Zübdetü’l buhâRÎ



Yüklə 2,57 Mb.
səhifə9/42
tarix27.07.2018
ölçüsü2,57 Mb.
#60515
növüYazı
1   ...   5   6   7   8   9   10   11   12   ...   42

HAC BAHSİ
459- İbni Abbas (R.A.) ‘dan rivayet edilmiştir:

Veda Haccında bir kadın Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretlerine gelerek dedi ki: Ya Resûlallah, haccın farziyyeti babama ulaştı (vacip oldu), Hâlbuki babam çok ihtiyardır, hayvan üzerinde duracak halde değildir. Onun yerine ben hac edebilir miyim? Buna cevaben Hazreti Peygamber şöyle buyurdu.

“Evet, (onun yerine hac edebilirsin).”

Mütercim:

Bu hadîs-i şerifin delaletiyle, daha önce kendisi için hac yapmamış kimsenin başkası adına bedel olarak haccetmesi, İmam Azam Hazretlerine göre caizdir. Diğer imamlara göre caiz değildir. Ancak bu derece güçsüz ve sakat olan kimselerin yerine hayatlarında haccetmek caizdir. Ayrıca Hanefi mezhebinde nafile hac için şart aranmaksızın bedel caizdir.27

27 Ömer Ziyaeddin Dağistâni, Zübdetü’l-Buhari, Hisar Yayınevi:210-243


460- Hazreti Aişe (R.A.) anlatıyor:

Ya Resûlallah! dedim, savaş ve cihadın, sevap bakımından amellerin en faziletlisi olduğunu görüyoruz. O halde biz de cihad edemeyiz mi? Bana şu cevabı verdiler:

“Hayır! Fakat makbul bir hac, sizin için en faziletli cihaddır.”

Mütercim:

Genel seferberlik veya istilâ halinde kadınların da savaşta yardımcı olmaları vacip ise de, zaruret olmayınca savaş meydanında bulunmaları uygun değildir.
461- Ebu Hureyre (R.A.)’den rivayet edilmiştir:

“Kim Allah rızası için hacceder de ihramda iken kötü söz söylemez ve günah işlemezse, henüz anasından doğmuş (günahsız) hale döner.”

Mütercim:

Küçük günah olsun, büyük günah olsun, bunların hepsi bağışlanır. İmam Taberi’nin görüşüne göre, üzerinde kul hakkı olup ta onu ödemekten âciz olarak ölenlerin sorumlulukları ancak bağışlanır. Yoksa ödeme ve helalleşme imkânına sahip olanların üzerlerindeki hak düşmez.

İmam Tirmizî’ye göre, yalnız Allah haklarından dolayı kul üzerine gereken günahlar bağışlanır; Allah haklarının kendisi bizzat bağışlanmaz. Meselâ: Farz namaz vaktinden geciktirilmekle günah işlenmiş olur; bundan dolayı kazanılan günah bağışlanır. Fakat Allah haklarından olan namazın yine kaza edilerek kılınması gerekir. Çünkü bunlar haklardır, âdi günahlar günahtır. Kul hakları için ya helallik almak, ya da onları ödemek zorunluluğu vardır. Şerkavî şerhinde bu hadîs-i şerifin açıklamasında böyle denilmiştir. Şafiilerin fıkıh kitabı Bacûri’de: Hac ederken Arafat’ta, Mina’da vefat edenlerin kul hakları dahi bağışlanır, diye yazılıdır. Bir de deniz savaşında şehit olanların kul hakları da bağışlanır.
462- İbni Ömer (R.A.) der ki:

Birisi Mescid-i Resûl’de ayağa kalkıp, Ya Resûlallah! Biz hac için hangi yerden ihrama girmeliyiz? diye sordu. Buna cevaben Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

“Medine’liler, Zü’l-Huleyfe’den; Şam’lılar, Cuhfe’den; Necid halkı, Karn’dan ihrama girerler.” İbni Ömer, rivayetinde der ki; Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem ’in: “Yemenliler de Yelemlem’den ihrama girerler,” buyurduğunu bazıları söylüyor. Hâlbuki ben bu son kısmı Hazreti Peygamberden işitmedim.

Mütercim:

Medine-i Münevvere halkının hac ve umre niyeti ile ihram ve telbiye için miktarı, zamanımızda Hazreti Ali kuyusu ile bilinen ve şöhret bulan ve yaklaşık olarak Medine’ye bir buçuk saat mesafede bulunan Zü’l-Huleyfe adındaki yerdir. Mekke-i Mükerreme’ye on günlük (yaklaşık olarak 400 km.) yoldur. Şam, Mısır ve Mağrib halkının miktarı, Cuhfe hizasında bulunan Rabiğ diye bilinen yerdir. Denizden gidenler, Rabiğ hizasında ihrama girerler. Mekke-i Mükerreme’ye dört günlük yoldur.

Necid ve Irak halkının miktarı, Mekke-i Mükerreme’ye yaklaşık olarak yedi günlük mesafede bulunan Yelemlem adındaki yerdir. İşte bu yerleri ihramsız olarak geçmek hac ve umre için caiz değildir. Bu miktarlardan ihrama girmek vaciptir. İhramsız geçenler üzerine kurban kesmek vacip olur. Bir özürden dolayı ihram elbisesi giyilmezse günah sayılmaz; fakat fidye vermek gerekir.


463- Hazreti Ömer (R.A.) anlatır:

Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri Akîk vadisinde şöyle buyurdu:

“Bu gece Rabbim tarafından bana biri (Cibril) geldi ve şöyle dedi: Bu vadide namaz kıl. Hem de hac ile umrenin ikisine birden (Hacc-i Kıran’a) niyet et.”

Mütercim:

Akîk vadisi, Medine’ye dört mil mesafede (yaklaşık olarak bir saat) bir yerdir. Medine-i Münevvere’nin en makbul ve lezzetli suyu burada bulunan Urve Kuyusundan çıkmaktadır. Yarım saat daha ötede Hazreti Ali kuyusu ve Zül-Huleyfe vardır ve Medine’lilerin mikatı da burasıdır.
464- Hazreti Ya’Iâ (R.A.) anlatır:

Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretlerine birisi gelip ya Resûlallah! koku sürünmüş olduğu halde umre haccı için ihrama giren kimse hakkında ne buyurursunuz? diye sordu. Peygamberimiz biraz beklediler ve hemen vahiy geldi. Vahiy tamam olunca Hazreti Peygamber,

“Umreden soran nerede?” diye sordu ve adam getirildi. Hazreti Peygamber şöyle buyurdu:

“Üzerinde olan kokuyu üç defa yıka. Giydiğin cübbeyi çıkar (ihram elbisesini giy) ve haccında yaptığını umrede de yap.”

Yani, ihrama girmek, tavaf ve sa’y etmek, tıraş olmak ve yasak şeylerden sakınmak hususunda hac ile umre arasında fark yoktur. Ancak Arafat’ta ve Müzdelife’de vakfeler, taş atma işleri hacca aittir; bunlar umrede yoktur.
465- İbni Ömer (R.A.)’dan rivayet edilmiştir

“Lebbeyk (emrine hazırım), Allah’ım, lebbeyk! Lebbeyk, şerikin yoktur senin, lebbeyk! Hamd ve nimet senindir. Mülk de senindir. Şerikin yoktur senin.”

Mütercim:

Meal olarak Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem ’in telbiyesi bu idi. Hanefî mezhebine göre, hac veya umre, için niyet ederek ihrama giren kimse hakkında telbiye şart ve farzdır. Namazda iftitah (başlangıç) tekbiri farz olduğu gibi... İftitah tekbiri almaksızın namaz sahih olmadığı gibi, telbiyesiz hac ve umre de sahih değildir.

Şafii ve Hanbeli mezheblerinde lebbeyk (telbiye) sünnettir, farz ve şart değildir. Maliki mezhebinde niyetle birlikte ya telbiye getirmek veya iş ve hareket olarak mikattan bir kaç adım ileriye yürümek lazımdır. Telbiyeyi yüksek sesle söylemek müstehabdır. Fakat ihrama girerken kendisi işitecek kadar bir sesle söylemek daha faziletlidir. Diğer vakitlerde sesi yükseltmek erkekler için müstehabdır. Kadınlar ise her zaman kendileri duyabilecek kadar bir sesle telbiye getirirler.
466- İbni Abbas (R.A.)’dan rivayet edilmiştir:

“Musa (Aleyhisselâm) ise, onu telbiye getirerek Ezrak vadisine inişini görüyor gibiyim."

467- Hazreti Enes (R.A.)’den rivayet edilmiştir:

Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri, Veda haccı yılında Mekke-i Mükerreme’ye vardıkları zaman

Yemen tarafından gelen Hazreti Ali’ye (Kerremellahu vechehu) şöyle buyurdular:

“Ya Ali ihrama girerken neye niyet ettin? “ Hazreti Ali dedi ki: “Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem ’in ihram niyetine niyet ettim.” Buna karşılık Hazreti Peygamber şöyle buyurdular:

“O halde kurban keseceksin ve olduğun gibi ihramlı kalacaksın.” (Kıran haccı durumunda olduğunu, kurban kesinceye kadar ihramdan çıkmaması gerektiğini bildiriyorlar. Hz. Ali, ihrama girerken niyetini Peygamberimizin ihram niyetine bağlamış ve Peygamberimiz gibi Kıran haccı yapmıştır.)
468- Ebû Mûsâ El-Eş’arî (Radıyallahu Anh) der ki: Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri beni Yemen bölgesine göndermişti. Yemen’den Hacca geldiğim zaman, Batha’da Hazreti Peygamberi buldum. Bana sordu. “Ne niyetle ihrama girdin?” Ben de: Resûlullah’ın ihram niyetine niyet ettim, dedim.

“Beraberinde hedy (Harem’de kesilecek nişanlı kurban) var mı? “Ben de: Hayır! dedim. Bunun üzerine niyetimi umreye çevirerek temettü hacı yapmama işaret buyurdular ve tavaf, sa’y ve tıraşdan sonra ihramdan çıkmamı emrettiler.

Mütercim:

Hazreti Ali (Kerremellahu Vechehu), beraberinde kurbanlık (hedy) getirdiğinden onun kıran haccı yapmasını emretmişlerdi. Ebû Mûsâ ise, beraberinde kurbanlık (hedy) bulunmadığı için umre yapmasına ve sonra farz hacca niyet ederek haccının temettü hac olmasına işaret buyurmuşlardı. Fakat daha sonra Hazreti Ömer (Radıyallahu Anh) zamanında böyle önce Kıran hacca niyet eden ve beraberinde kurbanlık götürmeyen kimsenin de her iki haccı bir ihramda tamamlanması sahih kabul edilmiştir.

Ebû Mûsâ El-Eş’arî ve diğerlerine olan müsaade, peygambere ait özelliklerdendir, dediler. Bundan sonra gelecek beş altı hadîsi-şerif bu kabildendir. Hatta Hazreti Ömer, bir defasında Ebû Mûsâ El-Eş’arîye şu tarzda bir açıklama yaptı:

— Allah’ın kelâmında “Hac ile umreyi tamamlayınız ayeti kerimesiyle, hac ve umrenin her ikisinin birden tamamlanması emredildiği gibi Peygamberin sünnetinde de, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretlerinin, hac ve umre tamam olup kurbanını kesinceye kadar ihramdan çıkmadığı görülmüştür. Büyük müçtehitlerden yalnız imam Ahmed bin Hanbel (Allah’ın rahmeti üzerine olsun) Hazretleri ve Zahirî’ler, bu hükmün halâ bakî olduğuna ve herkes için terviye gününe (arefe gününden bir gün öncesine) kadar hac niyetini her ne vakit isterse umreye çevirebileceğini kabul etmektedirler.


469- Hazreti Aişe (Radıyallahu Anha) anlatıyor:

Hac mevsiminde (Zilkade ayının sonlarına doğru) biz Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem ’in beraberinde hac ve umre niyeti ile Medine’den çıkıp topluca mikattan ihrama girdik. Kimi yalnız farz hacca niyet ederek ihrama girdi. Kimisi de hac ve umrenin her ikisi için niyet ederek ihrama girdi. Kimisi de umre niyeti ile ihrama girmişti. Medine’ye, on mil mesafedeki Şeref isimli yere indiğimiz zaman, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem beraberinde olan bütün hacılara hitaben şöyle buyurdu:

“Sizden hanginizin beraberinde kurbanlık yoksa ve haccını umreye çevirmek istiyorsa, bunu yapsın. Fakat beraberinde kurbanlık olan kimse, yapmasın (niyetini değiştirmesin), hac bitinceye kadar ihramdan çıkmasın.” Peygamberin bu emri üzerine hac niyetlerini umreye çevirenler ve önceki niyetlerinde kalanlar oldu. Fakat Hazreti Peygamber ve ashabından bazıları, yanlarında kurbanlık bulunmak ve kendileri de vücud bakımından kuvvetli olmak sebebiyle hac niyetlerini umreye çeviremediler. Tam bu sırada namaz kılamadığımdan (adet gördüğümden dolayı) ağlarken Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem yanıma geldi: “Ne ağlıyorsun, ey hatun?” dedi. Ya Resûlallah! dedim, sizin bütün ashaba umre için müsaade ettiğinizi işittim. Hâlbuki ben umreden mahrum kaldım. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem:

“Derdin nedir?” buyurdu. Ben de: Adet gördüm; bu halimle umre tavafı yapamayacağım. Onun için ağlıyorum, dedim.

Hazreti Peygamber buyurdu ki: “Kaybın olmayacak! Sen de Âdem kızlarından birisin. Allah Teâlâ Hazretleri, onlara takdir ettiğini (adet görme halini) sana da takdir etmiştir. Sen hac niyetinde kal. Cenabı Allah, umreyi de sana nasip edebilir.”

Böylece hac vazifelerine devam ettik. Arafat’tan Mina’ya döndüğümüz vakit temizlendim. Sonra farz tavaf (ifaze) için Mina’dan Mekke’ye indim. Tavafımı yaptım ve tekrar Mina’ya döndüm. Sonra Mekke’ye dönüşte Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile beraber Mina’dan çıktık. Mekke’de iken Hazreti Peygamber, kardeşim Abdurrahman’ı yanına çağırdı ve ona şu emri verdi:

“Hemşireni al, Harem hudutlarından çıkar (Ten’im adındaki yere kadar götür). Oradan umre için ihrama girsin. Umreyi tamamladıktan sonra yanıma geliniz. Sizin gelmenizi bekleyeceğim.”

Bu emir üzerine Harem dışındaki Ten’im’e gidip ihrama girdim ve umre için gerekli vazifeleri tamamladıktan sonra aynı gün Hazreti Peygamberin huzurlarına vardığım zaman: “Umreni tamamladın mı?” buyurdu. Ben de: Tamamladım, dedim. Sonra Hazreti Peygamber Medine’ye dönmek için bütün kafileye emir verdi. Biz de (veda tavafından sonra) Hazreti Peygamberin maiyetinde Medine’ye doğru yola, koyulduk.


470- Hazreti Aişe (R.A.) anlatıyor:

Medine’den Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile çıktığımızda bu çıkışımızın yalnız hac için olduğu kanısında idik. Kâbe’yi tavaf ettik Resûl-i Ekrem beraberinde kurbanlık getirmeyenlere ihramdan çıkmalarını emretti. Kurbanlık getirmeyenler ihramdan çıktılar. Peygamber’in zevceleri de kurbanlık getirmediklerinden ihramdan çıktılar. Yalnız ben, adet gördüğüm için Kâbe’yi tavaf etmemiştim. (umre yapmamıştım.) Sonra terviye günü, ihramdan çıkmış olanlar hac için niyet ederek tekrar ihrama girdiler Haccımızı tamamlayarak Mina’dan Mekke’ye dönerken geceyi geçirmek için Muhassab adındaki yere indiğimizde dedim ki: Ya Resûlallah! Herkes hac ve umre ile dönerken ben yalnız hac ile dönüyorum; Özrüm gereği umre yapamadım. Bunun üzerine Hazreti Peygamber şöyle buyurdu:

“Mekke’ye geldiğimizde sen (umre için) tavaf etmedin mi?” Ben de:

— Hayır dedim! Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem : “O halde kardeşinle (Abdurrahman’la) Ten’im’e git ve oradan ihrama girerek umreni yap. Falan yer ve filan vakitte buluşuruz.” buyurdular. Ben de öylece yaptım. Sonra Peygamberin zevcelerinden Safiyye de, Mina’dan döndüğümüz gece adet gördüğü için bana, galiba veda tavafımı yapamayacağımdan Medine’ye dönüşü geciktireceğim, dedi. Bir fırsat bularak Safiyye’nin bu halini Hazreti Peygambere arz ettim. Hazreti Peygamber Safiyye’ye hitaben şöyle buyurdu:

“Kısır, belalı kadın! Sen bayram günlerinde farz olan ziyaret (İfâza) tavafını yapmış değilmi idin? Safiye der ki: Evet, tavaf ettim! dedim. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: “Zararı yok, yola çıkabilirsin." (Veda tavafı özürlü kimselerden düşer.)
471- İbni Abbas (R.A.) anlatıyor:

Veda haccı yılında Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri ile bütün ashap hac niyeti ile ihrama girmişlerdi. Mekke’ye Zilhicce ayının dördüncü pazar günü sabahleyin varıldı. O gün Hazreti Peygamber ashaba, hac niyetlerini umreye çevirerek tavaf ve sa’y yaptıktan sonra tıraş olup ihramdan çıkmalarını emrettiler. Ashap bu durum karşısında: Ya Resûlallah, ihramdan nasıl çıkış? diye sordular. Hazreti Peygamber, “ihramdan tam çıkış!” buyurdular. (İhram sebebiyle yasak olan şeyleri helal kılan çıkış...)

Mütercim:

Böyle farz haccı değiştirip umreye çevirmek üç müçtehit imâma göre, o yılla mahsus, Peygamberin özel hallerindendir. İmam Ahmed bin Hanbel ve Zahirîlere göre, bu hüküm şimdi de geçerlidir. Nitekim yukarıda ayrıntılı bilgi geçmişti.


472- Hazreti Peygamberin pak zevcelerinden Hazreti Hafsa (R.A.) rivayet ediyor.

Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem efendimize sordum: Herkes hac niyetini umreye çevirdi; Hâlbuki siz umre ihramınızdan çıkmadınız? Buyurdular ki:

“Ben başımı bu işe iyice soktum ve kurbanlığımı da (özel bir nişan olarak) tasmaladım. Artık kurbanımı kesmeden ihramdan çıkamam.”

Mütercim:

İmam Azam bu hadîs-i şerife dayanarak der ki, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri Kıran haccı niyeti ile ihrama girmişti. Onun için haccın en faziletlisi kıran haccıdır. Sonra Temettü haccıdır. Bundan sonra da ifrâd haccı gelir.

imam Şafii,ve imam Malik’e göre, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem yalnız hac için (ifrad haccı için) ihrama girmişti. Yahut önce hac için ihrama girmiş, sonra umreyi hacca ilâve etmişti. Bu itibarla haccın en faziletlisi ifrad haccıdır. Sonra temettü haccıdır. Bundan sonra Kıran haccı gelir.

imam Ahmed’e göre Hafsa Hazretlerinin rivayet ettiği bu hadîs-i şerife göre Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri yalnız temettü (umre) niyeti ile ihrama girmişti. Onun için kurban götürüldüğü takdirde faziletli olan önce umre için ihrama girmektir. Kurban götürülmediği takdirde faziletli olan kıran haccıdır.

Bir de imam Azam’a göre, temettü niyeti ile ihrama giren kimseye temettü kurbanı lazımdır. Kıran haccına muvaffak olan kimseye de şükür kurbanı lazım gelir. Yalnız hac için (ifrad haccı için) ihrama giren kimseye kurban lâzım gelmez; bunda ittifak vardır. Fakat hacdan sonra yalnız umre yapmak gerekir. İmam Azam ile İmam Malik Hazretlerine göre umre müekked bir sünnettir; farz ve vacip değildir. İmam Şafii ve İmam Ahmed’e göre, umre de hac gibi farzı ayındır.


473- Hazreti Cabir’den (R.A.) rivayet edilmiştir:

Veda haccı yılında biz Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem ’in beraberinde olarak hacca (ifrad hacca) niyet etmiştik ve böylece ihrama girmiştik. Sonra Hazreti Peygamber bize şöyle buyurdu:

“Siz haccınızı umreye çeviriniz de Kâbe’yi tavaf ediniz, Safa ile Merve arasında sa’y ediniz ve sonra saçlarınızı kısaltınız. Sonra ihramdan çıkmış olarak bekleyiniz. Sonra terviye günü gelince hac için ihrama giriniz. Daha önce yaptığınız niyeti de temettü kılınız.”

Ashab dediler ki: Ya Resûlallah! Hac niyetimizi nasıl temettü niyetine çevirebiliriz? Nitekim niyetimizi ??? olarak belirledik. Hazreti Peygamber şöyle buyurdu:

“Siz, emrettiğimi yapınız. Eğer kurbanımı getirmemiş olsaydım, size emrettiğimi ben de yapardım. Fakat bayramın birinci günü kurbanım Mina’da kesim yerine ulaşmadıkça, bana ihram sebebiyle haram (yasak) olan şeyler helâl olmayacaktır.” Sonra ashabı kiram Hazreti Peygamberin emri üzere hareket ettiler; niyetlerini umreye çevirdiler.
474- İbni Abbas (R.A.)’dan rivayet edilmiştir:

“Hac niyeti ile olan ihramınızı umreye tebdil ediniz; Ancak hedy kurbanlığını tasmalayan kalsın. Kurbanlığını tasmalayan kimseye, onu kesim yerine götürüp kesmedikçe ihramdan çıkmak helal olmaz.”

Mütercim:

Üç imama göre hac ihramını umreye çevirmek işi, peygambere ait özelliklerdendir. Bu da cahiliyet zamanında hac aylarındaki umreyi fenalıkların en büyüğü saymalarına karşılık buna müsaade edilmişti. Yalnız Hanbeli mezhebi ile Zahirîlere göre bu hüküm halâ bakîdir. Nitekim geniş olarak yukarda anlatılmıştı.28

28 Ömer Ziyaeddin Dağistâni, Zübdetü’l-Buhari, Hisar Yayınevi:243-254
MEKKE-İ MÜKERREME’NİN FAZİLETİ VE KA’BE’NİN İNŞASI BAHSİ
475- Hazreti Cabir (R.A.) anlatıyor:

Peygamberlikten önce Kureyş’in ileri gelenlerinin emri ile Kâbe bina edilirken Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem amcaları Hazreti Abbas ile Kâbe için omuzlarında taş taşırlardı. Bir ara Abbas Hazretleri:

Ya Muhammed, futanı çıkarıp omzuna koy, dedi. Hazreti Abbas’ın bu teklifi üzerine Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem futasını çıkarıp omzundaki taşın altına koyacağı sırada yere düştü ve gözleri semaya dikilip kaldı. Hazreti Abbas’a: “Futamı bana göster!” dedi ve futasını alıp bağladı.

Mütercim:

Hazreti Cibril Aleyhisselâm gelip bu şekilde Hazreti Peygamberi yere düşürerek avret yerlerini kimseye göstermemiştir. Bundan sonra da Hazreti Peygamberin avret yerlerini hiç bir kimse görmemiştir. Diğer Kureyş’in ileri gelenleri ise çırılçıplak Kâbe’yi tavaf ederlerdi. Bunun sebebi de, güya içinde günah işledikleri elbiselerle mukaddes yeri tavaf etmek istemeyişlerindendi.

Mekke-i Mükerreme’ye büyük bir sel gelerek Kâbe’nin büyük bir kısmını yıkmıştı. Bu sebeple Kureyş tarafından Kabe yeniden bina edilmişti. O sene Peygamber otuz beş yaşında idi; ve herkes gibi Kâbe’ye taş taşırdı. Hatta Hacerü’l-Esved’in (siyah taşın) kendi yerine konması için Kureyş kabilesinin ileri gelenleri çekişmeye başladılar. Sonra şu hükme vardılar: En önce Harem-i Şerifin kapısından kim gelirse o kimseyi hakem tayin ederiz; ve onun hükmüne razı olacağız. Bu karardan sonra en önce kapıdan Hazreti Peygamber girince, Hazreti Peygamberi hakem tayin ettiler. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem de, büyük bir yaygı üzerine Hacerü’l-Esved’i koydu ve Kureyş’in ileri gelenleri hep birden bu yaygıyı yukarı kaldırdılar. Hazreti Peygamber de kendi mübarek elleriyle Hacerü’l-Esved i yerine koydu. Bütün Kureyş ileri gelenleri bu durumdan memnun kaldılar.


476- Hazreti Aişe (R.A.) anlatıyor:

Hazreti Peygambere; Hicr-i İsmail (Hatim) Kâbe’den midir? diye sordum. “Evet!” buyurdular. Niçin bu kısmı Beytullah’a ilâve etmediler de dışarıda bıraktılar? dedim. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem:

“Kavminin maddî imkânı çıkışmadı.” buyurdular. Ya Resûlallah! dedim, Beyt-i Şerifin kapısı neden yüksek yerde yapılmıştır? Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdular ki:

“Kavmin, diledikleri kimseyi Beytullah’a soksunlar ve dilediklerini de engellesinler diye kapıyı böyle yüksek yerde yaptılar. Eğer kavmin cahiliyet zamanından henüz (yeni) kurtulmuş olmasalardı ve bu sebeple onların kalbine bir inkâr ve itiraz gelir diye korkmasaydım, dışarıda kalan küçük kısmı Beytullah’a ilâve etmek ve kapısını yere yapıştırmak isterdim.”

Mütercim:

Bu hadîs-i şerifte, bir araya gelen iki zarardan hangisinin daha hafif ise onu tercih etmenin meşru bir yol olduğuna delâlet vardır. Burada Hicr-i İsmail’in Kâbe’nin dışında kalması bu mukaddes yapının esasına uygun değilse de yeni Müslümanların herhangi bir değişikliği yadırgamalarından korkularak eski durumu üzere bırakılması tercih edilmiştir.

Bu hadîs-i şerife ve bundan" sonrakine dayanarak İbni Zübeyr (R.A.) Peygamber’in işaret buyurduğu tarzda yeniden Beyti Şerifi bina etti Fakat Haccac Yusuf bin Sekafî, İbn-i Zübeyr ile çarpışma esnasında yıkılan Kâbe’yi, İslam’dan önceki durumuna irca ederek yeniden inşa etti. Daha sonra Harun Reşîd, İbni Zübeyr’in bina ettiği hale Kâbe’yi çevirmek için İmam Malik’den fetva istedi ise de, İmam Malik cevabında: Beyti Şerifin devlet reislerine oyuncak olmasından korkarım, dedi ve müsaade etmedi.

Kâbe’nin binasının bu güne kadar on defa yenilendiği belirtilmiştir. İlk önce Hazreti Adem’in yaratılmasından evvel melekler tarafından bina edilmiştir. 2. defa Hazreti Âdem tarafından, 3. defa Hazreti Adem’in evlatları tarafından, 4. defa Hazreti İbrahim tarafından, 5. Amalika tarafından, 6. defa Cürhüm kabilesi tarafından, 7. defa Kusay tarafından, 8. defa Bi’setten önce Hazreti Peygamberin de katılmasıyla Kureyş tarafından, 9. defa İbni Zübeyr tarafından, 10. defa da Haccac tarafından bina edildi. En sonra da yenilenmiş denecek şekilde Osmanlı padişahlarından Bağdad fatihi Sultan Murad bina etmiştir.


477- Hazreti Aişe’den rivayet edilmiştir:

“Ey Aişe! Senin kavmin cahiliyetten henüz çıkmış olmasaydı, Kâbe’nin yıkılmasını emrederek onun dışarıda kalan kısmını (Hicr-i İsmail’i) binaya dahil eder, kapısını yere yapıştırır, doğu ve batı kapıları olarak ona iki kapı yaptırır ve böylece Kâbe’nin binasını İbrahim’in esasına ulaştırırdım.”

Mütercim:

Buna dair izahat ayrıntılı olarak önceki hadîste geçmiştir.


478- Üsame bin Zeyd (R.A.)’den rivayet edilmiştir:

Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mekke-i Mükerremeye vardıkları zaman Üsame bin Zeyd (Radıyallahu Anhuma) sordu:

— Ya Resûlallah! Nereye ineceksiniz? Mekke’deki evinize mi? Hazreti Peygamber şöyle buyurdu:

“(Amcazadem) Akîl, bize yer yurt mu bıraktı!”

Mütercim:

Hazreti Ali’nin ağabeyi Akîl, Mekke’de kaldığı için, gerek babası Ebû Talib’in ye gerekse Hazreti Peygamberin evleriyle mülklerine konarak istediği gibi kullanmıştı. Esasen Hazreti Ali ile kardeşi Caferi Tayyar, babaları Ebû Talib’in ölümünde Müslüman bulunduklarından Ebû Talib’e varis olamamışlardı. Ebû Talib’in mirası, küfür üzere bulunan diğer çocukları Akîl ile Talib’e kaldı. Talib de Bedir savaşında kaybolduğundan Ebû Talibin bütün malına Akîl varis olduğu gibi, Hazreti Peygamber efendimize babaları Abdullah’tan miras olarak kalan bütün emlâkı, hicret dolayısıyla olduğu gibi terk edildiğinden akrabalık yönü ile bu mülkün hepsini Akîl ele geçirmiş ve satmıştı. Diğer bir rivayete göre de, bu mallar daha sonra Akîl’in evladına intikal etmiştir. Sonra Akîl’in çocukları, Hazreti Peygamberin mülkünü yüzbin dinar karşılığında Haccac’ın kardeşi Muhammed bin Yusuf’a satmıştır.

Bir de imam Şafii Hazretleri bu hadîs-i şeriften Mekke’deki evlerin ve emlâkin satılması ve satın alınması, miras olarak intikali ve bunların kiraya verilmesi ve kiralanması caizdir, diye hüküm çıkarmıştır.
479- Ebû Hureyre (R.A.) ‘den rivayet edilmiştir:

Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri Mina’dan dönerken şöyle buyurdular:

“Yarın ineceğimiz yer, inşallah Kinaneoğulları yamacı’dir. (Kureyş müşriklerinin küfür üzerinde sebat etmek için yeminleştikleri yer).”

Mütercim:

Hazreti Peygamberin Mekke’den Medine’ye hicretlerinden önce Kureyş ve Kinâne kabileleri “Hayf-i Benî Kinane” adındaki Muhassab semtine gidip, Hazreti Peygamberi öldürmek için kendilerine teslim edinceye kadar Haşim Oğulları ve Muttalib oğulları ile alış veriş etmemek, kız alıp vermemek ve onlarla selâmlaşmamak üzere sözleştiler. Bu sözleşme metnini, içlerinden Mansur bin İkrime kendi eliyle yazdı ve bunu Kâbe’nin iç duvarına yapıştırdılar. Müslümanlar bu şekilde üç yıl Ebû Talib’in kesiminde kuşatılmış bir halde kaldılar. Hazreti Peygambere Ebû Talib gelerek: Ey kardeşimin oğlu! Artık dayanamayacağım, ne yaparsanız yapınız. Sizi Kureyş’in ileri gelenlerine teslim etmek, zorunda kalacağım, dedi. Hazreti Peygamber ona şu cevabı verdi:

“Muhterem amcam! Artık sen merak etme, endişelenme. Kureyş tarafından yazılıp Kâbe’nin duvarına asılan sözleşme metnini bu gece böcekler yiyerek mahvetmiştir. Andlaşma metninden yalnız Allah’ın adı kalmıştır.” Ebû Talib’e bu haberi verdikten sonra, o metni yazan Mansurun elinin çolak kaldığını da bildirmişti. Ebû Talib dönüşünde Kureyş ve Kinane kabilelerine şöyle dedi:

— Ey Kureyş kavmi! Kardeşim oğlu Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem ), Kâbe duvarına asılmış bulunan sizin sözleşme metnini Allah tarafından bir böcek musallat olarak mahvettiğini bana haber verdi ve onu yazan kâtibin elinin de çolak olduğunu bildirdi. Kardeşim oğlunun bana haber vermiş olduğu şeylerde hiç bir zaman gerçeğe aykırılık olmamış ve daima doğru olmuştur. Gelin, Kâbe’yi açıp bakalım. Eğer kardeşim oğlunun dediği gibi, gerçekten Allah’ın adından başkası yenmiş ve mahvedilmişse bu tazyik ve eziyetten vazgeçiniz. Yok, eğer kardeşim oğlu bu hususta yalancı ise, ben de ne yaparsanız yapınız, kardeşim oğlunu size teslim edeceğim.

Ebû Talibin bu sözleri üzerine Kureyş ileri gelenleri sevinmişler ve Ebû Talibe: Bu defa insaf ve adalet ettin, dediler. Böylece gidip Kâbe’yi açarlar. Bir de bakarlar ki, asılı sayfada bulunan yazılar Allah’ın ismi müstesna tamamen böcek tarafından yenmiş, kâtibin de eli çolak olmuş. Böylece Hazreti Peygamberin mucizesi gün gibi açığa çıkmış Fakat yine Ebû Cehil: Bu bir çeşit sihirdir, diye baş kaldırdı ise de Kureyş’in en ileri gelenlerinden Hişam, Züheyr, Zem’a, Mut’im ve Ebu’l-Yahza’dan ibaret beş kişi bu sözleşmeyi bozdular. Hemen Mut’im bin Adiy ayağa kalktı ve adı geçen sayfayı Kâbe duvarından kopararak parçaladı. İşte sözleşmemizi bozduk, bugünden sonra Müslümanlar hür ve serbesttir, diyerek Ebû Cehil’e cevap verdi. O günden itibaren Müslümanlar Ebû Talib semtinden çıkıp serbest oldular. Lâkin Ebû Talib’in ölümünden sonra yine eza ve cefaya başladılar. Nihayet hicret için Allah’tan izin geldi, Müslümanlar hicret ettiler. Kureyş’in zulüm ve işkencelerinden kurtuldular. Sonunda da Mekke’nin fethedilişi ile bütün Mekke’liler İslam olma şerefine kavuştular.


480- Ebû Hureyre (R.A.)’den rivayet edilmiştir:

“Kabe’yi Habeş’lilerden bir cılız bacaklı yıkacaktır.”

Mütercim:

Bu acıklı ve korkunç vak’a kıyamete yakın olacaktır. Kıyamet alâmetlerinin büyüklüklerindendir. Fakat bu acıklı olayın tâ Ye’cüc ve Me’cüc den sonra olacağı ilerideki hadîs-i şeriften anlaşılıyor.


481- Hazreti Aişe’den (R.A.) rivayet edilmiştir.

Muharrem ayının onuncu günü olan Aşure günü bütün Müslümanlar oruç tutarlar ve o gün öteden beri Kâbe yeni bir örtü ile örtülürdü. Yani her Aşure günü Kâbe’nin örtüsü yenilenirdi. Cenabı Hak ramazan ayında oruç tutmayı farz kılınca, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Müslümanlara şöyle buyurdular:

“Aşure günü oruç tutmak isteyen tutsun. Tutmak istemeyen de tutmasın.”

Mütercim:

Aşure günü oruç tutmak önceleri farz idi. Sonra ramazanın farz kılınması ile bunun hükmü kaldırıldı. Bazı kimselere göre de, önceleri müstehab olarak Aşure günü oruç tutulurdu. Şimdi de böylece devam etmektedir. Yalnız Yahudi’lere benzememek için, dokuzuncu günü veya onbirinci günü onuncu günle beraber tutmak faziletlidir. Bir de Kâbe’ye örtü yapmak adeti, nübüvvetten dokuzyüz sene önce icad edilmiş ve Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri de eski adeti aynen bırakarak daha güzel ve daha iyi Yemen kumaşları ile Kâbe’yi örtmüştü. Hazreti Peygamberden sonraki dört halife devrinde de böylece yılda bir Kâbe’nin örtüleri yenilenirdi. Osmanlıların son zamanlarına kadar bu hal böyle devam etmiştir. Osmanlı sultanları zamanında, sırma ile işlemeli olarak Mısır’da ve Mısır evkafına mahsuben yapılan siyah örtü kurban bayram günü değiştirilirdi. Fakat siyah örtü eteğine ilâve edilen beyaz ihramdan ibaret örtü ise, herkes ihramda iken yenilenir ve ihramdan sonra çıkarılırdı.

Medine-i Münevvere’nin Hücre-i Muattara örtüsü ise, bizzat İstanbul’da yaptırıldı. Bir de Kâbe’nin eski örtüsü ya hacılar arasında bölüşülür, ya satılarak bedeli hazineye konur, ya da Mekke Şerifine hediye edilirdi. Bu hususlardan herhangi birinin tayini hükümetin görüşüne bırakılmıştı.


482- Ebû Saîd El-Hudri (R.A.)’den rivayet edilmiştir:

“Ye’cûc ve Me’cûc’un çıkışından sonra bile Kâbe’de hac ve umre yapılacaktır.” Şube’nin rivayetine göre:

“Kâbe’den hac kesilinceye kadar kıyamet kopmayacaktır.” buyrulmuştur. Ne var ki Ebû Said’in rivayeti daha çok tutulmuştur.

Mütercim:

Bu iki rivayetin her ikisi de sahih olabilir. Çünkü Ye’cûc ve Me-cüc’den sonra hac yapılırsa da, daha kıyamete yakın bir zamanda hac yapılmaz olur. Onun için bu iki rivayet arasında çelişki yoktur. Şerkavî, şerhinde böyle demiştir, en doğrusunu Allah bilir.
483- İbni Abbas (R.A.) dan rivayet edilmiştir:

“Simsiyah ve sıska bacaklının, Kâbe’nin taşlarını bir bir söktüğünü görür gibi oluyorum.”

Mütercim:

Kurtubî’nin açıklamasına göre, Kâbe’nin Habeş’liler tarafından yıkılması, Hazreti İsa’nın inişinden ve vefatından sonra olacaktır. Hatta Kur’an ın kalplerden ve mushaflardan kalkmasından ve Kâbedeki Hacer-ül Esved’in=siyah taşın köşesi göğe kalktıktan sonra olacaktır. Çünkü Kâbe, yeryüzünde Allah Allah diyecek hiç bir Müslüman kalmayıncaya kadar yıkılmayacaktır. Şerkavî şerhinde böyle yazılıdır.


484- İbni-Abbas (R.A.)dan şöyle dediği rivayet edilmiştir:

Mekke’nin fethinde Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri Harem-i şerife varınca, Kâbe içinde Kureyş müşriklerinin cahiliyet zamanından kalma putları ve resimleri bulunduğundan Kâbe’nin içine girmek istemediler. Hemen bu put ve şekillerin Kâbe’den dışarı çıkarılmalarını emrettiler. Put ve şekillerin hepsi Kâbe’den dışarıya çıkarıldı ve bunlar arasında Hazreti İbrahim ile Hazreti İsmail’in resimlerini de çıkardılar. Bu resimlerin ellerinde, cahiliyet adetleri üzere güya hayırlı olanı, kısmet ve nasibi bilmek için falcılıkta kullanıla gelen yazılı kur’a kalemleri veya çubuklar vardı. Kalemin birinde yap, diğerinde yapma; birinde hayır, diğerinde şer; birinde evet, diğerinde hayır; birinde git, diğerinde gitme gibi şeyler yazılıp hayır tarafı çıkarsa yaparlardı. Kötü taraf çıkarsa yapmazlardı. İşte bu fal çubukları ellerinde olduğu halde Hazreti İbrahim ile Hazreti İsmail’in resimleri Kâbe’den dışarı çıkarıldığı zaman bu resimlere Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

“Allah kahretsin onları vallahi İbrahim ile İsmail’in (Aleyhimesselâm) hiç bir zaman bu çubuklarla bakmadıklarını kendileri de pekâlâ biliyorlardı.”

Yine İbni Abbas der ki: Kâbe-i Muazzama put ve resimlerden temizlendikten sonra Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri Kâbe’ye girdi. Allahü Ekber, Allahü Ekber diyerek yalnız tekbir aldı; fakat namaz kılmadı.

Mütercim:

Bilâl Habeşî’nin rivayetinde, Hazreti "Peygamber namaz da kıldı, haberi vardır. Bunun için Kâbe içinde nafile namaz kılmak ittifakla caizdir. İmam Şafi’îye göre farz namaz da kerâhetsiz caizdir.

İmam Malike göre farz ve müekked sünnetler Kâbe içinde caiz değildir; çünkü Kâbe’nin bir kısmına yönelinmiş ve bir kısmına arka verilmiş olur.
485- İbni Abbas (R.A.) der ki:

Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri Kâbe’yi tavaf ederken bir adamın başka bir (âmâ) adamı iple çekerek tavaf ettiğini gördü ve ipi eliyle kopardıktan sonra adama şöyle buyurdu: “Elinden tutarak tavaf ettir.”

Mütercim:

Hazreti Peygamber, bir insanın hayvanlar gibi yedeğe alınarak yürütülmesini hoş görmediklerinden yasaklamışlardır. Ayrıca tavaf esnasında bile iyi şeylerin yapılmasını emretmek, hoş olmayan şeylerden sakındırmak görevinin meşru bulunduğuna bu hadîs-i şerif delildir. Gerçekten tavaf halinde dünya kelâmı etmek tavafı bozmaz ve dünya kelâmı haram değilse de, namazda imiş gibi kalp huzuru ile zikir ve dualar yapmak müstehabdır. Hatta Allah’ın velilerinden bir zat Hicr-i İsmail tarafından Kâbe’den şöyle bir ses işitmişti: Ya Rab, etrafımda dünya kelâmı ile konuşan insanlardan sana şikâyet ederim. Kâbe’nin böyle şikâyette bulunmuş olduğu ve bunun işitildiği Şerkavî şerhinde yazılıdır.


486- İbni Abbas (R.A.) anlatıyor:

Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri, herkesin içinden içtiği su kabına gelerek su istediler. Ben de oğluma, Fadl! dedim. Annene git ve Resul-i Ekrem Hazretlerine onun yanından içecek getir. Fakat Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri, herkesin içtiği suyu işaret ederek: “Bana su ver!.” buyurdu. Ben, ya Resûlallah! dedim, ellerini suya sokuyorlar (müsade ederseniz, size ailemin yanından içecek getirteyim). Hazreti Peygamber yine:

“Bana su ver!” buyurdu. Ben de verdim ve içtiler. Sonra zemzem kuyusunun yanına vardılar. Orada işçiler devamlı olarak hacılara kuyudan su çekip içiriyorlardı. Hazreti peygamber bunlara:

“Salih amel, işliyorsunuz, çalışınız,” buyurdu ve şöyle devam etti:

“Eğer hacıların, başınıza üşüşüp kalabalık etmelerinden korkmasaydım mutlaka iner ve kovanın ipini şuraya (mübarek omuzlarını işaret buyurdular) koyardım.”

Mütercim:

Bu hadisten anlaşıldığına göre, Müslümanların tümü için yapılan sebilden peygamberlerin ve zenginlerin su içmeleri caizdir. Bu çeşit sebiller fakirler için sadaka ise de, Peygamberlerle zenginler için bediye (???) yerine geçer. Bir de içinde herhangi bir karışık madde bulunmayan suları veya yiyecekleri temiz saymamanın mekruh olduğuna bu hadîs-i şerif işaret etmektedir.
487- Câbir (R.A.) anlatıyor:

Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri beraberinde ashabı olmak üzere hac niyeti ile ihrama girmişlerdi. İçlerinde yalnız Hazreti Peygamber ile Hazreti Talha’nın yanlarında hedy kurbanları vardı. Hazreti Ali de Yemen tarafından gelirken beraberinde hedy kurbanı ile gelmişti. Hazreti Ali, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem ’in ihram niyetine niyet ederek ihrama girdiğini Peygambere arz etmişti. Sonra Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri, beraberlerinde hedy kurbanı bulunmayan bütün ashabına, hac niyetlerini (ifrad haclarını) umreye çevirmelerini ve böylece Kâbe’yi tavaftan sonra Safa ile Merve arasında sa’y etmelerini ve ondan sonra da saçlarını keserek ihramdan çıkmalarını emretti. Haclarının böyle umreye çevrilmesinden ashabı kiram üzüldüler ve hoşnutsuzluklarını belirttiler. Onların bu sözlerini duyan Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

“Eğer haccın umreye çevrilmesinin bu kadar ağır geleceğini önceden (mikattan evvel ihrama girerken) bileydim, ben de hedy kurbanımı getirmezdim. Yanımda hedy kurbanım olmasaydı, ben de size emrettiğim gibi haccımı (hac niyetimi) umreye çevirerek yalnız umre işlerini tamamlardım ve ihramdan çıkardım.”

Mütercim:

Yahud, geçmişimde olan işin geleceğimde yapacağı tesiri (nahoş hali) bilmiş olsaydım, demektir. Bir de, keşke şunu veya bunu yapaydım veya yapmayaydım gibi lâfızlarının kullanılışı, doğru olmadığına dair hadîs varsa da, böyle hayırlı işlerin temennisi için kullanılmasında bir sakınca yoktur. Yalnız dünya işlerinin elde edilememesinden dolayı üzülerek “eyvah, şöyle olaydı, böyle olmazdı.” demek mekruhtur. Çünkü bu üzüntü Cenabı Hakka tevekkülün ve kaza ve kadere olan inancın zafiyetinden ileri gelir, dediler.
488- İbni Abbas’dan (R.A.) rivayet edilmiştir:

Veda haccında Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri Arafat’tan dönüp Müzdelife’ye gelirken arkadan bazı kimselerin develerini kırbaçlayarak gürültü ve süratle ilerlediklerini görünce şöyle buyurdular:

“Ey insanlar! Sükûneti muhafaza ediniz; zira iyilik ve ihsan, böyle develeri seğirttirmekle olmaz.”
489- Abdullah (R.A.) ‘dan rivayet edilmiştir:

“Bu iki namazın, akşam ile yatsının vakitleri bu yere (Müzdelife’ye) çevrilmiştir. Bunun için yatsı vaktinden önce

Müzdelife’ye gelmesinler. Sabah namazı da fecrin ilk doğuşunda (erken saatte) kılınır.”

Mütercim:

Hanefî mezhebine göre, iki namazın bir arada kılınması Arafat ile Müzdelife’de olur. Öğle ile ikindi namazları birlikte ve öğle vaktinde ikişer rekât olarak Arafat’ta kılınır. Akşam ve yatsı namazları da Müzdelife’de yatsı vaktinde bir arada, önce akşam üç rekât ve arkasından da yatsı iki rekât olarak kılınır.

Şafii mezhebine göre, yolculuk (sefer) halinde olan kimseye her zaman öğle ile ikindi namazlarını ve akşam ile yatsı namazlarını öne almak veya geriye bırakmak suretiyle bir arada kılmak caizdir.


490- Ebû Hureyre (R.A.) der ki:

Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri Veda Haccı esnasında bir adamın kurbanlık devesini önüne katarak ve kendisi arkasında yaya olarak gitmekte olduğunu görünce, ona şöyle buyurdular:

“Devene bin!” Adam: Ya Resûlallah bu benim kurbanlık hedyimdir, dedi. Hazreti Peygamber:

“Devene bin,” buyurdu. Adam tekrar: Ya Resûlallah, bu benim kurbanlığımdır binek hayvanım değildir, dedi. Hazreti Peygamber yine ona: “Yazıklar olsun! devene bin.” buyurdular.

Mütercim:

Zaruret ve ihtiyaç halinde kurbanlık (hedy) deveye binmek ittifakla caizdir. İhtiyaç ve zaruret olmaksızın İmam Azam’a göre binmek caiz değildir. Bazı mezheblerde mutlak olarak (bir kayıt konmaksızın) caizdir.


491- İbni Ömer (R.A.)’den rivayet edilmiştir:

“Sizden hanginiz hedy kurbanını beraberinde götürdü ise, haccını tamamlayıncaya kadar ihram sebebiyle kendisine haram olan şeyler ona helâl olmayacaktır. Hanginiz de hedy kurbanı beraberinde getirmemişse (haccını umreye çevirerek) Kâbe’yi tavaf etsin, Safa ve Merve arasında sa’y etsin, sonra saçlarını kısaltıp ihramdan çıksın. Sonra hac için (niyet ederek) ihrama girsin. Kim de kurban kesemezse hac esnasında üç gün ve memleketine dönünce yedi gün olmak üzere tam on gün oruç tutsun.”

Mütercim:

Bu, haccın umreye çevrilmesi hususu, hac aylarında umrenin meşru bulunduğunu tespit içindir. Hatta bu hususta Sürâka (Radıyallahu Anh): Ya Resûlallah! Böyle umre yapılması yalnız size yahut bu seneye ait bir keyfiyet midir? diye sorunca, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem : “Hayır, devamlıdır” buyurdular. Herkes için her zaman kıyamete kadar hac mevsiminde de umre niyeti ile ihram caizdir.

Bir de temettü orucu on gündür. Fakat bu halde zilhiccenin altıncı günü hac niyeti ile ihrama girmeli, yedinci, sekizinci ve dokuzuncu günleri (üç gün) oruç tutmalı. Sonra yedi gününü, vatanına dönüp evine varınca tutmalı. Sefer halinde yolda tutması caiz değildir. (Böylece temettü veya Kıran haclarından dolayı kesemediği gerekli şükür kurbanı, yerine getirilmiş sayılır.)
492- Câbir (R.A.) anlatıyor;

Biz, kesmiş olduğumuz kurbanlarımızın etlerini Mina günlerinde üç gün yerdik. Üç günden sonra yiyemezdik, (arta kalanı muhtaçlara dağıtırdık). Sonra bu etleri saklamak için Hazreti Peygamber bize izin verdi ve şöyle buyurdu:

“(Kurban etlerinizden) Yiyiniz ve saklayınız (azık edininiz).” Sonra biz de yedik, hem de kurutarak veya kavurma yaparak sakladık.

Mütercim:

Kurban etlerini saklamak ittifakla caizdir. Fakat imam Şafii Hazretlerine göre, hiç olmazsa bir miktarının fakire verilmesi lazımdır.
493- İbni Ömer (R.A.) der ki:

Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri Veda Haccında Mina’da ihramdan çıkmak için saçını tıraş ettirdi ve böyle tıraş olanlara:

“Allah’ım! Başlarını tıraş edenlere merhamet eyle!” diye dua etti ashaptan bir kısmı ya Resûlallah saçlarını kısaltanlara da dua buyur, dediler Hazreti Peygamber:

“Allah’ım! Başlarını tıraş edenlere merhamet eyle!” buyurdu. Ashap tekrar: Ya Resûlallah, saçlarını kısaltanlara da dua buyur, dediler. Hazreti Peygamber üçüncü defada:

“Allah’ım! Saçlarını kısaltanlara da (merhamet eyle)!” diye dua etti. Diğer bir rivayete göre de üç defa

“Allah’ım, saçlarını tıraş edenlere merhamet eyle” ve dördüncüde “Saçlarını kısaltanlara!” diye dua etmiştir.

Mütercim:

Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mina’da tıraş oldukları vakit saçlarının herbir kılını bütün ashap tam bir rağbet ile topladılar ve kapıştılar. Diğer zamanlarda da birkaç defa tıraş oldukları gibi, mübarek sakalının kabzesinden (tutamından) fazlasını aldırırlardı. İşte ziyaret etmekte olduğumuz Sakal-ı Şerifleri, saçlardan ve sakal kısaltmalarından toplanarak zaman zaman dağıtıla gelenlerdir. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretlerinin mübarek bir kılı, dünya ve dünyadakilere denk olduğuna dair Buhari’de bir fıkra mevcuttur. Tabiîn’in büyüklerinden birine, Enes bin Malik’in çocukları yanında Sakal-ı Şerif’den bir miktar bulunduğu haberi verilince: Vallahi, Peygambere ait bir tane tüy yanımda olsaydı, dünya ve içindekiler karşılığında vermezdim, demiş!29

29 Ömer Ziyaeddin Dağistâni, Zübdetü’l-Buhari, Hisar Yayınevi:254-269


Yüklə 2,57 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   5   6   7   8   9   10   11   12   ...   42




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin