Mukaddes İlim Taliplerine Samimi Nasihat Hafız Ebu’l-Ferec İbnu’l-Cevzi’nin Oğlu Ebu’l-Kasım Bedreddin Ali İbnu’l-Cevzi’ye Nasihatı



Yüklə 53,75 Kb.
tarix27.07.2018
ölçüsü53,75 Kb.
#60030



Mukaddes İlim Taliplerine Samimi Nasihat

Hafız Ebu’l-Ferec İbnu’l-Cevzi’nin Oğlu Ebu’l-Kasım Bedreddin Ali İbnu’l-Cevzi’ye Nasihatı

www.almuwahhid.com



Biyografiler ve Nasihatın Arka Planına Dair

Nasihatın vukubulduğu şartları, nasihatla ilgili şahısların biyografilerini ve nasihatın arka planını bilmesinin okuyucunun hakkı olduğu düşüncesinden hareketle kısa bir bölüm ekleyerek okuyucuya bu gibi bilgilere kitabı okumaya başlamadan ulaşmasını sağlamış olacağız inşaAllah.



Hafız Ebu’l-Ferec Abdu’r-Rahman İbnu’l-Cevzi

Ebu’l-Ferec Cemaleddin Abdu’r-Rahman ibni Ai İbni Muhammed ibni Ali İbni Ubeydullah İbnu’l-Cevzi el-Kureyşi Ebu Bekir es-Sıddık (radiyallahu anh) oğlu Muhammed’in soyundan Teym Kabilesinden el-Bağdadi el-Hanbeli. (Ebu Şemma, Zeyl el-Ravdateyn, 21; İbni Kesir, el-Bidaye ve’n-Nihaye, 13/26) Lakabı Cemaluddin, künyesi ise Ebu'l-Ferec'di. İbnu’l-Cevzi diye meşhur olmuştur. (İbni Kesir, el-Bidaye ve’n-Nihaye, 13/26) Ebubekir (radiyallahu anh’ın 19. göbek soyundan olduğu için) Bekri, (soyu Kureyş’e dayandığı için) Kureyşi, (Teym Kabilesinden olduğu için) Teymi, (Bağdatlı olduğu için) Bağdadi, (Hanbeli Mezhebi alimlerinden olduğu için) Hanbeli ve ayrıca ailesi bakır ticaretiyle uğraştığından (bakırcı manasında) es-Seffar lakabını kullanmıştır.

Hicri 509 yahut 510 yılında doğmuştur. Çok küçük yaşta iken 3 yaşında babasını kaybetmiş halası onu dayısı olan İbni Nasir’e götürmüş ve bu şekilde ilim yoluna girmiştir. Daha küçük yaşlarda İbni Nasir’den ilim almaya başlamış ergenlik çağına erişmeden akranları arasında sivrilmiş ve ergenlik çağına eriştiğinde hutbe ve vaaz vermeye başlamış. Çok sayıda hadis ezberlemesi ve hadis ilmindeki derin yetisi sebebiyle Hafız olarak anılmaya başladı. Hadis ilminde öyle bir seviyeye ulaştıki kendisine hadis okunduğunda sahih hasen, zayıf veya mevzu kategorilerinden hangisine ait olduğunu bilebiliyordu.

Zehebi’nin verdiği bilgiye göre H516 yılında hadis dinlemeye ve ezberlemeye başlamıştır. (Ebu Şemma, Zeyl el-Ravdateyn, 21; İbni Receb, Zeyl ala Tabakatu’l-Hanebila, 1/40; İbni İmad el-Hanbeli, Şezeratu'z-Zeheb, 4/330)

Küçük yaşlarda dine düşkün alim biri olarak bilinmeye başlamış nereden geldiği şüpheli olan yiyeceklerden yememiş, kendini insanlardan uzak tutmuş ve onlarla biraraya gelmemiş, evini yalnız namaz için terkeder olmuş, diğer çocuklarla oyun oynamamış bu şekilde büyümüş ve yaşlanmış. Ömrünü ilim elde etme, insanları irşad etme ve kitap neşretmek ile geçirmiştir. (İbni Kesir, el-Bidaye ve’n-Nihaye, 13/29; İbnu’l-Cevzi, Sayd el-Hatır, 238)

İbnu’l-Cevzi vaizlik yönü ile de öne çıkmış bir alimdir. Daha küçük yaşlarda vaazlara başladığı, zamanının vaizi olarak takdim edildiği, çok iyi bir hatib olduğu ve sohbetlerine her taraftan insanların akın akın geldiği belirtilmiştir. Aralarında Bustanu’l-Vaizin, Saydu’l-Hatır, es-Sebat inde’l-Memat, Muhtasar Zemmu’l-Heva isimli meşhur eserlerinin de bulunduğu vaaz türünde verdiği eserlerin sayısının yirmisekiz olduğu tespit edilmiştir. (İbnu’l-Cevzi, Kitabu Ahkami’n-Nisa, 10)

“Vaaz vermeğe başladıktan sonra vaaz meclisine halifeler, vezirler, emirler, hükümdarlar, alimler, yoksullar ve her sınıftan insanlar gelirlerdi. Vaaz meclisinde en azından 10.000 kişi toplanırdı. Bazan 100.000 veya daha fazla kişinin geldiği de olurdu.” (İbni Kesir, el-Bidaye ve’n-Nihaye, Hicri 597 yılında vefat eden şahsiyetler)

İkindiden sonra vereceği sohbet için insanlar kuşluk vaktinden itibaren yer kapmaya başlar, yer ayarlamak için para verir, sohbetinde yüzbinden fazla insane bulunurdu. (İbni Receb el-Hanbeli, Kitabu’z-Zeyl ala Tabakati’l-Hanabile, 3/405-414) İbnu’l-Cevzi kendisi de çeşitli yerlerde buna işaret eder. (el-Kussas ve’l-Muzekkirin; Kitabu’l-Birr ve’s-Sıla, 22; Saydu’l-Hatır)

İbnu’l-Cevzi çok sayıda alimden ilim elde etmiştir. “İbnu’l-Cevzi’nin Şeyhleri” ismini verdiği eserinde bu ilim adamlarına yer vermiştir. İlim elde ettiği en önemli şahsiyetler olarak hadis alanında İbni Nasir, Kur’an ve Edeb alanında Sibt el-Hiyat ve ayrıca Dinaveri ve Mutevekkili’den rivayet eden son şahıs İbnu’l-Cevaliki zikredilebilir. (Zehebi, Siyer Alam en Nubela, 21/366-367)

Talebeleri çok olmasına karşın bunlar arasında; en küçük oğlu ve büyük alim Mutasım Billah’ın eğitim kurumunda öğretmenlik görevinde bulunan Muhyiddin Yusuf, en büyük oğlu Ali el-Nasih, torunu Mirat el-Zaman isimli eserin müeellifi vaiz Sibt İbnu’l-Cevzi, Şemsuddin Yusuf ibni Fergali el-Hanefi ayrıca Hafız Abdu’l-Gani el-Hanbeli, Şeyh İbni Kudame, İbni Neccar gibileri bulunmaktadır. (Zehebi, Siyer Alam en Nubela, 21/367)

Alimlerden İbnu’l-Cevzi’yi öven çok sayıda nakil bulunmaktadır. Zehebi onun bir benzerinin bulunmadığını ifade etmiştir (Zehebi, Siyer Alam en-Nubela, 21/367; Zehebi, Siyer Alam en-Nubela, 384)

Hafız İbni Receb de onun bu görüşüne katılmış ve İbnu’l-Cevzi’nin, toplantılara katılanlar üzerinde büyük bir etkisi olduğunu söylemiştir. Öyleki, umarsız kimselerin onun sözlerinden ders aldıklarını, cahil kimselerin bu toplantılarda elde ettikleri fayda sebebiyle ilim sahibi oldukları, günahkarların tevbe ettikleri ve müşriklerin müslüman olduklarını dile getirir. (İbni Receb, Zeyl Tabakatu’l-Hanebila, 1/410) İbnu’l-Cevzi verdiği vaazlarla yüzbinden fazla insanın tevbe etmesine, onbinden fazla gencin doğru yola gelmesine, yüz bin insanın müslüman olmasına vesile olduğunu söyler. (el-Kussas ve’l-Muzekkirin) Zehebi bu rakamların mübalağa olduğuna dikkat çeker: “Hiç şüphe yok ki, böyle bir şey söz konusu olmamıştır çünkü bu olmuş olsaydı hem bu kadar cemaate sesini duyuramazdı, hem de vaaz mahalli bu kadar insanı almazdı.” (Zehebi, Siyer A’lem en-Nubela, 21/370)

İbni Kesir el-Bidaye ve’n-Nihaye isimli eserinde onu şu sözlerle tarif etmiştir: “Emsalsiz alimlerdendir, birçok ilimde kendini gösterdi ve başkalarını geride bıraktı. İrili ufaklı 300 kadar eser tasnif etti. Kendi eliyle de 200 cilt kadar kitap yazdı. Vaaz tekniğinde eşsiz bir insan olduğu, kendisinden önce böyle bir vaiz görülmediği gibi vaizlikte kendisinden sonra da ona ulaşan biri görülmedi. Fesahat, belagat, halavet, te'sir ve bedii manalara dalmakta eşi yoktu. Görülen maddi şeyleri hayret verici bir şekilde veciz ibarelerle örnek gösterirdi. Çabuk anlar ve idrak ederdi. Algılaması hızlıydı. Az kelimelerde çok manaları toplardı. Bütün ilimlerde söz sahibiydi. Tefsir, hadis, tarih hesap, astronomi, tıp, fikıh, lügat ve nahiv gibi çeşitli ilimlerde de sözü geçerdi.”

Şeyhu’l-İslam İbni Teymiyye, İbnu’l-Cevzi’nin birçok alanda uzmanlaştığını söylemiş ardından İbnu’l-Cevzi’nin binden fazla kitabı olduğunu söyledikten sonra, daha sonra başka kitaplarına da rastladım demiştir. (İbni Teymiyye, el-Ecvibe el-Mısriyye; İbni Receb, Zeyl Tabakatu’l-Hanebila, 1/415; Sıddık Hasan Han, el-Tac el-Mukallel, #70) Şeyhu’l-İslam İbni Teymiyye ayrıca, hadis tasnif eden musanniflerin çoğunun doğru haberlerle yalanlarını birbirinden ayıramadığını ancak, İbnu’l- Cevzi’nin böyle olmadığını, fıkıh ve hadis bilgisi yanında pek çok ilim dalında bilgi sahibi olduğunu belirtir. (Hafız İbni Receb, Kitabu’z-Zeyl ala Tabakati’l-Hanabile, 3/414)

İmam Zehebi, İbnu’l-Cevzi kadar çok kitap yazan başka birini bilmiyorum demiştir. (Zehebi, Tezkiretü’l-Huffaz, 1344)

Eserlerinden birkısmına değinen İbni Kesir “Burada saydığımız takdirde yeri daraltacak çok sayıda tasnif eseri vardı.” dedikten sonra şöyle demektedir: “Zadu'l-Mesir adıyla meşhur bir tefsiri vardır. Bundan daha kısa fakat onun kadar meşhur olmayan bir tefsiri daha vardır. Ahmed bin Hanbel'in Müsned'inde, Sahih-i Buhari ile Sahih-i Müslim ve Camiu't-Tirmizi’de yer alan hadislerin çoğunu toplayan Camiu'l-Mesanid adlı eseri vardır. Araplarla Acemlerden bahseden el-Muntazam fi Tevarihi'l-Umem adlı yirmi ciltlik bir tarihi vardır... Makamat ve Hutep, el-Ehadisu'l-Mevzua, el-İlelü’l-Mütenahiye fi'l-Ehadisi’l-Vahiye gibi eserleri de vardır.” (İbni Kesir, el-Bidaye ve’n-Nihaye, Hicri 597 yılında vefat eden şahsiyetler)

Bunlardan başka Telbisu’l-İblis ve Sıfatu’s-Safve gibi alanında eşsiz ve mühim eserleri vardr.

Nesir dışında şiirle de ilgilenmiştir. (İbni İmad el-Hanbeli, Şezeratu'z-Zeheb, 4/330; İbni Kesir, el-Bidaye ve’n-Nihaye, Hicri 597 yılında vefat eden şahsiyetler; İbni Halikan, Vefayat)

12 Ramazan H597’de Cuma günü 87 yaşında vefat etmiştir. (İbnu’l-Esir, el-Kamil, 12/71; Sibt İbnu’l-Cevzi, Mirat el-Zaman; Munziri, el-Tekmile, #608; el-Bağgal, el-Meşayih, #140; Ebu Şemma, Zeyl el-Ravdateyn, #21; İbnu’l-Sa’i, el-Cami, 9/65; İbni Halikan, Vefayat, 3/140; Zehebi, el-İber, 4/297; Zehebi, Düvel el-İslam, 2/79; Zehebi, Tezkiretü’l-Huffaz, 4/1342; Zehebi, Siyer Alam en-Nubela, 21/365; İbni Kesir, el-Bidaye ve’n-Nihaye, 13/26; İbni Receb, Zeyl Tabakatu’l-Hanebila, 1/399; Cezeri, Ğayet ve’l-Nihaye, 1/375; Sıddık Hasan Han, Tac el-Mukallel, #70; İbni Şatti, Muhtasar Tabakatu’l-Hanebila, 42; Suyuti, Tabakatu’-l-Müfessirin,17)

İbnu’l-Cevzi hadis yazarken ve ilimle meşgul olduğunda açtığı kalemlerin artığını biriktirmiş, vefat ettiğinde kendisini yıkamak üzere ısıtılacak suyun bu kalem artıkları ile ısıtılmasını vasiyet etmişti. Nitekim öyle de olmuştur. (İbni Halikan, Vefayatu Ayan, 3/140)

Ebu'l-Ferec İbni Cevzi mezarının üzerine şu beyitlerin yazılmasını vasiyet etmişti:

“Ey affı çok olan!


Ey yanında kayıtlı günahımın çok bulunduğu yüce Mevla!
Günahkar, elleriyle işlediği günahların bağışlanmasını,
Ümid ederek sana geldi.
Ben bir misafirim.
Misafirin göreceği şey,
Kendisine yapılacak iyilik ve ihsandır.” (İbni Kesir, el-Bidaye ve’n-Nihaye, Hicri 597 yılında vefat eden şahsiyetler)

“Bab-ı Harp mezarlığında babasının mezarının bitişiğine, İmam Ahmed bin Hanbel'in de mezarının yakınına defnedildi. O gün cidden görülmeğe değer muazzam bir gündü. Hatta o gün için denilmişki: İzdihamın fazlalığından, sıcaklığın da şiddetinden ötürü bir grup insan orucunu bozdu.” (İbni Kesir, el-Bidaye ve’n-Nihaye, Hicri 597 yılında vefat eden şahsiyetler)

Çevirisine yerverdiğimiz kitabın içeriği sebebiyle İbnu’l-Cevzi’nin çocuklarından kısaca bahsetmekte fayda olacaktır. Üç tane oğlu olduğu söylenmiştir.

En büyük oğlu Ebu Bekir Abdu’l-Aziz. Hanbeli Mezhebi’nde fakih birisiydi. Ebu’l-Vakt, İbni Nasir, el-Armevi ve babasının birçok şeyhinden ilim almıştır. Musul’a gitmiş ve orada saygıdeğer bir konuma gelmiştir. el-Zehrazuri ailesinin ona karşı besledikleri kıskançlık sebebiyle bir kişiyi ayarladıkları ve onun içeceğine zehir koymak suretiyle H554 yılında genç yaşta ölümüne yolaçtıkları bildirilmiştir. Babası oğlu zehirlenerek vefat ettiğinde hayattadır. (İbni Receb, Zeyl Tabakatu’l-Hanebila, 1/430-431; İbni Kesir, el-Bidaye ve’n-Nihaye, Hicri 597 yılında vefat eden şahsiyetler)

İkinci oğlu ise Ebu’l-Kasım Bedreddin Ali el-Nasih’dir. İbnu’l-Cevzi bu nasihatnameyi Ali el-Nasih için kaleme almıştır.

Ebu’l-Kasım Bedreddin Ali İbnu’l-Cevzi

Şeyh İbnu’l-Cevzi’nin oğludur ve ismi şu şekildedir: Bedreddin Ebu’l-Kasım Ali ibni Ebu’l-Ferec Abdu’r-Rahman ibni Ali ibni Muhamed ibni Ali ibni el-Cevzi el-Bekri, el-Bağdadi el-Nasih. (Sibt İbnu’l-Cevzi, Mirat el-Zaman, 8/678-679; Münziri, Tekmile, 3/#2489; Zehebi, el-İber, 5/120; Zehebi, Siyer Alam en-Nubela, 22/352; İbni Kesir, el-Bidaye ve’n-Nihaye, 13/136; İbni İmad el-Hanbeli, Şezeratu'z-Zeheb, 5/137)

Küçük kardeşi Yusuf Muhyiddin’den yaklaşık 30 sene önce, H551 yılında Ramazan’da doğmuştur. (Zehebi, Siyer Alam en-Nubela, 22/352; İbni Kesir, el-Bidaye ve’n-Nihaye, 13/136)

Ebu’l-Ferec el-Batti, Yahya ibni Sabit, Ebu Zur’a, Ahmed ibni Mukarren, ibni Hubeyre ve Şuhde gibi şahsiyetlerden ilim elde etmiştir. el-Seyf, İzziddin Abdu’r-Rahman ibni Muhammed ibni Abdu’l-Gani el-Makdisi, el-Taki ibni el-Vasıti, el-Kemal Ali ibni el-Veddah, Ebu’l-Ferec ibni Zeyn, Ebu’l-Abbas el-Farusi, Şemsuddin Muhammed ibni Hubeyre gibileri ondan ilim almış ve ayrıca Ebu Nasır ibni el-Şirazi ile Kadı el-Hanbeli’ye icazet vererek kendisinden nakilde bulunmalarına müsaade etmiştir.

İbni Nokta, onun güvenilir olduğunu, çok hadis ezberlediğini ve hadis naklinde hatasız ve akışkan bir yapıda olduğunu belirtmiş ve Yahya ibni Sabit’ten el-İsmaili’nin Sahih’ini işittiğini söylemiştir. (Zehebi, Siyer Alam en-Nubela, 22/353)

İbni Kesir de onu ve ilmini övmektedir: “Letafetli ve zarif bir alimdi. Çok hadis dinledi. Bir süre vaizlik yaptı. Sonra bunu terketti. Epey fazla haber, nükte ve şiir ezberlemişti.” (İbni Kesir, el-Bidaye ve’n-Nihaye, Vefayat Sene H630)


 
Küçük kardeşi Yusuf Muhyiddin doğana kadar döneminin en önemli ilmi şahsiyetleri arasında yeralmıştır. İbni Neccar onun daha çocuk yaşta vaizliğe başladığını bildirmiştir. (Zehebi, Siyer Alam en-Nubela, 22/353) Zehebi de -aynı dönem için- onun takdir edilen bir kimse olduğunu dile getirmektedir. (Zehebi, Siyer Alam en-Nubela, 22/352) İbni Neccar onun hergün on fasikül tutacak miktarda yazdığını bildirmiştir. Bu dönemi ele alındığında onun da tıpkı babası ve küçük kardeşi Yusuf Muhyiddin gibi parlak bir çocukluk dönemine sahip olduğu söylenebilir.

Kardeşi Yusuf henüz doğmadan önce –Yusuf H580 yılında doğmuştur- boş işlerle meşgul olmaya başlamış daha sonra dinen yapılması caiz olmayan şeyleri yapan kişilerle arkadaşlık etmeye başlamış çeşitli fenalığa bulaşmıştır. (Zehebi, Siyer Alam en-Nubela, 22/353) Vaizliği de terk etmiştir. (İbni Kesir, el-Bidaye ve’n-Nihaye, Vefayat Sene H630)

İbnu’l-Cevzi oğluna yazdığı nasihatında oğluyla alakalı bu tarz şeylere atıfta bulunmaktadır. Nasihat okunmaya başlandığında okuyucu da baba oğul arasındaki yaşanan sorunlara vakıf olacak ve bu duygu yoğunluğundan hissesine düşeni alacaktır.

Daha sonra babasına ait olan Vasıt’da bulunan eve yerleşmiş babasının Vasıt’a geleceğini işittiğinde evde bulunan kitapları mürekkep parasını dahi karşılamayacak bir değer karşılığında satmıştır. (İbni Kesir, el-Bidaye ve’n-Nihaye, Hicri 597 yılında vefat eden şahsiyetler; Mirat el-Zaman, 8/502-203; Zehebi, Siyer Alam en-Nubela, 21/384; Zehebi, Siyer Alam en-Nubela, 22/352) Bunun üzerine baba ile oğul arasında kin ve düşmanlık başgöstermiştir. İbni Neccar bu olay üzerine İbnu’l-Cevzi’nin her gece fecir vaktinde oğluna beddua ettiğini söylemiştir. (Mirat el-Zaman, 8/502-203; Zehebi, Siyer Alam en-Nubela, 21/384; Zehebi, Siyer Alam en-Nubela, 22/352)

İbnu’l-Cevzi’nin torunu Sibt İbnu’l-Cevzi, Ebu’l-Kasım’ın babası İbnu’l-Cevzi vefat ettiğinde onun cenaze namazını kıldığını belirtir. (Sibt İbnu’l-Cevzi, Mirat el-Zaman)

H630 yılı Ramazan’ında 79 yaşında vefat ettiği söylenmiştir. (Zehebi, Siyer Alam en-Nubela, 22/3; İbni Kesir, el-Bidaye ve’n-Nihaye, H630 yılında vefat eden şahsiyetler; İbni Receb, Zeyl Tabakatu’l-Hanebila, 2/260)

Üçüncü ve sonuncu oğlu ise Ebu Muhammed Yusuf Muhyiddin’dir.

Yusuf Muhyiddin

Sonraları Allahu Teala, İbnu’l-Cevzi’yi hayırlı bir evlat ile Yusuf Muhyiddin ile nimetlendirmiştir. Yusuf H580 yılında doğmuştur.

Künyesi şöyledir: Muhyiddin Yusuf bin Şeyh Cemaleddin Ebu’l-Ferec bin Cevzi Abdu’r-Rahman bin Ali bin Muhammed bin Ali bin Muhammed bin Ali bin Ubeydullah bin Hammad bin Ahmed bin Cafer bin Abdullah bin Kasım bin Nadir bin Muhammed bin Ebubekir es-Sıddık el-Kureyşi el-Teymi el-Bekri el-Bağdadi el-Hanbeli. İbnu’l-Cevzi diye meşhur olmuştur. (İbni Kesir, el-Bidaye ve’n-Nihaye, Hicri 656 yılı olayları)

Çocukluğundan itibaren akranları arasında sıyrılmış, faziletler sahibi, alim bir kişilik olarak yetişmiş ve herkesin takdirini kazanmıştır. (İbni Receb, Tabakatu’l-Hanebila, 2/258-259; İbni Kesir, el-Bidaye ve’n-Nihaye, Hicri 597 yılında vefat eden şahsiyetler)

Zekası ve ilmi ile akranları arasında sivrilmiş, Bağdad çarşılarının kontrolü eline verilmiş Muhtesiplik yapmış, halifenin mektuplarını diğer hükümdarlara götürme görevine getirilmiştir. Bu elçiliği nedeniyle hükümdarlardan elde ettiği servet ve itibar sayesinde Dimeşk'ın Neşşabin semtinde Medresetu’l-Cevziye'yi inşa ettirdi ve oraya vakıflar bağladı. Sonra diğer hükümdarlardan da bol miktarda mal ve para elde etti. (İbni Kesir, el-Bidaye ve’n-Nihaye, Hicri 597 yılında vefat eden şahsiyetler) H632 senesinde Hanbelilere mahsus Müstansiriye medresesinde ders vermeye başladı. Başka yerlerde de ders veriyordu. Halife Mutasım’ın eğitim kurumunda H640 yılından itibaren üstad olmuş ve ölene değin öğretim görevinde bulunmuştur. (İbni Kesir, el-Bidaye ve’n-Nihaye, Hicri 597 yılında vefat eden şahsiyetler; İbni Kesir, el-Bidaye ve’n-Nihaye, 13/203)

Yusuf babasına hayırlı bir evlat, itaatkar bir talebe ve iyi bir dost olmuştur. Hatta bir seferinde birisi İbnu’l-Cevzi’ye iftira atmış ve onu halifeye şikayet etmiş, bunun üzerine harekete geçen Yusuf; babasını, şeyhini ve dostunu zindandan kurtarmıştır. (Zehebi, Siyer Alam en-Nubela, 21/377)

İbnu’l-Cevzi 80 yaşlarına geldiğinde Yusuf ile birlikte Vasıt’a yerleşmiş ve her ikisi İbni Bakillani gözetiminde Kur’anı 10 kıraat üzere okumuştur. (İbni Receb, Zeyl Tabakatu’l-Hanebila, 1/427)

İbnu’l-Cevzi oğlu Yusuf’u o kadar sevmiş ve ona o kadar bağlanmış ki, Yusuf yanında olmaksızın Vasıt’ta geçirdiği günlerde, hergün Yusuf Suresi dışında Kur’anı hatmettiğini, Yusuf’a olan sevgi ve hasretinden dolayı Yusuf Suresini (ağlamaktan) okuyamadığını söylemiştir. (İbni Şatti, Muhtasar Tabakatu’l-Hanebila, 46)

İbnu’l-Cevzi’nin oğlu Yusuf’a olan sevgisi o kadar büyüktürki kaleme aldığı bir eserine “el-Mecalis el-Yusufiyye” ismini vermiştir. (İbni Kesir, el-Bidaye ve’n-Nihaye, 13/136)

Çok sayıda eser telif etmiştir. Eserleri arasında “Meadin el-Ebriz fi Tefsir el-Kitab el-Aziz” ve Hanbeli fıkhına dair “el-Mezheb Ahmed fi Mezheb Ahmed” bulunmaktadır. İbni Sai onun güzel şiirlerini nakletmiştir. Şiirlerinden birinde, halifeyi mevsimlerde ve bayramlarda tebrik ediyordu. Bu şiirler onun fazilet ve fesahatini ispatlamaktadırlar. (İbni Kesir, el-Bidaye ve’n-Nihaye, H656 yılı olayları)

Bağdad’a saldıran ve büyük bir soykırıma imza atan Hülagu ve Moğol istilasında şehrin diğer ileri gelenleri ile birlikte tutuklanmış ve H656 yılında üç oğlu; Cemaleddin, Şerafeddin ve Taceddin ile birlikte zindanda öldürülmüş ve inşaAllah şehid olmuştur. (Zehebi, Siyer Alam en Nubela, 23/372; Zehebi, el-İber, 5/237; Zehebi, Düvel el-İslam, 2/122; İbni Kesir, el-Bidaye ve’n-Nihaye, 13/203; İbni Receb, Zeyl Tabakatu’l-Hanebila, 2/258-261; İbni İmad el-Hanbeli, Şezeratu'z-Zeheb, 5/286-287; İbni Şatti, Muhtasar Tabakatu’l-Hanebila, 57)

İbni Receb el-Hanbeli şöyle demiştir: Mutluluğu şehadet ile mühürlendi, Allah ondan razı olsun. Şeyh Abdu’l-Samed ibni Ebu el-Ceyş dedi ki: Şeyh Muhammed ibni Sakran rüyamda onu gördüm ve Allah sana ne ile muamele etti diye sordum o da bana onların kılıçları günahlarıma kefaret oldu dediğini söyledi. (İbni Receb, Tabakatu’l-Hanebila)

“Dimeşk'teki Cevziye medresesinin vakfedicisidir. Bu, en güzel medreselerden biridir. Allah bu hayrını kabul buyursun.” (İbni Kesir, el-Bidaye ve’n-Nihaye, 13/203)

İbnu’l-Cevzi’nin torununu Sibt İbnu’l-Cevzi’nin kaydettiğine göre; İbnu’l-Cevzi’nin, isimleri Rabia –ki o Sibt İbnu’l-Cevzi’nin annesidir- (İbni Kesir, el-Bidaye ve’n-Nihaye, Hicri 597 yılında vefat eden şahsiyetler), Şeref el-Nisa, Zeyneb, Cevher, Sitt el-Ulema el-Suğra ve Sitt el-Ulema el-Kübra olan İbnu’l-Cevzi’nin çok sayıda kız çocuğu vardır. (Sibt İbnu’l-Cevzi, Mirat el-Zaman; Ebu Şemma, Zeyl el-Ravdateyn, 26)

Çevirisine yer vereceğimiz bu esere İbnu’l-Cevzi “Lafz el-Kabid ila Nasiha el-Veled” ismini vermiştir. Zehebi ise, İbnu’l-Cevzi’ye ait “el-Hatb ala Taleb el-Veled” isimli bir eserden bahsetmektedir. (Zehebi, Siyer Alam en-Nubela, 21/375) 

İMAM İBNU’L-CEVZİ’NİN ÖNSÖZÜ ve ESERİN TELİF EDİLME SEBEBİNİN BEYANI

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.

Hamd olsun Allah’a, O ki ceddimiz(Adem)i topraktan yarattı, ve neslini onun kaburga ve bel kemiği arasından çıkardı, yakınları için akrabağlığı ve nesebi destek kıldı, bizi ilim ve irfan ile şereflendirdi, küçükken ihsanla terbiye etti, gençlikde korudu ve bize bol mükafaata sebep olacaklarını umduğumuz zürriyet bahşetti.

“Rabbim! Beni namaza devam eden bir kimse eyle. Soyumdan da böyle kimseler yarat. Rabbimiz! Duamı kabul eyle. Rabbimiz! Hesap görülecek günde, beni, ana babamı ve inananları bağışla.“ (İbrahim 14/40-41)

Bundan sonra,

Evliliğin ve çocuk sahibi olmanın faziletlerini öğrendiğimde, (Kur’an’ı bir kez) hatmettim ve Allah Azze ve Celle’den beni on çocuk ile rızıklandırmasını diledim.1 Beni onlarla rızıklandırdı ve beş erkek ve de beş kız oldular. Kızlardan ikisi ve erkeklerden dördü öldü ve bana erkek evlatlarımdan Ebu’l Kasım’dan başkası kalmadı. Allah Teala’dan onun salih bir varis ve başarıyı elde edebilecek mükemmel bir oğul olmasını diledim.

Sonra, onu ilim talebinde ihmalkar buldum ve ona bu risaleyi yazdım. Böylece onunla ilim talebinde benim yolumu takib etmesi, ve başarılı kılan Subhanehu’ya geri dönmesi için teşvik ettim. Bununla biliyorum ki O’nun başarıya ulaştırdığını kimse hayal kırıklığına uğratamaz ve saptırdığını kimse hidayete erdiremez lakin Teala buyurdu ki:

“Ancak, iman edip de salih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler, birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka (onlar ziyanda değillerdir).” (el-Asr 103/3) ve “O halde, eğer öğüt fayda verirse, öğüt ver.” (el-Al’a 85/9)

Ve la havle ve la kuvvete illa billahi aliyyi’l azim (Allah’ın güç ve kuvvetinden başka hiçbir şeyin güç ve kuvveti yoktur).

FAİDELİ TAVSİYEDEN ÖNCE, TEŞVİK VE TEHDİT FASLI

Oğlum! Allah seni doğru olana ulaştırsın. Bilmelisin ki, ona göre amel etmesi için, insan aklı ile (diğer varlıklardan) üstün tutulmuştur.  Aklını öne çıkar, fikrinle amel et, ve nefsinle başbaşa kal. Şüphesiz sorumluluk ve yükümlülükleri ile mükellef olan bir mahluk olduğuna, tanıklık et ve böylece iki meleğin -üzerlerine selam olsun- her söz ve bakışını saydıklarını görürsün. Her nefes ecele bir adım daha yaklaştırır. Bu dünyada geçirdiğimiz zaman kısa, berzahta tutulduğumuz zaman uzun ve hevaya uymanın faturası da azab…

Yerini bidar olan pişmanlığa bırakarak giden dünün zevki nerede?.. Başları alçaltıpta ayakları kaydıran nefsin şehveti nerede?.. Mutlu olan hevasına muhalefet etmeksizin mutlu olmadı. Şaki olansa, dünyasını yeğlemeksizin şaki olmadı.

Kral ve zahidlerden ders al. Hani nerede onların zevkleri ve nerede onların bezginlikleri?.. Salih olan için, bol sevap ve hayırla anılmak, asi olan içinse, çirkin sözler ve azab edilmektir sadece geriye kalan. Sanki, aç kalanlar hiç aç kalmadılar ve doyasıya yiyenlerse hiç doymadılar. Tembellik, faziletli amellerde kötü bir refakatçıdır. Rahatlık tutkusu ise, her lezzetten daha büyük pişmanlığa yol açar. Gayret et ve kendini, kendin için yor!..

Bilki, farzları yerine getirmek ve haramdan kaçınmak lazım. İnsan haddini aştığında ateşten sakınsın. Sonra bilki, mücadele edenlerin nihayi muradı, faziletli amelleri amaçlamaktır. Oysa fazilet değişiklik arzeder. Kimileri fazileti dünyada zühd olarak görür. Kimilerine göre ise onu ibadet teşkil eder. Ancak hakikat olan şudur ki; kamil fazilet, ilim ile ameli bir araya getirmekten başka birşey değildir. Bu ikisi birleştiğinde insanı el-Halik, Subhanehu ve Teala’yı marifetle tahkik derecesine yükseltir. O’nu sevip, O’ndan korkup, O’na hasret olmasına yol açar. Aslolan gaye budur.

İnsanlar niyetlerine görede çeşitlenirler. Arzulayan herkes arzulanmaz, ve her arayansa aradığını bulamaz. Lakin herkes yinede amacına ulaşma gayretinde olmalı çünkü, herkes niçin yaratıldı ise o kendisine kolaylaştırılır!..2

VAllahu Müstean (Allah kendisinden yardım istenecek olandır)!..

FARZLAR - NAFİLELER, ESAS MARİFET VE ERKANI FASLI

Dikkat edilmesi gereken ilk husus Allahu Teala’yı delilleriyle bilmektir. Malumdur ki semanın yükseltildiğini ve arzın yayıldığını, herşeyin, bilhassa kendi bedeninin, ne kadar mükemmel yaratıldığını gören  bilirki, her yapının yapanı olmalı, her binayı bina eden olmalıdır.

Sonra, Rasul sallallahu aleyhi ve sellem’in delillerinin doğruluğunu düşünmelisin.

Delillerin en büyüğü ise el-Halik’in (Yaratanı’nın) ondan birtek suresinin bile benzerinin yapılmasını kimseye mümkün kılınmayan Kur’andır.

Yaratan’ın varlığı ve Rasul’ü sallalahu aleyhi vesselem’in doğruluğu kişide kesinlik kazandığında Allah’ın şeriatine teslim olması gerekir bunu yapmaması akidesinin bozuk olduğuna delildir.

Bundan sonra; abdest, namaz, malı varsa zekat, hac ve bunlardan başka üzerine farz olan şeyler hakkında yapması gerekeni öğrenmelidir. Ne yapılması gerektiğini öğrendikten sonra, bunları yerine getirmelidir. Himmet sahibi ve hırslı olan fazilete erişmeli. Kendini Kur’an hıfzı ve tefsiriyle, Rasul sallalahu aleyhi vesselem’in hadisi ile meşgul etmeli. O (sallalahu aleyhi vesellem)’in siyerini (hayatını) ve ashabının ve onlardan sonra gelen ulemanın hayatlarını öğrenmeli. Kişi mertebesini yükseltsinki en üst mertebeye ulaşabilsin.

Yine nahiv bilmeli ve genel kullanılan dili konuşabilmek için o dili yeterli bilmelidir.

Fıkıh bütün ilimlerin anasıdır ve öğüt (vaaz) vermek genel anlamda daha tatlı ve faydalıdır. Allah’a hamdolsun ki O’nun lütfuyla ben bu alanlarda kitaplar neşredebildim, bu da senin, geçmiş ulemadan yada başkalarından kitap arama ihtiyacını giderir. Hal böyleyken senin kitap aramana ya da yazman için çaba sarfetmene gerek kalmaz. Kişinin himmeti yada arzusu ancak zayıf ise başarısız olur, azametli ise bundan daha azı ile asla yetinemezsin.

Delil ile bilirsinki himmet (gayret ve azim) insanda doğuştan vardır. Bunlar sadece, bazen zayıf olur ve tekrar güçlenmeleri için teşvik yeterlidir. Kendini aciz gördüğünde  el-Münim’den iste, yada gevşek (tembel) hissettiğinde el-Muvaffak’a yönel. Yalnız O’na itaat ederek hayır elde edersin, hiç bir hayırı da O’na masiyetin dışında kaçırmazsın. İtaat edenlerin tüm hedeflerine ulaştıklarnı görmedin mi? İtaat etmeyenlerinse başarı elde edemediklerini yada hedeflerine ulaşamadıklarını görmedinmi? Şairin kavlini işitmedin mi?

Allah’a3 and olsun! Ne zaman ziyaretinize gelsem, 


Dünya’nın önüme serildiğini gördüm.
Ne zaman kapından çıkmaya azmetsem,
Elbisemin eteklerine takılıp düştüm…

ŞER’İ YÜKÜMLÜLÜKLERİ UYGULAMA VE BİRAZDA İBNU’L CEVZİ’NİN HALLERİ FASLI ve SÖZÜN SONU: “Allah’tan korkun! Allah size (en doğrusunu) ögretiyor!.”

Ey oğlum, Allah’ın sınırlarıyla nasıl ilgilendiğini gözlemle ve onu nasıl muhafaza ettiğine bak. Şüphesiz ona bağlı kalan bağlı tutulur, ihmal edense terkedilir. Mücadelemi gözlemlemen için sana şimdi kendimden bazı tecrübelerimi zikrediceğim ve muvaffak kılınmayı diliyorum. Şüphesız bana verilmiş çoğu lütfu ben kendim kazanmadım aksine bana el-Latif’in tedbiriyle verildi.

Çocukluğumu hatırlıyorum, himmeti yüksek, kendinden büyük çocuklarla aynı mektepte oturan altı yaşında bir çocuk. Rızıklandırıldığım akıl, şuyuhlar(yaşlı adamlar)ın aklından üstündü. Diğer çocuklarla yolda oyun oynadığımı hatta sesli güldüğümü bile hatırlamıyorum. Hatta yedi yaş civarına geldiğimde camide ders halkalarına katıldım. Boş lafın olduğu halkalarda oturmazdım, aksine bana hadis anlatacak muhaddise taliptim. Bana uzun senediyle nakleder, işittiğim herşeyi hıfzeder ve sonra eve döndüğümde onları yazardım. Şeyh’im Ebu Fazl İbni Nasir rahimehullah ile muvaffak kılındım. Beni farklı ulemaya taşır, Müsned’i ve diğer büyük eserleri dinletirdi. Bunları neden yaptırıldığımı bilmiyordum. Hocam işittiğim herşeyi yazdı ve büluğa erdiğimde bana bu kaydettiklerini verdi. O ölünceye dek rahimehullah onun yanındaydım ve onun aracılığı ile hadis ve nakil ilmini öğrendim.

Çocuklar Dicle (nehri) kenarına iner köprü üzerinde oynarlardı. Bense küçükken elime cüz alır insanlardan uzak kıyıda oturur, ilim ile meşgul olurdum.

Sonra bana zühdlük ilham edildi, devamlı oruç tutup yediklerimi aza indirgedim. Bu yola baş koydum, azmettim ve seher vaktine kadar uyanık kaldım ve sabırlı olmayı nefsime öğrettim. İlimlerden bir tanesi ile kanaat etmedim; bu yüzden fıkıh, vaaz verme, hadis dinledim ve zahidlere tabi oldum. Sonra lugat (dil bilimi) ilmi okudum. Yaşadığım yerde inzivaya çekilmis yada vaaz eden kimseyi terk etmedim. Uzaktan gelen böyle kimse ile kendimi kuşattım ve kendimi faziletle düzelttim. Ve iki şey arasında tercih yapmak zorunda kalsam el-Hakk’ın hakkını tercih ettim.

Hayatımı tasarladı, O ki beni ıslah ederek en güzel şekilde yetiştirdi. Haset eden ve bana ihanet edebilecek düşmanları def etti. Beni mukaddes ilim için hazırladı ve bana hiç beklenmedik yerlerden kazanç gönderdi. Beni fehimle, hızlı hıfz (ezber) ile ve gelişmiş yazıyla rızıklandırdı. Beni dünya’da hiç birşeye muhtaç bırakmadı. Bilakis yeterli miktarda ve fazla ziyadesiyle yolladı. insanlarin kalblerinde beni kabullendirdi ve onlar sıhhatini araştırma gereği duymaksızın, onları sözlerimle etkiledim. Yaklaşık iki yüz Zimmet ehli benim ellerimle İslam oldu, yüzbinden fazla günahkarda benim meclislerimde tevbe etti. Yirmi binden fazla adamda cehaletlerinden tevbe ettiklerini duyurdu.

Farklı şeyhlerin hadis meclislerine katılırdım, kimse beni geçmesin diye nefesim kesilene dek koşardım. Sabah olduğunda birşeyim yoktu yemedim ve akşam olduğunda da birşeyim yoktu. Allah beni mahlukat karşısında hiç alçaltmadı, ve lakin benim onurumu korumak için beni rızıklandırdı. Doğrusu benim bütün tecrübelerimi aktarmam çok uzun zaman alır.

Ve şimdi burdayım ve benim neler başardığımı görebiliyorsun. Sana bütün hikayeyi tek bir cümleyle aktarayım. O da Allah’ın şu kavlidir:

“Allah’tan korkun! Allah size (en doğrusunu) ögretiyor!..” (el-Bakara 2/282)

TEVBEDE, PİŞMANLIKTA ve DÜZELMEKTE ACELE EDİP, FIRSATI KAÇIRMADAN ÖMRÜNDEN KALAN ZAMANI DEĞERLENDİRME FASLI

Dikkat et ey oğul! Kendi nefsin için mazide yaptıklarından pişmanlık duy. Hala vaktin varken kemale ermişlere ilhak etmek için çok çalış. Hala yaşken ağacını sula ve boşa harcadığın zamanı hatırla, bu sana yeter. Zaman geçtikçe tembelliğin lezzeti gitti ve  faziletlerin mertebelerine erişildi. Allah onlara rahmet etsin selef tüm faziletleri severdi ve onlardan sadece birtanesini bile kaçırdıklarında ağlarlardı.

İbrahim ibn Edhem Allah ona rahmet etsin dediki: Bir keresinde hasta olan bir abidin ziyaretine gittik ve onu ayaklarına bakarak ağlarken bulduk. ‘Sana ne oldu (niye) ağlıyorsun? diye sorduğumuz soruya: ‘Allah yolunda kirlenmediler!..’ diye cevapladı. Başka biri ağladı ve ona: ‘Sen niçin ağlıyorsun?’ denildi. O da şöyle cevapladı: ‘Oruç tutmadan geçen güne ve kıyama durmadan geçen geceye ağlıyorum!..’

Bil ki oğlum, gün saatlerden oluşur ve saatler de aldığın nefeslerden oluşur. Her nefes hazinedir, boşa (hayır elde etmeksizin) nefes (alıp) vermekten sakın. Kıyamet Günü’nde boş hazineyi görüdüğünde pişman olursun.

Adamın biri Amir ibn Abdu'l-Kays’a demiştiki: ‘Dur seninle konuşmak istiyorum.’ O da cevaben demişki: ‘Güneşi tut (zamanı durdur da seninle öyle konuşayım)!..’

Ma’ruf (el-Kerhi) Allah ona rahmet etsin yanında oturan insanlara dediki: ‘Kalkmak istemez misiniz? Şüphesiz Melek el-Şems (Güneş meleği) onu (güneşi) sürüklüyor ve hiç usanmıyor (zaman akıp gidiyor)!..’

Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bir hadisde şöyle buyurmaktadır: "Kim Subhanallahi ve bihamdihi (Allah'a hamd eder olduğum halde O'nu noksanlıklardan tenzih ederim) derse; onun için Cennette bir hurma ağacı dikilir.’’ (Tirmizi; Nesai, Amel el-Yevm ve el-Leyl; İbni Ebi Şeybe, Musannef; İbni Hibban, Mevarid; Hakim, el-Mustedrek ale’l-Sahihayn; Ebu Ya’la) Zamanını zayi ederek kaçırdığın hurma ağaçlarını(n sayısını bir) düşün!..

Selef zamanını değerlendirirdi. Kehmes (ibni el-Hasan el-Temimi) her gün ve gecede (bir günde) 3 kez Kur’an’ı hatmederdi. Seleften 40 kişi sabah namazlarını yatsı namazı için aldıkları abdestle kılarlardı. Rabia (el-Adeviyye) gece (ibadet eder) uyumazdı. Sabah vakti olduğunda biraz uzanırdı ve hafiften içi geçmişken korkuyla kalkar ve kendine şöyle derdi: ‘(Kalk!) kabirde uyku uzundur!..’




1 Kur’an hatmi ardından dua etmek selefden nakledilmiştir. Bu konuda en meşhur rivayetler Enes (radiyallahu anh)’ın ailesini toplayarak hatim duası ettiğine dair nakledilenlerdir. Bunları, Darimi ayrıca İmam Nevevi’nin de işaret ettiği gibi İbni Ebu Davud iki sahih zincir ile rivayet etmiştir. (el-Ezkar, 191) İbni Hacer de, sahih mevkuftur demiştir. (el-Futuhat el-Rabbaniyye, 3/344) Bu konu daha detaylı olarak alttaki linkde ele alınmıştır.


2 Bu lafız, sahih hadisde geçen bir ifadedir. Mezkur hadis, Ali ibni Ebi Talib (radiyallahu anh) kanalıyla Sahihaynda yeralmaktadır. Buhari (Kitabu’l-Cenaiz, 1362 Muhaddisin Kabir Yanında Va'z Etmesi ve Bu Sırada Arkadaşlarının Onun Etrafında Oturmaları Babı) Müslim (Kitab el-Kader, Bab İnsan nasıl yaratıldı, 2647, 6) tarafından nakledilen hadisde Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmaktadır: "Siz amele devam edin, çünkü herkes niçin yaratıldı ise o kendisine kolaylaştırılır!"

3 Zehebi bu şiirin İmam Ebu Fazıl Muhammed ibni Abdullah ibni el-Kasım ibni Muzaffer el-Şafii’nin babası şair Murtaza’ya ait olduğunu belirtip başlangıçta yer alan "Allah" lafzı yerine "Leyl (gece)" lafızının bulunduğunu söyler. (Zehebi, Siyer Alam en-Nubela, 21/58) Eserin diğer bir nüshasında da Zehebi'nin işaret ettiği gibi "Leyl (gece)" ifadesi yeralmaktadır. Bir başka nüshada ise "vallahi" ile başladığını gördüm.



Yüklə 53,75 Kb.

Dostları ilə paylaş:




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2022
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə