Yilmazgurol1947. com İçindekiler: Özet/Summary


*********************************************************



Yüklə 1,16 Mb.
səhifə3/23
tarix28.10.2017
ölçüsü1,16 Mb.
#19027
növüYazı
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   23

*********************************************************

@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@

Şimdi, 20 Haziran 2012, 1-24 Eylül 2008 de yazdığım 92 sayfa "Felsefem" adlı kitabımı aktarmaya başlıyorum

----------------------------

F E L S E F E M

(60 yaşım biterken)

Eylül 2008

Sevgili Annemin Anısına



 

(1 Eylül'deki)



Bugün 2.ci Dünya Savaşı'nın "resmen" başlamasının yıldönümü (1939). 6 yıl  içinde, 20 milyonu Sovyet, 50 milyon kadar insan öldü, öldürüldü. Suçsuz  insanlar. Bu sebeple sonra, 1 Eylül, Dünya Barış Günü olarak kabul edildi.  1 Eylül 1976'da, Barış Günü'nde doğunca yeğenim, biz de BARIŞ koyduk  adını. İlk yeğenim. Hepsi toplam iki. İkincisi SEVGİ. 1986'da, Çanakkale'de,  hapishanede, 2.ci Dünya Savaşı'nın aslında, Proje gereği, Global Çete'nin işi olduğu kanaatine vardım.  Ve Barış kızın, doğum tarihinin de,misyon gereği ,Global Çete Merkezi (yani Misyon Koyucu) tarafından önceden kararlaştırıldığı kanaatine vardım, yine orda 1986 yılında. O zaman ben 38 yaşımdaydım. Bugün Barış 32 oldu. Kutlu Olsun.... Benim 61 olmama da 24 gün kaldı. (25 Eylül 2008)         Son 8 yıldır, hergün gazete yapraklarına vesaireye, misyonla ilgili yazdığım yazılara 17 Ağustos 2008 ardından 18 Ağustos'ta son verdim. Ama sonra, bu yazdıklarımdan "felsefi" olanlarını, hatırımda kaldığı kadarıyla toparlamak, ve toparlarken de mevcut felsefemi yazarak anlatmak ihtiyacını hissettim. Dolayısıyla bugünden, Barış'ın gününden başlıyarak, en geç benim günüme, 25 Eylül'e kadar, hergün sabahları, "ev" de, bir saat kadar yazmayaa karar verdim.        Bugün aynı zamanda Ramazan ayının ilk günü. Denk geldi, Barış gününe. (Şu anda düşündüm) Denk mi geldi. Yoksa (2008'de) denk gelsin diyemi kararlaştırıldı önceki 1 Eylüller.  En önemli bir tanesi, (baktım takvim yaprağının arkasında) yazıyor (gene): 1 Eylül 1923. Tokyo ve Yokohama da deprem. 300.000 ölü. Kanaatim denk gelmemiş, denk getirilmiş.        Aklımdaki Ramazanla ilgil yazacaklarım şunlardı, yazayım: İslam takviminde(ay takviminde, kameri takvimde) aylar mevsimlere uymaz. Dolayısıyla Ramazan ayı da, yazın ortasına veya kışın ortasına gelebilır. Gün doğumu ve batımı arasında tutulan oruç da ülkemizde mevsim kışsa 8 saat, mevsim yazsa 16 saat olabilir. İslam'ın doğum yeri Mekke, Ekvatora daha yakın olduğu için orada bu farklılık bu kadar büyük değildir, ama bizden de kuzeyde kutupa yakın ülkelerde, örneğin Norveç'te Güneşin doğuşu ve batışı esas alınarak, "oruç tutmak" imkansızdır. Yani, Bergen'de geçmez "ramazan imsakiyeleri". Evet bugün, 6 milyarlık Dünya Nüfusunun 1 milyar kadarlık müslüman bölümü için, Ramazanın ilk günü. Bu 1 milyar müslümanın çoğunluğu, bugünden başlayarak 30 gün oruç tutacaklar. Nüfus cüzdanımda, dinim İslam yazıyor ama ben oruç tutmayacağım tabi. Şeriatla yönetilen bir ülkede, örneğin Suudi Arabistan'da sıradan bir insan olsaydım, oruç tutmamam mümkün olabilirmiydi. Tabi ki hayır. "Müslüman olarak doğmuş"  bir insan olarak. Ama yine de Ramazan ayı içinde sokakta sakız çiğnemiyeceğim.        Annem dindardı. Silis köyünde, bizi (beni ve kardeşimi)  makasçının kızkardeşi Hamide ablaya "göndererek", Kuran'ı "okumayı" öğrettirdi. İlkokul zamanı. Yaşlarımız ben 9, kardeşim Demir 7 civarı. Arapça yazıdan, Arapça olarak okumayı öğrendik, ama Arapça bilmeden. Birkaç kez "hatim" ettik, Kuran'ı (hiç bir şey anlamadan tabi). O sıralarda söylediğimi hatırlıyorum. "Büyüyünce İslam dinini inceliyeceğim", diyordum. Bu sözler ilk kuşkunun sonucu söylenmişti.        Denizli Lisesi'nde (15 yaşım civarında) arkadaşım Halil Varol başka bir öğrenciyi göstererek, Allah'ın var olduğuna inanmıyor demişti. Bu beni çok etkiledi. Evet başka dinden insanlar, ve hatta dinsizler vardı dünyada, biliyordum ama, onlar bana uzaktaydılar. Bu ise yakınımda (ilişkim olmadığı) ama hep gördüğüm, benim gibi bir öğrenci. etkilendim tabiatiyle. Ama yetmez kanaat için. 16 yaşımda (Lise sonda) abone olduğum gazetenin ekte, Kuran'ın türkçe tercümesini verince, o yetti. Sorgulayarak dikkatlice okudum. Ve böylece "ateist" oldum. Bilinçli dinsiz. Tabi ki bu bilinç değişikiliğini sadece kendime saklayamazdım. Başta kardeşim olmak üzere, yakın akrabalarımı da "kendime uydurmaya" çalıştım. Kardeşim Demir, ve kuzenim Turgut'un, "erken zamanda" "ateist" olmaları, benden dolayıdır. Niye öncelikle akrabalar. Çünkü, insanların (tüm insanların) önünde önce onlar var, benim için. Ballıkuyu'daki evde, bir din tartışmasında, çaresiz kalan babamı ağlatmıştım. Yıl 1965. Yaşım 17 veya 18.

(2 Eylül'deki)



Kendidinimi kaynağındanKuran'dan sorgulamış, ve Kuran'ın "kelamullah"(yani Tanrı sözü) olmadığı, Muhammed'in sözü, sözleri olduğu kanaatine varmıştım. Böylece "dinsiz" olmuştum. Ayrıca tarih bilinciyle biliyordum ki, Kuran        değişmeden aynı kelimelerle gelmişti günümüze. Gelirken insanlar tarafından tahrifata uğramamıştı yani.Oysa, İncil'in çok çeşitli yazılmış biçimleri olduğu, ve bunlardan doğru olanını seçilmesi için, 400 yılı civarında, İznik'te bir dinsel kurulun toplandığını ve bu kurulun mevcut inciller arasında bir iki tanesinin gerçek incil olarak seçildiğini de biliyordum. Aynı durum Kuran için de olsaydı, işim daha zor olurdu.        Kuran'ı sorgulamam bana yetmişti. İslamı reddederken, tabiatıyla İslamın Tanrısını da red-etmiştim. Tanrısız (Ateist) olmuştum yani. Başka dinleri sorgulamaya, acaba benimki yanlış, belki onlarınki doğru demeye de gerek görmedim. Kabaca biliyordum, öteki dinleri de, Hristiyanlık, Musevilik, Budizm, Hinduizm, eski dinler vesaire. Tabiatiyle Tanrı (Tanrılar, Tanrıçalar) yoktur. "Allah yoktur" (La ilahe) kanaatindeydim. İslamın Tanrısını reddederken, Tanrı kavramını da reddetmiştim. Bilimdi "tek hakiki mürşit". Ama o zamanlar dahi, yani 17-18 yaşlarımda da, şunu da söylüyordum, Evren nasıl varolmuş, gibi sorular için. Ben bilmiyorum, sen biliyormusun. Evet biliyorum, Allah yarattı. Hayır arkadaş. Sen bir bilinmeyeni, başka bir bilinmeyenle açıklamaya çalışıyorsun. Sonra bir ömür boyu Ateist Felsefeyle yaşadım. Ateist Felsefeden "Bilinemezci" (Agnostik) Felsefeye geçişim yeni oldu. Yani yanlış hatırlamıyorsam bu son 8 yıl içinde, yani 50li yaşlarımda. O terimleri  (bilinemezcilik, agnostisizm) kullanıyorum, felsefemi tanımlamak için. Ama benim tanımladığım bir biçimde. Çok eskilerden hatırımda şöyle bir tanım: Agnostisizm: Ruh mu önce vardı Madde mi önce vardı, bilinemez. Materyalizm: Önce Madde vardı. Maddede ruh oluştu, insan ruhu. Ama büyük ruh yani Tanrı yok. İdealizm: Önce ruh vardı, büyük ruh, Tanrı. Maddeyi oyarattı. İnsana da ruh verdi. Bu tanımlar benim tanımım dışında. Mutlak nihai realiteyi asla bilemiyeceğiz (kesin) kanaatindayim. Nerden geldik, Nereye gidiyoruz. Ezel'i ve Ebed'i asla kavrayamıyacağız. Sonsuzluğu zaman ve mekan olarak kavrayamıyacağız. "Sonsuz" deyip (tanımlayıp) geçiyoruz.  Asla bilemiyeceğimiz başka konular da var. Örneğin, (dünya'da) hayat nasıl başladı. Cansız varlık nasıl canlı varlığa dönüştü. Uzağı görme yeteneğimiz, teleskoplarlr, ne kadar artarsa artsın, hep, ama hep, uzayda en uzakta görebileceğimiz uzay nesnelerinin, ötesinde de göremediğimiz nesnelerin var olma ihtimali hep geçerli olacak. Asla göremiyeceğiz uzayın "sonunu". Gelişmiş teleskoplarımızla, uzayda gördüğümüz nesnelerin, tümünün, (varsa, ki var, teleskop gücü artınca yenilerini görüyoruz) kaçta kaçı, yüzde biri mi, milyarda biri mi diye bir tahmin yapabilirmiyiz. Asla. Bu bilinemezlik ortamında, "her şeyi biliyormuş gibi" , Bu evrenin bir ) yaratıcısı yoktur, Tanrı yoktur (Tanrılar yoktur) diyebilir miyiz. Hayır. Ama Tanrı vardır da diyemiyoruz. İnsanların Tanrı (Tanrılar, Tanrıçalar) kavramına nasıl ulaştığını biliyoruz çünkü.        Çok değil, yakın geçmişte, insanlar ne sanıyorlardı. Altımız yer (toprak), üstümüz Gök. Gökte Güneş ve Ay var ışık saçan. Ve geceleri Yıldızlar. Gökte süs. Sonra ne öğrendik, bilim vasıtasıyla. Altımız yer değilmiş. Dünyamız bir büyük yuvarlak kütleymiş, üstelik boşlukta (uzayda) duruyormuş. Durmuyormuş, hem kendi ekseni etrafında dönüyor, hem öteki 8 gezegenle birlikte, Güneşin etrafında dönüyormuş, dolanıyormuş. Ay da bizim  (Dünya'nın) etrafında dolanıyormuş. Dünya'nın uydusuymuş. Dahası da var: Dünya ve öteki Gezegenler aslında ateş topu olarak Güneşten kopmuşlar, ama "çekim" dolayısıyla uzaklaşamamışlar, uydu olmuşlar Güneşe. Zamanla, Dünya soğumuş, "kabuk" bağlamış, Toprak, su, hava oluşmuş. Ama hala içi Güneşinki gibi. Mağma. Ateş topu. Ay da dünyadan kopmuş. Uydu olmuş Dünyaya. Bunlar kesin (bilimsel) kanaatler.         Bu Astronomik bilgiye ulaşmadan önce, mevcut dinlerin "yaratılış" a ait farklı anlatımları vardı, muhakkak. Şimdi biz Tanrı kavramını kabul edersek, eskilerin yaratılış anlatımlarını (kesin olarak) kabul edemiyeceğimize göre, yeni yaratılış anlatımına, mutlaka, güneşten kopma işini eklememiz gerekli. Tanrı Güneşten kopardı Gezegenleri. Peki öncesi. Ve hatta sonrası. Gene belirsiz. Mevcut Astronomik bilimsel bilgi, gezegenlerin güneşten kopmuş olması. Güneşin de aslında bir Yıldız olduğu, ve öteki yıldızların bazılarında da gezegenler olduğu gerçeği bizi bir varsayıma götürüyor. Uzaydaki nesneler aslında "bir" kütlenin patlamasıyla oluştu. (Big Bang teorisi). Kabul edelim ki doğru. Peki bu tek kütlenin "evveliyatı" ne. Ve neden patladı. Bunu kavramamaız asla mümkün değil. Burada gene tosluyoruz Bilinemezliğe. Tanrı kavramını kabul edersek, bu durumda şöyle bir yaratılış anlatımı gerekecek. Tanrı o ilk kütleyi yarattı, ve patlattı. Ondan sonrası "malum". 

Evet, Misyon-Koyucu, 1 Eylül'leri (Start'tan önceki son) 2008'deki Ramazan Ayının ilk gününden almış. Kanıt, dünkü Yeni Çağ gazetesinin "Günün Tarihi" nde. raMAZan yılMAZ / MAZhar Osman Usman (Dr.-Bakırköy Ruh Hastanesi kurucusu) 1951, 1 Eylül'de vefat  / 1951, 1 Eylül'de LİBYA bağımsızlığını ilan etti. (LİB-YA  AY-BİL) / 1969, 1 Eylül'de  Muammer Kaddafi, Libya'da askeri darbe ile Kral İDRİS'i devirdi. O gün Kral İdris Bursa'daydı. (Kaplıca).  bURsa. (İDRİS:DİRİS..) muammER kaddAFi  (GAD dafi)  Libya Akdeniz ülkesi (AF-rica'da). Barış kız AKDENİZ anemisi. / 1 Eylül doğumlular: 1956 Alev Kaftancı (kuzen), 1976 Barış Gürol (yeğen), Yaşar Büyükanıt (önceki Gnl.Kurm.Bşk.Org.), Aliekber VAGİT (Rus petROL milyarderi).



(3 Eylül'deki)

Angut kuşunun eşi ölünce bir süre başında yas tutarmış. (beklermiş belliki üzüntüyle). Sonra çaresiz bırakır gidermiş tabi. Ama geri kalan ömründe başka eş aramazmış. (ölen eşine olan sevgisinden, ve üzüntüsünden olsa gerek.) Sevilenin ölümü insanı da üzer. Ağlar insan, sevilenin ölümü ardından. "İlk insanlar" için de geçerliydi bu. Angut kuşu ölümü gördü. Acıyı hissetti. Ama o kadar. Ölüm ne, Hayat ne, Ölüm sonrası ne, diye düşünmedi, düşünemedi.        İnsan, "insan olurken", bunu düşündü. Sevilenin öldüğü anı ve olayı gördü, gözledi. Son nefesini verdi bir daha (nefes) almadı. NEFES GİDERKEN, CANLILIK DA BİTTİ, CAN GİTTİ. Can "çıktı". Demek ki Can, Nefes gibi, Hava gibi görünmez bir şey."Ruh" dedi buna. İnsanlık, insanlar Ruh'u böyle buldu. Ruh ve Beden kavramlarını ayırdı. Ruhu ölümsüzleştirdi. Akıl yoluyla hepsi. İyi insan, kötü insan olduğu gibi, iyi ruh, kötü ruh ayrımı da yaptı sonra. İyi rıuhların, yaşayanlara iyilik, kötü ruhların yaşayanlara kötülük "yaptıklarını" da buldu. Kötü ruhların şerrinden kurtulmak, iyi ruhların hayrını sağlamak için "yöntemler" buldu.        Din, böyle ortaya çıktı, insanlık tarihinde. Din işlerinde "ehliyetli" insanlar ortaya çıktı, toplumda, topluluklarda. Yalnız insanlarda mı ruh. Besbelli hayvanlarda da var.  O aslanda, kaplanda da... Ya peki o dağ niye ateş püskürüyor arasıra, ve öldürüyor insanlardan bazılarını. Öyleyse, onda da bir ruh var. Pele adını vermişler, Hawaii yerlileri, Volkan Tanrıçasına. Ruhlardan, Tanrılara Tanrıçalara ulaştı insanlık. İnsan ruhlarının erkek yada dişi olabildikleri gibi, büyük ruhların da dişi yada erkek olduklarını böylece bildi. Doğal felaketleri, hastalıkları, kötülükleri kötü ruhlara, şeytana ve hatta insanlara ceza olsun diye yapılmış kabul edilerek Tanrılara Tanrıçalara bağladı insanlık. Yıldırım çarptı, öldü. Tanrı cezalandırdı. Volkan Tanrıçasının gazabından kurtulmak için, çok kişinin ölmesini önlemek için, dua ile volkan Tanrıçasına yalvararak içlerinden bazılarını "kurban" ettiler ona. Değişik topluluklarda, birbirinden farklı, çok değişik nitelikte, büyüklü küçüklü "tanrısal" nitelikli varlıklar ortaya çıktı.  Çok tanrılık şartlarında, mecburen biri "en büyük" kabul edildi, bazı topluluklarda. Örneğin Eski Yunan'da baş tanrı ZEUS, eski Araplar'da baş tanrı ELLAH. Ama Ellah'ın kızları da var, ELlat ELmenat ELuzza. Ayrıca her kabilenin kendine öxgü bir tanrısı da var. Muhammed ne dedi. ELlah vardı, ona inanın, demedi. ELlah'tan başka tanrı yoktur, dedi, ve ekledi "Ben de onun elçisiyim, bana itaat edin." Yunan tanrılarında da vardı, evlenmek, "çoluk çocuk sahibi" olmak. Hatta insanlardan bile çocukları olabilirdi. Herkül, Zeus'un insanlardan olma oğluydu. Yunan tanrılarının tanrıçalarının hepsinin görevleri işleri farklıydı. Poseidon, deniz ve deprem tanrısı, örneğin. İnsan aklı bazı yörelerde, çok tanrıdan tek tanrıya yöneldi. Bunlardan biri de, Ortadoğu kökenli, 5000 yıllık Musevilik. Tam bilmiyorum ama mutlaka o dinde de çok tanrıcılığın izleri vardır. Bizim İslam'da bile var. Allah can almayı Azrail'e yaptırır. Bir melek, bir büyük ruh. İnsanlık tarihinde, dinler tamamen kendiliğinden, akıl yoluyla ortaya çıktılar, farklı farklı biçimlerde. Ama ortaya çıktıktan sonra, din adamları tarafından kişisel çıkarları için "kullanılmaya" da başlandı. işe "sahtekarlık" da karıştı yani. Bu giderek toplumları yönetenler düzeyine çıktı. Egemenliği sürdürebilmek için, dini kullanmak, "esas" haline geldi. Bu durumdaki yöneticiler artık aslında "kullandıkları" dinin gerektirdiği inançlardan da tamamen uzaklaşmış durumdaydılar, tabi. Halk bilmiyordu ama onlar artık kavramışlardı, Fırtınanın "Gök-Tanrı'nın işi" olmadığını.        Mısır Firavunları, kendilerini Tanrı soyundan gelmiş, yarı-tanrı ilan etmekten çekinmediler. Günümüzde hala çok etkili, çok tanrılı din, Hinduizm. 1milyar kadar insanın ddini. En büyük tanrıları, Brahma, Vişnu, Şiva. Hepsinin işi ayrı. Vişnu arasıra, "insan kılığında" yeryüzüne iner, insanlara "iyilik" yapmak için. Vişnu olduğunu da bilir insanlar, o insanın, ve ona göre davranırlar. Hinduizm'de (ölümsüz olan) insan ruhunun, çeşitli defalar, farklı insan bedenlerinde ortaya çıkmaları (Reenkarnasyon) inancı da vardır. "Hatırlamıyorum ama, acaba önceki hayatımda ne idim" diye sormak çok normaldir, Hindu inancına göre. Akla aykırı mı. Ruhun varlığını kabul etmişsin, ölümsüzlüğünü kabul etmişsin. Bedenden çıktığını kabul etmişsin, öyleyse bedene girdiğini de kabul edeceksin. Ve bu niye sadece bir defa olsun. Çeşitli defalar da olabilir. Ruhun varlığı kadar normal, ruhun tekrar tekrar bedenleşmesi. Bunun için BUDA, yaşadığı toplumun dini Hinduizmin tanrılarını reddedip, "tanrısı olmayan" bir "din" kurarken, hatırına bile gelmemiş, Reenkarnasyon'dan kuşku duyup sorgulamak. Sorgulamış ama "niye" diye. Ve bulmuş sonunda, "mükemmel ruh durumu" NİRVANA niteliğine, ruhun ulaşabilmesi için, tekrar tekrar bedenleşiyor ruh, önce hatta böcek ruhu, sırasıyla yükselerek insan ruhu... Amaç Nirvana niteliği. Hiç acı hissetmeyen beden. Nirvana niteliğini kazanmış ruh sayesinde.  2500 yıl kadar önce, BUDA Hindistan'da. Şimdi 1 milyar kadar insan kendisine Budist diyor. Ne kadarı tam olarak Buda'nın öğütlerine uyuyor, belli değil. Vietnam savaşı sırasında, "protesto" için, kendisini yakan Budist rahipleri görmüştük. Yanıp bitinceye kadar, kımıldamadan (acıya direnerek) acı duymadan dimdik durdular. Buda iyi niyetliydi, ama öğretisi "negatif". Acıdan uzak durmak için, zevklerden, nimetlerden, ve hatta sevgiden bile uzak durmak. Dünyamızdaki mevcut Budizm, çeşitli ülkelerde, başka dinlerin de etkisine girmiş durumda biraz.        Ama aynı yıllarda, yani 2500 yıl kadar önce, Çin'de Konfüçyüs'ün kurduğu "din", bir başka. (okuduğum kadarıyla) Tanrı kavramı yoktur, Konfüçyüsçülük'te diye bir söz hatırlamıyorum, ama anlaşılan o da "tanrısız" bir din. Ruhun varlığını kabul ediyor, ama ölümsüzlüğünü reddediyor. Beden ölürken ruh da ölüyor. Ansiklopedi deyimiyle "materyalist" bir din. Din yerine felsefi öğreti demek daha doğru ama, 500 milyon kadar kişi (bugün) dinim Konfüçyüsçülük dyor. Öyleyse din. İşin ilginç yanı Konfüçyüsçülük'de de, amaç mükemmel ruh durumuna ulaşmak. JUNZİ niteliği kazandırmak ruha. Ama yaşarken. Esas olan Sevgi. Aile'sinden başlayarak,topluma doğru insanları sevmek. Yaşlıya saygı. Erdemli, bilgili, iyi insan olmak. Konfüçyüs hem iyi niyetli, hem öğretisi "pozitif".       Japonya var ilginç. Ulusal dinleri Şintoizm. İrili ufaklı binlerce tanrı, tanrıça var. En büyükleri Güneş Tanrıçası AMATERASU. Tabi ki köken çok eski. Ama süreç içinde, Japon imparatorluğu sülalesinin, Amaterasu'nun soyundan olduğu inancı da eklenmiş, dolayısıyla imparatorlar insan ama, aslında yarı-tanrı. Ona da ibadet ediyorlar. Ölülere de ibadet ediyorlar. Müslümanların Allah'a ibadet ettikleri gibi. Ve imparatorlar, bana ibadet etmeyin, ben de sizin gibi insanım, demiyorlar. !945'e kadar durum böyle. 1945'de General Mc.Arthur, teslim alınca Japonya'yı, halkın imparatora ve ölülere ibadetini yasakladı. İmparator'un tanrısal niteliklerini iptal etti. İmparator (Hiro Hito) da buna ses çıkarmadı. Ve "devlet dini" olan Şintoizm, "tapınak dini" biçimine dönüştürüldü. Bugün 100 milyon Japon'un dini Şintoizm. Ama Budizm de karışmış biraz. Yine Güneş Tanrıçası en büyük. Öyle anlaşılıyorki, bugün Şintoizm, evet, din Japonlar için, ama gelenek görenek özelliğine dönüşmüş kültürün bir parçası haline gelmiş aslında.

(4 Eylül'deki)



Budizm'de Tanrı yok ki "Tanrı Korkusu" olsun. Ama başka bir korku var: Yaşarken acı (:pain) çekmek korkusu. Dolayısıyla gerçek Budist, mümkün olduğu kadar çabuk, tüm acılardan kurtulmayı, mükemmel ruh durumu, Nirvana niteliği kazanmayı amaçlar, yaşarken. Çünkü bilir, bunu beceremezse, öldükten sonra, ruhu yeniden bedenleşecek, yeni hayatında yine acı çekecektir. Nimetlerden, zevklerden, ve hatta sevgiden uzak durmak. "Bir lokma, bir hırka", yalın ayak, başı kabak" yaşamak şarttır. Böcekler, (sivrisinekler dahil) öldürülmez. Çünkü önceki hayatlarda belki kendisi de böcekti. Acı "yaşarken" (hayatta iken) vardır yani, Budizm'de. Hinduizm'de de durum böyledir. Ama, hayatta iken yaşanılan acılar, ve hazlar, Tanrıların yaptıkları işlerdendir.Bu yüzden tanrılara dua ederler, ibadet ederler, kendilerini cezalandırmamaları için, ve ödüllendirilmeleri için. "Hayır ve Şer" tanrılardandır çünkü. Özellikle cezalandırıcı tanrı, ŞİVA'dır. VİŞNU iyilik tanrısıdır. Vişnu arasıra, insan kılığında yeryüzüne iner, insanlara iyilik yapmak için. Birkaç ay önce Nepal Krallığı sona erdirildi. Nepallilerin çoğunluğu, krallarını hep Vişnu tanrı olarak kabul ettiler. Kral da hiçbir zaman, Hayır ben de sizin gibi bir insanım demedi, halkına, Nepal'de.       Ortadoğu kökenli, birbirinin devamı üç büyük din MUSEViLİK, HRİSTİYANLIK ve İSLAM'da, insanın ikinci bir hayatı yoktur. Ama öldükten sonra, Tanrı'nın insana "hesap sorması" vardır. Hayatta iken işlediği günahlara karşılık Cehennem, sevaplara karşılık Cennet vardır. Cehennem'de ateşte yanmak var. "Cehennem azabı". Bu dinlerde dindarlığın asıl nedeni Cehennem Korkusudur. Cennet hayali de didarlığa katkı sağlar. Dolayısıyla bu dinlerin dindarları, yaşarken din kurallarına uygun yaşamaya çalışırlar. Koyu dindar (Musevi) Yahudilerin erkeklerinin kulaklarını yanında, sap gibi bir miktar saç uzatmalarının sebebi, öldükten sonra Melek, o sap gibi saçlarından (kolaylıkla) tutup, Cennete atsın diyedir. Nüfus olarak Musevilik, bugün (yok kabul edilecek kadar) azdır. 10-15 milyon. (İsrail'dekiler ve ötekiler). Dinin büyüklüğü, onun devamı dinlerden ötürüdür. Hristiyanlık 2 Milyar, İslam 1 Milyar.         Ben 17 yaşımda, sorgulayarak Kuran'ı okuyup, Kuran'ın Tanrı sözü değil de Muhammed'in sözü, sözleri olduğu kanaatine vardığımda, problem bitmişti. Muhammed, kendis için bir din kurmuştu. Onun gibileri vardı, başaramayanlar. O başarmıştı. Tabi ki yakın çevresi biliyordu, işin aslını, ve bu gerçek günümüze kadar gelmişti, gizli olarak, din ve siyaset işlerinin "tepelerindeki" insanlara. Tabi, ben hemen, Muhammed'den önceki İSA ve MUSA konusunu da aynen değerlendirmiştim. İsa'nın meşhur "çarmıha gerilme işi" var. Roma'ya ters düşmüşte ondan. Musa ile ilgil fazla bilgim yok. Firavun'dan kaçarken Kızıldeniz'in yarılarak ikiye ayrılması, ve yol açması "efsanesi" var tabi. En güzel efsaneler, Yunan Mitolojisinde. Bu üç dinde, hayat sonrası Cennet ve Cehennem konusuna ek olarak, hayatta iken de Tanrı tarafından cezalandırılmak veya ödüllendirilmek konusu da vardır (tabiatiyle). Dualar ibadetler, bu açıdan da esastır. "Hayrı hi ve Şerrı hi minallahü teala". Tabi ki 17 yaşımdan başlayarak, ben bu 3 dinin de bir siyaset aracı olarak, ötedenberi kullanılageldiğini de bilyordum, hep. Tarih'i  yapanlar, tepedekiler, dini egemenlik aracı olarak kullanmışlardı, hep. Ortaçağ papalığının yaptıkları malum. Papa 2. Jean Paul, essahtan dindar olsaydı, kurşunlatırmıydı kendini, "bizim" Mehmet Ali Ağca'ya. Ağca essahtan "Mesih" olsaydı, kurşunlarmıydı Papa'yı. Politik amaçlı istihbarat işiydi, besbelli (iki  oyuncusu ile).        İsa, Hristiyanlığı kurmuş, ama ROMA ile ters düşmüş, ve çarmıha gerilmişti. Sonra Roma, Hristiyanlığa karşı mücadele etmiş (Hristiyanları aslanlara yedirmiş) ama engel olamayınca, mecburen kendi dini olarak kabul edip, (inanmadığı halde) kullanmaya başlamış, Hristiyanlığı. Aşağı yukarı böyleydi, kanaatim yıllarca. Bu son zamanlar da (Ansiklopediden) ek (tarihsel) bilgi edinince "buldum" Hristiyanlığın aslında Roma'nın işi olduğunu. İki temel bilgi yetti. Birincisi, SEZAR'ın imparatorluğundaki çeşitli halkların dinlerini de bizzat inceleyip not tuttuğunu (savaş için, ziyaret için gittiğinde). Mısır'a gidişinde, Yahudilerin Musevilik dinini de incelediğini öğrenmem. İkincisi İsa'nın 12 Havarisinden birinin PETRUS'un, "mesaisini" Filistin ve çevresinde değilde, İmparatorluğun merkezi Roma şehrinde yapmış olması, Roma şehrindeki ilk Hristiyanların, toplumun tepesindeki "Aristokratlar" olması bilgisi. Aziz Petrus, nasıl, ne zaman öldüğü belli değilmiş (sözde). 1.ci Papa kabul ediliyor.        Durum şuydu yani:  Roma imparatorluğu, Akdenizi çevreleyen topluluklarda Egemen'di. Para Birliği sağlamıştı. Ama din birliği yoktu. Çeşitli halkların çeşitli dinleri vardı. Roma'nın Resmi Dini, eski yunan dininin bir versiyonuydu. Zeus yerine Jupiter, Ares yerine Mars, Afrodit yerine Venüs. Ve bu dini artık, egemenlik aracı olarak kullanmak imkanı kalmamıştı. İmparatorluk topraklarında yaşayan halklardan bir tanesinin, Yahudilerin dini çok ilginçti. Hem "Bir" tanrıya inanıyorlar, hem de zaman gelince, dünyaya bir kurtarıcı, yani Mesih geleceğine inanıyorlardı. Sezar fırsatı gördü. Mesih'i getirmek gerekiyordu, (imparatorluk için)  yeni bir din olarak. Ve Proje'yi başlattı. 300 yıl kadar sürdü, Hristiyanlığın, Roma imparatorluğunun resmi dini olması. İmparator Konstantin'in, başkenti, Roma'dan İstanbul'a taşıması, Konstantinopolis'te (İstanbul'da)  bizzat Hristiyanlığı kabul etmesine kadar. Az sonra, Doğu'da Batı'da 2 ayrı din merkezinin olması ihtiyacından, ikiye böldüler Hristiyanlığı (Katolik-Ortodoks). Biri Roma'da, biri İstanbul'da (Papa ve Patrik). Karşılıklı birbirlerini "dinsiz" ilan ettiler (Aforoz diyorlar işleme). 1000 yıl kadar öyle kaldılar. Sonraki yeni mezhepler de gene ihtiyaçtan yaratıldı. 1517'de, Martin Luther, papalığın, para karşılığı Günahları affetme uygulaması, Endülüjans'a karşı çıkması (bahanesiyle) Aforoz edildi. Ve Protestanlık doğdu. 1517'de, Osmanlı imparatoru Yavua Sultan Selim, Mısır'a giderek ("savaşla" tabi) Halifeliği devraldı. Ve İslamın merkezi İstanbul oldu. Türkler. Osmanlı İmparatorluğu, İslamın merkezi. Yani Avrupa'da Protestanlığın ortaya çıkarılışı ile, Doğu'da İslamın merkezinin İstanbul'a taşınması olayı birbiriyle bağıntılı olarak gerçekleştirildi. Tek projenin iki ayağı. Son islam halifesi Abdülmecit efendi. Osmanlı hanedanında Veliaht prensdi. Mustafa Kemal, Saltanat'ı kaldırınca, ((İslam Dünyası "halifesiz kalmasın diye") veliaht prensi, Halife ilan etti. Vahdettin, yurtdışında, Evet ben "kaçtım" ama hala halifeyim, demedi. Abdülmecit de kabul etti halifeliği. Bir süre de böyle idare ettikten sonra, Mustafa Kemal Halifeliği (Hilafeti) de kaldırdı. İptal etti. Abdülmecit Efendi de, Hayır benim halifeliğim devam ediyor, demediği için, İslam alemi, "başsız" (halifesiz) kaldı. (Halife: Peygamberin vekili) 

(5 Eylül'deki)


Yüklə 1,16 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   23




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin