KirkçEŞme tesisleri

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 8.15 Mb.
səhifə98/140
tarix27.12.2018
ölçüsü8.15 Mb.
1   ...   94   95   96   97   98   99   100   101   ...   140

MERDÎVENKÖY TEKKESİ

396

39 7 MERKEZ EFENDİ KÜLLİYESİ

kasnıdaki mezarlık ve Fikiıtepe üzerinden Haydarpaşa'ya uzanan Uzunçayır, Mer-divenköy'ün bir dönemdeki yeşil dünyasının en önemli unsurları olarak sayılabilir. Yakın çevrede mesire yeri olarak da kullanılan ve tekkenin ipekböcekçiliği yaptığı dut ağaçlarının da bulunduğu koru, I. Dünya Savaşı'nm yokluk yıllarında kesile kesile tüketilmiş ve günümüze henüz ya-pılaşmamış ancak çıplak bir tepe ulaşabilmiştir. Kurtuluş Savaşı sonunda istanbul'u kurtarmak üzere ilerleyen Türk ordusu, istanbul'a girmeden önceki son 5-6 Ekim 1923 gecesini bu tepe ve yamaçlarında kurdukları ordugâhta geçirdiği gibi aynı yer 1920'lerde Haliç'te Sütlüce Mezbahası açılıncaya kadar da şehrin önemli hayvan pazarlarından biri olmuştur. Uzunçayır ise özellikle 1950'lerde, ortasından Ankara Yolu'nun (eski E-5) geçirilmesini takiben çevresindeki yapılaşma süreci içinde yok olmuştur. Bugün Uzunçayır adını taşıyan sokak bu çayırın Merdivenköy'deki son izini oluşturmaktadır. Şahkulu Sultan Tek-kesi'nin arkasındaki mezarlığın ise Merdi-venköy'ün eski yeşil dünyasından günümüze ulaşabilmiş yaşayan tek unsur olduğunu söylemek mümkündür.

Geniş boşlukların yer aldığı Merdiven-köy uzun süre Kadıköy'ün en az nüfuslu yerleşmelerinden biri olarak kalmıştır. 1913 verilerine göre, bu tarihte Merdiven-köy 180 hektar genişliğinde bir mahalledir ve 196 hane ile 12 dükkâna sahiptir. Toplam 629 olan mahalle nüfusu da o tarihte tüm Kadıköy mahalleleri arasında en düşük nüfustur. 1930'da Göztepe'ye bağlanan Merdivenköy, Cumhuriyet döneminde de uzun süre Göztepe, Erenköy gibi yakın çevresindeki yerleşmelere nazaran oldukça yavaş bir yapılaşma süreci izlemiştir. 1971'de idari açıdan tekrar Göztepe'den ayrı bir muhtarlık haline gelen Merdiven-köy'de, özellikle 1972 tarihli Kızıltoprak-Bostancı Bölgeleme Planı ile verilen yüksek yapı yoğunlukları sonucu, hızlı bir apartmanlaşma süreci ortaya çıkmıştır. Bu sürece bağlı olarak, çevresindeki yerleşmelere nazaran daha seyrek bir yerleşme desenine ve daha geniş boş alanlara sahip olan Merdivenköy de yapılaşma açısından cazip bir yer haline gelmiştir. Böylece Merdivenköy "ün bahçe, bostan ve çayırları apartmanlarla dolarken eski köy yerleşmesi de özellikle 1980'lerden sonra aynı şekilde apartmanlaşmıştır. 1990 Nüfus Sayımı sonuçlarına göre Merdivenköy'ün nüfusu 6l.4l3'tür. Takriben 12.000 civarında hane barındıran Merdivenköy, Göztepe ve Koz-yatağı'nın ardından Kadıköy'ün en fazla nüfuslu üçüncü mahallesidir. Merdivenköy günümüzde hemen tüm Kadıköy çevresindeki genel yerleşme karakterine uygun biçimde konut ağırlıklı bir yerleşme olup, Ankara Yolu civarında otomobil tamir atölyeleri ile semtin ana ulaşım güzergâhlarım oluşturan Şair Arşi, Ressam Salih Erimez, Mandıra ve Fahrettin Kerim Gökyay caddelerinde tüketim ihtiyaçlarına yönelik sınırlı bir ticarete sahiptir. Bibi. B. N. Şehsuvaroğlu, Göztepe, ist., 1969. M. RIFAT AKBULUT

MERDİVENKÖY TEKKESİ

bak. ŞAHKULU SULTAN TEKKESİ



MERDİVENLİ HAMAMI

bak. MİHRİMAH SULTAN KÜLLİYESİ



MERKEZ EFENDİ KT7TJ.tYF.St

Zeytinburnu İlçesi'nde, Osmanlı dönemindeki adı "Mevlevihane Yenikapısı" olan Mevlanakapı'mn dışında, kendi adını taşıyan mahallede ve cadde üzerinde yer almaktadır.

Bir tarikat külliyesi niteliğindeki bu yapı topluluğunun çekirdeğini oluşturan ve İstanbul'un en önemli tarikat merkezlerinden birisi olan tekkenin banisi Halvetîliğin Sünbülî koluna mensup "Merkez Efendi" lakaplı Şeyh Musa Musliheddin Efendi'dir (ö. 1552). Sünbülîliğin kurucusu "Sünbül Efendi" lakaplı Şeyh Yusuf Sinan Efen-di'nin (ö. 1529) halifesi, döneminin ileri gelen sufîlerinden ve hekimlerinden olan Merkez Efendi'nin hayatı hakkında bilgi sunan kaynaklar arasında bazı farklılıklar bulunmaktadır. Mamafih Merkez Efendi'nin 900/1494'te Sünbül Efendi'ye intisap ettiği, akabinde kendisinden hilafet alarak, aynı yıl vefat eden Halveti şeyhle-

Merkez Efendi

Külliyesi'nde

çilehanenin

yanından cami-

tevhidhane ile

Merkez Efendi

Türbesi'nin

görünümü.

M. Baha Tanman,

1980

rinden Sunduk (Sevindik) Şücaeddin Efendi'nin Fatih'teki tekkesinde posta oturduğu anlaşılmaktadır. Bir müddet burada irşada devam ettikten sonra 920/1514'te, sur dışındaki bu tenha yerde, mensubu bulunduğu tarikatın (Halvetîliğin) halvet geleneğine uygun, münzevi bir tekke tesis ederek oraya nakletmiştir. Daha sonra, 1514-1520 arasında I. Selim'in (Yavuz) (hd 1512-1520) eşi Ayşe Hafsa Sultan'ın (ö. 1533) Manisa'da inşa ettirdiği külliyenin zaviyesinde şeyhlik ve darüşşifasında tabiplik yapmak üzere adı geçen şehre davet edilmiştir. Günümüzde geleneği yaşatılan ünlü mesir macununun Merkez Efendi tarafından Manisa'daki bu görevi sırasında icat edildiği bilinmektedir. Ayrıca Manisa'daki ikameti sırasında Merkez Efendi'nin I. Selim'in kızlarından Şah Sultan ile evlendiğine, bu evlilikten Ahmed Çelebi (ö. 1562) adında bir çocuğun dünyaya geldiğine ilişkin kanıtlar da vardır. Mürşidi Sünbül Efendi'nin 1529'da vefatı üzerine İstanbul'a gelerek Koca Mustafa Paşa Kül-liyesi(->) bünyesindeki tekkenin meşihatını üstlenmiş, vefatına kadar 23 sene bu görevi sürdürmüş, ancak bu arada sur dışındaki tekkesi ile de ilişkisini kesmemiş, za-

man zaman oradaki çilehanesinde itikâ-fa çekilmiş, halvete girmiş, muhtemelen aynı zamanda buranın meşihatını da üstlenmiştir. Nitekim vefatında, postnişini bulunduğu Sünbül Efendi Tekkesi yerine kendi tekkesine gömülmüştür.

Mütevazı bir zaviye niteliğinde olan ilk tekkeyi Merkez Efendi ile bazı mensupları, kendi imkânları ve bizzat elleriyle inşa etmişlerdir. Ancak 940-943/1533-1536 civarında eşi Lütfi Paşa'nın görevli olduğu Yanya'dan İstanbul'a gelerek Merkez Efendi'ye intisap eden (ve muhtemelen sabık eşi olan) Şah Sultan, birisi Eyüp-Bahari-ye'de, diğeri Davutpaşa'da olmak üzere kendisi için iki tekke inşa ettirmiş, sur dışındaki bu tekkeyi de vakıflarla donatmıştır. Nitekim Vakıflar Arşivi'ndeki kayıtlarda tekkenin banisi "Merkez Efendi denilmekle meşhur Şah Sultan" şeklinde belirtilmiştir. Bu arada Şah Sultan tarafından tekkenin mimari programının ve binalarının genişletildiği, Mimar Koca Sinan eliyle cami-tevhidhanenin yenilendiği, bir de hamam inşa ettirildiği anlaşılmaktadır. Merkez Efendi'nin vefatını müteakip kabrinin üzerine, yine muhtemelen Şah Sultan tarafından bir türbe inşa ettirilmiştir. Böylece başlangıçta mimari programı tam olarak bilinemeyen, ancak sınırlı olduğu tahmin edilebilen Merkez Efendi Tekkesi'nin cami-tevhidhane, çilehane, derviş hücreleri, selamlık, harem, mutfak, taamhaııe, türbe, hazire ve hamamdan oluşan, tam teşekküllü bir tarikat tesisi haline geldiği söylenebilir.

Merkez Efendi Tekkesi, kuruluşunu izleyen yüzyıllar boyunca, âsitane veya pir makamı olmamasına rağmen, halkın Merkez Efendi'ye hayatta iken gösterdiği sevgi ve saygının vefatından sonra da devam etmesi, türbesinin en muteber ziyaretgâh-lardaıı birisi olması sayesinde İstanbul'un en önemli tarikat tesisleri arasında yer alagelmiştir. Bu durumundan dolayı da tekkenin binaları çeşitli tarihlerde onarılmış, yenilenmiş, birtakım ek binalar inşa edilmiş, tekkenin gelirleri ek vakıflarla genişletilmiş, sonuçta söz konusu tekkenin çevresinde Aziz Mahmud Hüdaî Külliye-si(->) ve Koca Mustafa Paşa Külliyesi gibi bir tür tarikat külliyesi oluşmuştur.

Külliyenin zaman içinde geçirdiği bütün aşamaları tespit etmek hemen hemen imkânsızdır. Ancak şu önemli olaylar kaydedilebilir: Tekkenin mensuplarından ya da muhiplerinden olduğu anlaşılan Defterdar Abdülbaki Paşa (ö. 1624) 1017/1608' de burada mimar Sedefkâr Mehmed Ağa' ya bir darülkurra inşa ettirmiş, 1229/1813' te Merkez Efendi Türbesi tamir edilmiş, 1227/1812'de cümle kapısının yanına ufak bir çeşme konmuş, II. Mahmud 1252/1836' da tekkeyi büyük bir yenilemeye tabi tutmuş, bu arada cami-tevhidhane, Merkez Efendi Türbesi, cümle kapısı ile bunun yanındaki diğer türbe yeniden inşa edilmiş, herhalde tekkenin değer bölümleri de elden geçirilmiştir. Ayrıca Merkez Efendi Türbesi'nin bu tarihte genişletildiği, ahşap harem dairesinin de 19. yy'm ikinci yarısı içinde yeni baştan yapıldığı

Merkez Efendi Külliyesi'nin planı. MSÜ/Erten, 1966

belli olmaktadır. Muhtemelen haremle birlikte selamlık, derviş hücreleri, mutfak, taamhane ve diğer bölümler de yenilenmiştir. Avludaki kuyu bileziği ile şadırvan da bu dönemin eseridir.

Tekkelerin kapatılmasını (1925) izleyen dönemde cami-tevhidhane cami olarak kullanılmayı sürdürmüş ve 1965'te bir onarım geçirerek sağlam durumda günümüze ulaşabilmiştir. Türbeler ile çilehane de bakımlı olup, özellikle ramazan aylarında ve kandil gecelerinde kalabalık ziyaretçi kitlelerinin uğrağı olmaya devam etmektedir. Harem binası ise 1970'lere kadar tekkenin son şeyhi Nurullah Efendi (Kılıç) (ö. 1977) tarafından mesken olarak kullanılmış, bu arada birtakım tamirler geçirmişse de harap durumda günümüze intikal etmiştir. Cumhuriyet döneminde kullanımlarını yitiren diğer tekke bölümleri ortadan kalkmış, bunların yerini kısmen, yeni oluşan bir hazire parçası, kısmen de küçük bir kız Kuran kursu binası işgal etmiştir. Ayrıca haremin yanına da büyük boyutlu bir erkek Kuran kursu binası inşa edilmiştir. Her iki kurs binası da külliyenin mimari üslubuna ve mistik havasına ters düşen, son derecede çirkin ve ruhsuz yapılardır. Bu arada özgün fonksiyonu gereği Kuran kursu olmaya elverişli darülkurra ise kendi haline terk edilerek harap olmuştur.

Merkez Efendi Tekkesi, bağlı bulunduğu Sünbülîliğin(-»), âsitanesi ve pir makamı olan Sünbül Efendi Tekkesi'nden(->) sonra en önemli ikinci merkezi olmuştur. Ayin günü perşembe olan tekkenin ge-

çen yüzyılda bile oldukça kalabalık bir nüfusu barındırdığı, Dahiliye Nezareti'nin R. 1301/1885 tarihli istatistik cetvelinde burada 11 erkek ile 9 kadının yaşadığı tespit edilmektedir. Merkez Efendi'den sonra tekkenin postuna damadı ve halifesi olan Şeyh Ahmed Musliheddin Efendi (ö. 1576) oturmuş, bu zatı Finikeli Şeyh Abdî Efendi (ö. 1591), Abdî Efendi'nin oğlu Şeyh Mustafa Efendi (ö. 1599), Şeyh Veliyed-din Dede Efendi (ö. 1614), Şeyh Seyyid el-Hac Abdullah Efendi (ö. 1658), Şeyh Seyyid Nesimî Efendi (ö. 1684), Şeyh Seyyid Ahmed Efendi (ö. 1716), Koruk Tek-kesi(->) Postnişini Şeyh Mehmed Fahrî Efendi'nin (ö. 1735) halifesi Şeyh Seyyid Mehmed Nuri Efendi (ö. 1747) ve Suyol-cuzade Şeyh Abdullah Efendi'nin halifesi Şeyh Seyyid Mehmed Nurullah Efendi (ö. 1782), M. Nurullah Efendi'nin oğlu Şeyh Seyyid Ahmed Mes'ud Efendi (ö. 1815) ve Şeyh Seyyid Ahmed Efendi (ö. 1863) izlemiş, daha sonra İsmail Efendi (ö. 1840), Hüseyin Efendi (ö. 1863) ve Hafız Mehmed Emin Efendi (ö. 1873) adındaki şeyhler vekâleten postnişin olmuştur. Tekkenin son dönemdeki şeyhleri Şeyh Seyyid Ahmed Efendi'nin oğlu ve Fındıklı'da-ki Keşfî Cafer Efendi Tekkesi(-0 Postnişini Şeyh Yunus Hilmi Efendi'nin (ö. 1862) halifesi Şeyh Nureddin Efendi (ö. 1881), bu şahsın oğullan Şeyh Ahmed Mesud Efendi (ö. 1914) ile Şeyh Mehmed Zekâî Efendi (ö. 1924) ve M. Zekâî Efendi'nin oğlu Şeyh Nurullah Efendi'dir (Kılıç) (ö. 1977). İstanbul'da birçok başka tekkede olduğu gibi, burada da 18. yy'm ikinci ya-

MERKEZ EFENDİ KÜLLİYESİ

398

399

MERKEZ EFENDİ KÜLLİYESİ

tısından itibaren meşihat görevinin bir ailenin tekeline girdiği, Merkez Efendi'nin neslinden gelen ve "Merkezzadeler" olarak anılan bu şeyh ailesinin Sünbülîliğin âsi-tanesi olan Sünbül Efendi Tekkesi'nin meşihatını elinde tutan aile ile evlilik yoluyla akrabalık bağları kurduğu tespit edilmektedir.

Merkez Efendi Tekkesi, Osmanlı döneminin başlarında, Bizans dönemine ait bazı dini tesisler dışında bütünüyle boş olan ancak zamanla kara surlarını kuşatan muazzam bir mezarlık alanına dönüşen kesimde yer alır. Merkez Efendi Türbe-si'nin çevresinde oluşan ve hızla genişleyen hazire günümüzde bu mezarlık kuşağı ile kaynaşmış durumdadır. Tekkenin çevresinde kendi adını taşıyan bir mahalle oluşmuş, burada daha sonra Hacı Mahmud Ağa Tekkesi ve Yenikapı Mevlevîha-nesi(-0 gibi bazı tarikat yapıları da tesis edilmiştir. 1950'lerden sonra hızlanan sanayileşme sonucunda bu mahallenin çevresi fabrikalar ve gecekondu alanları ile kuşatılmıştır.

Külliyenin arsası kuzey-güney doğrultusunda uzanan Merkez Efendi Caddesi tarafından ikiye ayrılmıştır. Bu caddenin devamı niteliğindeki meydancığın doğusunda tekkenin cümle kapısı, kapının sağında küçük bir çeşme, solunda tekkenin 3. ve 4. postnişinlerinin gömülü oldukları küçük türbe, meydancığın batısında harem dairesi, kuzeyinde darülkurra, bunların güneyinde, cadde üzerinde de hamam bulunmaktadır. Cümle kapısından girildiğinde sağda cami-tevhidhane, tam karşıda Merkez Efendi Türbesi, birbirinden bağımsız olarak yer alır. Söz konusu türbenin arkasındaki avluda ise şadırvan, kuyu ve çilehane, bu avlunun sınırında ise diğer tekke birimleri sıralanmaktadır.



Cümle Kapısı, Çeşme ve Küçük Türbe-. Aslında kesme küfeki taşı ile örülen cümle kapısının dış yüzü mermerle kaplanmış, kilit taşı çıkıntılı, yuvarlak kemeri yanlardan pilastrlar ile kuşatılmıştır. Kemerin üzerinde, eksende, beyzi bir çelenk içinde II. Mahmud'un (hd 1808-1839) "Mustafa Rakım" imzalı tuğrası, yanlarda simetrik olarak yer alan dikdörtgen levhaların üzerinde, tekkenin adı geçen hükümdar tarafından yenilendiği 1252/1836

Merkez Efendi

Türbesi'nin

ziyaret


penceresi.

M. Baha Tanınan,

1980

tarihini taşıyan, manzum metni Ahmed Sadık Ziver Paşa'ya (ö. 1862), ta'lik hattı Ye-sarîzade Mustafa İzzet Efendi'ye (ö. 1849) ait kitabe bulunur.

Cümle kapısının sağına bitişik olan minyatür çeşme, hazire duvarına gömülmüş bir aynataşı ile bunun önündeki ufak bir tekneden ibarettir. Bunun yerinde, bir miktar daha aşağıda, tekkenin Mimar Sinan tarafından yenilendiği döneme ait bir çeşmenin bulunduğu bilinmektedir. Bugünkü çeşmenin üzerindeki beytin 2. mısraı ebced-le 1227/1812 tarihim vermektedir.

Finikeli Şeyh Abdi Efendi ile oğlu Şeyh Mustafa Efendi'nin ahşap sandukalarım barındıran küçük türbe dikdörtgen planlı (4,5x3,5 m), kagir duvarlı ve kırma çatılıdır. Doğu cephesindeki girişi avluya a-çılmakta, meydancığa bakan ve iki yandan pilastrlarla sınırlandırılmış olan batı cephesinde dikdörtgen bir ziyaret penceresi görülmektedir.



Cami-Tevhidhane-. Dikdörtgen bir alanı (17x16 m) işgal eden cami-tevhidhane, kagir duvarlı ve kırma çatılı mescit tasarımı gösterir. Moloz taş ve tuğla ile örülen, üstleri sıvalı duvarları kesme küfeki taşından pilastrlar ile takviye edilmiş, kapı ve pencereler de aynı türden sövelerle çerçevelenmiştir. Yapı, her ikisi de dikdörtgen planlı olan kapalı bir son cemaat yeri ile harim bölümünden meydana gelir. Önünde bir sekinin uzandığı kuzey cephesinin ekseninde esas giriş, yanlarda da buna göre simetrik konumda birer pencere ile birer kapı yer almaktadır. Sağdaki kapı fevkani müezzin mahfiline, soldaki ise aynı konumdaki kadınlar mahfili ile hünkâr mahfiline geçit verir. Bu cephede olduğu gibi yapının içerdiği bütün açıklıklar (kapı ve pencereler) tuğladan yuvarlak kemerlerle geçilmiş ancak cephelerde dikdörtgen açıklıklı kesme küfekiden sövelerle donatılmıştır.

Son cemaat yerlerinin duvarları sağırdır. Fevkani mahfillere ulaştıran merdivenlerin yanısıra, bu mekânın batı kesiminde, zamanında meydan odası olarak kullanılmış olması muhtemel, halen imam odası olarak kullanılan, ahşap perde duvarı ile meydana getirilmiş küçük bir birim dikkati çeker. Son cemaat yeri ile harimi ayıran duvar, kare kesitli, Dor başlıklı dört

adet ahşap sütunun arasına bağdadi sıvalı duvar parçalan örülmesi suretiyle oluşturulmuştur. Bu duvardaki kapı ve pencereler de kuzey cephesindekilerin konumuna sahiptir. Halimdeki asıl ayin alanı yanlardan, zeminleri yüksek mahfillerle kuşatılmış, devrana katılmayan erkek seyircilere ayrılan bu mahfiller basit ahşap korkuluklarla sınırlandırılmıştır. Batı ve doğu duvarlarında ikişer pencere, doğu duvarında, pencerelerden başka, sonradan iptal edilerek dolap nişine dönüştürülen bir kapı bulunur. Söz konusu kapının, ca-mi-tevhidhanenin doğu yönündeki hünkâr köşkü ile halimdeki hünkâr mahfili arasındaki bağlantıyı sağlamak amacıyla düşünüldüğü anlaşılmaktadır. Güney duvarının ekseninde yarım daire planlı ve yuvarlak kemerli mihrap, bunun yanlarında birer pencere yer alır. Son cemaat yerinin üstünü işgal eden mahfil katının hareme bakan güney sınırında on iki adet ahşap sütun sıralanmakta, söz konusu mahfilin doğu ve batı uçları birer çıkma ile donatılmış bulunmaktadır. Böylece elde edilmiş olan "U" planlı asma kat, kendi içinde ahşap perde duvarları ile üç mahfil birimine ayrılmış, bu kesimlerden doğudaki hünkâr mahfili, batıdaki müezzin mahfili, ortadaki de kadınlar mahfili olarak değerlendirilmiştir. Hünkâr mahfilinin harime bakan açıklıkları, barok üslupta, oymalı ve yaldızlı ahşap şebekeler ile kapatılmış, bunların üzerine istiridye kabuğu ve kıvrımlı yapraklardan oluşan birer alınlık oturtulmuş, kadınlar mahfilinde sık dokulu ahşap kafesler kullanılmıştır.

Cami-tevhidhanenin batı duvarında, son cemaat yeri ile harimin sınırında yer alan minarenin, dışa taşkın, kare tabanlı kaidesi bir sıra kesme küfeki taşı ve iki sıra tuğla ile almaşık düzende örülmüştür. Yapının ilk inşa döneminden günümüze intikal eden yegâne öğesinin bu kaide olduğu, minarenin geriye kalan kısmının II. Mahmud döneminde yenilendiği belli olmaktadır. Nitekim birçok geç dönem minaresinde olduğu gibi burada pabuç kısmı olmaksızın, silindir biçimindeki gövde doğrudan kaideye oturur. Tuğladan örülen gövde altta kesme küfekiden bir bilezikle kavranmış, altı silmelerle dolgulanan şerefe kesme taştan bezemesiz korkuluklarla kuşatılmış, minare, koni biçiminde, kurşun kaplı bir ahşap külahla taçlandırılmışım Basık kemerli minare kapısı müezzin mahfiline açılmaktadır.

Cami-tevhidhanede, hünkâr mahfili şebekelerinden başka kayda değer bezeme, mihrabın içindeki perde motifleridir. Yapının yalınlığı ile uyum sağlayan ahşap minber basit bir tasarım sergiler. Harimin duvarlarında, 19. yy'ın ünlü hattatlarına ait, çoğu siyah zemin üzerine yaldızla yazılmış (zerendûd) levhalar dikkati çeker.

Merkez Efendi Türbesi ve Çeşmesi: Merkez Efendi'ye ait olan, kare planlı (7,5x7,5 m) asıl türbe ilk inşa edildiği haliyle günümüze gelememiş ve muhtemelen duvar hizaları aynen korunarak II. Mahmud döneminde yeniden inşa edilmiştir. Ayrıca yine bu dönemde (1252/1836) esas tür-

benin kuzeyine, Merkez Efendi'yi izleyen bazı tekke şeyhlerinin ve bunların aile fertlerinin sandukalarını barındıran, dikdörtgen planlı bir bölüm eklenmiştir. Bu arada asıl türbenin kuzey duvarının kaldırılarak bu açıklığın, yanlarda daire kesitli mermer sütunlara oturan, basık sepet kulpu biçiminde bir kemerle geçildiği anlaşılmaktadır. Her iki kesimin de duvarları moloz taş ve tuğla ile örülmüş, cümle kapısının karşısına gelen batı cephesi baştanbaşa mermer kaplanmış, diğer cepheler sıvanmıştır. Esas türbenin üstü, içeriden bağdadi sıva, dışarıdan kurşunla kaplı bir kubbe ile, ek bölümün üstü de kiremit kaplı bir kırma çatı ile örtülmüştür.

Batı cephesinde, kilit taşları çıkıntılı yuvarlak kemerleri olan üç adet pencere sıralanmakta, pencerelerin alt hizasından geçen bir silme cephe boyunca devam etmektedir. Cephenin kısa ahşap saçağı en sağdaki (güneydeki) pencerenin hizasında ileriye doğru genişlemekte ve bir ziyaret sakıfı niteliği kazanmaktadır. Bu sa-kıfın altında, tekkelerin açık olduğu dönemde, Merkez Efendi Tekkesi postnişi-ni ve dervişleri ile yakındaki Yenikapı Mev-levîhanesi'nin bayram namazlarım burada eda etmeyi gelenek haline getiren şeyhi ve dedegânı arasında bir "muayede merasiminin" (bayramlaşma töreninin) icra edildiği bilinmektedir. Tarikatlar arasındaki yakınlığın güzel bir örneğini oluşturan bu gelenek sakıfın ayrıntılarına yansımıştır: Sakıfın ortasında, Sünbülîliğin simgesi olan sümbül çiçekleri ile bezeli bir göbek konmuş, bunun çevresine Merkez Efendi'ye ithaf edilmiş bir beyit (JBes tevessül sana bu türbe-i iksîr-i turâb/Bundadır sür yüzünü Merkez-i kutbü'l-ak-tâb) yazılmış, sakıfın alemi ise Mevlevi tacı biçiminde imal edilmiştir.

Batı cephesinin kuzey kesimine, muhtemelen 1965 onarımında konmuş olan bir mermer levhada, üstte sümbül kabartmaları ortasında bir Sünbülî tacı, altta, Latin harfleri ile yazılmış olan ve Merkez Efendi'nin kimliğini açıklayan bir metin görülür. Türbenin girişi ek bölümün kuzey du-varındadır. Türbenin içinde mimari bezeme olarak önemli bir şey yoktur. Merkez Efendi'ye ait olan kesimin duvarları, kubbe eteğine kadar, 19. yy'da Avrupa' dan ithal edilen çinilerle kaplıdır. Kubbenin içinde, muhtemelen çinilerle aynı döneme ait olan, yıldızlı gökyüzü görünümünde bir bezeme bulunmaktadır. Sandukaları çevreleyen oymalı ahşap parmaklıklar içinde Merkez Efendi'ye ait olanı, 18. yy üslubunu yansıtan, sedef ve bağa kaplamaları ile diğerlerinden ayrılır.

Türbenin kuzeydoğu köşesindeki paha yerleştirilmiş olan çeşme, yuvarlak kemerli bir aynataşı ile beyzi bir kurnadan meydana gelir. Aynataşında barok üslupta bezemeler arasında, sehpa üzerinde bir Sünbülî tacı kabartması göze çarpmaktadır.

Cümle kapısında, cami-tevhidhanede ve türbelerde, Merkez Efendi'nin yaşadığı dönemin zevkine ve temsil ettiği değerler dünyasına epeyce uzak düşen, II. Mahmud döneminin ampir üslubu(->) egemendir.

Özellikle cami-tevhidhanenin cephelerinde, pilastrlar ve bunların arasına yerleştirilen açıklıklarla ifadesini bulan aksiyal düzen, bir dini yapıdan ziyade dönemin resmi binalarını hatırlatmaktadır.

Çilehane, Kuyu ve Şadırvan -. Merkez Efendi'nin hayatında bizzat kullandığı rivayet edilen bu çilehane büyük bir ihtimalle Bizans dönemine ait bir ayazmanın içine yerleştirilmiş, böylece, birçok başka tarikat tesisinde olduğu gibi, burada da Osmanlı döneminden önceye ait bir kutsallık merkezi Islami bir kisveye bulundurulmuştur. Zemini avludan 7 m kadar aşağıda kalan, ayazma suyunun toplandığı havuz, moloz taş örgülü istinat duvarları ile kuşatılmış, duvarların üzerine demir parmaklıklar konmuş, havuzun güney yönüne çilehane birimi yerleştirilmiştir. Aslında ahşap olduğu bilinen çilehane son o-narımlarda demir putreli! volta döşemelerle donatılmıştır. Çilehaneye dar bir merdivenle inilmekte, merdivenin çilehane kotuna ulaştığı noktada başlayan 50 cm e-nindeki bir dehliz yatay olarak doğu yönüne ilerleyerek avludaki kuyuya ulaşmaktadır. Bu geçidin aslında, ayazma havuzunda biriken suyun fazlasını kuyuya aktarmak amacıyla tasarlandığı anlaşılmaktadır. Ne var ki zaman içinde gerek söz konusu kuyu, gerekse de bu dehliz, İstanbul' un dini folklorunda önemli yeri olan ve özellikle hanımların rağbet ettiği bir tür kehanet mahalli haline gelmiştir. Tekkelerin kapatılmasından önce İstanbul'daki ünlü "niyet kuyularından" birisi olan bu kuyunun gaipten haber almak isteyenlerin uğrağı haline geldiği, belirli bir niyetle, birtakım duaların okunmasından sonra içine bakıldığında suyun yüzeyinde şekillerin belirdiğine inanıldığı bilinmektedir. Ayrıca çilehaneyi kuyuya bağlayan dehlize ilişkin batıl inançlar hakkında M. H. Bayrı şunları nakleder:"... Merdivenden indikten sonra dar yolun günahlıları sıkacağı iddia edilir. Dar yoldan geçmek ve niha-yetindeki kuyuya varmak isteyenlerin ö-nüne bir zenci kadın, elinde yanmış bir fener olduğu halde düşer. Yolu geçip kuyuya varanlar oradan bir taş alır ve geri dönerler. Bu taş hangi murat için alınmışsa o murat gerçekleşince tekrar kuyuya a-tılır". Cumhuriyet döneminde, bu geleneği

Merkez Efendi Külliyesi'nde cami-tevhidhanenin içinden bir görünüm. M. Baha Tanman, 1980

unutturmak amacıyla kuyunun ağzı, kilitli bir demir kapakla kapatılmıştır.

Şadırvanın sekizgen prizma biçimindeki haznesi, sekizgen piramit biçiminde bir camekânla örtülmüş, tepesine mermerden bir Sünbülî tacı oturtulmuştur.



Mutfak, Taamhane, Derviş Hücreleri, Selamlık ve Hünkâr Köşkü : Hünkâr köşkü dışında, bütün diğer bölümler, birbirlerine bitişik olarak, şadırvan avlusunun kuzey ve doğu sınırları boyunca uzanan. "L" biçiminde bir kitle içinde toplanmışlardı. Günümüze ulaşmamış olan bu kanadın tek katlı ahşap birimlerden meydana geldiği, bazıları basık kemerli, bazıları da dikdörtgen açıklıklı kapı ve pencerelere sahip bulunduğu bilinmektedir. "L"nin batı ucunda mutfak, bundan sonra sırayla taamha-ne, derviş hücreleri, "şeyh dairesi" olarak anılan selamlık geliyordu. "L"nin güney yönünde bağımsız bir mekân olan hünkâr köşkü dikdörtgen planlı, avluya bakan cephesi üçgen bir alınlıkla (frontonla) donatılmış, önünde basamaklı bir sahanlığın bulunduğu, küçük bir yapı idi. Üçgen a-lınlığın içinde "Sultan Mahmud güneşi" tabir edilen bezeme bulunmaktaydı.

Harem: Eskiden "konak yavrusu" denilen türde bir yapı olan harem dairesi kagir bir bodruma oturan iki esas kat ile bir çatı katından oluşmaktadır. Orta sofalı plan tipinin uygulandığı haremin cepheleri çıkmalarla hareketlendirilmiş, dikdörtgen a-çıklıklı pencereleri kafeslerle donatılmıştır.

Darülkuıra: Klasik üslubu yansıtan kare planlı ve kubbeli darülkurranın duvarları kesme küfeki taşı ile örtülmüş, kuzey duvarının eksenindeki basık kemerli kapısı ile alt sırayı oluşturan, dikdörtgen açıklıklı pencereleri mermer sövelerle çerçevelenmiştir. Söz konusu pencerelerin üzerinde sivri kemerli ve revzenli tepe pencereleri vardır. Kubbeye geçişi sağlayan trompların etekleri mukarnaslaıia dolgu-lanmıştır. Esas darülkurra mekânına geçmeden önce, bir giriş bölümü görünümündeki, enine dikdörtgen planlı türbe yer almakta, burada bani Abdülbaki Paşa ile Sultan Ahmed Camii Kürsü Şeyhi Meh-med Eşref Efendi'nin (ö. 1880) kabirleri bulunmaktadır. Girişin üzerindeki, sülüs hatlı ayet levhasında darülkurranın inşa tarihi (1017/1608) yazılıdır.


Dostları ilə paylaş:
1   ...   94   95   96   97   98   99   100   101   ...   140
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə