İstanbul ansiklopediSİ Büyük Kapalı Çarşıda Yağlıkçılarda İstanbul Hanımı



Yüklə 5,01 Mb.
səhifə24/80
tarix03.01.2019
ölçüsü5,01 Mb.
#88905
1   ...   20   21   22   23   24   25   26   27   ...   80

DUTLU KAHVEHANE — Geçen asrın son-larmada Üsküdarin meşhur kahvehanelerinden biridir; Toptaşı Caddesinin alt başında esnaf ve ayak takımı uğrağı bir yerdi; kalem sâhibleri-nin kalender meşreb olanları laubali sohbet ve ülfet fırsatları elde etmek için uğrardı; hayli hoş meclisler kurulmuş, âşıkaane sâdıkaane muhabbetler edilmiş kahvehanelerden biri idi. 1886-1887 arasında bu kahvehanede çıraklık etmiş Yanbollu Süleyman adında Rumeli muhacirlerinden bir genç sânında Üsküdarlı halk şâiri bu Dutlu kahvehanenin has müşterilerinden biri Âşık Râzi şu manzumeyi yazmışdır:

Siyehçerde şehbazım topuk vur tırak tırak Koş âşık hizmetine hâli vahşeti bırak

Dal fesinin altında dökülsün kâküllerin Tfiri şûlei zerrin vurma istemez tarak

Sîn«i billurunu setliden pîrehenin Açılsın gül goncesi misâli yaprak yaprak

Onaltı yaşındasın bil kadrîi kıymetini Kitabı aşk içinde bu çağdır altun varak

Teşrifinle hizmete ey Yanbollu Süleyman Dutlu kahvenin sânı buldu kat kat tumturak

Üçler, yediler, kırklar tarih sinnü şalinle «Yüzler akı kahvenin bıçkın Süleyman Çırak»

1230 + 3 + 1 + 40 -f- 16 = 1296 (1878 - 1879)

Tarih 3, 7, 40 rakamları ve çırak oğlanın 16 yaşı ile tâmiyelidir.

Dutîu kahvehanenin son kiymetli müşterilerinden biri Üsküdarlı ressam Hoca Ali Riza Beydir.

DUTLUK ÇIKMAZI — 1934 Belediye Şehir Rehberine göre Galatanin Ömeravni Ma-


DUVAK
4701 —

rm yazıldığı sıradaki durumu tesbit edilemedi (Kasım 1966).



DUT YEMİŞ BÜLBÜL — Halk ağzı deyim, «Kabahatli, suçlu durumda konuşama-mak, haklı ittihamlar karşısında susmak; aşırı hayranlık ve âşıklık hâlinde dili tutulup ko-nuşamamak» karşılığında kullanılır; misâller:

— Polislik gösteriş,


kalıp değil, yürek ister.,
işte bizim komiser Çiroz
Hayri Bey, üflesen uça
cak ama Kalyoncu kol
luğunun her gece nara
ları gök yüzünü tutan
ejder gibi kabadayıları
dut yemiş bülbüle dön
dürdü.

*Bir fabrikatörün garib işçi kızlardan birini iğfal davası üzerine konuşulur:

— Herifde bir afur
azamet, namusundan
haysiyetden, şerefden
bahsederek şantajdır di
ye bar bar bağırdı, fa
kat kendi adamlarından
tam yirmi şahid dinlen-
dikden ve kız da Bey-
fendinin iç çamaşırları
nı tarif ederek vücudu
nun görünmez iki yerin
de iki nişanını söyledik-
den sonra dut yemiş bül
büle döndü..

*Bir âşık anlatır: — Neler söyleyeceğim, neler anlatacağım., fakat karşılaşınca dut yemiş bülbüle dönüyorum!..



DUVAK — «Gelinin veya yeni doğmuş çocuğun başına takılıp yüzünü örten ve telli süslü örtü» (Şemseddin Sami, Kaamûsu Türki).

Eski gelin duvakları gelin telleri ile beraber başın üstünden diz


İSTANBUL


4792 —

4793 —

vak düşkünü olsa!.. Otuzbeşlik, kırklık bir kadın!..».

DUVAR, DUVARCILAR — «Gerek bina nın bir tarafının teşkil etmek ve gerek bir yeri çevirmek, bölmek için taşdan, tuğladan veya kerpiçden sed, hâil. Duvar isminin aslı f arşça «dîvar» dır, (arab asıllı Türk harleri ile

•divar yazılır, duvar okunurdu); Duvarcı, duvarı ve kagir binalar yapan sanatkâr» (Kaa-musu Türkî).

Duvarcılar İstanbulda hem Türklerden, hem de rum ve ermeni azınlıklardan ola gel-mişdi. Müslim ve gayri müslim sanatının ehli duvarcılar olduğu halde, geçen aşırın ikinci yarısında yabancıların yapdırdığı bâzı inşaat-da, kapitülasyon imtiyazlarından faydalanmak suretiyle yabancı sözde mütahassis duvarcılar istihdam edilmişdi; meselâ Sirkeci Garını fran-sız, Haydarpaşa Garını alman, Haydarpaşa de-

. mir yolu yarmasını alman ve italyan, Düyunu Umumiye Konağını (istanbul Lisesi binasını) italyan duvarcılar yapmışdı.

Fatih Sultan Mehmed ise Rumeli Hisarı (Boğaz kesen) Kalesini yapdirır iken amele ve usta duvarcılarını Anadoludan getirtmişdi (B.: Boğaz Kesen Kalesi, cild 6, sayfa2910).

Tanzimattan önceki devirde duvarcıların ücretleri, yevvmiye hesabı ile istanbul kadılığı tarafından tesbit edilirdi ve işçi yapı sahibinden fazlasını isteyemezdi; meselâ XIX. yüzyılın başında tanzim edilmiş bir ihtisab nizâmnâmesinde duvarcı yevmiyesinin yazın 4 akçe, kışın 8 akçe olup yaz ve" kış -2 şer akçe de yemeklik verileceği yazılıdır.

Meşhur manzum tekerlemedir:.

Aştk çtrâfın kör sanır Dört yanım duvar sanır

Şu beyit de Mehmed Âk'.fin kalemi ile yakın geçmişde bir İstanbul sokağının tasviridir:



Sağında : ağrısı tutmuş çıkık karınlı duvar - -Saknında : lâstiğe sâhib çıkan sakızlı çamur...

Haneberduşlar ağzı argoda «duvar», sağır anlamında kullanılır; misal:



  • Yavaş konuş, duyacak..

  • Boş ver, duvardır!.

Halk ağzında da anlama yakın, en haklı istekler, derdler karşısında duygusuz, ilgisiz kalanlar hakkında kullanılır, misal :
r

DUVAK DÜŞKÜNÜ

kapaklan altına kadar inerdi. Şehirlerde ve ka


sabalarda beyaz tülden yapılırdı. Zamanımızda
büyükşehirlerde ve bilhassa yüksek tabakadan
gelinlerin baş tuvvaletleri üstünde büyükçe bir
mendil kadar kalmışdır. Köylü gelinlerin du
vaklarında ise, bâzı bölgeler için hâlâ kırmızı
tülden duvaklar tercih edile gelmişdir, ,

Gelibolulu Sunîi nin bir manzumesinden XVI. yüz yılda gelin duvaklarının al valadan yapıldığı öğreniliyor; şâirin bu konudaki mısraı şudur:



Duvağ etmişler ana al vala

Eski toplum hayatımızda güvey, gelinin yüzünü zifaf gecesi duvağını kendi eliyle kaldırarak görürdü,, ve duvağı kaldırmadan, zevcesine yine kendi eliyle «Yüz görümlüğü» denilen bir mücevher takardı.

Duvak zifafın sabahı sahibesi tarafından sandığa konulur ve ömür boyunca telleriyle be- , raber saklanırdı.

Teli ile duvağı ile gelin olmak her kızın en büyük ideâli idi; bundan ötürüdür ki gelinlik çağında yahud yeni gelin iken ölen ki -terin, tazelerin tabutları bir duvak ve gelin telleri ile süslenirdi; bu hazin geleneği ebedileş-tirmiş kabir taşları da vardır; meselâ îstanbul-da Muradpaşa Camii mezarlığında yeni gelin iken ölmüş bir Hatice Nefise Hanımın mı h-teşem kabir taşına bir gelin başlığı ile duvak ve gelin telleri nakşedilmişdir.

Yeni doğmuş çocuk duvağına gelince, anne sinin gelin tellerinden bir kaç sap tel ile süslenir, ve loğusa döşeğinde anasının âguuşunda yatan bebeğin yüzüne, babasına gösterileceği sırada örtülürdü; baba bu sefer zevcesine yüz görümlüğü bir mücevher hediye eder, kadın da bebeğin duvağını kaldırarak yüzünü babaya gösterirdi. Zamanımızda unutulmuş .masum şirin ve asil bir gelenekdi.

DUVAK DÜŞKÜNÜ — Herhangi bir sebeb-le kocasından pek genç yaşda dul kalmış kadın anlamında halk ağzı deyim; Ahmed Mid-hat Efendi «Emanetçi Sıdkı» isimli uzun hikâyesinde bu deyimi şu cümle içinde kullanmış-dır: «...Evet, evet, Emanetçi SıdkrEfendi evlendi; fakat isterse herkes şaşsın, kalsın, belli başlı bir familyadan bir bakire ile evlenmedi, ne idüğü belirsiz bir dul kadın aldı. Bari du-



ANSİKLOPEDİSİ

— Hâlimi olduğu gibi anlatdım, herif duvar!..

İstanbulun Kale Duvarları — (B. : Surlar).

İstanbulun Yangın Duvarları — Eski ah-şab İstanbulda yangınlara karşı bir korunma tedbiri olarak ahşab evler arasına temelden çatıya kadar tuğladan tecrid duvarları yapılırdı; XIX yüzyıl başında yapılmaya başlanmış bu yangın duvarları, tulumbacılar ve itfaiye zamanında yetişebilirse, ateşin yerden bitişiğindeki binaya heman sirayetine mâni- olurdu, fakat şiddetli rüzgârlarla ve bidayetteki gecikmeleri yangın büyük bir ateş âfeti hâlini aldığında yangın duvarları ateşi önleyemez, geniş yangın yerlerinde yıkılmamış kagir veya tuğla bacalarla yangın duvarları, fecî menzaraya ayrıca dehşet verirlerdi (B. : Yangın).



DUVARCI — Haneberduş serseriler argosunda duvar delerek iş gören hırsız anlamınd kullanılır, zabıta lugatçesine de geçmişdir ve o yolda çalışan hırsızlara da lakab olmuşdur : Duvarcı Ali, Duvarcı Mehmed gibi.

F. Devellioğlu Türk Argosu» isimli güzel eserinde «duvarcı» için «duvar aşan hırsız» diyor; her hırsız yerine göre bir duvar aşabilir«, hırsızlık yolunda duvar delmek ve bunu imkân ölçüsünde sürat ve sesizlikle yapmak bir ihtisas işidir ki bu argo anlamda duvarcı, bizim tarif ettiğimiz duvar delen hırsızdır.



DUVARCI (Kirkor) — Kendi çizdiği plâna

göre kendi eliyle yapdığı 13,5 kilo ağırlığın h bir feza roketini gereken izni aldıktan sonra 20 eylül 1962 de Ümraniye sırtlarından fezaya atarak 10 bin metreye kadar yükseltmeye muvaffak olan bir ermeni kuyumcu; 1937 de çok fakir ailenin oğlu olarak Elâzığ'da doğmuş, ilk tahsilini orada yapuış ve 1948 de 11 yaşında iken İstanbula hicret eden ailesi ile beraber Üsküdarda İcâdiye semtinde yerleşerek, ailesinin geçim sıkıntısı karşısında tahsili terk ile kuyumcu çırağı olmuş ve bu meslekde kısa bir zamanda usta sayılacak hüner elde etmiş, kendi âdına dükkân açmişdır. îlk okulun dördüncü sınıfında iken pil ile çalışır bir telefon cihazı yaparak arkadaşları ile 200 metrelik mesafeden konuşan Kirkor Duvarcı fennî îcadlar ve bâzı cihazlar yapma yolundaki merakım yıllar geçdikce öylesine ileri götürmüşdür ki asıl mesleği olan kuyumculuğu ve dükkânım ihmal et-



DUVARCi SOKAĞ)

meğe başlamış ve muhitinde «Roketçi Kirkor» lakabı ile tanmmışdır. Bütün yakınları, dostları: «Dükkânına gir çalış, para kazanmaya bak» diye nasihatda bulunurken, onun bir mûcid olduğuna yalnız nişanlısı Manusek Hanım ile âletlerini ve bu arada fezaya attığı roketini îmal iden Üsküdarda kaynakçı Jirayir Zerunyan Usta inanmışdır. Kendi ifâdesine göre bütün bilgisi gazete dergi, ve filmlere dayanan Roketçi Kirkor Duvarcının bilmediği hakikat, dünyânın unımî mûcidler çağını çokdan geçirmiş olmasıdır; fakat şurası da bir hakikatdir ki Kirkor Duvarcı, feza yolculukları araştırmalı yolunda, aşk ile beslenmiş kaabiliyetinden istifâde edilecek insanlardandır.

1962 de Umrâniyeden fezaya attığı roketi dolayısı ile adı günlük gazetelere geçmiş Kirkor Duvarcının, o tarihden sonraki hayatı tesbit edilemedi (Kemal Kınacı, Hürriyet Gazetesi).

DUVARCI ÂDEM SOKAĞI — 1934 Bele diye Şehir Rehberine göre Taksimde Bülbül Mahallesi ile Kocatepe Mahallesi arasında sınır yoldur; Farabi Sokağı ile Yenikafa Sokağı arasında uzanır; Âşıklar Sokağı ve Taksim Çeşmesi Sokağı ile dört yol ağızları yaparak kesişir, Küçük Duvarcı Sokağı, Canbazoğlu Sokağı ve Tenekeci Sokağı ile kavuşaklan vardır (1934 B. Ş. R. Pafta 19/148 ve 149). Yerine gidilip şu satırların yazıldığı sıradaki durumu tesbit edilemedi (Kasım 1966).

DUVARCI ClVANI —• Kalender meşreb şâirler tarafından «Şehrengiz» adı verilen manzum risalelerle medhedilen esnaf güzelleri arasında duvarcı civanlarına da rastlanır; şeh-rengiz yollu yazılmış «Hûbannâmei Nevedâ» isimli manzum mecmuada duvarcı civanı şu beyitlerle övülmüşdür :

Divarcı civanı boşnak ya Hırvat

Güzeller şahıdır olursa nsvhat

AşsJk kadrin bilflr sâdık vefakâr ,-:

Harcı muhabbetle örülür dîvar

Pâyin bûs eyle gel öyle şehbâzın

Ne gam- çkesen dahi azıcık nâzın

DUVARCI SOKAĞI — 1934 Belediye Şehir Rehberine göre Ortaköyün sokaklarından; Köyün dere boyunun doğusunda kalan kısmının kenarında, Gürcü kızı Sokağı ile Şâir Necati Sokağı arasında bir aralık sokakdir (1934

r


DUVAR DİBİ

— 4794 —


İSTANBUL

ANSİKLOPEDİSİ

4795 —



DUVAR YAZILARI



Helâcı — Duvarlar doldu hemşerim, bir şey yazacaksan buyur sana defter kalem !

Müstehcen duvar yazıları karikatür konusu (Cafer Zorlu, Akbaba Mecmuası, 1964)

B. Ş. R. Pafta 20/192). Yerine gidilip şu satırların yazıldığı sıradaki durumu tesbit edilemedi (Kasım 1966).

DUVAR DİBİ, DUVARDİBİ MEYDAN —

Haydarpaşayı Üsküdara bağlayan ana cadde üzerinde bir mevkiin adı; 1934 Belediye Şehir Rehberine göre Tıbbiye Caddesi ile Nuh kuyusu ve Kavak iskelesi Caddelerinin ve Selimiye kışlası Sokağının bir beşyol ağzı yaparak ke-sişdikleri nokta ve burada bulunan meydan-cıkdır.

1934 den önce Tıbbiye Caddesinin Haydarpaşa ile bu mevki arasındaki kısmı «Haydarpaşa Caddesi», bu mevkiden sonraki kısmı da Tunusbağı Caddesi adını taşırdı. Kavak İskelesi Caddesi ile Harem iskelesi Caddesi arasında uzanan Eczâhâne Sokağının Kavak iskelesi Caddesi ile Selimiye Kışlası Sokağı arasında kalan parçanın adı da «Duvardibi Sokağı» idi.

Duvardibi Meydanında bulunan su terazisi vaktiyle burada bulunan büyük Üsküdar Sarayının su yollarının terâzisidir ki Üçüncü Sultan Selim zamanında Saray sahasının bir kısmına Nizamı Cedid Kışlası (Selimiye Kışlası) inşâ ettirildiğinde eski su yollarından ve bu teraziden kışla için de faydalanılmışdı. Burada bir askeri karakolhâne yaptırılmış ona da Duvardibi Noktası adı verilmişdi. Bu bina zamanımızda durmakta idi.

Duvardibi adının nereden geldiğini kesin olarak tasbit edemedik; kışlanın inşâsından önce, burada, bir yanı Karacaahmed Mezarlığı bir yanı da Saray duvarı çimenli sofa halinde bir mesire varmış, ve saray duvarına nisbetle «Duvardibi» diye anılırmiş denilir.

DUVAR İLÂNI, AFİŞ — İstanbulda halka hitab ederek duvara ilk yapıştırılan kâğıd, 1808 de diktatör sadır'azam Alemdar Mustafa Pasa aleyhinde el ile yazılmış ve Bâbıâlînin avlu duvarının sokak yüzüne yapıştırılmış bir yafta ol-muşdur (B. : Alşmdar Paşa Vak'ası, cild 2, sayfa 596). Ondan sonra sokaklardan duvarlara, mâhiyeti ne olursa olsun kâğıd yapıştırılmama-sı zabıtsca dikkatle takib edildi. Geçen asır sonlarında Avrupada ticâret âleminde, iş hayatında duvar ilâncılığı süratle yayıldığı ve gelişdi-ği halde memleketimizde ve dolay ısı ile Istan-bulda tatbiki, yukarda kaydettiğimiz yaftadan

tam yüz sene sonra, 1908 de ikinci meşrutiyetin ilânından sonra nıümkin olabilmişdir.

istanbul duvar ilâncılığının gelişmesi, kudretli afiş rassamlarınm yetişmesi ise Cumhuriyet devrindedir. İstanbulda resimli, çok renkli hakiki sanat eseri çok güzel afişler basılmışdır.

Duvar ilânlarından en çok faydalanan müesseselerden bâzıları şunlardır:

Yeni çıkacağı zaman veya önem verdiği yeni bir yazı serisine, bir tefrikaya başlayacağı zaman gazeteler, dergiler; küçük carî hesab sâ-hiblerine ikramiye evler ve apartıman katları dağıtımına başladıkdan sonra bankalar; Tiyatrolar; Film Şirketleri; Millî Piyango idaresi; Pehlivan güreşleri organizatörleri; yılda bir defa Hac seferleri organizatörleri; mebus seçimlerinde sivasî partiler.

Duvar İlânı Yapışdırıcısı (Resim : S. Bozcah)

Zamanımızda ışıklı gece reklâmları, ilânları, ve bilhassa radyolarla yapılan reklâmlar, ilânlar duvar ilâncılığına: çok ağır bir darbe in-dirmişdir.

Bu satırların yazıldığı sırada en ünlü afiş ressamları şu zatler idi: Ihab Hulusi, Fikret, Remzi Türkmen, Yurdaer ve Cemal Dündar.

Bir afiş resmi, rengine, konusuna, kompozisyon zenginliğine göre 500 -1000 lira arasında yapılmakta idi. Tek renkli 1000 afiş 200 Ura baskı ve 300 lira kâğıd masrafı ile 500 liraya mal olmakta idi.

Ofset baskı dört veya daha,çok renkli bir afişin 1000 adedi için 2000 lira film ücreti, 100 lira baskı ücreti ve 300 lira kâğıd bedeli ki cem'an 2400 alınmakta idi.

Duvar ilânı yapıştırıcılığı ayrı bir iş konusudur. Küçük ölçüde de olsa bir teşkilât kurmaya muhtacdır. Bu işe 1908 • 1910 arasında başlamış en eski afiş yapıştırıcı Nuri Tezcan'dır; onun beyânına göre istanbul içinde, Beyoğlun-da, Haliç boyunda, Boğaziçinde, Pendike kadar Anadolu yakasında, Yeşilköy© kadar Rumeli yakasında ve Adalarda afiş yapıştırmak için 106 yer vardır, bu 106 yere en azî 145, ve en çok 582 afiş yapıştırılabilir; bir afişin üstüne başka bir .yapıştırılabileceği düşünülürek tezine bir kontrolden sonra tekrar yapıştırmak hesabı ile afişler en az 250 ve en çok 750 aded basılmalıdır. 1000 aded basılan afişler istanbul dışına da gön-df-"ilebilir.

Hâlen duvar ilâncılığının en faal olduğu saha film afişçiliğidir.

Afiş yapışdıricılığı da !bâzı şartlara bağlıdır; önce ayağından yana dayanıklı bıçkın delikanlı olmak şarttır, omuzundan asılı bir kayışa, resimli kısmı içeri gelmek üzere afişler ayrı ayrı katlanarak konulur, yerleştirilir; bir elde de büyük bir kap, kova, teneke içinde suluca kola taşınır, kola - tutkal fırçası uzunca bir sırık üstündedir, o yapıştırıcı madde, duvara sürülür, ve afiş kâğıdı kendine has hünerle ve yine o fırça sırığı ile duvara takbik edilerek yapıştırılır.



Burhaneddin OLKER

DUVAR YAZILARI VE RESİMLERİ (Müstehcen ve Çirkin) — Umumî yerlerde, bu arada bilhassa cami ve mescid avlularında, okullarda kışlalarda, vapur ve tren gibi nakil vâsıtalarında bulunan umumî ayak yollarında ihtibas edilmiş cinsî afzû ve hırsların tepkisi altında dünyânın her tarafında müstehcen yazılar yazılmış, müstehcen resimler yapılmıştır. Bunlar, dünyânın her tarafında olduğu gibi memleketimizde ve Öncelikle yüzbinlerce milyonlarca nüfus barındira gelmiş İstanbulda da görülür.

Bilhassa cami ve mescid avlularındaki umumî ayak yolları duvarlarına yazılmış yazılar arasında cinsî sapıklık vadisinde gaayetle müs-



r

DUVAR YAZILARI

— 4796


İSTANBUL

ANSİKLOPEDİSİ

479T —

DUYAR (Fuacl)



tehcen kayıdlar vardır, fiıtibas edilmiş arzu ve hırslarının esîri bir takım adamlar, o hırs ve

Bir Duvar Resmi : Deüâk İsmaiî Ağa (Hüsnü'nün eli ile yerinden kopya)

arzuları o° yazılarda hakikat olmuş gibi göstererek semtlerinin güzel gençlerini iftira ile kır-letmekden çekinmemişlerdir. Aynı yolda bir takım ruh hastalarıda, kendilerine benzer meçhul şahıslara duvar mektubları yazmışlar, bu mektublara ce-vablar yazılmış, randevular verilmiş, kolay tanışmak için alâmeti farikalar, işaretler bildirilmişdir.

Cami ve mescid avlu-larmdaki ayak yolları duvarlarına bu çeşid yazılar bilhassa geçen asır, sonlarında ve asrımız başında 1880 ile 1913 e kadar çok olmuşdur ki duvarlarda ve kâpu arkalarında boş bir yer kalmamışdır. Duvarların kâra boya ile boyanması ve katranla sıvanması bu kötü ve çirkin tel-vîsatı önleyememiş, yazılar çakı ile, bıçakla kazınarak yazılmışdır. Yine o devir içinde ibtidâî müstehcen resimler, portreler, hatta müstehcen kompo-zisyonlar yapılmış-dır. Bunların arasında konuları çirkin ve müstehcen olsa da ibtidâî fakat hakiki sanat eserlerine rastlan-. mistir.

Örnek olarak Aksa-rayda Muradpaşa Camii ayak yollarından birine yapılmış bir uşağın resmini alıyoruz; 1324 de (1906) Basamcı Ali tarafından kömürle yapılmış olan bu resmin etrafı doğru yahucl uydurma yazılarla donatılmış ve adetâ bir duvar ilânı hâline getirilmişdir; bu yazılar kurşun kalemleri ile yazılmışdır; 1933 de resim de yazılarda taravetini muhafaza etmekde idi:

Yukarıda : Aksaray Tevekkül Hamamında Dellâk to-kadh İsmail Ağa sanatında gaayet ile mahirdir;

Solda yukardan aşağı: Tasdik olunur efendim doğrudur, Haddehaneden Süleyman ve refiki Tâhir; Tasdik olunur, nizamiye çavuşu Bekir; Bendeniz dahi gaa-yetle memnun oldum, tasdik ederim, Ketebci mâliyeden Ahmed Hidâyet; Tasdik olunur, Mektebli Nuri;

Sağda yukardan aşağı : ismail Ağaya yıkandım, ben dahi tasdik ederim, gaayetle mahirdir, Tıbbâyeli Talât; Ben dahi tasdik ederim, Mektebli Kamu; Bendenizi de yıkamısdır, memnun oldum, Şehremâ-netinden Hasan Basri; Tasdik ederim, Rüsumat da ı Ali Riza, ben Hasan;

İki ayak arasında imza: Eseri Basmacı Ali, sene 1324.



DUVAR YAZILARI VE RESİMLERİ (Siyasî) —. Bir takım ruh hastalarının elinden çıkmış yazılar ve resimlerdir (Bundan önceki maddeye bakınız); bunların müstehcen ve çirkin duvar yazı ve resimlerinden ayrıldıkları nokta, ayak yolları duvarları yerine tercihan sokak duvarlarına yazılar oluşudur. Gizli yazılar, yazılmak için geceler uygun görülür. Siyasî kanaatlerini açık ifâdeden korkanların eseridir denilebilir. Siyasî yazılar ve resimler, işaretler ba-zân da kışla ve okul gibi müesseselerin ayak yolları duvarlarında rastlanır; onlar için de, kanaat ifâdesinde korkudan ziyâde, sinsî bir fe-sâd tahriki, huzfur kaçırma faaliyeti hâkimdir diyebiliriz ki komünizm sembolü orak - çekiç resimleri bu kabilden; meselâ komünizm ile hiç ilgisi olmayan haylaz ve tenbel bir oğlanın okul ayak yoluna çizdiği bir orak-çekiç resmi okul müdürünü ve idaresini, bazı öğretmenleri, ve maarif müfettişlerini üzen ve uğraşdıran bir mesele olur.

6 nisan 1962 tarihli Yeni Sabah Gazetesinde Beyoğkmun yan sokaklarında duvarlarda «gamalı haç» resmi çizildiği yazılıdır; ayni günlerde Cağaloğlundaki bir duvarda: «Cezâyirde ölen hem Türk hem İslaradır» ibaresi yazümış-dı. 31 ağustos 1962 tarihli Cumhuriyet gazetesinde de şöyle bir yazı vardı: «Bundan bir müddet önce af lehinde duvarlara yazılanlara karşılık gençler de bu yazıların yazıldığı duvarları «Şehit verdik af yok, af istiyen politikacılar biz coplanırken, dövülürken neredeydiniz?» ibarelerini yazmaya başlamışlardır.», bu haberin yanında bahsedilen duvar yazılarının resimleri yayınlamışdır.



DUYAR (Fethi) — öğretmen, Edebiyatçı; Kadıköy Kolejinin kurucularından; 1905

de Istanbulda doğdu, babasının adı Mustafa annesinin adı Hâcerdir. Gelenbevî Sultanisinin ilk kısmında (1917), istanbul Muallim Mektebi orta kısmında (1922), istanbul Muallim Mektebinde (1926) okudu; Trabzon Gazı Paşa ilkokulunda (1927), Galatasaray Lisesi ilk kısmında (1927-1934) muallimlik yapdı. 1936 da Ankara Gazi Terbiye Enstitür sunu bitirdi; Çubuklu ilkokulu başöğretmeni oldu 1936-1937), Gazianteb Lisesi Edebiyat muallimliğine tayin edildi (1938 - 1943) Lüleburgaz Orta Okulu müdürü oldu (1943-1947), Maarif Vekâleti Hukuk İşleri rapor-tölüğüne tayin edildi (1947-1950), tekrar mu-alimliğine dönerek Beykoz Orta Okul müdürü (1950-1953), Galatasaray Lisesi müdür muavini (1953-1956), Tatbikî Güzel Sanatlar Olculu müdür muavini (1956-1962) oldu. Resmî okullardaki vazifesinin yanında 1930 - 1932 yıllarında hususî Işı;k Lisesinde de muallimlik yapdı.



.: Knn Kimdir Ansiklopedisi

DUYAR (Fuad) Gazeteci; 1897 de Is-tanbuîlda doğdu; Vefa Lisesinde okumuş, eczacı yüzbaşı Mustafa Beyin oğludur, annesinin adı Hâcer Hanımdır baba tarafından Arabkirli olup babasını 5-6 yaşlartnda iken kaybetmiş, dlede himayesinde yetişmiş, Vafâ İdadisinde okumuş, Birinci Cihan Harbinde asker olarak yüksek tahsilini yapamamışdır; 1918 de terhis edilmiş, muhabirlikle gazetecilik hayatına atılmış, 1924 de Cumhuriyet Gazetesine girmiş ve 33 yıl o gazetede hizmet ederek ve yıllarca gazetenin istihbarat şefliğini yaparak 1,957 de 60 yaşında meslek hayatından ayrılmışdır; Esentepede Gazeteciler Mahallesindeki evinde bir münzevî hayatı sürerken 1959 yılında bir aikşam Zincirlikuyu tarafından gelen ve şoförü tarafından şımarık cinnet 'eseri sür"atle sürülen hususî bir otomobilin altında 100 metrodan fazla sürüklenerek fecî bir şekilde ölmüşdür. Kazayı yapan ve vâk'adan sonra firar eden adamın ta^ nınmış iş adamı zenginlerden Nuri Çapa'nın oğlu olduğu ancak zabıta tarafından tesbit edilmişdir.

Kısa boylu, şişmanca, gaayetle' halûk bir zât olan Fuad Duyar devrinin en başarılı bir muhabiri olarak tanınmış ve mesleğinin gene-



r

DUYARLAR (Ali)

— 4798 —


İSTANBUL

ANSİKLOPEDİSİ

4799 —

DÜDEN (İhsan)


leri tarafından «Fuad Ağabey» adı ile sevil-mişdi. Hiç evlenmemiş, aşırı sevgi ile bağlı annesiyle yaşamakda idi. Kaza akşamı da elinde anası için alınmış bir paketcik bulunuyordu.

Gazeteciliğinin yanı sıra azınlık okullarında yıllarca türkçe muallimliği de yapmışdır.



Yüklə 5,01 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   20   21   22   23   24   25   26   27   ...   80




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin