Yazılar İçindekiler "On Yıl Öncesinden Bugünün Gelişme ve Tartışmalarına İlişkin Yazılar"



Yüklə 0.5 Mb.
səhifə16/17
tarix18.01.2018
ölçüsü0.5 Mb.
1   ...   9   10   11   12   13   14   15   16   17

ÖDP ve Kürt Ulusal Hareketi


Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) ne sağlam bir programa, ne de yükselen bir toplumsal hareketlenmeye dayanıyordu. Dünyada sermayenin, Türkiye'de Osmanlı'nın yaşayan "ruh ül habis"i Genel Kurmayın peş peşe yeni mevziler kazandığı bir dönemde kuruldu.

Dünyada Sermayenin Doğu Avrupa'nın çöküşünde ifadesini bulan, tarihsel bir zafer kazandığı; Türkiye'de ise, Kürt Ulusal hareketini ezmeye yönelik özel savaşın dizginlerinden boşandığı ve şovenizmin ve vurdum duymazlığın Türkler arasında alıp başını gittiği koşullarda, sosyalizm iddiasıyla kurulmuş bir sosyalist partiden beklenen, en azından dünya ölçüsündeki ideolojik saldırıya karşı sağlam durabilmek; ideolojik mevzileri güçlendirmek ve korumak; diğer yandan da büyük çoğunluğu, Kürt ulusunun haklı savaşı karşısında genel Kurmayın arkasında saf tutan Türk ulusuna karşı, yenilgici bir politikanın izleyicisi olarak, Kürtlere yönelik saldırıların en azından bir kısmını kendi üzerine çekmek ve onların sırtındaki yükü biraz olsun hafifletebilmek için ortaya atılmak; onlarla dayanışmayı politikanın ekseni yapmak olabilirdi. Ancak böyle bir politika, Genel Kurmay'ın zafer arabasının peşine takılan Türklerin şeref verici nefretini kazanabilir ve bu milliyetçi dalgaya tepki duyan yoksul ve aynı zamanda Kürt şehirli tabakalar ve bu milliyetçi dalganın saldırısının nesneleri olan azınlıklar ve ezilen uluslar arasında sempati bulabilirdi. Ancak böyle bir tavır uzun vadede sisteme muhalefet için bir mayalanma merkezi oluşturabilir ve geleceğin bir yükselişi için üzerine basılacak sağlam sosyalist gelenekler bırakabilirdi.

Ne var ki, ÖDP ne İdeolojik mevzileri korudu; ne de akıntıya karşı politika güttü, aksine politikası ve çalışması bu tarz bir yaklaşıma karşı olarak şekillendi. Teorinin yerini, moda klişe sloganlar; akıntıya karşı politikanın yerini, "Kürt eksenli politika yapmayacağız" sözleri aldı.

ÖDP'nin teorik açılımlar yapması ve an azından ideolojik bir sağlam duruşu sağlaması hiç bir şekilde gerçekleşmemek bir yana, böyle bir problemi bile olmadı. Bir sosyalist parti ki, Türkiye sosyalist hareketinin önemli bir birikimini içinde toplamış; ama bu birikimin, görüşlerin ve tezlerin birbiriyle çarpışacağı ve gelişeceği bir teorik organı bir yana bırakalım, böyle bir platformu bile yoktur. ÖDP'nin teorik ve ideolojik namazı kılınmıştır.

Kürt Ulusal Hareketi karşısında ise tam anlamıyla yükselen şovenizmin dümen suyunda bir politika izlemiştir. Bir insan hakları derneği kadar bile Kürt Ulusal Hareketi'nin destekçisi olmamıştır.

Yani ÖDP dünya ve Türkiye çapında egemen eğilimlere karşı mücadelenin bir aracı olacak yerde, bizzat bu eğilimlerin sol bir söylem içinde egemenliğinin bir aracı olmuştur.

Ciddi teorik ve ideolojik savunma ve geliştirme çabasının yerini, moda kavramları ve sloganları kullanmak almıştır. Ezilen insanlar, özellikle Batı'da yoğunlaşmış en yoksul tabakalar ve Kürtler arasında sabırlı bir şekilde onların öz örgütlenmelerini yaratma çalışması yerine, Türk şehir orta sınıflarına yönelik olarak medyatik olmaya önem verilmiştir. Toplumun en önemli sorunu olan Kürt sorunu sorunlardan bir sorun olarak ele alınmıştır. Bütün bu çizgi ve pratik, şehir orta sınıflarının damgasını taşımaktadır.

Altmışlı ve yetmişli yıllarda, Dünyada devrimci bir yükselişin yaşandığı koşullarda, şehir orta sınıfları işçi sınıfına ve sosyalizme yaklaşma eğilimi gösteriyorlardı; zaten ÖDP'de çoğunluğu oluşturan eğilimlerin kökeninde, bu dönemdeki politikleşme bulunuyordu. Seksenli ve doksanlı yılların dünya ve Türkiye'sinde ise, Kapitalizm ve Genel Kurmay bu sınıfları kendi zafer arabasına bağlamış bulunuyorlardı. Bu sınıfların eğilimlerini temsil eden ÖDP gibi partiler için sorun; altmışlı ve yetmişli yılların sosyalizme yönelik oluşmuş bir geleneğin söylemiyle; şehir orta sınıflarının bu günkü eğilimlerini uzlaştırabilmekti. ÖDP bu uzlaştırmanın kendisinden başka bir şey değildir.

Orta sınıflardaki bu genel kayma, ÖDP'de, onu oluşturanların çok daha özel bir kayışıyla da çakışmıştır. Bu gün ÖDP'yi oluşturanlar, 60'lı ve 70'li yılların, geleceği bulunmayan; yüksek enflasyon karşısında yoksullaşan şehir orta sınıflarının radikalleşen çocuklarıydılar ve genç insanlardı; bu günkü ÖDP'ye damgasını vuranlar ise, işi gücü olan, genellikle bir araba, ev ve muhtemelen bir de tatil yapabileceği ikinci bir evi olan, stabilize olmuş, Türk orta yaşlı şehir orta sınıflarıdırlar. Bu da ÖDP'ye damgasını vuran ikinci özelliktir.

Önce, Kürt sorunu toplumun temel ve en önemli sorunu değilmişçesine, Kürt sorununu eksene alan politika yapmanın yanlışlığı söylendi. Böylece Türkiye'nin temel sorunu olan Kürt sorunu, Parti politikasının temel bir sorunu olmaktan çıktı ve sorunlardan bir sorun haline geldi. Böylece ÖDP, Genel Kurmay'ın, Kürt sorununu önemsiz gösteren, ondan bahsetmeyi bile yasaklayan; onu karşı susuş komplosunun, soldan bir destekçisi durumuna geldi objektif olarak.

Sonra, sorunlardan bir sorun olarak Kürt sorununda barış önerildi, ama bu öyle yapıldı ki, sanki iki tarafın da haksız olduğu bir savaşın bitmesi isteniyor gibi ifade edildi. Yenilgici bir barış istemi değildi bu. Bu savaşta, hiç bir zaman Genel Kurmay'ın haksız PKK'nın haklı bir savaşı yürüttüğü söylenmedi. PKK ve Genel Kurmay aynı kaba koyuldu. Hatta Türk devletinden istenmeyen özellikler PKK'ya koşul olarak getirildi. Geçen Kongrede, Kürt ulusunun "meşru temsilcileri" ifadesinin yanına bir de "demokratik" koşulu getirilerek "Demokratik ve meşru" denilerek, PKK'nın bir barışın muhatabı olmasına bile karşı çıkılıyordu. Bu koşulu koyanlar bununla neyi dışladıklarını çok iyi biliyorlardı. Böyle bir tavır bırakalım ulusların kaderini tayin hakkını bir yana, fiilen barışa bile karşı olmak demekti. Hangi ciddi barış istemi, savaşan taraflardan diğerinin demokratik olmasını isteyebilir? Bu demokratiklik de, Türklerden değil, Kürtlerden istenmektedir. Bırakalım sosyalizmi bir yana, ciddi bir barış çabasının bile ayaklar altına alınması olan bu utanç verici karar, bir kaç kişinin itirazları arasında sorunsuz geçebiliyordu.

ÖDP'de çoğunluğu oluşturan Dev-Yol'cuların büyük çoğunluğu, Kürt Ulusal Hareketi ve bunun örgütsel ifadesi olan, kendi aralarında sansürsüzce konuşurken ifade etmekten çekinmedikleri bir düşmanlık ve nefret duydukları, PKK karşısında son kongreye kadar, gerçek eğilimlerini yansıtan bir çizgiyi ÖDP'ye tam olarak dikte ettirememişlerdi. Son kongreye kadar bütün bu tavırlar henüz kongre kararlarıyla kesinleşmemişlerdi. Ama son Kongrede alınan kararlar ve yapılmayanlar ile bu çizgi ÖDP'nin büyük çoğunluğunun onayını almış; Kongre kararlarıyla pekişmiş net ve resmi bir çizgi olmaktadır.

ÖDP'nin Kongresi'nin toplandığı günlerde, HADEP'li belediye başkanları tutuklanmış, Kürdistan'da Halk bunu protesto ederken, ÖDP Kongresinde, örneğin, Kongre olarak Belediye Başkanlarıyla dayanışmayı ifade eden bir karar bile alınmamış, Belediye Başkanlarının tutuklanmasına karşı demonstratif ve sert bir tepki gösterilmemiştir. Dayanışma sözleri ise, "Diyarbakır halkı"na yöneltilmiştir.

Elimizde henüz Kongrede Kürt sorunu konusunda alınan karar metni yok. Ancak gazetelerden okuduklarımız ve Kürdistan'da örgütlenme kararı var. ÖDP, Kürdistan'ı ayrı bir ülke, Kürtleri ayrı bir ulus olarak tanıdığını, en azından Ezop diliyle vurgulamak için, Kürdistan'da ÖDP olarak örgütlenmeyi ret etmesi veya en azından fiilen buna girmemesi gerekirken, Genelkurmayı çok memnun edecek bir tavırla, son kongresinde Kürdistan'da da ÖDP olarak örgütlenme kararı almış.

Kürdistan'da örgütlenme kararı bir skandaldır. ÖDP, Kürt Ulusal Hareketinin, tecrit durumu ve ağır darbeler nedeniyle, güçsüzlüğü nedeniyle yapmak zorunda olduklarını seve seve kabullenmektedir. "Eh madem ki Kürtler Türkler'le aynı devlet içinde yaşamaya niyet ifade ediyorlar, biz de Kürdistan'da örgütlenebiliriz." ÖDP, Kürtler Türklerle birlikte yaşamak istese de, bu isteklerini özgürce belirleyecekleri koşullar için, yani Kürtlerin ayrılabilme hakkı için mücadele edecek yerde; Kürtlerin çok eşitsiz bir savaşta, ağır darbeler altında minimuma indirdikleri talepleri hemen benimsemektedir. Onları gökten inmiş bir nimet gibi almaktadır.

ÖDP, İmralıdan sonra ortaya çıkan yeni çizgiye daha yumuşak ve olumlu yaklaşmaktadır. Bu tam Türk şehir orta sınıflarının tavrıdır. Ve şehir orta sınıflarının ve ÖDP'nin tavrında da görülen bu değişiklik, PKK'nın ne kadar doğru bir çizgi geliştirdiğinin ve şehir orta sınıflarını en azından tarafsızlaştırmak bakımından doğru bir adım attığının bir kanıtıdır da. Şehir orta sınıflarının sosyalist söylemli bir partisi olarak ÖDP'nin anlaşılabilir bu tavrı, sosyalist olarak kabul edilemez. ÖDP, Kürtlerin birlikte yaşama istemi karşısında onların istedikleri zaman istedikleri biçimde ayrılmaları hakkını savunacak yerde, bu istemi veri kabul ederek taleplerini ve örgütlenmesini oluşturmaktadır. Kürdistan'da ÖDP olarak örgütlenme kararı da bu anlayışın ifadesidir.

ÖDP eğer, Kürdistan'daki partileri beğenmiyorsa, orada bir sosyalist parti olduğunu düşünmüyorsa, en azından, Kürdistan'da kendisiyle aynı görüşleri savunan ama kendisi karşısında eşit düzeyde ayrı bir parti kuruluşunu teşvik edebilir ya da Kürdistanlı üyeleri orada ayrı bir parti kurabilirlerdi. Bu takdirde, aynı sosyalist görüşleri paylaşan iki sosyalist ve aynı düzeyde iki parti olurdu. Bu yapılmamaktadır, ÖDP, bir Türkiye Partisi olarak Kürdistan'da örgütlenmektedir, soldan Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkını inkar etmektedir. Kendisiyle eşit konumda olacak bir Kürdistan ÖDP'sine bile tahammül edememektedir. Kürdistan'ın bu gün HADEP'e verilen oylarla üç aşağı beş yukarı çizilmiş sınırlarını kabul ederek örgütlenecek yerde, Devletin resmi sınırlarına göre örgütlenmeye gitmektedir. Genel Kurmay'ın soldan bir destekçisi olmaktadır.

*

Peki, bütün bu tavırların ardındaki temel yanlış nedir? Temel yanlış: Kürtleri ve Kürt ulusal Hareketi'ni ve bunların örgütsel ifadelerini bir özne olarak tanımamaktır.

Ezilen ulusların haklarını, ezen ulustan sosyalistler olarak savunmak, insanı veya bir hareketi ezen ulus milliyetçiliğinden kurtarmaz. Bu ikinci Enternasyonal döneminin, Avrupa Merkezli sosyalizm anlayışına denk düşer. Bu anlayışta, ezilen uluslar toplumun aktif bir öznesi olarak görülmez. Gerekenleri, egemen ulusun sosyalistleri ya da işçileri yapacaktır. Özne egemen ulustur, ya da onun sosyalisti veya işçi sınıfı vs., Komünizm gerekiyorsa onu getirecek vali gibi, ezilen ulusun haklarını da, ezen ulusun devrimcisi veya sosyalisti veya işçisi verecektir ya da onlar için kazanacaktır.

Halbuki, yirminci yüzyılın toplumsal mücadeleler tarihi göstermiştir ki, ezilen cins, ulus, "ırk"ların haklarını savunmak henüz, sosyalistlik değildir ve egemenlik ilişkisini yeniden üretir. Ezen ulusun sosyalistinin görevi, ezilen ulusun Mücadelesini ve Hareketini bir toplumsal özne olarak desteklemektir.

Bu özne de soyut bir varlık değildir, somut örgütler ve güçlerdir. Kürdistan örneğini düşünürsek, somut olarak, Kürt Ulusal hareketi, PKK'dır HADEP'tir yüzde doksan beşiyle. Yani, bir Türk sosyalistinin Kürt Ulusal hareketini bir özne olarak desteklemesi demek; Genel Kurmay ve Türk devleti karşısında somut olarak PKK ve HADEP'i desteklemesi demektir.

ÖDP'nin ise tam da karşı olduğu böyle bir politikadır. Yani ÖDP, Kürt Ulusal Hareketini bir özne olarak desteklemeyi reddettiği için; yani paternalistçe yaklaştığı için, bu ulusun kendisinin ortaya bir özne olarak çıkışının somut örgütsel biçimlerini kendine bir rakip olarak görmektedir. Bütün o milliyetçi tavrın ardındaki temel metodolojik yanlış budur.

Kürt ulusal hareketini ve onun somut örgütsel ifadelerini bir özne olarak görmeyi ret edince, bu somut özneler karşısındaki tavrın ne olması gerektiği sorunundan da kaçılmış olur.

Bir toplumsal hareket, bir örgüt, sosyalistlerce, her şeyden önce iki temele göre değerlendirilir. Birincisi onun hangi toplumsal kesimin ifadesi olduğuna bakılır. İkincisi onun programına bakılır. Haklılığı ya da haksızlığı bunlar belirler. Mücadele ya da örgüt biçimleri değil. Bir hareket pekala anti-demokratik ama haklı, diğeri pekala demokratik ama haksız olabilir. Bütün sömürge kurtuluş savaşlarında aşağı yukarı durum buydu. Batılı ülkelerin hepsi de maşallah demokratik ülkelerdi, onlara karşı savaşan sömürgeler ve onların örgütlerinde demokrasinin pek esamesi okunmazdı.

ÖDP, PKK'nın Türk devleti karşısında haklı bir savaş yürüttüğü konusunda susmakta; onun hangi toplumsal kesimlerin eğilimlerinin ifadesi olduğu sorusunu sormamakta ve susmakta; örgüt ve mücadele biçimlerine ilişkin itirazlarla onu Türk Devleti ve Genelkurmay ile aynı kaba koymakta; iki tarafın da haksız olduğu bir savaş söz konusuymuş gibi davranmaktadır.

Aslında, ÖDP'nin sosyalizmle de, sosyalist teoriyle de fazla bir ilgisi yoktur. Sosyalist söylem, son yıllarda, Kürt Ulusal Hareketi karşısında egemen ulus sosyalistlerinin onu desteklemekten kaçmalarına soldan gerekçe bulmalarının aracı olmaktadır. Bu gün egemen ulus sosyalistleri için, iyi bir sosyalist olmak iyi bir "Kürtçü" olmakla mümkün olabilir.

Bütün bu tavırlarına rağmen, Kürt Ulusal Hareketi, ÖDP'ye yine de, Türkiye'de az çok demokrasiden yana bir güç olarak çok olumlu yaklaştı ve yaklaşmaya devam ediyor. Kürt Ulusal hareketi doğru da yapıyor. Evet, ÖDP, bir demokratik güçtür, demokratik güçlerin bir araya geleme olanaklarını politik kendini beğenmişliğiyle zora sürecek ve çoğunlukla dağıtıcı olacak olsa da, demokratik bir güçtür. Bu anlamda Kürt Ulusal Hareketi'nin ÖDP'ye karşı esnek ve itici olmamaya özen gösteren tavrı son derece doğrudur.

Ama bu demokratik güç, bütün bunları sosyalizm adına yaptığı sürece, bir Türk sosyalisti olarak, biz de ancak, ÖDP'nin çizgisinin sosyalizmle bir ilişkisi olmadığını, bunun Türk şehir orta sınıflarının eğilimlerinin ifadesi olduğunu söyleyerek ve onu eleştirerek doğru davranmış oluruz.

02.03.2000 04:55

(Bu yazı Özgür Politika’nın 06.03.2000 tarihli sayısında yayınlandı.)



Dostları ilə paylaş:
1   ...   9   10   11   12   13   14   15   16   17


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə