Fikh-i ekber



Yüklə 1.59 Mb.
səhifə6/69
tarix30.12.2018
ölçüsü1.59 Mb.
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   69

Kadere İman:

Kadere inanmak iman esaslarındandır. Hayrın faydasının, şer­rin zararının Allah’tan olduğuna inanmak da kadere imana dahil­dir. Acının acılığı, tatlının tatlılığı, hayrın faydası, şerrin zararı hep Allah'tandır. Kader değişmez. Allah'ın kaza ve kaderine rıza gös­termek gerekir. Kader, fayda, zarar, güzellik, çirkinlik ve bunları kaplayan zaman ve mekânla bunlar üzerine terettüp eden sevap ve azab cinsinden yaratıkların hepsini bulunduğu durumda tayin et­mektir, İmam Âzam, Hz. Peygamber'e uyarak Kelime-i Şehadetin şamil bulunduğu icmali, imanı anlatmamış olsa gerektir. Peygam­ber'e Cebrail aleyhisselam, imandan sorunca bu kadar (yani altı iman esası) ile cevap vermişti. imam Âzam da Hz. Peygamber'e uya­rak aynı esasları kabul etmiştir. Ancak İmam Âzam yukarıdaki me­tinde âhiret gününe iman sözü yerine “öldükten sonra dirilmek” ifadesini kullanmıştır. Bu ifade ile kabirdeki hayatı da içine almıştır. Sonra ben başka bir nüshada “Âhiret günü” ifadesi ile “öldük­ten sonra dirilmek” ifadesini birleştirdiğini gördüm. İmam Âzam'm bu iki ifadeyi birleştirmesi ile, öldükten sonra dirilmekten, kabirde dirilmek mânası kasd edildiği, yahut “âhiret günü” ile Kıyamete ait bütün halleri, ölümden sonraki sevap ve azap hallerini kasdettiği ortaya çıkmıştır.

Sonra İmam Âzam âhirete ait hallerden haşir neşir için dirilme­yi tahsis etmiştir. Çünkü bu bahis, kâfirlerin ilk münakaşaya girdik konudur. Tafsili imanın esaslarını ihtiva etmektedir. Bu şekilde İmam Azam kitabının başında, sonradan tafsilatlı olarak açı­layacağı hususları kısaca sana tenbih etmeyi istemiştir.

Öldükten Sonra Hesap Günü :

Hesab, amellerin tartılması Cennet ve cehennemin varlığı haktır. Kametin, duraklarından olan Sırat, havuz ve diğerlerinin varlığı da haktır.


Allah'ın Birliği :

İmanı Âzam buraya kadar imanın esaslarını açıkladıktan son­ra esas Tevhid'in mânasını bütün açıklığı ile izah etti ve şöyle dedi.

“Allahu Teâlâ zatında birdir. Fakat bu birliği sayı cihetinden değil, ortağı bulunmamak yönündendir.”

Birliğinin sayı cihetine inhisar etmemesi, kendinden sonra bir varedicinin bulunduğu vehmini ortadan kaldırmak içindir. Zira adet mânası üzerinde düşünülünce, başka sayılar da akla gelir. Halbuki Cenabı Allah zatında, sıfatında eşi, benzeri ve ortağı yoktur, Al­lah'ın varlığı ve birliğine Kur'an-ı Kerîm'den delil İhlâs süresidir. Cenabı Allah İhlâs sûresinde şöyle buyuruyor:

De ki: Allah birdir. Allah kimseye muhtaç değildir. Doğmamış­tır. Doğurmamıştır. Kendisine hiç kimse emsal olmamıştır.” 45

Yâni Allah Zatında ve sıfatında tektir, herkes ona muhtaçtır. O, kimseye muhtaç değildir, sonradan var olan yaratıkların mahalli değildir, sonradan yaratılmış da değildir. Hiç bir varlık kendisine denk olamaz. Burada Mekke kâfirlerine reddiye vardır. Onlar şöyle demişlerdi: “Melekler Allah'ın kızlarıdır”. “Allah doğurmamıştır,” ifadesiyle bu inanç yıkılmıştır. Yahudilere de reddiye vardır. Yahudiler de şöyle demişlerdi:

Uzeyr, Allah'ın oğludur.” Yani Allah'ın oğlu da yoktur, kızı da. “O doğmamıştır, doğurmamıştır.” Hıristiyanlara da reddiye vardır. Hıristiyanlar:

Mesih, Allah'ın oğludur, anası da eşi­dir,” demişlerdi. Kur'an-ı Kerim'de cinlerin müminlerinden hikâyeten şöyle buyuruluyor:

Doğrusu rabbimizin şanı çok yücedir; ne eş edinmiştir, ne de çocuk.” 46

Yâni eş ve çocuk edinmek mecaz yolu ile de olsa, Allah hakkın­da düşünülemez. Gerçekten olması ise zaten mümkün değildir.

Hâsılı bu âlemin yaratıcısı birdir, eşsizdir. Zira Vâcib'ul-Vücûd'un mânasının ancak çeşitli kemal sıfatları ile vasıflanan tek ve eşsiz bir zat üzerinde tasdik edilmesi ile mümkün olabilir. Nitekim Ce­nabı Allah da şöyle buyuruyor:

Yerde, gökte Allah'tan başka farz edilen başka ilâhlar bulunsa, yer ile gök düzeni bozulurdu.” 47

Bu âyetten istifade edilerek Burhan-i Temânü diye adlandırılan bir delil ortaya çıkmıştır. Bunun takriri şöyledir:

Burhan-i Temânü:

Eğer iki ilahın varlığı mümkün görülürse, aralarında çekişme ve çatışma da mümkün olur. Şöyle ki, biri meselâ: Zeyd'in hareket etmesini, diğeri ise hıareket etmemesini, durmasını isteyebilirdi. Zira bu iki durumdan her biri de mümkün olan şeylerdir. Yine iradenin bu iki işten birine taalluk etmesi de haddizatında yine mümkündür. Çünkü bu iki irade arasında bir tezat yoktur. Belki tezat istenilen iki ayrı şeydedir. O takdirde ya istenilen iki iş de olacaktır, ki o za­man iki zıddın toplanması lâzım gelir. Yahut ikisi de olmaya­cak, belki biri vuku' bulacaktır. O zaman da iki ilahtan birinin âciz olması gerekecektir. Acizlik ise yaratıcı olmamanın, sonradan yara­tılmış olmanın işaretidir. Çünkü acizlikte ihtiyaç şaibesi vardır. İlahların birkaç tane olması, muhali gerektiren çatışmayı gerektir­mektedir. Dolayısıyla ilahların birkaç tane olması da mümkün de­ğildir. Bu açıklama aşağıda söylenen sözün de tefsiridir: Varlığı farz edilen ilahlardan biri eğer diğerine karşı gelmeğe gücü yetmezse, ötekinin âciz olması lâzımgelir; gücü yeterse diğerinin ilah olama­ması ve âciz olması gerekir. Yukarıda zikrettiğimiz açıklamalarla, iki ilâhın çatışmadan ittifak etmelerinin mümkün olduğu yolunda söylenen söz de reddedilmiş oluyor.

Allâme Tafazânî'nin: “Mezkûr âyet, iknaî bir delildir” sözü şu demektir: yâni ilk bakışta iknai delil olduğu zannedilir, demektir. Bu zan, bilgi hasıl olduktan sonra zail olur. Âyetin hükmünün gereği olan mulâzemet, yâni iki ilahın var olduğunun farzedilmesinden yer ile göğün fesada uğramasının lâzımgelmesi, zannî delillere lâyık olduğu vech ile adettir. Zira hakimler birkaç tane olunca, çe­kişme ve galebenin varlığı adeti geçerlidir. Nitekim Cenabı Allah buna bir âyette işaret ederek şöyle buyuruyor:

Allah hiç bir evlât edinmemiştir, ona ortak hiç bir ilâh da yok­tur. Eğer böyle olsaydı her ilâh kendi yarattığını götürür, bazısı üzerine üstün gelirdi. Allah Teâlâ, onların vasıfladıkları şirkten münezzehtir 48

Gazali, İbn-i Humam ve Beydavi gibi araştırıcı alimler mezkur Temanü' âyetinin iknaî olması ile yetinmeyerek onu kesin hakikatlerden saydılar. Belki, bu ayetin iknaî delil olduğunu söyleyenin kâ­fir olacağını bile söyleyenler vardır. Bu mesele hakkında kelam ki­taplarında yeterince bilgi verilmiştir.

Sonra bil ki, âyetteki “lev” kelimesi “lintifaissani Iintifâil-evvel” kaidesince, birinci kısım olan şartın bulunmayışından dolayı ikinci kısım olan cevabın bulunmamasını ifade etmez. Yâni yer ile gök fesada uğramadığına göre, Allah Teâlâ birdir. Belki burada lev ke­limesi zaman tâyinine delâlet etmeksizin şartın bulunmaması üze­rine cezanın da bulunmamasını gerektirir. Yâni Allah bir olduğu için yer ile gök bozulmamıştır. Çünkü lev harfi bazı yerlerde bu mânada da kullanılır.(Cenabı Allah yarattığı şeylerden hiç birine benzemez.)

Çünkü Cenabı Allah'ın varlığı kendindendir. Allah'dan başka her şeyin varlığı ise mümkün olup kendinden değildir. Varlığı ken­dinden olan Samed’dir, yâni kimseye muhtaç değildir, her şey O’nun yaratmasına ve yardımına muhtaçtır. Bu konuda Cenabı Allah şöyle buyuruyor:

Allah kimseye muhtaç değildir, sizler ise muhtaçsınız.” 49

O halde Allah'ın varlığı zatının aynıdır. Allah'ın sıfatları ise za­tının aynı değildir, gayrı da değildir. Filozoflara göre bu görüşe mu­halefet vardır. Onlara göre, Allah'ın sıfatları zatının aynıdır. Mute­zileye göre de Allah'ın sıfatları zatının gayrıdır.

Kerrâmiye mezhebine mensub olanların inandıkları gibi, Allah'ın sıfatları da sonradan yaratılmış değildir. Yaratılmışların sıfatları böyle değildir. Zira yaratılmışların sıfatları bütün ilim adamlarına göre, zatlarının gayrıdır.

Hâsılı Filozoflarla Mutezile, kadîm olan varlıkların birkaç tane olmasından sakınarak Allah'ın sıfatlarını kabul etmediler. Eş'arîler de Allah'ın sıfatları zatının ne aynıdır, ne de gayrıdır, diyerek gö­rüşlerini belirttiler.



Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   69


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə