31 mart ayaklanmasi

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 397.94 Kb.
səhifə1/6
tarix17.05.2018
ölçüsü397.94 Kb.
  1   2   3   4   5   6



31 MART AYAKLANMASI




tara0003-1
İZZETTİN ÇOPUR

(E) ALBAY




İÇİNDEKİLER
31 MART AYAKLANMASI (13 NİSAN 1909 / 31 MART 1325)

İKİNCİ MEŞRUTİYETİN İLANI ile İTTİHAT ve TERAKKİ CEMİYETİ ve İTTİHADI MUHAMMEDİ CEMİYETİ…………………………………………………………………………. 1

AYAKLANMA ÖNCESİ FAALİYETLER ile 31 MART İSYANINA GÖTÜREN OLAYLAR…………………………………………………………………………………………….2

AYAKLANMANIN NEDENLERİ ile ALINAMAYAN ÖNLEMLER……………………..10

AYAKLANMANIN BAŞLAMASI………………………………………………………….13

HAREKAT ORDUSUNUN GÖREVLENDİRİLMESİ…………………………………...18

AYAKLANMANIN BASTIRILMASI ve ABDÜLHAMİT’İN TAHTTAN İNDİRİLMESİ...24

ASİLERİN YARGILANMASI………………………………………………………………28

GEÇMİŞTE MEYDANA GELEN ÖNEMLİ BAZI GERİCİ ve BÖLÜCÜ AYAKLANMALAR

Patrona Halil İsyanı (29 Eylül – 11 Ekim 1730)………………………………………...31

Kabakçı Mustafa Ayaklanması (28 Mayıs 1807)……………………………………….32

Şeyh Sait İsyanı (13 Şubat – 31 Mayıs 1925)………………………………………….33

Menemen (Kubilay) Olayı (23 Aralık 1930)……………………………………………..34

SONUÇ ve DEĞERLENDİRMELER…………………………………………………….34

KAYNAKÇA………………………………………………………………………………...37

Yazan: İzzettin Çopur

( E) Albay
31 MART AYAKLANMASI (13 NİSAN 1909 /31 MART 1325)
Hicri takvime göre 31 Mart 1325 tarihinde gerçekleştiği için tarihe “31 Mart Vakası” olarak geçen, miladi takvime (yeni takvime) göre 13 Nisan 1909’da İstanbul’da yaşanan ve “İrtica” kelimesinin Türk siyasi yaşamına girmesine neden olan olayın detayları aşağıda sunulmuştur.
İKİNCİ MEŞRUTİYETİN İLANI ile İTTİHAT VE TERAKKİ CEMİYETİ ve İTTİHADI MUHAMMEDİ CEMİYETİ

II. Abdülhamit’in 30 yıllık istibdat rejiminin sona erdirilmesi amacıyla kurulmuş olan ve İslamcılık (Pan-İslâmizm) yerine Türkçülüğü (Pan-Türkizm) benimseyen ve çoğunluğu askerlerden oluşan, Türkçülüğün Türk ulusalcılığına, yani siyasal bir akıma dönüşmesini sağlayan1 İttihat ve Terakki Cemiyeti, anayasa ve hürriyet rejiminin kurulmasını istemişti. Sonuçta padişah II. Abdülhamit, istemese de 24 Temmuz 1908’de Anayasayı yürürlüğe koyarak Meşrutiyeti ilan etmişti

Meşrutiyet’in ilanından sonra İttihat ve Terakki Cemiyetinin Selanik’te yaptığı ilk kongresine, bu cemiyetin üyelerinden Atatürk de katılmış ve kongrede yaptığı konuşmada, Meşrutiyetin ilanı ile meselenin çözümlenmiş olmayacağını ifade etmişti. Ayrıca cemiyetin bir siyasi parti haline getirilmesi, ordunun politikaya karışmaması, İttihat ve Terakki içinde eşitlik olması ve gizli hizip egemenliğinin olmaması, Devlet işleri ile din işlerinin birbirinden ayrılması tavsiyesinde bulunmuştur

Gerek İttihat ve Terakki’ye muhalif olarak, gerek demokratik düzenin sonucu olarak, İttihat ve Terakki karşısında bir takım partiler ortaya çıktı. Bunların içinde kurucuları arasında birçok hacı, hoca ve şeyh ile Saidi Kürdi İbni Mirza (Bediuzzeman) ve Derviş Vahdet gibi isimlerin bulunduğu ve İttihadı Muhammedi Fırkası bulunmaktaydıDerviş Vahdetinin Volkan Gazetesi, gericilerin organı idi. Vahdeti ve Volkan Gazetesi, İttihat ve Terakkiye yönettiği hücumlarda, dinin elden gittiği, memleketin kâfirleştiği ve Şeriattan ayrıldığı propagandası yapıyordu. Din ve Şeriat propagandasını özellikle asker arasında yaymaya çalışıyordu.2

İttihadı Muhammedi Cemiyeti, heykellere, medeni eserlere düşman olan Ticani tarikatı gibi geriliği temsil ederek “Muasır Medeniyet” fikrini reddediyordu. Ticaniler tarikat halinde çalışıyor, İttihadı Muhammedi Cemiyeti ise siyasi bir parti olduğunu iddia ediyordu. Cemiyet’in, dini siyasete alet etmek isteyen bir topluluk olduğuna şüphe yoktu. Tüzüğünün birinci maddesinde; “Cemiyetin Reisi Hazret-i Muhammed Mustafa’dır.” Deniliyordu…

İttihadı Muhammedi Cemiyeti içerisinde Padişah II. Abdülhamit’in hafiyeleri, bendegân (kul) denilen Saray mensupları da vardı. Bu cihetle Padişah ve yakınları bu cemiyete sıkı bir suretle ilgilenmişlerdi. Şehzade Vahdettin Efendi (Osmanlı Padişahlarının sonuncusu Sultan Mehmet Vahdettin) ve Ağası Mehmet Esat Efendi de İttihadı Muhammedi Cemiyeti’ne kaydolmuşlardı. 3

24 Temmuz 1908 tarihinde İttihat ve Terakki Cemiyetince ilan edilen ve Padişah II. Abdülhamit tarafından yürürlüğe konan İkinci Meşrutiyet; Osmanlı ülkesinde her alanda aşırı bir özgürlük ortamının doğmasına neden olmuştur. İkinci Meşrutiyet hareketinin sağladığı hak ve özgürlükler, Osmanlı toplumu tarafından yeterince algılanamadığı gibi, siyasi partiler arasında ki çıkar çatışmaları kısa bir süre sonra yeniden bir kargaşa ortamının oluşmasına zemin hazırlamıştır. İkinci Meşrutiyetin ilanı ile birlikte kendilerini siyasi hayatın içinde bulan ordu mensupları, siyasetle içli ve dışlı olmaya başladıkları gibi, aktif olarak siyasi partilerde görev almaya başlamıştır. Böylece öteden beri siyasi partiler arasında var olan siyasi çıkar çatışmalarına, ordu mensupları da katılmıştır. Diğer taraftan meşruti rejim karşıtı yobaz kesimin başlattığı irticai propaganda ise kısa sürede etkisini göstermiş; yeni rejimin, dini baltaladığı yolundaki propaganda iç ve dış mihraklar tarafından da desteklenince, 31 Mart İsyanı patlak vermiştir.4 Bu olay, Osmanlı devletini en çok uğraştıran sorunlardan biri olmuştur. O dönemin olaylarının, günümüzdeki benzer olaylara ışık tutacağı anlaşılmaktadır…


AYAKLANMA ÖNCESİ FAALİYETLER ile 31 MART İSYANINA GÖTÜREN OLAYLAR

Kör İmam Ali ve İmam vekili Abdülkadir ismindeki yobazların halkı kışkırtmaları

7 Ekim 1908 tarihinde İstanbul Fatih Camiinin Kürt asıllı müezzini Kör Ali ve İsmail Hakkı adında iki hoca, “ Ey ümmeti Muhammet, din elden gidiyor! Sokaklarda alenen oruç yiyorlar, kadınlar yüzleri açık geziyorlar ” diye halkı kışkırtmışlar, ellerine yeşil bayraklar aldıktan sonra arkalarına takılan binlerce kişiyle birlikte Yıldız Sarayına gidip Meşrutiyet aleyhinde propaganda yapmışlardı. Ayrıca, Mabeyn Başkâtibi Ali Cevat Bey’in aktardığına göre Kör Ali, “Meyhaneler kapatılsın, resim çıkarmak men olunmalı, İslam kadınları sokağa çıkmamalı, tiyatrolar kapanmalı” diyordu. Abdülhamid, kalabalığı sakinleştirici bir konuşma yaptıktan sonra kalabalık dağıldı. Bu hocalar, daha sonra Sadrazam ve Şeyhülislam’la da çatışmış ancak idam edilmişlerdi.5



tara0119 tara0122

İstanbul Fatih ve Yıldızda bu olayların yaşandığı 7 Ekim 1908 gününün akşamı Üsküdar, sessiz ve sakin iftarını açmıştı. İftarın teravih namazlarını kılmak için camileri doldurdu. Üsküdar’da Yeni Cami imam vekili Abdülkadir, yaptığı konuşmada, “Karagöz oynatılması şeriata uygun değildir. Karagöz oynatılan yerler, tiyatrolar yıkılmalıdır ” dedi ve kalabalığa el ele beraber yürüme yemini ettirdi. Kalabalığı peşine takan Abdülkadir, Üsküdar sokaklarına çıktı…



tara0121

Kalabalığı yönlendirenler arasında Buharalı iki tespihçi de vardı. Ramazan olduğundan birçok kahvehanede Karagöz oynatılıyordu. Seyircilerde çoğunlukla çocuklardı. Bu kahvehaneyi basan kalabalık, sahneyi tahrip etti. Daha sonra başka kahvehaneler de aynı şekilde basıldı. Yaşanan arbede sırasında birçok çocuk ezilme tehlikesi geçirdi, ağlaşarak ve korku içinde canlarını zor dışarıya attı. Önce şaşkın ve sessiz kalan Üsküdar halkı, sonradan toparlandı ve gerici güruha, tepki gösterdi. Polis de imam vekili Abdülkadir ve iki tespihçiyi yakaladı…

Ertesi gün çıkan gazete, “Osmanlı ülkesinde 600 yıldan beri oynanan Karagöz’ün şimdi şeriata uygun düşmediğini tespit etmek, tespihçi iki Buharalı’ ya mı kaldı? ” diye sordu. Ertesi günü Kör Ali ve Abdülkadir ve adamları tutuklandı. Bu kişilerle ilişkisi olduğu iddiasıyla Mizancı Murad Bey de sürgün edildi. Ve gazetesi Mizan da kapatıldı. 6

Osmanlı Ordusundaki hoşnutsuzluklar

31 Ekim 1908 tarihinde askerlik hizmetleri dolduğu halde terhis edilmeyip Cidde’ye gönderilmek için ayrılan 87 er, başlarında çavuşları olduğu halde Taşkışla’da 7 ayaklanmıştı. Hassa Ordusu (Hükümdarı korumakla görevli) Komutanı Mahmut Muhtar Paşa, Selanik’ten getirilmiş olan Avcı Taburlarını isyan eden askerler üzerine göndermiş ve meydana gelen çatışmada üç asker ölmüş, bir o kadarı da yaralanmıştı. İsyan, önceden planlanmamış olması ve belirli bir lider ve örgütten mahrum bulunmasından dolayı kısa zamanda bastırılmıştı.8

Osmanlı Ordusunda hoşnutsuzluklar, İkinci Meşrutiyetin ilanından bu yana orduya her bakımdan hâkim olmak ve kontrolü ele geçirmek isteyen Harbiye mezunu subayların kurmak istedikleri yeni düzenden kaynaklanıyordu. Harbiye mezunu subayların en önemli faaliyetlerinden biri, alaylı subayların 9 Osmanlı Ordusundaki sayı ve rollerini azaltmak idi. Bu maksatla Hassa Ordusunda 1400 alaylı subay kadro dışı bırakıldı. Bu sayı diğer Osmanlı Ordusundaki kadro dışı bırakılanlarla beraber 7600’ü geçmekte idi. Bundan dolayı erlikten subaylığa terfi ettirilmiş olan alaylılarla, Harbiye Mektebinden mezun olmuş olan mektepli subaylar 10 arasında eskiden beri devam eden anlaşmazlık ve çekememezlikler daha da şiddetlendi. Harbiye mezunu subaylar, alaylıları küçük görüyor, ordu için hiçbir faydaları olmadıklarına hükmederek büyük ölçüde azaltmak, yeniden düzenleme yapmak istiyorlardı.

Yukarıda belirtilen durum sadece alaylı subayları değil, orduda subay olarak kalmak isteyen erbaşları da tedirgin etmişti. Erbaş ve erler yapılan askeri eğitimlerin son derece sıkı tutulmasından, Harbiyeli subayların Prusya/Alman sistemine uygun sert disiplinli eğitim yanlısı olan tutum ve davranışlarından dolayı şikâyetlerini günden güne artırdılar. Ayrıca İkinci Meşrutiyet sonrasında birçok subayın siyasi çalışmalara devamda ısrarlı olması, askerlik müddeti dolduğu halde erlerin terhis edilmemesi, özlük hakları elinden alınmış mağdur durumda olan alaylılar ve onların yakını olan medreselilerin; askeri, 1906 tarihinde kurulan İttihat ve Terakki Cemiyeti aleyhine kışkırtmalarına yol açıyordu. Bunun sonucu olarak askerler, (erbaş ve erler) şikâyetlerine dini bir şekil ve görüntü vermekle geri kalmamışlardı. Namaz ve hamam gibi dini ihtiyaçlarda görülemez olmuştu.11



Padişah II. Abdülhamit’in hafiyeleri ve baskıcı tutumu

Ayaklanmadan sonra Harp Divanının idama mahkûm ettiği Maarif Nezareti Teftiş ve Muayene Encümeni üyesi ve El Adl ve Protesto Gazetesinin yazarı Nadiri Fevzi Bey, Devlet Şurası üyelerinden Tayyar Bey… Rüsumat (Gümrük İdaresi) İstatistik Kalemi Müdürü Tevfik Bey, Mabeyn (Padişah Sarayı) özel tütün kıyıcısı Hacı Mustafa Efendi Muhasip Halil Bey gibi kişiler; İstibdadı (keyfi ve baskı rejimi) geri getirmesi için Padişah II. Abdülhamit’i kışkırtıp korkutan jurnaller hazırlıyorlardı. Bunlardan ilk üçü çeşitli tarihlerde bu hususlar için Mabeynden para almışlardı.12



II. Abdülhamit, ikinci meşruiyet ilanından önce başta basın, anlatım ve toplantı hakları olmak üzere özgürlükler kaldırılmış ya da geniş ölçüde kısıtlanmıştı. İktidarın dizginlerini kendi elinde toplayan Abdülhamit, bizzat kendisine bağlı olan ve jurnal vermeyi teşvik eden bir hafiye sistemi ile özel mahkemeler, keyfi tutuklama ve sürgünlerle herkesi sindirmişti. Ülke çapında bir tedhiş havası estirdi. Mithat Paşa’ya yapılan muameleler (Sadaretten azli ve sürülmesi) bunun bir simgesi oldu. Bu da, Yeni Osmanlıların başlatmış oldukları hürriyetçi mücadelenin yeniden canlanmasına zemin hazırladı. Yeni Osmanlıların ve özellikle Namık Kemal’in muhalefet edebiyatı, bunların fikri gıdalarını oluşturacaktı. Sonradan İttihat ve Terakki adını alacak olan örgütün kuruluşu 1889 yılına rastlar.13

Derviş Vahdeti ve gazetesi ile Said-i Nursi (Kürdi) ve İttihadı Muhammedi Cemiyetinin ayrıca basındaki diğer bazı gazetelerin yıkıcı ve bölücü yayınları ile faaliyetleri

27 Ocak 1909 tarihli Derviş Vahdeti’nin çıkardığı Volkan gazetesinde İ.Şahabettin imzalı yazıda özetle;

“…Din, yüksek ahlâka dayanır. Dinsiz olanlarda yüksek ahlâk beklenemez. Din dünya ve ahiret için çalışır. Dinsizler ise sadece dünya için çalışırlar. Cenabı Hak dinsizlere düşmandır. Biz nasıl olurda bir dinsize emniyet edebiliriz? Bugün Avrupa da birçokları dinsizliklerini ilan ediyorlar. Bunun içindir ki kadınlarının birçoğu çıplak denecek şekilde umumi yerlerde geziyorlar. Erkekler ise kumarhanelerdedir. Birçoğunun ömrü meyhanelerde geçiyor… Şu Avrupa ile temasa başladığından beri onların müstehcen adetleri, memleketimizde koleradan çok tahribat yapmıştır…” 14 Şeklinde ifade edilmektedir.

İstanbul’da İngiliz yanlısı Sadrazam Kâmil Paşa’nın da desteği ile gerici ve dine dayanan Volkan gazetesini çıkaran… 06 Şubat 1909 tarihinde de “İttihadı Muhammedî ” cemiyetini kuran Kıbrıs doğumlu Derviş Vahdeti 15 gerek gazetesinde gerekse kurduğu cemiyetin programında Kuranı kerim ve şeriat hükümlerinin yürürlüğe gireceğini belirtmekte, ayrıca, Avrupa’da eğitim gördükten sonra yurda dönen batı ve modern düşünceli subaylara ve İttihat Terakki Partisi’ne karşı halkı ve askerleri ayaklandırmaya çalışmaktaydı

Yüzyıllarca cahil bırakılmış ve istibdat devrinde kendisine ancak dinden söz açılmasına müsaade edilmiş bir halk için din her şey demekti. Devlet demekti. Ahlak demekti. İlim, sanat, ekonomi demekti. Başına sarık saran, manasını anlasın anlamasın Arapça okuyup halka din adına kendi çeşitli hırslarını aşılamaya kalkışan herkes din bilgini rolünde idi. Halk çoğunluğu, anlamını kavramamakla beraber okuduğu ve kutsal saydığı Arapça dualar gibi bunların din adına söylediklerinin de kutsal sanıyordu. Kıbrıslı Derviş Vahdeti ve onu yöneten kuvvetler, bunu hesaba katarak İttihad-ı Muhammedi Cemiyeti’nin programını da ona göre düzenlemişlerdi. Bunun birinci maddesi şöyle idi;

Madde 1: Cemiyet’in Reisi Hazreti Muhammet Mustafa’dır. Diğer maddelerde de, Müslüman memleketlerinde Kur’an-ı Kerim ve Şeriat hükümlerinin devamının kıyamete kadar sağlanacağı, Şeriata uygun kanunların çıkarılacağı, cemiyete bağlı ulema, şeyhler ve siyaset adamları tarafından bu konularda hutbeler ve konferanslar verileceği belirtilmişti. Cemiyetin kurucuları olarak ta çeşitli tarikatlardan şeyhler, dersiamlar, vaizler ve imamlar gösterilmişti. Bediüzzaman Said-i Kürdi (Nursi) de kurucuları arasında idi

Cemiyete üye sağlanması için dinin siyasete alet edildiğini gösteren başka bir olay’da Şeyh Said-i Kürdi (Nursi) imzası ile yayınlanmış olan şu bildiridir; “Cemiyetimize her mümin kalbi ile bağlıdır. Bağlılık biçimi de Peygamber’in sünnetini kendi âleminde yaşatmaya kesin olarak girişmesiyledir. İlk önce genel mürşit olan ulemayı, şeyhleri ve öğrencileri Şeriat adına birliğe çağırırız.” (5 Mart 1325 / 1909)…

Dincilere yapılan bu çağrıyı askere seslenişler ve çağrılar izlendi. Volkan Gazetesi’nin 20 Mart (1909) tarihli nüshasında ise; “Askerlerin, Avrupa’da Frenkleşerek (yabancılaşma) memlekete dönen dört beş sarhoşa itaat etmemesi Askerden, İttihad-ı Muhammedi Cemiyeti üyeleri olarak, İttihat ve Terakki Partisi’ne hadlerini bildirmeleri isteniyordu

Din adına yürütülen bu propagandalarla yeter derecede kuvvetlendiğini duyan İttihad-ı Muhammedi Cemiyeti bir kuvvet gösterisi yapmaya karar vermiş ve Halkı Ayasofya Camii’nde okunacak mevlide çağırmıştı. 20.000 kişilik bir kalabalık yeşil bayraklarla Ayasofya’nın önünü doldurdu. Said-i Kürdi (Nursi) (Bediüzzaman)’nin ve Derviş Vahdeti’nin kin ve intikam saçan demeçlerinden sonra mevlit okundu. Bu töreni gören aklı başında kimseler, yaklaşmakta olan fırtınayı görmekle gecikmediler. Meşrutiyet yönetimi ise Müslümanlıkla ilişkisi bulunmayan bu kötülükleri ortadan kaldırmak ve düzmece din adamı tayfasına haddini bildirmek kararında idi. Ancak Meşrutiyetin getirdiği özgürlükler daha ilk günden itibaren halk tarafından ve en çok basın tarafından kötüye kullanılmaya başlanmıştı… Ne var ki, istibdat devrinde ve hatta daha önceki devirlerde halka hakkın ne olduğu, haklarının neden ibaret bulunduğu da öğretilmemişti. 16



Sadrazam Kâmil Paşa ve etrafındaki Arnavut, Arap ve öteki mebuslar, açıkça İngiliz taraftarı idiler. Kâmil Paşanın Sadrazamlıktan düşürülmesi İngiltere’de olduğu gibi, İngiliz taraftarı Osmanlı basınında Osmanlı-İngiliz dostluğunun sonu gibi gösterilmeye başlandı. İstanbul’da İngilizce yayınlanan Levant Herald Gazetesi, İttihat ve Terakki ile Türklere karşıt sistemli bir yayım yapmaya başladı. İngiliz elçisi baş tercümanı M. Fritch yukarıda sözü edilen Volkan Gazetesi sahibi Derviş Vahdeti ile sıkı temasa girişmişti. 31 Mart olayı sırasında genç bir gazeteci olan Ahmet Emin Yalman hatıratında İngilizlerin bu olaydaki rolünü şöyle anlatmaktadır

“…Sonradan anlaşıldığına göre, işin esası doğrudan doğruya İngiliz tertibi idi… Derviş Vahdeti adlı bir Kıbrıslı sarhoş arzuhalci, İngiliz haberleşme servisleri tarafından seçilmiş ihtilalcı ajan olarak yetiştirilmiş, Volkan Gazetesini ve İttihad-ı Muhammedi Cemiyetini kurmak, yürütmek ve ortalığı ateşe vermek maksadı ile sahneye çıkarılmıştı.” 17



Derviş Vahdettin’in kurduğu İttihad-ı Muhammedi Cemiyetinin yayınladığı bir bildiride; Cemiyetin Başkanının Hazreti Muhammet olduğu, bu cemiyetin, doğrudan doğruya Müslümanlığa dayanan bir siyasi bir cemiyet olduğu, İnsanların yaptığı kanunlara değil, Kuran’a dayandığı ifade edilmiştir. Ayrıca bu cemiyet, ordu ile bağlantı kurmaya çalışmakta, Vahdeti, askerlerden gelen mektupları yayınlamakta ve bu mektuplara cevap verme vesilesiyle de subaylar ile askerlerin arasına nifak sokmaya çalışmaktadır. 18

14 Şubat 1909 tarihinde Hüseyin Hilmi Paşa Kabinesi kuruldu. Hüseyin Hilmi Paşanın sadarete (Sadrazamlık) gelmesi ile İttihat ve Terakki Cemiyeti fiilen iktidara gelmiş oldu. Muhalefet, Hilmi Paşanın sadrazamlığına bir türlü razı olamadı. 26 Şubat 1909 tarihli bir kanunla daha önce hiç böyle bir durum yok iken medrese talebelerinin de askere alınacağının açıklanması, protestolara neden olduğu gibi, ilmiye sınıfını da muhalefet safına geçmesine yol açmıştı.19


Sadrazam Hüseyin Hilmi Paşa
hüseyin hilmi paşa

Derviş Vahdeti tarafından çıkarılan Volkan Gazetesinin 4 Mart 1325 tarihli nüshasında verilen bir haberde; “…İttihadı Muhammedi Cemiyeti Denizcilik Şirketinin kurulacağı, İslâmların katılmasıyla kurulacak şirketin vapur işleteceği, bu vapurlardan her birinin içinde camii şerifin bulunacağı ve asla içki kullanılmayacağı…” 20 İfade edilmiştir.

İkdam Gazetesine göre olayın nedeni olarak; üç gün önce, Cumartesi günü (10 Mart 1909), subaylar askerlere; “Hocalarla katiyen görüşmeyeceksiniz. Askerlikte diyanet meselesi aranmaz. Allahtan başka kimse tanınmaz. Padişah ve efrad-ı ahali, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin elindedir.” Yolunda buyruklar vermişlerdi. Subayların böyle bir şeyi bu biçimde söylemiş olmalarına ihtimal verilemez. Bu sözlerle, subayların İttihatçı oldukları ve din durumlarının fazlasıyla zayıf olduğu anlatılmak isteniyordu. Din duygularının bu zayıflığı da Şeriat adına subaylara ve İttihat ve Terakkiye karşı yapılan bir ayaklanmayı haklı gösterebilecek nitelikteydi.21



Derviş Vahdeti tarafından kurulan İttihadı Muhammedi Cemiyeti, 3 Nisan 1909 / Rumî tarihle 21 Mart günü İstanbul’da Ayasofya camiinde mevlitli bir açılış töreni düzenleyerek aşağıdaki özet olarak yazılan bildiriyi yayınlamıştır.

“…Cemiyetimizde kuvvet bulduğu için mevlit okunuyor. İslamiyet, 18 yıl içinde bir yandan Mavera ün nehrine (Orta Asya’da bir nehir), bir yandan Mısır ülkesine, Kıbrıs adasına, İstanbul civarına kadar gölge saldığı gibi, Cemiyetimizde 18 ay içerisinde bütün İslamiyet âlemini içine alacaktır. O, yoktan var oluyordu… Cemiyetimiz fertlerinden birçokları ellerinde yeşil sancaklarla gelmek istediklerinden arzu edenler birer yeşil sancak yapmalı ve sancağın üzerine ‘Lâilâhe İllallah Muhammed ün Resulullah’ yazdıktan sonra altına İttihadı Muhammedi cümlesi eklenmeli…” 22 Denilmiştir.



İttihad-ı Muhammedi Cemiyeti bu törenlerde ayrıca daha sonra camilerde; “…Başımıza bir Kanun-ı Esasi (Anayasa) çıkardılar. Şeriat emirleri ve Tanrı hükümleri bir tarafa bırakıldı. Din ve Diyanet hala ayaklar altında kalacak mı? El birliği ile buna bir düzen verilmelidir… İttihatçıların dinsiz, canavar, fırsatçı oldukları, şeriat kitaplarını bırakıp Avrupa düzenini sağlayacakları, halka şapka giydirecekleri…” 23 Şeklinde propaganda faaliyetlerinde bulunmuşlardır. Ayaklanmanın düzenlenmesinde ve başarıya ulaşmasında, ilmiye öğrencilerinin de en fazla faal rol oynadıkları anlaşılmaktadır.24

Ayasofya Camiinde yapılan, büyük kalabalık kitlelerin katıldığı bu törenden sonra İstanbul’da Yere batan Sarayı civarında bulunan İttihadı Muhammedi Cemiyeti (Volkan) binasına gidilmiş ve burada bu cemiyetin kurucularından olan Bediüzzaman Said-i Kürdî (Nursi) de 25 hazır bulunmuş, çıkıp birde nutuk söylemiştir. Derviş Vahdeti, 23 Mart tarihinde çıkardığı Volkan Gazetesinde bu törenle ilgili olarak;

“…Saat dört sıralarında medrese talebeleri önlerinde Bediüzzaman Said-i Kürdî Hazretleri olduğu halde geldiler. Kendilerini dış kapıda karşıladık. Hazret-i Kürdî bizi görünce dayanamadı. Sanki iki âşık ve maşuk (sevilen) kavuşur gibi birbirimize sarıldık. El ele verdik ve camiye girdik. Medrese talebelerinin başlarındaki sarıklar nur gibi beyaz, çiçek gibi ruha rahatlık veriyordu. Hele bunlardaki dini terbiye kendilerine başka bir güzellik bahşediyordu. Hazret, yani Bediüzzaman, Bedi-i âlemi İslâmiyet, o Kürt elbisesiyle, o meşhur Kürt tavrı ile daima belinde taşıdığı hançeriyle, inanmış olarak kürsüye çıktı ve bir nutuk söyledi…” 26 Şeklinde yazı yazmıştır. Bu şekildeki tören ve yazılar ile İttihat ve Terakki Cemiyetine karşı olan Serbestî Gazetesinin başyazarı gazeteci Hasan Fehmi’nin 6 Nisan salı (24 Mart) tarihinde öldürülmesi, 31 Mart ayaklanmasını körüklemiştir.

Bazı yazarlara göre, Bediüzzaman Said-i Kürdi (Nursi), 31 Mart olayından önce Derviş Vahdeti ile münasebet kurmuş, o zaman yayınlanan Volkan gazetesinde çıkan yazılarıyla 31 Mart Vakasını körüklemiştir. Said Nursi, aynı tarihlerde Kürt Teali Cemiyetine girmiş, bu arada yayınladığı kitabın gerekçesinde; “Uyan Ey Selahattin-i Eyyübi’nin torunları Kürtler” diye Kürtleri, Türkler aleyhine tahrike gayret etmiştir. “Mektubat” adlı risalede, kendisinin Türk olmadığını, Türklük ile münasebetinin bulunmadığını, Türkiye’de Kürt milleti diye ayrı bir millet mevcut olduğunu ileri sürerek memleketin birliğini bölücü hareket ve faaliyette bulunmaktan çekinmemiştir.27

6 Nisan 1909 gecesi Serbesti Gazetesinin başyazarı Hasan Fehmi, azledilmiş kaymakamlardan Şakir Bey’le Galata Köprüsü’nden geçerken bilinmeyen biri tarafından tabanca ile öldürüldü. Serbesti İttihat ve Terakki Cemiyetine karşı keskin muhalefeti ile tanınmış bir gazete olduğu için başyazarın öldürülmesi ve öldürenin de yakalanmaması ya da yakalanamaması büyük tepkilere yol açmıştı. Kamuoyu cinayetin siyasi ve bundan İttihat ve Terakkinin sorumlu olduğu sonucuna varmıştı.28




Dostları ilə paylaş:
  1   2   3   4   5   6
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə