KirkçEŞme tesisleri

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 8.15 Mb.
səhifə30/140
tarix27.12.2018
ölçüsü8.15 Mb.
1   ...   26   27   28   29   30   31   32   33   ...   140

KULOĞLU CAMÜ

120

121

KÛNOS, IGNÂCZ

Kulluk neferi (sol) ve Cebehane karakullukçusu. ~ TSM Kitaplığı, j|J Kıyafet Albümü, A 3690 Galeri Alfa

tına mintan ve şalvar giyer, ince kuşaklarının arasına birer bıçak sokarlardı. Kulluk çavuşları ve çorbacıları ise farklı olarak kaftan yerine dolama, bunun altına da entari ve şalvar giyerlerdi. Kuşaklarını dolama üstünden bağlarlar, arasına olay tutanaklarını yazmakla, kullandıkları diviti sokarlardı.

Bibi. A. S. Ünver, "İstanbul'da Yeniçeri Kullukları", Tarih Dünyası, S. 18 (1951), s. 781-782; R. E. Koçu, "Yeniçeri Rezalet ve Zorbalıkları", Resimli Tarih Mecmuası, S. 12 (Aralık 1950), s. 510 vd: Uzımçarşılı, Kapıkulu, I, 41 vd, 196 vd, 323 vd; Pakalın, Tarih Deyimleri, II, 319-320.

NECDET SAKAOGLU



KULOĞLU CAMÜ

bak. BOSTANCI CAMİİ



KUMKAPI

Eminönü İlçesi sınırları içinde yer alan Kumkapı, tarihi yarımadanın Marmara Denizi kıyısındaki semtlerinden biridir. Doğusunda Kadırga, kuzeyinde Gedikpaşa, batısında da Yemkapı ile çevrelenmiştir. Güneyi sahil yolu (Kennedy Caddesi), demiryolu ve Marmara Denizi'dir.

Kumkapı Bizans döneminde "küçük is-

kele" anlamında "Kontoskalion" adını taşımaktaydı. Bu ad, fetihten sonra da Rumlar tarafından bir süre kullanılmıştır. Bizans döneminde kara içine sokulmuş ve önü bir mendirekle korunmuş olan Kontoskalion Limanı'nda, 1263'te İmparator VIII. Mihael Paleologos tarafından yaptırılmış olan tersanenin, üst üste koyulmuş iri taş bloklarla inşa edilmiş duvar temeli, 1819'daki bir yangında ortaya çıkmıştır. Eski liman zamanla dolmuş ve yerini, kente kum getiren gemilerin yük boşalttıkları iskeleler almıştır.

Kum Kapısı, Yedikule'den doğuya, Ahır-kapı'ya doğru ilerlendiğinde, Marmara kıyısındaki kent kapılarından beşincisini o-luşturmaktaydı. Buna göre Kum Kapısı'nın batısında, batıdan doğuya sırasıyla Narlı Kapı, Samatya Kapısı, Davutpaşa Kapısı, Yeni Kapı, batısında da Çatladısu Kapısı (Çatladı Kapı) ve Ahır Kapı yer almaktaydı.

İstanbul'un Osmanlılara geçmesinden sonra, II. Mehmed'in (Fatih) (hd 1451-1481) büyük olasılıkla Rumlara karşı bir denge öğesi olarak kente getirttiği Ermenilerin bir bölümü Kumkapı'ya yerleştirilmiştir. Kısa süre içinde Kumkapı, yakınındaki Sa-

Meyhaneleriyle ünlü Kumkapı Meydanı (solda) ve Kumkapı balık halinden bir görünüm.

Nazım Timuroğlu, 1991 (sol), Bünyamin Çelebi

matya'dan sonra Ermeni nüfusun yoğun olarak yaşadığı önemli semtlerden biri haline gelmiştir. Kumkapı'nm öneminin artmasında, daha önce Samatya'daki Surp Kevork Kilisesi'nde bulunan patriklik makamının l641'de buraya taşınmasının da büyük rolü olmuştur. Surp Asdvadzadzin (Meryem Ana) Kilisesi(->) adını taşıyan ve ilk yapım tarihi kesin olarak bilinmeyen ve Patrikhane Kilisesi olarak da bilinen yapı çeşitli tarihlerde yangın geçirerek, onarılmıştır. Kumkapı Patrikhane Kilisesi, İstanbul Ermenileri için bir kültür merkezi olmuştur. Çeşitli tarihlerde burada açılan okul ve kitaplıklardan başka, kilisenin ek binalarında 17. yy'ın sonuyla 19. yy'ın ilk yarısında üç matbaanın faaliyette bulunduğu ve çeşitli dini kitapların basımını sağladığı bilinmektedir. Kumkapı'daki ikinci Ermeni kilisesi Surp Harutyun'dur. Semtte ayrıca iki Rum Ortodoks kilisesi bulunmaktadır. Bunlar Ayia Kiryaki ve Panayia Elpida kiliseleridir.

15. yy'a tarihlenen Kazgancı Mescidi, bir 16. yy yapısı olan İbrahim Paşa Camii, 17. yy'ın başından kalan Tavaşi Süleyman Ağa Camii, yine 17. yy'ın ikinci yansından Behram Çavuş Mescidi, Kumkapı'daki ö-nemli dini yapılardır.

Kumkapı, tarih boyunca İstanbul'un birçok semtinde olduğu gibi, sık sık büyük yangınlar geçirmiştir. Önceleri ahşap evlerden oluşan bir sokak dokusu içeren bölge, bu yangınlarla değişen ve özellikle de 19- yy'm ikinci yarısında çıkarılan ebni-ye nizamnameleriyle yangınlara karşı kâ-girleştirilen bir çevreye dönüşmüştür. Ayrıca bu değişim süreci içinde açılan, birbirini dik kesen belirli genişlikteki sokaklar ve aralarındaki yapı adalarıyla bugünkü kentsel düzenine ulaşmıştır. Dar parselasyon üzerinde yükselen 2, 3 ya da 4 katlı, çıkmalı, küçük arka bahçe ya da taş-lıklı kagir yapılar ve bunların bir araya gelerek oluşturdukları sıra evler, Kumkapı' da eskiden geniş bahçeler içinde gelişen ahşap konak ya da ev düzeninden farklı bir görünüm yaratmıştır. Ayrıca gayrimüslim ağırlıklı bir semt olma özelliği, bu kagir yapıların üzerinde yer alan ve döne-

Yüzyıl başından bir kartpostalda Kumkapı. A.Eken, Kartpostallarda İstanbul, 1992

min bezeme anlayışını sergileyen silme, pilastr, söve, balkon korkuluğu vb öğelerde de gözlenmektedir. Bu örnekler arasında özellikle Tavaşi Çeşmesi Sokağı üzerinde yer alan 1890 tarihli sıra ev dizisi, semt için özel önem taşımaktadır.

Semte ulaşım 19. yy'ın yarısına kadar daha çok kayıklarla sağlanıyordu. 19. yy' m ikinci yarısında, demiryolunun buradan da geçmesi, Kumkapı'nm fiziksel yapısında önemli değişimlere yol açmıştır.

Semt sakinlerinin ana ekonomik uğraşı ve gelir kaynağı öteden beri kayıkçılık ve balıkçılık olmuştur. Bir ölçüde buna bağlı olarak da, Kumkapı İstanbul'un meyha-neleriyle ünlü semtlerinden biridir. Bugün de semtin en canlı noktası, balık lokantalarının odaklaştığı meydandır. Bu bölge 1990 başlarında yeniden düzenlenmiş, çok sayıda balık lokantası, meydanın çevresinde ve meydana açılan sokaklar boyunca sıralanan geleneksel meyhanelerle İstanbul'un başlıca turistik noktalarından biri haline gelmiştir. Ancak semtte değişen sosyal yapıyla birlikte, fiziksel çevre de geleneksel özelliklerini kaybetmektedir. Dönemin kagir tek, ikiz ya da sıra evleri, yerlerini, gerek parselasyon ve gabari, gerekse de cephe düzeni açısından yöreye hiçbir özgünlük katmayan yüksek yapılaşmaya ya da niteliksiz restorasyon örneklerine bırakmaktadır. Öte yandan semte kendine özgü renklerini katan Ermeni, Rum gayrimüslim nüfus, artık yok denecek kadar azalmıştır. Kumkapı halen, sahildeki balık hali, balıkçı lokanta ve meyhaneleri, küçük dükkânları ile ticaret, hizmet, turizm ağırlıklı bir semttir.



Bibi. Kömürciyan, istanbul Tarihi; tnciciyan, İstanbul; İ. Ortaylı, "İstanbul'da Yerleşme Düzeninin Evrimi Üzerine", İstanbul'dan Sayfalar, İst., 1986; K. Pamukciyan, "Kumkapı Patrikhane Kilisesi Ne Zamandan Beri Ermenilerin Elindedir?", TT, S. 81 (1990); Tuğlacı, Ermeni Kiliseleri.

NUR AKIN


KUMRULU HAN

Eminönü İlçesi'nde, hanların yoğun olarak bulunduğu bir bölgede, Çakmakçılar' da inşa edilmiş olan yapının giriş cephesi Sandalyeciler Sokağı'na açılmaktadır. Bu cephenin karşısında Büyük Yeni Han(-*) ile karşılıklı konumlanmıştır. Bitişik nizam o-larak da Küçük Yeni Han(->) yer alır. Yapı harap ve pek çok değişikliklerle günümüze gelebilmiştir. Mevcut kısımlar, cephe dokusu, plan kuruluşuyla 18. yy içlerine tarihlenebilir.

Yamuk şekilli plan kuruluşuyla bir avlu etrafında iki katlı olarak inşa edilmiş o-lan yapıda yamuk plan şemasının Sandalyeciler Sokağı'na açılan cephesi dar cephedir ve sonradan girişin iki tarafında birer dükkân inşa edilmiştir.

Mekânların açıldığı revakların tuğla-derz dokulu ve yuvarlak şekilli olduğu anlaşılmakta; avlu cepheleri moloz taş, payeler ise örme taş doku olarak inşa edilmiş bulunmaktadır.

Revakların gerisinde yer alan mekânların kapı ve pencere açıklıkları özgün görünüşünü kaybetmiştir. Yapıda dış cepheler taş-tuğla-derz dokulu olarak yapılmış, giriş açıklığı dikdörtgen bir taş kemerle çerçevelenmiştir.

Giriş üzerinde bulunan ve eğriliği düzelten taş konsolların taşıdığı çıkma, cephe genişliğince devam etmektedir. Bu çıkma, sağda beş konsol taşına oturmakta, solda ise taş silme ile taşınmaktadır. Yapıda alt kat mekânlarının dış cepheye açılan pencereleri yoktur. Ancak giriş cephesinde üst kat mekânına ait üç pencere dikdörtgen şeklinde ve taş söveli olarak yapılmıştır. Bu pencerelerin üzerinde duvar dokusu içinde yer alan yuvarlak birer alınlık bulunmakta, tüm cepheyi üstten tuğla kirpi saçak bordürü sınırlamaktadır.

Hanın yapısal elemanları özgün durumunu belirlemeye yardımcı olmakta, an-

cak yeni yapı malzemesi ve yapılan değişiklikler yapıyı tanımayı zorlaştırmaktadır. Bibi. Güran, İstanbul Hanlan, 128-129.

GÖNÜL CANTAY

KÛNOS, IGNÂCZ

(22 Eylül 1862, Hajdüsâmson Köyü, Debrecen - 7 Ocak 1945, Budapeşte) Macar Türkolog.

Debrecen Kalvinist Lisesi'nde ve Budapeşte'de Pâzmâny Peter Üniversitesi'nde öğrenim gördü. Başlangıçta Hungaroloji'y-le ilgilendiyse de Türkolog Ârmin Vâm-bery, Hungarolog Jozsef Budenz ve İsla-mi bilimler uzmanı Ignâcz Goldziher gibi tanınmış bilginlerin yönlendirmesiyle Türkoloji dersleri aldı. Anadolu Türkçe-sini öğrendiği gibi Uygurca, Tatarca ve Çağatayca ile de ilgilendi. Türk halk edebiyatı ve folkloruna da ilgi duyduğu için mezun olduktan (1882) ve doktor unvanım kazandıktan (1884) sonra araştırmalar yapmak amacıyla 1885'te Tuna Nehri yoluyla Adakale, Rusçuk ve Varna üzerinden vapurla İstanbul'a geldi.

Kûnos, İstanbul'da ilk olarak Şeyh Mu-rad Tekkesi Şeyhi Süleyman Efendi ve Ahmed Vefik Paşa(->) ile görüştü. Özellikle bir cuma günü gittiği Ahmed Vefik Pa-şa'nın Rumelihisarı'ndaki köşkünde bir cariyeden İstanbul'daki ilk derlemelerini yaptı. Aynı gün kayıkla paşanın komşusu bir gençle Göksu Deresi'ne gitti. Kayıklarda genç kız ve erkeklerin karşılıklı mani atmalarını izledi, derlemeler yaptı. Daha sonraki günlerde Kâğıthane'yi, Beyoğ-lu'nu, Fener'i, Şehzadebaşı'nı, Direklerara-sı'nı gezdi; her kesimden yeni dostlar edindi. İstanbul'a yerleşen Macar asıllılardan ve bunların soyundan gelen kimselerden destek gördü. Bunlardan Osman Paşa'nın kızı Nigâr Hanım ile annesi Pakize Hamm'dan masallar derledi. Bu ailenin ve İsmet Bey adında bir ahbabının yardımıyla İstanbul tekkelerini yakından tanıdı; bu çevrelerden masal, türkü, bilmece, mani, ninni derlemeleri yaptı. Karagöz ve meddah gösterilerini izledi. Derlediği malzemeyi hocası J. Budenz'e gönderdi. Hârom Karagöz Jâtek (Üç Karagöz Oyunu, 1886) adıyla yayımlanan bu ilk eser Avrupa bilim çevrelerinde büyük ilgi gördü. İstanbul Türk-çesini ve İstanbul'daki dil tabakalaşmasını Karagöz oyunlarında izleyen Künos, o yıllarda aydınlar tarafından "kaba lisan" olarak adlandırılan halk dilini yakından tanıma olanağı buldu.

Bir süre Mekteb-i Sultani'ye de devam eden Künos, Türk dili ve edebiyatı, Türk tarihi, Arapça ve Farsça dersleri aldı; Fransız dili ve edebiyatı okudu. 1886'da Bursa'ya gitti. Hıdrellez eğlencelerine katılarak geleneklere ve halk edebiyatı örneklerine i-lişkin derlemeler yaptı. Daha sonra İzmir ve Aydın dolaylarındaki Türkmen aşiretleri arasında dolaştı; efeleri, zeybekleri tanıdı. Bölge ağızlarına ilişkin derlemeler yaparken Nasreddin Hoca fıkraları, türküler, bilmeceler, halk hikâyeleri, efsaneler de topladı; halk oyunlarını izledi. Kûnos, Anadolu gezilerinde Bursa ve İzmir-Aydın



KUNT, RİKKAT

122

123

KURAN KURSLARI

ffl


Cenap Sahabettin, Abdülhak Hamit, Süleyman Nazif, Vedat Kuntay, Mehmet Akif, Midhat Cemal Kuntay (ayaktaki), Samipaşazade Sezai (soldan sağa) birlikte bir yemek sırasında. Midhat Cemal Kuntay, Üç istanbul, İst., 1976

Ignâcz Künos

M. Sabrı Koz koleksiyonu

dışında Manisa, Kütahya, Ankara, Bilecik, Eskişehir'e de uğramış; buralarda derlemeler yapmıştır. Bu yıllarda Kadir Ferdi takma adını kullanan Künos, Türkiye Yahudileri üzerine de araştırmalar yaptı.

İstanbul ve Anadolu'da bulunduğu 5 yıl (1885-1890) boyunca gerek kendi ülkesinde (Macaristan Bilimler Akademisi ile Yahudi cemaati) ve gerekse Osmanlı devlet ve kültür adamları nezdinde ilgi gören Künos, hocaları Â. Vâmbery ve J. Budenz' in destekleriyle peş peşe makaleler, kitaplar yayımladı. 1889'da çıktığı son büyük Anadolu gezisini Petersburg İmparatorluk Bilimler Akademisi'nin desteği ile gerçekleştirdi. Önceki derlemelerini de katarak Osmanh-Türk Halk Edebiyatı Antoloji-si'nin 3. cildini W. Radloff'un "Proben" dizisinin 8. kitabı olarak Petersburg'da yayımladı (1899).

Kûnos'un İstanbul'dan ayrıldıktan sonraki hayatı bilimsel yayımlar, öğretim üyeliği, yöneticilik ve Avrupa ülkelerine geziler yaparak geçti.

1880-1943 arasında yayımlamış olduğu 273 makale ve kitap ile ölümünden sonra kendi ülkesinde, Avrupa ve Türkiye'de basılan çok sayıda kitap, Türk halk edebiyatı ve folklorunun derlenmesinde Türkiyeli ve Avrupalı bilim adamlarına öncülük e-den Kûnos'un önemini belirtmeye yetecek ölçüdedir.

Bilimsel çalışmalarına Macar dili üzerine araştırmalarla başlamış ancak asıl ününü Anadolu ve Rumeli Türk ağızlarıyla ilgili çalışmaları; Karagöz, ortaoyunu, masallar, halk hikâyeleri, bazı gelenekler ve inançlar ve Türkçe-Macarca dil ilişkileri gibi konulardaki eserleriyle kazanmıştır.



Osmân-Török Nepköltesi Gyüjtemeny I. Oszmân-Török Nepmesek (Osmanh-Türk

Halk Edebiyatı Antolojisi I. Osmanlı-Türk Halk Masalları, 1887), Orta-ojunu. Török Nepszinjâtek (Ortaoyunu, 1887 ve sonraki yıllarda değişik çalışmalar: 1888,1889, 1908), Osmân-Török Nepköltesi Gyüjtemeny II. Oszmân-Török Nepmesek es Nep-dalok (Osmanlı-Türk Halk Edebiyatı Antolojisi II. Osmanlı-Türk Halk Masalları ve Türküleri, 1889), Köroğlu (1893), Nasz-reddin Hodsa Trefâi (Nasreddin Hoca Fıkraları, 1899), Türkische Volksmârchen ausStambul (İstanbul Türk Halk Masalları, 1905), Forty-four Turkish Fairy Tales (Kırk Dört Türk Masalı, 1913), A Török Hodzsa Trefâi (Türk Hocasının Fıkraları [Nasreddin Hoca], 1926) adlı çalışmalarından çoğu büyük ölçüde İstanbul'dan derlenmiş malzemelerden oluşur.

1915-1918 arasında Avusturya-Macaris-tan'da Rus ordusundan esir edilen Tatarlar arasında da çalışmış ve bir kısmı ancak ö-lümünden sonra yayımlanabilen malzeme toplamıştır.

Künos 1925'te konferanslar vermek ü-zere hükümet tarafından Türkiye'ye davet edilmiş; İstanbul ve Ankara'da yaptığı konuşmalar aydınlar tarafından büyük ilgi görmüştür. Bu konferans metinleri Türk Halk Edebiyatı (1925, yb 1978) adıyla aynı yıl İstanbul'da basılmıştır. Bu kitap, bilim adamının Anadolu ve Rumeli'de yaptığı gezileri, İstanbul'daki çalışmalarım yer yer hoş bir masal diliyle anlattığı anılar toplamı gibidir.

Türkçe olarak yayımlanmış diğer kitapları arasında Maniler (1924), Türkçe Ninniler (1925), Adakale Türk Masattan (1947) ve Gani Yener tarafından çeşitli e-serlerinden derlenerek birkaç kez yayımlanan Türk Masattan (1987) da bulunmaktadır.

Bibi. H. N. Orkun, "Türklüğe Hizmet Edenler: Künos, Ignac", Tanndağ, I, S. 3 (Mayıs 1942), s. 7; G. Hazai, "Ignâcz Kûnas ve Nasreddin Hoca", TFA, S. 180 (Temmuz 1964), s. 3454-3455; ay, "Ignas Kûnos'un Türk Folklor Araş-tırmalarındaki Yeri", /. Uluslararası Türk Folklor Kongresi Bildirileri, I, Ankara, 1976, s. 159-162; N. Pekin, "Bir Macar Türkoloğu: Dr. Ignaz Kunoş", Türk Edebiyatı, S. 8 (Ağustos 1972), s. 24-28; H. Eren, "Künos, Ignâc", TA, XXII, 356; ay, "Türkoloji", TA, XXII, 441; I. Künos, Türk Halk Edebiyatı, (haz. T. Gülensoy), İst., 1978, s. 7-16; V. Csikai, "Ignâcz Künos (1860-1945)", Analecta Linguistica, VI, S. l (1976), s. 178-191; S. Sakaoğlu, "Ignâcz Kûnos'un İstanbul'dan Derlediği Bilmeceler", Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Araştırma Dergisi, S. 12/1, (1980), s. 77-113.

M. SABRİ KOZ



KUNT, RİKKAT

(27Nisan 1903, istanbul -14 Ocak 1986, istanbul) Tezhip sanatçısı.

Büyük Türk Lügatı'mn yazan Hüseyin Kâzım Kadri Bey'in kızıdır. Hüseyin Kâzım Bey kızına Rikkat adını Tevfik Fikret'in isteği üzerine vermiştir. Rikkat Kunt, babasının vali olarak sık sık yer değiştirmesi nedeniyle belli bir ilkokul tahsili yapamaz. Özel dersler alarak yetişir. 1918'de İstanbul'a döndüklerinde babasının arzusu üzerine, evlerinde aile dostu olan Mehmet Akif Ersoy'dan(->) edebiyat, ressam Ali

Sami Boyar'dan resim dersleri alır. Bu arada piyano çalmayı öğrenir. 1920'de ilk evliliğini yapar ve eşinin tahsili için Almanya'ya giderler. 1926'da ikinci evliliğini yapar ancak bu evlilik de Kunt'a mutluluk getirmez.

Babasının 1934'te vefatı üzerine Kunt üzüntüden içine kapanır. Babasının dayısı olan Prof. İsmail Hikmet Ertaylan onu 1936'da Güzel Sanatlar Akademisi'nde tezhip hocası olan İsmail Hakkı Altunbezer' e(->) götürür. Kunt burada Türk yazı ve tezhip sanatının üstatlarından Necmeddin Okyay(-»), Halim Özyazıcı(->), Nuri Kor-man(-0, Kâmil Akdik(-»), Feyzullah Dayı-gil, Tahirzade gibi kişilerle tanışır, zaman içinde çini ve tezhip sanatını öğrenerek aynı çatı altında beraber çalışmaya başlarlar. Bundan sonra İstanbul'un cami, türbe, kütüphane ve medreseleri Kunt'un âdeta mekânı olmuştur. Bu yapıları tek tek gezerek inceliyor, çiziyor ve tespit ediyordu. Bu çalışmalar neticesinde arkadaşı Feyzullah Dayıgil ile beraber İstanbul'da 300'ün üzerinde lale motifi tespit etmişlerdi.

Kunt, 1944'te akademinin Türk süsleme sanatları bölümünü bitirir. Akademiden kopmak istemez, ancak boş kadro olmadığı için akademinin kütüphaneciliğine talip olur. Bu sayede sanat ve kültür kitaplarını elden geçirerek bilgisini artırır. 1948'de Necmeddin Okyay'tn emekli olması ile boşalan kadroya atanır. Bu tarihten sonradır ki adı duyulmaya başlar. 19ö8'de 20 yılını verdiği kurumdan emekli olur.

Rikkat Kunt 16. yy Türk tezhip sanatının, ki bu dönem Türk süsleme sanatlarında zirve kabul edilir, 20. yy'daki en büyük temsilcilerindendir. Kunt o dönemin sanatını, zamanının zevk ve ihtiyaçları ile de bütünleştirerek günümüz tezhip sanatının öncülerinden olmuştur.

M. ZEKÎ KUŞOĞLU



Rikkat Kunt

TETTV Arşivi

KUNTAY, MİDHAT CEMAL

(1885, istanbul - 30 Mart 1956, istanbul) Şair ve romancı.

Vefa İdadisi'ni ve Hukuk Mektebi'ni bitirdi. Burada doktora sınavı verdi (1908). Adliye Nezareti'nde çeşitli görevlerde çalıştıktan sonra Cumhuriyet döneminde noterlik yaptı.

Edebiyata vatan sevgisi konusundaki şiirleriyle başlayan Kuntay'a asıl ününü, roman türündeki tek yapıtı Üç İstanbul kazandırmıştır. 1938'de yayımlanan bu roman, adından da anlaşılacağı gibi İstanbul' un üç dönemini, II. Abdülhamid, II. Meşrutiyet, Mütareke dönemlerini kaleme getirir. Böylelikle İstanbul'un hayli kargaşalı bir zaman dilimini pek çok ayrıntıyla işlemek istemiş olan yazarın bu çabası, uzun süre eleştirmenler ve edebiyat tarihçilerin-ce pek anlaşılamamış, Üç İstanbul'a. yazınsal başarısı kuşku götürür bir roman gözüyle bakılmıştır. Eser, 1976'da ikinci kez yayımlandıktan sonra farklı değerlendirmelere konu olmuştur.

Eserde, 93 Muharebesi'nde (1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı) babasının şehit düşmesi üzerine küçük yaştayken, annesiyle birlikte İstanbul'a gelen Adnan, şimdi "Yıkılan Vatan" adını verdiği bir roman yazmakta, yüksek zümrelerin evlerinde edebiyat ve tarih dersleri vermektedir. Roman içinde roman yazma fırsatı bulan Kuntay, bir yandan kişisel gözlemlerini, bir yanda da Adnan'ın bakış açısından o günlerin aydın bir Osmanlı gencinin düşüncelerini yansıtma fırsatı bulur. Adnan, İttihad ve Terakki Cemiyeti'ne girecek, II. Meşrutiyet'in ilanından sonra toplumsal mevki edinecektir. Ne var ki payitaht İstanbul bu üç dönemde de "irtikâbın, kirli refahın, haksız fukaralığın" pençesinde yaşamak zorunda kalacaktır. Bir "muaşeret romanı" yazdığını belirten Kuntay, bil-

diği, tanıdığı kişileri kaleme getirdiğini, pek çok belgeden ve tanıklıktan yararlandığını özellikle vurgulayarak, "İstanbul'u ilk softasından son Levantenine kadar tanırım. Beyoğlu'nda konsolos medeniyetini, Fatih'teki kurunuvustâyı yakından bilirim" der.

Üç İstanbul'un kalabalık kadrosu, imparatorluğun son yüzyılından değişik portreler çizerken, eşyaya ayrılmış sayfaları da çöküşle yüz yüze gelmiş bir uygarlığın son dekorunu betimler. Konaklarda, köşklerde avizelerden möblelere bütün eşya alaf-rangalaşmış, yoksul evlerindeyse eski düzenin yerli yapım eşyası varlığını korumuştur. Kültür-tarih-siyaset üçgeninde yol alan Üç İstanbul, yüzyılların birikimi, çubuklardan, çinilerden, tespihlerden vb söz açarak İstanbul uygarlığının dökümünü çıkarmayı denemiştir.

Aynı ayrıntıcı tutum, Kuntay'ın Mehmet Akif (1939), Namık Kemal (1944-1956), Sankh ihtilâlci AH Suavi (1946) monografilerinde de görülür. Bu üç monografide İstanbul hayatını canlandıran pek çok sayfa yer alır.



Bibi. C. Kudret, Türk Edebiyatında Hikâye ve Roman, II, Ankara, 1970; F. Naci, On Türk Romanı, ist., 1971; R. Mutluay, Üç istanbul'a önsöz, İst., 1976.

SELİM İLERİ



KURAN KURSLARI

İstanbul'un çeşitli semtlerinde, Diyanet İşleri Başkanlığı'na bağlı olarak çalışan, en az ilkokul mezunlarının alındığı l yıllık kurslardır. Kurs müdürlükleri ilçe müftülülük-lerine ve kaymakamlığa bağlıdır.

Kurslarda Kuran'ın usulüne uygun olarak okunması, hıfz (ezber), sure, ayet ve duaların anlamları ile İslam dininin inanç, ibadet ve ahlak ilkelerinin öğretilmesi çalışmaları yapılmaktadır. Kurslarda, Diyanet İşleri Başkanlığı'nca hazırlanan müfredat

programları uygulanır. Eğitim-öğretim, her yıl ekim ayında başlar ve 32 hafta sürelidir.

İlk Kuran kursu 1949'da Nüruosmaniye Camii avlusu içindeki medresede açıldı. Burada, İstanbul'un ünlü hafızları yetenekli ve istekli gençlere Kuran okuma (tilâvet) ve hıfz (Kuran ezberleme) dersleri vermeye başladılar. 1950'den sonra, Fatih, Eyüp ve Üsküdar'da yeni Kuran kursları açıldı. Giderek sayıları artan Kuran kurslarından bazıları, 12 Mart 1971'den sonra a-maç dışı etkiler altında kaldıkları gerekçesi ile kapatıldı. 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu ile vali ve kaymakamlara, 1973'te 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu ile de Milli Eğitim Bakanlığı'na kursları denetim yetkisi tanındı.

İstanbul'daki Kuran kurslarının bazıları eski medreselerde ve külliyelerin hizmet dışı bölümlerinde faaliyet göstermekle birlikte yatılı, gündüzlü, yalnız kız ve yalnız erkek Kuran kursları için dernekler ve vakıflar aracılığı ile özel binalar da yapılmış bulunmaktadır.

Bugünkü uygulamaya göre, hafızlığa ayrılacak öğrenciler, yıl sonu sınavlarında Kuran'ı yüzünden işlek olarak okuma ve ezber yetenekleri de dikkate alınarak, sınav komisyonlarınca seçilirler. Hafızlık eğitimine başlatılan öğrencilerin, hazırlıklarını tamamlayıncaya kadar, 2 yıllık bir eğitim dönemleri vardır. Bu süre, l yıl daha uzatılabilmektedir. Kurslar, üç grupta toplanır: 1) Yüzünden okuma yapılan kurslar (Kuran 18, itikat l, ibadet 3, siyer l, ahlak l saat). 2) Hafızlık çalışması yapılan kurslar (bütün günlerde Kuran okuma çalışmaları yanında birer saat de öteki dersler okutulur). 3) Akşam kursları (haftada 9 saatlik bir eğitim-öğretim yapılır. Ayrıca Kuran 6, itikat l, ibadet l, siyer ve ahlak l saattir).

Kurslarda alfabeden başlanarak Kuran yazısı öğretilir. 9 ay sonra kişi, hafızlık eğitimine başlayabilir. Bu, 32 haftalık bir kurs

Nüruosmaniye Camü'nin avlusundaki Nüruosmaniye Kuran Kursu'nun girişi. Turgut Erkişi/Obscura, 1994

KURBAĞAII DERE

124

125

KURŞUN DÖKME

süresi demektir. Hafızlık eğitimi için ayrılan 2 yıllık sürenin sonunda imam ve müezzin olunur. Ancak bunun için de imam hatip lisesi mezunu olmak gerekir, ilahiyat fakültesini bitirme durumunda ise, bu eğitimin sonunda vaiz ve müftü olunabil-mektedir.

Kurs eğitimleri sırasında Kuran kurslarını tanıtmak, Kuran öğretimini yaygınlaştırmak ve verimi anırmak amacıyla, dersler dışında, ilgili müftülüğün uygun göreceği sosyal ve kültürel faaliyetler yapılabilir.

Bir kursta başarılı olamayan öğrenciye ikinci yıl devam hakkı tanınır. Bunun için velinin isteği ve müftülüğün izni gereklidir. Kuran'ı yüzünden okuyan ile ezbere o-kuyup hafız olanlara, birer belge verilir.

1993-1994 kurs yılında istanbul îli'nde merkezde 296, kasabalarda 5 ve köylerde 15 olmak üzere toplam 316 Kuran kursu olup bunlardan 26'sı öğretime kapalı durumdadır. Gündüz kurslarına devam eden kızların sayısının erkek kursiyerlerin 2 katından fazla olması dikkati çekmektedir.

1993-1994 kurs yılı sonunda yüzünden okumada belge alan öğrenci sayısı 8.669 kız, 4.183 erkek olmak üzere 12.852'dir. Hafızlık belgesi alanların sayısı ise, 556 erkek, 173 kız olmak üzere 729'dur. Akşam kurslarına devam edenlerden ise 1.699'u kız, 4.049'u erkek olmak üzere toplam 5.748'i belge almıştır. Ayrıca, yaygın eğitim kapsamında yetişkinlere yönelik ve camilerde yapılan yaz kurslarmdaki öğrenci sayısı da, gene bu öğretim yılı içinde 60.050 kız, 61.937 erkek olmak üzere 121.987' dir. Bu kurslarda görevli öğretici sayıları da 328 kadın, 264 erkek olmak üzere 592' dir. Bunlar arasında imam hatip lisesi mezunu pek az öğretici bulunmaktadır. Öğretmenler, Diyanet işleri Başkanlığı'mn yazılı ve sözlü sınavları sonucunda atanırlar.

AYHAN DOĞAN



Dostları ilə paylaş:
1   ...   26   27   28   29   30   31   32   33   ...   140
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə