Ab komisyonu’ndan avrupa parlamentosu’na ve ab konseyi’ne biLDİRİm genişleme Stratejisi ve 2011-2012 Dönemindeki Temel Zorluklar



Yüklə 282,09 Kb.
səhifə1/5
tarix27.10.2017
ölçüsü282,09 Kb.
  1   2   3   4   5

GAYRIRESMİ TERCÜME

AVRUPA KOMİSYONU

Brüksel, 12.10.2011

COM (2011) 666



AB KOMİSYONU’NDAN AVRUPA PARLAMENTOSU’NA VE AB KONSEYİ’NE BİLDİRİM
Genişleme Stratejisi ve 2011-2012 Dönemindeki Temel Zorluklar

SEC (2011) 1200

SEC (2011) 1201

SEC (2011) 1202

SEC (2011) 1203

SEC (2011) 1204

SEC (2011) 1205

SEC (2011) 1206

SEC (2011) 1207

AB KOMİSYONU’NDAN AVRUPA PARLAMENTOSU’NA VE AB KONSEYİ’NE BİLDİRİM

GENİŞLEME STRATEJİSİ VE 2011-2012 DÖNEMİNDEKİ TEMEL ZORLUKLAR


  1. GİRİŞ

Avrupa Birliği’nin genişleme süreci yeni bir aşamaya girmiştir. Hırvatistan ile katılım müzakerelerinin bu ülkenin 2013 yılı ortalarında üye olmasının yolunu açacak şekilde tamamlanması, 1990’lı yılların yıkıcı Balkan ihtilaflarının ertesinde kabul edilen ve tüm bölgeye barış, istikrar, demokrasi ve nihai olarak AB üyeliğini getirmeyi amaçlayan politikanın haklılığını ortaya koymuştur. Bu, aynı zamanda AB’nin genişleme politikasının dönüştürme gücünün yeni bir kanıtı olarak, tüm genişleme ülkelerinde reform için yeni bir ivme teşkil etmiştir.


Avrupa Birliği’ne ilişkin Antlaşma’da1 da belirtildiği üzere, AB’nin genişleme politikası, kıtamızdaki insanların birleşik bir Avrupa çabasına katılma yönündeki meşru isteklerine verilen yanıt niteliğindedir. Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinin son 10 yılda AB ile bütünleşmeleri, genişlemenin AB’nin bütünü için faydaları olduğunu ve küresel zorluklarla daha iyi başa çıkabilecek bir konuma gelmesini sağladığını göstermektedir.
Genişleme politikası sosyal dönüşüm için güçlü bir araç olduğunu kanıtlamıştır. AB’ye hâlihazırda katılmış bulunan ve katılma yolunda olan ülkeler katılım odaklı demokratik ve ekonomik reformlar yoluyla etkileyici değişimlerden geçmişlerdir. Katılım sürecinin ve başarısının nüvesinde sürece bağlılık, koşulluluk ve güvenilirlik yatmaktadır.
AB Devlet ve Hükümet Başkanları Konseyi tarafından 2006 yılı Aralık ayında kararlaştırılan ve güçlendirilmiş taahhütler, adil ve titiz koşulluluk ve kamuyla iyi iletişim ilkelerine dayanan genişlemeye ilişkin yenilenmiş uzlaşı, AB’nin yeni üyelerle bütünleşme kapasitesiyle birlikte AB’nin genişleme politikasının çerçevesini oluşturmayı sürdürmektedir.
AB, genişleme politikası vasıtasıyla, barış, istikrar, demokrasi ve refah bölgesini genişletmekte; son gelişmeler ışığında bu kavramlar yeniden önem kazanmaktadır:


  • Güney Akdeniz ve Ortadoğu’daki dramatik olaylar ve olayların akabinde ortaya çıkan kırılgan durum, Güneydoğu Avrupa’da AB’nin genişleme sürecine sağlam bir biçimde eklemlenmiş bir istikrar ve demokrasi kuşağı kurulmasının önemine işaret etmektedir.




  • Son küresel mali kriz ve Euro bölgesinde yaşanmakta olan zorluklar, AB’nin içinde ve ötesinde ulusal ekonomilerin karşılıklı bağımlılığını gözler önüne sermiştir. Bu olaylar, genişleme kapsamındaki ülkelerde de ekonomik ve mali istikrarın güçlendirilmesinin ve büyümenin teşvikinin taşıdığı önemin altını çizmektedir. Genişleme süreci bu amaca yönelik olarak güçlü bir araçtır.

Son genişleme paketinin kabul edilmesinden bu yana Batı Balkanlar’da ilave olumlu gelişmeler meydana gelmiştir. Ratko Mladic ve Goran Hadzic’in tutuklanmaları ve eski Yugoslavya için Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (ICTY) sevk edilmeleri Sırbistan’ın Avrupa yolunda önemli bir engeli ortadan kaldırmış ve uzlaşma yolunda atılmış önemli bir adım teşkil etmiştir. Belgrad ve Priştine arasında diğer hususların yanısıra AB yolunda ilerleme sağlanmasını amaçlayan bir diyalog başlatılmış ve bu diyaloğun ilk sonuçları alınmıştır. Genişleme kapsamındaki ülkelerin çoğunda AB ile ilintili reformlarda ilerleme sağlandığı görülmektedir. İki Balkan ülkesinin (Arnavutluk ve Bosna-Hersek) daha vatandaşlarına vizesiz seyahat olanağı sağlanmıştır.


Buna karşın, çoğunlukla iç siyasi gelişmelerin ve ihtilafların bir sonucu olarak, bazı ülkelerde önemli reformların yapılması ertelenmiştir. Bosna-Hersek ve Arnavutluk’ta gecikme ve engellerin özellikle ciddi olduğu görülmüştür. Pek çok ülkede iyi yönetişim, hukuk devleti, idari kapasite, işsizlik, ekonomik reformlar ve sosyal kapsayıcılık temel zorluklar olmayı sürdürmektedir. Medyada ifade özgürlüğü alanında bir dizi endişe verici gelişme meydana gelmiştir. Statü konusundaki farklılıklar hem Kosova’yı2 hem de bölgeyi olumsuz yönde etkilemeye devam etmektedir. Kuzey Kosova’daki son olaylar derin endişe kaynağıdır. Makedonya’ya ilişkin isim sorunu henüz çözülememiştir.
İzlanda’nın katılım süreci geçtiğimiz yıl içinde büyük ilerleme göstermiştir. Müzakerelerdeki ilerleme, İzlanda’nın uzun geçmişe dayanan demokrasisi vasıtasıyla kurulmuş bulunan AB ile hâlihazırda büyük ölçüde bütünleşmiş yapıları, Avrupa Ekonomik Alanı’na ve Schengen bölgesine üyeliği ve yüksek vasıflı kamu yönetimi sayesinde gerçekleşmiştir.
Türkiye’de katılım süreci, AB ile ilintili reformların teşvik edilmesi, dış politika ve güvenlik politikası konularında diyaloğun geliştirilmesi, ekonomik rekabet gücünün arttırılması ve enerji kaynakları arzının çeşitlendirilmesi bakımından en etkili çerçeve olmayı sürdürmektedir. Katılım müzakerelerinde bir yılı aşkın süreden bu yana yeni bir müzakere faslı açılması ne yazık ki mümkün olmamıştır. Türkiye’yle ilişkilerde ortak çıkar alanlarında atılacak somut adımlar temelinde yeni bir yapıcı dönemin başlatılması ihtiyacı bulunmaktadır.
Hırvatistan’ın, AB’ye yakın gelecekteki katılımı genişleme sürecinin ilgili ülkeler üzerindeki dönüştürme etkilerinin en üst düzeye çıkartılması yönünde biçimlendiğini göstermektedir. Genişlemeye ilişkin 2006 yılındaki yenilenmiş konsensüsle sürece katılan iyileştirmeler Hırvatistan ile hayata geçirilmiş ve değerlerini kanıtlamışlardır. Diğer genişleme ülkeleriyle süregiden ve ileride başlatılacak müzakereler bu deneyim üzerine inşa edilmelidir. Özellikle, yargı ve temel haklar ve adalet, özgürlük ve güvenlik gibi zor müzakere fasılları, aday ülkeye gerekli reform sicilini oluşturması için yeterli zamanın tanınması bakımından, mümkün olduğunca erken bir aşamada ele alınmalıdır.
Hırvatistan’ın katılımı Batı Balkanlar’ın AB ile bütünleşmesine dair tarihi projede büyük bir adım teşkil edecektir. 1990’ların ortalarındaki “bölgesel yaklaşım”dan başlamak üzere ve en önemlisi 1999’da hayata geçirilen İstikrar ve Ortaklık süreci ve 2003 Selanik Zirvesi vasıtasıyla, AB, tutarlı bir biçimde Batı Balkanlara yönelik politikasının kapsayıcılığını ilan etmiş ve bu durum Batı Balkanların geleceğinin AB’de yattığını teyit etmiştir. AB’nin genişleme politikası, Balkanlarda bir bölünme hattı oluşturulmasından kaçınmalı ve bölgenin geri kalanının AB yönelimini hızlandırması için bir teşvik ve katalizör olarak işlev görmelidir. AB’nin taahhütleri ve bölgenin tarih ve coğrafyası bakımından, gerekli koşulların yerine gelmesiyle Batı Balkanların tümü AB’nin içine katılana kadar “görev tamamlanmamış” olmayı sürdürecektir.
Bu bağlamda, Komisyon her aday ülkenin kendi koşulları çerçevesinde değerlendirilmesi ilkesine tamamıyla bağlı olmayı sürdürmektedir. Her ülkenin üyelik yolunda mesafe alma hızı büyük ölçüde yerleşik kriter ve koşulları karşılama performansına dayanmaktadır.
Hırvatistan’ın başarılı deneyimi diğer genişleme ülkelerine güçlü mesajlar vermektedir:


  • AB koşullar karşılandığında taahhütlerini yerine getirmektedir.




  • Katılıma ilişkin kriter ve koşullar çaba gösterilmesini gerektirmekte ve uygulamaları artan bir ihtimamla izlenmektedir. Bununla birlikte, bu bir engel değildir, daha ziyade aday ülkenin daha yüksek bir hazırlık düzeyine ulaşmasını sağlamakta ve bu durum katılımla birlikte hem aday ülke hem de AB’ye yarar getirmektedir.




  • Komşularla ikili sorunlar yerleşik ilkelere uygun olarak diyalog ve uzlaşma ile çözülebilmelidir ve çözülebilmektedir.

Genişleme sürecinin güvenilirliğinin devam etmesi genişleme kapsamındaki ülkelerde reformların ileriye götürülmesi ve Üye Devletlerin desteğinin temin edilmesi bakımından önemli bir unsurdur. Geçtiğimiz yıl içinde meydana gelen gelişmeler, koşullar yerine getirildiğinde katılımdan önce AB yolunda somut sonuçlar alınabileceğini teyit etmektedir. Bu Bildirimde katılım sürecinin sonraki aşamalarına geçilmesi için getirilen Komisyon tavsiyeleri ve vize serbestisinin Arnavutluk ve Bosna-Hersek’e genişletilmesi güzel örnekler teşkil etmektedir. Diğer yandan, somut sonuçlar alınmasına yönelik siyasi irade ve taahhüdün bulunmadığı veya yetersiz olduğu durumlarda, katılım süreci ilerleyememiştir ve durma riski taşımaktadır.


Bu Bildirim, Avrupa Birliği’nin Batı Balkanlar, Türkiye ve İzlanda’yı kapsayan genişleme gündeminde gelinen aşamayı değerlendirmektedir. Derinlemesine ülke analizleri3 temelinde, bu ülkelerin üyeliğe hazırlık yolunda neler başardıklarının ve bugün nerede olduklarının envanterini çıkarmakta, önümüzdeki yıllarda neler yapabileceklerini değerlendirmekte ve bu çerçevede bir dizi öneride bulunmaktadır. Geçmiş yıllarda olduğu gibi, bir dizi kilit önemi haiz konuya özel vurgu yapılmıştır.

2. KİLİT ÖNEMDEKİ GÜÇLÜKLER
2.1. Hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesi ve kamu yönetimi reformu üzerinde artan biçimde odaklanılması
Hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesi AB üyeliğine doğru ilerleyen ülkeler için sürekli bir sınama ve önemli bir koşul olarak tespit edilmiş bulunmaktadır. Bu konuya genişleme üzerinde mevcut yenilenmiş mutabakata uygun biçimde yakın yıllarda katılım sürecinin tüm aşamalarında daha büyük dikkat sarfedilmektedir.
Hukukun üstünlüğü üzerindeki bu vurgu Hırvatistan’la yürütülen katılım müzakereleri sırasında bu konulardaki kapsamlı değerlendirmeler çerçevesinde yansıtılmıştı. Bu husus bilhassa yargı ve temel haklar müzakere fasılları ile adalet, özgürlük ve güvenlik fasılları bağlamında sözkonusudur. Arnavutluk ve Karadağ’la yürütülen katılım müzakerelerinin açılışında koşullar olarak belirlenen kilit önemdeki önceliklerde hukukun üstünlüğüne dair konuların sahip olduğu ağırlık, fiili müzakereler öncesinde bu alanın öncelik haline getirilmesinin bir diğer örneğidir.
Hırvatistan’la katılım müzakerelerinden kazanılan tecrübe, diğer ülkelerle halen devam eden ve gelecekteki müzakerelere yarar sağlayacaktır. Bu amaçla, Komisyon, yargı ve temel haklar ile adalet ve içişleri alanlarına ilişkin meseleler bağlamında yeni bir yaklaşım önerecektir. Bunlar katılım sürecinin erken aşamalarında ele alınmalı ve ilgili fasıllar eylem planları temelinde buna uygun olarak açılmalıdır. Zira bunlar inandırıcı izleme kayıtları oluşturulmasını gerektirir niteliktedir. Komisyon, sürecin tüm aşamalarında, uygun yerlerde gerekli düzeltici tedbirlerle birlikte bu alanlardaki ilerlemeyi eylem planında tanımlanan köşe taşları çerçevesinde düzenli biçimde rapor edebilir. IPA fonları bu süreci desteklemek için öngörülecektir.
Katılım öncesi süreç çerçevesinde, Komisyon, ülkeleri bağımsız ve etkin yargı oluşturulması ve mevcut eksiklere çare bulunması yönünde cesaretlendirmektedir. Bu açıdan, Hırvatistan hakimleri atama sistemini iyileştirmiş, Sırbistan hakim ve savcıların yeniden atanmalarına dönük sürecin gözden geçirilmesini yürürlüğe koymuş, Karadağ yargıyı ilgilendiren kilit anayasal ve hukuki hükümlerin gözden geçirilmesini başlatmıştır. Kosova hakim ve savcıların güvenlik soruşturması süreçlerini tamamlamıştır.
Yolsuzlukla mücadele genişlemeye konu çoğu ülkelerde hukukun üstünlüğü bakımından önemli güçlüklerden birisidir. Yolsuzluk sağlık ve eğitim gibi hayati alanlarda vatandaşların günlük hayatlarını etkileyen ciddi bir sorun olmanın ötesindedir. Yolsuzluk ayrıca kamu alımları ve özelleştirme başta olmak üzere yatırımlar ve iş faaliyetleri üzerinde ciddi menfi etkiler yapmakta ve ulusal bütçelere zarar vermektedir. Komisyon yakın yıllarda genişlemeye konu ülkelerde yolsuzlukla mücadele konusundaki odaklanmasını yoğunlaştırmıştır.
Genişlemeye konu ülkelerle çalışmaktan elde edilen önemli tecrübe AB’nin içeride ve dışarıda tüm politika alanlarında yolsuzlukla mücadeleye dönük kendi yaklaşımını geliştirmesine katkı sağlamıştır.4 Komisyon Üye Devletler için bir yolsuzluk izleme mekanizması kurarken genişlemeye konu ülkelerde yolsuzluğa karşı politikaların izlenmesine yüksek önem atfetmeyi sürdürecek, bu çerçevede katılım hazırlıklarının erken aşamalarından itibaren sonuçlar ve sürdürülebilirlik vurgusu yapılacaktır. Komisyon, kaynakların optimal kullanımını sağlamak üzere uluslararası donörler arasında yakın eşgüdümü teşvik edecektir.
Genişlemeye konu ülkeler açısından örgütlü suçla mücadele önemli bir öncelik olmayı sürdürmektedir. Bu, yolsuzlukla mücadele ve bağımsız bir yargı oluşturulmasıyla yakından ilişkilidir. Çoğu suç faaliyetlerinin sınır aşan mahiyeti örgütlü suçla mücadelede önde gelen bir güçlük teşkil etmektedir. Profesyonel ağlar yaratılması da dahil olmak üzere kolluk ve yargı birimleri arasında bölgesel işbirliği bu güçlüğü ele alırken özellikle önem taşımaktadır. Komisyon, ilgili Avrupa ajansları yanında Üye Devletlerden ‘secondment’ temelinde sağlanan uzmanların desteklediği bölgesel bir savcılar ağı oluşturulmasını desteklemektedir. Komisyon ayrıca bölgede eşgüdümlü bir tanık koruma sistemi geliştirilmesine yardımcı olmaktadır.
Geçen yıl boyunca, Komisyon, Batı Balkan ülkeleriyle hukukun üstünlüğü alanında diyaloğunu yoğunlaştırmıştır. Bundaki amaç adalet ve içişleri sektörlerinin derinlikli tahlillerine dayalı olarak katılım öncesi sürecin erken aşamalarında hazırlıkları güçlendirmektir. Bu amaçla genişlemeye konu ülkelerin çoğunda uzman misyon faaliyetleri yürütülmüştür. Komisyon, Europol, Frontex, Eurojust, Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığı Avrupa İzleme Merkezi gibi ilgili Avrupa ajansları ve bölgesel girişimler yanında Avrupa Konseyi ve diğer uluslararası örgütlerle işbirliği ve bilgi alışverişini güçlendirmiştir. Uygun olan durumlarda sürecin erken aşamaları boyunca kriterler geliştirilmesi uygulaması hayata geçirilmiştir. Bosna-Hersek ile adalet konusunda bir Yapılandırılmış Diyalog uygulamaya konulmuştur ve Komisyon yargı reformunu desteklemek ve bu alandaki güçlükleri ele almak üzere hukukun üstünlüğü konusunda Kosova’yla benzer bir diyalog önermektedir.
Demokrasi ve hukukun üstünlüğü için gereklilik arz eden şeffaflığın, hesap verebilirliğin ve etkinliğin artırılması amaçları doğrultusunda kamu yönetimi reformu, genişlemeye konu çoğu ülkelerde siyasi kriterler altında anahtar bir öncelik olmayı sürdürmektedir. İnsan kaynaklarına ve kamu maliyesi yönetimine saygı dahil olmak üzere yeterli idari süreçlerin varlığı müktesebatın uygulaması için önem taşımaktadır. Ülkeler genel ulusal stratejileri temelinde kamu yönetimlerini iyileştirmek için çabalarını artırmak ihtiyacındadırlar.
Bazı genişlemeye konu ülkelerde, yönetici siyasi partiler ile devletin farklı rollerine yeterince saygı gösterilmediğine dair artan oranda delil mevcuttur. Bu tip uygulamalar hukukun üstünlüğünü ve demokrasinin işleyişini zayıflatma riski içermektedir.
2.2. Medyada ifade özgürlüğünün temini
İfade özgürlüğü uluslararası hukuk tarafından güvenceye alınan temel bir haktır ve çoğulcu demokrasinin işleyişinin ayrılmaz parçasıdır. Katılım süreci açısından bu özgürlüğün sağlanması üyeliğe ilişkin Kopenhag siyasi kriterlerinin anahtar durumdaki bir parçasını oluşturmaktadır.
Üyeliğe konu ülkeler bütün olarak çoğulcu medya alanlarına sahip olarak nitelendirilebilmektedir. Ne var ki, bazı ülkelerde, bu alanda yakın zamanda olumsuz gelişmeler gözlenmiştir. Bu husus ciddi bir kaygı kaynağıdır. Komisyon her ülkedeki durumun özetlendiği ilgili raporlarda ifade özgürlüğünü daha fazla irdelemektedir.
İfade özgürlüğü ve medya karşısındaki güçlükler şunları kapsamaktadır: zaman zaman yasal sistem yoluyla da sergilenen siyasi müdahale, ekonomik baskı, medyayı etkilemek için suç ve yolsuzluğun kullanılması, tecavüz ve şiddet içeren saldırılara karşı gazetecilere yetersiz koruma sağlanması. Ekonomik güçlükler, şeffaflığın yok olması, sahipliğin bir elde toplanması, adil rekabetin bulunmayışı ve bağımsız piyasa düzenleyicilerinin olmaması ile ilişkilidir. Genişlemeye konu bazı ülkelerde medya hukukunun genel uygulaması tatmin edici değildir. Gazetecilere yönelik, cinayetler dahil, bazı saldırılar, meydana gelişlerinden sonraki birkaç yıl içinde hala çözümsüz kalmaktadır. Türkiye’de hukuki çerçeve ifade özgürlüğünü henüz tatmin edici oranda güvence altına almamaktadır. Gazetecilere karşı hukuki dava ve soruşturmaların sayıca yüksekliği ile medya üzerindeki orantısız baskı ciddi kaygı uyandırmaktadır.
Tüm bu meseleler hükümetleri eleştiren medya tarafından görüşlerin ifade edilmesi üzerinde ciddi kısıtlamalar getirmekte ve soruşturmacı gazetecilikten uzaklaştırmaktadır. Medya ve gazeteciler sıklıkla kendi kendilerine sansür uygulamaya zorlanmaktadırlar.
Genişlemeye konu ülkelerin eleştirel ve bağımsız gazetecilik kültürüne imkan veren açık ve çoğulcu medya ortamlarını teminat altına almaları gerekmektedir. Kamu Hizmeti Yayıncıları rollerini yerine getirmek amacıyla ekonomik durumlarını ve otonomilerini iyileştirmek zorundadırlar. Aynı zamanda, medya mesleği kapsamlı ahlaki ve mesleki standartlar kodu temelinde kendi kendisini düzenlemeye bağlı kalmalıdır.
2011 yılı Mayıs ayında, Komisyon Batı Balkanlar ve Türkiye’den sivil toplum ve medya temsilcilerini bir araya getiren bir ifade özgürlüğü konferansı düzenlemiştir. Bu konferans, resmi hükümetlerden muhatapların ötesinde, doğrudan ilgili kimselere ulaşmayı ve bunların görüş ve tecrübelerini dinlemeyi amaçlamıştır. Konferansın sonuçları Komisyon’un bu alandaki çalışmasını beslemeye devam edecektir.
Komisyon genişlemeye konu ülkeler ile yapılandırılmış diyalog ve mevcut anlaşmalar çerçevesinde gelişmeleri yakından izleyecektir. Komisyon, bu meseleleri bilhassa yargı ve temel haklar faslı altında olmak üzere katılım müzakerelerine daha fazla entegre edecek, öncelikleri belirleyecek ve ifade özgürlüğü alanında Avrupa standartlarına ulaşmak için hükümet çabalarını cesaretlendirecektir. Bu amaç doğrultusunda, ilgili ortak ülkeler ve bilhassa Avrupa Konseyi ve AGİT olmak üzere, uluslararası örgütlerle işbirliği güçlendirilecektir. Gazeteciler ve örgütleriyle diyalog daha fazla geliştirilecektir.
2.3. Batı Balkanlarda bölgesel işbirliği ve uzlaşının arttırılması
Bölgesel işbirliği ve iyi komşuluk ilişkileri İstikrar ve Ortaklık sürecinin temel unsurlarıdır ve bu nedenle katılım sürecinin her aşamasında Komisyon tarafından yakından izlenmektedir. Bölgesel işbirliği, yakın geçmişte ciddi ihtilaflar nedeniyle zarar gören sözkonusu bölgede uzlaşıyı desteklemekte ve kuvvetlendirmektedir. Bölgesel işbirliği ve ticaret, anılan bölgeye ilave ekonomik katkı sağlayabilecektir. Ayrıca bu, çoğu zaman bölgesel yaklaşımlar ve tedbirleri zorunlu kılan AB’yle entegrasyon sürecinin tamamlayıcı bir parçasıdır.
Geçtiğimiz on yıl içinde bu bağlamda ciddi ilerleme sağlanmıştır. Son bir yıl içinde ise ilave önemli adımların yaşandığı müşahede edilmiştir. Başta Sırbistan ve Hırvatistan olmak üzere, bölge liderlerinin komşu ülkelere gerçekleştirdikleri ziyaretler ve 1990’lı yıllarda yaşanan ihtilaflara ilişkin olarak yapılan açıklamalar bölgesel uzlaşıya önemli katkı sağlamıştır. Sırbistan, Hırvatistan, Bosna Hersek ve Karadağ’dan mültecilerin dönmesini öngören Saraybosna süreci önümüzdeki günlerde başarıyla tamamlanacaktır. İnsan Hakları için Gençler İnisiyatifi, Gerçek ve Uzlaşı Komisyonu (RECOM) ve Igman Girişimi gibi STK ve sivil toplumun girişimleri hükümetlerin ötesinde, bölgedeki halklar arasındaki uzlaşının kuvvetlendirilmesinde önemli rol üstlenmektedir.
Enerji Topluluğu, Avrupa Ortak Havacılık Bölgesi ve artık tamamen işlevsel hale gelen Kamu Yönetimi Bölgesel Okulu (ReSPA) sayesinde de, spesifik sektörler içindeki işbirliği iyi işlemekte ve gelişmektedir. Tuna Nehri bölgesinin kalkınmasının hızlandırılması için Komisyon tarafından Aralık 2010’da bir strateji sunulmuş ve müteakiben bu strateji Üye Ülkeler5 tarafından onaylanmıştır.
Orta Avrupa Serbest Ticaret Anlaşması (CEFTA) çerçevesinde gerçekleştirilen bölgesel ticaret artmaktadır. Sözkonusu anlaşma, rekabet politikası, gümrük vergilerinden kaynaklanan engellerin daha fazla kaldırılması ve hizmetlerin serbestleştirilmesi gibi alanlara teşmil edilmektedir. Bölgesel İşbirliği Konseyi (RCC) üç yıllık strateji ve çalışma programını uygulamaya koyarak, daha fazla sonuç odaklı eylemlere yönelik çalışmaya başlamıştır.
Aynı zamanda, geçmiş ihtilaflardan kaynaklanan meseleler ve neticelendirilememiş diğer ikili konular Batı Balkanların istikrarı karşısındaki temel zorluklar olarak görülmektedir. Bu durum bölgesel işbirliğini, ülkelerarası ilişkileri, ülkelerin iç işleyişlerini ve reform süreçlerini etkilemektedir. Halen neticelendirilememiş olan bu meselelerin çözüme kavuşturulması ivedilik arzetmektedir. Sözkonusu meselelerin çözümü Batı Balkanların AB yolundaki büyük bir engelinin aşılmasına yol açacaktır.
Özellikle Bosna-Hersek ve Kosova’da görüldüğü üzere, etnik gruplar arası veya statü konularına ilişkin tartışmalar, kurumların normal çalışmasını engellemekte, reform sürecini ve Avrupa gündemini frenlemekte ve zaman zaman daha geniş çaplı bölgesel yansımalara neden olmaktadır. Komisyon, bu ülkelerin, sözkonusu sorunları ele almaları için AB sürecinin en uygun yöntem olacağı yönünde ikna edilmeleri gerektiğini savunagelmektedir. Başta AB’nin katkılarıyla başlatılan Belgrad-Priştine diyalogu olmak üzere, son dönemde yaşanan gelişmeler bu çerçevede büyük önem taşımaktadır. Ağustos ayında Ohri Çerçeve Anlaşması’nın imzalanmasının 10. yılının kutlanmış olması, etnik kökenle ilgili zor konuların diyalog ve uzlaşı sayesinde başarıyla masaya yatırılmasının mümkün olduğunu bizlere hatırlatmıştır.
Kosova’nın statüsüne ilişkin farklı görüşler nedeniyle bölgesel girişimlerin kapsayıcı bir şekilde işlememesiyle ilgili sorunların aşılmasında son dönemde olumlu neticeler alınmıştır. Ancak, daha atılması gereken adımlar vardır. Sırbistan’ın Kosova gümrük mühürlerini kabul etmesi hususunda, Belgrad-Priştine diyalogu çerçevesinde mutabık kalınmıştır. Bunun, CEFTA bağlamında bölgesel ticaretin yeniden başlamasına imkan tanıması beklenmektedir. Bundan önce, tüm tarafların katılımıyla CEFTA ve RCC toplantılarının yeniden gerçekleştirilebilmesi sağlanmış ve Menşeye ilişkin Tercihli Kuralları tanzim eden Pan-Avrupa-Akdeniz Konvansiyonu imzalanmıştır. Bununla birlikte, Kosova’nın statüsüyle ilgili görüş ayrılıkları, Ulaştırma Topluluğu Anlaşması’nın nihaileştirilmesi ve imzalanmasını; ayrıca, Kosova ve diğer Batı Balkan ortakları için Özerk Ticaret Önlemleri’nin uzatılmasını engellemeye devam etmiştir. Sözkonusu görüş ayrılıkları AB ile Kosova arasında ahdi ilişkilerin geliştirilmesi önünde engel teşkil etmeyi sürdürmektedir.
Bölgesel işbirliğine ilişkin meselelerin Belgrad-Priştine diyalogu çerçevesinde kapsamlı bir şekilde çözülmesi henüz mümkün olamamıştır. Komisyon ilgili tüm taraflara, Kosova’nın statüsüne ilişkin görüşlerden bağımsız olarak, bölgesel işbirliğinin kapsayıcılığının sağlanması amacıyla pratik ve pragmatik çözüm üretme arayışlarını sürdürmeleri çağrısında bulunmaktadır. Geçtiğimiz yıl içinde görülen ilerleme, bunun mümkün olduğunu ortaya koymaktadır.
Eski Yugoslavya’da savaşlar sırasında işlenen suçlar bağlamında adalet sürecinin tamamlanması, kalıcı uzlaşının sağlanması için temel bir koşuldur. Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi’yle (EYUCM) tam işbirliği sağlanması, Batı Balkanların katılım süreci için temel koşul olmaya devam etmektedir. Son dönemde, EYUCM tarafından hakkında iddianame hazırlanan son iki kişinin tutuklanarak Lahey’e gönderilmesi bu yönde atılmış önemli bir adım teşkil etmiştir. Komisyon ayrıca, ilgili hükümetlere, ülkelerindeki savaş suçları davalarını doğru bir şekilde yürütmeleri için daha fazla gayret harcamaları yönünde çağrıda bulunmaktadır.
Komisyon, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi tarafından Ocak ayında onaylanan ve Kosova ihtilafı sırasında ve sonrasında, organ ticareti dahil, işlendiği ileri sürülen suçlara ilişkin olarak hazırlanan raporu (Marty raporu) son derece ciddiye almaktadır. Komisyon, EULEX tarafından yapılan soruşturmayı tümüyle desteklemekte; bu bağlamda tanıkların korunmasının önemine dikkat çekmekte ve Brüksel’de kain EUROLEX Görev Gücü’nün oluşturulmasını ve ilgili hükümetlerin sözkonusu Görev Gücü’yle yaptıkları işbirliğini memnuniyetle karşılamaktadır.
Genel itibarıyla, bölgedeki hükümetlerin ve sivil toplum örgütlerinin, vatandaşlarına, uzlaşının Avrupa’daki geleceklerinin temel bir parçası olduğunu ve savaş suçlarına ilişkin adaletin bu sürecin vazgeçilmez bir parçasını teşkil ettiğini anlatmak için daha fazla çaba sarfetmeleri önem taşımaktadır. Siyasi liderler, sözkonusu önemli prensiplerin sorgulanmasına neden olabilecek açıklamalar ve tedbirlerden uzak durmalılardır.
Henüz halledilememiş ikili meselelerin, genişleme süreci içinde mümkün olan en kısa zamanda kararlılık ve iyi komşuluk anlayışı çerçevesinde ve AB’nin genel çıkarları gözetilmek suretiyle ilgili taraflarca çözülmesi gerekmektedir. Komisyon, sözkonusu ülkelere, sınır ihtilaflarının, uygun olması halinde Uluslararası Adalet Divanı’na başvuruda bulunmak dahil, mevcut prensipler ve araçlar kullanılarak çözülmesi için her türlü çabayı sarfetmeleri çağrısında bulunmaktadır. İkili meseleler katılım sürecini geciktirmemelidir. Komisyon, çözüm arayışları için gerekli siyasi ivmenin yaratılması için katkı sağlamaya ve ilgili girişimleri desteklemeye hazırdır.
Slovenya ve Hırvatistan arasında, yılsonuna doğru uygulamaya konulması öngörülen sınır anlaşması, ikili meselelerin ele alınması için bir zemin hazırlamıştır. Komisyon, Makedonya’nın isim konusunda ihtilaf yaşayan tarafları, BM şemsiyesi altında yapılan görüşmelerde benzer bir yapıcı tutum benimsemeleri yönünde kuvvetle cesaretlendirmektedir.
Kataloq: data

Yüklə 282,09 Kb.

Dostları ilə paylaş:
  1   2   3   4   5




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2020
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə