MelâMİYİZ İman islam ne demektiR


MUSA A.S. KAVMINI SAMİRİNİN SAPITMASI



Yüklə 389,31 Kb.
səhifə7/9
tarix04.11.2017
ölçüsü389,31 Kb.
#30632
1   2   3   4   5   6   7   8   9

MUSA A.S. KAVMINI SAMİRİNİN SAPITMASI

Bir gün Musa a.s. rabbından tevrat levhalarını almak için kavminden 70 kişi seçerek turu sinaya gitti. Yerinede kardeşi Harun a.s. mı vekil bıraktı. Dönüşünde kavminin samiri tarafından altatıldığını görünce, kardeşi Harunun yakasından tutarak,ey anamın oğlu bunlara neden sahip olmadın. Dedi. Kardeşinin yakasından sallayınca elindeki tevrat levhaları yere düştü. Turu sinada kavminin önünden acele ederek gittiğinde, cenabı Allah ona, ya Musa, seni acele ettiren sebeb nedir ,dediğinde, ya rabbi sana bir an evvel kavuşmaktır buyurdu. Cenabı Allahta, ben senin kavmine fitnelik verdim dedi. İşte bu söz aklına gelerek, demekki fitnelikte cenabı haktanmış diyerek,kardeşi Harunun yakasını bıraktı. Tevrat levhalarınıda, yerden toplıyarak samirinin yanına gitti. Ey samiri senin yaptığın bu iş nedir diye sordu. Oda, ben israil oğullarının görmedikleri cebrailin atının ayak izinden, bir avuç toprak alarak altından yaptığım buzağının üzerine serptim. Ve böğürttüm. Bunu bana nefsim hoş gösterdi. Dedi. Musa a.s. altından yapılmış böğüren buzağıyı ezdi ve tozunuda denize savurdu. Samiriyede haydi defol git.çünkü senin hayat boyunca benim ile temasın olmasın diyede huzurdan kovdu. Kuranı kerimin taha suresi ayet 83 den 98 e kadar anlatılan bu olay bizlere ne ibretler vermektedir. Bu ayetleri zahir ve batın olarak zevk etmek mümkündür. İsrail oğulları maddeyete çok itibar eden para ve altın görünce hemen dönüş yapan bir topluluktu. Günümüzdede, taklidi bir iman ile inanmiş kişilere,altın ve para gibi dünya ile ilgili nefsin isteklerini teklif ettiğimizde, herkez sıraya girmezmi.Musa a.s. henüz turu sinadan tevrat levhalarını kavmine getirip, tebliğ etmediği için, kavmi Musanın rabbını zanda , hayalde görünmeyen bir Rab olarak kabul etmişti. Samirinin altın ve cevherleri eriterek altından bir buzağı yapması, ve cebrailin atının ayak izlerinin tozundan bir miktar alıp, yaptığı bu buzağının üzerine serpmesi, o buzağıyı böğürtmüştür. Elbette o kavimde, gördüklerine inanmaları nedeniyle, samiriye inanmişlardır. Günümüzde de çok düzgün konuşan bazı kişiler, toplumun cehaletinden istifade ederek, onların üstünde bir ilimle onları kandırmıyorlarmı. Konuşurken öyle hiddetli ve şiddetli olarakta, akıl buzağısını böğürtüyorki, şuhut sahibi olmayanların çoğu bu olaya kanıyor. İşte batındada, Musanın kavmi, ibadet ve taatla amellerini yapan,fakat yaptığı ibadetlerin tahkiki irfaniyetine sahip olmayan bir topluluktu. İbadetlerini taklit yapıyorlardı. Samiri onların ziynet ve altınlarını eriterek buzağı yapması: nefislerinin süfli tabiat isteklerine tabi olması, ve altın gibi dünya muhabbetinin ağır basmasından ileri gelmiştir. Musa .a.s. turu sinadan döndükten sonra, kardeşi Harunun, kavmine sahip olamama sebebi ise : Musa a.s. nübüvvet sahibi olduğu için toplumun seviyesine inerek, onları irşad ve ikna etmesi mümkündür. Fakat velayet sahibi olan Harun ise, onda vahdaniyet zevki galebe gelmesi nedeniyle, onun sözlerinin şeriat eksikliğinden ona tabi olmazlar. Harunun yakasından tutarak, Musa a.s. ın ey anam oğlu diye sallaması, ruha yakın olan vahdaniyet zevkine sahip olan Harunun, nefis olan kesret tarafına yani, Musanın nübüvvet yönü hak tarafına çekmesidir. Bütün fiillerin faali Allah olduğunu idrak ettiğinde, buda hakkın bir tecellisidir diyerek, fitnede Allahtandır dedi. Musa a.s. samiriye, haydi defol git dedi. Bu kelam Musanın gazabından sadır olup, samiriyi tart etmesidir. çünkü enbiya ve evliya hakkın kemal sıfat mazharlarıdır.bunlar her kime gazab ederse, o kimse hakkın kahrından dünya ve ahirette şaki ve ebedi azabla cezalanır. Benden uzaklaş diye kovulsada, batıl davete icabet edenlerin, hak ve hakikattan uzak kalmalarından ibarettir. İşte vücut ülkemizdede emmare nefis komutanının bir çok dalavere ile süfliyet istek ve arzularını, güzel göstererek, kendi inanç doğrultusunda, bu vücudumuzun kavimleri olan sıfatlarımızı hak ve hakikat yolundan ayırmak istemektedir. Ruhta rabbından aldığı emirler doğrultusunda bütün sıfatların gayriyeti değil, ayniyeti.huzursuzluğu değil, refah ve mutluluğu istemektedir. Bizlere, cenabı Allah, samiri gibi altadıcı ve süflü isteklerden kurtulup, Musa ve harun gibi hak ve hakikat yolunda tahkika ermemizi istiyor. İlmel yakin olan ibadet ve taatlarımızı, aynel ve hakkal yakin olarak yapmamızı öneriyor. Her düzgün konuşan kişilerin, her konuşmasını kuran terazisiyle ile tartmamızı istiyor. Cebrail gibi, mürşidi kamillerin sözlerinden bir miktar alıp, kendi malı gibi satanlara kanmamamızı istiyor. Cenabı hak bütün kardeşlerimizi böyle samirilerden muhafaza etsin amin.

ASHABI KEHF KISSASI

Kuranı kerimin kehf suresinin 9. Ayetinden itibaren anlatılan, ashabı kehf, zahir olarak mersin ilinin tarsus kazasında dağlık bir mağrada zuhur etmiştir. Hak ve hakikata inanan 7 kişi, o zamanın patışahı olan takyonustan şiddetli işkence görmüşler. Ve bunun üzerine, 7 kişi anlaşarak firar ederek, tarsustaki bu mağrayı kendilerine mesken tuttular. Mağrada üç yüz yıl uyudular. Kendilerine gelip uyandıklarında,karınları açıkmıştı. Aralarından bir kişiyi,ekmek almak için şehre gönderdiler. Giden kişi ekmeği alıp, eski takyonustan kalma parayı verince yakayı ele verdi. Bu paranın geçmediğini, takyonus olan o zalim hükümdarın öldüğünü, yerine salih bir hükümdar geldiğini, onun parasınında altından olduğunu söyledi. Fırıncı ona korkma dedi. O kişide her şeyi açık açık anlattı. Hep beraber mağraya gittiklerinde, mağraya girince , bir daha mağradan dönmediler. Sır oldular. İşte zahir olarak anlatılan kurandaki bu kıssa bizlere, bu vücut mağrasındaki, nefsi emmare olan nefis hükümdarından, şiddetli azap görüp kaçan, 7 sıfatımızın hak ve hakikat şuhudu istemesinden ibarettir. Bir salikte, mürşidi kamilden , kendi vücut mağrasındaki, efal yüzünü, sıfat yüzünü, ve zat yüzünü tahsil ederse, üç yüz yıl mağrada uyudular demektir. Hakkın varlığı ile uyanan sıfatlar, veya kişiler, elbette açıkacaktır. Kalp sahibi olan mürşidi kamilden, manevi taamlar için rızık isteyecektir. Fakat ikilikteki nisbiyet parası, beka aleminde geçmeyeceğinden, hemen kendini gösterecektir. Çünkü bekanın hükümdarı, insanı kamildir. Parasıda bakır değil, altındır. Beka alemine geçen kişiler, artık fenaya dönmiyecekleri içinde, mağrada sır olmuşlardır. Bir salikin fena mertebelerinde, üç yüzü ile uyuyan kişi, bekaya intikal edince, cenabı hakkın bakiliği ile beka bulacağından, kurtuluşa ermiş olacaktır. Allah cümlemize bu zevkleri nasip etsin. Amin.



               NUH VE NUHUN GEMİSİ

Nuh a.s., idris a.s. dan sonra ilk Resulluk verilen bir peygamberdir. Ona necipullah ;Allahın temiz, güzel, ve ahlaklı kulu,kendine tabi olanları kurtuluşa erdiren, selamete kavuşturan anlamlarına gelen bir isim verilmiştir. Kuranı kerim hud suresi: 25-48 ayetleri arasında anlatılan bu kıssa ; Nuh a.s. kavmini hak ve hakikata davet etmiş. Fakat kavmi onu inkar etmiş. Ve sözlerini duymamak içinde parmaklarıyla kulaklarını tıkamışlar. Ve dinlememişlerdir. Cenabı Allah, Nuh a.s. a bir gemi yapmasını vahi etmiştır. Sanatı dülgerlik yani marangozluk olduğu için gemiyi yapmiştır. Kavmi ise Nuh a.s. a kötülük yapmak için, gemiyi pislemişlerdir. Cenabı Allahta o kavme, salgın bir hastalık zuhur ettirerek, gemiye, pisledikleri pisliklerden, her kim hastalık yerine sürerse, o kişiler tedavi oluyorlardı. Gemiyi tamamen temizleyip onlarında yaraları iyi oldu.




Böylece kendi kötülüklerini, cenabı hak onlara temizletmiş oldu. Nuh a.s.a gemiye canlılardan dişi ve erkek olarak birer çift alması vahi edildi. Ayrıca inananlardanda aldı. Çünkü Nuh tufanı ile, inanmayan ve Nuh a.s. a tabi olmayanları cenabı Allah helak edeceğini bildirdi. Nuhun oğlu, kenanda gemiye binmedi. Babası Nuh a.s. a ben yüzme bilirim . hem benim dağciliğimda var diyerek, helak olmıyacağını söylüyordu. Hatta Nuh a.s. cenabı Allah a münacatla, oğlunun kendisine tabi olmadığını bildirdiğinde, cenabı hak ona, o senin oğlun değildir. Senin sülbünden gelen senin oğlun değil, senin yolundan gelen senin oğlundur dedi. Ve günü gelince, nuh tufanı başladı. Gemiye binenler, tufandan kurtuldular. Gemiye binmeyenler tufanda helak oldular. Nuhun gemiside tufan sonunda cudi dağına oturarak gemidekilerin hepsi kurtulmuş oldular.işte zahir olarak kuranın bizlere anlatmış olduğu, bu kıssadan bizler neler anlamalıyız. Ve yaşamımıza bunu nasıl uygulamalıyız. Günümüzde, Nuh a.s. ilmiyle amil, güzel ahlak ve edep sahibi, mütevazi mürşidi kamillerdir. Onlar peygamber varisi oldukları için, hak ve hakikati tebliğle görevlidirler. Nuhun yaptığı gemi ise, tevhid gemisi olup, ona binenler kurtuluşa ermiştir. Binmeyenler ise, cehalet tufanında , gayriyet ve şirk tufanında, hala helak olup durmaktadırlar. Gemi Recep ayında tamamlanmiş, ve zilhacca ayında cudi dağına oturmuştur. bir salikte, mürşidi kamilin tevhid gemisine, efal ayı olan Recep ayında gemiye binerek, fiillerin şirkinden kurtulmağa başlar.gemiye binmeleriyle, 7 gün geceli gündüzlü devamlı rahmet yağdı. Her tarafı sular istila etti. İşte, 7 sıfatı subudiyemizle şuhut kapılarının açılması,ve gök diye vasıflandırdığımız , beka tecellilerinin rahimiyet rahmetinin yağmasına mazhar olduk demektir. Bu gemi mürşidi kamil kaptanlığında, Recep ayı fiiller rahmetinin tecellileri, şaban ayı sıfatlar rahmetinin tecellileri, Ramazan ayı, zat rahmetinin tecellileri, Şevvel ayı, tenzih rahmetinin tecellileri, Zilkade ayı, teşbih rahmetinin tecellileri, Zilhacca ayı, tevhid rahmetinin tecellileriyle tevhid deryasında yol aldı. Zilhacca ayından sonra, gemi cudi dağı olan ahadiyet mertebesinde oturdu. Gemiye sekzen erkek ve kadın binmişti. Çünkü sekiz sıfatımızın zahir ve batın olan duygumuzla, bu tufandan kurtulmanın tahakkuk edeceği muhakkaktır. Gemi cudi dağında boşaldığında, aşure günü idi. Malumunuz aşurede, muharrem ayının onunda, 7 sıfatımızdan hak ve hakikatın lezzetini zevk etmek olduğu için, Muharrem ayına ahadiyet ayı denmiştir. Nuh a.s. nübüvveti ile, kavmini hak ve hakikata davet etmiş, fakat akıl seviyesindeki aklı maaş sahipleri, onun nübüvvet makamının sırlarını bilemedikleri için, biz seni bizim gibi beşer görüyoruz. Diyerek inkar etmişlerdir. Çünkü aklı maaş sahipleri, dünyadaki zahir olan bazı nefisle ilgili şeyleri bilirler. Ahiretle ilgili bazı sırlardan gafildirler. Onun için günümüzde bile, şekilden öteyi göremiyen çok kimseler mevcuttur. Kısır akıllarıyle, her şeyi biliyoruz zannederler. Onun için Nuhun kavmi, seni yalancilardan zannediyoruz dedikleri gibi, bu görevli kamillerede, yalancılık isnat ederler. Resulullah efendimiz, ehlibeytim nuhun gemisi gibidir. Her kim o gemiye binerse kurtulur. Her kim muhalefet ederse, gark olur buyurmuşlardır. Şu dünya su ile dolu bir denizdir. Eğer bedenin harap olduğu zaman, binecek bir gemi yaptın ise, o sudan kendi alemine necat bulursun. Yapmadınsa, o suda gark olup helak olursun . gemiye mahlukattan dişi ve erkek olarak iki tane alınması ise :ilim ve amelle menzile varılır. Cenabı hakkın her tecellisinde, tenzih ve teşbihi, vücut gemimizde zevk edersek, tevhid etmiş oluruz. Onun için ilimsiz amel taklittir. Amelsiz ilimde, kişiye fayda sağlamaz. Hakikat ve şeriat deryasında, bu geminin yol alması için her ikisininde, tam ve eksiksiz olması gereklidir. hud suresi ayet 42 : Nuh a.s. aklı maaştan ibaret bulunan vehimine malup, babasının din ve tevhidinden mahcup oğlunu çağırdı. Ey oğlum dinimize tabi ol Dedi. Haktan mahcup, nefis arzusu dalgalarıyla helak olan denizde boğulanlardan olma dedi. Oğlu ise, babasının davetinin esrarına mahcup olduğu için, reddetti, ve helak olanlardan oldu. Ayrıca hud suresi ayet: 45 de ey Nuh o senin oğlun değildir. Senin oğlun, senin sülbünden gelen değil, senin yolundan gelendir Buyuruluyor. Şu halde, evlatlarımızın hak ve hakikat yolunda gitmeyişleri, bizim evladımız olduğunu bedenen gösterse bile, Allahın indinde, siyreten evladımız olmadığını cenabı hak söyliyor.hz. Ali k. Veche. Buyuruyorlarki : ağah olunuzki, her ne kadar eti yani karabeti Muhammede uzak olsa dahi, Muhammedin dostu Allaha itaat edendir. Ve bilinizki, karabeti Muhammede yakın olsa dahi, Muhammedin düşmanı, ve Allaha asi olandır buyurmuşlardır. Nuh a.s. kavminin kendisine tabi olmadıklarından mütevellit, ya rabbi yer yüzünde hiç bir kafir bırakma diye beddua etti. İşte tenzih mertebesindeki kişiler, kendilerini doğru yolda olduğunu kabul ederler. Teşbih mertebesindeki kişilerde, kendilerini doğru yolda olduğunu sanırlar. Onun için Nuh a.s. geceyi yani vahdeti vahdete davet, gündüzü yani kesrettekileri kesrete davet kişilerin reddine vesile olur. Bu deniz içindeki balıklara, denize gelin demeğe benzer.halbuki tevhidde, vahdettekileri kesrete davet, kesrettekileride vahdete davet gereklidir. Muhiddini arabi hz. leri, Nuh a.s. bahsinde; hz. Muhammed ümmetini davette, hem tenzih, hem teşbih etti. Hz. Nuh ise, akıl ve ruhaniyeleri yönünden, kavmini gece davet etti. Çünkü bunlar, gizli ve mahiyetleri karanlıktır. Sonra kavmini, zahir suretleri ve maddi benlikleri yönünden gündüzleride çağırdı. ve her iki daveti birleştirmediği için bu ayırma yüzünden batıncılar nefret etti. Onların dolayısıyla kaçmalarına vesile oldu. Onun için hz. Muhammed a.s. geceyi gündüze, gündüzüde geceye davet etmiştir buyurdular. İşte cenabı Allahın emriyle, Recep ayından itibaren vuslat yolculuğuna çıkan salıkte, üçü fena, üçü de tecelliler yönüyle beka mertebelerinde, vuslat sonunda hafi şirklerdende kurtularak, cudi dağı olan ahadiyete gemisini oturtur. Daima tatlı ve en az 7 cinsten olan aşurayı yemeğe hak kazanır. Bu alemde kalbi ile tenzih, hissiyle teşbih yapma zevkine sahip olanlar, seyyidlerden, yani insanların efendisi olma hasletine sahip oldukları için toplum içinde itilaftan kurtulmuşlardır. Yoksa kahrı lutfu bilmeyenler, hiç bir dem rahat olamazlar. Cenabi Allah, Nuh gibi bir insanı kamilden tevhid gemisine binerek, bizleri tufandan kurtulanlardan eylesin. Tenzih ve teşbihte kalmadan, tevhid zevki ile zevkidar olup, bütün sıfat ve azalarımızla onun tecellilerinin zevkine erdirsin. Amin.

                         2. BÖLÜM SONU

 

İNSANLARIN EBEDİ DİRİLİŞE DAVETİ

Cenabı Allah kuranı kerimin enfal suresi ayet 24. de Ey iman edenler, Allah ve Resulu sizleri diriliğe davet ettiğinde, icabet ediniz. Bilinizki Allah kişi ile kalbi arasına girer. Bilinizki sonunda ona döneceksiniz buyurulmaktadır. Bu ayeti kerimede, Allah ve Resulu, sizleri davet ettiğinde, denmektedir. Allah gayıptan ayrı bir davet, Resulullah ayrı bir davet yapmış değildir. Allah, Resulullah dilinden iman edenleri, haylığa yani diriliğe davet etmektedir. Peki bu iman edenler ölümüdürki, diriliğe davet edilsin. İman edenleri imana davet şu demektir. Taklidi bir imandan,tahkiki bir imana burada davet vardır.bütün bu iman edenler, oruç tutarlar, namaz kılarlar, hacca giderler, zekat verirler, ama bunların siyreti nedir bilmezler. Kuran okumak ve her türlü ibadet ve taatlarını yaptıkları halde, ne okudukları kuranın kendilerine hitap ettiğini bilirler, nede ibadetlerin kendilerine sağladığı faydaları bilirler. İşte bunlar, taklidi iman sahibidirler. Bu durumdaki olan kişileri, taklitten tahkike davet gereklidir. Peygamberimiz ve mürşidi kamiller mazharından, cenabı Allah bu daveti yapıp durmaktadır.yunus suresi ayet 25: Allah sizleri selamet evine çağırır. Ve dilediği kimseyi, doğru yola iletir buyurulmuştur. İşte bu ayeti kerimede de açıkca görüldüğü gibi, günümüzde mürşidi kamillerden iman edenleri, evvela fiiller evine, sonra sıfatlar evine, sonrada zat tevhid evine davet etmektedir. Bu davete icabet edenler, cenabı hakkın şeriatı ahkamiyesindeki, emir ve yasaklarını, fiillerin tevhidinde uygulayacak, edep ve ahlak güzelliğini sıfatların tevhidinde, ilim yolu olan tarikatta uygulayacak, hakikat sırlarınıda zatın tevhidinde zevk ederek, ebedi Allahın diriliği ile dirilmiş olacaktır. Tevhid tahsilinde, bu vücut şirkinden kurtulmadan, bir kişinin hakkın varlığı ile dirilmesine imkan yoktur. Çünkü bir hadiste: varlığın öyle bir günahtırki onunla hiç bir günah mukayese edilemez buyurulmuştur. Onun için Allah kullarını bu nisbiyetlerden kurtularak, ebedi saadet ve diriliğe, davet etmekle, kullarının mutluluğunu ve, ne kadar onları sevdiğini göstermektedir. Cenabı Allah, bütün kardeşlerimizi bu davete icabet edenlerden eylesin.




MELAMİLER NAMAZ KILMAZMI


Melamiler, mürşidi kamile gelmezden evvel, taklit şeriat gereği, Allahın emir ve yasaklarını uygulamak için gayret gösterip,taklidi olarak yaptıkları ibadetlerin mana ve sırlarını bilmeden, oruçda tutarlar, namazda kılarlardı.mürşide geldikten sonra orucun ve namazın sırlarını sohbetlerde öğrenince onlara sohbet ve sırların irfaniyeti daha cazip gelip, zevk aldıkları için irfaniyete önem verip, şekildeki vakitlerle ilgili namaza itibar etmemek durumuna düşerler. Çünkü oruç ikilikten birliğe yükselmektir. Yoksa sabahtan akşama kadar, aç kalmak değilmiş derler. namaz mümimin miracıdır. Miraç ise, hakla konuşmak, ve hakla beraber olmakmiş diyerek bedenin yaptığı ibadet hareketlerinin ayrı, irfaniyeti ayri olarak müteala ederek henüz melami olamıyan, kelami olarak vasıflandıracağımız bu kişilerde, namaz fiili görülmemektedir. Halbuki, siyretin suretsiz zuhura gelmesi ve yaşanması mümkün değildir. Melamiler kelamilikten ve yalnız sohbet eden zümreden ibaret değildir. Melami, kendi varlığını hakkın varlığında yok edip, Resulullah efendimizin güzel ahlakı ile ahlaklanmaktır buyurulmuştur. Bu irfaniyet ve kemalata sahip olup, hem kendi mazharından cenabı hakkı bütün yönleriyle açığa çıkarmayı, hemde afakta bütün tecellileriyle onu seyretme imkanına kavuşmak lazımdır. Ruhun cesetsiz icraatını gösteremediği gibi, cesedinde, ruhsuz ayakta durması mümkün değildir. Onun için mana ve sırrına vakıf olmadan, kılınan namaz,taklitten öteye geçemediği gibi, bedensiz fiile dökülmeyen, namazında hükmü yoktur. Çünkü cenabı Allah fiilleriyle açığa çıkmiş, ve ayetlerini göstermiştir. Kendilerini en üstün bir ayet olarak ifade edenler, fiilleriyle, ister emir fiilleri olsun, isterse ahlak fiilleri olsun, açığa çıkaramadığı için zındıklıktan kurtulamamişlardır. tevhid yalnız İlim ve irfaniyet değildir. Bir yaşam biçimidir. İşte melamiler, kendi varlığını hakkın varlığında yok ettikleri için, ne sevap nede günah işleyebilirler. Çünkü varlıkları yoktur. Varlığı yok olanlarda, cenabı Allah bütün kemalatı ile, tecelli ederek zuhura gelir. İşte artık onların kendileri oruç tutmazlar. Namaz kılmazlar. Fakat, cenabı hak onların mazharından kemalatı ile namaz kılar. Her türlü tecellisini kemalatıyla açığa çıkarır. Zaten cenabı hakta, bilinmekliğini istemiş. Ve onun için bu halkı halk etmiştir. O mazharlar aynalarında, kendisini seyretmek istemektedir. O mazharlarda eksiklik görülürse, haşa Allah eksikmidir. Diyelim. Hayır o eksiklik kulundur. Çünkü su girdiği kabın renginde görünür. Suda eksiklik yani renk olmaz. Renk kaplardadır. onun için, irfaniyete sahip olan kardeşlerim, cenabı Allahın, zatından sıfatlarına tenezzül ettiği gibi,onlarda mürşidi kamillerinde elde ettikleri irfaniyet ve kemalatı, namaz fiillerinde açığa çıkararak, günde beş vakit namazlarında da bizzat şuhut ederler. Cenabı hakkın bazı tecellilerini irfaniyetle kabul edip, ibadet emirlerindeki fiillerle açığa çıkmasını inkar etmezler. Mülkünde ondan başka fail yoktur. Bizden böyle tecelli ediyor diyorlarsa oda doğrudur. O zaman, kendi mazharlarında kuranı kerim emirlerine göre her türlü ibadet, ve yaşam fiillerine baksın. Hayvani fiiller zuhur ediyorsa o kişinin yeri ve hali odur. Sakın insanlıktan bahsetmesin. İnsanlık fiilleri zuhur ediyorsa onda Resulullah efendimizin güzel ahlakı görülüyor demektirki, her türlü ibadet ve islami yaşam mevcuttur. İşte o melamidir. Mübarek olsun. Şu halde, ismi melami, olupta namaz ve ibadet fiilleri görünmeyenler, melami değil, kelamidir. İslamiyette müşriklerden hiç bir farkı yoktur. Cenabı Allah, bütün melamiyim diyen kardeşlerime,evvela fenafillah olup, kendi varlıklarını hakkın varlığında yok etmek nasip etsin. Sonrada,adem ve alem mazharlarından her an, ayrı, ayrı tecellilerini zahir ve batın olarak müşahede etmek nasip etsin. Amin.

                                  KAZA VE KADER


Cenabı hakkın ilmi zatiyesindeki,malumata kaza denir .oda ilmi ezeliyetteki kulun istidadıdır .Bunların zuhuratının gün ve saati gelince,meşiyeti ilahiye tecellileriyle fiillerinden açığa çıkmasınada kader denilir.Bir kişinin istidadındaki o hal,fiile tecelli edince, onun takdiriiymiş diyoruz.



Kaza iki türlüdür

1 - Kazayı mübrem 

Değiştirilemeyen, mutlaka zuhur edecek



2 - Kazayı muallak

Değiştirilebilecek, henüz karar verilmemiş biz buna hakikatta, kazanın değişmediğini, şeriatta ise, terbiye ve yönlendirileceğini söyleriz. Bir misal vermek gerekirse; bir badem çekirdeğini topraga dikelim. Buna hiç bir müdahale etmeden, meyva vermesini sağlarsak, o badem çekirdeği, badem ağacı ve meyvasını verecektir. Hiç bir değişiklik olmaz. Fakat atılan tohum, toprak yüzüne çıktıktan sonra, biraz büyüyüp aşı demine gelince,o fidana şeftali, kayısı gibi bir meyva aşısı ile aşılarsak, toprağa badem olarak ektiğimiz o tohum, aşı sonunda badem meyvası değil, aşılanan şeftali veya kayısı verecektir. İşte hakikatta, çekirdek olarak kazanın değişmediği, şeriatta yani ağaç haline. gelince, aşılanmakla değiştirilebileceği anlaşılmış olur.bizlerde, ilmi ezeliyetteki kazamızın ne olduğunu bilmiyoruz. Bir mürşidi kamilden, Muhammed aşısı ile aşılandığımızda, kekiremsi olan ahlat meyvalarımızın , Muhammed meyvası olan armut haline dönüştüğünü görüyoruz. Onun için Allah ilim sahibidir. İlmiyle her şeyi bilir. İradesi ile murat eder. Ve tekvinatı ilede halk ederek fiilleriylede açığa çıkar. Yalnız cenabı hakkın, ilim, irade, tekvin sahibi olması yeterli değildir. Cenabı Allah bir şeye ol deyebilmesi için, tecelli edeceği mazharda, tecelliye uygunluk aramaktadır. Onun için Allah alimdir. Bizler ise malumuz. Bizlerdeki cenabı hakkın malumiyeti, zaman,mekan, ve ihvan üçleme sırrı ile mümkün olur. Yoksa bu üçleme sırrına, musait olmayanlarda, kün (ol) emrini cenabı hak vermez. Şu halde kişilerin ilmi ezeliyette, istidatları ne ise,cenabı Allah herkezin istidadını görüyor. Ve istidadı neyi iktiza ediyorsa, onu iradesine veriyor. İradeside kudretine veriyor. Oda kişilerin istidatlarını meydana getirmek suretiyle , fiilleriyle kendisini göstermiş oluyor. Şu halde kaza önce geliyor. Kaza cenabı hakkın zatı ilmindeki malumatı idi.herkezin istidadını bildiği için,ona göre tecelli etmektedir. bu tecellisi olan fiil görüntüsünede kader denmiş oluyor. Çok insanlar istidatlarını bilmedikleri için, bu tecelli eden olaylara gamlanıp kederlenmektedirler. Ne zaman tevhid ilmini tahsil ederek, kişler istidatlarını bilir. Ve fiillerinde onu görürlerse, bu olayın istidatlarından geldiğini anlayacak, ve hiç bir zamanda kederlenmiyeceklerdir. Her kimki, gamlanıp kederleniyorsa, henüz daha istidatlarından geldiğini, laikiyle bilmiyor ve görmiyor dur. Cenabı Allah değişmeyen mübrem kazayı günü ve saatı gelince, mutlaka tecelli ettirir. Bu neye benzer. Bir silahın namlusundan çıkan mermi gibidir. Mermi silahın namlusunu terk ettiyse, onun hedefe isabet etmemesi düşünülemez. Veya, bir dut ağacının ceviz ağacına aşılanması,mümkün olmadığı gibidir. Fakat mermi, silahın içinde henüz tetik çekilmemişse, işte cenabı hak onun bütün yetkilerini, evliya ve mürşidi kamillerden kullanır. O tecelliyi hiç bir zaman zuhur ettirmez.

 

Bu evliyalarda iki sınıftır.

 

1 - Bilir ve görür : Tecelliye mani olamaz.



2 - Bilir ve görür : Fakat tecelliyi değiştirebilir.

 

Bir salikin, istidadında her ne kadar kötü tecelliler mevcut olsada, insanı kamile gelince cenabı hakka verdiği sözde sadakatlık gösterdiği mütdetce, bir silahın emniyete alındığı gibi, emniyete alınmasıyla zikir ve fikirlerinde, daimi oluşu onun silahını patlatmıyacaktır. İkinci veliler ise; silahın tetiği çekilmişte olsa, mermi namluyu henüz terk etmediği için, namlunun ucunu başka tarafa çevirterek o tecelliyi başka yönde zuhur ettire bilir. Buda bazı kötülüklerin rüyaya tebdil edilmesi gibidir. Görüldüğü gibi kişilerin istidatları, ne ise mutlaka tecellisini gösteriyor. Fakat, bu gerektiğinde insanı kamiller mazharından değiştirilebiliyor. Cenabı hak bütün kardeşlerime kaza ve kaderin idrakını ve yaşamını ihsan etsin. Amin.



                                          HİCRET

Peygamber efendimizin, mekkeyi mükerremeden,  medineyi münevvereye gitmesine hicret denilmektedir. Mekke müşriklerinin peygamberimizi ve dolayısıylede, inananları rahatsız etmeleri nedeniyle, evvela peygamberimiz ve Ebubekir hz. leri Medineye hicret etmişler, buna takibende, Allah ve Resuluna inananlar Medineye göç etmişlerdir. Bu göç edenlere macir, bu göç eden macirlere ev ve gönüllerini açan Medine ahilisinede ensar denilmektedir. Mekkede iken islamiyet, laikiyle yayılmazken, Medineye hicret edilince, islamiyet çığ gibi yayılmağa başlamiştır. İşte zahir olarak bu hicretteki haller,islamiyete çok şeyler kazandırmıştır. Bizlerde nefis aleminden ruh alemine hicret yaptığımızda bizlerde çok şeyler kazanmış olacağız. Nefis alemindeki kişiler, dünya meşkaleleri,steresler ve her türlü alamadım veremedim gibi bir çok müşküller bizleri rahatsız etmekte,yaşamımızda huzur ve mutluluk elde etmemiz mümkün olmamaktadır.

Peygamberimizin hicret edipte,Medinede huzur ve mutluluğa erdiği gibi,bizlerde peygamber varisi bir mürşidi kamil vasıtası ile ruh alemine hicret ettiğimizde,bütün ikilikteki huzur ve mutsuzluğumuzun sona erdiğini göreceğiz. Kuranı kerim bile, Mekke ayetleri ve Medine ayetleri olarak iki yerde nazil olmuştur. Mekke ayetleri; itikat, amel ve nefisle mücadele metotlarını bizlere öğretmektedir. Her türlü ikilikdeki Allahın bütün tecellilerini öğrenmemizi, ve cihat etmemizi emretmektedir. Medine ayetlerine baktığımız zamanda, Allahın vahdaniyet deryasında yaşam biçiminin uygulanması ve her varlıktaki cenabı hakkın fark dediğimiz şeriat gözlüğü ile şuhut ederek, mutluluk ve saadet içinde daimliği göstermektedir.

Şu halde cenabı hak bizlere, Mekke ahalisi olan nefis diyarından, Medine olan ruh diyarına hicret etmemizi istiyor. Buda Ebubekirin, Resulullaha tabi olarak Medineye hicret ettiği gibi,onun varisleri vastasıyla mümkün olacaktır. buda elbette bir meratiple mümkündür. Kul ayrı, Allah ayrı iken,sefere çıkan bir salik,üç günlük efal,sıfat ve zat yolculuğunu yaparak hicret eder. Bu hicret kendinden kendine bir seferdir. Madem Allah kuluna şah damarından daha yakındır.o halde ne için hicret yapılmaktadır. İşte Yunus emremin şeriat tarikat yoldur varana,hakikat marifet ondan içeri buyurdukları gibi, bu yol ilim ve irfaniyet yoludur. Hak ve hakikata hicret etmeyenlerin, ibadet ve taatlarında taklitten öteye geçemedikleri için, huzur ve mutluluğa kavuşamamaktadırlar. Onun için bu 4 ilmin zahir ve batınını tahsil edip, yaşamakla mümkün olacaktır. İşte o zaman hicret edilmiş olacağından Resulullah efendimizin Medineye hicretinden sonra islamiyetin şiddetle yayıldığı gibi, bizlerinde gönül alemimizde çok büyük tebdilatlarla mutluluk ve saadet içinde zevklere sahip olacağız.


Harabi hz.leri bir ilahisinde;



Yüklə 389,31 Kb.

Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6   7   8   9




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin