Ders notlari

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 1.79 Mb.
səhifə1/24
tarix31.05.2018
ölçüsü1.79 Mb.
  1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   24






TÜRK EDEBİYATI

DERS NOTLARI



İÇİNDEKİLER: SAYFA

  1. EDEBİYAT VE GÜZEL SANATLAR…………………………………………2-9

  2. SUNUM, SÖZLÜ ANLATIM TÜRLERİ……………………………………10-12

  3. METİNLERİN SINIFLANDIRILMASI……………………………………...13-23

  4. TİYATRO TERİMLERİ VE TİYATRO TÜRLERİ…………………………24-25

  5. ŞİİR BİLGİSİ(ÖLÇÜ, UYAK TÜRLERİ, UYAK ÖRGÜSÜ)…………..26-29

  6. EDEBÎ SANATLAR(SÖZ SANATLARI)……………………………………30-39

  7. İSLAMİYET ÖNCESİ TÜRK EDEBİYATI………………………………….40-42

  8. İSLAMİYET ETKİSİNDEKİ İLK ESERLER(GEÇİŞ DÖNEMİ)……….43

  9. TÜRK HALK EDEBİYATI………………………………………………………44-53

  10. DİVAN EDEBİYATI…………………………………………………………….54-64

  11. EDEBÎ AKIMLAR……………………………………………………………….65-70

  12. BATI EDEBİYATI………………………………………………………………..71-77

  13. TANZİMAT EDEBİYATI……………………………………………………...78-85

  14. SERVETİFÜNUN EDEBİYATI(EDEBİYATICEDİDE)…………………86-91

  15. FECRİATİ EDEBİYATI………………………………………………………….92-93

  16. MİLLÎ EDEBİYAT………………………………………………………………..94-99

  17. CUMHURİYET DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATI…………………………..100-129

    1. Öz Şiir Anlayışı (100-103)

    2. Serbest Nazım ve Toplumcu Şiir (103-105)

    3. Millî Edebiyat Zevk ve Anlayışını Sürdüren Şiir (105-109)

    4. Serbest Şiir (Garipçiler/109-110)

    5. Garip Dışı Yeniliği Sürdüren Şiir (110-112)

    6. Maviciler (112-113)

    7. İkinci Yeni Şiir Akımı (113-114)

    8. İkinci Yeni Sonrası Toplumcu Şiir (114-116)

    9. Toplumsal Gerçekçiler (116-119)

    10. 1980 Sonrası Şiir (119-120)

    11. Bireyin İç Dünyasını Esas Alan Sanatçılar(120-121)

    12. Modernizmi Esas Alan Sanatçılar(121-124)

    13. Göstermeye Bağlı Metin Yazan Sanatçılar(124-125)

    14. Öğretici Metin Yazan Sanatçılar(125-126)

    15. Bağımsız Sanatçılar(126-129)

  1. Eser Özetleri…………………………………………………………………..130-156


EDEBİYAT VE GÜZEL SANATLAR

SANATIN SINIFLANDIRILMASI

Sanat genel olarak iki gruba ayrılır: 1.Endüstriyel sanatlar (zanaat) 2.Güzel sanatlar

İnsanların maddeye dayanan gereksinimlerini karşılamak için yapılan, öğrenimle birlikte deneyim, beceri ve ustalık gerektiren işlere “zanaat” denir. Dokumacılık, kuyumculuk, kunduracılık gibi.

Edebiyat, müzik, resim, heykel, mimarlık, tiyatro vb. insanda coşku ve hayranlık uyandıran sanatlar ise güzel sanatlar olarak adlandırılır.

Zanaatkâr, maddeyi, faydalı olsun diye; güzel sanatlar alanında eser veren bir sanatçı ise güzel ve özgün olsun diye işler. Bu amaç farklılığı güzel sanatlarla zanaatların ayrımının en yalın ifadesidir.

Sanatın endüstriyel sanatlar ve güzel sanatlar şeklinde sınıflandırılmasında temel etken, ortaya çıkacak üründe yaratıcılığın, özgün ifade edişin, biriciklik niteliğine sahip oluşun bulunup bulunmamasıdır.

Sözgelimi, bir heykeltıraş da ağaca biçim verebilir, bir marangoz da fakat heykeltıraşın ağaca biçim verişteki ifade tarzı ile marangozun biçimlendirmesindeki ifade tarzı aynı değildir. Heykeltıraş, biçimlendirmesini alışılmışın dışında, yeni ve özgün bir biçimde yaparken marangoz alışılmış, bilinen veya tekrar edilen bir biçimlendirme yapar. Bu anlamda her ikisi de aynı malzemeyi ele alıp ona şekil vermesine karşın sadece heykeltıraş güzel sanatlar alanında eser veren bir sanatçıdır. Marangoz ise bir zanaatkârdır, tıpkı bir boyacı ve demirci gibi.

GÜZEL SANATLAR İÇİNDE EDEBİYATIN YERİ

A. PLASTİK (GÖRSEL) SANATLAR (MADDEYE BİÇİM VEREN SANATLAR)
1.Resim 2.Heykel 3.Mimari 4.Kabartma 5.Hat 6.Tezhip 7.Minyatür
B. FONETİK (İŞİTSEL) SANATLAR (SESE, SÖZE BİÇİM VEREN SANATLAR)

1.Edebiyat 2.Müzik


C.RİTMİK (DRAMATİK) SANATLAR (HAREKETE BİÇİM VEREN SANATLAR)
1.Tiyatro 2.Bale 3.Dans 4.Opera 5.Sinema
Ritmik sanatların çoğunda fonetik ögeler de görev alır. Sözgelimi tiyatro, edebiyattan ayrı düşünülemez çünkü “pandomim”i dışta tutarsak bütün tiyatro türlerinin temelinde söz vardır. Dolayısıyla her ne kadar tiyatro bu sınıflandırmada fonetik sanatların dışında ele alınsa da tiyatro metinleri, edebî metinler içinde değerlendirilir. Benzer durumlar bale, dans, opera ve sinema için de söz konusudur. Örneğin sözlerinin tümü ya da büyük bölümü şarkı olarak söylenen, müziğe uyarlanmış sahne yapıtı olan “opera”da müzik, edebiyat ve dans iç içedir. Bu nedenle bu tür sanatları “karma sanatlar” başlığı altında sınıflandırmak da mümkündür.

Edebiyatın malzemesinin dil, yani seslerden oluşan bir iletişim aracı olduğu göz önünde bulundurulduğunda edebiyatı fonetik sanatlar içinde ele almanın doğru olduğu da görülecektir.

Duygu, düşünce ve hayallerin dil aracılığıyla güzel, etkili ve belli bir şekil içerisinde anlatılması sanatına “edebiyat” denir.

Bir tarih, fizik, felsefe metni ile bir şiiri, romanı ya da hikâyeyi karşılaştırdığımızda edebiyatın ne olduğunu daha iyi anlarız. Birinci tür metinlerde temel amacın bir konuya açıklık getirmek, herhangi bir konuda bilgi vermek olduğu görülecektir. Ama edebiyat eserlerindeki temel amaç, bir konuda bilinmeyenleri açıklamak değil, herhangi bir iletiyi dilin olanaklarından yararlanarak etkileyici ve güzel bir şekilde anlatmaktır. Edebiyat, edebiyatseverde estetik duygular uyandırır. Nasıl ki bir yağlı boya resim, bir heykel, bir şarkı, insanda güzel duygular uyandırırsa edebiyat da diğer güzel sanat eserleri gibi aynı amacı bir şiirle, bir öyküyle, bir romanla gerçekleştirir.



EDEBİYATIN, İNSANI KONU ALAN BİLİM DALLARIYLA İLİŞKİSİ

Tarih, psikoloji, sosyoloji, felsefe gibi alanlarla edebiyat arasında önemli bir ilişki vardır. Çünkü bunların hepsinin temelinde insanın duygu, düşünce ve davranışları bulunur. Bir romancı, kahramanlarının gerçekleştirdiği olayları anlatırken onların ruhsal durumlarını da ortaya koymak durumundadır. Bunları yapmazsa anlatacaklarının bir yönü eksik kalmış olur ki o zaman ortaya çıkan metin de uzunca bir gazete haberinden farksız olur. Bu anlamda romancı psikoloji biliminden yararlanabilir. İnsan davranışlarını iyi gözlemlemiş, psikoloji biliminden yararlanmış bir yazar, kişilerin ruhsal durumlarını yansıtmada daha başarılı olur. Bir romancı her ne kadar kişilik tahlilleri yapsa da sonuçta o bir edebiyatçıdır. Onun eseri bir bilimsel yapıt değil; bir sanat eseridir, bir edebî metindir.

Kişilerin suçluluk sendromu yaşamalarına ilişkin birçok psikolojik eser yani bilimsel metin vardır bugün elimizde ama bunlardan herhâlde hiçbiri bizi Dostoyevski'nin “Suç ve Ceza”sındaki Raskolnikov’un işlediği cinayet karşısında yaşadığı ruh hâlinin anlatıldığı bölümler kadar etkilememiştir. İşte sanatçının, edebiyatçının başarısı buradadır.

Edebî metinler, onları okuyanlarda estetik bir haz uyandırarak kişileri etkilemeyi başarır. Benzer durumlar, saydığımız diğer bilim dalları için de söz konusudur. Yani bir edebiyatçının tarihten, sosyolojiden, felsefeden haberdar olmaması düşünülemez. Sözgelimi bir romancı, eserinde, yüzlerce yıl önce yaşadığı düşünülen bir Osmanlı denizcisinin maceralarını anlatmak için tarih ve coğrafyadan, sosyal çalkantıların yaşandığı dönemlerde yaşanan bir aşkı anlatmak için sosyolojiden, Ömer Hayyam gibi bir şahsiyetin yaşamını edebiyatın kurmaca dünyasına aktarmak için de felsefeden yararlanabilmelidir.



DİLİN İNSAN VE TOPLUM HAYATINDAKİ YERİ

DİL-KÜLTÜR-EDEBİYAT İLİŞKİSİ

Dil, insanların duygu, düşünce ve düşlerini; özlem ve isteklerini anlatma aracıdır. Kültür ise; dil, din, ülkü gibi ortak duygu ve düşüncelerin bizde yarattığı değişim ve bileşimdir. Bu nedenle dil bir ulusun temel taşıdır. Dil, kültür değerlerimizi geleceğe taşır. Dil, edebiyatın temel ögesi; edebiyat, kültür birikiminin kendisidir. Görüldüğü gibi dil, kültür ve edebiyat birbirinin tamamlayıcısıdır.



EDEBİYAT VE GERÇEKLİK

GERÇEKLİK: Nesnel olarak var olan her şeydir. Çevremiz, yaşadıklarımız, tanık olduğumuz olaylar, bütün maddi evren. Bu duruma doğal gerçeklik denir.

EDEBİYATTA GERÇEKLİK:

•Edebiyat eserindeki içeriğin gerçeklikle bağı vardır. Eseri oluşturan yazar ya da şair belli bir toplumsal gerçeklik içinde yaşamaktadır ve eserinde gerçekliği şöyle ya da böyle yansıtır.

•Edebiyat eseri, yazıldıktan sonra da toplumsal gerçeklik içinde yer alır. Sonuçta o eseri okuyanlar belli bir toplumsal gerçeklik içinde bulunduğuna göre eserin gerçeklikle bağı başka bir biçimde sürmektedir. Kısacası yazmak da gerçeklikle ilişki kurmanın bir yoludur.

• Yazar içinde yaşadığı gerçekten yola çıkarak eserini oluşturur. Ancak yaşanan doğal gerçeklik olduğu gibi değil, edebiyatın kuralları içinde esere yansır. Yani sanatçı doğal gerçekliği konu olarak ele alıp yeni bir gerçeklik içinde tekrar şekillendirir, kurgular; buna EDEBÎ GERÇEKLİK denir.

• Sanat; nesnel, gerçek dünyanın öznel tasarımıdır. Bu durumda gerçeklikten yararlanmaları yönüyle, bilimle sanatın ayrı olmadığını, yalnızca yöntemlerinin farklı olduğunu söyleyebiliriz.

• Edebiyat insana özgü özellikleri kurmacanın dünyasında dile getirir.

• Edebî metnin konusu; doğa ile ilişki hâlindeki en geniş anlamıyla duyan, düşünen, tasarlayan, yaşayan insandır. Dolayısıyla edebî metinlerde insanla ilgili her konu işlenebilir.

• Bilim de sanat da aynı gerçeklikle uğraşır. Sanat, gerçekliği insana özgü özelliklerden hareketle değiştirerek yeniden oluşturur, bilim ise açıklar.

• Edebî metin yazılırken dönemin özelliklerinden ve o dönemdeki her türlü gerçeklikten yararlanılır. Ancak bu yararlanma, bilimin gerçeklikten yararlanmasından farklıdır.

• Sanat gerçekliği değiştirip, dönüştürüp, yorumlayıp yeniden yaratır.

• Edebî metinlerde; dönemin ilmî, felsefi, teknik ve sosyal alandaki verileri, siyasi tartışmaları kurmacanın olanaklarıyla işlenir.

• Gazete haberi, tıbbi makale, sözleşme gibi metinler gerçekliği doğrudan doğruya ifade eder. Roman, öykü, şiir gibi türler ise doğal gerçekliği edebî ögelerle birleştirerek “kurmaca gerçeklik” hâline getirir.

• Sanat eserleri de edebiyat eserleri gibi kurmacadır.

ŞİİRDE GERÇEKLİK VE ANLAM

* “Sanat ya da edebiyat, bir nevi gerçeğin yorumlanarak anlatılmasıdır.” ifadesinden hareketle şiirde de gerçeğin değiştiğini söyleyebiliriz.

* Şiirdeki gerçeklik, somut bir anlayışla sınırlı değildir. Bu gerçeklik, insanın sadece yaşadıklarıyla değil; sezgileri, tasarıları ve izlenimleriyle de ilgilidir.

* Şair, şiirinin her okuyanda farklı duygular uyandırmasını amaçlar. Bu nedenle kelimelere yeni anlamlar yükler. Bu anlamları okuyucu kendisi hisseder. Bu şekilde şiirde farklı bir gerçeklik ortaya çıkar.



METİN – EDEBÎ METİN

METİN: Bir yazıyı şekil, anlatım ve yazım özellikleriyle oluşturan kelimelerin tamamına metin denir.

EDEBÎ ESER (EDEBÎ METİN): İnsanın duygu ve düşüncelerini, özlem ve dileklerini estetik ölçüler içinde anlatan ve okuyucuda güzellik duygusu yaratan dil ürünlerine edebî eser(metin) denir.

Özellikleri

* Edebî eser okuyanı etkilemelidir.

* Anlatımı güzel, düşüncesi sağlam ve özlü olmalıdır.

* Konusu, ait olduğu toplumun ve yazıldığı dönemin özelliklerini yansıtmalıdır.

* Eser zamanın süzgecinden geçtikten sonra toplumca anlaşılıp beğenilmelidir.

* Duygu ve düşünceler belli bir edebî türe uygun olarak anlatılmalıdır.

* Eser estetik ölçüler içinde, belli bir sanat anlayışıyla yazılmalıdır

ŞİİR VE ZİHNİYET

Zihniyet, bir dönemdeki dinî, siyasi, sosyal, ekonomik, sivil, askerî hayatın duygu, anlayış ve zevk bütünüdür.

Her edebî metin sanatkârın dünya görüşünü, her sanatkâr da içinde yaşadığı çevrenin ve dönemin sanat anlayışını; sosyal, siyasi, dinî, ekonomik, askerî ve kültürel hayatının özelliklerini ve etkisi altında kaldığı geleneği yansıtır. İşte, sanatçının eserine yansıttığı, bir dönemdeki dinî, siyasi, sosyal, ekonomik, sivil ve askerî hayatın duygu, anlayış ve zevk bütününe zihniyet denir. Bu bakımdan bir şiir incelenirken sanatçının yetiştiği dönem, o dönemin sosyal, kültürel ve sanatsal özellikleri de göz önünde bulundurulmalıdır.

Mesela Mehmet Emin Yurdakul şiirlerinde millî duygulara yer vermiştir. Bu duyguları işlemesinde içinde yaşadığı dönemin şartları, fikirleri ve sanat anlayışı etkili olmuştur.

Yine Ahmet Haşim, bütün şiirlerinde ferdî konuları ve duyguları işlemiş; toplumsal konulara hiç yer vermemiştir. Çünkü Ahmet Haşim'in bağlı olduğu sanat anlayışı bunu gerektirmektedir.

Göçer- konar bir medeniyetin içinde doğup yaşayan Karacaoğlan'ın şiirlerinde çok sık yer değiştirdiği ve memleketinden uzaklara gittiği için ayrılık teması önemli bir yer tutar.

Âşık Veysel, şiirlerini daima dörtlüklerle ve hece vezniyle yazmıştır. Çünkü Âşık Veysel halk şiiri geleneğine bağlı bir sanatçıdır ve geleneği sürdürmektedir.

Yunus Emre, tasavvuf eğitiminin verildiği tekkelerde yetişmiş bir şairdir. Tasavvufa göre dünya bir gurbettir. Can, Mutlak Varlık olan Allah'a dönecektir. Gerçek vatan Allah katı, gerçek sevgili de Allah'tır. Yunus Emre ve daha birçok şair, tasavvuf felsefesinin oluşturduğu zihniyetin etkisiyle şiirler yazmıştır. Dolayısıyla şiirler bu zihniyetin izlerini taşımaktadır.

Buna karşılık Lale Devri’nde yaşamış olan ünlü divan şairi Nedim'in şiirlerinde, o dönemin Osmanlı Türkçesiyle Lale Devri’nin eğlenceye düşkün toplum hayatının izleri görülür.

Orhan Veli Kanık, sanatlı anlatıma karşı çıkan Garip Akımı’nın temsilcisidir. Onun şiirlerinde söz sanatlarının görülmeyişi, yalın ve günlük dili tercih edişi, şekil, kafiye ve vezin kullanmayışı mensup olduğu akımın zihniyetiyle izah edilebilir.

Sanat, insanın zihniyet dünyasının yansımasıdır. Yani sanat; bir zihniyetin, bir duygunun, sosyokültürel yaşantının çeşitli sembollerle yansıtılmasıdır. Bu nedenle sanat eserleri az veya çok sosyokültürel tarihin birer belgesi olarak değerlendirilmelidirler. Bir eser hangi dönemde ortaya konmuşsa o dönemin izlerini taşır.

Şiirlerin hangi döneme ait olduklarını dil özelliklerinden, şiirin şekil özelliklerinden, anlatım biçiminden, benzetmelerden, zevk ve sanat anlayışından hareketle tespit edebiliriz.

Şiirimizin Beş Hececilerinden biri olan Faruk Nafiz Çamlıbel, Millî Edebiyat Akımı’nın etkisiyle millî bir şiir oluşturmak için çalışmıştır. Bunun için de şiirlerinin konularını daha çok Türk hayatından ve özellikle Anadolu'dan almaya gayret etmiştir. Millî bir edebiyatın oluşması için millî dili ve hece veznini ustalıkla kullanarak öncülük yapmıştır.

Şair, "Sanat" adlı şiirde de Batı sanat anlayışıyla yerli ve millî sanat zevkini karşılaştırarak millî sanatın üstünlüğünü vurgulamaktadır. Dolayısıyla bu şiirde memleket edebiyatının ilkelerinin oluşturduğu zihniyetin etkileri görülmektedir.

Özetle, bir şiiri incelerken şiiri ve şiirin bize iletmek istediği mesajı tam olarak anlayabilmemiz için dönemin zihniyetini iyi bilmemiz gerekir.

ŞİİRDE AHENK (SES VE RİTİM)

AHENK: Ahenk kelimesi uyum anlamına gelmektedir. Edebiyatta ise kelimelerin birbiriyle ses ve anlam bakımından etkileyici bir bütün olması anlamındadır.

Şiirde ahenk; ustaca kullanılan ses akışı, söyleyiş, ritim, ölçü ve her türlü ses benzerliğiyle sağlanır. Şiirde ahengi sağlamak için ölçü, uyak, vurgu, tonlama gibi değişik unsurlar kullanılır.

Şiirde ahengi sağlayan unsurları şöyle sıralayabiliriz:

1) VURGU: Bir kelimede hecelerden birinin diğerlerine göre daha baskılı, daha kuvvetli söylenmesidir. Vurgu, hem kelimenin anlamını güçlendiren hem de şiiri ahenkli kılan bir unsurdur. Vurgulama ve tonlama şiirin ahengini ve etki gücünü bir kat daha artırır. Ör:

Gök sarı, toprak sa, çıplak ağaçlar sa

Arkada zincirlenen yüksek Toros Dağları

2) TONLAMA: Anlatılmak istenen duygu veya düşüncenin daha etkili ifade edilebilmesi için ses tonunu değiştirerek okumaya tonlama denir. Böylece acıma, üzüntü, özlem, hayranlık, sevgi gibi duygular belirginlik kazanır. Ör:

Bir sarsıntı... Uyandım uzun süren uykudan,

Geçiyordu araba yola benzer bir sudan.

3) ÖLÇÜ: Ahengi sağlamak şiire belli bir düzen vermek için şiirlerde çeşitli ölçüler kullanılır.

a) Hece ölçüsü: Şiirdeki tüm dizelerin hecelerinin sayısının eşit olması esasına dayanır.

b) Aruz ölçüsü: Dizelerdeki hecelerin açıklık kapalılık esasına bağlı olan bir ölçü sistemidir.

c) Serbest Ölçü: Herhangi bir sisteme bağlı olmayan ölçüdür. 19. yüzyıl sonlarından itibaren edebiyatımıza girmiştir.

4) UYAK (KAFİYE):Dize sonlarındaki ses benzerliğidir. Yarım, tam, zengin ve cinaslı uyak gibi türleri vardır.

5) REDİF: Dize sonlarında geçen aynı görev ve aynı sesteki kelime ve eklerdir.

ŞİİRDE YAPI: Şiirin yapısı anlam ve ses kaynaşmasından oluşur. Böylece dize, beyit, kıta, bent gibi nazım birimleri oluşur. Dize, beyit, dörtlük gibi birimlerle ölçü, kafiye düzeni, tema ve imgeler belli bir bütün oluşturarak şiirde yapıyı meydana getirir.

NAZIM BİÇİMİ: Bir şiirde dizelerin kümelenişinden, uyakların sıralanış düzeninden ve ölçü özelliklerinden doğan örgüye denir. (koşma, semai, varsağı; gazel, kaside…)Nazım biçimlerini belirlemede en temel ölçüt nazım birimidir.

NAZIM TÜRÜ: Bir şiirin konusuna göre aldığı addır.(güzelleme, koçaklama, naat, mersiye…)

NAZIM BİRİMİ: Bir manzumede anlam bütünlüğü taşıyan en küçük parçaya nazım birimi denir. Nazım birimi en az iki dizeden oluşmak üzere üç, dört, beş veya daha fazla dizeden oluşabilir.


  1. MISRA (DİZE): Bir şiirin her bir satırına dize denir.

  2. BEYİT: İki dizeden oluşan nazım birimine beyit denir.

Ör: Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi

Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi (Kanuni Sultan Süleyman)



  1. KITA(DÖRTLÜK): Dört dizeden oluşan nazım birimine kıta veya dörtlük denir. Ör:

Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim

Yeryüzünde yer beğen

Nereye dikilmek istersen,

Seni oraya dikeyim! (Arif Nihat Asya)



  1. BENT: İkilik ve dörtlük dışında kalan 3, 5, 7 veya daha fazla eşit sayıdaki dizelerden oluşan nazım birimine bent denir.

Bugün cuma

Büyük annemi hatırlıyorum

Dolayısıyla çocukluğumu

Uzun olsaydı o günler!

Yere düşen ekmek parçasını

Öpüp başıma götürdüğüm günler! (Cahit Sıtkı Tarancı)



MENSUR ŞİİR

* 19. yüzyılın yarısında Fransa’da doğmuştur.

* Şinasi’nin Fransız edebiyatından yaptığı çeviriler, mensur şiirin ilk örnekleridir.

* Mehmet Rauf’un “Siyah İnciler”i, Yakup Kadri’nin “Okun Ucundan, Erenlerin Bağından” adlı yapıtları mensur şiir türünden ürünlerdir.

* Ölçü ve uyağa başvurulmaz.

* Duygu ve hayallerin düzyazı biçimiyle şiirsel anlatılmasıdır.

* Bu yazılarda iç ahenk önemlidir. Servetifünuncular tarafından kullanılmış, fazla yaygınlaşmamıştır.

SERBEST NAZIM (ŞİİR)

* Ölçüsüz ve uyaksız yazılan, belli kurallara bağlı olmayan şiirlerdir.

* Türk edebiyatında serbest nazım, cumhuriyetten sonra gelişmiştir.

* Serbest nazmın ilk örneklerini Nazım Hikmet vermiştir.



ŞİİRDE TEMA

Her eserin bir yazılış amacı, iletmek istediği bir mesaj vardır. Eserde iletilmek istenen mesaja "tema" denir. Şiirde daha çok duygu ve hayaller işlenir, bir şiirde yoğun olarak işlenen duygular ve hayaller şiirin temasını oluşturur. Şiiri oluşturan her birimin bir teması vardır. Bu temalar birleşerek şiirin ana temasını oluşturur. Şiirde işlenen temalar soyut bir kavram veya düşüncedir, bu soyut kavramlar şiir dışında da vardır. Şiirle somutlaştırılan temaya da "konu" denir.

Temanın belirli bir bağlamda kişi, yer, zaman ve durum bildiren dil birlikleri ile sınırlandırılması, somutlaştırılması sonucu konu oluşur.

Aşk tema, Leyla ile Mecnun arasındaki aşk konu

Ölüm tema, Cahit Sıtkı şiirlerinde ölüm korkusu konu

Özgürlük tema, Türkiye’de kadınların özgürlüğü konu

Şiirde işlenen temanın şiirin yazıldığı dönemle ve şairle ilişkisi vardır. Örnek:

Mert dayanır, namert kaçar


Meydan gümbür gümbürlenir
Şahlar şahı divan açar
Divan gümbür gümbürlenir

Yiğit kendini öğende


Oklar menzilin döğende
Şeşper kalkana değende
Kalkan gümbür gümbürlenir

Ok atılır kalesinden


Hak saklasın belâsından
Köroğlu'nun narasından
Her yan gümbür gümbürlenir (Köroğlu )

Şairin şiirde iletmek istediği mesaj yiğitlik ve yiğitliğin gücüdür. Şair savaş tasvirleriyle yiğitliği somutlaştırmıştır. Şiirin konusu “yiğitleri övme”dir.



ŞİİR VE GELENEK

Bir toplumda kuşaktan kuşağa iletilen kültürel değerlere, alışkanlıklara; bilgi, töre ve davranışlara gelenek denir. Düğün geleneği, mevlit geleneği, bayram geleneği gibi.

Şiir geleneği daha önce yaşamış şairlerin eserleriyle oluşmuştur. Geleneği oluşturan şairler arasında sanat anlayışı bakımından ilişki vardır. Halk ve aydın, tarihî akış içerisinde kendi dilleriyle kendi şiir geleneklerini oluşturmuşlardır.

Mesela Murat Çobanoğlu, geleneği Türk edebiyatının başlangıç tarihine dayanan halk edebiyatının bir temsilcisidir. O, dörtlüklerle ve hece vezniyle şiir kozasını oluştururken içinde yaşadığı kültürel ortamın etkisiyle farklı kavramlara ve kelimelere yer vererek geleneğin içinde özgünleşmiştir.



Türk edebiyatında üç şiir geleneği vardır:

1- HALK ŞİİRİ GELENEĞİ VE ÖZELLİKLERİ

* Halkın içinden yetişmiş ve çoğu okur-yazar olmayan sanatçılar tarafından oluşturulmuştur.


*Şiirler, sade bir halk Türkçesiyle söylenmiştir.
*Nazım birimi olarak dörtlük kullanılmıştır.
*Hece vezni kullanılmıştır.
*Kafiyeye önem verilmiştir.
*Aşk, tabiat, tasavvuf, yiğitlik gibi konular işlenmiştir.
*Şiirler hazırlıksız olarak söylenmiştir.
*Genellikle yarım kafiye kullanılmıştır.
*Gelenek usta-çırak ilişkisiyle bugüne kadar gelmiştir.
*Koşma, semai, varsağı, destan; ilahi, nefes; mani, türkü gibi nazım şekilleri vardır.
*Halk şiiri geleneğinin en güçlü temsilcileri Karacaoğlan, Âşık Seyrani, Pir Sultan Abdal, Dadaloğlu, Yunus Emre, Kaygusuz Abdal, Erzurumlu Emrah, Gevheri'dir.
*Bu geleneğin son dönem temsilcileri arasında Âşık Veysel, Murat Çobanoğlu, Âşık Reyhani, Âşık Şeref Taşlıova ve Âşık Mahzuni Şerif'in önemli bir yeri vardır.

2- DİVAN ŞİİRİ GELENEĞİ VE ÖZELLİKLERİ

*Divan edebiyatı, saray ve çevresinde gelişen ve aydın zümreye hitap eden bir edebiyattır. “Klasik Türk Edebiyatı” ismiyle de anılır.

*Bu döneme ait şairlerin, şiirlerini topladıkları “divan” adı verilen birer kitapları vardır. Her şairin bir divanı olduğu için, divan edebiyatı ifadesi daha yaygındır.

*Divan şiirinin dilinde Arapça ve Farsça kelime ve tamlamalar sıkça görülür. Bu dönemin Türkçesine “Osmanlı Türkçesi” denir.

*Nazım birimi beyittir.

*Aruz vezni kullanılmıştır.

*Şiirlerde aşk, tabiat, din, tasavvuf gibi genellikle ferdî konular işlenmiştir.

*Şiirlerde konu bütünlüğüne ve bütün güzelliğine değil, beyit güzelliğine yer verilmiştir. Yani en güzel şiiri yazmak değil, en güzel beyti yazmak amaçlanmıştır

*Kaside, gazel, mesnevi, murabba, terkibibent, terciibent, rubai, şarkı gibi nazım şekilleri vardır.



Dostları ilə paylaş:
  1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   24
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə