Seçİm biLDİrgesi



Yüklə 180,12 Kb.
səhifə1/3
tarix30.04.2018
ölçüsü180,12 Kb.
#49637
  1   2   3



EMEK, DEMOKRASİ VE ÖZGÜRLÜK BLOĞU

SEÇİM BEYANNAMESİ

2011

İÇİNDEKİLER
GİRİŞ 3

  1. HAZİRAN SEÇİMLERİ BİR DÖNÜM NOKTASIDIR! 3

  1. DEMOKRATİKLEŞME 8

ÖZGÜRLÜKÇÜ DEMOKRATİK ANAYASA 8

KÜRT SORUNUNDA DEMOKRATİK ÇÖZÜM VE BARIŞ 8

HAKİKATLERİ ARAŞTIRMA VE ADALET KOMİSYONU 9

SİYASİ PARTİLER KANUNU VE SEÇİM BARAJI 9

DEMOKRATİK ÖZERK YÖNETİMLER KURULACAK 10

YÖK VE MGK KALDIRILACAK 11

KÖY KORUCULUĞU KALDIRILACAK 11

YARGI REFORMU YAPILACAK 12



  1. EKONOMİ, EĞİTİM, SAĞLIK 14

KÜRESELLEŞME VE DEVLETİN ROLÜNDE DEĞİŞİM 14

TEKELLEŞMEYE KARŞI KATILIMCI TOPLUM EKONOMİSİ 15

ADALETSİZ VERGİ SİSTEMİNE SON VERİLECEK 16

GELİR DAĞILIMINDA EŞİTSİZLİĞE SON VERİLECEK 17

ÇALIŞANLARIN YOKSULLUĞUNA SON VERİLECEK 18

ÇALIŞMA YAŞAMINDA HER TÜRLÜ AYRIMCILIĞA SON VERİLECEK 19

EĞİTİM TEMEL VE HER KADEMESİ ÜCRETSİZ BİR KAMU HİZMETİ

HALİNE GETİRİLECEKTİR 19

HERKESE EŞİT PARASIZ SOSYAL GÜVENCE 20

TARIM VE HAYVANCILIK SEKTÖRÜ’NÜN BİTİRİLMESİNE İZİN

VERİLMEYECEK! 21


  1. KADIN 24

ÖRGÜTLÜ KADINLA DEMOKRATİK ÖZERKLİĞE! 26

HAYATIN HER ALANINDA EŞİTLİK İSTİYORUZ! 27

EŞİTLİK SAĞLANINCAYA KADAR KOTA! 28

YOKSULLUK KADINLARIN KADERİ DEĞİL! 28

KADINA YÖNELİK HER TÜRLÜ ŞİDDETİ “AMA”SIZ, REDDEDİYORUZ! 29

DOĞAL KAYNAKLARIN SINIRSIZ KULLANIMINA “DUR” DİYECEĞİZ! 30



  1. ÇEVRE, DOĞA VE EKOLOJİ 31

  2. GENÇLİK 32

  3. KENT 34

  4. ENGELLİLER 35

  5. DIŞ POLİTİKA 37



GİRİŞ

12 HAZİRAN SEÇİMLERİ BİR DÖNÜM NOKTASIDIR!

Bizler açısından Türkiye ve bölgemiz başta olmak üzere dünya 21. yüz yılın ilk çeyreği itibarıyla önemli bir süreci yaşamaktadır. 20. yüz yıl ile birlikte kurulan ve klasik dünya sistemi olarak teşekkül eden statükonun sürdürülemez sancıları her geçen gün daha fazla hissedilmektedir.

Gelinen aşamada, dünyada hakim olan kapitalist sistem, toplumsallığı dağıtarak buna mukabil bireysel özürlükler temelinde bireyciliği şahlandırmaktadır. Bunu yaparken de temel yöntem olarak toplumsal birliktelik, dayanışma ve yardımlaşma anlamına gelen her türlü örgütlülüğü dağıtma çabasını sistemli olarak sürdürmektedir.

20. yüz yılın sonu itibarıyla klasik dünya sisteminin insanlığa verdiği tek şey, dağıtılmış bir toplumsallık, kırıma tabi tutulmuş ve köleleştirilmiş kadınlar, sıfır noktasına doğru giden bir doğa, kanserleşen kentleşme, her geçen gün artan gelir dağılımı adaletsizliği, tüm farklılıkların ve aynı anlama gelmek üzere zenginliklerin yok edilerek tekleştirilmesi, işçi ve emekçilerin daha fazla sömürülerek zenginin daha zengin yoksulun daha da yoksullaştırılması ve nihayetinde ekonomik, ekolojik ve toplumsallık bağlamında sürdürülemeyecek bir dünya olmuştur.

Birinci paylaşım savaşı sonrası kurduğu ve kurumsallaştırdığı ulus-devlet sistem ve zihniyeti günümüzde hakim hegemonya olan emperyalizmin 1970'li yıllarla birlikte içine girmiş olduğu kriz ve çıkmaz, son on yıllık süre içinde giderek derinleşmektedir.

2000'li yıllarla birlikte, Yeni Dünya Düzeni ve Büyük Ortadoğu Projesi adları altında, arkasında 1,5 milyon ölü bırakmasına rağmen Afganistan ve Irak örneğinde olduğu gibi, emperyalist sistemin müdahaleleri esasında sonuçsuz kalmıştır. İdeolojilerin döneminin bittiği söylemini dillendirilse de, sistemin asıl çıkmazının ideolojik temelli olduğu gerçeğinden hareketle Ortadoğu'daki müdahalelerini devam ettirme çabası da sürmektedir.

İnsanlığın sorunlarına çözüm yaratamayan ulusalüstü bu sistem, kendisine karşı biriken halkların öfkesini yumuşak bir geçişle ulus-devletin kısmen revizyonu üzerinden aşma çabalarını, kendi elleriyle yarattığı otoriter ve baskıcı yönetimlere kabul ettirememiş ve bu tiranlık rejimlerinin yerine koyacağı bir alternatifi de ortaya çıkaramamıştır.

Bu anlamıyla 2011 yılının başı itibarıyla Kuzey Afrika'da başlayan ve Ortadoğu'ya yayılan halk ayaklanmaları karşısında sistem bir çaresizliği de yaşamaktadır. Halkların emek, demokrasi, barış, özgürlük ve daha iyi bir yaşam talepleri temelinde istediği değişimin sistem dışı bir alternatif ve çözüme yönelmemesi için Libya örneğinde olduğu gibi, silahlı müdahaleler başta olmak üzere her türlü aracı kullanacağının işaretlerini vermiştir.

Bu müdahalelerin ise mevcut baskıcı ve otoriter yönetimlerin revize edilerek egemen güçlerin talepleri doğrultusunda yeni statükonun kurulması yönünde olacağı açığa çıkmıştır. Bu anlamıyla Ortadoğu'nun tarihi, kültürel ve inanç gerçekliğiyle kan uyuşmazlığı olan omurgasız ve pragmatist yönetimlerin iktidara getirilmesi hedeflenmektedir.

Bu tespitlerden hareketle, Türkiye'nin girmiş olduğu seçim sürecinin, ülkemizde de emek, barış, demokrasi ve özgürlük getirmesi açısından önemli bir fırsat olacağına inanıyoruz. Türkiye'nin kronikleşen ve çözümsüz kalan sorunlarının mevcut durumuyla devam etmeyeceği toplumun genel kanısı durumundadır. Bu değişim talebini karşılama vaadi ve iddiasıyla iş başına gelen hükümetlerin geride bıraktığı sorunlar, ülkeyi ekonomik ve siyasi olarak yönetilemez duruma getirmiş durumdadır.

Çözümsüzlüğü 'çözüm' olarak gören selefi hükümetler gibi 9 yıldır iktidarda olan AKP Hükümeti de, toplumun değişim talebine cevap olmayacağını Türkiye'nin temel sorunları olan Kürt sorunu, demokrasi ve özgürlükler sorunu, işsizlik, yoksulluk sorunlarındaki oyalama taktikleriyle göstermiştir. AKP Hükümeti bu süreçte artık çağ dışılığı, yapanları tarafından bile kabul edilmeyen 12 Eylül Anayasası'nın yerine özgürlükçü bir anayasanın yapılmasına çeşitli oyalama ve bahanelerle yanaşmazken, sadece devleti ele geçirmesinin önünde bulunan yasaları değiştirmekle gerçek yüzünü ortaya koymuştur.

AKP Hükümeti'nin insanlığın gelmiş olduğu evrensel standartlara uygun, çağdaş bir değişimi gerçekleştirmesinin, bu süre zarfında açığa çıkan zihniyetiyle mümkün olmayacağı ortak kanı haline gelmiştir. Artık AKP Hükümeti'nin tek amacı dış güçlerin Ortadoğu'da kendisine biçtiği omurgasız politikayı icra etmektir.

İçeride ise, 2005 yılında Diyarbakır'da "Kürt sorunu benim sorunumdur" diyen Erdoğan, 2011 yılında, "Kürt sorunu yoktur, Kürt kardeşlerimin sorunu vardır" itirafıyla gerçek yüzünü ortaya koymuştur. Elbette bu AKP Hükümeti'nin dışarıdan empozeli bireyciliği şahlandıran ve toplumsallığı dağıtan ferasetinin tezahürüdür.

Toplumun ekonomik, kültürel ve siyasi olarak tüm savunma mekanizmalarından arındırıldığı, rantçı, ırkçı, tekçi, baskıcı ve otoriterliğe karşı çıkan tüm örgütlü kesim ve çevrelere yönelik fütursuzca saldırıların sürdürüldüğü böylesi bir dönemde inadına eşitlik, özgürlük, emek, demokrasi ve örgütlenme hakkı diyerek Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloğunu kurduk.

Bloğumuz, esasında Türkiye’de sistemin ötekileştirdiği, inkar ettiği, imhaya tabi tuttuğu, asimilasyon süreçleriyle eritmeye çalıştığı, dışladığı bütün toplumsal kesimleri esas almaktadır. Tekçi sistem ve politikalara karşı demokratik ulus çözümü ve yaklaşımıyla hareket etmektedir. Eşit vatandaşlık hakkı kadar, bireysel ve kolektif hakların özgürce kullanılabildiği, bütün toplumsal kimliklerin, cemaatlerin, grupların, cinsiyetlerin kendisini ifade edebildiği ve örgütleme imkanına kavuşabildiği toplumsal yapı, bloğumuzun esasıdır.

Türkiye'de toplumsal barışın tesis edilmesi, ekonomide istikrarın sağlanması, kadın özgürlüğünün ve öncülüğünün bütün süreçlerin önüne konulması, ekolojinin sürdürülebilirliğinin sağlanması, toplumsal farklılıkların korunduğu ve tüm kesimlerin hak ve özgürlüklerini teminat altına alan yeni bir anayasanın yapılması, komşu halklar başta olmak üzere tüm halkların kardeşliği ve barışı temelinde bir ilişkilenmenin gerçekleştirilmesi, cumhuriyetin kuruluşuna eş değer olan Kürt sorunun çözülmesi ve Türkiye genelinde halkın yönetime katılması için bloğumuzun demokratik ulus ve Demokratik Cumhuriyet yaklaşımı iddiamızı ortaya koymakta ve bunu yapabilecek güçtedir.

Aynı zamanda toplumun doğrudan demokratik katılımını esas alan ve hayatın her alanında söz sahibi olmasına imkan tanıyan, sadece bir idari yapıdan ibaret olmayan esasında toplumsal katılımı ve demokratik yönetimi önceleyen, kangrenleşen sorunların en temel çözüm modeli olarak Demokratik Özerkliğin hayata geçirilmesi iddiası ve amacındayız.

Demokratik Ekolojik Cinsiyet Özgürlükçü Paradigma esas alınarak uygulanacak olan Demokratik Özerklik Projesi, özünde bir kadın projesidir. Ezilenlerin ezileni kadının özgürleşmesi, toplumun özgürleşmesidir. Kadının sosyal-siyasal-ekonomik yaşama katılımının ve temsiliyetinin gelişmesi, toplumun demokratikleşmesine öncülük edecektir. Özgün ve özerk örgütlenme modelimizle, kadının muazzam potansiyelini açığa çıkaracak ve kadın dayanışması ile eril egemen zihniyette toplumsal dönüşüm gerçekleşecektir.

Bütün bu tespit ve iddialardan hareketle 12 Haziran genel seçimleri, Türkiye açısından bugüne kadar hiçbir dönemde ortaya çıkmamış değişim fırsatlarının arifesinde gerçekleştiğini vurgulamak gerekmektedir. Ülkenin kuruluşunda ortak mücadele ettikleri halde sonradan yok sayılan, horlanan, askeri darbeler ve katliamlarla ortadan kaldırılmak istenen, ülke yönetimine katılımı her türlü yolla engellenen bütün ‘ötekiler’ ve bütün ezilenlerin yani çoğunluğu oluşturan geniş halk kesimlerinin elit yönetenlere karşı ‘Artık yeter! biz de varız ve kazanacağız’ diyeceği tarihi bir seçim olacaktır.

12 Haziran seçimleri; halkı hiçbir zaman ülke yönetimine dahil etmeyen ulusalcı-milliyetçi kesimlerle, başka bir statüko yaratarak yeni bir zulüm dönemini sürekli kılmak isteyen Yeliş faşizmi esas alan kesimlere karşı, ‘Biz de varız ve var olmaya devam edeceğiz’ diyenlerin oluşturduğu ittifakımızın siyaset sahnesine damga vuracağı bir seçim olacaktır.

Yeni statükocu AKP’ye de, ulusalcı-milliyetçi cepheye de mecbur değiliz, emek, barış, demokrasi ve özgürlük sevdalısı olanların bir arada olduğu ‘ittifakımız’ ile gerçek bir alternatif olarak yola devam ediyoruz.

Savaş ve çatışmalara karşı çözüm; inkâr, baskı ve zorbalığa karşı demokrasi; sömürü, işsizlik ve yoksulluğa karşı daha iyi bir yaşam için imkânlar hiç olmadığı kadar güçlü bir şekilde ortaya çıkmıştır ve çözüm her zamankinden çok daha yakınlaşmıştır.

Halkların, emekçilerin, kadınların, gençlerin, demokratik ve özgürlükçü bir gelecekten yana olanların direnişinin ortaya çıkardığı bu tarihi imkana karşı; iktidar güçlerinin yeni statükolar üretmek üzere hareket ettikleri de bir gerçektir. Bunun da tarihin bu kırılma anında büyük çatışma ve derin çözümsüzlük anlamına geleceği kuşkusuzdur.

Buna karşı Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloğu, bu tarihi fırsatın demokratik çözüme evrilmesi ve hayallerin gerçekleşmesinin tek alternatifidir.



  • Baskı, inkâr, asimilasyon ve Kürt sorununda çözümsüzlükte ısrarın devam ettiği;

  • Anadilinde eğitim ve savunma hakkının engellendiği;

  • Kadına yönelik her türlü ayrımcı uygulamanın, baskının, şiddetin, kadın katliamlarının tırmandığı;

  • Gençlerin YGS, LGS ve KPSS gibi sınavlar yüzünden dershane kapılarında süründüğü, işsizliğin pençesinde çırpındığı;

  • Borç batağına saplanmış yığınlarda; açlık, işsizlik ve yoksulluğun kol gezdiği;

  • Kamu hizmetlerinin tasfiye edilerek özelleştirildiği;

  • Eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik haklarının gasp edildiği;

  • Sömürünün derinleştirildiği, emekçilerin sürekli hak kaybına uğradığı,

  • Örgütlenme hakkının kısıtlandığı ve sendikaların sürekli baskı altında tutulduğu;

  • Siyasi partilerin kapatıldığı;

  • İnsan hakları savunucularının, seçilmişlerin, muhalif siyasetçilerin tutuklandığı;

  • Muhalif basın yayın organlarının susturulduğu;

  • Sürekli çatışmalı ortamın diri tutulduğu ‘bugünkü Türkiye’yi değiştirecek tek güç biziz!’



    1. DEMOKRATİKLEŞME

AKP’nin belki de en fazla istismar ettiği, en fazla tükettiği alan demokratikleşmedir. Toplumda güçlü bir demokratikleşme isteği ve özgürlükler lehine bir beklenti oluştuğu ortadadır. Bu beklentinin de büyük mücadeleler ve ödenen bedeller neticesinde ortaya çıktığı da biliniyor. Ancak AKP hükümeti, bu olumlu havayı tam bir demokratikleşme için değerlendirmek yerine, partisel ve grupsal çıkarlarını elde etmek, ideolojik ve kadrosal yayılmayı sağlamak için kullandı. Bu şekilde ucuz bir yaklaşım göstererek, demokratikleşme isteğini heba etmekte ve toplumda umut kırılmasına yol açmaktadır.

Demokrasinin 4 yılda bir yapılan seçimlerden ibaret olmadığını, halkın ve tüm bireylerin, yaşamın her saniyesinde kendisi ve başkaları ile ilgili olarak söz söyleme, yönetime doğrudan katılma, hesap sorma, denetleme ve tüm değerleri ile birlikte barış içinde yaşamak olduğunu AKP’ye göstermek durumundayız.



ÖZGÜRLÜKÇÜ DEMOKRATİK ANAYASA

12 Eylül darbe anayasasının hiçbir meşruiyetinin kalmadığı bir dönemde, özgürlükçü, demokratik, eşitlikçi, halktan yana bir anayasayı hep birlikte inşa edeceğiz.

Herhangi bir ideolojiyi dayatmayan, ulusu ve vatandaşlığı etnik temelde tanımlamayan, devletin yetkilerini sınırlayan, bireysel-kollektif haklara dayalı, emekten yana, cinsiyet özgürlükçü, doğaya saygıyı insana saygıyla bir tutan, Türkiye’nin bütün farklı kültürlerini, inançlarını, değerlerini koruyan yeni bir anayasayı hep birlikte yapacağız.

Anayasa yapmayı sadece parlamentoya bırakmak yerine; bir anayasa hareketi şeklinde uzun soluklu bir halk mücadelesi ile hem taleplerimizi görünür kılacağız, hem de anayasayı halkla birlikte inşa edeceğiz.



KÜRT SORUNUNDA DEMOKRATİK ÇÖZÜM VE BARIŞ

Hiç kimsenin demokratik, barışçıl çözüm dışında bir seçeneği arzulamadığı Kürt Sorunu da artık bu dönemde kesinlikle çözülmek zorundadır. Geçmiş yılların muhasebesini vicdanlarımıza danışarak yapmak ve Kürt Sorunu nedeniyle halen akmakta olan kanı durdurmak bir vaat değil, bir görevdir artık.

Halk barış için bu kadar istekli ve umutlu iken, AKP’nin oyları ve çıkarları uğruna yeniden savaşın başlamasına izin vermeyeceğiz. Bir yandan çatışmadan beslenen öte yandan kendisi dışında herkesi savaş yanlısı ilan eden AKP’nin iki yüzünü de teşhir edeceğiz ve kalıcı barış için inisiyatif alacağız. Sorunun demokratik siyaset zemininde çözülmesi için projelerimizle, pratiğimizle kalıcı barışı sağlayacağız.

Hiçbirimizin 30 yıl daha yaşanacak bir savaşa, kaybedilecek tek bir cana, yitirilecek servete tahammülü kalmamıştır. Türkiye toplumunun yıllardır özlemini duyduğu, kalıcı bir barışın sağlanması için iktidar başta olmak üzere tüm kesimlerin siyasi ve ekonomik rantlarını bir tarafa bırakıp samimi bir yaklaşım ile çözüm iradesi ortaya koymaları, Kürtlerin talep ve beklentilerini dikkate almaları ve üç yıldır İmralı’da süren görüşmeleri bir an önce müzakere sürecine dönüştürmeleri gerekmektedir. Çözümsüzlükte direten, halkların birlikte, barış ve kardeşlik içinde yaşaması yerine siyasi ve ekonomik rantları için savaşa, karmaşaya, acıya ve göz yaşına Türkiye toplumunu mahkum eden bütün iktidarlar gibi AKP hükümetini de tarih karşısında hesap vermeye zorlayacağız, çözümü iktidardan medet umarak değil, kendi öz gücümüzle ve kararlılığımızla bizler ortaya çıkaracağız.



HAKİKATLERİ ARAŞTIRMA VE ADALET KOMİSYONU

Geçmiş dönemlerde ve yakın zamanda yaşanmış olmasına rağmen, üstü örtülmüş bütün toplumsal acıların, insan hakları ihlallerinin, katliamların, sürgünlerin, askeri darbelerin, işkencelerin, faili meçhul cinayetlerin, köy yakmaların ve kayıpların sorumluların açığa çıkarılması, faillerinden hukuk içerisinde hesap sorulması, mağduriyetlerin ve toplumsal travmaların giderilmesi açısından, kurulacak bir Hakikatleri Araştırma ve Adalet Komisyonu ile geçmişle yüzleşme sağlanacaktır. Dersim, Ağrı, Zilan, Maraş, Çorum, Sivas katliamları da bu komisyon tarafından araştırılarak bütün gerçekler açığa çıkarılacaktır.

Uluslararası standartlarda kurulmuş ve faaliyet gösteren böylesi bir komisyon demokrasi ve barış için mutlak bir ihtiyaçtır.

SİYASİ PARTİLER KANUNU VE SEÇİM BARAJI

Siyasi partilerde lider sultasına kesinlikle son verilecek, tabanın, seçmenlerin, üyelerin parti yönetiminde etkili olduğu ve kararlara doğrudan katılabildiği düzenlemeler yapılacaktır.

Siyasi partilerdeki kadın ve gençlik yapılanmaları özerk meclisler şeklinde düzenlenecek ve parti politikalarında doğrudan etkili olmaları sağlanacaktır.

Seçim barajı tümden kaldırılacaktır

Cinsiyet kotası ile yönetimde temsil kademelerinde eşitlik sağlanıncaya kadar pozitif ayrımcılık yapılacaktır. Eş başkanlık sistemi yasallaştırılacaktır.

Siyasi partilere yapılan hazine yardımı seçime girme yeterliliğine sahip bütün partilere eşit olarak dağıtılacaktır.



DEMOKRATİK ÖZERK YÖNETİMLER KURULACAK

Katı merkeziyetçi, farklılıklara kapalı, ulus devlet yapıları bir süredir temel tartışma konusu ve demokratikleşmenin güncel sorunu haline gelmiş durumda. Sorunun kendisini çok acil bir şekilde dayattığı ülkelerden biri de Türkiye’dir.

Türkiye’de de ulus devlet tekçi üniter algı ile inşa edildiği için farklı kimlik, kültür, cins ve inançlar yok sayılmış, baskılanmış ve inkar edilmiştir.

Bu anti-demokratik anlayış, insan hakları meselesini de bireysel haklar temelinde ele alarak üniter devlet adına topluluk haklarını, bir başka deyişle kolektif hakları yok saydı. Halkın yönetime katılımı önüne engeller koyarak, devleti kutsallaştırdı

Çağdaş demokrasilerle kıyaslandığında ve günümüz şartlarında Türkiye’de ağır, hantal, bürokratik ve yerele uzak katı merkeziyetçi idari yapı tıkanmış durumdadır. Doğusuyla, batısıyla, kuzey ve güneyiyle değişik kültürel, sosyal ve ekonomik sorunlarla karşı karşıya olan Ankara, bu sorunları çözmediği gibi çözümü gerçekleştirecek gücü de gösterememiştir.

Halkların demokratik birliğini esas alan, demokrasiyi sadece temsili bir meclise hapsetmeyen, halkın tartışma ve karar mekanizmalarına katılımını kolaylaştıran, toplumun temel sorunlarını sorunlarını en iyi şekilde ve yerinde çözüme kavuşturacağı bir siyasi ve idari yapılanma modeli, kendini büyük bir ihtiyaç olarak dayatmaktadır.



İdari yapının demokratikleştirilmesi için çözüm önerimiz, bölgesel yönetimler şeklinde tanımladığımız demokratik özerk’liktir.

  • Demokratik öz yönetim anlamına gelen Demokratik Özerkliği, demokratik cumhuriyet’in özüne uygun niteliklerinin pekiştirilmesi olarak görmekteyiz.

  • İddia edildiği üzere bölünmenin ve parçalanmanın değil; demokratik birliğin, doğrudan ve katılımcı demokrasi modelinin güvencesi olacak olan Demokratik Özerklik’ in hayata geçirilebilmesi için yeni anayasa çalışmalarıyla birlikte siyasi ve idari yapılanmada köklü bir reforma gidilmesi gerekmektedir.

  • Bu temelde Türkiye sosyo-ekonomik yapılarına göre 20-25 özerk bölgesel yönetime ayrılacak. Merkezi yönetimle, yerel yönetimler arasında idari ve siyasi yönetim organı olarak işlev görecek bu özerk bölgesel yönetimler işleri kolaylaştıracak ve hızlandıracak, halkın yönetime doğrudan katılımını sağlayacak, demokratikleşme açısından önemli bir adım olacaktır.

  • Bu idari modelde, birbiriyle yoğun bir şekilde sosyo-kültürel ve ekonomik ilişki içinde bulunan komşu illeri kapsayan, yapı olarak seçimle iş başına gelen il genel meclislerine benzeyen âdem-i merkeziyetçi bölgesel meclis olacaktır. Bu meclisler Türkiye’nin bölgesel özgünlüğüne göre siyasi ve idari olarak hukuki, siyasi güvenceye ve kimliğe kavuşturulmalıdır. Bu bölgesel meclisler, eğitim, sağlık, kültür, sosyal hizmetler, tarım, denizcilik, sanayi, imar, çevre, turizm, telekomünikasyon, kadın, gençlik, spor ve diğer hizmet alanlarından sorumlu olacaktır. Dışişleri, maliye ve savunma hizmetleri de merkezi hükümet tarafından yürütülecektir. Emniyet ve adalet hizmetleri merkezi hükümet ve bölge meclisleri tarafından ortak yürütülecektir. Tüm ülkede geçerli olan resmi dil Türkçe’nin yanında, bölgeler kendi özgün ihtiyaçlarına göre başka dilleri de ikinci, üçüncü dil olarak kullanabilecektir.

  • Bölge meclisleri gelişmişlik düzeylerine ve nüfusa göre her yıl merkezi hükümetin aktardığı bütçenin yanında, kendi yerel gelir ve gelir kaynaklarından pay alarak hizmetlerin yürütülmesini sağlayacaktır. Az gelişmiş ve yoksul bölgelere merkezi yönetim tarafından pozitif ayrımcılık uygulanacaktır.

  • İttifakımız, böyle bir yapılanmayla demokratik cumhuriyet’in inşasında önemli bir aşama kat edileceğine inanmaktadır. Böylece cumhuriyet’in ilk kuruluş aşamasından bugüne kadar gerçekleşmeyen idari ve siyasi demokratikleşmeyi hayata geçirecektir.

Emek, Demokrasi ve Özgürlük adayları olarak, Demokratik Özerkliği sadece Kürt sorununun çözümünde değil; bir bütün Türkiye’nin idari yapısının demokratikleştirilmesinde, toplumumuzun kültürel zenginliğini gözeterek çağdaş ölçülerde özgürlükçü ve katılımcı demokrasiye ulaşmada da güçlü bir seçenek olarak görmekteyiz.

YÖK VE MGK KALDIRILACAK

12 Eylül darbesinin ürünü olan kurumlardan YÖK ve MGK kaldırılacak, bu kurumların geçmişte gerçekleştirdikleri her türlü haksızlık nedeniyle mağdur olan bütün yurttaşların uğradıkları bütün zararlar telafi edilmeye çalışılacaktır.



KÖY KORUCULUĞU KALDIRILACAK

Bir özel savaş aygıtı olarak oluşturulan köy koruculuğu sistemi kaldırılacak, köy korucularının orman ve çevre işlerinde istihdamı sağlanacaktır. Bununla birlikte diğer özel savaş aygıtları olan JITEM, özel tim vb. tüm uygulamalara son verilecektir.



YARGI REFORMU YAPILACAK

  • Adaletin hızlı, tarafsız, kamu vicdanını ve bireyleri tatmin edecek düzeyde gerçekleşmesi için adalet sistemi yeniden düzenlenecek, bu çerçevede; yeni yargı binaları yapılacak, adli ve idari yargıda personel sayısı artırılacak, otomasyon sistemi tüm yargı ağını kapsayacak şekilde oluşturulacaktır.

  • HSYK’nın yapısı adalet teşkilatının lehine yeniden düzenlenecek, bu kurul aracılığıyla siyasi etkiye son verilecektir. Kurul; hakim ve savcı kurulları olarak iki alt birime ayrılacaktır.

  • İstiklal Mahkemelerinin güncel uygulaması olan Özel Yetkili Mahkemeler kaldırılacaktır.

  • Hücre tipi cezaevleri kapatılacak, diğer cezaevleri ise insan onuruna yakışır bir şekilde yeniden düzenlenecektir. Cezaevleri sadece ‘dışarıda bulunma hürriyetini’ kısıtlayan mekânlar olacaktır, işkence merkezi olmaktan çıkarılacaktır.

  • Bölge istinaf mahkemeleri faaliyete geçirilecektir.

  • Hakim ve savcı atamalarında ideolojik tutum ve partizan yaklaşımlara son verilecektir.

  • Herkesin kendi anadilinde hizmet alabileceği yargı koşulları oluşturulacaktır.

  • Basit uyuşmazlıklar ve anlaşmazlıkların çözümünü kolaylaştırmak, toplumsal barışı ve dayanışmayı artırmak amacıyla sivil halk mahkemeleri olarak görev yapacak ‘barış ve adalet komisyonlarının’ kurulması ve faaliyete geçmesi desteklenecektir.


  1   2   3




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2022
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə