Burcu Aydoğdu



Yüklə 0.53 Mb.
səhifə10/18
tarix18.01.2018
ölçüsü0.53 Mb.
1   ...   6   7   8   9   10   11   12   13   ...   18

9İNŞAAT SEKTÖRÜ

9.1İNŞAAT SEKTÖRÜNÜN TARİHÇESİ

9.1.1Dünya İnşaat Sektöründe istihdam ve işgücünün Özellikleri


İnşaat sektörü birçok ülkede özel bir yeteneği olmayan kırsal kesim çalışanları için önemli bir seçenek oluşturmaktadır. Yapılan bir çalışmaya göre 1960 ve 1980 yılları arasında, Brezilya’nın hızlı bir şehirleşme yaşadığı zamanlarda, yaklaşık 3 milyon kişi şehirlerde yaşamak üzere kırsal bölgeleri terk etmiştir. Yine aynı çalışmada belirtildiği üzere 1985‟te Sao Paulo ve Rio de Janerio’da inşaat sektöründeki iş gücünün sırasıyla %98 ve %94‟ünü göçmenler oluşturmaktaydı. Bu bağlamda dünya inşaat sektöründe istihdam sonuç olarak şunları

söyleyebiliriz. Canlanan inşaat endüstrisi tarım arazilerinden gelen fazla işçileri kullanmaktadır. Gelişen tarımsal üretkenlikten dolayı yerlerinden olanlar için, bir gelir elde etmek amacıyla şehirlerdeki inşaat işlerinde çalışmak tek yol olmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde, kırsaldan şehre göçenler için çoğunlukla inşaat sektörü istihdam sağlamaktadır. Gelişmiş ülkelerde ise tarımsal işçi havuzundan işçi çeken endüstri, benzer bir rol üstlenmektedir. Kırsal kesimden gelen bu işçiler eğitim seviyeleri düşük ve kalifiye olmayan elemanlardan oluşmaktadır.

Ayrıca bu işçiler için para kazanmanın tek yolu inşaat işlerinde çalışmaktır. Bu koşullarda istihdam sağlayan inşaat sektöründe iş sağlığı ve güvenliğine önem verilmemektedir.

9.1.2Türkiye’de İnşaat Sektörü


Cumhuriyet dönemindeki gelişim sürecinde inşaat alanında ilk önemli adımlar 1920’li yıllarda, ileride başkent olacak Ankara’da başlamıştır. Ankara’da tüm, zorluklara, ulaşım ve malzeme yetersizliğine rağmen çevrenin geleneksel yapı tarzına uygun bir imar faaliyetine girilmiştir. Kullanılan malzemeler ahşap, kerpiç, kaba yontma taş gibi ilkel malzemelerdi, bunlar bile yeterli düzeyde sağlanamıyordu.

Ülkemizde Cumhuriyetle birlikte hızlı ve planlı kalkınma için sanayi, tarım ve ulaşım alanlarında yatırımlara verilen önem, Türk İnşaat Sanayinin temelini atmıştır. Bu dönemin ilk inşaat faaliyetleri, ulaşım sektöründeki yol inşaatlarında görülmektedir. Ancak yetişmiş teknik eleman yetersizliği, çalışmaların bir süre yabancı firma, uzman ve müşavirliğinde yürümesine neden olmuştur.

Cumhuriyet döneminin başlangıcından 1950'li hatta 1960'lı yıllara kadar, inşaat sektöründe en büyük ağırlık altyapı ve bayındırlık inşaatlarındadır. Bu süre içinde söz konusu inşaat alanlarında dönem dönem büyük gerçekleşmeler görülmüştür. Yine bu dönemde DSİ, T.C. Karayolları gibi teknik gücü bünyesinde toplayan büyük çapta, devlet desteği ile yatırımlar yapan teşkilatlar kurulmuş ve bunların yaptığı yatırımlar inşaat sektörüne bir ivme kazandırmıştır. Bu hız 1960'lı yıllara kadar etkinliğini sürdürmüştür.

60'lı yıllarda DSİ yatırımlarının hacmi oldukça büyüktü. 1970'li yıllarda yetişmiş teknik işgücü özel kesime kaymış ve kamu kesiminde oldukça önemli bir teknik eleman açığı ortaya çıkmıştır. Diğer taraftan bu yıllarda özel kesimin faaliyet alanını sanayi kesimine kaydırması ve yatırımların yaygınlaşması sonucunda fabrika tipi bina yapımında artış olmuş, bu da yapım teknolojisinde prefabrikasyon sisteminin gelişmesini sağlanmıştır.

Ülkemizde sanayileşme ile birlikte ortaya çıkan sosyo-ekonomik değişimler, kentleşme olgusu ve kentlere göçün hızlandırılması, inşaat sektöründe konut yapımcılığına önemli bir boyut kazandırmıştır. Ancak planlı bir üretime geçişe imkan bulamadan ortaya çıkan bu gereksinimin denetimsiz bir biçimde karşılanması, konut üretiminde karlılığı tek amaç haline getirmiş, kentlerde plansız ve kalitesiz konut üretimleri yaygınlaşmıştır. Bu olumsuz görünüme rağmen konut üretiminin bu dönemde ülkemiz ekonomisine, istihdam ve yatırım olarak büyük katkılarda bulunduğu da bir gerçektir. Bu arada olumlu bir gelişme, ticari ve sosyal yapı niteliğinde çok katlı bina yapımında görülmüştür. Gelişme sürecinde olan ülkemizde yaşanan ekonomik ve sosyal değişim, kentleşme ve konut sorunlarının sürekli olarak yeniden tanımlanması, yeni politika ve çözüm önerileri geliştirilmesini gerekli kılmaktadır .

Ülkemizde konut sorununun gelişimine baktığımızda, Cumhuriyetin kurulduğu 1923 yılından bu yana geçen yetmiş yedi yıllık zaman içinde, değişik zamanlarda konut sorununun değişik yönlerinin önem kazanmış olduğu görülecektir. 1923 yılından 1950 yılına kadar, nüfus ve kentleşme hızı yavaştır. Ankara dışındaki diğer yerlerde, konut sorunu yoktur. Ülke tek parti yönetiminde olup konut sunum biçimleri çeşitlenmemiştir.

1950 yılından sonra kentleşme hızı yükselmeye başlamış, konut sunum biçimleri ve kurumsal yapılar, kentleşme hızının gerektirdiği konut gereksinimini karşılayamaz duruma gelmiştir. Soruna, içine girilen çok partili dönemde siyasi görüşlerle çözüm aranmış, 1958 yılında İmar İskan Bakanlığı kurulduktan sonra konut ve kentleşme sorunlarına çözüm üretmek bu Bakanlığın sorumluluğuna verilmiştir .

1965 yılından sonra yap-satçı üretim ve gecekondu üretimi hız kazanmıştır. Bu sunum biçimleri, yüksek yoğunluklu ve önemli sorunları olan kentler doğurmuştur. Konut sorunu büyümüş, 1970'li yıllarda yavaş yavaş toplu konut türü sunum biçimleri ortaya çıkmaya başlamış ancak, bunlar kurumsallaşamamıştır ve kooperatifler en önemli konut üreticisi durumuna gelmiştir. 198O’li yıllarda Türkiye'nin yalnızca kentleşme alanında değil, toplumsal yaşamın her alanında da dönüşüm yaşadığı yıllar olmuştur. Türkiye, 1950'lerin yarısından sonra sürdürmekte olduğu iç pazara dayalı büyümeyi önce kalkınma modelini bırakarak, dışa dönük kalkınma modeline geçirmiş kaynaklarını uluslararası rekabet kurallarına göre dış piyasalara üretim yapabilen sektörlere aktarmaya başlamıştır. Konut ve kentleşme konusunda 1950'1i, yılların ortalarında ortaya çıkan kimi kurumlar, ya biçim değiştirmiş ya da uyum sağlayamayıp yok olmuştur.

1980'lerde Türkiye, bir yandan önceki dönemlerden devreden kentleşme ve konut sorunlarına, bir yandan da yeni dönemin sorunlarına çözüm bulmaya çalışmıştır. 1980'den sonraki dönemde kentsel alanlarda yaşanan değişimlerden birisi, gecekondulaşmanın değişen niteliğidir. Kullanıcıların başkalarının arsaları üzerinde kendi emekleri ile ürettikleri tek ya da az gecekonduların yerini, kullanımcı dışındaki gruplarca üretilen çok katlı yapılaşma almıştır. Ayrıca, kentlerin imarlı kesimlerinde de benzer gelişmeler yaşanmış, orta ve üst gelir gruplarına yönelik seçeneklerin, kooperatiflerin konut üretimindeki payı artmıştır. Bunun nedeni de Toplu Konut İdaresi'nin kooperatiflere açtığı kredilerdir. Kooperatiflerin üretimden aldığı payın artması, arsa gereksinimini artırmış ve arsa alarak konut üretimini buralarda yapmalarına yol açmıştır. Ayrıca konut üretiminin kent dışına taşınmasında Emlak Bankası ve Toplu Konut İdaresi uygulamalarının da etkisi olmuştur. Bu oluşumların sonucu daha büyük kent parçalarının açılmasını gerektiren toplu konut türü gelişmeler, egemen olmaya başlamıştır.

Ülkemizde, Cumhuriyetin ilanından sonra farklı dönemlerde değişik boyutlarda hissedilen konut sorunu, özellikle yüksek nüfus artışı, hızlı ve sağlıksız kentleşme sonucunda giderek artmıştır.


9.1.3İnşaat Sektörünün Özellikleri ve Çalışma koşulları


  • İnşaat işleri, genelde kısa süreli olup, çok dinamiktir.

  • Şantiyeler sürekli olmayıp değişken ve geçicidir.

  • Üretim genelde tekrarlanamaz nitelikte olup, çalışma koşulları, işyerine göre değişmektedir.

  • İnşaat sektöründe branşlaşma çok fazla olup, her branşın kendine özgü riskleri vardır.

  • İnşaat işyerlerinde birden fazla taşeron çalışmaktadır.

  • Şantiyeler pek çok riski aynı anda barındırmaktadır.

  • İşin devamı sürecinde işçiler değiştiği gibi, üretilen inşaatın ulaştığı seviyeler itibariyle, riskler de değişir.

  • Sektör pek çok alt sektörün ve özel uzmanlıkların bir araya gelmesini gerektirdiğinden taşeron kullanımı bir zorunluluktur ve yaygındır. Bu durum iş sağlığı ve güvenliği açısından da, her taşeronun ve işçilerinin şantiye koşullarına uyumunun sağlanmasını gerektirir.

  • Şantiyeler çoğu zaman merkezi yerlerden uzaktadır. Merkezden uzaklık, denetim ve tedbir alınmasını, müdahale edilmesini zorlaştırır.

  • Çalışanlar ve malzemeler sürekli hareket halindedirler ve bu hareketler sistematik değildir.

  • Çalışma alanı geniş ve dağınık olabilmektedir.

  • İşler çoğunlukla farklı organizasyon ve iş disiplinine sahip çeşitli taşeronlar tarafından gerçekleştirilir.

  • Çekirdek kadro dışında her projede yeni işçiler ve personel görev alır.

  • Her şantiyenin coğrafyası, büyüklüğü, istihdam kapasitesi, teknik koşulları dolayısıyla riskleri farklıdır. Bu nedenle her şantiye kendi koşullarını belirler.

  • İnşaat sektörü beşinci risk grubunda yer alıp, ağır ve tehlikeli işler kapsamındadır.

İnşaat sektörünün en önemli özelliklerinden biri de teknolojik uygulamalar ne kadar ilerlese de şantiye tipi üretimden vazgeçmenin mümkün olmamasıdır. Şantiyede işler genelde ağır ve tehlikelidir. Büyük inşaat firmalarınca yapılan altyapı işlerinde teknolojik imkânlardan yararlanılması, bu şartları biraz olsun hafifletebilmektedir.

İnşaat sektöründe genellikle inşaatın en kısa zamanda bitirilmesi istenir ve bitirilmesi planlanan tarih, çalışma şartları uygun olduğu takdirde, günde 24 saat çalışılacağı düşünülerek belirlenir. Ayrıca kiralık makinelerden daha çok faydalanmak, mevcut ekipmanla beraber işgücü takviyesiyle beraber daha fazla üretimde bulunmak, gündüz yapılacak işlerin önünü açmak için vardiya uygulaması gerekli görülmektedir. Vardiya uygulamasının görüldüğü inşaat türleri daha çok baraj, tünel ve yol şantiyeleridir. Vardiyanın uygulanabilmesi için gece karanlığında aydınlatma ile çalışılabilir olması gerekir. Bu da ancak ince işlerin yapılmadığı, yerleşim birimlerinden uzak, açık saha işlerinin yoğunlukta olduğu şantiyelerde söz konusudur. Günde 24 saat çalışma uygulamasının yapıldığı şantiyelerde, saha mühendisleri, formenler, operatörler ve düz işçiler vardiyalı çalışma düzeninde çalışırlar. Proje müdürleri, şantiye şefleri ve büro personeli vardiyalı çalışmazlar. Ancak bazı şantiyelerde sağlık görevlisi gece vardiyasında bulunabilir. İnşaat şantiyelerinde günlük çalışma genellikle 10 saattir ve günde iki vardiya uygulanır. işin sürekliliğinin çok önemli olduğu şantiyelerde yemek saatleri sırasında işin durmaması için bazen işçiler sırayla yemek yemektedirler. Yemekhaneye gidiş-geliş süresinin değerlendirilmesi amacıyla veya yemek süresi kadar dahi işe ara verilemeyecek (örneğin beton dökülmesi) durumunda yemekler ekmek arası sandviç şeklinde ya da sefer taslarıyla çalışma sahasına getirilmektedir ve ayaküstü denebilecek bir şekilde karın doyurulmaktadır. 24 saatten geriye kalan 4 saatlik çalışma süresi ise 2’şer saat halinde fazla mesailerle gündüz ve gece vardiyası arasında paylaştırılmakta ve böylece bir işçinin günlük çalışma süresi 12 saate çıkmaktadır. Günlük çalışma süresinin 12 saate çıkarılması çoğunlukla işçiler için de tercih edilen bir durum olmaktadır. Çünkü günde 2 saat fazla çalışarak ayda 50-60 saat arası fazla mesai ile aylık gelirlerini arttırmaya çalışmaktadırlar. Tam gün ve vardiyalı çalışılan şantiyelerde bazı vasıftaki işçilerin diğer vardiyada karşılığı yoksa (örneğin bir vinç operatörü varsa), tek olarak çalışan kişi kendisini ilgilendiren işi yaptıktan sonra koğuşta uyur veya dinlenir; sonra da gündüz veya gece hangi saatte olursa olsun kendini ilgilendiren bir iş olunca çalışır.



Bina ve konut inşaatı gibi şantiyelerde genellikle vardiyalı çalışma uygulanmamaktadır. Bu tip yerlerde çalışma saatleri genellikle günışığına göre belirlenir. Vardiyalı çalışma olmasa da bu tür şantiyelerde özellikle beton dökülmesi sırasında işin bitimine kadar (beton dökülmesi tamamlanıncaya kadar) çalışılmaktadır. Çünkü beton dökülmesine ara verip sonraki gün devam etmek teknik olarak mümkün değildir. Bu gibi durumlarda işçiler bazen 15- 20 saat durmadan çalışmak zorunda kalmaktadırlar.

  • Bütün bu özelliklerin ve çalışma koşullarının ışığında inşaat sektöründeki başlıca tehlikeler:

  • Yüksekten düşme

  • Hareketli bir aracın çarpması

  • Düşen nesnelerin çarpması

  • Elektrik çarpması

  • Kazı sırasında yaralanma

  • Tehlikeli maddelerle temas

  • Ağır malzeme kaldırılması sonucu sırt ağrıları

  • Gürültüden dolayı işitme kaybı şeklinde sıralanabilir.

9.1.4Proje İnşa Tiplerine Göre şantiye Özellikleri


Her farklı yapı türünün inşa şekli farklı teknik ve teknolojiler gerektirir. Her projenin imalat şekli, süresi, inşa alanı, şantiye yapısı, organizasyon yapısı, çalışan kişi sayısı gibi nitelik ve nicelikleri birbirinden farklı özellikler gösterir. Yeryüzünde birbirinin tamamen aynı olan iki inşaat yapısı bulmak neredeyse imkânsızdır. Bu durum inşaat sektöründeki riskleri ve tehlikeleri bütünüyle tanımlanamaz, baştan kestirilemez ve sonsuz çeşitli hale getirmektedir. Dolayısıyla inşaat sektöründeki risklerin kesin maddeler halinde tanımlanması ve buna göre önlemler alarak, tam bir güvenlik sağlanması mümkün değildir. Her projenin kendine has riskleri olduğundan bu riskleri gidermeye yönelik özel önlemleri ve uygulamaları olmalıdır. şantiyelerdeki riskler, projenin bina, yol, demiryolu, liman, köprü, baraj, konut, hastane vs. olmasına göre de farklılık gösterir. Proje tiplerine göre farklılık gösteren ve riskleri etkileyen başlıca faktörler aşağıdaki gibi sıralanabilir:

  1. Arazi yapısı: İşin yapılacağı alanın topografik

  2. Merkeziyet: Şantiye alanının şehir merkezinde ya da şehrin dışında olması

  3. Bütünlük: Proje gereği olarak aynı anda farklı noktalarda şantiye kurulması gerekliliği

  4. İklim ve hava şartları: Aşırı sıcak, aşırı soğuk, yağışlı ya da bunun gibi hava Şartları

  5. Lokasyon: Yapılan aktivitelerin konumu

  6. Yapım süresi: Proje süresinin uzun ya da kısa oluşu

  7. Kritik aktiviteler: Projede kritik olan aktiviteler (tünel açma, dinamitle patlatma, elektrik işleri vs.)

  8. Organizasyon yapısı: Organizasyon şemasının işin işleyişine en uygun şekilde kurulması, iş ilişkilerinin doğru şekilde kurulması

  9. Çalışan sayısı: Çalışan sayısının işe uygun şekilde belirlenmesi (çalışan sayısının fazla olması ilişkileri artırır ve karmaşa ihtimali doğurur; bu da kaza riskini artırır.)

  10. İş programı: İş programı gerçeğe en uygun şekilde yapılmış olmalıdır. İş programının gerçeğe uygun yapılmaması, kısa sürede az işçiyle çok iş yapma gibi durumlar doğurabilir; bu da iş kazasına yol açar.

  11. Yeni teknik ve teknolojilerin kullanılması: Projede bilinmeyen teknik ve teknolojilerin kullanılması personelin eğitimi açısından önemli bir faktördür. inşaat sektöründe çok farklı türlerde projeler hayata geçirilmektedir.

  • Bu proje türleri üretildikleri şantiye tiplerine göre:

  1. Bina şantiyeleri: Konut, hastane, okul, alışveriş merkezi, kamu hizmet binaları, fabrika ve üretim tesisleri, hammadde çıkarılan tesisler gibi yapılar bina şantiyelerinde üretilir. Genellikle bütünlük vardır, şantiye alanı değişken değildir. Diğer şantiye tiplerine göre daha az kritik aktivite vardır ve üretimde daha az yeni teknoloji kullanılır.

  2. Ulaştırma Şantiyeleri: Demiryolu, karayolu, denizyolu, havayolu, boru hatları gibi yapıların üretildiği şantiyeler ulaştırma şantiyeleridir. Arazi yapısı değişkenlik gösterir, özellikle hattın uzunluğuna göre karşılaşılan arazi yapısı ve özellikleri farklılaşır. Genellikle şantiye sabit değildir, hattın uzunluğuna göre birden fazla şantiye kurulabilir ya da inşaatı devam eden hatta kaydırılabilir. Dinamitle patlatma, tünel açma gibi kritik aktiviteler yapılmaktadır.

  3. Su Yapıları Şantiyeleri: Baraj, kanal, isale hattı, liman gibi yapıların üretildiği şantiyeler su yapıları şantiyeleridir. Kritik aktiviteler ulaştırma şantiyelerinde olduğu gibi oldukça fazladır. Dinamitle patlatma, su altında inşaat çalışmaları gibi özel önlem ve uygulamalar gerektiren çalışmalar yapılmaktadır.


Dostları ilə paylaş:
1   ...   6   7   8   9   10   11   12   13   ...   18


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə