KirkçEŞme tesisleri

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 8.15 Mb.
səhifə27/140
tarix27.12.2018
ölçüsü8.15 Mb.
1   ...   23   24   25   26   27   28   29   30   ...   140

KRİKOR LUSAVORİÇ KİLİSESİ 108

109

KRİTOBULOS, MİHAEL

Surp Krikor Lusavoriç Kilisesi, Karaköy

Banu Kutun/Obscum, 1994

yüksek tutulmuştur. Bodrum kata inişte üç pencere, galeri kata çıkışta iki pencere vardır. Nefe girildikten sonra kuzey ve güney yönlerde ikişer pencere vardır. Nefin ortasında, ortadaki geniş, iki yandakiler daha dar olmak üzere kuzey ve güney duvarlarında üçer pencere daha açılmıştır. Nefin ön bölümünde, tas'ı aydınlatan, yine kuzey ve güney duvarlarında ikişer pencere vardır. Nefin merkezinin aydınlanması daha çok kubbeden sağlanır. On altı kenar üzerine açılan 16 pencere kubbe altım ve kısmen de nefi aydınlatır. Oldukça loş bir kilise olan Surp Krikor Lusavoriç'in mistik ortamı, konan ampullerle kısmen bozulmuştur.

Dış görünüşü ve süslemeleri açısından da özel bir yere sahip olan kilise, genel sadeliğinin altında bir zarafet örneğidir. Pencereler üzerindeki kemerler, Ermeni sanatında sık rastlanan üzüm salkımları ve asma yapraklarıyla bezelidir. Bu kemerler sade kolonlar üzerine otururlar.

Çatının bölümlendirilmesiyle, kubbeyi merkez alan haçvari bir plan elde edilmiştir. Kalan bölümlerin çatı örtüleri ise daha düşük seviyede tutulmuştur. Pencere kemerlerinin üstünde ve kubbenin başlangıcında kiliseyi saran kornişler mevcuttur. Aynı korniş, kiliseden ayrı olarak ele alınabilen çan kulesinde de devam ederek bütünlüğü bozmaz. Çatının bölümlendirilmesiyle oluşan haçvari planlı bölümün kollarının cephelerinde sade kemerler, bölünmüş olan kirişleri birbirine bağlar.

Kilisenin içerisi çok yalın bir yapıya sahiptir. Kolon başlıklarındaki taş işçiliği, bu sadeliği bozmadan yapıya belli bir zarafet kazandırır. İç mekândaki kemerler, getirdiği dinamizmin yanında bir süs öğesi o-larak görülebilir. Tasarım sırasında duvar-

larda büyük çaplı işlemeler düşünülmüşse de daha sonraya ertelenmiş, fakat günümüze dek gerçekleştirilmemiştir.

Kilisenin vaftizhaneye ayrılmış şapelinin duvarları yerden l m yüksekliğe dek, yıkılan kiliseden çıkarılan ve Kütahyalı ustalar tarafından elle yapılmış çinilerle bezelidir.

Pem'in önü tümüyle eski kiliseden çıkarılan mermer eski haçkarlarla kaplanmıştır. Bunların merkezine ise tüm dünya Ermenileri Başpatriği I. Yazken tarafından armağan edilen haçkar yerleştirilmiştir. Ana sunak son derece sade ve tipik Ermeni üslubunca mermerden inşa edilmiştir.

Kilisede süsleme unsuru olarak kullanılan resim sayısı son derece azdır. Tas'ın iki yönünde Ermeni harflerinin mucidi Aziz Rahip Mesrop Maşdotz'un ve Aziz Başpatrik Sahag Bartev'in büyük boydaki resimlerinin dışında, nartekste dört resim daha vardır. Bunlardan en büyüğü, kucağında İsa'yı taşıyan Meryem tasviridir. Kilisenin resimlerine 1980'li yıllarda Erol Saraf-yan tarafından hazırlanan iki yenisi daha eklenmiştir. Sunağın iki yanında şapellerin girişlerinin üstüne konan resimlerden birinde İsa'nın çarmıha gerilişi, diğerinde ise dirilişi sahnesi tasvir edilmiştir.

Her anlamda asıl kiliseden ayrı olarak ele alınabilen bodrumdaki Surp Amenapır-giç Şapeli'nin süslemesi de son derece ilgi çekicidir. Ana sunağın çevresi kırmızı tuğlayla örülmüştür. Bu katta duvarların büyük bir bölümü eski kiliseden çıkarılan Kütahya çinileriyle bezelidir. Aynı çiniler Patrik Hovhannes Golod'un kabrinin duvarlarında da kullanılmıştır.

Çinilerin arasında yer yer eski kiliseden kalma haçkarlar kullanılmıştır. Bunların en eski ikisi 1431 tarihlidir. Bodrum kattaki

resimler daha yeni ve küçük çapta olup çeşitli üsluplardadır.



Bibi. H. Asadur, "Gostantnubolso Hayeri yev İrentz Badriarkneri" (İstanbul Ermenileri ve Patrikleri), Intartzag Oratzuytz Azkayin Hi-vantonotzi (Ermeni Hastanesi Kapsamlı Takvimi), İst., 1901; A. V. Berbeıyan, Badmutyun Hayotz(Ermeniler Tarihi), ist., 1871; M. Çam-çiyan, Badmutyun Hayotz (Ermeni Tarihi), Venedik, 1786; P. ğ. İnciciyan, Aşkharhak-ruyun Çoritz Masantz Aşkharhi (Dünyanın Dört Bölümünün Coğrafyası), V, Venedik, 1804; İnciciyan, Istarıbul; E. Ç. Kömürciyan, Orakrutyun Yeremia Çelebi Kömürciyani (Eremya Çelebi Kömürciyan'ın Günlüğü), Kudüs, 1939; Kömürciyan, İstanbul Tarihi; E. Ç. Kömürciyan, Badmutyun Hragizman Gos-tantnubolso (İstanbul'un Yangın Tarihi), İst., 1991; M. Ormanyan, Azkabadum, I-III, İst., 1912, 1914, Kudüs, 1927; K. Pamukciyan, Ha-gop Nalyan Badriark 1706-1764, Giankı, Kordzerı Yev Aşagerdnen, (Patrik Hovhannes Golod 1706-1764, Hayatı, Eserleri ve Öğrencileri), İst., 1981; ay, "Kınnagan Agnarg mı Ğa-latio Surp Krikor Lusavoriç Yegeğetzvo Bad-mutyan Vira" (Galata'daki Surp Krikor Lusavoriç Kilisesi Tarihi Hakkında Bir İnceleme), Şo-ğagat, 15. yıl, S. l (1966); S. Sarraf-Hovhannes-yan, Vibakrutyun Gosdantnubolis Mayraka-ğakin 1800 (Başkent İstanbul'un Topografyası, 1800), Kudüs, 1967; L. Simeon (Polonyalı), Uğekrutyun Darekrutyun YevHişadaga-rank (Yolculuğu, Günlüğü ve Kitabeler), Viyana, 1936; H. C. Siruni Hagop, Bolis Yev ir Teri (İstanbul ve Rolü), I, Lübnan, 1965; Rahip Kemahlı Krikor, Jamanagakrutyun (Kronoloji), Kudüs, 1915; B. Zobyan, "Ğalatio Surp Krikor Lusavoriç Yegeğetzin yev Paroyagan Bardaganutyun mı" (Galata'daki Surp Krikor Lusavoriç Kilisesi ve Ahlaki Bir Borç), Şoğagat, 15. yıl, S. l (1966).

VAĞARŞAG SEROPYAN



KRİKOR LUSAVORİÇ (SURP) KİLİSESİ

Üsküdar İlçesi'nde, Kuzguncuk'ta, Çarşı Caddesi no. 49'dadır.

İstanbul'un dıştan görülebilen kubbeli az sayıdaki Ermeni kilisesinden biridir. İlk inşası Isdepanos Zakaryan Ağavni'nin patriklik zamanına (1831-1839) rastlar. Tasarımını ve yapımını hassa mimarı Hovhannes Amira Serveryan'ın üstlendiği kilise 11 Mayıs 1835'te ibadete açılmıştır. Daha sonra 4 Mart 1861 tarihli fermanla verilen izne dayanarak Bedros Ağa Şalcıyan'ın ve Ermeni cemaatinin maddi yardımlarıyla büyük bir onarım geçirmiştir. Bu büyük onarımdan yüzyıl kadar sonra, 19ö7'de bir iç onarım daha yapılmıştır.

Mimari: Girişi batı tarafından olan kilisenin biri ana, diğeri rüzgârlık olmak ü-zere iki kapısı vardır. Narteks gelenekselleşmiş tiptedir. Kuzey ve güneyde yerden iki rıht yükseklikteki bölümler neften demir kafesle ayrılır. İki köşedeki kolonlar arasındaki kapıdan nefe girilir. Narteksin üzeri tümüyle vernadunla (galeri kat) kaplıdır. Galeri kata çıkış dıştan, kuzey yönünden-dir.

Nef önce narteks genişliğinde başlar. Kuzeyde Surp Krikor Lusavoriç'in resmi, güneyde ise kilisenin ikincil girişi vardır. Asıl nef kareye yakın dikdörtgen planlıdır. Köşelerde kalın ayaklar oluşturan taş duvarın iç tarafına kolon görünümü verilmiştir. Köşeli ve yivli kolonlar, Korint yap-

raklı kolon başlıkları ile son bulur. Nefin yanal duvarlarına ve kuzey-güney doğrultusunda atılmış kemerler üzerine Bizans üslubundaki kubbe oturur. Dış görünüş itibariyle tam bir yarım daire oluşturan kubbe penceresizdir. Ahşap korkuluklarla son bulan neften sonra din adamları ve ayine katılan okuyuculara tahsis edilen "tas" bölümü yer alır. Kuzey ve güneyinde açılan kapılarla yanal şapellere girilen "tas"ın kuzeydoğu ve güneydoğusundaki basamaklarla "pem"e çıkılır.

Sunak ve "pem"i oluşturan absid, yarı dairesel planlıdır. Absidin merkezindeki sunak, stil bakımından kilisenin binasıyla bir bütünlük teşkil etmemekle birlikte kendine özgü bir güzelliğe sahiptir. Dört kolon üzerinde oturan sunağın tepesi bir gatoği-ge (külah örtü) ile son bulur. Ahşap sunağın bir bölümü varak kaplıdır. Absid doğu tarafından bir kapıyla arkadaki bir geçide açılır. Bu geçit ise yanal şapellerle absid arkasında oluşan odalara girişi sağlar.

"Tas"m iki yönündeki şapeller bazilik planlı küçük birer kilisedir. Bunlardan kuzeydeki vaftizhaneye ayrılmıştır. Bu tonozlu şapeller ayrı birer kiliseymişçesine ele alınabilir.

Absidin arkasındaki geçidin üzerinde kilisenin çan kulesi yükselir. Kilise gibi kubbeyle örtülü çan kulesinin ilk katına kemerli pencereler, ikinci katına ise kalın dört ayağın yanına dört kolon konmuştur.

Kilise aydınlanma açısından İstanbul' un en güzel kiliselerinden biridir. Nartekste giriş kapısı yanındaki kemerli iki pencere, galeri kata açılan üç pencere ve daha yukarıdaki üçgen pencere bu mekânı tümüyle aydınlatır. Nefin aydınlanması ise kuzey ve güney duvarlarında yer alan kubbe genişliğindeki yarı dairesel pencereler ile sağlanır.

Kilisede süsleme değişik tarzlarda ve değişik alanlarda yapılmıştır. Kubbe, pandantifler gibi yerler son derece sade iken, nefteki kolon nişleri, sütun başlıkları, kornişler, yalancı kemerler kiliseyi zarif göstermektedir. Ana sunağın üzerindeki oyma işçiliği de bu konuda yardımcı olmaktadır.

Süsleme açısından kilisedeki en önemli öğe nef-tas arasındaki korkuluklardır. Cevizden el oyması bu korkuluk, başlıbaşına bir sanat eseridir. Sunak üzerinde ise, biraz da süs unsuru olarak kullanılan ve Ermenice bir ilahiden alınan şu dize yazılıdır: "Ey Mesih! Tanrılığının nuruyla kutsal ki-

Surp Krikor Lusavoriç Kilisesi, Kuzguncuk

Tahsin Aydoğmuş

liseyi aydınlattın. Onu sonsuzluğa dek sabit kıl." Kilise içerisinde süsleme amacıyla yağlıboya tablolar da kullanılmıştır.

Dış görünüş açısından son derece sade olan kilisenin duvarları moloz taştan örülmüş olup tuğla hatıllar da kullanılmıştır. VAĞARŞAG SEROPYAN

KRİTOBULOS, MİHAEL

(15. yy) Bizanslı tarihçi. II. Mehmed (Fatih) döneminin ilk 17 yılını (1451-1467) anlatan eseriyle tanınır.

Yaşamıyla ilgili bilgiler çok sınırlı olup, doğum yeri ve tarihi bilinmez. İmroz (Gökçeada) soylularından olduğu sanılmaktadır. Kritobulos'un adına ilk kez 1444'te, kendisini İmroz Adası'nda ziyaret eden Ankonalı Ciriaco adlı gezginin yazmalarında rastlanır.

Kritobulos, Osmanlıların ilerleyişini ve Bizans İmparatorluğu'nün kaçınılmaz sonunu erken gören tarihçilerden biridir. Bu nedenle Konstantinopolis'in Türkler tarafından alınmasından (1453) önce, Anadolu' nün Ege kıyılarındaki Aydınoğulları Beyliği ile iyi ilişkiler kurmuş, kitabından anlaşıldığına göre, Osmanlıların işgalinden korkan İmroz ve Limni halkının adalardan göç etmesini önleyerek, adanın soylularından oluşan bir heyetin Fatih tarafından kabul edilmesini de sağlamış ve iyi ilişkilerinin ödülü olarak 1456'da Kaptan Yunus Paşa tarafından İmroz Adası'nın subaşılığı-na (vali) getirilmişti.

1457-1458'de, Papa III. Calbctus'un gönderdiği donanmanın adayı işgal etmesini, Ortodoks ada halkı ile birlikte engelleyen M. Kritobulos, 1458'de Lemnos (Limni) Adası'nın da yöneticiliğine atandı. Bu görevlerini Venediklilerin adaları işgal ettiği 1466'da İstanbul'a sığınıncaya kadar sürdürdü. Yine yazmalarından anlaşıldığna göre, 1467'de İstanbul'u kasıp kavuran veba salgınından kurtulmayı başardı. Büyük olasılıkla bu olaydan kısa süre sonra İstanbul'da öldü.

Kritobulos'un 5 ciltlik tarih eseri, 1451-1467 arasındaki dönemi kapsar. Tarihin a-ğırlık noktası Osmanlılar olup, II. Mehmed' in iktidara geçmesinden başlar, Konstantinopolis'in alınması anlatıldıktan sonra, II. Mehmed'in 1464-1465 arasındaki yaşamım ayrıntılarıyla aktarır. Yazar, çağdaşları M. Dukas(->) ve L. Halkokondiles(->) gibi şehrin düşmesine bizzat tanık olmamış, duyduklarını aktarmıştır. Kritobulos Osmanlı sultanının büyük bir hayranıdır. Ondan söz ederken, Bizans imparatorları için kullanılan "basileus" ve "otokrator" unvanlarını benimser ve yaptıklarını, Büyük İsken-der'inkilerle karşılaştırır. Ayrıca, II. Mehmed'in antik çağa ve klasik felsefeye olan ilgisinden övgüyle bahsederek, onu Bizans imparatorlarının selefi olmaya layık bir lider diye tanımlar.

Mihael Kritobulos, tarih yazıcılığında Herodotos ve Tucydides'i kendine örnek almıştır. Üslubu, kinayeli ve çok eski zamanlarda kullanılan kalıplarla doludur.

Kritobulos'un eserinin Rumca yazılmış bir kopyası Topkapı Sarayı Müzesi'nde bu-

KUBAN, DOĞAN

110

111

KUBBEALTI

Allom'un bir deseninden gravürde Kubbealtı, 19. yy.

R. Walsh, Consianîinople and the Scenery of the Seven Churches ofAsia Minör, Londra, 1838

TETTV Arşivi

Ilınmaktadır. Rumca metin 1870'te Paris'te yayımlanmıştır. Türkçede 1912'de Tarih-i Sultan MehmedHan-ı Sani adıyla yayımlanan kitap 1967'de kısaltılarak ve günün Türkçesine uyarlanarak İstanbul'un Fethi adı altında yeniden yayımlanmıştır. Yazar bazen aynı adı taşıyan ilahiyatçı Mihael Kritovulos'la karıştırılır.



Bibi. V. Grecu, "Kritobulos aus Imbros", Byzantinoslavica, S. 18 (1957), s. 1-17; G. Em-rich, "Michael Kritobulos, der byzantinische Geschichtsschreiber Mehmeds II", Materialia Turcica, I (1975), s. 35-43; C. T. Reinsch, Meh-med the Conqueror, Princeton, 1954; F. Babin-ger, Mehmed the Conqueror, Princeton, 1978, s. 136, 172, 174, 241, 254.

AYŞE HÜR


KUBAN, DOĞAN

(8 Nisan 1926, Paris) Mimar, mimarlık tarihçisi, restoratör.

Vahide ve Bahattin Kuban'ın çocuğu o-larak babasının görevli olarak bulunduğu Paris'te doğdu. Ortaöğrenimim Ankara Gazi Lisesi'nde yaptı. 1949'da istanbul Teknik Üniversitesi (iTÜ) Mimarlık Fakülte-si'nden yüksek mühendis mimar olarak mezun oldu. Askerlik görevinden sonra iTÜ Mimarlık Fakültesi Mimarlık Tarihi ve Rö-löve Kürsüsü'ne asistan olarak atandı. 1952' de başlayan akademik kariyerinin tümünü, 1993'te emekli olana dek aynı fakültede sürdürdü.

Kuban'ın ilk bilimsel çalışması, Prof. PaoloVerzone'nin danışmanlığında 1954'te tamamladığı Osmanlı Barok Mimarisi Hakkında Bir Deneme (İst., 1954) başlığını taşıyan yeterlik tezidir. Aynı yıl İtalyan hükümetinin verdiği bursla ve İTÜ Mimarlık Fakültesi'nce görevlendirilerek gittiği İtalya'da Rönesans mimarlığım inceledi ve dönüşünde verdiği Osmanlı Dini Mimarisinde iç Mekân Teşekkülü/Rönesansla Bir Mukayeselisi., 1958) konulu teziyle 1958' de doçent oldu. 1962'de Fulbright Bursu ile ABD'de Michigan Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü'nde misafir öğretim üyesi olarak ders verdi. 1963'te Hanvard Üniver-sitesi'nden burs alarak Washington'da Dumbarton Oaks Bizans Etütleri Merke-zi'nde l yıl süreyle "Anadolu'daki Hıristiyan Yapıları Katalogu" üzerinde çalıştı. Türkiye'ye döndükten sonra, 19ö5'te Ana-dolu-Türk Mimarisinin Kaynak ve Sorunlun (İst., 1965) adlı çalışmasıyla profesör oldu.

Kuban, 1967'de Michigan Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü'nde İslam ve Türk sanatı üzerine ders ve seminerler; 1907-1970 arasında Karadeniz Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi'nde mimarlık tarihi dersleri ve 1970'te Minnesota Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü ve Yakın Doğu Merke-zi'nde İslam sanatı dersleri vermiştir. Smith-sonian Institution Araştırma Bursu ile 1975' te Washigton D.C.'de; 1977-1979 arasında Harward Üniversitesi Fellow'u olarak Dumbarton Oaks Bizans Etütleri Merke-zi'nde Kalenderhane monografisi mimari bölümleri üzerinde çalışmıştır. 1980-1981 arasında Massachussetts Teknoloji Enstitüsü Mimarlık ve Kentsel Planlama Bölümü'nde konuk öğretim üyesi olarak İs-

lam kentleri ve mimarlığı dersleri veren Kuban, 1986-1987 ders yılında, kurum için bir lisansüstü programı hazırlamakla görevlendirildiği Suudi Arabistan Dammam Kral Faysal Üniversitesi Mimarlık Fakültesi'nde aynı zamanda İslam mimarisi dersleri de verdi.

Kuban, konuk öğretim üyeliklerinin ya-nısıra yurtdışındaki birçok bilim kurumunda konferanslar verdi, seminer ve sempozyumlara katıldı.

Kuban, doçent olduğu yıldan başlayarak emekli olana dek iTÜ Mimarlık Tarihi ve Rölöve Kürsüsü, Mimarlık Tarihi ve Restorasyon Kürsüsü ve son olarak da Restorasyon Anabilim Dalı başkanlığı yaptı. 1974-1977 arasında İTÜ Mimarlık Fakültesi Dekanlığı ve 1971-1977'de de İTÜ Senatosu üyeliği görevinde bulundu.

Kuban, 1974'te İTÜ Mimarlık Fakülte-si'ne bağlı olarak Mimarlık Tarihi ve Restorasyon Enstitüsü'nü (MTRE) kurdu ve başkanlığını yaptı. Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi'nin (ICOMOS) Türkiye Ko-misyonu'nun kurulma çalışmalarını yürüttü ve birçok uluslararası toplantıda Türkiye'yi temsil etti, 1979-1980'de Uluslararası islam Tarihi, Sanatı ve Kültürü Araştırmaları Merkezi (IRCICA) başkam seçildi ve merkezin İstanbul'da kurulma çalışmalarını gerçekleştirdi. TAÇ Vakfı (1976), Tarihi Evleri Koruma Vakfı (1977) ve Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı (1991) kurucu üyelerinden olan Kuban, 1973-1975 arasında da Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu Yönetim Kurulu üyeliği yaptı.

1968-1981 arasında Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu üyeliği ve 1981-1983 arasında aynı kurulun başkan yardımcılığını yapan Kuban, halen İstanbul III Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu başkanıdır.

Koruma ve restorasyon çalışmaları arasında istanbul'da Kalenderhane Camii, Tah-takale Hamamı, Bozdoğan Kemeri ile sürmekte olan kara ve deniz surları restorasyonları sayılabilir. 1992-1993'ten başlayan Kazakistan'daki Ahmed Yesevi Türbesi restorasyonu proje çalışmaları halen devam etmektedir. Aynı çerçevede, Kuban İstanbul, tzmir, Gaziantep, iznik, Kastamonu, Sivas ve Edirne ile Safranbolu için kent koruma raporları düzenledi ve Gaziantep, Safranbolu ve Lefkoşa kent merkezi için de koruma imar planları hazırladı.

Kuban, 1990'da I. Ulusal Mimarlık Yarışması kapsamında "TMMOB Mimarlar Odası Mesleğe Katkı Ödülü"nü kazandı. Aynı yıl, Kültür Bakanlığı tarafından "Kültürel Mirasın Korunmasına Hizmet Ödülü" verildi. Yine 1990'da istanbul Alman Arkeoloji Enstitüsü muhabir üyeliğine ve son olarak 1994'te de Amerikan Mimarlar Enstitüsü (AIA) onur üyeliğine seçildi.

. Bu döküm öncelikle Kuban'ın bilimsel etkinliklerinin şaşırtıcı sayısını, değişik a-lanlara yönelişini ve geniş bir coğrafyaya dağılışını işaret etmektedir. Gerçekten de tümü birlikte düşünüldüğünde Kuban'ın ilgi alanının çok geniş olduğu hemen fark edilir, ilgi ve çalışması, mimar-restoratör



Doğan Kuban

Arredamento Dekorasyon, Ekim, 1990 Fotoğraf Cihan Baykurt

pratiğinden koruma sorunlarına, mimarlık tarihinden kurama, mimarlık ve şehirciliğin güncel sorunlarından eğitime, sanat tarihinden eleştirmenliğe uzanan açık bir yelpazede yer alır.

Mimar formasyonu ile birleşen bu genişlik ve açılım, Kuban'ın akademik anlamda asıl alanı olan mimarlık tarihçiliğine daha geniş bir perspektifle ve daha mesafeli ve alanın karmaşık dokusunu ve hattâ işleyişini fark eden bir bilinçle bakmasını sağlamıştır. Süregelen deskriptif söylemin yetersizliğini açığa çıkaran ve terk edilmesini sağlayan bu bilinç ve kavrayış modeli, onun Türkiye mimarlık tarihi yazınına getirdiği en önemli katkı oldu.

İlk çalışması, o güne kadar bir bozulma olarak nitelenen veya en azından görmezden gelinen bir dönemi, yeni bir bakış açısıyla inceler. Batılılaşmanın problematiği-ni mimarlık yapıtlarmdaki değişimlerde irdeleyen bu çalışma, son dönem Osmanlı mimarlığı üzerindeki ipoteğin kalkmasını da sağlayan bir ilgi ile karşılandı. İkincisi, Osmanlı mimarisinin klasik ve anıtsal yapılarının mekân kurgusunu Rönesans mimarisini referans alarak yorumlayan ve alışılmış hizanın dışına çıkan bir çalışmaydı. Profesörlük takdim tezinde ise, kronolojik olarak daha erkene giderek, Türklerin Anadolu'ya yerleşmesinin mimarlıktaki sorunlarını, dışavurumlarını ve yeni oluşumların yapısını anlamaya girişti.

Türkiye mimarlığının üç farklı ve önemli döneminin sorunsalım irdelediği bu çalışmaları, bilimsel katkısının yanısıra, Türkiye mimarlık tarihi yazım için devrimci sayılacak yaklaşım önerileri idi. İlk kez, Türkiye mimarlığının karakteristiklerine ilişkin bir kurgu ve mimari gerçekliğini anlamaya yönelen bir irdeleme modeli öneriliyordu. Kuban'ın bu üçlüden sonraki

mimarlık tarihi çalışmaları da ister modem Türkiye mimarlığı, ister islam sanatı üzerine olsun hep yeni ve özgün düşüncelerle yüklü oldu ve Kuban'ı Türkiye mimarlık tarihçiliğinin yurt içinde ve dışında en önemli temsilcilerinden biri haline getirdi.

Kuban'ın bilimsel etkinliği içinde ikinci önemli alan, mimari mirasın korunmasına ilişkin çalışmalarıdır. Zengin bir bibliyografya oluşturan kentsel koruma raporları, koruma imar planları, makaleler, konferans, seminer ve uygulamalar arasında u-luslararası düzeyde bir çalışma olan Kalenderhane kazısı ve restorasyonu ile İstanbul kent tarihi ve koruma raporu anılabilir.

Kuban'ın bugüne kadar referans olarak kullanılan klasik Osmanlı mimarisinde mekân konularını işleyen çalışmaları genelde İstanbul mimarisi üzerinde yazılmış yapıtlardır.

Akademik çalışmalarının Osmanlı mimarisi ile ilgili bölümü anıtsal cami mimarisinin mekânsal analizi üzerinde yoğunlaştığı için istanbul camileri içinde özellikle Sinan Paşa, Sokollu ve Atik Valide gibi altıgen şemalı yapılar, Sinan'ın mimarisi ile ilgili çok sayıda bilimsel Türkçe ve yabancı dillerde makale, istanbul kent tarihi ve İstanbul'un kentsel gelişmesi ve kentsel karakteri ile ilgili çok sayıda araştırma yayımlamıştır.

Kuban, Anıtlar Yüksek Kurulu üyesi o-larak özellikle SİT koruma sorunlarıyla ilgilenmiş, İstanbul Nâzını Plan Bürosu için hazırladığı ayrıntılı koruma raporu ve koruma bölgelerinin sınırlarım gösteren planlar kentin o tarihte ayakta kalan dokusu ü-zerinde uzun bir arazi araştırması ile tamamlanmıştır. Bu raporda daha sonraki yayınlarıyla da pekiştirilen, İstanbul için bir koruma metodolojisi de geliştirmiştir.

1970'li yıllarda Boğaziçi'nin özellikleri üzerinde yayın ve konferanslarla, Boğaziçi SÎT alanının önemini sürekli olarak vurgulayan Kuban, Boğaziçi Yasası'nın(->) hazırlanmasında da etkili olarak çalışmıştır. Gazete ve dergilere yazdığı çok sayıda makalesiyle istanbul'un kentsel ve kültürel sorunlarına sürekli olarak dikkat çekmiştir.

Eğitici olarak Kuban, genç mimar kuşağı üzerinde derin etkisi olan bir bilim a-damı olmuş, özellikle dekanlığı sırasında mimarlık eğitimi konusunda önemli çalışmalar yapmıştır. Mimarlık sorunlarına olduğu kadar ülke sorunlarına ilişkin çok sayıda yayının da sahibidir.

Atatürk devrimlerinin belirlediği uygarlık ortamında yetişen Kuban, rasyonalist-pozitivist bir dünya görüşünün sahibi olarak mimarlık tarihine de aynı yaklaşımı taşımış; "mimari gerçekliği anlamak için in-şai, mekânsal, strüktürel ve toplumsal sorunları" dürüstçe belirlemeyi öngören bir metodolojiyi benimsemiştir. Ama, Kuban'ın mimarlık tarihçiliğinin, Osmanlı veya Türkiye mimarlığı ile sınırlı kalmadığı, İslam sanatından modern mimarlığa açılan bir zaman/mekânsal gezi olarak gerçekleştiği ve karşılıklı etkileşime açık olduğu düşünülürse bu rasyonalizmin, düşünsel bir

katılığı olmayan, her seferinde daha çok girdi alan ve kendini yenileyen bir yaklaşım olduğu anlaşılır. Yine de Kuban, "akla duyduğu yöntemsel inançla Türk pozitivizminin en özgün temsilcilerinden biri" ve en çok da mimarlık tarihi yazınımızın düşünsel temellerini atan bir düşün ve kültür adamı olarak anılmalıdır.



Bibi. Anonim, Prof. Doğan Kuban, ist., 1994; A. Arel, "Patron Üzerine Antika Laflar: Bir Eğri Doğru Profil Taslağı", Arredamento Dekorasyon, S. 6 (1993), s. 116-117; A. Batur, "Kuban Üzerine", ae, s. 117-118; S. Özkan, "Ku-ban'lar", ae, s. 118-120; U. Tanyeli, "Bir Tarihçi için Portre Taslağı", ae, s. 120-121.

AFİFE BATUR



KUBBEALTI

Kubbealtı, Topkapı Sarayı'nm(->) Divan ya da Adalet Meydanı adıyla anılan ikinci avlusunda, sol dipte, Adalet Kasrı'nın batı yönüne bitişik olarak yer almaktadır.

Yapı, II. Mehmed (Fatih) döneminde (1451-1481) yapılmış olan divanhanenin, zamanla ihtiyaçlara cevap verememesinden dolayı yeniden inşa edilmiştir. Kare planlı, kubbeyle örtülü üç mekân yan yana sıralanmakta ve "L" şeklinde, ahşap tavanlı, geniş saçaklı bir revakla çevrilmekte, yapının özgün halinde revak bölümünün bulunmadığı, yanlızca geniş bir saçak ile çevrelendiği bilinmektedir. Geniş ahşap saçak zengin oyma ve bezemelerle süslüdür. Re-vakları oluşturan sekiz adet mukarnaslı başlıklı mermer sütunun taşıdığı sivri kemerler 18. yy'ın ikinci yarısında günümüzdeki halini almıştır. Yan yana üç birimden Adalet Kasrı'na bitişik olanı divanın toplandığı Kubbealtı, ortadaki Divan-ı Hümayun kalemi, sonuncusu ise vezirazam da-iresidir. Diğerlerine küçük bir kapıyla açılan üçüncü bölüm, içinde resmi belgelerin saklandığı ve yanlızca divan toplantıları sırasında açık olan bir arşivdi. Anahtarı, sultanın mührünü taşıyan başvezirde bulu-

nur, toplantı bitiminde onun tarafından belgelenirdi. Kubbealtı iki, Divan-ı Hümayun kalemi ise bir adet büyük sivri kemerle revaklı bölüme açılmaktadır. Söz konusu kemer açıklıkları, çeşitli onarım ve düzenlemeler sonrasında barok ve rokoko tarzında süslenmiş madeni şebekeler ve diz seviyesine kadar yükselen, aplike akantus yapraklı, kıvrımlı mermer şebekelerle kapatılmıştır. Cephe duvarları ve revak kemerleri kalem işleriyle bezelidir. Oval biçimine yakın bir sekiyle çıkılan mermer portaller volütlü sütun başlıkları taşıyan ince pilastrlarla iki yandan sınırlanmaktadır. Divan-ı Hümayun'a ait kapının i-ki yanında siyah zemin üzerine altın yaldızla yazılmış 21 satırlık iki kitabe III. Selim (hd 1789-1807) ve II. Mahmud (hd 1808-1839) dönemlerinde, 1207/1792 ve 1235/1819'da yapılan onarımları bildirmektedir. Melling'in III. Selim'e ait olan gravürlerinde Kubbealtı'nm barok-rokoko karışımı bezemesi görülebilir. Kubbealtı, 19. yy'ın sonlarında, devlet toplantıları Babıâli'de yapılmaya başlandıktan sonra önemini yitirerek ihmal edilmiş, ancak Cumhuriyet döneminde 16. yy'ın klasik süsleme zevkine uygun olarak restore e-dilmiştir.

Kubbealtı'nda haftada dört gün divan toplanır, devlet işleri görüşülürdü. Fatih dönemine kadar padişahların da katıldığı toplantı, sonraları vezirazamın başkanlığında devam etti. Toplantılar sırasında padişah Kubbealtı'na bitişik olan Adalet Kasrı'nda oturur, küçük pencereyle Kubbealtı'na açılan odasında toplantıyı izlerdi. "Kule Köşkü" adıyla da anılan yapı, Edirne Sa-rayı'ndaki divana açılan kafesli pencere geleneğini devam ettirmektedir. Yapıya haremden ve avlunun sol köşesindeki kapıdan girilmektedir. Bu pencere, gözle görülmese de sultanın devlet yönetimindeki mutlak egemenliğini ve halkı adilane yönetmekle yükümlü olan devlet ricali üze-



Dostları ilə paylaş:
1   ...   23   24   25   26   27   28   29   30   ...   140
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə