80yil ozel 07 doc



Yüklə 0.62 Mb.
səhifə2/13
tarix06.03.2018
ölçüsü0.62 Mb.
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   13

Siz 2003 yılında eşiniz ile birlikte Suna ve İnan Kıraç Vakfı’nı kurdunuz. Vehbi Koç Vakfı dışında bir yapı oluştururken amacınız neydi? Suna ve İnan Kıraç Vakfı’nın faaliyetlerinden bahseder misiniz?

Bu model yurtdışında da sıkça karşımıza çıkan bir modeldir. Hayırsever ailelerin bireyleri kendi özel ilgi alanlarındaki faaliyetlerini ayrı kurumların çatısı altında sürdürmek ve bu alanlarda daha da yoğunlaşmak isteyebilirler. Ağabeyim Rahmi Koç da kendi vakfını, Rahmi M. Koç Müzecilik ve Kültür Vakfı adıyla 1993 yılında kurdu ve özel ilgi alanına bu kurumla yoğunlaştı. Ancak bu Vehbi Koç Vakfı’ndaki sorumluluklarımızın azalması anlamına asla gelmez. Bu kurumlar kendi aralarında sürekli iletişim içerisinde olan, gerektiğinde ortak faaliyetler yapan kurumlardır ve hepsinin temelinde memlekete, Türk halkına hizmet amacı yer almaktadır. Suna ve İnan Kıraç Vakfı eğitim, kültür, sanat ve sağlık alanlarına odaklanmıştır. Bu bağlamda bir yandan maddi imkânları kısıtlı ancak yetenekli ve başarılı öğrencilere, özellikle burs imkânları kısıtlı mesleklere öncelik tanıyarak, gerek yurtiçinde gerekse yurtdışında iyi bir eğitim alabilmeleri amacıyla burslar verilirken diğer yandan kurduğumuz Pera Müzesi, Nörodejenerasyon Araştırma Laboratuvarı, İstanbul Araştırmaları Enstitüsü tarafından yapılan araştırma, etkinlikler ve yayınlarla da toplumsal ve akademik hayata katkıda bulunmaktadır.


Koç Topluluğu’nun çalışanlarıyla birlikte sahip olduğu kurum kültürüne ilişkin neler söyleyebilirsiniz?

Koç Holding kurumsal yönetimde en yüksek standartlara ulaşabilmek için bu alandaki gerekli adımları atmaya başlayan ilk şirketlerden biri olmuştur. Türkiye’de henüz kurumsal yönetim ilkeleri gündemde değilken bile, Koç Holding bu alanın önemini fark ederek çalışmalarına başlamıştır. Topluluğumuzun ilkeleri, şeffaflık, adillik, sorumluluk ve hesap verebilirlik prensiplerine dayanmaktadır. Topluluk ve çalışanlar olarak, bu prensiplere uyarak en yüksek standartlara erişmeyi kendimize ilke edinmiş bulunuyoruz.



80 yılda Koç’u bugünlere taşıyan en büyük faktör nedir?

Topluluk olarak bugünkü konumumuza; dünya oyuncusu statüsüne, çalışkan, güçlü, iyi eğitimli ve kendilerini sürekli geliştiren, yenileyen çalışanlarımız, bizimle aile gibi bütünleşmiş bayi teşkilatımız, ürün ve hizmetlerimize güvenen Türk halkı sayesinde ulaşmış bulunuyoruz. Topluluğumuz, bütün faaliyet alanlarında çalışanların özverili çalışmalarıyla büyümeye ve ilerlemeye devam ediyor.


VKV Genel Müdürü Erdal Yıldırım:

Projelerimize her zaman sahip çıkıyoruz”

“Vehbi Koç Vakfı, projelerini iki kategoride yürütmektedir. Birincisi vakfın kurduğu ve yaşattığı kurumlar aracılığıyla yapılan çalışmalar, diğeri de bu kurumlar dışındaki sürekli veya süreli projeler.

Öte yandan VKV olarak bizim sınırlarımızı çok net bir şekilde belirleyen üç faaliyet alanımız bulunmakta: Eğitim, sağlık ve kültür. 1980’lere kadar ‘proje destekleyicisi’ olarak çalışan Vehbi Koç Vakfı, 1980’lerden sonra, Sadberk Hanım Müzesi, Koç Lisesi, ardından Koç Üniversitesi ve Amerikan Hastanesi gibi kurumların devreye girmesiyle bu üç alandaki çalışmalarını, ağırlıklı olarak kendi kurumları aracılığıyla yürütmeye devam etmiştir.

Projelerin seçiminde temel kriterimiz, ülkenin öncelikli ihtiyacı olan ve başka kurumlarca ele alınmamış konular olmasıdır. Türkiye’de ne yazık ki kamu ve özel sektörden sonra üçüncü sektör olarak adlandırabileceğimiz bu alanda kaynak kullanımı kıtlığı vardır. Dolayısıyla bu kaynağın doğru yerlere aktarılması büyük önem taşımaktadır. O nedenle destek verilecek proje siçiminde en önemli ölçü, o güne kadar çok fazla eğilinmemiş ama önemli olduğuna inandığımız konular arasında olmasıdır.

Yürütülmekte olan projelere destek verirken de mutlaka gözettiğimiz bir konu var. Biz, ‘bu hizmeti yaptık bitti’ diye bakmıyor, projemize her zaman sahip çıkıyoruz. Gözümüz, kulağımız hep o işin üzerinde oluyor, bir ihtiyaç olduğunda daima destek oluyoruz. Bu, projelerimize farklı bir bakış açımız olmasından kaynaklanıyor.”


VEHBI KOÇ VAKFI BAŞKANI SEMAHAT ARSEL:
Başarıda en büyük pay çalışanlarımızın”
Vehbi Koç neden bir vakıf kurma ihtiyacı duydu?

Bilindiği gibi Vehbi Koç, az bulunur bir insandı. Enerjik, yapıcı, paylaşımcı, araştırmacı bir kişiliğe sahipti. Benim ölçülerime göre hakiki bir dindar ve büyük bir vatanseverdi. Memleketini, içinde yaşadığı toplumu kalkındırmak için inanılmaz gayret sarf ederdi.

Ankara’da genç bir işadamı olarak, işlerinin gelişmeye başladığı yıllardan itibaren (o zamanki çapına göre) yardımlar yapıp, yaşadığı topluma katkıda bulunmaya çalışmış. Atatürk’ün çağrısı üzerine o zamanki Türk Hava Kurumu’na en büyük bağışlardan birini yaptığından pırlanta bir uçak broşla ödüllendirilmiş. Ankara’da Göz Hastanesi, Çocuk Hastanesi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi’ne katkı, değişik hastanelere ve okullara bireysel yardımlar vs. derken “yardım işleri” büyümeye başlamış. Daha sonraki yıllarda gene Ankara’da “Vehbi Koç Talebe Yurdu” gibi daha esaslı projeler gündeme gelince, bu sefer yapılan bu yardımların devamlılığını nasıl garanti altına alabileceğini düşünmeye ve araştırmalara başlamış. Amerika ve Avrupa’daki özel vakıflar kimler tarafından nasıl kurulmuş ve devamlılığı nasıl sağlanmış, onları esaslı bir şekilde araştırmış.

O tarihte, Türkiye’de özel vakıflar yoktu. Özel vakıfçılık diye bir şey yoktu. Çalışılması ve incelenmesi lazımdı. Özel vakıfların kurulabilmesi için kanun değişikliği lazımdı. Kurulacak özel vakıfların bağış ve projelerini kurumsallaştırarak, güvenilir bir sistem içinde yürütmeleri gerekecekti. Söz konusu bağış ve projelerin devamlılığını sağlayabilmek için bağışçının özel fonlar geliştirmesi gerekiyordu. Vehbi Koç bu konuyu iş edindi. O zamanki genel müdürü Hulki Alisbah ve avukatı Cafer Tüze beylerle birlikte uzun araştırmalar ve çalışmalar sonucunda Vehbi Koç Vakfı’nın ana sözleşmesini oluşturdu. Devlet kademelerinden geçirebilmek için çaba sarf edildi, uğraşıldı. En nihayet Vehbi Koç Vakfı 1969 yılında “ilk Türk özel vakfı” olarak gerçekleştirilebildi. Böylelikle Vehbi Koç, bireysel olarak sürdürdüğü yardımları kurumsallaştırıp profesyonel bir yönetimle sistematik bir şekilde yürütebilmeyi başardı. Sonuçta Vehbi Koç, “Koç Grubu’nu” bir holding çatısı altında toplamakla, Türkiye’nin ilk holdingini ve köklü yardımlarını kurumsallaştırmakla, Türkiye’nin ilk özel vakfı Vehbi Koç Vakfı’nı hayata geçirmekle, diğer şirketlere, büyüyen gruplara örnek olduğu gibi, ailesine, çocuklarına ve Koç Grubu çalışanlarına da yol göstermiş, örnek olmuştur.


Vehbi Koç’u kişi olarak farklı kılan insani yönleri hakkında neler söylersiniz?

Vehbi Koç’a Allah birçok üstün vasfı ve şansı bir arada bahşetmiş diye düşünüyorum. En büyük şansı annem Sadberk Koç gibi bir kadınla evli olmasıydı. Onun sayesinde mutlu bir yuva içinde, aile sorunlarına kafa yormadan, vakit ayırmadan kendini işlerine verebilmiş. Vehbi Koç hırslı, çok çalışkan, zeki, prensip sahibi, disiplinli, başkalarının fikir ve görüşlerine değer verip karşısındakileri can kulağıyla dinleyebilen, kendini yenileyebilen, gezerken sadece bakınmayıp görebilen bir insandı.

Türkiye’yi çok sever, çok dolaşırdı. Politik ve sosyal sorunlarla yakından ilgilenir, kendi katkılarını yapmaya çalışır, ülkeyi yönetenlere sık sık raporlarla görüşlerini veya eleştirilerini bildirirdi. Gösterişi hiç sevmez, israfa tahammül edemezdi. Onun için de Vehbi Koç hasis olarak bilinir, fakat o hiç aldırmaz, prensiplerinden asla fedakârlık etmezdi.
Koç Topluluğu’nun 80 yıllık süreçteki başarısında “sosyal sorumluluk” anlayışının payı nedir?

Koç Topluluğu iş yaptığı bütün sektörlerde üstün ürün ve hizmet kalitesine çok ama çok dikkat etmiş, titizlikle korumaya çalışmıştır. Aynı zamanda Koç Ailesi ve Koç çalışanları yüksek değer ölçüleriyle yaşamak, çalışmak, üretmek ve “sosyal sorumluluk” anlayışıyla toplumun ihtiyaçlarına destek olabilecek projeler, yardımlar gerçekleştirmek felsefesiyle donatılmışlardır. Vehbi Koç’un şahsen uyguladığı ve oturttuğu bu kültüre bugün “Koç kültürü” denilmektedir. Bütün çalışanlarımız ve ailemiz “Koç kültürü” ile övünür.

İş alanındaki girişimlerimizle “sosyal sorumluluk” alanındaki çalışmalarımız daima paralel yürüdü.
Vakıf çalışmalarının yanında sağlık alanında pek çok faaliyete liderlik ettiniz. Önümüzdeki dönemde sağlık alanında yeni projeleriniz var mı?

Uzun yıllardan beri Türkiye’de hemşirelik mesleği eğitimine gereken desteği vererek, Avrupa Birliği standartlarına çıkarabilmek için uğraşırım. Amerikan Hastanesi bünyesinde kurulan Vehbi Koç Vakfı, Semahat Arsel Hemşirelik Eğitim ve Araştırma Merkezi (SANERC) sayesinde, bu alanda bilgi ve becerilerini artırmak ve araştırma yapmak isteyen hemşirelere, mezuniyet sonrası branş eğitimleri düzenliyoruz. Hemşirelik Fonu ile de bugüne kadar 2 binin üzerinde hemşirelik öğrencisine burs vermiş bulunuyoruz.

Ayrıca sağlık alanındaki sosyal sorumluluk faaliyetlerimizin önemli bir kısmını da Türkiye Aile Sağlığı ve Planlaması Vakfı (TAPAV) kanalıyla gerçekleştiriyoruz.

Sağlık alanındaki sosyal sorumluluk projelerimiz gelecekte de devam edecek.


Vakıf çalışmalarına ağırlık vermenizde, aile yaşamınızdaki ilişkilerin etkisi oldu mu?

Gerek Vehbi Koç, gerekse annemiz Sadberk Koç, ailede birlik ve beraberliğe büyük önem verirlerdi. Bizleri de bu etkilerle yetiştirdikleri için olacak, kardeşlerimizle (ilgi sahalarımız, kişiliklerimiz birbirinden ayrı olmasına rağmen) birbirimize çok bağlıyız. Sık görüşür ve haberleşiriz.

1926’da Ankara’da evlenip büyümeye başlamış, Anadolulu bir aile olmalarına rağmen annemiz de babamız da zamanlarına göre ileri görüşlü insanlardı. Kız, erkek ayırt etmeden, çocuklarının en iyi şekilde eğitilip yetiştirilmelerine, toplumda sorumluluk, iş hayatında aktif rol almalarına son derece önem verdiler. Kulaklarımız hep onların nasihatleri ve vasiyetleriyle dolu.

Suna Kıraç, Koç Holding’deki aktif rolünden başka, Vehbi Koç Vakfı İcra Komitesi Başkanlığı göreviyle, vakfın bilhassa eğitim yatırımlarında önderlik yaptı. Koç Lisesi, Koç Üniversitesi, 13 ilköğretim okulumuzun hayata geçirilmesinde büyük emeği vardır. Sevgi Gönül, Vehbi Koç Vakfı’na bağlı kültür etkinliklerimize destek vermiş, kuruluşundan itibaren Sadberk Hanım Müzesi’nin geliştirilip tanıtılmasında çok başarılı olmuştur. Rahmi Koç ise başta Amerikan Hastanesi olmak üzere sağlık hizmetleriyle yakından ilgilenmeye devam etmektedir.


‘’Bence bir kurumun başarıya ulaşmasında en önemli faktör yönetimin güvenilirliği, profesyonelliği ve kültürüdür. En büyük pay ise çalışanlarındır’’
Bugünlere gelinmesinde çalışanların katkısını nasıl yorumluyorsunuz?

Bence bir kurumun başarıya ulaşmasında en önemli faktör yönetimin güvenilirliği, profesyonelliği ve kültürüdür. En büyük pay ise çalışanlarındır. Şayet Koç Topluluğu 80’inci kuruluş yılını saygınlık ve şerefle kutlayabiliyorsa, bu başarıda Koç kültürüyle yoğrulmuş, sorumluluk almış, destek ve emek vermiş bütün çalışanlarımızın büyük payları vardır.


100 yılını aşmış kurum” olmak

“Vehbi Koç’un ilk çalışma yıllarından bugüne, tüm şirketlerimizde, vakıflarımızda büyük gayret, emek ve samimiyetle çalışmış, sorumluluk almış, eleman yetiştirmiş, Koç kültürünü yerleştirmiş, Koç bayrağını elden ele geçirerek bugünlere ulaştırmış bütün başkan, koordinatör, genel müdür, müdür ve çalışanlarımıza, bayilerimize ailemiz adına teşekkür ediyor, bizden sonraki nesillerin de bu kıymetli emaneti aynı kültür, felsefe, dinamiklik ve başarıyla taşıyarak birçok yıldönümleri kutlayabilmelerini diliyorum. Zira Vehbi Koç’un en imrendiği ve özendiği şeylerden biri 100 yılını aşmış, kurumsallaşmış topluluklardı.”



KOÇ HOLDİNG CEO’SU DR. BÜLENT BULGURLU:
Gelişmeleri takip eden değil, takip edilen olmak
Genç bir mühendisken 28 yıl önce Koç Topluluğu’na katılan, CEO Dr. Bülent Bulgurlu, 80. yıla ilişkin değerlendirmelerini paylaştı.
‘’Koç Topluluğu başarı çıtasını hep yükseğe taşımıştır. Duyulan güvenin ülke sınırlarını aşmış olması,en üst seviyede ürün ve hizmet kalitesiyle tesis edilmiştir’’
Koç Topluluğu’nda karar mekanizmalarının başında olmak nasıl bir anlam taşıyor?

Değişik kademelerde görev aldıktan sonra Genel Müdürlük, Turizm Grubu, İnşaat Grubu Başkanlığı, Dayanıklı Tüketim ve İnşaat Grubu Başkanlığı gibi üst düzey görevlerde bulunduktan sonra bu görevi almak benim için büyük bir onur vesilesi oldu. 28 yıldır yer aldığım Koç Topluluğu’nda sahip olduğum bilgi birikimi ve iş tecrübesini bu görevde en iyi şekilde değerlendireceğime inanıyorum.


Koç Topluluğu’nun 80 yılda ulaştığı düzey ve yarattığı değer bugün ülke ekonomisi açısından ne ifade ediyor?

Koç Topluluğu’nun gerçekleştirdiği projeler ve yatırımlar Türkiye’nin kalkınmasında önemli kilometre taşları olarak değerlendirilebilir. Topluluğumuz, dünyanın önde gelen şirketleri arasında yer alarak Türkiye ekonomisinin itici gücünü oluşturmuştur.

Ana faaliyet alanlarımız olan dayanıklı tüketim, otomotiv, finans ve enerjideki iddiamızı global düzeyde hayata geçirdiğimiz tüm yatırım ve projeler, aynı zamanda ülkemizin çağdaşlaşma sürecinde önemli rol oynuyor.

Rakamsal ifade ile, bugün Koç Topluluğu Türkiye’nin GSMH’sinin %13’ünü, ihracatın %12’sini tek başına gerçekleştirdi.


CEO gözüyle, Koç Topluluğu’nu bir dünya şirketi kimliğine kavuşturan başarının temel unsurları nelerdir?

Koç Topluluğu, faaliyet gösterdiği tüm alanlarda sektör liderliğini hedefleyerek başarı çıtasını her geçen gün yükseğe taşımıştır. “Koç” ismine duyulan güvenin ülke sınırlarını aşmış olması, en üst seviyede ürün ve hizmet kalitesiyle tesis edilmiştir. Bugün artık üretim, satış, pazarlama ve servis gibi farklı iş süreçlerinde müşteri ilişkileri büyük rol oynuyor. Tüketicinin isteklerini daha o bile farkında değilken algılamak, hayatı kolaylaştıracak, yaşam kalitesini yükseltecek çözümler sunmak işinizin bir parçası.

Böyle olduğunda faaliyet gösterdiğimiz alanlarda sadece talebi karşılamak üzere bir strateji kurgulamıyor, alanınızda fark yaratarak etkin olmayı tercih ediyorsunuz. Dünyadaki gelişmeleri takip etmiyor, takip edilen oluyorsunuz.
Topluluğun 100. yıla ilişkin temel vizyon ve stratejik hedefleri nelerdir?

Hedefimiz, küresel bir şirket olarak uluslararası ligdeki başarılarımızı çoğaltarak, sadece Türk ekonomisine katkı sağlayan bir kuruluş olarak değil, dünya ekonomisine artı değer kazandıran bir kuruluş olarak maksimum düzey ve kalitede mal ve hizmet üretmek, yaratıcı olmak, tüketiciyi memnun etmek, devamlı gelişmeyi sürdürebilmek için gerekli sermayeyi yaratmak ve Türk ekonomisini güçlendirmek.


Koç’u bugünlere taşıyan en büyük faktör nedir?

Vehbi Koç’un vizyonu Koç Topluluğu’nun bugünlere gelmesinde çok büyük bir rol oynamıştır. Savaşlardan çıkmış yoksul bir ülkede, kendine, hayallerine inanarak yola çıkmış, çalışma arkadaşlarıyla Türkiye ekonomisine, geleceğine şekil verecek projelere imza atmıştır. Bizler onun açtığı yolda yürüyoruz. Tüm Koç çalışanları olarak onun bize bıraktığı çalışma ilkelerine, iş kültürüne sahip çıkarak dünya çapında başarılara imza atmaya, devam edeceğiz.


KOÇ HOLDİNG YÖNETİM KURULU BAŞKAN VEKİLİ TEMEL ATAY:
Koç Topluluğu’nda çalışmanın ayrıcalığı...”
Koç Topluluğu’na 1966 yılında Otosan A.fi.’deki göreviyle katılan Temel Atay, 34 yıl boyunca hep Otomotiv Grubu’nda ve yönetim kademelerinde görev yaptı. Atay, topluluğun 80’inci kuruluş yıldönümünde görüşlerini paylaştı.
Uzun yıllardır Koç Topluluğu’nda hep yönetim kademesinde görev aldınız. Profesyonel bir yönetici olarak Türkiye’nin en büyük grubunda görev almak sizin için ne ifade ediyor?

Koç Topluluğu, çalışanlarına karşı daima dürüst, adaletli, destekleyici olmakla, en alt kademeden başlayan profesyonellerin hak ettikleri takdirde üst yönetim kademelerine ulaşmalarına imkân tanıyan bir topluluktur. Geriye doğru bakıldığında 80 yıllık tarihimizde bunun yüzlerce örneğini görmek mümkündür. Bu çalışma ortamı topluluğumuzda gençlerin ileriye dönük beklentilerinde, kendilerine ve işverenlerine karşı duydukları güvende ve de motivasyonlarında çok önemli bir etkendir.



1996 yılına kadar ağırlıklı olarak Otomotiv Grubu’nda yer aldınız. Koç Topluluğu’nun kurduğu ortaklıklar, otomotiv sektörüne nasıl bir ivme kazandırdı? Ortaklıkların bu denli başarılı olmasının nedenleri sizce neydi?

Faaliyetlerimiz arasında ağırlıklı yer tutan otomotiv işkolunda uzun yıllar önce tesis edilmiş yabancı ortaklıklarımız başarılı hedefler yakalamışlar, gerek iç pazarda gerekse ihracatta uluslararası çapta üretim ve satış rakamlarına ulaşmışlardır. Bu başarılı sonuçları almamızda global şirketler olan ortaklarımıza karşı dürüst, uyumlu ve hakkaniyetli tutumumuz rol oynamıştır. Otomotiv konusundaki başarımız sadece topluluğumuz sınırları içinde kalmayıp bizimle beraber gelişen otomotiv yan sanayi sektörüne de büyük destek vermiş, bu sayede ülkemize diğer global üreticiler yatırım yapmışlar ve otomotiv sanayii ülke ekonomisinin lokomotif sektörü haline gelmiş, toplam ihracatın tek başına beşte birini karşılar duruma ulaşmıştır.


Vehbi Koç’un ve topluluğun 80 yıllık süreçte Türk sanayisindeki rolü sizce nedir?

Kurucumuz Vehbi Koç’un ve topluluğumuzun 80 yıllık tarihinde ülke ekonomisinin birçok sektöründe öncülük yapması rakamsal sonuçlarımızın yanında diğer bir önemli katkı olmuştur. Bir aile şirketi olarak kurulmuş olmasına rağmen Koç Holding Batılı anlamda kurumsal yönetim ilkelerinin uygulanmasında ülkemizin diğer kuruluşlarına da yol göstermiş, örnek oluşturmuştur.


Koç Topluluğu çalışanlarına nasıl bir mesaj iletmek istersiniz?

Çalışanlarımıza işlerinde başarılı olma yönünde verilebilecek öğütler ve tavsiyeler genelde iş dünyasındaki toplantılarda veya yayınlarda belirtilenlerden farklı değildir. Ancak Koç Topluluğu’nda çalışmanın önemli bir ayrıcalığı toplumun her kesiminde, iş temaslarında, resmi ilişkilerde bizim gibi dürüst, ciddi ve hakkaniyetli bir topluluğun parçası olmanın kazandırdığı saygınlıktır. Bütün çalışanlarımızın işlerini her ortamda yürütürken bu saygınlığın gücünü ve değerini bilmelerini ve ona göre hareket etmelerini tavsiye ederim.


KOÇ HOLDİNG ESKİ CEO’SU BÜLEND ÖZAYDINLI:
Örnek olduk”
Sizce Koç Topluluğu’nu bir dünya şirketi kimliğine kavuşturan başarının temel unsurları nelerdir?

Koç Topluluğu’nun güçlü temellerini Cumhuriyetimiz ile yaşıt bir süreç içinde atan Vehbi Koç, geleceği iyi okuyabilen bir işadamı idi. O zamanlar Türkiye ekonomisi birçok zorluk ile karşı karşıyaydı. Ancak Vehbi Koç dev bir imparatorluğun varisi Türkiye’nin geleceğine inandı. Tek eksiklik, iddialı hedefleri gerçekleştirecek yetişmiş insan gücü idi. O günün koşullarında dikkatli bir seçim ile konularının en iyilerini Koç Topluluğu’na kazandırdı ve kısa zamanda Koç Topluluğu’nu ülkemizin lider grubu haline getirdi. Koç Topluluğu’nun bu gelişimi sonraları diğer birçok şirket ve gruba da örnek oldu, onları da cesaretlendirdi. Vehbi Koç sonraları bu özelliğini “En değerli varlığımız insan kaynaklarımızdır” sözü ile özetledi. Kısaca başarının temel unsuru geleceği iyi okuyarak, Türkiye’nin geleceğine inanmak ve hedefleri gerçekleştirmek için de cesur ama ölçülü adımlar atmasını bilen profesyonel bir takım kurabilme becerisidir diye düşünüyorum


‘’Koç Topluluğu’nun bugünkü en değerli varlığı Vehbi Koç’un sözleri ile hayat bulan, sayıları 90 bin çalışana ulaşan insan kaynağımızdır.’’
Koç Topluluğu’nun 80 yılda ulaştığı düzey sizce ülke ekonomisi açısından ne ifade ediyor?
Geçmişte Türk ekonomisi içinde Koç Topluluğu hep önemli bir yere sahip olmuştur. Bugün için ise çok önemli bir yere sahiptir. Sektörlerinde lider konumda olan birçok Koç şirketi, katma değer, vergi, ihracat, istihdam, satış ve kâr sıralamalarında hep ön sıralardadır. Ne yazıktır ki halen ülkemizde sermaye birikimi yetersizdir. İstihdamı artırmak, işsizliğe çözüm bulmak, borçlarımızı çevirebilmek için yabancı sermaye girişine gereksinmemiz vardır. Koç, yaptığı yatırımlardaki başarılı sonuçları ile yabancı sermayeyi de cesaretlendirmiş, önceleri kendi ortaklıkları ile başlayan bu ilişkiler sonraları yabancı şirketlerin diğer ortaklıklar ile de Türkiye’mize girmesinin yolunu açmıştır. Bu özelliği de küçümsememek gerekir çünkü güçlü Türk şirketlerinin oluşumu ilerde dünya şirketleri arasında Türk şirketlerinin de bulunmasına yol açabilecektir. Dünün zayıf ekonomileri olan Hindistan, Çin, Rusya gibi ülkelerin şirketleri bu gelişimi gösterebiliyor ise Avrupa Birliği aday ülkesi olan Türkiye bunu niye başaramasın. Yeter ki mikro bazda kendi şirketlerimize, makro düzeyde de Türkiye’mize gerçekçi gözler ile bakarak geleceğine inanalım. Türkiyemizin dünya şirketleri arasına Türk şirketlerini sokma iddiası olmalıdır ve Koç Topluluğu’nun da bu hedefi gerçekleştirmekte, geldiği boyutlar itibariyle sorumluluk duygusu ile bu ülkeye borcu vardır. Koç Topluğu şirketleri diğer konularda olduğu gibi bu konuda da öncü olma misyonunu yerine getirmelidir inancındayım.
Türkiye’nin en büyük grubunun CEO’su olarak görev yaptınız, bu dönemi bir profesyonel olarak nasıl değerlendirirsiniz?

Göreve geldiğim 2002 yılı başı, hemen 2001 ekonomik krizinin sonrasına rastlayan şansız bir dönemdi. Otomotiv sektörü gibi sektörlerde iç satışlar oldukça düşmüş ancak konsolide ciromuz 6 milyar dolar dolaylarında idi. İyi bir yıl olan 2000 yılında da ciromuz aynı düzeylerde idi. Yani ciro bazında ekonomik kriz bizi çok etkilememiş, kârlılığımızdan özveride bulunmak zorunda kalmıştık. Ancak krizlerde beceri, pazar payını yitirmeme ve pazardan kaybolmama becerisini gösterebilmektir görüşündeyim. O tarihte şirketlerimiz ve arkadaşlarımız ile Türkiye’nin geleceğini irdelediğimizde Türk ekonomisinin ciddi bir büyüme potansiyeli olduğunu ve artık politikacıların doğru kararlar alma ve reformları gerçekleştirme dışında bir seçenekleri olmadığını görmüştük. 2002 yılında iddialı hedefler ile şirketlerimiz ile bütünleşerek yola çıktık ve 2006 sonu itibariyle geldiğimiz boyut kârlı bir ortamda 34 milyar dolarlık ciddi bir büyüklüktür. Bu büyüklük geçmişte yakaladığımız en yüksek büyüklüğün beş katından yüksektir. Rakamsal boyutlar itibariyle Koç Holding artık bir dünya şirketi boyutuna gelmiştir ancak daha bir dünya şirketi değildir. Dünya şirketi olmak için markanız ile teknolojiniz ile varlığınızı dünyanın birçok bölgesinde hissettirebilmeniz gerekir. Bu hedefi gerçekleştirme potansiyeli Koç Topluluğu şirketlerinin birkaçında vardır ve bu hedef gerçekleştirilerek yakalanan bu fırsat hem Koç hem de Türkiye açısından iyi değerlendirilmelidir. Koç Topluluğu’nda 20 yıl üst düzey yöneticilik yaptım. Beş yılı geçkin bir sürede CEO’luk görevini yapma onurunu taşıdım. Görevde bulunduğum sürelerde önce şirket sonra da topluluk hedeflerini fazlası ile gerçekleştirebilme şansını yakalayabildik. Şirketlerimiz ile bir takım anlayışı içinde çalışabildik, hedeflerimizde bütünleşebildik ve aldığımız olumlu sonuçlar da en büyük ödülümüz oldu. Koç Topluluğu’nda yöneticilik ömrümü tamamlamış bir kişi olarak bundan sonra en haz duyacağım konu Koç Topluluğu şirketlerinin dünya şirketi olduklarını görebilmektir.


80 yıl öncesinden bugüne taşınan başarıda pay sahibi olan Koç Topluluğu mensuplarına nasıl bir mesaj iletmek istersiniz?

Daha önceleri de ifade ettiğim gibi Koç Topluluğu’nun bugünkü en değerli varlığı Vehbi Koç’un sözleri ile hayat bulan, sayıları 90 bin çalışana ulaşan insan kaynağımızdır. Tüm çalışanlarımıza önerim, şirketlerinin bugünkü durumu ne olur ise olsun, şirketlerinin gizli kalmış olsa da gücüne inanmaları, kendilerine ve şirketlerine güvenmeleri ve iddialı hedeflere hiçbir engele takılmadan, dünyadaki gelişmeleri iyi izleyerek gitmeleridir.


KOÇ HOLDİNG DAYANIKLI TÜKETİM GRUBU ESKİ BAŞKANI SOLAKOĞLU
Yetkili satıcılarımız en güçlü silahlarımızdandır”
Beko Ticaret A.fi.’de satış elemanı olarak Koç Topluluğu’na katılan ve 37 yıl sonra en üst düzey yönetim kademesinde iken emekli olan Dayanıklı Tüketim Grubu eski Başkanı Cengiz Solakoğlu, 80 yıllık süreci değerlendirirken yetkili satıcılık sisteminin önemine de dikkat çekti.

Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   13


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə