Misbah’ul Hidaye



Yüklə 0,93 Mb.
səhifə29/36
tarix29.10.2017
ölçüsü0,93 Mb.
#19556
1   ...   25   26   27   28   29   30   31   32   ...   36

Matlâ


Bil ki –Allah seni bizi Allah Resulü’nün ümmetinden ve iyilik sahibi Şiilerin yolunu takib edenlerden kılsın- Allah Resulü (s.a.a) bu hadisinde şöyle buyuruyor: “Allah-u Teala benden daha üstün hiçbir yaratığı yaratmadı.” Bu ifade, Allah Resulü’nün yaratılış taayyünü makamında herkesten daha üstün olduğuna işaret etmektedir. Zira o, yaratılış neşetinde ilk taayyündür, ism-i a’zam’a ve isim ve sıfatların imamlarına en yakın taayyündür. Yoksa Allah Resulü en büyük külli velayet, berzahiyet-i kübra ve “dena fetedella” makamı ve itlakî, inbisatî vücud diye de ifade edilen ilk heyula makamına sahiptir. Daim ve baki bir zattır ki bütün varlıklar ve taayyünler onda yok olmuştur. Bütün resim ve nişaneler onda izmihlale uğramıştır. Onunla başka bir şey arasında herhangi bir nisbet bulunmamaktadır. Zira o var olan nur ve gölgeden her şey üzerinde kayyumi bir ihataya sahiptir.

Böylesine bir makamda en yüce ve en üstün olmak diye bir düzenleme yapılamaz. Evvel ve ahir diye bir şey düşünülemez. Aksine O evvel olduğu halde ahir ve ahir olduğu halde evveldir. Batın olduğu cihetiyle zahir, zahir olduğu cihetiyle de batındır. Nitekim “ilk öncekiler bizleriz”1 diye buyurmuştur. Hz. Ali’nin, “Sen mi büyüksün Cebrail mi?” Sorusuna gelince. Hz. Ali’nin (a.s) bu ve benzeri soruları hakikat başkaları için belli olsun diye sorulmuştur. Yoksa Hz. Ali (a.s) bulunduğu akli ve gaybî makamda, ilimlerinin hakikatini ve gizli sırları, misal ve hayal âlemine ayak basmadan önce Allah Resulü’nden öğrenmiştir. Yoksa Hz. Ali’nin bu hakikatleri bilmesi, lafız ve kelam heyetine inmesine bağlı değildir. Zira külli velayet hasebiyle, iki büyük insanın nurları birdir. Hz. Ali’nin (as), Allah Resulü’ne nisbeti, natıka nefse oranla aklî latife mesabesindedir. Hatta natıka nefse oranla sırrî ruh mesabesindedir. Diğerleri ise o hazrete oranla, nefse oranla, nefsin diğer batınî ve zahirî kuvveleri mesabesindedir. Zira Allah Resulü’nün gaybî hakikatlerin ahadiyet-i cem makamı vardır. O, cüzî ve külli mertebelerin aslı konumundadır. Peygamber’in diğer insanlara nisbeti, ism-i a’zam’ın cem makamında diğer isim ve sıfatlara nisbeti gibidir. Hatta Resul-i Ekrem halkî ve emrî âlemde diğer ilahi isimleri ihata eden ism-i a’zamdır. Geçen mişkatta söyleyip önceki misbahlarda delillerini de beyan ettiğimiz gibi cem makamından salt tafsil ve cüziyat olan varlıklara ortadaki merhalelerden geçmedikçe ulaşmadığı ve aşağıdaki varlıklar da feyizlere aracılık eden üstteki varlıklardan geçmedikçe feyizlerden istifade edemediği gibi Ahmedî sır göklerinden nazil olan ilmi feyizler ve hakiki marifetler de, Alevi âma makamından geçmedikçe halkî zemine ulaşamaz. İşte bu ve benzeri cihetlerden dolayı Allah Resulü (s.a.a), “Ben ilim şehriyim, Ali de kapısıdır”1 buyurmuştur.

Bizim bu sözlerimizin delili ve kanıtı ise “Ali (a.s) Cebrail’in sesini duyuyordu” diye buyuran hadistir. Nitekim Kafi’de “Uhud” babında Hz. Ali (a.s) uzun bir hadiste şöyle buyurmuştur:

“Taneyi yaran ve insanı yaratan Allah’a andolsun ki Cebrail’in Peygamber’e şöyle buyurduğunu işittim: “Ey Muhammed! Ali’ye deki: Onun saygınlığına ve hürmetine riayet etmeyeceklerdir.”2

Allah Resulü’ne sorulan kendisinin mi yoksa Cebrail’in mi daha büyük olduğu soru, sadece Cebrail hakkında geçerli değildir. Aksine sorunun muhatabı bütün ceberut âlemi sakinleridir. Bu hususta özellikle Cebrail’in sorulması ya onun diğer melekler arasındaki büyük makamı veya bu gibi hususlarda akla ilk gelenin Cebrail olması hasebiyledir. Velhasıl soru sadece Cebrail’e özgü değildir. Bu yüzden Allah Resulü, bütün meleklerden üstün olduğunu beyan etmiştir.

Bilmek gerekir ki bu üstünlük, sultanın halktan üstünlüğü gibi teşrifatî ve itibarî bir üstünlük değildir. Aksine hakiki, vücudî ve kemalî bir üstünlüktür. Bunun menşei ise Allah Resulü’nün diğerleri üzerindeki tam bir ihatası ve kayyumi sultasıdır. Bu ihata ve saltanat, ihata edici en büyük “Allah” isminin diğer isimler üzerindeki ihatasının bir gölgesidir. Diğer isimler ve sıfatlar onun nurları ve mazharları konumundadır. En büyük “Allah” isminin diğer isimler üzerindeki şerafeti; teşrifî ve itibarî bir şerafet olmadığı ve hakeza diğer isimlerden bazısının diğer bazısı üzerindeki şerafeti teşrifî ve itibarî bir şerafet sayılmadığı gibi, ihata edici isimlerin terbiye ettiklerinde (merbub) de durum aynıdır. İsimlerin merbubu, yani vaktin peygamberi, özellikle de bizim Peygamberimiz (s.a.a) isim ve sıfatların imamlarının imamının merbubudur. O halde geçmiş ve gelecek ümmetler üzerinde tam bir riyaset ve hakimiyet hakkına sahiptir. Bütün nübüvvetler, onun nübüvvetinin dallarıdır. Onun nübüvveti diğer bütün külli ve cüzî, büyük ve küçük dairelerin tümünü ihata eden büyük bir dairedir.

“Bu yücelik benden sonra sana ve senden sonraki imamlara özgüdür.” Sözü de bizim ifade ettiğimiz hakikate işaret etmektedir. O da şudur ki Hz. Ali’nin ve diğer imamların, peygambere oranla vücudî mertebesi, nefs-i natıkaya oranla ruhun mertebesi gibidir. Diğer peygamberlerin Allah Resulü’ne oranla makamı, nefse oranla nefsin diğer düşük kuvveleri mesabesindedir. Diğer insanların mertebesi ise nefsin batini ve zahiri kuvvelerine oranla nefsin düşük cüzi kuvveleri mertebesindedir. Her biri sahip oldukları mertebeler ve dereceler hasebiyledir. İnsani vücud memleketinde tüm fazilet, kemal ve şerafet ruh mertebesine aittir. İnsan vücudunun diğer kuvve ve mertebelerine feyizler onun vesilesiyle ulaşmaktadır. Tüm zahir ve batın kuvveleri ruh hakikatinin zuhurudur. Bu yüzden nakledildiği üzere Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Ben gizlide (sırda) diğer peygamberler ile ve zahirde ise Allah Resulü ile birlikteydim.” 1

Bu birliktelik, diğer peygamberlere oranla kayyumi bir birlikteliktir. Allah Resulü’ne oranla bu birliktelik takavvümi bir birlikteliktir. “Melekler bizim ve dostlarımızın hizmetçileridir. Sözü ise bizim söylediklerimize işaret etmektedir. O da şudur ki âlem bütün ecza ve cüzleriyle, ilmi ve ameli kuvvetleriyle kamil velinin tasarrufu altındadır. Cebrail ve aynı tabakadan olan bazı melekler ilmî güçlerdendir. Azrail ve aynı derecede olan bazı melekler, işleri idare eden semavi ve arzî melekler ve meleklerin onların dostlarına hizmeti de onların tasarrufuyla gerçekleşmektedir. Bu tasarruf insanın bazı organlarının diğer bazı organlarına hizmeti gibidir. Ki bu hizmet de nefsin tasarrufuyla gerçekleşmektedir. “Arşı yüklenenler” ifadesindeki arş kelimesinin çeşitli anlamları vardır. Buradaki anlamı bütün yaratıklardır. Veya maksat ihata edici cisimdir. Arşı yüklenenler dört türü terbiye eden dört melektir. Saduk’un İtikadat kitabında2 nakledildiği üzere arştan maksat ilmi makam değildir. Zira ilim arşının yüklenicileri, Resulullah’ın (s.a.a) kendisi ve boyutlarıdır. Nitekim Kafi’de yer alan bir rivayete göre Ebi Abdillah (a.s) şöyle buyurmuştur: “Arşın –ilim arşının- yüklenicileri sekiz kişidir. Dördü bizden ve dördü de Allah’ın dilediği kimselerdendir.”1

Başka bir rivayette ise İmam Kazım (a.s) şöyle buyurmuştur: “Kıyamet günü olduğunda arşın yüklenicileri sekiz kişidir. Dördü ilklerdendir ki Nuh, İbrahim, Musa ve İsa’dır. Diğer dördü ise sondakilerdendir ki onlar da Muhammed, Ali, Hasan ve Hüseyin’dir.”2

“Eğer biz olmasaydık Allah Adem’i yaratmazdı.” İfadesi ise onların Hak ve halk arasında vasıta olmaları sebebiyledir. Onlar salt vahdet ile tafsilî kesret arasındaki irtibatlardır. Bu ifade onların; vücudun aslının vasıtası ve rahmanî rahmetin mazharı olduğunu beyan etmektedir. Rahmanî rahmet, vücudun aslını ifade etmektedir. Rahmanî rahmet, onların velayet makamıdır. Hatta onlar ilahi ism-i a’zamdır. Rahman ve rahim isimleri ism-i a’zama tabidir.

Rivayetin devamında yer alan “Biz nasıl meleklerden üstün olmayalım ki?” İfadesi de onların kemal vasıtaları ve rahimiyet rahmetinin mazharı olduklarını beyan etmektedir. Vücudun kemali, rahimî rahmet vasıtasıyla zahir olmaktadır. O halde vücud dairesi onlar vesilesiyle tamamlanmaktadır. Gayb ve şuhud onlar vasıtasıyla zuhur etmektedir. İlahi feyiz nüzul ve suudta onlar eliyle cari olmaktadır.

Şeyh Muhyiddin Futuhat’ında şöyle diyor: “Vücud âlemi “Bismillahirrahmanirrahim” vesilesiyle zuhur etmiştir.” O halde vücud dairesinin tamamı bu üç ismin altındadır. Cem olarak Allah isminin, ve tafsil olarak da Rahman ve Rahim isimlerinin altında bulunmaktadır.

Uzun olmasına rağmen bu rivayeti nakletmemizin sebebi, o büyük insanların aklî ve gaybî âlemde meleklere ubudiyet ve kulluk hakikatini öğrettiklerini belirten bölümleri açıklamaktır. Hakeza gaybî âlemde nübüvvet hakikatinin bu talimden ibaret olduğunu beyan etmek istedik. O halde bu rivayetin bazı bölümlerine kısaca bir işaret edelim ki bu konu daha da bir açıklığa kavuşsun. Zira zamanımız kısa, zihnimiz ise karışıktır.


Yüklə 0,93 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   25   26   27   28   29   30   31   32   ...   36




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin