T. C. Orman ve su iŞleri bakanliğI



Yüklə 0.78 Mb.
səhifə5/12
tarix12.08.2018
ölçüsü0.78 Mb.
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   12

Diğer taraftan, Denizlerde Bütünleşik Kirlilik İzleme Projesi 2011 yılı verileri değerlendirildiğinde;




  • Marmara Denizi’nde 66 noktada su, sediman ve biyotada izleme çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Aynı zamanda zooplankton ve fitoplankton incelemeleri de yapılmıştır.




  • Deniz ve kıyı istasyonlarında örneklemesi yapılan parametreler fizikokimyasal, ekolojik ve kimyasal (kirletici) parametreler olarak 3 grup altında toplanmıştır. Sıcaklık, iletkenlik (tuzluluk), ışık geçirgenliği (Secchi disk), çözünmüş oksijen ve oksijen doygunluğu, toplam fosfor, çözünmüş inorganik fosfor, toplam anorganik azot (nitrat+nitrit azotu ve amonyum azotunun toplamı), silikat ve klorofil-a fizikokimyasal parametreler olarak belirlenmiştir. Ekolojik statüyü belirleyen parametreler, biyolojik parametreler altında fitoplankton, zooplankton, makro flora, bentik ile demersal balık biyoçeşitliliğidir.




  • Marmara Denizi ve Boğazlarda toplam 37 istasyonda yapılan bentik örnekleme sonucunda AMBI biyotik indeksi kullanılmıştır. Çalışma kapsamında tespit edilen 128 tür içerisinden 10 tanesinin Kirliliğe Toleranslı ya da Kirlilik İndikatörü türler arasında bulunduğu gözlenmiştir.



Elde edilen verilerin değerlendirilmesi neticesinde su kalitesinin belirlenmesine yönelik olarak yapılan sınıflandırma aşağıdaki şekildedir.




  • Ekolojik Durumu ZAYIF: İzmit Körfezi, Gemlik Körfezi (Gemlik Merkez), Silivri, Haliç, Küçükçekmece, Bandırma (Merkez)




  • Ekolojik Durumu ORTA: Gebze, İstanbul Marmara Denizi Kıyıları, Yalova, Mudanya, Bandırma- Tatlısu



  • Ekolojik Durumu İYİ: Çınarcık (Yalova) Erdek, Denizkent (Balıkesir), Bandırma -Kapıdağ Yarımadası, Karabiga, Tekirdağ



  • Ekolojik Durumu ÇOK İYİ: İntepe, Eceabat, Lapseki (Çanakkale), Şarköy (Tekirdağ), Armutlu (Yalova)

Harita 1: Marmara Denizi Kıyıları Ekolojik Kalite Durumu



Ege Denizi’nde Ege Denizi kıyıları kuzeyde Meriç Nehri ağzından, güneyde Dalaman Çayı’na kadar uzanmakta olup toplam 52 istasyonda sıcaklık, iletkenlik (tuzluluk), ışık geçirgenliği (Secchi disk), çözünmüş oksijen ve oksijen doygunluğu, toplam fosfor, çözünmüş inorganik fosfor, toplam anorganik azot (nitrat+nitrit azotu ve amonyum azotunun toplamı), silikat ve klorofil-a fizikokimyasal parametreler olarak belirlenmiştir. Ekolojik statüyü belirleyen parametreler, biyolojik parametreler altında fitoplankton, zooplankton, makro flora, bentik ile demersal balık biyoçeşitliliğidir. Sedimanda öncelikli tehlikeli maddeler izlenen parametreler arasındadır.

Ege Denizi'nde kirlenmenin izlendiği alanlar karasal kirleticilerin etkisinde olan alanlar olarak ortaya çıkmaktadır. Örneğin Meriç, Büyük Menderes, Küçük Menderes nehir ağızları ve deltaları, Edremit, İzmir, Gökova ve Marmaris körfezleri göreceli olarak kirli alanlardır. Kirlenmeye açık alanlar olarak da Çanakkale Boğazı’nın Ege çıkısı, Dikili, Çandarlı körfezleri gösterilmektedir (MEDPOL 4. Faz, Final Raporu, 2008, 2009).


Ağır Metaller önemli zehirli kirleticilerden sayılmaktadır. Biosfere volkanik aktiviteler ve kayaçların aşınması gibi doğal yollarla sürekli olarak yayılmakla birlikte madencilik, yakıt kullanımı, endüstriyel ve evsel atıksu ve tarım faaliyetleri gibi antropojenik yollarla da girmektedirler (Clark vd., 1997).
Yapılan izleme sonuçlarının değerlendirmeleri sonucunda elde edilen Ege Denizi kıyılarının sınıflandırılması aşağıdaki haritada gösterilmiştir.

Harita 2: Ege Denizi Kıyıları Ekolojik Kalite Durumu


Akdeniz kıyılarında batıda Dalaman Çayı hizasından, doğuda Samandağ/Hatay kıyılarına kadar olan bölgede toplam 34 istasyonda tüm su kolonunda sıcaklık, tuzluluk, çözünmüş oksijen ve Secchi disk ölçülmüştür. Suda besin elementleri ve klorofil-a, fitoplankton ve zooplankton örneklenmiş, sedimanda kirlilik parametreleri izlenmiş, ayrıca bentik çalışması yapılmış, biyotada kirlilik parametreleri izlenmiş ve demersal balık çalışması yapılmıştır.

Harita 3: Akdeniz Kıyıları Ekolojik Kalite Durumu



İğneada’dan Hopa’ya kadar olan tüm Karadeniz kıyıları 20-50 ve 100 m kontörlerindeki istasyonlarda 69 noktada izlenmektedir. İstanbul Boğazı çevresinde Tuna Nehri’nden gelen kirliliğin değerlendirilmesi amacıyla 3 istasyonda izleme yapılmaktadır.
İzleme Noktaları:
İzleme noktaları Şekil 2’de verilmektedir.

Şekil 2: İzleme noktaları


Ölçüm ve Analizi Yapılan Parametreler:
Suda; sıcaklık (°), tuzluluk, iletkenlik, pH (sadece nehir ağızlarında), O2, AKM, Secchi diski, BOD5 (sadece nehir ağızlarında), H2S (çözünmüş oksijenin sıfıra yaklaştığı derinlikten itibaren), P (PO4), Toplam P, N (NH4), N (NO3), N (NO2), Toplam N, SiO4, TOC, POC, metaller (Cd, Cr, Mn, Cu, Fe, Hg, Pb, Zn), deterjanlar, PAH; sedimanda partikül büyüklüğü, TOK, Toplam P, Cd, Co, Cr, Cu, Fe, Hg, Zn, Al, PAH ve biyotada yaklaşık 40 parametrede izlemeler yapılmaktadır. Fitoplankton, zooplankton, makrozoobentik organizmalar ve balık da incelenmektedir.
Kış mevsiminde azot değerleri sonbahara göre daha yüksek ölçülmüşken, fosfat değerlerinde tam tersi bir durum söz konusu olup sonbaharda daha yüksektir. Azot değerleri yüzey suyunda, özellikle kıyıya yakın istasyonlarda, daha yüksek tespit edilmesine rağmen, fosfat derin suda daha yüksek gözlenmiştir. Derin su silikat açısından daha zengin olarak tespit edilmiştir. Sakarya, Filyos, Kızılırmak ve Yeşilırmak nehirlerinin denizde etkili olduğu bölgelerde suda tespit edilen hidrokarbon kirliliği, bu nehirlerin önemli kirlilik kaynağı olduğuna işaret etmektedir.
Diğer taraftan, ülkemiz su kalitesi yönetiminin mevcut durumunu görebilmek maksadıyla, Su Kalitesi Yönetimi Çalışma Grubu Üyelerinin bir araya gelmesi ile “Ulusal Su Kalitesi Yönetiminin GZFT Analizi” yapılmıştır. Yapılan GZFT Analizi sonucunda ülkemizin mevcut durumunu ortaya koyan tablolar Ek-1’de verilmiştir.
2.4. Türkiye’de Mevcut Atıksu Arıtma Tesislerinin Durumu ve Atıksu Arıtma Teknolojileri
Hızlı nüfus artışına bağlı olarak artan su ihtiyacına karşın, uygun kaynak varlığının azlığı ve gün geçtikçe gelişen sanayi ve tarımsal faaliyetlere paralel olarak ortaya çıkan aşırı kullanım ve kirlilik oluşumu nedeniyle yaşanan sorunlar, akabinde atıksuların arıtımını gündeme getirmektedir.
Atıksular, karakterizasyonlarına ve ulaşılmak istenen arıtma verimliliklerine bağlı olarak farklı teknolojilerle arıtılmaktadır. Evsel nitelikli atıksular başta organik madde olmak üzere, azot ve fosfor gibi kirleticileri içerdiğinden, prensip olarak “biyolojik oksidasyon” ünitelerinden oluşan arıtma teknolojileri tercih edilmektedir. Bunun yanında, fiziksel, mekanik ve gerekmesi halinde bazı ileri arıtma teknolojileri de kullanılabilmektedir. Endüstriyel nitelikli atıksular ise çok farklı niteliklere ve özelliklere sahip olmaları nedeniyle, biyolojik arıtma yöntemlerinin yanında, fiziksel, mekanik, kimyasal ve/veya ileri arıtma yöntemleri kullanılabilmektedir. Tablo 4’de fiziksel, kimyasal ve biyolojik yöntemlerle çalışan temel proseslerin listesi verilmektedir.
Tablo 4: Fiziksel, Kimyasal ve Biyolojik Temel Arıtma Prosesleri


Fiziksel Üniteler

Izgara (kaba – ince)

Kum tutucu

Dengeleme

Çökeltme

Flotasyon (yüzdürme)

Filtrasyon (kum filtreleri, aktif karbon, membran filtreler vb.)



Kimyasal Üniteler

Kimyasal Çöktürme

Adsorbsiyon

Dezenfeksiyon


Biyolojik Üniteler

Aktif çamur prosesleri (karbon, azot, fosfor giderimi)

Havalandırmalı lagünler

Damlatmalı filtreler

Döner diskler

Anaerobik teknolojiler

Yukarıda ana başlık halinde verilen atıksu arıtma teknolojilerinin çok çeşitli varyasyonları, Ülkemizde evsel ve endüstriyel atıksu arıtımında kullanım alanı bulmaktadır. Tablo 5’de bu teknolojiler, kullanım amaçları ve yaygınlıkları ile birlikte değerlendirilmektedir. Atıksu arıtma tesislerinden kaynaklanan atık çamurların da bu kapsamda değerlendirilmesi gerekmektedir.

Tablo 5: Türkiye’de Kullanılan Atıksu Arıtma Teknolojileri


Evsel Atıksu Arıtma Teknolojileri

Yöntem

Yaygınlığı

Mekanik Izgara (kaba / ince)

Fiziksel

Çok yaygın

Kum & yağ tutucu

Fiziksel

Çok yaygın

Ön Çökeltme

Fiziksel

Yaygın

Mekanik filtre

Fiziksel

Yaygın değil

Aktif Çamur Sistemleri (karbon giderimi)

- Uzun havalandırmalı sistemler

- Klasik aktif çamur sistemleri

- MBR (membran biyoreaktör)


Aktif Çamur Sistemleri (nütrient giderimi)

- Ön denitrifikasyon

- UCT/VIP

- Bardenpho


Oksidasyon hendekleri

Biyolojik

Biyolojik

Biyolojik

Biyolojik

Biyolojik

Biyolojik
Biyolojik

Çok yaygın

Çok yaygın

Yaygın değil

Çok yaygın

Yaygın değil

Yaygın değil
Yaygın değil


Biyofilm sistemleri (Damlatmalı filtre, RBC, vb)

Biyolojik

Yaygın değil

IFAS Sistemleri (askıda + sabit kültür)

(MBBR, aktif çamur + sabit film vb)



Biyolojik

Yaygın değil

Sulak Alanlar (köy vb. küçük yerleşimler)

Biyolojik

Yaygın değil

Kum filtresi (geri kazanım amaçlı)

Fiziksel

Yaygın değil

Aktif karbon (geri kazanım amaçlı)

Fiziko-kimyasal

Yaygın değil

Dezenfeksiyon sistemleri

- Klor


- Ozon

- UV

Kimyasal

Kimyasal

Fiziksel

Çok yaygın

Yaygın değil

Yaygın değil



Endüstriyel Atıksu Arıtma Teknolojileri

Mekanik Izgara (kaba / ince)

Fiziksel

Yaygın

Kum & yağ tutucu

Fiziksel

Yaygın

Mekanik filtre

Fiziksel

Yaygın değil

UF + NF + RO membran sistemler (geri kazanım)

Fiziksel

Yaygın

Kum filtresi, aktif karbon vb. (su yumuşatma)

Fiziksel/kimyasal

Çok yaygın

Kum filtresi, aktif karbon vb. (geri kazanım)

Fiziksel/kimyasal

Yaygın

Aktif Çamur Sistemleri (karbon giderimi)

- Uzun havalandırmalı sistemler

- Klasik aktif çamur sistemleri

- MBR (membran biyoreaktör)


Aktif Çamur Sistemleri (nütrient giderimi)

- Ön denitrifikasyon

- UCT/VIP

- Bardenpho


Biyolojik

Biyolojik

Biyolojik

Biyolojik

Biyolojik

Biyolojik

Çok yaygın

Çok yaygın

Yaygın değil

Çok yaygın

Yaygın değil

Yaygın değil


Anaerobik sistemler

- UASB


- EGSB

- IC

Biyolojik

Biyolojik

Biyolojik

Yaygın


Yaygın değil

Yaygın değil



Kimyasal çöktürme

Kimyasal

Çok yaygın

İleri oksidasyon sistemleri

Kimyasal

Yaygın değil

Çamur Yönetimi Sistemleri

Yoğunlaştırma Yöntemleri

- Yerçekimi


Fiziksel


Çok yaygın



Nüfus bazında 2002 yılında belediye nüfusunun % 35’i atıksu arıtma tesisine bağlı iken, 2012 yılında bu oran % 72’ye ulaşmıştır. 2017 sonuna kadar belediye nüfusunun en az % 80’ine atıksu arıtma hizmeti verilmesi planlanmaktadır. 2002 yılında 145 atıksu arıtma tesisi ile 3227 belediyeden 248’ine hizmet verilmekte iken 2012 yılında 412 atıksu arıtma tesisi ile 2950 belediyeden 530’una hizmet verilmektedir. Ayrıca, atıksu arıtma tesisi hizmeti verilen belediye sayısının 2012 sonu itibariyle 555’e çıkması beklenmektedir. İlgili grafikler Şekil 3 ve Şekil 4’de verilmektedir.



Şekil 3: Atıksu Arıtma Tesisi ile Hizmet Veren Belediye Sayısı

Şekil 4: Atıksu Arıtma Tesisine Bağlı Belediye Nüfusunun Toplam Belediye Nüfusuna Oranı

Türkiye’deki il ve ilçe bazında mevcut atıksu arıtma tesisi durumunu gösteren haritalar Harita 4 ve Harita 5’de görülmektedir.


Harita 4: Türkiye’de İl Bazında Mevcut Atıksu Arıtma Tesisi Durumu

Harita 5: Türkiye’de İlçe Bazında Mevcut Atıksu Arıtma Tesisi Durumu

Uygulamada Yaşanan Sorunlar


Tasarım ile ilgili Sorunlar
Ülkemizde, arıtma teknolojileri sektörünün hala yeterince donanımlı hale gelememiş olması nedeniyle gerek evsel gerekse endüstriyel atıksu arıtma tesislerinin tasarımında sorunlar yaşanmaktadır. Bunun en önemli nedenlerinden biri, özellikle evsel AAT’lerin yapım işlerinin “4764 sayılı Kamu İhale Kanunu” uyarınca yapılıyor olmasıdır. Bu kanun, yatırım işlerinin ihale dokümanları içine, tesisin uygulama projelerinin de alınmasını şart koşmaktadır. Bu şartı sağlayabilmek adına, İller Bankası, Belediye veya ilgili diğer idareler, tasarım ve proje için ayrı ihaleler düzenlemektedir. Bu projeler ise çok sert bir rekabet ortamında, oldukça düşük fiyatlara yaptırılmaktadır. Hatta çoğu zaman ciddi bir fizibilite etüdüne dahi gerek duyulmamaktadır. Yapım işi ihaleleri ile müteahhitler tarafından uygulanmak zorunda bırakılan bu tasarımlar, eksik, yetersiz veya yanlış olabilmekte ve arıtma tesisinin performansını doğrudan etkileyebilmektedir. Uluslar arası ihale yöntemleri ile karşılaştırıldığında FIDIC Kırmızı Kitap yöntemine karşılık gelen bu yöntem nedeniyle, proses tasarımının sorumluluğunda da karışıklıklar yaşanmaktadır.
Öte yandan, atıksu arıtma teknolojileri konusunda, müteahhit firmalar, danışman firmalar ve araştırma kurumları tarafından, dünyada önemli Ar-Ge çalışmaları yürütülmekte ve bulunan özel know-how’lar için patentler alınmaktadır. Uygulama projesinin, yapım işi ihale dokümanlarının eki olması durumunda, genellikle müteahhit firmalara ait olması beklenen bu bilgi birikiminden yararlanılamamakta ve ayrıca bu tür Ar-Ge çalışmalarının da önü kesilmektedir. Endüstriyel atıksu arıtma tesislerinin tasarımında da ise böyle bir sorun yaşanmamakla beraber, bilgi eksikliği, sanayi kuruluşlarının kurumsal kültüre kavuşmamış olmasından kaynaklı “en ucuz fiyat” yaklaşımı, denetim eksikliği gibi sorunlar nedeniyle tasarımda istenen kalite sağlanamamaktadır.
İşletme Sorunları
Atıksu arıtma tesislerinin doğru işletilmemesi, daha sıklıkla karşılaşılan bir sorundur. Tasarıma benzer şekilde, burada da “satın alma” metotları, bu sorunun oluşmasında etkendir. Evsel AAT’lerin işletilmesi için yapılan kamu ihalelerinde, ihale mevzuatı gereği, uzun süreli hizmet alımları yapılamamakta ve performans bazlı sözleşmeler oluşturulamamaktadır. Bu da, en kısa sürede, en düşük maliyetli yaklaşımları beraberinde getirmektedir. Ayrıca yetkin personel ihtiyacı da çok önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.
Endüstriyel AAT’lerde de maliyet esaslı ve bilgi eksikliğinin ön plana çıktığı bir yaklaşım izlendiği için, işletimle ilgili ciddi sorunlar yaşanabilmektedir. Denetim eksikliği de bu sorunların sürmesine ve hatta büyümesine neden olmaktadır.
İzleme ve Denetim Sorunları
Alıcı ortamlara yapılan deşarjlarda Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın, kanalizasyon şebekelerine deşarj olduğu durumlarda da belediye birimlerinin sorumlu olduğu “izleme ve denetim” ile ilgili sorunlar yaşanmaktadır. Bu durum, AAT’lerin tasarım ve işletilmesi ile ilgili yeterli ve kalifiye personelin yetiştirilmesi gerekliliğini ortaya çıkarmaktadır.
Atıksu Yönetimi Politikaları
Atıksu yönetimi ile ilgili politikalar, “sürdürülebilir su yönetimi” kavramından ayrı tutulamaz. Giderek “su fakiri” ülkeler statüsüne doğru yaklaşmakta olan ülkemizde, atıksu minimizasyonu, geri kazanımı, tekrar kullanımı gibi konular ve buna bağlı teknolojiler, hala yeterince yaygınlaşmamıştır.

Sonuç ve Öneriler
- Ülkemizde uygulanmakta olan evsel ve endüstriyel arıtma teknolojileri, çeşitlilik göstermekle birlikte, bunların birçoğu, gerekli ve uygun olmalarına rağmen yaygın kullanım alanı bulamamaktadır. Aynı durum çamur arıtımı ve bertarafı alanında da gözlenmektedir.
- Atıksu arıtma tesislerinin dünyadaki gelişmelere paralel olarak, teknolojik ve ekonomik en uygun teknolojiler kullanılarak inşa edilebilmesi için öncelikle, su yönetiminin ayrılmaz bir parçası olan atıksu yönetimi ile ilgili politikaların tek bir “kurumsal yapı” altında geliştirilmesi, uygulanması ve ilgili çeşitli kurumlar arasında koordinasyonun sağlanması son derece önemlidir.
- FIDIC Kırmızı Kitap yöntemini, yani uygulama projelerinin, ihale dokümanlarının eki olmasını şart koşan 4734 Sayılı Kanun çerçevesinde yapılan AAT İnşaat işlerinde, FIDIC Sarı Kitap anlamına gelen, proses tasarımı sorumluluğunu, dolayısıyla uygulama projelerinin hazırlanması işini müteahhide bırakan, bu sayede müteahhitlerin sadece finans güçleri ile değil, bilgi birikimleri ile de yarışmalarını sağlayan bir yönteme izin verecek kanuni düzenleme ivedilikle yapılmalıdır. Bu düzenleme olmadıkça, tasarım ile ilgili bilgi birikimi artmayacak ve genişlemeyecektir. Bu nedenlerden hareketle, birçok gelişmiş ülkede, AAT inşaatları FIDIC Sarı Kitap yöntemi ile inşa edilmektedir.
- İşletme ile ilgili sorunların çözülmesi için uzun süreli işletme ihalelerine izin verecek yasal düzenlemeler yapılmalıdır. Hatta AAT yatırımlarının “tasarla-inşa et-işlet” veya “yap-işlet-devret” gibi modern finans yöntemleri ile yapımı ve işletilmesi için gerekli önlemler alınmalıdır. Ayrıca işletme ile ilgili bir yeterlilik tanımı yapılmalı ve işletme operatörlerinin bu “yeterlilik sertifikası”na sahip olmaları şart koşulmalıdır.
- Atıksu arıtma tesislerinin izlenmesi ve denetlenmesi ile ilgili ekiplerin kurumsal ve bilgi kapasiteleri geliştirilmelidir.
- Sürdürülebilir su yönetimi çerçevesinde, tarımsal geri kazanım, kentsel geri kazanım, endüstriyel geri kazanım gibi konular teşvik edilmeli ve özendirilmelidir. Endüstrilerde atıksu minimizasyonuna yönelik “temiz üretim” teknolojileri özendirilmelidir.
2.5. Türkiye’de Finansal Boyut
10 Mayıs 2011 tarihinde alınan Yüksek Planlama Kurulu (YPK) kararı ile başlatılan SUKAP programı, 25 bin nüfusun altındaki belediyelerin içmesuyu, içme suyu arıtma, kanalizasyon şebeke ve atık su arıtma projeleri için %50 oranında hibe desteği almasına imkan sağlamaktadır. Belediyeler projeler için gereken diğer finansmanı ise İller Bankasının uygun koşullarıyla sağlayabilmektedir. Buna göre 500 bin TL’lik bir yatırım gereken çalışmanın %50'si olan 250 bin TL hibe olarak devlet tarafından karşılanırken kalan 250 bin TL’lik ödeme İller Bankası kredisiyle uygun koşullarda sağlanarak uzun vadelerle kullanılabilmektedir. Kalkınma Bakanlığı koordinasyonu ile yürütülen programla küçük belediyeler YPK kararıyla bu kapsamda değerlendirilerek, nüfusu 25 binden fazla olan ve YPK kararı ekinde yer alan belediyelere ise 5393 sayılı Belediye Kanunundaki borç stoku limitine uyma şartı aranmaksızın İller Bankasınca kredi tahsisi yapılabilmektedir.
2011'de başlatılan SUKAP Projesinde tespit edilen ihtiyaçların beş yıllık bir projeksiyonla karşılanması hedeflenmektedir. Böylece 2015 yılına kadar belediyelere ayrılacak kaynak ile özellikle küçük belediyelerin içmesuyu ve kanalizasyon altyapı sorunları ortadan kaldırılmış olacaktır. 2010 yılında Türkiye genelinde yapılan çalışma ile, nüfusu 25 binin altında 1.478 belediyenin 877'si içme suyu ve 1.020'si atık su tesisi olmak üzere toplam 1.897 adet projeye ihtiyacı olduğu belirlenmiş olup, tespit edilen bu belediye ve proje listesi 2011 yılı YPK kararında yer almıştır. Ayrıca 2012 yılı YPK kararı ekindeki listede yeni talepte bulunan belediyelerin toplam 361 yeni projesiyle birlikte toplam proje sayısı 2.258'e ulaşmıştır.
2011 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu ile İller Bankası A.Ş.'ne 400 milyon TL ödenek aktarılmış olup, 2012 yılı için de 500 milyon TL ödenek tahsis edilmiştir. Proje için gelecek üç yılda kullanılması maksadıyla tahsis edilecek rakamla birlikte 2 milyar 750 milyon TL hibe ödenek aktarılacağı tahmin edilmektedir. Belediyelerin kullanacağı İller Bankası kredisiyle birlikte bu rakam 5.5 milyarlık dev bir yatırım projesine dönüşecektir. İller Bankası bu projede sadece finansman sağlamakla kalmayıp projesi hazır olmayan belediyelerin projelerini de yapmaktadır. Böylece kendi imkanlarıyla proje çalışmalarını yapamayan küçük belediyelere de hizmet verilmiş olmaktadır.
İller Bankasınca, 2011 yılında 241 adet iş için 485 milyon TL, 2012 yılı 18.09.2012 tarihi itibarı ile ise 363 adet iş için 617 Milyon TL olmak üzere toplam 577 belediyenin 604 adet işine 1 Milyar 151 Milyon 539 Bin 724 TL hibe kaynak tahsisi yapılmış olup, toplam proje tutarı 2 Milyar 556 Milyon 072 Bin 142 TL olan içmesuyu, kanalizasyon ve arıtma tesisi işlerinin ihale ve inşaat yapım çalışmaları halen devam etmektedir.
Diğer taraftan, Kalkınma Bakanlığı 2007 yılı Yatırım Programı’nda Köylerin Altyapısının Desteklenmesi Projesi (KÖYDES) kapsamında köylerin altyapı ihtiyaçları için il özel idareleri ve/veya köylere hizmet götürme birliklerine kullandırılmak üzere 2.000.000 Bin YTL, Belediyelerin Altyapısının Desteklenmesi Projesi (BELDES) kapsamında nüfusu 10.000'in altında olan belediyelerin altyapı ihtiyaçları için ilgili belediyelere kullandırılmak üzere 300.000 YTL ödenek tahsis edilmiştir. 2011 Yılı Yatırım Programı’nda ise; Köylerin Altyapısının Desteklenmesi Projesi (KÖYDEŞ) kapsamında köylerin altyapı ihtiyaçları için il özel idareleri ve/veya köylere hizmet götürme birliklerine kullandırılmak üzere 550 Milyon TL, Belediyelerin Altyapısının Desteklenmesi Projesi (BELDES) kapsamında belediyelerin içme suyu ve atıksu projelerini gerçekleştirmek maksadıyla (İller Bankası Genel Müdürlüğüne tahakkuk ettirilmek üzere) 400 milyon TL ödenek tahsis edilmiştir.
Ayrıca, Katılım Öncesi Araç (IPA) Programı kapsamında; 2007 yılında Ülkemize ayrılan 78.823.530 Avro bütçe (67.000.000 Avro AB katkısı ve 11.823.530 Avro Ulusal Katkı) 2013 yılı için 172.650.520 Avro (146.752.941 Avro AB katkısı ve 25.897.579 Avro Ulusal Katkı)’ya yükselmiş olmakla birlikte; belirtilen yıldan bugüne kadar ülkemize ayrılan toplam 802.909.002 Avro tutarındaki bütçeden yalnızca 8.363.487,621 Avro kullanılabilmiştir.
Diğer taraftan, 2006 yılında tamamlanan Ulusal Çevre Eylem Stratejisi (UÇES) ile AB’ye uyum sağlanması maksadıyla ülkemiz için 2007-2023 yılları arasında çevre korumaya yönelik öngörülen yatırım ihtiyacı belirtilmiştir. Toplam çevre yatırımları içerisinde en büyük paya sahip olan sektör %58’lik bir oranla su sektörü olarak belirtilmiştir. Su sektörü yatırımları içerisinde atıksu sektörünün yatırımları da dahil edilmiştir. Su sektörü için 2007 yılına 2.475 Milyon TL’lik bir yatırım ayrılmış iken 2013 yılı için 3.263 Milyon TL’lik yatırım öngörülmüştür. 2007-2013 yılları arasında çevre korumaya yönelik su sektörü için öngörülen yatırımlar Tablo 6’da verilmektedir.
Finansman kaynaklarına göre çevre yatırımlarının 2007-2013 yılları arasındaki dağılımı Tablo 7’de görülmektedir. 2007-2023 yılları arasında çevre yatırımları için kurumlarca sağlanması öngörülen yatırımların karşılanma oranı ise Tablo 8’de görülmektedir. Tablo 8’e bakıldığında görülebileceği gibi, 2007-2023 yılları arasında çevre yatırımlarına Merkezi İdare tarafından 18.357.952 Bin TL, Yerel İdareler tarafından 37.242.429 Bin TL, Özel Sektör tarafından 30.613.462 Bin TL, AB kaynaklarında ve diğer hibe kaynaklardan 23.425.495 Bin TL ve KİT’ler tarafından 10.921 Bin TL olmak üzere toplam 109.650.259 Bin TL kaynak sağlanması beklenmektedir.

Tablo 6: Su Sektörü için Toplam Finansman İhtiyacı (2007-2013), UÇES




Yıl

Toplam (Milyon TL)

2007

2.475

2008

2.633

2009

2.836

2010

2.977

2011

3.083

2012

3.165

2013

3.263

Tablo 7: Çevre Yatırımlarının Finansman İhtiyacının Karşılanması (2007-2013), UÇES


  Bin TL




2007

2008

2009

2010

2011

2012

2013

1-Merkezi İdare

560.987

620.930

690.545

750.840

810.018

880.890

940.543

2-Yerel İdare

1.257.525

1.459.316

2.081.496

2.327.441

2.195.139

2.102.026

2.082.815

Belediye

Özkaynakları



449.853

622.800

1.231.197

1.517.299

1.362.564

1.268.856

1.227.038

İller Bankası

550.000

578.800

580.795

600.398

638.440

650.250

680.434

Dış Krediler

257.672

215.716

214.504

153.744

131.135

112.920

98.343

PPP (YİD)




42.000

55.000

56.000

63.000

70.000

77.000

3-KİT

244

212

292

380

476

532

572

4-Özel Sektör(*)

769.747

955.951

1.307.421

1.310.400

1.482.513

1.716.722

1.842.518

5-Fonlar (AB+Diğ.Hibe)

368.036

431.160

476.775

563.284

666.753

727.899

784.617

Genel Toplam

(1+2+3+4+5)

2.956.539

3.467.569

4.556.529

4.952.345

5.154.899

5.428.069

5.651.065

Tablo 8: Finans Kaynaklarının Karşılanma Oranı (2007 – 2023)*, UÇES







(Bin TL)

(Milyon Avro)

ORAN

1-Merkezi İdare

18.357.952

9.879

0,17

2-Yerel İdareler

37.242.429

20.041

0,34

Belediye özkaynakları

20.192.898

10.866

0,185

İller Bankası

13.685.093

7.364

0,125

Dış Krediler

1.846.438

994

0,02



PPP (YİD)

1.518.000

817

0,01

3-KİT

10.921

6

0,0001

4-Özel Sektör

30.613.462

16.474

0,28

5-Fonlar (AB+Diğ.Hibe)

23.425.495

12.606

0,21

Genel Toplam

(1+2+3+4+5)

109.650.259

59.006

1,00

*1 Avro 1.858 TL alınmıştır.

UÇES Raporunda yapılan değerlendirmede kamu tarafından gerçekleştirilecek yatırımlarının finanse edilebilmesi için ulusal ve uluslararası hibe kaynakların belirlenen önceliklendirme kriterlerine göre seçilmiş kentsel alt yapı projelerine kullandırılması ve seçilen projelerden teknik kapasitesi yetersiz olan belediyelere ait olanların İller Bankası aracılığıyla gerçekleştirilmesi için gerekli çalışma ve düzenlerin yapılmasının faydalı olacağı belirtilmiştir. 2011'de İller Bankası tarafından başlatılan SUKAP Projesi ile de belediyeler için önceliklendirme yapılarak atıksu altyapı tesislerinin tamamlanması çalışmalarına başlanılmıştır.


Ülkemizde çevresel yatırımlar yeterli finansal kaynak sağlanarak gerçekleştirilmesine rağmen, yapıldıktan sonra etkin bir şekilde işletilememektedir. Bu nedenle yatırım yapılırken projelerin işletme ve bakım aşamasında yeterli kaynağı sağlayacak şekilde tasarlanamamaları dikkat edilmesi gereken hususlardan biridir.
Bunlara ilave olarak, ülkemiz son altı yılın yatırım programlarına bakıldığında; içme suyu ve kanalizasyon projeleri, sulama ve depolama projeleri, taşkın kontrolü, barajlar, dere ıslahı, atıksu arıtımı da dahil olmak üzere çevre sektörü için ayrılan yatırımın 2012 yılına kadar olan süre içerisinde giderek arttığı görülmektedir. 2007 yılı için ayrılan yatırım 768.700 Bin TL’si dış kaynaklı kredi olmak üzere toplamda 3.257.555 Bin TL’dir. Diğer taraftan, toplam yatırımın 6.846.954 Bin TL olduğu 2012 yılında, sağlanan kredi miktarı toplam yatırımın 2.146.588 Bin TL’si kadardır. 2012 yılındaki çevre sektörü için ayrılan toplam yatırımda 2010 ve 2011 yıllarına oranla görülen azalış, çevre sektörü için AB fonlarından sağlanan kredi miktarının artmasından kaynaklanmaktadır. Yıllar bazında çevre sektörü için ayrılan yatırımlar Tablo 9’da görülmektedir. Tablo 9’dan da görüldüğü gibi Çevre sektörü için ayrılan yatırımlar UÇES’de öngörülenlerin oldukça üzerindedir.
Tablo 9: Çevre Sektörü İçin Ayrılan Yatırımın Yıllara Göre Dağılımı




Kalkınma Bakanlığı Yatırım Programı

UÇES (öngörülen)

Yıl

Kredi (Bin TL)

Toplam (Bin TL)

Toplam (Bin TL)

2007

768.700

3.257.555

2.475.000

2008

1.914.150

4.377.967

2.633.000

2009

1.188.055

6.190.156

2.836.000

2010

1.861.274

9.185.079

2.977.000

2011

1.698.978

9.612.413

3.083.000

2012

2.146.588

6.846.954

3.165.000


2.6. Türkiye’de İdari Yapı
Ülkemiz Bakanlıklarının 2011 yılında yeniden yapılandırılmasıyla su kalitesi yönetiminden sorumlu kurum Orman ve Su İşleri Bakanlığı gözükmekle birlikte çok sayıda kurum doğrudan veya dolaylı olarak su kalitesi konusunda yetkiye sahiptir. Şekil 5 ülkemizde su kalitesi yönetimi konusunda doğrudan veya dolaylı yetkili olan kurumların dağılımını göstermektedir. Toplam 8 Bakanlık altında, 13 Genel Müdürlük, 2 Başkanlık, Belediyeler ve bir banka, doğrudan, ülkemizdeki su yönetimi (dolayısı ile de su kalitesi yönetimi) hususlarında söz sahibidirler. Bu kadar sayıda kurumun yetki sahibi olması ve bunların arasında bir koordinasyon ve eşgüdüm sağlanamıyor olması uygulamada önemli sorunlara ve karışıklıklara yol açabilmektedir.

Şekil 5: Türkiye’de Su Kalitesi Yönetimi Konusunda Doğrudan veya Dolaylı Yetkili Kurumlar

Orman ve Su İşleri Bakanlığı:


Su Yönetimi Genel Müdürlüğü
4 Temmuz 2011 tarihli ve 27984 (Mükerrer) Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 645 sayılı KHK ile Orman ve Su İşleri Bakanlığı kurulmuş olup, “Su Yönetimi Genel Müdürlüğü” birçok sayıda yetkili durumda olan kurum arasında su kalitesi yönetimi konusunda koordinasyon eksikliğinin giderilmesi amacıyla kurumsal yapılanmada yerini almıştır.

Su Yönetimi Genel Müdürlüğü’nün görev ve sorumlulukları şu şekilde sıralanabilir:




  1. Planlama (Havza Eylem ve Yönetim Planları)




  1. Koordinasyon




  1. Su Politikası




  1. Sınıraşan ve Sınıroluşturan Sular




  1. Su Hukuku




  1. Mevzuat Geliştirme



  1. Envanter ve Su Bilgi Sistemi




  1. Havza Esaslı Su Tahsisi




  1. Su Kalite Sınıflarını Belirleme




  1. AAT Norm ve Kriterlerini Geliştirme




  1. Alıcı Ortam Su Kalite (Standartları Geliştirme)




  1. Hassas Alanlar




  1. Arıtma Sistemleri ve Su Teknolojisi




  1. Kalite İzleme Programı Hazırlama




  1. Kalite Ölçümlerinin Koordinasyonu




  1. Taşkın Yönetimi Planlaması




  1. Kuraklık Yönetimi Planlaması




  1. İklim Değişikliği ve Su Kaynakları




  1. Su ile Alakalı Uluslararası Münasebetler

20. Su Verimliliği


Su Yönetimi Genel Müdürlüğü’nün hemen tüm görev ve sorumlulukları “Su Kalitesi Yönetimi”ni yakından ilgilendirse de, 29.06.2011 tarih ve 645 sayılı “Orman Su İşleri Bakanlığı’nın Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname” (KHK); “Yüzeysel ve yeraltı sularının kalite miktarının korunmasına yönelik hedef, ilke ve alıcı ortam standartlarını ilgili kurum ve kuruluşlarla birlikte belirlemek, su kalitesini izlemek veya izletmek” görevlerini açık bir şekilde tanımlamıştır.
Bununla birlikte, su ile ilgili, ülkemizin kısa ve uzun dönemli su yönetimi stratejisini ve ulusal/ uluslararası su politikalarını geliştirilmek maksadıyla bilimsel araştırmalar yapmak ve bunların yapılmasını desteklemek, ulusal/uluslararası düzeyde eğitim programları düzenlemek, uluslararası su hukukuna ilişkin çalışmalar yapmak, su kaynaklarının sürdürülebilir kalkınma ve yenilenebilir enerji üretimi maksadıyla kullanılması ilkelerinin belirlenmesine yönelik bilgi üretmek ve bu konularda, yabancı kurum ve kuruluşlarla işbirliği yapmak maksadıyla, 02.11.2011 tarih ve 28103 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 658 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK/658) ile kısa adı “SUEN” olan “Türkiye Su Enstitüsü” merkezi İstanbul’da olmak üzere kurulmuştur.
Su kaynaklarının bütüncül havza yönetimi anlayışı çerçevesinde korunması için gereken tedbirleri belirlemek, etkili bir su yönetimi için sektörler arası koordinasyonu, işbirliğini ve su yatırımlarının hızlandırılmasını sağlamak, ulusal ve uluslararası belgelerde yer alan hedeflerin gerçekleştirilmesi için strateji, plan ve politika geliştirmek, havza planlarında kamu kurum ve kuruluşlarınca yerine getirilmesi gereken hususların uygulanmasını değerlendirmek, üst düzeyde koordinasyonu ve işbirliğini sağlamak üzere, ilgili kurum ve kuruluşların katılımıyla oluşturulan, sekretarya hizmetleri ve alınan kararların uygulanmasının takibi ve koordinasyonu Su Yönetimi Genel Müdürlüğü tarafından yürütülecek olan “Su Yönetimi Koordinasyon Kurulu”, 20.03.2012 tarih ve 28239 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 2012/7 sayılı Başbakanlık Genelgesi ile kurulmuştur. Bu kurulun, halihazırdaki çok sayıda kurumun yetkili olduğu yapının koordinasyonunu sağlamaya yönelik çok önemli bir misyonu olacağı düşünülmektedir.
Ayrıca, ülkemizde yeraltı sularının miktar ve kalite açısından yönetiminin disipline edilmesi ve Avrupa Birliği gereklikleri sağlanacak şekilde hazırlanan “Yeraltı Sularının Kirlenmeye ve Bozulmaya Karşı Korunması Hakkına Yönetmeliği”nin uygulama adımlarının süresi içerisinde gerçekleştirilebilmesini teminen yapılması gerekenlerin bir sistematik içerisinde uygulanmasını sağlamak ve uygulamada yer alacak kurumlar/birimler arasındaki koordinasyonu sağlamak maksadıyla 18.06.2012 tarih ve 212 sayılı Müsteşarlık Oluru ile “Yeraltı Suyu Çalışmaları Yönlendirme Grubu” kurulmuş olup bu grubun çalışmaları yeraltı suyu miktar ve kalitesinin entegre bir şekilde yönetimine önderlik edecektir.
Çölleşme ve Erozyonla Mücadele Genel Müdürlüğü
645 sayılı KHK ile Çölleşme ve Erozyonla Mücadele Genel Müdürlüğü’ne su ile alakalı olarak “havza bütünlüğü esas alınarak sel kontrolü ile entegre havza ıslahı plan ve projelerini yapmak, yaptırmak ve uygulanmasını izlemek, ile su havzalarının geliştirilmesine yönelik ulusal ve bölgesel düzeyde planlama yapmak, politika ve stratejiler belirlemek” görevi verilmiştir.
Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü
645 sayılı KHK ile Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’ne su ile alakalı olarak “sulak alanların tespiti, bunlardan Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca tescil edilenlerin korunması, geliştirilmesi ve yönetilmesi ile ilgili işleri yürütmek ve denetlemek ile orman içi su kaynakları, dere, göl, gölet ve sulak alanların ve hassas bölgelerin korunması ve geliştirilmesi” görevi verilmiştir.
Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü
Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 6200 Sayılı Kanun’la 18 Aralık 1953 tarihinde kurulmuş ve 1954 yılında teşkilatlanmıştır. 02/11/2011 tarih ve 28103 (mükerrrer) sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 662 sayılı KHK ile 6200 sayılı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü Teşkilat Kanunu revize edilmiştir. 645 sayılı KHK ile kurulan Orman ve Su İşleri Bakanlığının bağlı kuruluşu olan Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, 1954 yılından bu yana yürütmekte olduğu su ve ilgili toprak kaynaklarının geliştirilmesi görevini 662 sayılı KHK ile kazandığı özel bütçeli kuruluş statüsü ile daha etkin ve dinamik bir şekilde sürdürecek olup buna ilaveten, yapacağı kalite izleme ve atıksu arıtma tesisleri kurma faaliyetleri ile de su kaynaklarının kalitesinin izlenmesi ve kirliliğinin önlenmesi alanında da yetki sahibi kurumlar arasında yer almaktadır. 662 sayılı KHK ile getirilen önemli yeniliklerin bazıları; sulak alanları ıslah etmek, kullanılmış suları tekrar kazanmak maksadıyla gerekli tesisleri yapmak veya yaptırmak, sınır aşan ve sınır oluşturan sular konusunda görev alanı ile ilgili çalışmalar yapmak, yerüstü ve yeraltı sularını kalite yönünden izlemek, atıksular sebebiyle yerüstü ve yeraltı sularının kirlenmesinin tespiti hâlinde durumu Orman ve Su İşleri Bakanlığına bildirmek şeklindedir. Ayrıca, belediye teşkilatı olan tüm yerleşim yerlerinin içme kullanma ve endüstri suyu ve gerekmesi halinde atık su tesislerinin yapımında DSİ yetkilidir.

Meteoroloji Genel Müdürlüğü
14/01/1986 tarih ve 18988 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Meteoroloji Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun” ile Meteoroloji Genel Müdürlüğüne yağış ve iklim verilerinin de dahil olmak üzere ilgili kurum ve kuruluşlara meteorolojik veri aktarımı sağlama görevi verilmiştir.
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı:
639 sayılı KHK’nın 2inci maddesi ile Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının görevleri tanımlanmıştır. Söz konusu maddede, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının su ile alakalı görevi “su kaynakları ve biyoçeşitliliğin korunması ile verimli kullanılmasının sağlanması” şeklinde ifade edilmektedir.
1380 Sayılı Su Ürünleri Kanununa göre, tüm denizlerimiz ve kıta içi yüzey su kaynaklarımız su ürünleri istihsal yerleridir. GTHB’nca yapılan su kalitesi izleme çalışmalarının temel amacı, “su ürünleri istihsal sahası” olan tüm denizlerimiz ve iç sularımızda yaşayan su ürünlerinin yaşam alanlarının korunmasıdır. Bu kapsamda BSGM, 1380 sayılı Su Ürünleri Kanunu’nun 20. Maddesi ve 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 9 (h) maddesi gereği izleme çalışmalarını gerçekleştirmektedir. İstihsal sahaları için belirlenen alıcı ortam değerlerinden 14 adet parametre Mart, Haziran, Eylül ve Aralık aylarında 3’er aylık dönemler halinde, belirlenmiş 1400 noktada İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüklerince izlenmektedir.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı:
01/03/1985 tarih ve 18681 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun” ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına enerji kaynaklarının yol açtığı çevresel kirlenmenin azaltılması konusunda ulusal ve uluslararası boyutlarda çalışmalar yapmak ve bunu teşvik etmek ile madencilik faaliyetlerinin çevre ve kaynak koruma ilkesine uygun olarak yürütülmesini, ilgili kuruluşlar ile işbirliği içinde izlemek ve gerekli tedbirleri almak görevi verilmiştir. Su kaynaklarının korunması da çevre ve kaynak korunumu içerisinde yer aldığından Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı su ile ilgili bahsi geçen konularda söz sahibidir.
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı:
644 sayılı KHK ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığına su ile alakalı olarak "çevre kirliliğinin önlenmesi ve kontrolü ile ilgili mevzuatı hazırlamak, standart geliştirmek, ölçüm, tespit ve kalite ölçütlerini belirlemek; alıcı ortam özelliklerine göre çevre kirliliği yönünden görüş vermek”, “alıcı ortamları izlemek, buna ilişkin altyapıyı oluşturmak, çevre kirliliği ile ilgili olarak ölçüm, ve analiz ölçütlerini belirlemek, uygulamak ve uygulanmasını sağlamak; çevreyle ilgili her türlü ölçüm, izleme, analiz ve kontroller yapacak laboratuvarlar kurmak, kurdurmak, bunların akreditasyon işlemlerini yapmak, yaptırmak; alıcı ortamlar konusunda ölçüm yapacak kuruluşları belirlemek”, “temiz üretim ve entegre kirlilik önleme çalışmalarına yönelik politika ve stratejileri belirlemek ve ilgili mevzuatı hazırlamak”, “yenilenebilir enerji kaynakları başta olmak üzere, temiz enerji kullanımını teşvik etmek, yakıtların hava kirliliğine yol açmayacak şekilde kullanılabilmesi için hedef ve ölçütleri belirlemek”, “yeraltı ve yerüstü sularının, denizlerin ve toprağın korunması, kirliliğin önlenmesi veya bertaraf edilmesi maksadıyla hedefleri, ilkeleri ve kirletici unsurları belirlemek, kirliliğin giderilmesi ve kontrolüne ilişkin usul ve esasları tespit etmek, acil müdahale planları yapmak ve yaptırmak” ve “kurulacak tesisler için alıcı ortam özelliklerine göre çevre kirliliği konusunda görüş vermek, izlemek ve gerektiğinde müdahale etmek, emisyon, deşarj ve atıklar ile arıtma ve bertaraf sistemlerini izlemek ve denetlemek, tesisler için kurulacak arıtma sistemlerinin projelerini onaylamak” görevleri verilmiştir.
İçişleri Bakanlığı:
14/02/1985 tarih ve 18675 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “İçişleri Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun” ile İçişleri Bakanlığına su ile alakalı olarak “sınır, kıyı ve karasularımızın muhafaza ve emniyetini sağlamak” görevi verilmiştir.

Sağlık Bakanlığı:
663 sayılı “Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname” ile Sağlık Bakanlığına su ile alakalı konularda söz sahibi olma yetkisi veren “birey, toplum ve çevre sağlığını etkileyen ve genel sağlığı ilgilendiren her tür etkeni incelemek, teşhis etmek, değerlendirmek ve kontrol etmek üzere gerekli laboratuvar hizmetlerinin organizasyonunu sağlamak ve ulusal referans laboratuvarı kurmak ve işletmek, içme suları, biyosidal ürünler gibi görev alanına giren konularda tüketici güvenliği ile ilgili tedbirleri almak ve buna yönelik her türlü iş ve işlemi tesis etmek” görevi verilmiştir.
Kültür ve Turizm Bakanlığı:
29/04/2003 tarih ve 25093 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Kültür ve Turizm Bakanlığı Teşkilat Ve Görevleri Hakkında Kanun” ile Kültür ve Turizm Bakanlığına “ülkenin turizme tahsis edilebilecek kaynaklarını araştırmak, önceliklerini belirlemek, turizm sektöründe kullanılabilecek doğal kaynakların korunması ve değerlendirilmesiyle ilgili çalışmaları yürütmek, bu konuyla ilgili olarak diğer kamu kurum ve kuruluşları ile özel kuruluşlarla işbirliği yapmak” görevi verilmiştir. Ülkemizde yer alan birçok su kaynağı da turizm sektöründe kullanılan veya kullanılabilecek nitelikte olan doğal kaynaklar arasında yer aldığından, Kültür ve Turizm Bakanlığı su ile alakalı bu hususta söz sahibidir.



Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   12


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə