Siyer-i Nebi


Süheyb b. Sinan Er-Rumi’ye Yapılan İşkenceler



Yüklə 1,2 Mb.
səhifə12/62
tarix23.01.2018
ölçüsü1,2 Mb.
#40261
1   ...   8   9   10   11   12   13   14   15   ...   62

Süheyb b. Sinan Er-Rumi’ye Yapılan İşkenceler:


Süheyb b. Sinan Er-Rumi -radıyallahu anh-, şuurunu kaybedip ne dediğini bilemeyinceye kadar işkence edilirdi.

Osman bin Affan’a Yapılan İşkenceler:


Osman b. Affan-radıyallahu anh-, müslüman olduktan sonra ailesinin işkencelerine maruz kalmıştır.Amcası onu hurma yapraklarından yapılan hasıra sarar, sonra da hasırın altından duman tütsülerdi.

Ebu Bekir es-Sıddîk ve Talha b. Ubeydullah da Allah İçin İşkence Görenler Arasındaydılar:


Nevfel bin Huveylid – Talha b. Ubeydullah'ın kardeşi olan Osman b. Ubeydullah olduğu da söylenmektedir- namaz kılmaktan ve dînden alıkoymak için her ikisini birbirine bağlamıştı.Ancak Ebu Bekir es-Sıddîk ve Talha b. Ubeydullah ona itaat etmemişler, onları korkutamamıştı.Bu ikisi iplerinden kurtulmuş bir halde namazlarını kılıyorlardı.dı.Bu iki sahâbeye, aynı iple bağlandıklarından dolayı karînân denilmiştir.

İşkencecilerin başı Ebu Cehil nerede bir müslüman görse, eğer o müşlüman zayıf ise hemen üzerine atılır, döverdi. Gücünün yetmediklerini ise tehdit ve sövgülerle yıldırmaya çalışırdı.

Tüm müslümanlar özellikle de zayıf ve kimsesiz olanlar bu saldırı ve işkencelerden az çok pay almaktaydılar. Müşrikler zayıf ve kimsesiz müslümanlara acımasızca işkence ederken, güçlü ve söz sahibi müslümanlara karşı daha dikkatli davranmak zorunda kalıyorlardı.

Müşriklerin Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-’e Karşı Tutumları:


Rasûlullah-sallallahu aleyhi vesellem-’e gelince son derece heybet, şeref ve vakar sahibiydi ki, O’nun bu vasıfları ile Ali çoğunlukla müşrikleri O’na saldırmaktan alıkoyuyordu. Ayrıca amcası Ebu Talib O’nu sahiplenmekte ve korumaktaydı. Zira Ebu Talib Kureyş içinde sözü dinlenilir büyük bir şahsiyetti.

Hiç kimse O’nu hafife alamazdı. Abdimenaf soyunun zirvesi idi. Sadece Kureyş arasında değil diğer tüm Araplar arasında itibar ve söz sahibiydi. Dolayısıyla müşrikler Rasûlullah-sallallahu aleyhi vesellem-’e karşı kaba kuvvet yoluna değil, görüşme, tartışma ve cidal yolunu seçtiler. Ebu Talib’e giderek durumu görüşmeler yoluyla halletmeye çalıştılar.


Kureyşliler ve Ebu Talib:


Kureyş’in ileri gelenleri Ebu Talib’e gelerek şöyle dediler: “Ey Ebu Talib, senin kardeşinin oğlu ilahlarımıza sövdü, dinimizi kötüledi, bizi ahmak yerine koydu ve babalaramızı da sapıklıkla suçladı. Ya bize böyle davranmaktan, ya da O’nunla bizim aramızdan çekilirsin.” dediler. Ebu Talib onlarla tatlı ve nazik konuşup, onları güzel bir şekilde savdı. Çekip gittiler. Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem- ise evvelce olduğu gibi işine devam etti. Allah -Celle Celelühü-’ın dinini izhar edip, O’na davet eyledi.

Kureyş'in Ebu Talib'i Uyarmaları ve Tehdit Etmeleri:


Kureyşliler, Rasûlullah-sallallahu aleyhi vesellem-’in davetine devam ettiğini görünce daha fazla dayanamadılar. Aralarında Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-’i çokça konuşup, birbirlerini O’na karşı teşvik ve tahrik de ediyorlardı. Sonra bir kez daha Ebu Talib’e gidip, şöyle dediler:

“Ey Ebu Talib! Bizim aramızda senin yaşın, şerefin ve mevkin vardır. Biz, senden kardeşinin oğlunu menetmeni istedik. Sen ise, onu bizimle uğraşmaktan menetmedin. Biz, vallahi onun babalarımıza sövmesine, bizi ahmak yerine koymasına ve ilahlarımızı kötülemesine artık sabredemiyeceğiz. Ya onu bizimle uğraşmaktan menedersin, ya da iki fırkadan biri helak oluncaya kadar bu hususta onunla ve seninle vuruşuruz.”

Onların bu tehditleri Ebu Talib’in çok zoruna gitti. Rasûlullah-sallallahu aleyhi vesellem-’e haber gönderip çağırdı ve şöyle dedi:

“Ey Kardeşimin oğlu! Kavmin bana gelip şöyle böyle söylediler, bana ve kendine acı, gücüm yetmeyen işi bana yükleme.”

Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-, amcasının kendisini terk ve teslim edeceğine dair yeni bir fikri olduğuna ve kendisine yardımdan aciz kaldığını sanıp Ebu Talib’e hitaben:

“Ey amcam! Vallahi, şayet bu işi terk etmem için güneşi sağ elime ve ayı da sol elime koysalar, Allah dinini galip kılıncaya veya ben bu yolda ölünceye kadar bu ilahi görevden vaz geçmem.” buyurdu.

Ardından Rasûlullah-sallallahu aleyhi vesellem- ağlamaya başladı. Ebu Talib, Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-'in ağladığını görünce onu çağırıp:

“Gel ey kardeşimin oğlu.” dedi. Rasûlullah da geri döndü. Ebu Talib:

“Ey biraderzadem sen git işine bak, istediğini söyle, vallahi ben sağ oldukça onlar sana birşey yapamazlar.” dedi.

Kureyş'ten Garip Bir Öneri ve Ebu Talib'in Verdiği Güzel Cevap:


Kureyşliler, bu uyarılarının bir sonuç vermediğini, Rasûlullah-sallallahu aleyhi vesellem-’in aynı şekilde tebliğ görevini sürdürdüğünü, Ebu Talib’in de yeğenine yardım ettiğini gördükten sonra, bunun Ebu Talib'in onları terketmek, onlara düşmanlık beslemk ve kardeşinin oğlu olan Muhammed-sallallahu aleyhi ve sellem-'e yardım etmek olduğunu anlayınca kendi aralarında düşünüp tartışmaya başladılar. Sonuçta garip bir öneri üzerinde fikir birliğine vardılar. Muğire’nin oğlu Velid’in oğlu Ammâre’yi alıp, Ebu Talib’in yanına geldiler. Ve:

“Ey Eba Talib! Bu velid’in oğlu Ammâre’dir. Kureyş Kabilesi içinde en kuvvetlisi ve onların en güzeli olan bir gençtir. Onu al. Onun diyeti de yardımı da sana aittir. Onu evlat edin, o senindir. Buna karşılık bize, senin ve babalarının dinine karşı gelen kavmin cemaatini ayıran ve onları akılsız sayan şu kardeşinin oğlunu bize teslim et de onu öldürelim. Sana bir adama karşılık, bir adam veriyoruz.” dediler. Bunun üzerine Ebu Talib: “Vallahi bana ne kötü bir teklifte bulunuyorsunuz!Sizin için bakıp besleyeyim diye oğlunuzu bana vereceksiniz de ben de size oğlumu öldürmeniz için mi vereceğim? Vallahi, bu ebediyyen olmaz.” dedi.


Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-'e Karşı Yapılan Saldırılar:


Kureyşliler taktik ve meydan okumalarla bir şey elde edemeyeceklerini anlayınca bu sefer bizzat Allah’ın Rasulu -sallallahu aleyhi vesellem- ‘e karşı saldırılarda bulunmaya başladılar. Genel olarak müslümanlara uyguladıkları baskı ve işkencelerini de yoğunlaştırdılar.

Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem- izzet sahibi, heybetli ve muhterem olduğundan, herkes O’na saldırmayı göze alamıyordu. O’na saldıranlar daha ziyade Kureyş’in liderleri ve büyük şahsiyetleriydi

Ebu Leheb, Hakem bin Ebil As bin Ümeyye, Ukbe bin Ebi Muayt, Adiy bin Hamra es-Sakafi ve İbni’l Asdaı’l-Hezli gibi kişiler Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-’in komşuları ve O’na evinde işkence eden şahıslardır. Namaz kıldığı bir sırada üzerine hayvan işkembesi atmak, üzerine pislik atmak gibi adi saldırılarda bulunmuşlardı. Onların bu saldırılarına Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem- karşılık vermez sadece “Ey Menaf oğulları, bu ne biçim komşuluktur” demekle yetinirdi.

Ümeyye bin Halef, O’nu -sallallahu aleyhi vesellem- her gördüğü yerde söver, ayıplar ve alay ederdi.

Kardeşi Übey bin Halef ise, O’nu gördüğünde:

“Ey Muhammed benim bir atım var. Onu seni öldürmek için besliyorum.” derdi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem- O’na şöyle cevap vermiştir.

“Bilakis inşaallah ben seni öldüreceğim.” Gerçekten de Uhud savaşında Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem- O’nu öldürmüştür. Bu adam bir gün kuru bir kemikle Muhammed -sallallahu aleyhi vesellem-’in yanına gelmiş; sonra da o kuru kemiği toz haline getirerek yüzüne üfürmüştür. Yine bu adam arkadaşı Ukbe’nin Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-’a gidip, Kur’an dinlediğini duymuş ve O’na

“Muhammed’in yüzüne tükürmedikçe seninle konuşmam” demiş, O da istenileni yapmıştır.

Peygamberimiz -sallallahu aleyhi vesellem-’in öz amcası olan Ebu Leheb ise daha davetin ilk gününden itibaren ona düşman kesilmiş, yapmadığı kötülüğü bırakmamıştır. Peygamberimizin kızları Rukiye ve Ümmü Gülsüm bu adamın oğulları Utbe ve Uteybe’nin nikahları altında idiler. Oğullarına “Muhammed’in kızlarını boşamadıkça, başım sizin başınıza haramdır.” demiş, onlar da babalarının dediğini yapmışlardır. Aynı şekilde Ebu Leheb’in karısı Ümmü Cemil de Peygamber -sallallahu aleyhi vesellem-’e karşı çirkin pek çok saldırılarda bulunmuştur. Dikenli çalıları toplar, gece olunca onları Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-’in yoluna döşerdi.

“Ebu Leheb’in iki eli kurusun! Kurudu da.” ayetlerini duyunca eli taş dolu olduğu halde Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-’ı, aramaya başladı. Allah Rasulu ise o sırada Kabe’de Ebu Bekir ile beraber oturmaktaydı. Allah bu kadının basiretini aldı. Sadece Ebu Bekir’i görebiliyordu.

Ona: “Arkadaşın Muhammed nerede? Duydum ki beni hicvetmiş. Onu bulursam şu taşları ağzına vuracağım, Vallahi ben bir şairim diyerek:

“Müzemmime isyan ettik,

Biz onun işini kabul etmedik

Dinini reddettik.” şeklinde bir şiir söylemiştir.

O ayrıldıktan sonra Ebu Bekir -radıyallahu anh-, Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-’e

“Ey Allah’ın elçisi! Seni göremedi mi?” diye sormuştu. Rasûlullah-sallallahu aleyhi vesellem- de

“Beni göremedi. Allah basiretini aldı.” buyurdu.

Kureyş’in Rasûlullah’a sövgü şekillerinden biri de ona Muhammed (övülen) değil de “müzemmim (kötülenen)” demeleriydi. Böylece Allah, onların Muhammed değil de müzemmim’e sövmelerini takdir buyurarak Rasulunü korumuştur.

Ahnes bin Şerik es-Sakefi de Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-’e saldıranlar arasındaydı.

Ebu Cehil’e gelince, sanki Allah yolundan çevirme vazifesini yüklenmiş gibiydi. Allah Rasulune diliyle ve eliyle her fırsatta işkence eder, namaz kılmaktan alıkoyardı. Sonra da yaptıklarını böbürlene böbürlene anlatırdı. Bir gün Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-, namaz kılarken boğazına sarılıp hakaret etti. Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem- de “Layıktır (o azap) sana, layık! Evet layıktır sana layık” (Kıyame, 75/34-35) şeklinde karşılık verdi. Buna karşılık Ebu Cehil, “beni tehdid mi ediyorsun ey Muhammed Sen ve Rabbin bana bir şey yapamazsınız. Ben yürüyenlerin en izzetlisiyim.” diye mukabelede bulundu.

Birgün arkadışlarıyla otururken, “Eğer Muhammed’i görürsem kafasını koparacağım.” dedi. Derken Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem- gelip namaza durdu. Ebu Cehil, biraz Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-’e yaklaşmıştı ki birden ansızın geri döndü, elleriyle birşey kovalar gibi yapıyordu.

“Sana ne oldu Ey Ebul-Hakem!” dediklerinde: “Muhammed ile benim aramda ateşten bir çukur ve kanatlar vardı.” dedi. Rasûlullah-sallallahu aleyhi vesellem-, daha sonra şöyle buyurmuştur:

“Eğer bana yaklaşsaydı, melekler onu paramparça ederlerdi.”

Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-, bir gün Kabe’de namaz kılmaktayken, Ebu Cehil ve arkadaşları birbirine “aranızda kim gidip bir hayvan leşi getirip Muhammed’in üzerine atacak?” diye sordular. İçlerinden en şakileri bedbahtları Ukbe bin Ebu Muayt gidip bir leş getirdi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem- secdeye gittiğinde, elindeki pisliği üzerine atıp gülmeye, eğlenmeye başladılar. Peygamber -sallallahu aleyhi vesellem- ise secdede ve başını kaldırmıyordu. Fatma gelip o pisliği alıncaya kadar o halde kaldı. Sonra şöyle buyurdu:

“Allahım! Kureyş’i sana havale ediyorum.” Bu dua müşriklerin çok ağrına gitti. Zira o makamda yapılan duanın müstecap olacağını biliyorlardı. Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-, daha sonra isim isim saydı ve o sayılan isimlerin tamamı Bedir Savaşı’nda öldürüldü.


Kataloq: data

Yüklə 1,2 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   8   9   10   11   12   13   14   15   ...   62




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2022
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə