmış görünüyor. Bu tutkunun kendisi eleştirilecek bir nitelik taşımaz. An-



MENDERES VE İSTANBUL 390

391

MENDERES VE İSTANBUL

Menderes imarından önce Karaköy-Tophane arası. Doğan Kuban

Menderes imarından sonra Karaköy-Tophane arası. Doğan Kuban

kara'ya gösterilen bütün ilgiye karşın, istanbul Türkiye'nin her açıdan en büyük potansiyeline sahip kentiydi. Başka bir deyişle istanbul'a gösterilen ilginin objektif temelleri vardır. Eleştiriler bu imar etkinliğinin kişisel bir gösteriye dönüşmesinden, planın hep sonradan geldiği, daha doğrusu hiç yapılmadığı otokratik ve bi-limdışı bir keyfilik içinde gerçekleştirilmiş olmasından kaynaklanmaktadır. Turgut Cansever, H. Prost'un nâzım planında önerilen yolların, belediyede, masa başında, yerinde hiçbir incelemeye tabi tutulmadan ve katlarca büyültülerek, sadece o günlerde çok gözde olan karayolu mühendislerinin fikri alınarak imar planı haline getirildiğini anlatır. Behçet Unsal Güzel Sanatlar Akademisi önündeki yolun genişliğini soran uzmanlara, Menderes'in yerden aldığı bir taşı atarak ölçü verdiğini nakleder. Bütün bunlar, sürecin daha başında bilimsel yöntem yokluğunu gösterir. Menderes, imar etkinliklerinin amacını trafiği rahatlatmak için yollar ve meydanlar açmak, kenti güzelleştirmek ve dini yapı-

!-v^*ss~ ^0- . . ,-.--_B?-;sj!ae>_ ,-.-...-5 j-,«sas*- •-.^^^^^j^^^v^e^ .ü

Menderes imarları sırasında açılan Kemeraltı

Caddesi.

Hans Högg. istanbul Stadtorgani&mus und



Stademeurung, Ludwigsburg, 1967

lan restore etmek olarak tanımlamıştı. Bu amaçlar, planlamanın niteliğine göre çok iyi ya da çok kötü sonuçlanabilirdi. Fakat uzun bir süre ekonomik olanaksızlıklarla el değmemiş bir kent olan ve nüfusu 10 yılda ikiye katlanan istanbul'un imarını bu basit kavramlarla ifade etmek bir vizyon yokluğunu ortaya koymaktadır.

Politik ve pratik motivasyonlar İstanbul imarının nedenini anlamak için gerekliyse de, Menderes'in nasıl bir İstanbul görmek istediğini anlamak için yeterli değildir. Burada kenti biçimlendirme isteğinin arkasındaki kent vizyonunu irdelemek gerekir. Bazen, III. Napoleon'un ünlü Paris belediye başkanı Baron Haussmann gibi büyük bulvarlar açma düşüncesi, Menderes etkinliklerini yorumlamak için kullanılmıştır. II. Abdülhamid döneminde (1876-1909) bu tavır, Paris'in plancılarına istanbul için projeler ısmarlamak şeklinde ortaya çıkmıştı. Otomobil kültürü ortamında yeni tavır, karayolu mühendislerinin tasarladığı yolları gerçekleştirmek için eski kenti buldozerle yok etmek şeklinde gerçekleşmiştir.

Aydınların çoğunluğu gibi Menderes'i de en çok rahatsız eden olgunun eski İstanbul'un ulaşımı olduğu görülüyor. Temelde bu rahatsızlık, eski kent dokusunun ve onun çevresindeki yapılaşmanın eskiliğinden kaynaklanıyordu. O görünüm, bitmiş bir yaya dünyasını yansıtıyordu. Değişmesi de kaçınılmazdı. Ne var ki, Menderes döneminin başında istanbul nüfusu 1.000.000'a ancak ulaşmıştı. Kentte motorlu araç parmakla sayılacak kadar azdı. Ve kentte oldukça iyi çalışan bir tramvay ve deniz işletmesi vardı.

Yeni yollar, bazı pratik zorunluluklara çare bulmak ve hesaplanabilir bir projeksiyon içinde yeni öneriler geliştirmek şeklinde değil, politik despotizmin keskinliği ile gerçekleşmiştir. Bir çağdaşlık simgesi sayılan örnek ise 19. yy'ın Champs-Elysees' sidir. Amaç, çevresinde büyük apartmanlar ve bürolar olan geniş bulvarlar yaratmaktır. 1950'lerdeki İstanbul'un geleneksel yol dokusunun çağdaş kent gereksinimlerine yanıt veremeyeceği doğru bir

gözlemdir. Fakat sorun, bu gereksinimin diğer kentsel gelişmelerle birlikte, uyum içinde planlanmasıydı. Ne var ki politikacıların buna vakitleri yoktu ve daha sonra da olmamıştır. Aradan 40 yıla yakın bir süre geçtikten sonra, Tarlabaşı Caddesi de aynı politik ve bilimsel olmayan tavırla yapılmıştır.

Açılan, genişletilen yolların, motorlu araç trafiğini geliştirmekte büyük etkisi olmuştur, fakat bunların giderek çözümü daha da zorlaşan ulaşım çıkmazları yaratacağı o sırada akla gelmemiştir. Bugünün İstanbullusuna "iyi ki yapılmış" dedirten bu yollar Vatan (bak. Vatan Caddesi) ve Millet caddeleri (bak. Millet Caddesi), Be-yazıt-Aksaray arasının açılması, Şehzade-başı'ndan Edirnekapı'ya uzanan, önce Şehzadebaşı, sonra Macar Kardeşler, daha sonra da Fevzipaşa Caddesi olarak devam eden yolun açılması, Sirkeci-Florya Sahil Yolu(-»), Eminönü-Unkapanı yolu (Ra-gıp Gümüşpala Caddesi), Karaköy-Azap-kapı yolu, Kemeraltı Caddesi, Karaköy' den Dolmabahçe'ye uzanan yolun genişletilmesi, Barbaros Bulvan'mn açılması, Boğaziçi Köprüsü'nün ilk projeleri', Osmanlı istanbul'unun sonunu getirmiştir. 1950-1960 arasındaki kentsel gelişmelerin, mimari etkinliklerin ve ülke çapındaki karayolu programlarının da, kent içinde bulvarlar açma tutkusuyla birlikte değerlendirilmesi gerekir.

Savaştan sonra alınmaya başlanan Marshall yardımı Türkiye'de tarım alanındaki işgücünün kentlere akmasına neden olduğu gibi, tarihi ve doğal potansiyeli ile sanayi yatırımları için en elverişli durumda olan İstanbul'da fabrikaların açılması da kente göçü hızlandırmıştır. 1952'de Türkiye ithalatının yüzde 74'ü İstanbul' dan yapılmaktaydı. İstanbul tarihindeki işçi hareketlerine bakılacak olursa, kırdan kente göçün en önemli nedenlerinden biri inşaat sektörünün kalifiye olmayan işçi talebidir. İstanbul'un nüfusu 1950-1960 döneminde iki katına yakın artarak 1960' ta 1.800.000'i bulmuştur. 1960'ta Türkiye'deki iç göçün yüzde 11'ini İstanbul almaktaydı (bak. göç; nüfus). Bu işgücü-

nü absorbe eden en büyük etkinlik imardır. Menderes, 1956'da büyük imar hareketlerine başladıktan sonra istanbul'da kamulaştırma ve imar için belediyenin harcadığı para, Türkiye'deki bütün belediyelere verilen paranın toplamından fazladır. Bu, Demokrat Parti döneminde, hiç demokratik olmayan ve eski sultanların kendilerine külliyeler inşa ettikleri zaman devletin bütün gelirlerini onun için harcamalarına eş bir politik güç gösterisidir. Bu tavır çağdaş bir kentin sağlam veriler üzerine kurulu projeksiyonlara, plan ve programa dayalı imarından tümüyle farklı ve ne yazık ki, dünyanın en büyük tarihi kentlerinden birinin merkezinde yoğunlaşan bir mirasyedi imar hareketi olarak gelişmiştir. Bu konuda Menderes, toplumun kültür yapısının fiziksel çevre konusundaki ilgisizliği ve bilgisizliğinin bir simgesidir. Oysa sadece iki faktör, eski kent üzerindeki bu imar baskısını hafifletebilir ve bu büyük yapı potansiyelini başka alanlara kanalize edebilirdi. Bunlardan biri suri-çinin eşsiz tarihi varlığı konusunda daha bilgili ve dolayısıyla daha saygılı bir tutum, ikincisi İstanbul'a göçün yoğunluğunu doğru değerlendirerek göçün sorun yaratmayacak bir metropoliten alan içinde dağılmasını sağlamaktı. Birçok hata yapmış olmasına karşın, 1950'ye kadar İstanbul planlamasını kontrol etmiş olan Prost, kentin tarihine saygı gerekliliğini planlarında vurgulamış bir plancıdır, ancak o da göçün boyutlarını düşünememiştir. Menderes döneminde İstanbul Belediyesi'ne danışmanlık eden akademisyenler ve bürokrat uzmanlar ise kent tarihine yeteri kadar ilgi gösterememişlerdir. 1956'da danışman olarak getirilen H. Högg, plan önerilerini ulaşımı temel alarak hazırlamıştı. Bu yabancı uzmanın daha çok politik iradenin isteklerine kılıf giydirdiği görülmektedir. 1958'de gelen L. Piccinato da, İstanbul'un geçmişiyle yakından ilgilenen duyarlı bir uzman olmasına karşın, uygulamalarda etkili olamamıştır.

Bütün bu yargılar ötesinde, aydınlanması gereken bir nokta, ulaşım sorununun imar hareketlerine egemen olmasının ne-

denleridir. Tarihi perspektif içinde İstanbul, diğer bütün İslam kentleri gibi, yolları kendiliğinden oluşmuş, başka bir deyişle hiçbir zaman planlanmamış bir kent görünümündedir. 1940'lı yıllarda, İstanbul'un en büyük caddesinden tramvay bazı yerlerde binalara sürünerek geçerdi. II. Dünya Savaşı sonrasına kadar İstanbul bir yaya kentiydi. Batı kentinin üçüncü dünyalı için en önemli ve hemen farkına varılan özelliği ise geniş yolları ve meydanlarıdır. Rönesans'tan bu yana planlanan Avrupa kentlerinin kent içi mekânları, Türkiye'de hiçbir zaman olmamıştır.

1950'lerde bu geniş caddeler, bulvarlar, meydanlar ve onları dolduran otomobiller, Amerikan kentlerinin görünümüyle de bütünleşerek Doğulunun kalbini fetheden çağdaş dünya imgelerinin başında geliyordu. Savaştan galip çıkanların dünyası motor, otomobil, otoyol, bulvar ve gökdelen imgeleriyle kuruluyordu. İstanbul'u imar etmeye kalkışan politikacıların hayallerini dolduran Batılı kenti gerçekleştirme istekleriyle motorlu araç ve otomobil satmak isteyenlerin ve onların aracılığını yapacak yerli işadamlarının istekleri öz-deşleşiyordu. Menderes ve çevresindekiler için çağdaş kent, yol-meydan-otomo-bil üçgeninde tanımlanmıştır. Geçmişin bununla karşıtlaşan kent dokusu düşünülürse, bu imgenin gücü anlaşılabilir. Burada anlaşılması daha zor olan, bu yol uygulamalarının eski kent dokusu içinde gerçekleştirilmek istenmiş olmasıdır. Bugün, aradan 35 yıl geçtikten sonra, bu yollara

1950'lerde

tasarlanan

Boğaz

Köprüsü'nün



maketi.

Hans Högg,



istanbul

Stadtorganismus

und

Sîademeurung, Ludwigsburg, 1967

bakıldığında, bunların suriçinden ziyade sur dışına hizmet verdiği görülmektedir. Eski kentin böylesine köklü bir şekilde doğranması, bunu yapanların İstanbul'un tarihi dokusuna hiç değer vermediklerini ve İstanbul'un geleceği için tümüyle yanlış projeksiyonlar yapmış olduklarını göstermektedir.

Büyük yol ve meydanların açılması için Menderes döneminde istimlak edilip yıkılan bina sayısı 7.289'a ulaşmıştır. Tarihi istanbul'un en eski aksı üzerindeki eski eserler ya ortadan kaldırılmış (Mu-rad Paşa Hamamı ve daha birçok yapı) ya da tıraş edilmiş (Simkeşhane, Hasan Paşa Hanı); yollar, karayolcuların standartlarına göre indirilip çıkarılarak büyük anıtların kimisinin temelleri havada kalmış (Ba-yezid Hamamı, Fatih Külliyesi'nin Akdeniz medreseleri) bazen de toprağa gömülmüştür (Koca Ragıp Paşa Kütüphanesi ve Sıbyan Mektebi). O dönemde ortadan kaldırılan, kesilen, yeri değiştirilen, gömülen tarihi yapıların, tarihi evlerin listesi oldukça kabarıktır. Ne var ki bu davranışlar Menderes'e özgü olmaktan çok, Türk aydınının, politikacısının ve mimarının, kısaca Türk kent kültürünün -daha doğrusu kentlileşmemiş ya da çağdaşlaşamamış geleneksel kültürün- genel davranışlarıdır.

Cumhuriyet döneminde yapılan ilk kent planları İstanbul'un başına gelenlerin diğer bütün kentlerin de başına geldiğini göstermektedir. Menderes, o çağın genel bilgi ve davranış parametreleri içinde uz-




Dostları ilə paylaş:
1   ...   92   93   94   95   96   97   98   99   ...   140
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə