GöNÜlden esiNTİler. A’YÂn-i sâBİte kazâ ve kader necdet ardiç terzi baba necdet ardiç



Yüklə 2,1 Mb.
səhifə8/32
tarix03.01.2019
ölçüsü2,1 Mb.
#88712
1   ...   4   5   6   7   8   9   10   11   ...   32

Bab-6: Mevzu, kaderi yalnız duanın çevirdiği hakkında.

2225. hadis: Selman (r.a.) dan rivayet edilmiştir, dedi ki Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu, “Kazayı ancak dua önler ve ömrü yalnız iyilik arttırır” Bu babda ebu Üseyd (r.a.) dahi rivayet edilmiştir, bu hadis garibdir onu yalnız Yahya bin Dureys’in rivayetinden bilmekteyiz. Ebu Mevdud iki kişinin künyesidir birinin adına Fıdda öbürünün adına Abdülaziz bin Ebu Süleyman denmektedir, birisi basralı, öbürü Medine’lidir, her ikisi de aynı asırda yaşamışlardır, bu hadisi rivayet eden ebu Mevdud, Basra’lıdır, adı da Fıdda’dır.

---------

Kazayı ancak dua önler, ömrü yalnız iyilik arttırır. Bu da çok mühim bir hadistir. Bunu şöyle tarif ediyorlar, “kaza kaza ile red olunur.” Kaza demek bilindiği gibi bir hükümdür, yani bir hüküm yeni bir hüküm ile değiştirilir. Demek ki kazâ ve kader üzerinde oynama ve değiştirme mümkün olabiliyor. Ancak bu hangisi, kazâyı mübrem, kazâyı mutlak olan değildir, kazâyı muallâk tarafıdır. Değiştirilebilen orasıdır. Aslında değiştirilme konusu da incelenmesi gereken bir şeydir, bir şeyin değiştirilmesi için tesbit edilmesi lâzımdır. Tesbit edilecek ki o değiştirilsin. Tesbit edilme-miş bir şeyin nesi değiştirilecektir.

İşte Cenâb-ı Hakk’ın bizim insiyatifimize bıraktığı bizim şahsımıza ve irademize bıraktığı bize ait hayatımızın parçaları, bölümleri vardır. İşte burada varlığımızda mevcut olan Esma-ı İlâhiyelerden birisinin Mudil esmasının bir kısmını eksi yazdırması mümkündür. Çünkü muallâk olan bizim kaderimiz bölümüne diyelim ki şöyle iki sütun halinde kader sayfamız birisi kader-i mutlak, yani mübrem, değiştiremeyeceğimiz tarafı, burası bizim fiiliyatlarımızla doldurulmaktadır. Ancak bizde her türlü esma-ı ilâhiye olduğundan eksi ve artı, kahhar esması ile birilerine vurduk günah işledik, Cabbar esmasıyla birilerinin tarlasına girdik, yanlış işler yaptık, gaflet esmasıyla gaflette kaldık, Mudil esmasıyla delâlette kaldık, derken yoldan kalma ihtimalimiz oldu, işte bu ihtimaller hep buraya yazılmış hükmündedir. Tam yazılı değil ama yazılacak ihtimalindedir.

İşte biz bunların yerine hadi esmasını, Vehhab esmasını, Lâtif esmasını Rezzak esmasını koyarsak yazdırırsak bakın o işte bir kaza başka bir kaza ile değişmiş olur. Yani yerlerini kendi lehimize değiştirmiş olmaktayız. “Kazâ kazâ ile red olunur” dediği odur, yani bir hüküm yeni bir hüküm ile değiştirilir, hani Abdül Kadir Geylâni Hz. leri için söylerler, Kazayı değiştirir diye söylerler bu tarihte, görülmüş şeylerdendir. Ama kazâyı mübremin değişmesi mümkün değildir, bunu ayıralım. Kazâyı muallâk olanın tarafının değişmesi mümkündür.



Şöyle bir hikâye anlatılır misâl olsun diye aklıma geldi, bir gün Geylân kasabasından, Bağdat civarından umreye gitmeye niyetleniyor, dervişin bir tanesi, şeyhine gidiyor efendim ben bir seyahata çıkmak istiyorum deve katarları da var belkide bir ticaret işi, o zaman da yol güvenliği yok eşkıyalar da var, acaba bir gönül eder misiniz bu yolda benim için bir tehlike varmıdır yok mudur gibilerden. Şeyhi ma’nâ âlemine yöneliyor, diyor ki oğlum sen bu yola çıkma senin için tehlike vardır diyor, o da peki efendim diyor, evine geliyor, düşünüyor, düşünüyor bir türlü işin içinden çıkamıyor, yani gitse tehlike var diye bir haber aldı, gitmese evi rızık bekliyor, o malları almış satması lâzım, oradan da aldığı malları kendi memleketinde satması lâzım, sıkıntı içerisinde ne yapayım diye düşünürken bir de Abdül Kâdir Geylâni’ye gideyim diyor.

Gidiyor Abdül Kâdir Geylâni Hz. lerine alıyorlar içeriye oturuyor ve efendim bir maruzatım var, size arz edebilir miyim diyor, O da buyur oğlum diyor, işte ben kervan sahibiyim kervan ile yola çıkmam için şeyhim ile istişare ettim bana yola çıkmamamı tavsiye etti siz ne dersiniz diye soruyor. Abdül Kâdir Geylâni Hz leri biraz murakabaya vardıktan sonra hadi oğlum yolun açık olsun sen çık ticaretini yap diyor, git mal sat mal al güle güle git güle güle gel diyor. Adamcağız seviniyor, kendisine biraz daha güven geliyor, hazırlıklarını yaptıktan sonra yola çıkıyor, nihayet menzile çıkıyor satacaklarını satıyor, alacaklarını alıyor, bütün mallarını satmış bir şey de almamış paralarını toplamış cebine koymuş, geri dönüyor iken bir ikindi üzeri yolu bir kasabaya düşüyor, kasabadan geçerken bakıyor ki bahçe yeşillik güzel cami de var sular da var şadırvan da var, şurada bir abdes alayım ve ikindi namaını kılıp yola öyle devam edeyim diyor.

Namazı kıldıktan sonra yorgun olduğu için bir ağaç gölgesinde biraz dinleneyim diyor. ceketini de toparlayıp o ağacın yukarıdaki bir dalı arasına sıkıştırıyor yani gizliyor. Uykusu arasında haramiler gelmişler baskın yapmışlar parasını malını almışlar hepsini ne varsa ve boğazından da kesmişler. Bu rüyada olan bir hadisedir. O can havliyle bir uyanıyor, bakıyor ki hakikaten boğazından ince bir çizgi var kan damlamaya başlıyor, hemen ceketine bakıyor, ceket yerinde duruyor, ceketini alıyor hiç durmadan yoluna devam ediyor. nihayet yolları bittikten sonra hemen kendi kasabasına gelince Abdül Kâdir Geylâni Hz lerini ziyarete gidiyor. Heyecanlı bir şekilde bu işin sırrı neydi, rüyada gördü, ama kan var, boğazında hadise rüyada olmuş olsaydı kan olmazdı, sadece bu olay hayalinde olurdu.

Abdül Kâdir Geylâni Hz leri soruyor ne oldu gittin geldin mi diye, efendim gittim geldim ama bir hadise oldu rüya gördüm çözemedim bu hadiseyi, nedir diye anlat bakalım diyor neymiş hadise, işte başından geçenleri anlatıyor, ben diyor mallarımı sattım paramı da aldım bir kasabadan geçerken ikindi namazını kıldım, biraz dinlenmek için ağacın altına uzanmıştım paramı da yukarı koymuştum, rüya görmeye başladım rüyada 40 haramiler geldiler beni soydular paramı aldılar, boğazımı kestiler gittiler ben de can havliyle uyandım, baktım ki boğazımdan ince ince kanlar akmaktadır. Abdül kâdir Geylâni Hz leri gülüyor, oğlum diyor biz bu hadiseyi biliyorduk yani şeyhin sana doğru söylemişti çıkma sen oraya senin için tehlike var demişti.

Ama, biz sana bu kaderi rüyada yaşattık diyor. Bakın kaderin değiştirilebilir hükmü olduğunu bu hikâye bu hadise ile ama neresidir, kader-i muallâk bölümü kader-i mutlak değildir. Eğer onun mutlak ma’nâda orada katledileceği bildirilseydi o ne şeyhine giderdi ne de Abdül Kâdir Geylâni Hz lerine giderdi. Kendisi yola çıkardı ve başına o hadise gelirdi. Hiçbir yardım da almazdı. İşte bilinmesi lâzım gelen şey kaderin değişebilen tarafı muallâk olan tarafıdır ve o kaderin o yönünü biz oluşturmaktayız.

---------



Bab-7: Kalplerin Rahmanın iki Parmağı Arasında Olduğu Hakkındadır.

2226. Hadis, Enes (r.a.) tarafından rivayet edilmiştir, dedi ki Rasulullah (s.a.v.) sık, sık “Ey kalpleri değiştiren kalbimi dinim üzere sabit kıl “ derdi. Efendimiz böyle dua edermiş. Ya rasulallah dedim, sana ve getirdiğin şeriata inandık, bu durumda bizim için korkuyor musun? Hâlâ bizim için korkuyor musun, buyurdu ki “Evet çünkü kalpler Allah’ın iki parmağı arasındadır, onları dilediği şekilde çevirir” diyor. Cenâb-ı Hakk’ın iki parmağı Celâl ve Cemâl dir, kâh Celâl’e çevirir, kâh Cemâl’e çevirir diye izah edelim. Bu hadis hasen sahihtir, birden çok kişi bu hadisi böylece el Ameş’ten, Ebu Süfyandan, Enes’ten rivayet ettiler.



Bab-8: Mevzu Allah’ın Cennete ve Cehenneme girecekleri önceden Tayin Ettiği Hakkındadır.

Abdullah bin Amr (r.a.) dan rivayet edilmiştir, dedi ki Rasulullah (s.a.v.) elinde iki kitap olduğu halde bir gün üstümüze çıkageldi, bu iki kitabın ne olduğunu biliyor musunuz buyurdu, hayır ya rasulullah ancak bize bildirirsen biliriz dedik! bunun üzerine sağ elindeki kitap için bu âlemlerin rabbinden bir kitaptır, cennete gireceklerin adları, baba ve kabilelerinin isimleri bu kitapta mevcuttur, orada son kişilere kadar icmalen yazılmıştır ki, artık onların sayısı zinhar arttırılmayacak ve eksiltilmeyecektir.

Sonra sol elindeki kitap için de bu da âlemlerin rabbından bir kitaptır, cehenneme gireceklerin adları, baba ve kabilelerinin isimleri bu kitapta mevcuttur, orada son kişilerine kadar icmalen yazılmıştır, artık onların sayısı arttırılmayacak ve eksiltilmeyecektir. Buyurdu. Rasul-u Ekrem’in ashabı Ya rasûlallah dediler, durum önceden tamamlanmış takdir edilmiş ise o halde amel neye yarar, rasûl-u Ekrem şöyle buyuruldu, doğru olun ve mutedil davranın çünkü cennete girecek kişi her ne amel işlemiş olursa olsun, onun ameli cennet ehlinin ameli ile son bulacaktır.

Cehenneme girecek kişi de her ne amel işlemiş olursa olsun, onun ameli Cehennem ehlinin ameli ile nihayet bulacaktır. Buna mütakip Rasulullah (s.a.v.) iki eli ile işaret ederek onları attı, ve sonra şöyle buyurdu, “Rabbınız kulların kaderini tayin etmiştir, bir bölük cennete bir bölük cehennemedir. Hani o Mutezile ve Cebriye alimlerinin kader hakkındaki kanati var ya onlar da belirli hadisler den alarak yola çıkarak bunları hüküm haline getirmekteler, biz de tek tek bu hadis-i şerifleri ele alır isek sadece o hadisin belirttiği yönden kader anlayışını anlamaya çalışırsak biz de çok isabetli olmayız.

Çünkü Peygamber Efendimiz kader mevzularını değişik mertebelerden bildirmiş, her hadis-i şerifi bir başka mertebeden bildirmiştir. Onun için bunların bütün özetini çıkararak her hadisin de hakkını vererek kader anlayışına ulaşmak gerekiyor. İlâveleri var; Allah bir kuluna hayır murad ederse onu kullanır, Ya Rasulullah o kulunu nasıl kullanır, Rasûl-u Ekrem; ölümünden önce ona salih amel işlemeyi muvaffak kılar buyurdu.

Bab-9: Mevzu: Adve hame ve Safer itikadının batıl olduğu hakkında.

2230. hadis; İbn-i Mesud (r.a.) dan rivayet edilmiştir, dedi ki Rasulullah (s.a.v.) bize hutbe irad ederek hiçbir şey hiçbir şeye hastalığını bulaştıramaz buyurdu, bunun üzerine Arabi bedevidir, ya rasulullah haşefesi uyuzlu erkek deveyi ağıla alıyoruz ve sonra bütün develeri uyuz yapıyor, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu, o halde birinci deveyi uyuz yapan kimdir, hani deve diğerlerini uyuz yaptı dediler ya birinci deveyi uyuz yapan kimdir, adve ve safer yoktur, Allah her canlıyı yaratmış onun hayatını rızkını ve nusubetlerini takdir etmiştir.



Bab-10: Mevzu; hayrı ve şerri ile kadere iman hakkındadır.

2231. Hadis: Cabir bin abdullah’dan rivayet edilmiştir, dedi ki Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu, bir kul hayırı ve şerri ile kadere iman etmedikçe kendisine isabet eden hayır ve şerrin ondan şaşmasına kendisini atlayan hayır veya şerrin ona isabet etmesine zinhar imkân olmadığında bilmedikçe mü’min olamaz.

2232. Hadis: Ali (k.a.v) den rivayet edilmiştir dedi ki Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu, kul şu dört esasa iman etmedikçe mü’min olamaz. Allah’tan başka mabudi hakiki olmadığına ve benim Allah’ın rasulü oldup beni Hakk ile gönderdiğine şahadet edecek ölüme inanacak ölümden sonra dirilmeye inanacak ve kadere iman edecektir.

Bab-11: mevzu her canlının takdir edilen yerde öleceği hakkında.

2235. Hadis: Matar bin Yukamis (r.a.) dan rivayet edilmiştir, dedi ki Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu, Allah bir kulun muayyen bir yerde ölmesini takdir ettiği vakitte onun işini oraya düşürür, yani onu oraya gönderir, orada canını alır.

---------

Bu hususta şöyle bir bilgi vardır, belki duymuşsunuzdur, bir gün Hz Süleymanın huzurunda bir toplantı yapılıyormuş görevliler de büyükler de oraya gelmişler, o görevlilerin içinden birisi varmış o toplantıya gelenlerden birisi o kişiye şöyle bir bakmış, biraz şiddetli bakmış, o bakılan kişi bakanın bakışından rahatsız olarak toplantı bittikten sonra hemen Süleyman (a.s.) a gitmiş, ya Süleyman ben korktum, yani o kişiden korktum, beni Hindistana Çin’e gönder diyor, Süleyman (a.s.) kendisinde bulunan güçlerle yani kullandığı o üç harflilerle o adamı anında Hindistan’a gönderiyor. Bakıyor Hindistanda Pazar içinde dolaşmaya başlıyor, kendisini Pazar yerinde buluyor. Pazar yerinde dolaşırken aynen Hz süleymanın Huzurunda ki kişiyi Pazar yerinde de görüyor. Ve o kişinin orada canını alıyor.

Meğerse o gördüğü Azrail (a.s.) imiş, sonra Hz Süleyman ile görüştüğünde neden bunu korkuttun dediğinde ben diyor hayrete düştüm elimdeki listede o kişinin canını Hindistanda alacaksın diye yazıyordu, ama ben onu senin huzurunda gördüğüm için onun canını nasıl Hindistanda alacağım diyor, işte o da bundan korktu ve Hindistana gitti diyor. Demek ki program doğruymuş. İşte oradaki mevzu da canını nerede alacaksa oraya gönderir.

---------



Bab-12: Mevzu; Efsun; okunma ve ilaçların hiçbir surette Allah’ın kaderini önlemediği Hakkındadır.

2238. Hadis: Ebu Hüreyre (r,a) dan rivayet edilmiştir, bir adam Rasul (s.a.v.) e gelerek, yaptırdığımız efsun, yanı okuma, okunmaların tedavide kullandığımız ilaçların ve tuttuğumuz perhizlerin Allah’ın kaderinden her hangi bir şeyi önleyeceği görüşünde misiniz, diye sordu, Rasul-u Ekrem; “Onlar da Allah’ın kaderindendir” buyurdu. Bu hadisi yalnız Ezühri’nin rivayetinden bilmekteyiz, birden çok kişi bu hadisi süfyan tarikiyle Zühriden Ebu Huzame’den babasından rivayet etmişler dir. Bu rivayet daha sağlamdır.



Bab-13: Mevzu; Kaderiye mezhebi hakkında.

İbn-i Abbas (r.a.) dan rivayet edilmiştir, Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu, ümmetimden iki sınıf vardır ki onların islâmdan nasibi yoktur. Mürcie ve kaderiye fırkalarıdır.



Bab-14: Mevzu insan oğlunun çevresinin 99 ölüm tehlikesiyle kuşatıldığı hakkında.

Abdullah bin Eşşıhır (r.a.) tarafından rivayet edilmiştir Rasulullah (s.a.v.) buyurdu ki “Adem oğlu yanı başında 99 ölüm tehlikesi olduğu halde tasvir edilmiş yaratılmıştır. Şayet bu ölüm tehlikelerini atlatırsa ihtiyarlığa düşer ve neticede tabi ölüm ile ölür.

---------

Bu da çok üzerinde durulması lâzım gelen şeydir, nedir bu 99 ölüm, her bir Esma-ı İlâhiyenin onun üzerindeki ölümüdür. Diğer bir ifade ile Esma-ı İlâhiyenin ölümü değil, Esma-ı İlahiyenin kendi nefsinde olan kendinin sahiplendiği Esma-ı ilâhiyyenin onlar o zaman onun nefsine ait yani nefsine sahip çıkmasıyla nefsinin sahip çıkmasıyla Allah’ın isimlerine sahip olmakta, işte bunların hepsinin ölmesi nefsinden ölmesi demek, Cenâb-ı Hakk’a iade etmesi demektir. Yani Esma-ı İlâhiyeyi gerçek ma’nâda kullanması mevzuunda dır.



Kadere inanmamak hakkında:

2243. Hadis. Nafiden rivayet edilmiştir Abdullan bin Ömer (r.a) ya bir adam gelerek falanın sana selâmı var dedi, bunun üzerine Abdullah bin Ömer şöyle konuştu, bana ulaştığına göre o şahıs dine bidad sokmuş kaderi inkâr etmiştir. Şayet gerçekten dine bidad sokmuş ise, ona benden selâm söyleme, çünkü ben Rasulullah (s.a.v) den bu ümmette veya ümmetimde şek kendisinden gelmektedir, kaderciler yüzünden mutlaka yere batma veya şekil değiştirme veya taşlanma olacaktır buyurduğunu işittim diye ilâve etmiştir.

Abdül Vahid bin Süleyman’dan rivayet edilmiştir, dedi ki Mekke’ye geldim Ve Ata bin Ebi Rabah ile karşılaştığımda kendisine Ya eba Muhammed dedim, Basra’lılar kaderi inkar ediyorlar, bana evlatçığım Kur’an okuyor musun dedi, evet dedim o halde ez Zuhr suresini oku, ben de ayetlerini okudum, Ümm’ül Kitap nedir bilirmisin, dedi Allah ve Rasulu bilir dedim, O göğü yaratmadan ve yeryüzünü yaratmadan önce Allah’ın yazmış takdir etmiş olduğu bir kitaptır, ki firavunun Cehennem ehlinden olduğu onda mevcuttur.

Übade bin es Samidden oğlu Velid ile karşılaştım ve kendisine ölümüne yakın babasının sana vasiyetin ne idi diye sordum, dedi ki beni yanına çağırdı şöyle dedi, “Ey evlatçığım Allah’ın gazabını mucib hareketlerden sakın bilmiş ol ki Allah’a inanmadıkça ve bütün kadere, hayrına ve şerrine iman etmedikçe, Allah’tan ittika etmiş olmazsın, şayet bundan başka itikad üzere ölürsen, cehenneme girersin, çünkü ben Rasulullah (sav) den şöyle buyurduğunu işittim, “Allah en önce kalemi halk etti, ona yaz buyurdu, kalem ne yazayım dedi, Allah kaderi, olanı, ve ebediyete kadar olacağı yaz buyurdu.

2245. Hadis: Rivayet edilmiştir diyor ki Rasul (s.a.v.) den şöyle buyurduğunu işittim, “Gökleri ve yerleri yaratmadan 50 bin sene önce Allah ölçüleri takdir etmiştir.

Ebu Hüreyre (r.a) dan rivayet edilmiştir dedi ki; Kureyş müşrikleri kader mevzuunda dava görmek üzere Rasulullah (sav) a geldiler bunun üzerine 54/47-48-49 ayetleri nazil oldu,

-------------------

اَعُوذُ بِالَّلهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

﴿١﴾ بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
Kaza ve Kader mevzuunda Hadis-i Şeriflerden bazı bölümler okumuştuk şimdi de âyet-i kerimelerden bir kaç ayet okuyalım. Bakara Suresi 216. Ayette buyurur;
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

﴿٢١٦﴾ كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِتَالُ وَهُوَ كُرْهٌ لَكُمْ وَعَسۤى اَنْ تَكْرَهُوا شَيْئًا وَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْ وَعَسۤى اَنْ تُحِبُّوا شَيْئًا وَهُوَ شَرٌّ لَكُمْ وَاللَّهُ يَعْلَمُ وَاَنْتُمْ لا تَعْلَمُونَ



2/216-Cihad hoşunuza gitmediği halde üzerinize farz kılındı bazen bir şeyden hoşlanmazsınız halbuki o şey sizin için bir hayırdır, ve bazen de bir şeyi de seversiniz halbuki o şey sizin için bir şerdir. AllahTeala bilir siz bilmezsiniz.

---------

Âyet-i Kerîmede öyle belirtiliyor, karşımıza gelen bazı şeyler bizim için şer gibi gözükür, ama arkasından hayır gelir, bazı şeyler vardır da, baştan hayır gibi görünse de, arkasından şer çıkar, onun için başımıza gelen her hangi bir şey hakkında, ön yargılı olmamalıyız. Bu nerden geldi başıma, niçin oldu bunlar şimdi zamanı mıydı, ben ne yaptım ki, bunlar geldi başıma? diye hiç bunlardan yerinmemek lâzımdır, hani Erzurumlu İbrahim Hakkı Hz leri der ya “Bak sonunu sabreyle, görelim mevlâm neyler, neylerse güzel eyler”

---------

Yunus Suresi 61. Ayette buyurur;

﴿٦١﴾ وَمَا تَكُونُ فِى شَاءْنٍ وَمَا تَتْلُوا مِنْهُ مِنْ قُرْاَنٍ وَلاتَعْمَلُونَ مِنْ عَمَلٍ اِلا كُنَّا عَلَيْكُمْ شُهُودًا اِذْ تُفِيضُونَ فِيهِ وَمَا يَعْزُبُ عَنْ رَبِّكَ مِنْ مِثْقَالِ ذَرَّةٍ فِى الاَرْضِ وَلا فِى السَّمَاۤءِ وَلاۤ اَصْغَرَ مِنْ ذَلِكَ وَلاۤ اَكْبَرَ اِلا فِى كِتَابٍ مُبِينٍ



10/61 ve sen bir işte bulunmazsın ve Kur’an’dan bir şey okumazsın ve sizlerde amelden bir şey yapmazsınız ki illa biz sizin üzerinize o işe daldığınız zaman şahidleriz ve rabbinden ne yerde ve gökte zerre ağırlığınca hiçbir şey gaip bulunmaz ve ondan ne daha küçük ve ne de daha büyük bir şey yoktur ki illa apaçık olan bir kitapta yazılıdır.

---------

Yani siz en küçücük ne yaparsanız yapın bunların hepsi yazılmıştır deniyor.

---------

Neml Suresi 75. Âyetinde buyurur;

﴿٧٥﴾ وَمَا مِنْ غَاۤئِبَةٍ فِى السَّمَاۤءِ وَالاَرْضِ اِلا فِى كِتَابٍ مُبِينٍ



27/75- Gökte ve yerde bir gaip bir gizlenmiş şey yoktur ki apaçık bir kitapta yazılmış olmasın

---------



Enam Suresi 59. Ayette buyurur;

﴿٥٩﴾ وَعِنْدَهُ مَفَاتِحُ الْغَيْبِ لا يَعْلَمُهَاۤ اِلا هُوَ وَيَعْلَمُ مَا فِى الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَمَا تَسْقُطُ مِنْ وَرَقَةٍ اِلا يَعْلَمُهَا وَلا حَبَّةٍ فِى ظُلُمَاتِ الاَرْضِ وَلا رَطْبٍ وَلا يَابِسٍ اِلا فِى كِتَابٍ مُبِينٍ



6/59-Gaybın anahtarları onun Cenab-ı hakkın yanındadır, onları ancak başkası bilemez ve karada ve denizde ne varsa bilir, bir yaprak düşmez ve yerin karanlıkları içinde bir dane de bulunmaz ki illa onu bilir. Ve bir yaş ve bir kuru da yoktur ki illa apaçık kitaptadır.

---------

Tevbe Suresi 51. Âyette buyurur

﴿٥١﴾ قُلْ لَنْ يُصِيبَنَاۤ اِلا مَا كَتَبَ اللَّهُ لَنَا هُوَ مَوْلَينَا وَعَلَى اللَّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُوءْمِنُونَ



9/51-De ki bize Allah Teala’nın yazmış olduğu şeyden başkası isabet etmez, o bizim mevlamızdır mü’min olanlar artık Allah Teala’ya tevekkül etsinler.

---------

Kamer Suresi 49. Âyette buyurur

﴿٤٩﴾ اِنَّا كُلَّ شَىْءٍ خَلَقْنَاهُ بِقَدَرٍ



49-Muhakkak ki biz her şeyi bir kader, muayyen bir ölçü ile halk ettik.

---------

Kamer Suresi 52. Ayette buyurur:

﴿٥٢﴾ وَكُلُّ شَىْءٍ فَعَلُوهُ فِى الزُّبُرِ



52- Ve her neyi yapmışlar ise defterlere kayıtlıdır.

---------



Hadid Suresi 22. Ayette buyurur,

﴿٢٢﴾ مَاۤ اَصَابَ مِنْ مُصِيبَةٍ فِى الاَرْضِ وَلا فِۤى اَنْفُسِكُمْ اِلا فِى كِتَابٍ مِنْ قَبْلِ اَنْ نَبْرَاَهَا اِنَّ ذَلِكَ عَلَى اللَّهِ يَسِيرٌ



22- Ne yerde ve ne de kendi nefislerinizde nusibetten bir şey isabet etmez ki illa o onu yaratmamızdan evvel bir kitapta yazılmıştır. Şüphe yok ki bu Allah’a göre pek kolaydır.

-------------------



Şimdi gelelim işin daha mühim ve biraz zor tarafına, gerçi zor darken, hiçbir bilinen şeyin zorluğu olmaz, ama anlayışlar bakımından biraz teknik terimler olduğundan, belki bu yönden zorlanabiliriz. Fusus’l hikem 1. Cild mukaddime bölümü sayfa 17 de İkinci Vasl:

A’yân-i sâbite mec’ul değildir

A’yân-ı sâbite mec’ul değildir, sözünden biz ne anlıyoruz,? evvelâ a’yân-ı sâbite nedir, a’yân-ı sâbite; sâbit olan ayn, sabit olan hakikatlerimiz, Hakk’ın indinde sâbit olan kayıda geçmiş olan bizim ilm-i ilâhideki programlarımız, yani bütün âlemde ne varsa, başta insan olmak itibariyle, her birerlerimizin programları Hakk’ın indinde mevcuttur. Yani bizim göz rengimizden tutalım da, saçımızdan, başımızdan, boyumuzdan, kilomuzdan, neyimiz varsa bunların hepsi programlanmış vaziyettedir. Ama biz biraz çok yeriz, bunu daha sonraki süre içerisinde genişletiriz, hücre yapımızı arttırırız, ama az yeriz biraz daraltırız, o yazılmış da hiç değişmez hükmünde değildir. Ana varlığı itibariyle Cenâb-ı Hakk, bizim bütün fıtri yapımızın, programını gerek fiziksel, gerek tıp olarak, gerek ilmi olarak, gerek ruhi gerek nuri gerek bedeni olarak, bütün kayıtlarımız programlarımız Cenâb-ı Hakk’ın ilm-i ilâhisinde mevcuttur, toplu olarak mevcuttur.

Nasıl ki bir arabanın bütün parçalarının programları bir bir gramına kadar kaç diş olacağına kadar bir vidanın büyüklüğü ölçüleri işte bir vida arıyorsunuz 2 mm ye 5 mm diyor, ölçülerini veriyor. Bir demir parçasının insanlar tarafından hesapları tutuluyor ise, Allah’ın mutlak kuvveti kudreti ilmi içerisinde halk etmiş olduğu bütün âlemini bilhassa insanını programsız başı boş bırakır mı? Ayet-i Kerime’de zâten belirtiliyor, 26/146

﴿١٤٦﴾ اَتُتْرَكُونَ فِى مَا هَهُنَاۤ اَمِنِينَ

26/146- sizler böyle başı boş bırakılacağınızı mı zannediyor-sunuz?

Yani Cenâb-ı Hakk bizi dünya meydanına gönderdi, biz zannediyoruz ki bizimle kimse ilgilenmiyor, ben istediğim gibi yaşıyorum, gidiyorum, yiyorum, içiyorum, çalışıyorum geziyorum, dolaşıyorum, yatıyorum uyuyorum, gibi mi zannediyorsunuz acaba siz? hayır, bizim her anımız kontrol altındadır, bu a’yân-ı sâbite programı içerisinde, kazâ ve kader hükümleri içerisinde, bize ayrılan sürelerimiz vardır, Cenâb-ı Hakk’ın âmir hükmü ile üstümüzde ki hükümleri vardır, O’nun âmir hükümleri vardır, böylece biz hayatımızı sürdürüyoruz. İşte a’yân-ı sâbiteyi tarif ederken, kabaca bizim programımız, ama nasıl oluyor, program şimdi ona bakalım.

Daha evvelce dinleyenler belki var ama tekrarında yarar vardır, kaç defa okursak, dinlersek, meratip olduğu için bu yazıların içerisinde, her okuyuş dinleyişte, bir başka açılımı olur. Bir başka yaklaşımı olur, çünkü bu tür bilgiler sadece nakli ve rivayet bilgiler değil yaşam ve tatbikat bilgileridir. Yani kişinin kendi bünyesine intikal ettireceği, ve kendi bünyesinde bizzat, bizâtihi tatbik edeceği insani bilgilerdir. Tabiat bilgisi, gök yüzü bilgisi astroloji astronomi bilgisi, deniz altı bilgisi, fizik kimya bilgisi değildir, onlar nakil olarak öğrenilir, ama bunlar nakil olarak aktarılır. Yani, sonra bizâtihi kişi kendi tadışıyla kendi yaşayışıyla bilinecek, öğrenilecek, asli bilgilerdir, ana bilgilerdir, ana programlardır.

İşte insanın kendi gerçek halini bilebilmesi için cem olarak da olsa, yani mücmel toplu olarak da olsa, bu a’yân-ı sâbite bilgisine mutlak surette ihtiyacımız vardır. Çünkü bizim aslımızı, asli programımızı burası meydana getiriyor. Biz aslımızı neslimizi bilmezsek, kendi birey olarak yaşasak ne olacak, yaşamasak ne olacak, gaflet içerisinde yaşasak ne olacaktır.

Bu âyet-i kerîme de, insanın varlığını sorumlu olduğunu ve hesaba çekileceğini, açık olarak ifade etmektedir. T.B.

-------------------

Şimdi metinden devam edelim;




Yüklə 2,1 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   4   5   6   7   8   9   10   11   ...   32




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2022
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə