16 “(Ey Peygamber!)De ki;”Siz ey kâfirler!”



Yüklə 1.6 Mb.
səhifə1/32
tarix30.07.2018
ölçüsü1.6 Mb.
  1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   32



16
“(Ey Peygamber!)De ki;”Siz ey kâfirler!”

“Asla kul olacak değilim sizin kul olduğunuz şeylere!”

“Siz de benim kul olduğuma (kulluk ettiğime)kulluk edecek değilsiniz!”

“Ben zaten asla kulluk etmedim sizin geçmişte kul olduklarınıza!”

“Siz de benim kul olduğuma(kulluk ettiğime)kulluk etmezsiniz!”

“Sizin dininiz(inandığınız değerler sisteminiz)size,benim dinim bana!”

Kâfirun(18);Âyet:1,2,3,4,5,6.



Bu sûreden önce inen on yedi sûrenin ardından meydan okuma ve cevap

verme vurgusunu da içinde barındıran ve “vahyi ilet!” anlamına gelen ilk “De ki!”(Kûl)

emri ile;1)-Vahyin ilâhi bir inşa projesi olduğu,2)-Nebi’ye vahyi tebliğden dolayı gel-

mesi muhtemel tepkilere karşı,”o emir kuludur,varsa bir itirazınız Allah’a iletin!”mey-

dan okuması demeye geldiği,3)-“De ki!” emri(buyruğu) ile,sözün(kelâmın)gerçek

sahibinin Allah olduğu vurgulanmaktadır.Kur’an’da,”De ki!”emriyle başlayan diğer

dört sûre,İhlâs,Felâk,Nâs ve Cin sûreleridir.

Sûredeki “din”den kasıt “inanılan değerler sistemi”dir.

İnananların inançsızlara karşı tavizsiz duruşu dile getirilmektedir.
“Kahrolsun Ebu Leheb’in çifte gücü!”(iki eli!)Zaten kendisi de kahroldu-

kahrolacak!”

“Ne malı,ne de kazancı ona hiçbir yarar sağlamayacak!”

“Karısı da (onun ateşine) odun hamallığı yapacak!”

“Zamanı gelince tarifsiz bir alevli ateşe(yakıt)olacak!”

“Gerdanında(takı yerine sanki)çelikten(bükülmüş hurma liflerinden) bir

halat (olduğu halde.)Tebbet(19);Âyet:1,2,3,4,5.
Bilindiği gibi Hz.Peygamber(AS)’ın amcalarından Ebu Leheb,Mekke’nin

varlıklı ve karizmatik kişiliklerinden biridir.Karısı Hz.Peygamber’in süt kardeşi olan Ebu Sufyan’ın kız kardeşidir.Ayrıca Hz.Peygamber, iki kızını Ebu Leheb’in iki oğluyla

evlendirmiştir.Yeğeniyle peygamberliğinden önce hiçbir sorunu olmadığı halde,

peygamberliğini ilân ettikten sonra,amansız düşmanlarından biri kesilmiştir.

Mekke aristokratlarından olan Ebu Leheb ve onun gibiler,kendilerini

Peygamberliğe daha lâyık görüyorlar,Hz.Peygamber(AS)’in peygamber olduğunu

bile,bile gururlarından,kibirlerinden(enaniyetlerinden)ve kıskançlıklarından kabullene-

miyorlardı.

Sûrenin vermek istediği asıl mesaj,Hz.Peygamber(AS)’in en yakın akra-

bası bile olsa,iman etmedikçe,bu avantajının kişinin kurtulmasına yetmeyeceğidir.
***
“Gözünde canlandırabilir misin (Ey Nebi),Rabbinin Fil Ordusu’na nasıl

muamele ettiğini?”

“Başlarına geçirmedi mi onların ince tasarlanmış haince hilesini?”

“Onların üzerine katar,katar(öbek,öbek)bilinmeyen nitelikte uçan taşıyıcı

varlıklar(objeler)saldı.”

“Onlara taş kesilmiş balçık türü tanımlanamayan(mahiyeti yalnız Allah

tarafından bilinen şeyler)atıyorlardı.”

“Derken(Rabbin)onları,yenilerek delik deşik edilmiş yapraklara benzet-

ti.”Fil(20);Âyet:1,2,3,4,5.


17
Sûre,tarihi Fil Vakası üzerinden ahlâksız gücün ibretlik akıbetini

anlatmaktadır.İşgalci,zulmedici ”Fil Ordusu” egemen gücün her çağda görülen örneği-

dir.”Güçlüyüm,o halde haklı olan benim!mantığıyla hareket eder.Yeryüzünü ıslah

edeceğini iddia eder,fakat uygulamalarıyla ancak zulüm ve karmaşa getirir.Fil güçlüyü

(güçlü görüneni)ama haksız olanı,ebabil güçsüz ve zayıfı,(güçsüz ve zayıf görüneni) k ancak haklı olanı temsil eder.Allah ise tek ve gerçek büyüktür,gücü sınırsızdır.Her zaman

güçsüz ve haklı olanın yanında yer alır.Gücü ilâh edinen her ahlâksız güç,ahlâkı güç

edinen erdemliler karşısında-Allah’ın izin ve yardımlarıyla- er-geç mağlup ve yok olmaya mahkumdur.

Bu örnek her zamanda/mekanda geçerliliğini koruyan birörnektir.
***
“(Ey muhatab!)De ki;”Sığınırım ben(yokluk gecesini) yararak varlığı

(ortaya)çıkaran sabahın Rabbine!”

“O’nun yarattığı her şeyin şerrinden!”

“Ve(aklı-iradeyi-idraki)bastırdığı zaman zehirli-zifiri bir(cehalet) karan-

lığının şerrinden!”

“Ve düğümlere üfleyen(büyücü)lerin şerrinden!”

“Ve haset ettiği aman hasetçinin şerrinden!”(sığınırım sabahın Rabbine!)

Felâk(23):Âyet:1,2,3,4,5.
Hz.Peygamber(AS),kendisine vahyedilen “De ki!”emrini,Müslümanlara

“Deyiniz ki!”şeklinde aktararak,bu sûreyi istahaze(Allah’a sığınma) ve dua niyetiyle

okumalarını tavsiye etmektedir.Kaldı ki,(zaten)”De ki!”emri sadece ilk muhataba değil,

onun şahsında tüm muhataplaradır.

Felak diğer ilk sureler gibi muhatabını inşa edici bir amaç taşır.

İnsan iradesinin görünen,görünmeyen,bilinen bilinmeyen varlıkların

tehlikeleriyle birlikte göründüğü halde onlardan daha az tehlikeli olmayan hasetçinin

şerrinden de sadece tek büyük ve en güçlü olan Allah’a sığınmayı tavsiye eder. Haset,hasetçinin haset ettiğine dua,kendisine bedduadır.Haset özü itiba-

riyle Allah’a bir nevi itirazdır.Kime neyi,ne kadar vereceğine(nimetleri paylaştırmasına) itiraz.Haset hastalığının ilâcı,hasetçinin haset ettiğine dua etmesidir.Haset “kıskanmak” değildir,ondan öte bir duygudur.Kıskanmak “gayret”tir”.Gayret,elindekini sakınmak,

üzerine titremektir.Bu bağlamda-bunlara-yakın kavramları bilmekte yarar vardır.
Hased:Bende yok,onda da olmasın!

Buhl:Bende var onda olmasın!

Şuhh:Onunki(de)benim olsun!

Gıbta:Onda var,bende de olsun!

Sehavet:Bende var onda da olsun!

İsâr:Benim değil onun olsun!

Cûd:Bende yok,ama onda olsun!

Fakr:Onda yok,bende de olmasın!
***

18
“(Ey muhatab!)De ki:”Sığınırım ben Rabbine insanlığın!”

“Sahibine insanlığın!”

“İlâhına insanlığın!”

“Sinik ve sinsi vesvese kaynağının şerrinden!”

“O ki,kalplerine fısıldıyor insanların;

“İster görünmeyen/bilinmeyen,ister görünen/bilinen türden(olsun!)”

Nâs(24);Âyet;1,2,3,4,5,6.
İnsanlığın Rabbi,insanlığın yöneticisidir.İnsanlığın yöneticisi insanlığın

İlâhıdır.İnsanoğlu birine sığınacaksa,O’nun Rab,Melik ve İlâh sıfatlarını bihakkın

taşıması gerekir ki,sığınan(lar)ı koruyabilsin.Zamir yerine “nâs”ın 3 kez tekrarlanması

hem beyan,hem de muhatab kabul edilmesiyle insanın kazandığı onura bir göndermedir.

“Hannâs”,”hunûs”tan geçişsiz olarak hem “kendisinden Allah’a sığınıl-

dığında sinip geri çekilen”,hem de” sindiği yerde fırsat kollayıp,ilk fırsatta insanı ayart-

mak için pusuda bekleyen”anlamlarını içermektedir.

Vesvesenin sonucu şartlanma ve önyargı,bu ikisinin sebebi de vesvesedir.

Nasıl ki,”vesvâs”ın ayartmasından kurtulmanın tek yolu Allah’a sığın-

maska(isti’âze),”vesvâs”ın oyuncağı olmanın(oyununa gelmenin)sebebi de Allah’tan

uzaklaşmaktır.(O’nu gündeminden çıkarmaktır.)Allah’a sığınmayanlar-kendilerine

göre-Allah’tan başka sığındıkları kapıya tasavvurda Rablık,Meliklik ve İlâhlık vasfını

yakıştırmaya kadar giderler ki,gırtlaklarına kadar küfür bataklığına gömülmüş olurlar.

Bu Allah’tan-haşâ-rol çalmaktır,en büyük küstahlıktır,ahmaklıktır.

Sonuçta o kapı(o güç vehmedilen ölümlüler)sığınan kimse için bir

“vesvâs”-ı hannâs” olur çıkar.Bunun bir dış gerçekliğinin olup,olmaması fark etmez.

Uydurulmuş sahte bir görüntü olsa da,kendisi onun uydusu,o ise kendisinin öteki

kişiliği olur.Şeytanın ve nefsin vesveseleri bir şey yaptırmamak için değil,insana

yapması gereken(ler)i unutturmak içindir.(Pozitif enerjiyi negatif enerjiye/iyiliği

kötülüğe)dönüştürme çabasıdır.Bu fiskoslar,içgüdülerin,egonun,bilinçaltının,yüreğin

kulağına fısıldadığı süslü yalanlar,ayartıcı cazibedir.Bütün isyan,günah,küfür ve

şirkin kaynağı da budur.

“Vesvâs-ı hannâs”ın yalan(lar)ına aldanmak,inanmak…İşte asıl

günah,sapkınlık budur…Ve bu mazeret değildir.Ondan sonra insandan sadur olan

her kötülük(günah/negatif düşünce ve davranış)insanın kendi elleriyle yaptığı kötülük

(haksızlık/zulüm)olarak kaydedilecektir.İşbu noktada Allah’a sığınmak kişinin ferman

dinletemediği gönlünü(gem vuramadığı nefis atını)Allah’a ısmarlaması,teslim etmesi,

O’na-adeta-sigortalamasıdır.İşte bu anlamda isti’âze(Allah’a sığınma) fiili bir duadır.

“el-vesvâsi’l hannâs”,Âdemoğlu’nun atasını(Âdem(AS)’ı)aldatan Şeytan

başta olmak üzere,onu doğru yoldan saptıran herkestir.Allah Rasûlü;”Cin ve insan

şeytanlarından Allah’a sığınırım!”diye dua edince,Ebu Zer(RA)sordu;”Ya Rasûlallah!

İnsan şeytanı da olur mu?”Nebi cevap verdi;”Evet,o(nlar)cin şeytanlarından daha

şerlidir!”

Bir önceki sûrede(Felâk)kendisinden Rabbe sığınılan üç şer,dışardan

gelen şerlerdi.Bu sûrede ise tek bir şeyden Allah’ın Rububiyyet,Melikiyyet ve Uluhiyyet

gibi üç sıfatına sığınılıyor.Sinsi vesveseci.

Bu üslup,kendisinden sığınılan şeyin tehlikesinin büyüklüğüne delâlet

etmektedir ki,bunun sebebi de insanın içinden gelip içini hedef almasıdır.Yani insanın

kendi elleriyle kendini vurmasıdır,manevi intihardır.Fiziki intihardan daha vahim

sonuçlar doğurur.Dışardan gelen(görünen)tehlikeye karşı tedbir almak,insanın kendi

içinden kendisine yönelen(görünmeyen ve zor hissedilen)tehlikeye karşı tedbir almaktan

çok daha kolaydır.


19

Sinsi vesveseci cinlerden de olur,insanlardan da.Yani tüm görünen/görün- meyen iradeli varlıklardan.

Cinn ve ins birlikte anıldıkları her yerde iradeli varlıkların çift kutbunu

ifade ederler.

***
“(Ey Muhatap!)De ki;O Allah’tır,eşsiz,benzersiz bir Tek’tir.”(Nitelik ve “ nicelik olarak.)

“Allah,Samed’dir.”

“O doğurtmamıştır ve doğurulmamıştır.”

“Ve hiçbir şey O’na asla denk ve benzer olmamıştır.”

İhlâs(25);Âyet:1,2,3,4.
Sûre,muhatabının Allah tasavvurunu şirkten arındırdığı için İhlâs adıyla

şöhret bulmuştur.

Sûre,kelime-i tevhidin(lâ ilâhe illâllah) tefsiridir.Amacı Allah tasavvuru-

muzu inşa etmektir.

Allah Rasûlu sûreyi Kur’an’ın üçte birine muadil saymıştır.

Sûre,Kureyş’in,Nebi’ye;”Bize bahsettiğin Rabbinin niteliklerini anlat!”

demesi üzerine in(diril)miştir.

Sûrede Allah’ı,Bizzat Allah anlatmaktadır.Bu yüzden sûre,vahyin zirvesi

kabul edilebilir.

Sadece Allah’ın mahiyeti hüviyetini aynıdır.O,yaratandır.Eşi,benzeri,dengi

yoktur,olamaz.Yaratılanların mahiyet(ler)i ve hüviyet(ler)i farklıdır.O’nun hakkı kulluk

edilmeye lâyık Tek Allah(İlâh)olmaktır.O’ndan gayrısının hakkı(daha doğrusu görevi)

O’na kul olmaktır.

Ehad;”Tek’lik O’na mahsus ve Zatıyla kaim” demektir.Belirsizlik,O’nun Zatına özgü bu niteliği kulun (sınırlı aklı ve duy(g)ularıyla)kavrayamayacağına delâlet eder.Vahid yerine Ehad gelmesi,maddi,manevi,akli-hissi tüm boyutlardan açılardan

kavranılmazlığını,biricikliğini,eşsizliğini ve benzersizliğini ifade etmek içindir.Vahid olan

“bir” parçalardan meydana gelebilir,fakat “ehad” olan”tek” parçalan(a)maz olanı ifade

eder.

“Samed” Allah’ın mutlak ve mükemmelliğini ifade eden bir sıfattır.Hiç

bir dile birkaç kelimeyle çevrilemez.Hem,”her şey Kendisine muhtaç olup,Kendisi hiç

bir şeye muhtaç olmayan”,hem de “ilk sebep ve son gaye” veya,”öncesiz ilk,sonrasız son” hem,”eksilmeyen ve artmayan”,hem de,”evrenin eşsiz,benzersiz,biricik sahibi” anlamla- rına gelmektedir.

Ve deliksiz,eksiksiz,gediksiz,noksansızdır.Ne bir ş ey girer,ne bir şey çıkar. (Bozulmaz,değişmez yekparedir.)Bu manasıyla,insana üflenen ruh’un “Allah’tan bir parça” olduğu düşüncesini de dışlamış,reddetmiş olur.Bazı otoritelere göre “Samed”,

iç organları olmadığı için yemeye,içmeye muhtaç olmayan” ya da “yemeye,içmeye ihti-



yacı olmadığından iç organları olmayan” demektir.Yani beşere benzemeyen,ölümlü

olamayandır.Mutlak özgürdür,ölümsüzdür,ezeli ve ebedidir. Es-Samed ismi Tanrı’nın bir şeye girdiği(hulul) ve bazılarının Tanrı’yla birleştiği(ittihat) türünden her tür akidevi sapmayı,aşırılığı kökten reddeder. “Lem telid” yerine “lem yelid” gelmesi,özellik ve öncelikle Allah’a her tür oğul (eş/evlât)isnadını önlemeye yöneliktir.Yani baba olmamıştır,babası olmamıştır.Zira

her doğan ölür,her ölen ise (sonradan)yaratılmıştır.Bu âyet,Şamanizm’i,Hind,Yunan ve

kadim Batı Paganizmi’ni ve Hıristiyan teslisi olmak üzere,tüm şirk türlerine reddiye

niteliğindedir.Yani Allah inancında esas olan “tevhid”(Tek ve ölümsüz Allah’a inanmak)

dir.


20
“Vahyin aşama,aşama inişi şahit olsun!”(Veya;Yücelerden inen vahyin

gözler önüne serdiği(hakikat)şahit olsun!/Göründüğü/battığı zaman yıldız şahit olsun!-

yıldıza and olsun!)

“Arkadaşınız(Muhammed)ne sapmıştır(batıla inamaıştır)ne kanmıştır.”

“Ne de kendi keyfinden konuşmaktadır.”

“Bu(Kur’an) kendisine indirilen vahiyden(ilâhi mesajdan) ibarettir.”

“Onu(vahyi)melekeleri son derece güçlü bir (melek/Cebrail)öğretti.”

“(O ki)Etkileyici ve tam donanımlı(dır.)Derken o kendini(ona)olanca

haşmetiyle(görkemiyle)gösterdi.”

“(Önce)en uzak ufukta belirmişti.”

“Daha sonra(Muhammed’e)yaklaştı,derken iyice sokuldu.”(Tüm varlığıyla

doğruldu.)

“Öyle ki,(aralarında)iki yay aralığı,hatta daha az bir mesafe kaldı.”

“İşte Allah’ın kuluna vahyettiğini(böylece)iletmiş(vahyetmiş)oldu.”

“(Gözleriyle)Gördüğünü gönül (gönlü/kalbi)yalanlamadı..”

“Ne yani,şimdi siz(ey müşrikler)ne gördüğü hususunda onunla tartışacak

mısınız?”ı

“Doğrusu onu(Cebrail’i)bir başka iniş sırasında yine görmüştü.”(Miraç)

“En sonunca sidra ağacının yanında.”(Sidretü’l Münteha-hayranlığın

sınırında.)

“Vaad edilen cennet,in(Me’va Cennetinin görüntüsü) eşliğinde.”(onun

olağanüstü fonunda.)

“Kaplayan o şey (Allah’ın akıl,sır ermez tecellisi)sidreyi çepeçevre

kuşattığında.”

“Göz ne şaştı ve kamaştı,ne de haddi aştı.”(Görmesi gerekenden başka

bir şey gördü.)

“Hakikaten o(Hz.Peygamber) Rabbinin en büyük âyetlerinden birini

(ya da bazılarını)görmüştü.”(gördü.)

Necm(26);Âyet:1,2,3,4,5,6,7,8,9,10,11,12,13,14,15,16,17,18.
Bu âyetler,Hz.Peygamber(AS)’in vahiy meleğiyle (Hz.Cebrail)-isrâ

olayından sonraikinci kez karşılaşmasını,olağanüstü randevusunu,tabiri caizse vahiyle

nasıl iç,içe geçtiğin,bütünleştiğini(vahyin onu enfüsî ve âfaki boyutlarda nasıl kucak-

ladığını)anlatmaktadır.

Kuşkusuz böyle bir olay(vizyon)onun ruhsal gücünün(ruhunun hangi

mertebelere(boyutlara,kuşaklara) çıktığının(çıkarıldığının) da kanıtıdır.

Sidra ağacı (ağaç sembolü)ile vahiy arasında mahiyetini bilmediğimiz,

bilemeyeceğimiz,sırrını kavrayamadığımız bir ilişki var gibidir.(Hz.Musâ’ya da Tuvâ

Vadisi’nde vahiy bir ağaçtan gelmişti.)

Sidretü’l Münteha;Beşeri bilginin ve insanın algılama(idrak)/hazmetme

kapasitesinin sınırını ifade eder.
Vahiy olağanüstü çarpıcı ve etkileyici âyetlerle devam etmektedir;



“”Elbet ahirete inanmayan kimseler,melekleri dişi isimlerle adlandırırlar.”

“Ama onların bu konuda hiçbir bilgisi(kanıtı)bulunmamaktadır,sadece

zannın peşine düşmektedirler.Şu da bir gerçek(tir)ki,zan asla gerçeğin yerini tutamaz.”

“Şu halde(ey Nebi!),sen de vahyimizden yüz çevirerek Bize sırt(ını) dönen

ve tek arzusu bu dünya hayatı(nın geçici hazları)olan kimseleri ciddiye alma!”

21
“Onların bilgi ufku(bakış açıları,algılama kapasiteleri)da işte(dünya ile)

sınırlıdır.Elbet senin Rabbin(bu ifadeyle inkârcılara Rablık yapmayacağını ima ediyor

olabilir Allah)Kendi yolundan kimin saptığını en iyi bilendir.Kimin doğru yola yöneldi-

ğini de bilendir.”

“Görmez misin(Bize)sırt çevireni?”

“Azıcık verip ardından koklatmayanı?”

“Şimdi o,gaybın bilgisine sahip olduğunu,onu gözlemlediğini mi iddia

ediyor?”

İnançlı bir ruhun yükselebileceği(yükseltileceği)mertebe gözler önüne

serildikten sonra,inançsızların çarpık mantıklarının,bilgisizliklerinin,bilmediklerini

bilmediklerinin,tek dünya ile sınırlanmış bir hayatın onları Allah’tan uzaklaştırarak

nasıl kötü bir konuma getire(bile)ceği vurgulanmaktadır.
***
“O(kibirli adam/kodaman/ ya da Peygamber) surat astı ve sırtını dönüp

uzaklaştı.”

“Yanına âmâ geldi diye!”

“Ve(sana gelince ey Nebi!)Sen nereden bileceksin o(müşrikin)arınacağına

dair bir ihtimal bulunduğunu?”

“Veya alacağı öğüdün kendisine yarar sağlayacağını?”

“Fakat kendi kendine yettiğini sanan kimseye(şımarık,kibirli aristokrata) gelince;”

“Sen bütün ilgini ona yönelttin!”(Şimdi oldu mu,sana yakıştı mı?)

“Oysa ki,onun arınmasının(arınmak istemesinin/bunu önemsemesinin)

sorumlusu sen değilsin!”(Herkesin sorumluğu kendine aittir.)

“Fakat sana(öğüt almak,arınmak niyetiyle)büyük bir iştiyakla gelen var ya,-ki o(âmâ ve onun gibi iyi niyetli,saf yürekliler)Allah’a saygıda kusur etmezler.-”

“İşte sen onu ihmal ediyorsun.”(Önemsemiyorsun!)

‘Abese(27);Âyet:1,2,3,4,5,6,7,8,9,10.
Hz.Peygamber(AS),Mekke’li müşrik aristokratlara(Velid b.Mugire b.Şube)

Ubey b Ka’b v.b)İslâm’ı tebliğ ederken,İbn Ümmi Maktum isimli âma yoksul sahabi

gelir.Şimdi de sırası mı der gibilerden yüzünü buruşturur.Diğer bir görüşe göre-ki,

Hz.Peygamber(AS)’in ahlâkı göz önünde bulundurulduğunda bu görüş daha mantıklı-

dır-yüzünü buruşturanın(ya da buruşturanların/ekşitenlerin)Mekke’li varlıklı müşrik

aristokratlardır.

Hangi durumda olursa olsun,varlıklı ve toplumda hatırlı(nüfuzlu)ları

yoksullara yeğlemek,İslâm’ı tebliğde(ve diğer alanlarda)seçkincilik yapmak,önceliği

varlıklılara(hatırlılara)tanımak yasaklandığı bu âyetlerin ifadesinden kesinlikle anla-

şılmaktadır.

Her şeye/herkese tepeden bakan şımarık,kibirli,kendini beğenmiş varlıklı

kimselerin(üstelik inançsızlarsa) ikna edilmesi ne kadar zorsa,yoksul ama yumuşak

kalpli,inançlı insanların arınması için gösterdikleri iyi niyetli çaba o kadar takdire

şayandır ve onlarla ilgilenmek,yardımcı olmak daha yerinde bir davranış olacaktır.

Bu da İslâm’ın ne kadar adil(sosyal adaletçi) bir yapıya sahip olduğunun

göstergesidir,kanıtıdır.



***



22
“Elbet Biz,evet Biziz Kur’an’ı(vahyi/âyetleri) sana tedrici(kademeli)bir

süreç içinde(yeri ve zamanı geldiğinde)indiren.”

“Artık Rabbinin hükmünü sabırla bekle ve onlardan hiçbir günahkâr

veya nanköre(inançsıza,münkire,müşriğe) uyma!”

“Rabbinin ismini sabah(tan)akşam(a dek)yad et!”

“Ve gecenin bir vaktinde O’na secde et ve uzun geceler boyu O’nun

şanını yücelt!”

“Ne var ki şu (nankör) adamlar(müşrik elebaşılar)hemen şimdi ve



Dostları ilə paylaş:
  1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   32


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə