Kastamonu hayati



Yüklə 4.31 Mb.
səhifə47/112
tarix24.06.2018
ölçüsü4.31 Mb.
1   ...   43   44   45   46   47   48   49   50   ...   112

Ben de bu hakikatlı ihtardan kemal-i ferah ve şükür ile, bu yeni medrese-i Yusufiyede durmağa, hatta aleyhimde olanlara yardım etmek için, kendime mucib-i ceza zararsız bir suç yapmağa karar verdim. Hem benim gibi yetmişbeş yaşında ve alâkasız ve dünyada sevdiği dostlarından, yetmişden ancak hayatta beşi kalmış ve onun vazife-i Nuriyesini görecek yetmişbin nur nüshaları bâki kalıp serbest geziyorlar.. ve bir dile bedel, binler dil ile hizmet-i imaniyeyi yapacak kardeşleri, vârisleri bulunan benim gibi bir adama; kabir bu hapisten yüz derece ziyade hayırlıdır.. ve bu hapis dahi, haricinde hürriyetsiz tahakkümler altındaki serbestiyetten yüz derece daha rahat, daha faydalıdır. Çünki, haricinde tek başıyla yüzer alâkadar memurların tahakkümlerini çekmeye mukabil, hapiste yüzer mahpuslarla beraber yalnız Müdür ve Başgardiyan gibi bir iki zatın, maslahata binaen

1322

hafif tahakkümlerini çekmeye mecbur olur. Ona mukabil, hapiste çok dostlardan kardeşane taltifler, teselliler görür.



1323

1555


Hem İslâmiyet şefkati ve insaniyet fıtratı, bu vaziyette ihtiyarlara merhamete gelmesi, hapis zahmetini rahmete çeviriyor diye, hapse razı oldum.

Bu üçüncü mahkemeye geldiğim sırada zaafiyet ve ihtiyarlık ve rahatsızlıktan ayakta durmağa sıkıldığımdan, mahkeme kapısının hâricinde bir iskemlede oturdum. Birden bir hâkim geldi, hiddet etti, "Neden ayakta beklemiyor?" ihanetkârane dedi. Ben de ihtiyarlık cihetinden bu merhametsizliğe kızdım. Birden baktım; Pek çok Müslümanlar, kemal-i şefkat ve uhuvvetle merhametkârane bakıp etrafımızda toplanmışlar, dağıtılmıyorlar. Birden iki hakikat ihtar edildi.

Birincisi: Benim ve Nurlar'ın gizli düşmanlarımız, benim istemediğim halde, hakkımdaki teveccüh-ü ammeyi kırmak ile Nur'un fütûhatına sedçekilir diye, bazı sâfdil ve resmî memurları kandırıp, şahsımı millet nazarında çürütmek fikriyle ihanetkârane böyle muameleye sevketmişler. Buna karşı inayet-i ilâhiyye, Nurların iman hizmetine mukabil bir ikram olarak; O bir tek adamın ihanetine bedel, bu yüz adama bak! Hizmetinizi takdir ile şefkatkârane acıyarak,alâkadarane sizi istikbal ve teşyi' ediyorlar. Hatta ikinci gün, ben müstantık dairesinde müdde-i umumînin suallerine cevab verirken, hükûmet avlusunda mahkeme pencerelerine karşı bin kadar ahali, kemal-i alâka ile toplanıp lisan-ı hal ile; "Bunları sıkmayınız!" dediklerini vaziyetleriyle ifade ediyorlar gibi göründüler. Polisler onları dağıtamıyordular. Kalbime ihtar edildi ki: Bu ahali bu tehlikeli asırda tam bir teselli ve söndürülmez bir nur ve kuvvetli bir iman ve saadet-i bakiyeye bir doğru müjde istiyorlar ve fıtraten arıyorlar ve Nur Risalelerinde aradıkları bulunuyor diye işitmişler ki; benim ehemmiyetsiz şahsıma imana bir parça hizmetkârlığım için haddimden çok ziyade iltifat gösteriyorlar.

İkinci Hakikat: Emniyeti ihlâl tevehhümüyle bize ihanet etmek ve teveccüh-ü ammeyi kırmak kasdıyla, tahkirkârane aldanmış mahdut adamların bed muamelelerine mukabil; hadsiz ehl-i hakikatın ve nesl-i âtinin takdirkârane alkışlamaları var, diye ihtar edildi.

Evet, komünist perdesi altında anarşistliğin, emniyet-i umumiyeyi bozmaya dehşetli çalışmasına karşı, Risale-i Nur ve şâkirtleri iman-ı tahkikî kuvvetiyle bu vatanın her tarafında o müthiş ifsadı durduruyor ve kırıyor. Emniyeti ve asayişi te'mine çalışıyorki; pek çok bir kesrette ve memleketin her tarafında bulunan Nur talebelerinden, bu yirmi senede alâkadar üç dört mahkeme ve on vilâyetin zabıtaları; emniyeti ihlâle dair bir vukuatlarını

1324


bulmamış ve kaydetmemiş.. ve üç vilâyetin insaflı bir kısım zabıtaları demişler: "Nur talebeleri manevî bir zabıtadır. Asayişi muhafazada bize yardım ediyorlar. İman-ı tahkiki ile, Nur'u okuyan her

1325


1556

adamın kafasında bir yasakçıyı bırakıyorlar. Emniyeti temine çalışıyorlar"

Bunun bir numunesi Denizli hapishanesidir. Oraya Nurlar ve o mahpuslar için yazılan Meyve Risalesi girmesiyle, üç dört ay zarfında ikiyüzden ziyade o mahpuslar öyle fevkalâde itaâtli, dindarane bir salâh-ı hal aldılar ki; üç dört adamı öldüren bir adam, tahta bitlerini öldürmekten çekiniyordu. Tam merhametli, zararsız, vatana nafi' bir uzv-u olmaya başladı. Hatta resmi memurlar bu hale hayretle ve takdirle bakıyordular. Hem daha hüküm almadan bir kısım gençler dediler: "Nurcular hapiste kalsalar, biz kendimizi mahkûm ettireceğiz ve ceza almaya çalışacağız. Ta onlardan ders alıp onlar gibi olacağız. Onların dersiyle kendimizi ıslâh edeceğiz."

İşte bu mahiyette bulunan Nur talebelerini, emniyeti ihlâl ile ittiham edenler, herhalde ya gayet fena bir surette aldanmış veya aldatılmış.. veya bilerek veya bilmiyerek anarşistlik hesabına hükûmeti iğfal edip bizleri eziyetlerle ezmeye çalışıyorlar. Biz bunlara karşı deriz: Madem ölüm öldürülmüyor " ve kabir kapanmıyor ve dünya misafirhanesinde yolcular gayet sür'at ve telâşla kafile, kafile toprak arkasına girip kayboluyor... Elbette pek yakında birbirimizden ayrılacağız. Siz zulmünüzün cezasını dehşetli bir surette çekeceksiniz. Hiç olmazsa mazlum ehl-i iman hakkında terhis tezkeresi olan ölümün idam-ı ebedî darağacına çıkacaksınız. Sizin dünyada tevehhüm-ü ebediyetle aldığınız fânî zevkler, bakî ve elim elemlere dönecek.

Maatteessüf gizli münafık düşmanlarımız, bu dindar milletin yüzer milyon Velî makamında olan şehidlerinin, kahraman gâzilerinin kanıyla ve kılıncıyla kazanılan ve muhafaza edilen hakikat-ı İslâmiyete bazen "Târikat" namını takıp ve o güneşin tek bir şûa'ı olan tarikat meşrebini, o güneşin aynı gösterip, hükûmetin bazı dikkatsiz memurlarını aldatıp, hakikat-ı Kur'aniyeye ve hakik-i imaniyeye te'sirli bir surette çalışan Nur talebelerine "tarikatçı ve siyasî cemiyetçi"namını vererek,aleyhimize sevketmek istiyorlar. Biz hem onlara hem onları aleyhimizde dinliyenlere, Denizli mahkeme-i âdilesinde de dediğimiz gibi deriz:

"Yüzer milyon başların feda oldukları bir kudsi hakikata başımız dahi feda olsun. Dünvayı başımıza ateş yapsanız, hakikat-ı Kur'aniyeye feda olan başlar, zendekaya teslim-i silah etmiyecek ve vazife-i kudsiyesinden vazgeçmiyecekler inşaallah!..(3)"

(3) Lemalar: Envar Neşriyat S:258

1326


1557

AFYON HAPSİNE TOPLATTIRILAN MAZLUM

NUR TALEBELERİNİN İSİM VE KÜNYELERİ

Arzedeceğimiz bu liste, Afyon sorgu mahkemesince 26.5.1948’de verilen gerekçeli uzun kararnameden alınmıştır. Bizdeki “Denizli Afyon dosyasında” mevcuttur.

İSMİ D.T. BABA ADI ANNE ADI MEMLEKETİ İŞİ T.TARİHİ

S.Nursi Bediüzzaman 1293 Mirza Nuriye Bitlis Yok 23.1.948

Halil Çalışkan 1930 Osman Sultan Emirdağı Terzi 23.1.948

Mehmet Çalışkan Osman Sultan Emirdağı Bakkal 23.1.948

Osman Çalışkan Osman Sultan Emirdağı 23.1.948

Hasan Çalışkan Osman Sultan Emirdağı 23.1.948

Mustafa Acet 23.1.948

Ceylan Çalışkan Mehmet 23.1.948

Hıfzı Bayram (4)

İ.Ethem Talas 1313 Adem Şehriban Balıkesir İmam

Husrev Altınbaşak 1313 Mehmet Ayşe Isparta 17.2.948

Burhan Çakın 1310 İsmail Sıddıka Isparta Berber 17.2.948

Tahiri Mutlu 1316 H.Hüsnü Zeynep Isparta Zıraat 28.2.948

Mustafa Usman 1330 Osman Hayriye Safranbolu Hırdavatçı 1.3.948

Sabri Halıcı 1303 Hüseyin Zeliha Erzurum Halıcı 4.3.948

Mehmet Feyzi Pamukçu 1328 İzzet Ayşe Kastamonu İşsiz 9.2.948

Ali Akdağ 1321 Mehmet Meryem Aydın Müftü 20.2.948

1327


Re’fet Barutçu 1302 H.Hüsnü Fatma İstanbul E.Yüzbaşı 12.3.948

Ahmet Feyzi Kul 1314 Mehmet Vesile Isparta Çiftçi 22.3.948

Rı’fat Filizer 1340 Mehmet Sıddıka Konya Halenasker 26.2.948

Ahmet Söker 1323 Beytullah Selime Emirdağ Nalbant 23.1.948

Hasan Hüseyin Ertman 1330 Ali Aliye Bolvadin Berber 23.1.948

İbrahim Kantar 1336 Ahmet Emirdağ Bakkal 23.1.948

Mustafa Akça 1316 İbrahim Esma Aydın Bakkal 7.2.948

Mehmet Yayla 1328 Hamza Fatma Menemen Tren şefi 9.2.948

Osman Canatan 1313 Mehmet Ayşe Kütahya Vaiz 12.2.948

Ali Rıza Eren 1302 Ahmet Ümmühan Tavşanlı Müftü 12.2.948

Ali Osman Şentürk 1301 Mustafa Fatma Uşak Vaiz 12.2.948

Mehmet Sost 1322 İsmail Emine Emirdağ Camcı 18.2.948

Ali Savran 1311 Muslihuddin Saniye Eğridir Çilingir 26.2.948

Mustafa Gül 1315 Ahmet Fatma Isparta Çiftçi 28.2.948

Yusuf Çakır 1324 Mehmet Rukiye Denizli Kunduracı 2.3.948

Zübeyr Gündüzalp 1336 Mehmet Seyyide Ermenek PTTme: 4.3.948

Ali Osman Öztop 1329 Mustafa Emine Isparta yok 6.3.948

Nebi Uluçay 1326 Mehmet Hacer Konya Bekçi 9.3.948

Emin Çayır 1310 Mekaat Hanım Kastamonu Çaycı 9.2.948

Bekir Palas 1286 Mehmet Edibe Bulgaristan Bekçi 9.2.948

1328

Ahmet Ali Özel 1324 İsmail Ayşe Korkuteli Demirci 13.3.948



(4) Bu altı zatın künyelerini ihtiva eden kararnamenin o sahifesi eksik olduğu için yazamadık.

1329


1558

Hayri Gençer 1327 Zafir Hatice Afyon Sağlıkçı 16.3.948

Ali Şahin 1331 Hüseyin Emine Emirdağ Yok 12.3.948

Edhem Emirdağlı 1329 Mehmet Fatma Kütahya Bakkal 12.3.948

Ahmet Urfalı 1340 Hamdi Ulviye Emirdağ Terzi 12.3.948

Hüsnü Güranlı 1341 Hasan Ayşe Kastamonu Ün.Talebesi 16.3.948

Rasih Çetin 1305 Mustafa Hatice Tefenni Rençber 15.3.948

Hakkı Güranlı 1337 Hasan Ayşe Kastamonu Dr.Üsteğmen

Hamid Gürsun 1296 Allahverdi ÜmmügülsümManyas Çiftçi 11.2.948

Mehmet Tanrıverdi 1298 Murad Peri Manyas Rençber 11.2.948

Ahmet Nazif Çelebi 1307 Mehmet Fatma İnebolu Hırdavatçı 22.3.948

Selahaddin Çelebi 1329 A.Nazif Saide 23.3.948

Hasan (5) Güranlı 1303 Hüseyin Hatice Daday Emekli 23.3.948

Böylece Afyon hapishanesine toplattırılan Üstad Bediüzzaman ve kırksekiz nur talebesinin davalarına Afyon adliyesinde başlanmış oldu. İlk önce tahkikatı yürüten Afyon C.Savcılığı 22.3.1948'de masum Nur talebelerinden otuzu hakkında takipsizlik kararı alarak, serbest bırakmıştır. Bunlar tutuklanma tarihlerine göre kimisi iki ay kadar, kimisi bir ay kadar hatta bazısı bir hafta kadar hapiste kalıp çıkmışlardı. Amma bilâhare incelemeyi yürüten Afyon Sorgu Hakimliği ise, yeniden Üstad'la beraber kırkdokuz maznunun evrakını incelemiş ve 26.5.1948 günü verdiği kararında. Savcının takipsizlik ile serbest bırakdığı otuz kişinin men-i mahkemelerini reddederek, gayr-ı mevkuf şekilde ağır cezada muhakeme edilmelerini karara bağlamıştır.

GAYR-İ MEVKUF OLARAK MUHAKEMELERİNE YENİDEN BAŞLANAN OTUZ MAZNUNUN İSİM LİSTESİ

1-Ahmet Söker,2- Hasan Hüseyin Ertman, 3-İbrahim Kantar,4- Mustafa Akça, 5-Mehmet Yayla,6- Osman Canatan,7- Ali Rıza Eren,8- Ali Osman

1330

Şentürk,9- Mehmet Sost, 10-Ali Savran, 11-Mustafa Gül,12- Yusuf Çakır, 13-Ziver Gündüzalp,14- Ali Osman Öztop,15- Nebi Uluçay, 16-Emin Çayır,17- Bekir Palas, 18-Ahmet Ali Özel,19- Hayri Gençer,20- Ali Şahin,21- Edhem Emirdağlı,22- Ahmet Urfalı,23- Hüsnü Güranlı,24- Rasih Çetin,25- Hakkı Güranlı,26- Hamid Gürsun,27- Mehmet Tanrıverdi,28Ahmet Nazif Çelebi,29- Salahaddin Çelebi,30- Hasan Güranlı.



Üstad Bediüzzaman'la beraber mevkuf olarak

muhakemeleri devamedenlerin isimleri

1-Said-i Nursi Bediüzzaman,2- Halil Çalışkan,3- Mehmet Çalışkan,4Osman Çalışkan,5- Hasan Çalışkan,6- Mustafa Acet, 7-Ceylan Çalışkan,8Hıfzı Bayram,9- İbrahim Edhem Talas, 10-Hüsrev Altınbaşak,11- Burhan Çakır, 12-Tahiri Mutlu, 13-Mustafa Usman,14- Sabri Halıcı,15- Mehmet Feyzi Pamukçu,16- Ali Akdağ, 17-Re'fet Barutçu,18- Ahmet Feyzi Kul,19- Rıf'at Filizer.

Üstad'la beraber mevkufiyetleri devam eden onsekiz Nur talebesi mahkemenin karar günü olan 6.12.1948 tarihinde çoğunun cezası altı ay olduğız için,-Ahmet Feyzi Kul hariç- hepsi tahliye edilmiştir. Fakat bu defa, gayr-i mevkuf olarak mahkemeleri devam edenlerden: Zübeyr Gündüzalp, Ahmet Nazif Çelebi, İbrahim Fakazlı(*), Salahaddin Çelebi ve Hüseyin tabancalı ise mahkemece verilen altışar aylık cezalarını tamamlamak üzere içeri alınmışlardır. Ceylan Çalışkan ise, başka bir meseleden de cezası olduğu için tahliye edilmemiştir.

İşte bu duruma göre Afyon hapsi maznunlarından, bir kısmı, bir hafta ile iki ay arasında değişen bir mevkufiyetten sonra; Üstad'dan başka, kırksekiz kişilik büyük fırtınalı ve yaygaralı bir davanın böylece otuz sanığının hemen ilk başta tahliye edilmesi, hatta savcılıkça takipsizlik ile adem-i muhakemeleri istenmesi göstermektedir ki; hükümetin ve zabıtanın geniş bir evham rüzgârına kapılarak, Türkiye çapında operasyon ve taharrilere girişmesinin, velveleler koparmasının mahiyeti yalnız bu kadarcıkmış!.. Lâkin burada bir mühim taktik vardır ki: Afyon hadisesinde bütün hücum ve taarruz Hazret-i Üstad Bediüzzaman'ın şahsiyetine karşı olmasından, göstermelik birkaç kişiye de ufak-tefek bazı cezalar vererek asıl maksad; Onlara göre Türk milletinden olmıyan birisini, yani Bediüzzaman'ı ezmek ve ağır ceza ile cezalandırmak suretiyle, Türk olan talebelerini de ondan koparmak ve ürkütmek ile soğutmak plânıydı. Nitekim Afyon Ağır Ceza Mahkemesi kararnamesinde Bediüzzaman Hazretleri'nin Kürtlüğü çok açık şekilde mesele edilmiş ve hatta mahkûmiyetine en büyük sebeb gösterilmiştir. Hazret-i Üstad da Afyon Mahkemesinin bu zalimane ve

1331


kaba ve adaletsiz durumunu ilk başından beri hemen sezmiş ve bütün hedef kendisinin şahsiyeti olduğunu anlamıştır. Bundan dolayı da hapisteki talebelerine müdafaat vesaire işlerin ifası hususunda selâhiyyet vermiş ve havale etmiştir.

(*) Ancak İbrahim Fakazlı Ağabey derki; Ben Afyon hapsine 10 Eylül 1948 Cuma günü alındım, 9 Mart 1949'da tahliye edildim. Böylece tam 6 ay yattım.

1332

1560


Tutuksuz olarak mahkemeleri devam eden otuz kişiden Zübeyr Gündüzalp ve dört Nur talebesi de mahkemenin kararından sonra tekrar tevkif altına alındıkları gibi (6) , Muallim Mustafa Sungur ve Safranbolulu Emin Hoca da hâkimlere yazdıkları birer mektuplarından ötürü, mahkemenin karar tarihinden sonra tevkif ettirilerek Afyon hapishanesine getirilmiştir. Yukarda kayıdlı listenin dışında olarak bir de Isparta'dan Nuri Benli ve İnebolu'dan İbrahim Fakazlı da hapsedilmişlerdir. Böylece Afyon hapsinde Nurcu maznun sayısı elliüçü bulmuş idi.

Kitaplar Diyanet İşleri Riyasetine gönderiliyor.

Evrak ve dosyalar henüz savcılık tahkikatında iken, müsadere edilen Nur risaleleri yeniden Diyanet Reisliği'ne tetkik ettirilmek üzere gönderilmiş. Din İşleri Müşavere Kurulu'nca başta Zülfikar, Asa-yı Musa, Sirac-ün Nur ve Sikke-i Tasdik-i Gaybî kitapları ile birlikte, diğer el yazma kitap ve defterler de tetkike alınmış ve 16.3.1948 tarihinde rapora bağlanmıştır. Amma maalesef bu defa hârici baskılar ve hükûmetin maksatlı operasyonuBilhassa o sıra dindarlara karşı- hadisesinden dolayı hırçın durumu ve Nur talebelerinin Afyon hapis hadisesi ile kopan ve yayılan evhamlı dalgaların verdiği geniş çaplı terör yüzünden; Diyanet Hocaları istenilen hizmet, himaye ve tam bir âlicenaplık gösterememiş.. zulmen Afyon hapsinde zâlimlerin ellerinde ezilmekte olan Nur talebelerini kurtarma cihetinde layıkıyla el uzatamamıştır. Halbuki bu tarihten üç ay önce, (Afyon hapsinden evvel) yani 6.12.1947'de Isparta C. Savcılığınca Ankara'ya, Diyanet'e tetkik için gönderilen aynı kitaplar hakkında ise, Diyanet Reisliği gayet müsbet bir rapor vermiş ve kitapların ve maznunların beraetlerine sebebiyet vermişlerdi. Hem yine o tarihlerde, başta Diyanet Reisi Ahmed Hamdi efendi olmak üzere,tüm Diyanet hocaları son derece takdir hissi içerisinde Risale-i Nurlar'dan birer ikişer takım ısrarla istemişlerdi.

Amma bu defaki raporları ise dediğimiz gibi evham ve hârici baskılar te'sir ederek, güya kendi resmi makamlarına şüphe celbetmemek için, dinsiz veya müteassıp bazı zâhirperest kimselere bir nevi rüşvet ve hakk-ı sükût kabilinden; Nurlar'ın ve Nur talebelerinin cemiyetçilik, tarikatçılık ve siyasetçilik cihetini tebrie etmekle beraber, yer yer bazı ilişmeler de raporla

(6) Zübeyr Gündüzalp'ın ikinci mevkufyeti evrak temyiz mahkemesine gittikten sonra 1949'un beşinci ayında temyiz rrtahkemesince tahliyesine emir verilinceye kadar devam etmiştir. (Bkz. Şualar Envar Neşriyat S: 517) Ayrıca Merhum Zübeyr Ağabey Üstad'ın ilk mevkufiyetinden tahliyesine kadar hep Afyon'da, gerek dışarda gerekse içerde Üstad'ının hizmetinde

1333


beklemiş kalmıştır. Allah ebeden razı olsun. Sungur Ağabey der ki: "Zübeyr Ağabey, 20 Eylül 1949'da Afyon hapsinden tahliyesinden sonra, Afyon'da tuttuğu evinde Sungur ve Ziya da beraber bulunuyordu.

1334


1561

rında yer almıştır. Diyanet'in bu raporu uzun zaman Afyon Mahkemesi'nin ve Savcısının ellerinde bazı bahaneler teşkil edecek maddeleri muhtevi idi. Halbuki, Diyanet'ten sorulan sadece kanunlar çerçevesinde siyasi cemiyetçilik,tarikatçılık ve umumî emniyet ve asayişi bozmaya yönelik durumun bulunup bulunmaması gibi maddelerdi. Fakat Diyanet hocaları ise, Hadis-i şeriflerin mertebelerinden, tevillerin yanlışlığından, Cifir ve Ebced ilminin su-i isti'male müsaid taraflarından ve hülâsa ahir zaman hadiseleri hakkında vürûd eden ve Risale-i Nur'da bahsi yapılan bazı hadislerin zaafiyetinden vesaireden bolca bahsettiler, hocavarî ilmî tenkidlerde bulundular.

Aslında ortada ne bir zaif hadis var, ne de yanlış bir te'vil mevcuddur. Lâkin muhterem hocalarımız bu gibi hususî ve ilmî meseleleri mahkemenin eline vermekle, mahkemenin elinde uzun zaman bahanelerine sebep teşkil etti. İlerde, bu meseleye belki ayrıca temas ederiz diye kısa kesiyoruz.

Afyon Savcısı ve Sorgu hâkimliği Diyanet'in mezkûr raporuna dayanarak, uzun iddianameler ve kararnameler hazırlayıp, mazlum Nur talebelerinin uzun zaman hapis ve zindanlarda kalmalarına zahiri bir sebeb oldu denilebilir.

Amma bu raporun vesile olduğu ilmî münakaşalar neticesinde, Bediüzzaman Hazretleri; Denizli hapis hadisesinde oldub'u gibi, Ankara yüksek ilmî heyetin verdiği raporda bazı tenkid noktalarına verdiği cerhedilmez ilmî cevablar tarzında; Bu raporun da Afyon Mahkemesi'nde uzun ilmî tartışmalara sebeb olmasıyla, Hazret-i Üstad bilmecburiye buna karşı da ilmî ve keskin cevablar ve izahlarda bulunması neticesinde, gayet güzel ilmî ve tahkikî mübaheseler olmuş ve müşkil bir çok meseleler bu arada halledilmişti.

Zaten Hazret-i Üstad, Nur Risaleleri'nde yaptığı râsih te'viller ve izah ettiği mantıkî tahkikatı, hep ilmî mesnedlere ve göz önünde olan canlı misallere dayandırarak yapmıştır. Bilhassa Beşinci Şua' Risalesi'ndeki meselelerin tamamını, ta 1908-1920 arası "Muhakemata bir tetimme" adıyla bir risale içinde yazmış ve o Risaleyi o zaman büyük Osmanlı âlimleri ve Şeyh-ül İslâmları görmüşler, son derece hayranlık içinde o ilmî tahkikatı takdir etmişlerdi. Hatta bu kabilden olarak Cumhuriyet'in ilk Millet Meclisi Kayseri meb'usu Meşhur Alim Efendi, bazı kimselere -Üstad'ın o eserini gördükten sonra- demiş ki: "Bediüzzaman Deccalın ve Süfyanın şemasını o derece bâriz bir şekilde çizmiştir ki, hiçbir müşkilâta mecal bırakmamıştır"

1335

Hem Risale-i Nur gerek Ebced ve cifir meselesinde olsun, gerekse "Beşinci Şua" gibi risalelerinde geçen tüm hadis-i şeriflerin sened ve te'yillerinde olsun; doğru, müstakim, râsih ve sihhatlı olduğunu, bir nur talebesi "R.N.K. kaynaklı kitabında ispat etmiş, meydandadır.İlerde Afyon



1336

1562


mahkemesi safahatında Diyanet hocaları tarafından medar-ı tenkid görülen mes'eleleri ile, Savcının zaman zaman onu kendisine dayanak ittihaz ederek ileri sürmesinde, Bediüzzaman Hazretleri'nin karşı ilmî cevablarını yer yer kaydetmek va'diyle burada bu meseleyi kapatıyoruz.

-Dava Ağır Ceza Mahkemesine Sevkediliyor

Az yukarda kaydedildiği üzere, evvela savcılık tahkikatı, daha sonra da Sorgu hâkimliğinde yapılan toplam dört aylık araştırma ve soruşturmalar neticesinde, davanın Ağır ceza mahkemesinde başlanmasına dair karar 26.5.1948'de verilmiş ve dosya Afyon Ağır Ceza Mahkemesine intikal etmiştir. Bu tarihten mahkemenin karar günü olan 6.12.1948 tarihine kadar altıbuçuk ay kadar da Ağır Ceza Mahkemesi safahatı sürmüştür.

Hazret-i Üstad, dava dosyasının Ağır Cezaya intikali üzerine mahkemeye şu ilk istid'asını vermiştir:

"Afyon Mahkeme ve Ağır Ceza Reisine beyan ediyorum ki:

Eskiden beri fıtratımda tahakkümü kaldıramadığım için dünyaya karşı tamamıyla alâkamı kesmiştim. Şimdi o kadar lüzumsuz tahakkümler içinde hayat bana gayet ağır gelmiş, yaşıyamıyacağım. Hapsin hâricinde yüzler resmî adamların tahakkümlerini, hatta bekçilerin, jandarmaların ve polislerin tahakkümlerini çekmeye iktidarım yok. Şahsıma karşı eşedd-i istibdat içinde bu tarz hayattan bıktım.

Ben sizden bütün kuvvetimle tecziyemi taleb ediyorum. Şimdi kabir elime geçmiyor. hapiste kalmak bana lazımdır. Makam-ı iddianın isnad ettiği suçlar, siz de bilirsiniz ki yok ve beni cezalandırmaz. Fakat beni cezalandıracak kanununuzca büyük kusurlarım var... Sorunuz, söyliyeceğim.

Afyon Ceza evinde mevkuf

Said-i Nursi (7)

"Sual: Nedir kusurun ki, seni onunla cezalandıracağız?

Cevab: En büyük kusurumdan bir tek suçum budur: Yirmi seneden beri bana edilen eşedd-i zulüme karşı tahammül edip sükût ettiğimden.. ve Şer'an ve vicdanen vatan ve millet ve din namına mükellef olduğum büyük bir vazifeyi yapmadığımdan af olunmaz bir suç olduğu.. ve bilmemek bana

1337


bir özür teşkil edemediğine şimdi bu Afyon hapsinde kanaatım geldi. Şöyle ki:

(7) Denizli- Afyon Dosyası-1, 2. Kısım S: 45

1338

1563


Yirmi seneden beri hayat-ı siyasiyeye dikkat etmediğim için, büyük bir tehlikeyi göremedim, lâkayd kaldım. O tehlike de budur: (Şimdi bu dakikada o tehlikeyi yazmamağa ihtar-ı kalbî ile sükût edip) Yalnız yüzer numûnesinden cüzî bir numûnesi budur ki; İmam-ı Ali Radiyallahü anhü Hilafetinde âdi bir yahûdî ile mahkemenin huzurunda oturup muhakeme olmasının delâletiyle, mahkeme-i adalet hiçbir garaza. hiçbir tarafgirliğe.. ve hâkimlerinin hiçbir hissiyat-ı hususiyelerine müsaid olmadığı, hatta bir hâkimin kendi kardeşiyle, en şedid bir düşmanına mahkemede musavat nazarıyla bakması kanun-u adaletin muktezası olduğu halde, bir yerde gördüm ki, altmış yetmiş yaşında bir ihtiyar, başı nezleli olduğu için, yasak olmıyan bir örme takkeyi kendi oturduğu menzilinin avlusunda giyerken, adliyenin mühim bir memurunun emriyle men'edildiğini gördüm.

Acaba hiçbir kanunla böyle kabir kapısında bir adamın veya mahpusun başına, 1350 senede bütün ulema-i İslâmın yasak ettiği bir serpuşu giydirmeye sırf tarafgirane ve bid'iyata mutaassıbane ve bazı söylenmiyecek dalaletkâr hissiyatla mahkeme kanunları namına ve hiçbir şeye alet olmıyan adliye adaletinin hesabına olan bu acib muamele, şimdiye kadar benim bunları bilmiyerek ve bu acib marazın tedavisine çalışamadığımdan, en ağır cezaya müstehak olduğumu i'tiraf ediyorum.. ve dünyada hiçbir kanun Risale-i Nur'u mes'ul edemediğini ve Nurlar kuran'ın hakikatını tefsir ettiği için, hiç bir kusuru ve suçu olmadığını iddia ediyorum ve ispatına da hazırım.

Mevkuf

Said-i Nursi(8)”



(8)Denizli- Afyon Dosyası-1,2 Kısım S: 46

1339


1564

1340


1565

Hazret-i Üstad'ın bu dilekçesindeki ifade tarzından fehmettiğimiz mana budur ki: Türkiye'de bazı kanunlar tatbik edilirken, bazı ehl-i hüküm ve idare o kanunları şahsî ve keyfî arzularına ve intikamkârane hisiyatlarına alet ederek uygulaması tarzından bir çok zuIümlerin, kanunsuzlukların vücuda gelmesi gibi, Müslüman milletin dinî akidesiyle bir istihza ve terzil keyfiyetinide aldığı için; dinen ve şer'an bu durumların ıslâhına müteveccih bazı irşad ve ikazları yapmadığı ve görüşmek, konuşmak, yanaşmak suretiyle bazı lüzumlu ıslâh hizmetlerini yapmadığından dolayı şahsi itibarıyla mes'ul olduğunu söylemek istiyor.

Nitekim Afyon hapis hadisesinden bir müddet sonra, yani 1950 seçimleriyle başlıyan yeni devre hükûmetlerine ve hükûmet ricaline ve idarecilere karşı yirmi altı seneden beri yapmadığı halde ve bir tek yazısı o noktada vârid olmamışken: bazı ikaz ve irşad yazılarını gönderdiğini ve ehl-i idare ile bir derece ıslâh için konuşmak istediğini görmekteyiz. Ayrıca da o ana kadar hiç karışmadığı ve düşünmediği ve bakmadığı siyaset-i âleme taalluk eden bazı yol gösterici irşadlarını ve alâkadarlıklarını da görüyor ve siyasetçilere az da olsa o hakikatları telkin etmek için yanaştığını müşahede ediyoruz.



Dostları ilə paylaş:
1   ...   43   44   45   46   47   48   49   50   ...   112


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə