İsrail Devleti’nin başkenti



Yüklə 433,92 Kb.
səhifə5/9
tarix18.01.2019
ölçüsü433,92 Kb.
#101105
1   2   3   4   5   6   7   8   9

SURİYE TARİHİ

Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devleti'nin askeri yönden önemli bir harekât merkezi olan Suriye, Mısır'da bulunan İngiliz askeri güçlerinin başlıca hedefi olmuştur. İ Bölgeye vali ve aynı zamanda Şam'da konuşlandırılmış olan Osmanlı IV. Ordu Komutam olarak Cemal Paşa atanmıştır. Cemal Paşa, bazı Arap liderlerinin İngilizler ve Fransızlar İLE işbirliği içerisinde olduğu gerekçesiyle oldukça sert politika izlemiştir. Lawrence, Cemal Paşa'nın politikalarını şöyle değerlendirmektedir; "Suriye'deki tüm sınıfları, koşullan ve inançları birleştirerek ortak bir sefaletin ve korkunun baskısı altına almıştı. Böylelikle de planlı bir isyanı mümkün hale getirmişti."

Ancak Cemal Paşa kaygılarında son derece haklıydı, 27 Haziran 1916'da Şerif Hüseyin, İngiltere ile varmış olduğu mutabakata uygun olarak Türklere karşı ayaklanma başlattığım ilan edecekti. 1918'de Hicaz'da konuşlandırılan bir Arap ordusunun desteğiyle taarruz harekâtında bulunan İngiliz birlikleri, bölgeyi işgal etmiştir.

İtilaf Devletleri'nin Suriye'yi işgalini müteakip, bağımsız devlet kurma vaadiyle isyan etmiş olan Şerif Hüseyin'in oğlu Faysal, Şam'a girerek İngiltere'nin desteğiyle bölgede bir Arap hükümeti kurmuştur. Bu hükümet, Arap milliyetçi cenah arasında bağımsızlık yolunda atılmış ilk adım olarak nitelendirilmiştir.

Savaş sırasında İngilizlerden bağımsızlık sözü almış Arap önderlerin Şam'da topladığı Suriye Kongresi, Faysal'ın Filistin'i de içine alan birleşik Suriye'nin kralı ilan etmesine rağmen, İtilaf Devletleri San Remo Konferansı'nda Sykes Picot Anlaşması çerçevesinde Filistin'i İngiliz, Suriye ve Lübnan'ı da ayrı ayrı Fransız manda yönetimine bırakmıştır.
Fransız Manda Yönetimi (l920-1946)

Fransızlar, Suriye'de dini ve etnik azınlıkları desteklemek suretiyle Arap milliyetçiliğini zayıflatarak, konumlarını güçlendirmek için gayret sarf etmişlerdir. Bu çerçevede, kuzeyde bir Alevi devleti, merkezde bir Sünni devleti ve güneyde bir Dürzi devleti kurulması hedeflenmişti. Sadece Lübnan'da Hıristiyan bir devlet kurulmuş, Suriye’nin geri kalanı etnik ve dini farklılıklar çerçevesinde beş ayrı otonom bölgeye ayrılmıştır. Bunlar; Cebel-i Dürzi, Halep, Lazkiye, Şam ve İskenderun’dur.

Ekonomik ve siyasi alanlarda destek gören azınlıkların Fransız yönetimine sağlamış olduğu en önemli desteklerden biri bölgenin kontrolü için Fransızların kurduğu "Özel Doğu Akdeniz Birlikleri" adlı yerli bir orduda görev almalarıdır. Bu durum, başta Nusayriler olmak üzere, azınlıkların gelecekte Suriye ordusunda önemli mevkilere getirilmesine ve böylece siyasi krizlerde rol oynamasına zemin hazırlamıştır. Üstelik bu durum Sünnilerin egemenliğini ortadan kaldırarak, askeri darbelerle orduyu siyasi hayatın içine çekmelerine ve belki de, tek bir mezhebe dayalı otoriter bir rejim kurmalarında da etkili olmuştur.

Kontrolü altındaki manda rejimleri içerisinde en çok Suriye'de zorlanan Fransızlar, uygulamış oldukları baskı politikaları başta Dürzîler olmak üzere Nusayrilerin ve Bedevilerin çıkardığı isyanlara dönüşmüştür. 1925'te, Halep ve Şam "Suriye Devleti" adı altında birleştirilmiş, bir yıl sonra da Lübnan, Suriye'den ayrılarak Fransa'ya bağlı müstakil bir cumhuriyet olmuştur. Alevi ve Dürzi yönetimleri ise 1936'ya kadar ayrı kalmışlardır. 1925-1927 arasında Fransa manda yönetimine karşı çıkan isyanlarda 6000'den fazla insan hayatını kaybetmiştir. Direniş cephesinin kararlı politikası etkisini göstermiş ve 1928'e gelindiğinde Fransız yönetimi ülkedeki milliyetçi örgütlerin çatısı konumunda olan Ulusal Grup Oluşumünu tanımak zorunda kalmıştır.

II. Dünya Savaşı arifesinde ekonomik anlamda sıkıntılı bir dönem yaşamakta olan Fransa kendi manda idaresindeki ülkelere karşı politikasında önemli değişikliklere gitmiştir. 1936 sonunda imzalanan anlaşmayla Haşim Attasi önderliğinde kurulan ulusal hükümet F'ransa tarafından tanınmıştır. Suriye'nin bağımsızlığını tanıyan bu anlaşmayla Alevi ve Dürzi bölgeleri Suriye'ye dâhil edilmiş, Lübnan ayrı bir devlet olarak kabul edilmiştir. Bu anlaşma, Fransa'ya Suriye'nin dış politikasında belirleyici olma ve bölgede iki askeri üs bulundurma vb haklar sağlamıştır. Fransa, Türkiye'nin isteği doğrultusunda İskenderun Sancağı'nın ayrı bir yönetime kavuşturulmasını kabul etmiş, daha sonra Hatay Türkiye'ye katılmıştır.

İkinci Dünya Savaşı'nın başlarında Almanya'ya teslim olan Vichy Hükümeti'nin denetimindeki Suriye, ortak harekât düzenleyen İngiliz ve Özgür Fransa kuvvetleri tarafından ele geçirilmiş ve ülkenin bağımsızlığı ilan edilmiştir. 1943'te yapılan seçimlerde Fransa karşıtı Milli Cephe hükümeti oluşturularak Şükrü el-Kuvvetli Suriye Devlet Başkanı seçilmiştir.

Temmuz 1944'te Sovyetler Birliği, Eylül'de ABD, ertesi yıl da İngiltere, Suriye ile Lübnan'ı şartsız bir şekilde egemen devletler olarak tanımışlar ve Fransa'ya Suriye'yi boşaltması için baskı yapmaya başlamışlardır.foy] BM Güvenlik Konseyi'ndeki uzun görüşmelerin ardından, İngiliz ve Fransız kuvvetleri, Suriye ve Lübnan'dan aynı anda çekilmesi konusunda anlaşmışlardır. Fransa, 17 Nisan 1946'da tüm birliklerini Suriye topraklarından çekmiş olduğunu uluslararası kamuoyuna ilan etmiştir. Böylece, Suriye'de 25 yıl boyunca devam etmiş olan Fransız manda yönetimi sona ermiştir.
Suriye ve Baas Partisi

Baas Partisi, hemen hemen hepsi Batı eğitimi almış ve liderliğini Ortodoks Hıristiyan Mişel Eflak'ın ve Selahaddin Bitar'm öncülüğünü yaptıkları Suriyeli bir grup Arap entellektüeli tarafından, 1943 yılında Arap Yeniden Diriliş Partisi adıyla kurulmuştur.

Kaynağını ıç.yüzyıldaki romantik-halkçı Alman Nasyonalizm'den alan Baas ideolojisi temelde iki ana teze dayanmaktaydı. Birincisi, tüm Arapların tek bir ulus olduğunu dile getiren Arap Milliyetçiliği, İkincisi ise, Arap Sosyalizmi idi.

Baas, Suriye'nin siyasi hayatına az sayıda kentli büyük ailenin ve bunların çıkarlarını dile getiren partilerin ya da önderlerin oluşturdukları gevşek birliklerin hakim olmasına karşı bir meydan okumayı temsil ediyor;toplıımda hakim konumda olmayan sınıflardan ve büyük ölçüde, Aleviler, Dürzîler ve Hıristiyanlar gibi Sünni Müslüman çoğunluğun dışındaki cemaatlerin ilgisini cezbediyordu.

Sınıfsal konumlarıyla etnik kimlikleri örtüşeıı unsurların, bölge, aşiret ve mezhep bağlarını kullanarak hem Parti içinde hem de orduda yapılanmaları ve bu yolla iktidara gelme süreçleri Suriye siyasetini derinden etkilemiştir.
Askeri Darbeler (1949-1970)

Bağımsızlığını kazandıktan kısa bir süre sonra Suriye, art arda gelen askeri darbeler sonucunda radikal değişikliklere maruz kalmıştır. Söz konusu askeri darbeler zincirinin ilki 30 Mart 1949'da Sünni bir general olan Hüsnü Zaim önderliğinde gerçekleşmiştir. CIA tarafından da desteklenen darbe sonrasında Zaim, kendisini Cumhurbaşkanı ilan etmiş ve parlamentoyu feshetmiştir. Hatay'ın Türkiye Cumlıuriyeti'ne ilhakından sonra Antakya'dan ayrılan Hüsnü Zaim, Türk dostu olmasıyla tanınmıştır.

Zaim, 14 Ağustos 1949’da General Sami Hmnavi'nin önderliğinde bir karsı darbe ile yönetimden uzaklaştırılmış ve idam edilmiştir. Sami Hmnavi’nin gerçekleştirmiş olduğu darbe İngilizler tarafından desteklenmiştir. Sami Hınnavi iktidarı ele geçirdikten sonra yasaklanan siyasi partilerin tekrar faaliyete geçmesine ve seçimlerin tekrar yapılmasına izin vermiş olsa da siyasi yasamın arka planında ordu bulunmaktaydı. 19 Aralık 1949'da Albay Edip Çiçekli, Irak ile birleşme fikrinin işlerlik kazandığı bir dönemde, Irak ile ülke çıkarları aleyhinde işbirliği yaptığını iddia ettiği Sami Hinnavi'ye karşı darbe düzenlemiştir. Darbenin lideri olan, Edip Çiçekli 1951'de Suriye Genelkurmay Başkanı olmuş, ardından Yüksek Harp Konseyi tarafından Devlet Başkanlığı'nı ilan etmiştir. Edip Çiçekli, seleflerinin iktidarları dört ve altı ay gibi çok kısa süreler devam etmiş olmasına rağmen Suriye gibi bir ülkede dört yıl gibi uzun sayılabilecek iktidar sürmüştür. 10 Temmuz 1953'te yapılan referandumda Cumhurbaşkanı seçilnıiştir.

Albay Faysal El-Atasi öncülüğündeki darbe ile Edip Çiçekli'yi 25 Şubat 1954'te iktidardan uzaklaştıracak siyasi zeminin oluşmasında Baas Partisi önemli rol oynamıştır. Çiçekli'yi iktidardan uzaklaştıran askeri darbe sivil bir yönetimi iş basına getirmiş, yapılan seçimlerden sonra muhafazakâr yapıdaki Millet ve Halk Partileri koalisyon kurarak iktidara gelmiştir.

Muhafazakâr partilerin iktidarda olduğu 1955-1957 yıllarında radikal siyasi akımlar giderek güçlenmiş; özellikle, Arap Birliği, Batı karşıtlığı, Sovyetler Birliğine yakınlaşma, ekonomik ve siyasi alanlarda iyileştirmeler gibi talepler, Baas Partisi, Arap Sosyalist Partisi ve Komünist Partiyi bir araya getiren ve birlikte hareket etmelerini sağlayan temel etkenler olmuştur.

Baasçılar bu dönemde ülkede iktidarı ele geçirmek için yoğun çaba harcamışlardır. Siyaset ve ordu içinde nüfuzlarını arttırmak amacıyla, bir taraftan yeni kurulan hükümetleri protesto ederek iktidardan çekilmelerini sağlamışlar, diğer taraftan Genel Kurmay Başkanı'nın istifa etmesinde önemli rol oynamışlardır.


Birleşik Arap Cumhuriyeti ( 1958-1961 )

1 Şubat 1958'de Mısır ve Suriye'nin birleşmesiyle Birleşik Arap Cumhuriyeti(BAC) kurulmuştur. Suriye'deki hemen hemen bütün siyasi yapılar birleşme fikrine destek verdiyse de başı çeken Baas Partisi olmuştur. Kısa bir süre sonra birlik içerisinde huzursuzluklar baş göstermiştir. Huzursuzluğun kaynağı, bu birliktelik veya ortaklıkta ağırlığı oluşturan Mısır'ın uyguladığı bazı politikalardı. Mısır, Suriye'nin içişlerine müdahalede bulunmuş, Suriyeli politikacıları yönetimden uzaklaştırmış ve çıkarılan sosyalist kanunlarla orta sınıfın çıkarlarını tehdit etmiştir. Bütün bunlar, birliğe karşı milliyetçi bir muhalefetin güç kazanmasına neden olmuştur.

Eylül 1961'de Albay Kerim el-Nahlavi liderliğindeki Şamlı Sünni subayların gerçekleştirdikleri darbe ile Birleşik Arap Cumhuriyeti sona ermiştir. Darbeyi gerçekleştiren subaylar, darbeyi planlarken, kendileriyle aynı mezhep ve bölgeden gelen subayları stratejik noktalara atamaları dikkat çekicidir.
Baas Partisi'nde iktidar Mücadelesi ( 1961-1970)

Bu darbenin hemen sonrasında Suriye siyasetine egemen olan ve 1963 yılına dek yönetimde bulunan Ayrılıkçı rejim, BAC döneminde uygulamaya konulan politikalardan ve Baas Partisi'nin 1940'larda ve 1950'lerde ortaya koyduğu ideolojiden tam anlamıyla bir kopuşu simgelemekteydi. 1962 yılında "Ayrılıkçı Rejim"e karşı gerçekleştirilen başarısız bir darbe girişiminin ardından, 1963'teki askeri darbeyle Baas Partisi iktidara geldiyse de ,yeni yönetim de başarısız darbe girişimleriyle karşı karşıya kalmaktan kurtulamadı. 1966 yılında Baas Partisi'nin bölgecilerin ağırlıkta olduğu radikal kanadı, birçok tasfiyeyle ve mezhep-bölge-aşiret bağlarını kullanarak yeni bir darbe gerçekleştirdi. Böylece, 1960'ların başından beri Baas Partisi’nin sosyalizme öncelik verecek şekildeki ideolojik dönüşümüne son noktayı koydu; Baas Partisi iktidarının radikal evresini (Neo-Baas dönemini jbaşlattı. Dolayısıyla Parti'de 1963-1970 döneminde, eski kuşak milliyetçi Baasçılardan, radikal sosyalist Baasçılara doğru bir kayma yaşandı.

Hafız Esad, Salah Cedid ve Muhammed Ümran gibi Nusayri kökenli subayların başını çektiği "Neo-Baasçı" grup, kendisini, orduyla sembiyotikfortak yaşaınsaljilişkiler kurduğu oranda askerler arası rekabetten, parti içi iktidar mücadelesinden ve karşı darbeden koruyamadı. Kırsal kökenli azınlıkların Parti'de belirleyici konumuna gelmeye başlamalarıyla da iktidar mücadelesine, önce Aleviler tarafından Sünnilere karşı mezhep bağlarının, ardından da azınlık mensuplarının birbirleriyle mücadelesinde bölge ve aşiret bağlarının nüfuz ettiği görüldü.[53] Mezhep, bölge ve aşiret bağlarının iktidar mücadelesinde kullanılması, Sünni Müslüman elitin Suriye'deki hâkimiyetini kırmaya odaklanmış Baas ideolojisiyle örtüşmekteydi. Kırsal kökenli azınlıklar kendi mezheplerinden, bölgelerinden ya da aşiretlerinden gelenler aracılığıyla yapılanmayı, Sünni Müslüman karşıtlığıyla mücadelede gerekli bir örgütlenme modeli olarak görüyorlardı.
Neo-Baasçı Dönem ( 1966-1970 )

23 Şubat 1966'da, Selah Cedid ve Hafız Esad'ın liderliğini yaptığı neo-Baas grubu askeri bir darbeyle iktidarı ele geçirdiler ve Nusayri subaylar, ilk kez ordu ve hükümet içerisinde bu kadar etkili pozisyona gelmiş oldular.

Darbeci subaylar, sivil hükümetin başına Sünni cemaate mensup ve feodal bir aileden gelen Nur al-Din Attasi'yi getirmişlerdir. Bu dönemde Baas Partisi'nin ve gizli servisin kamu hayatı üzerindeki etkisinin yavaş yavaş arttığı gözlenmektedir.

Öte yandan, 1.966 darbesinden bir yıl sonra, İsrail ile yapılan ve yenilgi ile sonuçlanan altı gün savaşları, Suriye'de iktidar alanında değişiklikler yaşanmasına neden olmuştur. Yenilgi ile beraber, Mısır ve Suriye'deki radikal sosyalist rejim gözden düşmüştür. Salah Cedid ve onun sivil hükümetteki temsilcisi olan Attasi yaşanan yenilgi sonrasında itibar kaybederken, hükümette Savunma Bakanlığı ve Hava Kuvvetleri Komutanlığı görevini yürüten Hafız Esad güçlenerek öne çıkmıştır.



Dini ve Etnik Yapı

Suriye Devleti'nin nüfusu 22,5 milyon civarındadır. Suriye kültürel olarak önemli ölçüde homojen olmakla birlikte etnik ve dini kimlik açısından büyük çeşitlilik sergileyen bir ülkedir. Majör etnik grup %90-3 ile Araplardır, popülasyonun %9.7'sini ise Kürt, Ermeni ve diğer gruplar oluşturmaktadır. [söjGenel olarak Şii mezhebinin Zeydilik, İmamiyeve İsmaililik olmak üzere üç ana kolu vardır. Nlifusun çoğunluğu oluşturan Sünni-Araplardan ziyade azınlık nüfusun yaklaşık % 12'sini oluşturan Nusayrileri iktidarda etkili oldukları için çoğunluk olarak tanımlamak gibi bir çelişki karşımıza çıkmaktadır. Sünni çoğunluk ile heterodoks topluluklar (Nusayriier, İsmaililer, Diirzîler) arasındaki ilişkiler geleneksel olarak dirıi-mezhepsel karşıtlıklar üzerine inşa edilmiştir. Siinniler bu toplulukları genellikle sapkın, din dışı olarak görmüşler, sosyal temastan sakınmışlardır. Sünni din âlimlerinin Şiilerin taşkınları dedikleri fırkalardan biri olan Nusayrilik kendini Alevi olarak yani Şia'nın bir kolu olarak sunmaktadır. Dini bakımdan %86 ağırlığı olan Müsliimanlar, %74 Sünni ve %12 Şii olarak ayrılmaktadırlar. Hıristiyanların oranı % ıo, Dürzilerin oranı %3'tür.





suriye\'nin etnik ve dini yapä±sä± ile ilgili gã¶rsel sonucu

Nusayrilik Nedir?

Türkçede genellikle Nusayri ya da daha az kullanımıyla Ansayri adlarıyla ve Arapça kaynaklarda "An Nusairieyeh" olarak bilinen Arap Alevileri, Batı literatüründe değişik terimlerle ifade edilmektedir. Değişik kaynaklarda Nusayriier, Assassins, Assassini, Nazaraei, Nazarenes, Nassariens gibi terimlerle de ifade edilmektedirler.

Topluluğun adlandırmasında bir diğer önemli nokta, ana dildedir. Bu kesimlerde ise "Arap" adlandırması görülmekte, ancak dil referanslı adlandırmaya inanç mutlaka eklenmekte, bunun sonucunda Arap Alevi şeklinde bir kavram ortaya çıkmıştır.

Louis Massignon bu kelimenin kökenine ilişkin beş ayrı kaynak belirtmektedir. Bunlar şöyledir;



  1. “Nasrani” (Hristiyan) kelimesinden hareketle Latince 'nazerini' kelimesinin bozulmuş şekli,

  2. “Nâsurâya” Küfe yakınlarında bir köy,

  3. “Nisbe” Nusayr uydurma Şii şehitlerinden biri olup ya 'Ali'nin oğlu ya da onun azatlısı,

  4. “Nasrani” (Hristiyan) kelimesi,

  5. Nusayrîliğin de kurucusu sayılan Muhammed bin Nusayr ismi.

Nusayri kavramının kökeni konusunda ileri sürülen bir yaklaşıma göre,Fransız manda yönetimi sırasında bu kavramın yerini Alevi (Alawi) teriminin aldığı ve Türkiye'de kullanılan Alevi kavramının da Suriye'deki Nusayrîlerin 'Alevi' olarak tanımlanması sonrasında ortaya çıktığı belirtilmektedir.Diğer bir yaklaşıma göre, 1980'lerde Suriye'deki Sünni çevrelerce başlatılan ve bu topluluğun İslam içi mi yoksa dışı mı olduğu tartışmalarında topluluğun Müslüman olmadığını ima etmek isteyenler 'Nusayri' kavramını kullanırken, topluluğun O11 İki İmam Şiiliğine bağlı Müslümanlar olduğu fikrini benimseyenler 'Alevi' kavramını kullanmayı tercih etmektedirler. Üçüncü bir yaklaşıma göre, Nusayri, Nusayra Dağlan'nın isminden gelmektedir.

Nusayrilik, genel olarak Şiiliğin bir kolu olarak kabul edilmektedir. Şiilik, kendi içinde ana iki akıma ayrılmış durumdadır; bu akımlardan birincisi, Batmilikve İsmaililik olarak da adlandırılan Yedi İmam Şiiliği; İkincisi ise Caferilik ya da İmamilik olarak da adlandırılan ve bugün İran'da egemen olan On İki İmam Şiiliği'dir. Nusayrilik, Yedi İmam Şiiliğine daha yakın olmasına karşın, imamlık silsilesini on iki imamla sınırlandırdığı için On İki İmam Şiiliği içinde ya da bu iki ana Şii akımın özgün bir birleşimi olarak değerlendirilmektedir.

İster Alevilik inanç yapısı içerisinde değerlendirilsin, ister Şiiliğin bir kolu olarak ele alınsın Nusayrîliğin kendine özgü bir sosyal yapısı olduğu görülmektedir. Toplumsal yapıda birbirinden farklı aşiret konfederasyonları ve bunları oluşturan kabile/alt aşiretler olduğu gibi farklı sınıflar ve dinî gruplar da bulunmaktadır. Nusayrîler, dört büyük aşiret veya aşiret konfederasyonlarına ayrılmaktadır. Bunlar; Klıayyatin, Haddadin, Kalbiya ve Matavira'dır. Nusayri topluluğu üç sınıftan oluşmaktadır. Bunlar; dinî liderler, toprak sahipleri ve Nusayri topluluğudur.

Nusayriler, Suriye'de Halep, Şam, Lazkiye, Basit, Tartus, Hama ve Humus gibi kentlerde yaşamaktadırlar. Bugünkü Suriye sınırları içinde yaşayan Nusayrîler, politik ve askerî elitinin çoğunluğu Haddadin aşiretine mensupturlar. Yeni sayımlara göre Nusayriler, 20 milyona yakın Suriye nüfusunun %l8- 21'ini oluşturmaktadırlar. Ancak bunun tam olarak bilinmesi pek mümkün olmamaktadır çünkü Suriye'de etnik kimliklerin nüfusunu öğrenmeye çalışmak neredeyse tabu halindedir. Suriye dışında, Irak, İran, Ürdün ve Afganistan'da belirli kesimlerin Nusayri inancını sürdürdüğü bilinmektedir. Filistin'de (Batı Şeria) de azımsanmayacak oranda Nusayri yaşamaktadır. Arabistan'da ise gizlice inançlarını sürdüren Nusayri kabilelerinin olduğu bilinmektedir.

Fransız Manda yönetiminde, kendilerini Hristiyanlığm kaybolmuş bir kolu olarak gösteren Nusayrîler, Pan-Arabizm popüler olduğu zaman bu akımın en büyük savunucusu olmuşlardır. Ardından Hafız Esad döneminde kendilerini Şiîlerin on ikinci kısmı olarak tanıtmışlardır. Diğer bir ifade ile Nusayriler, oportünist bir tavır sergileyerek, popüler gündemi takip etmişlerdir.

Hatay'ın Türkiye'ye ilhakı noktasında, burada yaşayan Nusayrîlerin tercihlerini Türkiye katılma yönünde kullanmalarına etki ederken, diğer taraftan da Suriye'deki Baas rejimi, Arap milliyetçiliği, yoksulluk gibi parametrelerde bu sürece etki etmiştir. Bu dönemde Suriye’de yaşayan Nusayrîler, sosyoekonomik düzeyleri bakımından toplumun en yoksul ve en az eğitimli olan sınıfı arasında yer almakta idiler.

Bugün Türkiye'de yaşamakta olan Nusayri toplumunun etnik kökenleri referans alınarak Arap millî kimliği ile aynileşme içinde olduklarını söylemek mümkün görünmemektedir. Bu topluluğun üyeleri Arap kültüründen ziyade Türk kültürü içinde yaşamakta, bu kültür içinde sosyalleşmekte, her türlü üretim ve hizmetlerini bu kültür içinde yapmaktadırlar.
Nusayrilik, Hafız Esad ve Baas Partisi (1970-1991)

Hafız Esad, 13 Kasım 1970'de Salah Cedit yönetimine karsı askeri darbe yaparak iktidarı ele geçirmiştir. H.Esad, rejimin milliyetçi sosyalist çizgisini değiştirmek niyetinde değildi. Sadece "Düzeltme Hareketi" (Hareketü'l Tashih) ile rejimi restore etmek istiyordu. yapılan referandumda oyların %99,2’sini alan H.Esad Suriye'nin ilk Nusayri kökenli Devlet Başkam oldu. Rejimi güçlendirmek ve potansiyel muhalefeti etkisiz hale getirmek içirı 7 Mart 1972'de Ulusal İlerici Cepheyi kurdu. Esad rejimine hukuki zemin kazandıran Suriye'nin kalıcı anayasası, Mart 1973'te yapılan oylamaya katılanlarm %97,6'hk bölümünün desteğini alarak yürürlüğe girdi. 12 Mart 1971'de Suriye'de 1970-2000 yılları arasında, çerçevesini ve merkezini Hafız Esad'ın belirlediği rejim, hassas siyasal ve toplumsal dengeler üzerine kurulmuş ve istikrarı yakalamış "Esad usulü bir totalitarizm" olarak adlandırılabilir. Devlet Başkanlığı, parti genel sekreterliği ve silahlı kuvvetler başkomutanlığı makamları, Esad'ın kişiliğinde, tüm devlet ve toplum kurulularını boydan boya kaplayan gayet karmaşık çıkar ilişkileri ağının merkezinde yer alıyordu. Başkanlık monarşisinde yoğunlaştırmak için bir akraba ve mezhep dayanışması kombinasyonundan, Leninist parti sadakatinden ve bürokratik yönetimden de yararlandı. Esad aynı zamanda iktidarı bir Esad'ın yakın çevresinde ona sadakatle bağlı siyasi ve askeri bir seçkinler sınıfı yer alıyordu.

Otoriteyi ve iktidar araçlarını tekellerinde bulunduran bu seçkinleri içinde barındıran ve devletin güç merkezi olan kurumsal yapı, Baas Partisi, Suriye Güvenlik Güçleri (Suriye ordusu ve istihbarat kurumlan) ve güçlü bir devlet bürokrasisinden oluşuyordu.

Nusayri azınlığın temsilcisi olarak Esad'ın oluşturduğu rejimin toplumun her kesiminden destek alan geniş bir halk tabanına sahip olabilmesi Baas'ın etkin kullanımına bağlıydı. Ülkede Arap etnik kimliğine sahip olmayan unsurları parti içine çekmek ve daha geniş kitlelere hitap edebilen bir ideolojik söylemle mümkün olabilirdi. Bu dönemde Sünni Müslüman çoğunluğun alt sınıftan gelenlerine özel ilgi gösterilmiş, Arap olmayan Kürtler, Çerkezler ve Ermeniler de parti kadrolarına kabul edilmiştir. Kardeşlerin eski üyeleri ve kırsal kesimdeki yerel liderleri bile partiye kabul etmiştir. 1970 yılından sonra kapılarını tamamen halka açan Baas Partisi, Müslüman Suriye'de, rejimlerin ve iktidarların varlığını sürdürmesinin temel dayanağı Suriye Ordusu idi. Ayakta kalması, sağlamlığı ve politikalarının kesintisiz devamının garantiye alınması için şarttı. Suriye'de ordunun tam anlamıyla kontrolü, Esad rejiminin Esad, Sünni çoğunluktan gelecek tepkileri hafifletmek, Nusayri azınlığa dayalı bir devlet yapılanmasına gitmediğini ve ulusal bir lider olduğunu kanıtlamak için kabinede, orduda ve partideki elit sınıfa Sünni Müslümanlardan birçok ismi dâhil etmiştir. tutuyor gözükse de Nusayri subaylar rejimin en önemli kontrol aygıtları olan istihbarat ve güvenlik örgütlerini yönetmekteydi. Hafız Esad'ın çevresindeki Nusayri subaylar "Baronlar" olarak adlandırılıyordu. Suriye kabinesinde ve ordunun iist düzeyindeki bazı mevkileri Sünniler ellerinde

50’li yılların ortalarından itibaren petrol fiyatlarının düşmesi, yolsuzluk ve rüşvetin artması, ülkenin uluslar arası platformdan izole edilmesi ve döviz sıkıntısı gibi sorunlara;i99o'lı yılların başında Sovyetler Birliği'nin dağılması ve Doğu Blok'u ülkelerinden gelen dış yardımların kesilmesi durumu da eklenince, Esad, ülkeyi bu sıkıntılı ortamdan kurtarmak için pragmatik bir karar almış ve Batı'ya yakınlaşma politikasına yönelmiştir. Bu çerçevede, Irak'a karsı yürütülen I.Körfez Savaşı sırasında ABDTıin yanında yer alan Suriye, Irak’a Barış Gücü nezdiııde asker göndermiş ve karşılığında körfezdeki Arap ülkelerinden parasal yardım almıştır.
Hama Katliamı: 2 Şubat 1982

Hama kenti, din dışı olarak nitelendirdikleri Nıısayrilerin yönetimde hızla kadrolaşmasını hedef alan Müslüman Kardeşler örgütünün merkeziydi. Örgütün 1980 yılında Hafız Esad’ı hedef alan suikast girişiminin başarısız olması, şiddetlenmemiş olan Sünni Müslüman-Nusayri çatışmasını çok ileri bir boyuta taşımıştır. Hafız Esad ilk tavrını hapishanelerdeki Sünni Müslümanları öldürmekle göstermiştir. Sonraki süreçte örgüt üyelerine karsı tavrını oldukça sertleştiren Esad, çatışmalara son noktayı, 2 Şubat 1982, Suriye ordusunun bir bütün olarak katıldığı ve çoğunluğu Müslüman yaklaşık 38 bin kişinin (farklı kaynaklarda ıo.ooo hatta 20.000 şeklinde de ifade edilmektedir) öldüğü Hama katliamı ile koymuştur. Saldırılar sırasında kentteki camilerin önemli bölümü yerle bir edilmiş, Hama’da üç ay boyunca ezan sesi duyıılmamıştır.800.000 kadar Suriyeli ülkeyi terk etmek zorunda kalmıştır. Katliam sonrasında Müslüman Kardeşler, gücünü büyük ölçüde kaybetmiş; genelindeki örgüt üyeleri ya da sempatizanları ya yurt dışında kaçmış ya da ülkedeki siyasi faaliyetlerine son vermiştir.

Hama katliamı, Nusayri topluluğun kendi içinde dayanışma bağlarını güçlendirmiş ve Hafız Esad’ı, Suriye'de rakipsiz bir konuma getirmiştir.


Yüklə 433,92 Kb.

Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6   7   8   9




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin