Wilbur Smith Onbirinci Yazıt



Yüklə 2,28 Mb.
səhifə3/47
tarix11.08.2018
ölçüsü2,28 Mb.
#69455
növüYazı
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   47

"Evet güzel yaratık, kokla onlan. Beni nasıl reddedebilirsin?" Hayvan burun deliklerinden hava verdi ve kararsız bir şekilde başını salladı.

"Pekâlâ. Sen istemiyorsan Meren onları tenceresine atabilir." Taita çite doğru döndü ama elini hâlâ uzatıyordu. Birbirlerini dikkatle süzdüler. Genç kısrak, ona doğru bir adım attı ve tekrar durdu. Taita elini kaldırıp ağzına bir fasulye koydu ve ağzını kapatmadan çiğnedi. "Ne kadar tatlı olduğunu sana anlatamam," dedi ve hayvan sonunda inadından vazgeçti. Ta-ita'nın yanına geldi ve avucundaki fasulyeleri zarif bir hareketle aldı. Burnu kadife gibiydi ve nefesi taze çimen kokuyordu. Taita, "Sana ne ad vereceğiz?" diye sordu. "Güzelliğine uygun bir isim olmalı. Ah! Gayet uygun bir şey geldi aklıma. Duman Yeli."

Sonraki haftalarda Taita ve Meren ekinleri biçtiler. Sonra olgunlaşmış fasulyeleri ayırdılar ve su sıçanı derisinden yaptıkları torbalara doldurdular. Bitki kısımlannı güneş ve rüzgârla kurutup demetler halinde bağladılar. Atlar da başlarını çitten uzatıp Taita'nın verdiği fasulye saplarını yiyorlardı. O akşam Taita, Duman Yeli'ne bir avuç dolusu fasulye ver-

33
F:3
Wilbur Smith

di ve bir eliyle boynunu okşayıp, parmaklarıyla yelesini tararken, kulağına da yatıştırıcı sözler fısıldadı. Sonra, hiç acele etmeden tuniğinin eteklerini kaldırıp sıska bacağını atın sırtına attı ve hayvanın üstüne oturdu. At hayretle donup kalmıştı, başını çevirmiş kocaman, parlak gözleriyle ona bakıyordu. Taita böğrünü topuklayınca kısrak yürümeye başladı, Meren de hem eliyle gelgel yapıyor, hem de keyifle alkış tutuyordu.

Tatlı su kaynaklarının arasındaki kampı terk ederken Taita, Duman Yeli'ne binmiş, Meren de daha yaşlı kısraklardan birini almıştı. Eşyalarını da yedekledikleri atlara yüklemişlerdi.

Bu şekilde yurtlarına çok daha çabuk vardılar. Ama Gallala'ya geldiklerinde, ilk yola çıkışlarından bu yana tam yedi yıl geçmişti. Geri döndükleri anlaşılır anlaşılmaz kentte büyük bir sevinç yaşandı. Kentliler onların uzun zaman önce öldüğünü sanıyordu. Kentteki bütün erkekler, ailelerini alıp eski yıkık tapınaktaki evlerine ziyarete geldi, saygılarını sunmak üzere küçük armağanlar getirdi. Onlar uzaktayken çocukların çoğu büyümüştü ve kimisinin kendi bebekleri olmuştu. Taita bütün minikleri sevdi ve hepsini kutsadı.

1

Dönüşleriyle ilgili havadisler, kervancılar sayesinde bütün Mısır'a yayıldı. Kısa bir süre sonra Firavun Nefer Seti ve Kraliçe Mintaka, Teb'de-ki saraydan ulaklar yolladılar. Gönderilen haberde fazla iç açıcı bir şey yoktu; Taita krallığı kuşatan tehlikeleri ilk kez duyuyordu. Firavun, "Bilge kişi, mümkün olan en kısa zamanda buraya gel, sana ihtiyacımız var," diye buyurmuştu.



Taita'nın yanıtı. "İsis'in yeni ayı çıkınca geleceğim," oldu. Keyfi bir itaatsizlik yapmıyordu: sadece, firavununa danışmanlık yapacak ruhi olgunluğa henüz ulaşmadığını biliyordu. Krallığın başındaki kötülüklerin, saygıdeğer Samana'nın onu uyardığı daha büyük kötülüklerin habercisi olduğunu hissediyordu. İç Göz'ün gücüne sahip olmasına karşın, henüz Yalan'ın güçleriyle karşılaşacak durumda değildi. Çalışıp, alametleri düşünmesi ve ruhani kaynaklarını elde etmesi gerekiyordu. Ayrıca, Galla-

34
11. Yazıt

la'da geleceğini içgüdüsel olarak bildiği rehberliğin gelmesini de beklemek zorundaydı.

Ama pek çok kargaşa ve sapma oluyordu. Çok kısa bir süre sonra kapısına yabancılar gelmeye başladı, iyilik dileyen hacılar, ricacılar, sağlık peşinde koşan hastalar ve sakatlar yakasını bırakmaz oldu. Kralların temsilcileri zengin armağanlar getirip kehanet ve ilahi kılavuzluk istedi. Taita hepsinin aurasını hevesle inceliyor, içlerinden birinin beklediği haberci olmasını umuyordu. Tekrar tekrar hayal kırıklıkları yaşadı ve adamları hediyeleri ile birlikte geri çevirdi.

Meren, "Küçük bir ondalığı ahkoysak ya, Büyücü," diye yalvardı. "Her ne kadar kutsal bir kişi haline gelmiş olsan da yemek yemen lazım, üstelik tuniğin de paçavraya döndü. Benim de yeni bir yaya ihtiyacım var."

Mısır'ı geçip Sagafa'nın yalçın kayalıklarını aşarak Kızıldeniz'e ulaşan kervanlar, onlara Mısır Ana'dan düzenli olarak haber ulaştırıyordu.

35

Arada sırada, bir ziyaretçinin aurasındaki bütünlüğü görünce heyecanlanıyordu. Bunlar, büyücüler arasındaki ününü duyarak gelen, bilgelik ve bilgi peşinde olan kimselerdi. Fakat, ondan almaya geliyorlardı; hiçbiri onun sahip olduğu güçlere sahip değildi ve karşılık olarak verecekleri bir şeyleri yoktu. Yine de, Taita onların söylediklerini dikkatle dinledi, sözlerini tarttı ve değerlendirdi. Hiçbirinin bir önemi yoktu, ama bazen tesadüfen söylenen bir şey veya hatalı bir görüş, zihninde yeni bir yol açıyordu. Onların hataları sayesinde, doğru ve geçerli bir sonuca ulaşıyordu. Samana ile Kashyap'ın uyanlarım aklından hiç çıkarmıyordu: karşılaşacağı bir çatışmadan kurtulabilmek için bütün gücünü, aklını ve hünerini kullanmak zorunda kalacaktı.



Wilbur Smith

Yine bir kervan geldiğinde, Taita, Meren'i kervan başıyla konuşmaya yolladı; onun saygıdeğer Büyücü Taita'nm güvenilir adamı olduğunu bilen bütün kervancılar Meren'e hürmet ediyordu. Meren o akşam kentten döndü ve, "Tüccar Obed Tindali, yüce Tanrı Horus'a ettiğiniz dualarda kendisini de hatırlamanı diliyor," dedi. "Etiyopya'nın uzak köşelerinden gelen en değerli kahve çekirdeklerini gönderdi armağan olarak, ama, maalesef iyi haberleri yoktu Büyücü."

Yaşlı adam gözlerinde beliren korkuyu gizlemek için yere baktı. Şimdiye kadar aldıklarından daha kötü haber ne olabilirdi? Başını kaldırdı ve kesin bir ifadeyle, "Beni korumaya çalışma sakın Meren," dedi. "Hiçbir şeyi gözleme. Nil taşkını mı başlamış?"

"Henüz değil," diye cevap verdi Meren, yumuşak ve üzüntülü bir sesle. "Yedi yıldır tufan yaşanmamış."

Taita'nm sert tavrı yumuşadı. Sular yükselmez ve güneyden getirdikleri zengin, verimli alüvyon topraklar olmazsa, Mısır kıtlık, salgın ve ölüme mahkûm olurdu.

Meren, "Büyücü, bu bana derin bir acı veriyor ama yine de daha kötüsü var," diye mırıldandı. "Nil'de kalan bir avuç su da kana dönüşmüş."

Taita bakışlarım ona dikti. "Kana mı?" dedi. "Anlamıyorum."

"Büyücü, nehrin en küçük göletleri bile koyu kırmızı olmuş ve kadavraların pıhtılaşmış kanlan gibi kokuşmuş," dedi Meren. "Ne insanlar ne de hayvanlar içemiyormuş o sulardan. Atlar, koyun ve keçi sürüleri bile susuzluktan kınlıyormuş. Nehir kıyılan onların sıska cesetleriyle dolmuş."

Taita, "Veba ve acı! Dünya var olduğundan beri böyle bir şey hiç görülmedi," diye fısıldadı.

"Sadece veba da değil Büyücü," diye devam etti Meren kararlı bir şekilde. "Nil'in kanlı birikintilerinden kocaman, köpek kadar hızlı koşan, dikenli kurbağalar türemiş. İğrenç bedenlerini kaplayan siğillerden zehir sızıyormuş. Ölü hayvanların leşlerini yiyorlarmış. Ama bu kadar da değil-

36
11. Yazıt

Yüce Horus affetsin, insanlar diyor ki, bu canavarlar çocuklara veya kendini savunamayacak durumda olan herkese saldıracakmış. Onları daha kıvranıp haykırırken, canlı canlı yutacaklarmış." Meren duraksadı ve defin bir nefes aldı. "Dünyamıza ne oluyor? Üstümüze çöken bu ölümcül lanet nedir Büyücü?"

Birlikte geçirdikleri onlarca yılda, gaspçılara, sahte firavunlara karşı yapılan büyük savaşlarda, Nefer Seti'nin hem Yukan hem Aşağı Mısır'ın tacını elde etmesi sırasında Meren hep Taita'nın yanında olmuştu. O, Taita'nın do-ğamayacak evlat edinilmiş oğluydu. Hayır, Meren bir oğuldan da öteydi: yaşlı adama duyduğu sevgi kan bağından üstündü. Şimdi Taita, kendi üzüntüsünden çok onun üzüntüsünü hissediyordu.

"Sevdiğimiz ülkenin, sevdiğimiz insanların, sevdiğimiz kralın başına neden geliyor bunlar?" diye Meren üzüntüyle sordu.

Taita başını salladı ve uzunca bir süre sessiz kaldı. Sonra uzanıp Me-ren'in koluna dokundu. "Tanrılar kızgın," dedi.

"Niçin?" diye ısrar etti Meren. Bu güçlü savaşçı ve sadık dost, adeta çocukça batıl korkulara kapılmıştı. "Suçumuz ne?"

"Mısır'a döndüğümüzden beri bu sorunun cevabını bulmaya çalışıyorum. Kurbanlar kestim ve bir işaret görebilmek için gökyüzünü enine boyuna iskandil ettim. Sanki şeytani bir varlık her şeyi örtüyor."

"Büyücü, Firavun ve Mısır için bizim hepimiz için cevabı bulman gerek," dedi Meren. "Ama başka nereye bakabilirsin ki?"

"Yakında bunu bulacağım Meren. Kâhinler böyle kehanet etti. Beklenmedik bir ulak... belki bir insan, belki bir cin, bir hayvan veya bir tan-n getirecek bu cevabı. Ama cevap mutlaka burada, Gallala'da gelecek."

"Ne zaman Büyücü? Zaten çok geç olmadı mı?"

"Belki de tam da bu gece."

37

Wilbur Smith


Taita tek bir kıvrak hareketle ayağa kalktı. Çok ileri yaşına rağmen genç bir erkek gibi hareket ediyordu. Onun yanında geçirdiği onca yıldan sonra bile, Taita'nın bu çevikliği ve esnekliği Meren'i hayrete düşürmekteydi. Taita terasın köşesindeki asasını aldı ve yüksek kuleye çıkan merdivenin dibinde ona dayanarak yukarı baktı. Kuleyi onun için köylüler inşa etmişti. Gallala'daki her aile inşaatta çalışmıştı. Kenti besleyen tatlı su kaynağını açan, onları büyülerinin gözle görünmez sihriyle koruyan yaşlı büyücüye duyduklan sevgi ve saygının elle tutulur bir işaretiydi bu.

Taita kulenin dışından spiral şeklindeki merdiveni tırmanmaya başladı; basamaklar dardı ve tırabzan olmadığı için her an düşülebilirdi. Taita ise ayaklarına bile bakmadan dağ keçisi gibi tırmanıyordu, asasının ucu taş basamaklarda hafifçe fıkırdıyordu o çıkarken. Tepedeki sahanlığa ulaşınca, yüzünü doğuya dönüp ipekli seccadesine çöktü. Meren onun yanına gümüş bir şişe bıraktı ve kendisi de Taita'nın ona ihtiyacı olduğu takdirde, çabucak gerekeni yapabileceği kadar yakın, ama büyücünün konsantrasyonunu bozmayacak kadar uzak bir noktaya yerleşti.

Taita şişenin boynuzdan yapılmış kapağını açıp zehir gibi acı sıvıdan koca bir yudum aldı. Karnından bedeninin tüm kaslarına ve sinirlerine yayılan sıcaklığı ve zihninin kristal gibi berraklaştığını hissederek sıvıyı yuttu. Yavaşça iç geçirdi ve ruhundaki İç Göz'ün açılmasına izin verdi.

İki gece önce eski ay gece canavarı tarafından yutulmuştu ve şimdi gökyüzü sadece yıldızlara aitti. Taita onların kendi sıralarına göre ortaya çıkışlarını izledi, en parlak ve en güçlü olan başı çekiyordu. Kısa bir süre sonra, gökyüzünü cennetlerin bereketiyle doldurup çölü gümüşi bir ışığa boğdular. Taita bütün hayatı boyunca yıldızları incelemişti. Onlar hakkında bilinecek ne varsa bildiğini sanıyordu, ama şimdi, İç Göz'ü sayesinde, her birinin sonsuz düzen içindeki niteliği ve pozisyonu ile insanlarla tan-

38
İL Yazıt

rıların ilişkileri üzerindeki rolü hakkında yeni bir anlayış geliştiriyordu. Hevesle aradığı parlak, belirli bir yıldız vardı. Oturduğu yere en yakın olanın o olduğunu biliyordu. Onu gördüğü anda tüm duyulan güçleniyor, yükseliyordu: O yıldız bu gece tam kulenin üstüne asılmış gibiydi.

Yıldız, ilk olarak Kraliçe Lostns'in mumyalanmasından tam doksan gün sonra, Taita'nın onun mezarını mühürlediği gece ortaya çıkmıştı. Ortaya çıkışı bir mucizeydi. Kraliçe Lostris ölmeden önce ona geri döneceğine söz vermişti ve Taita bu yıldızın onun yeminine bağlı olarak ortaya çıktığına inanıyordu. Lostris, onu hiç terk etmemişti. Bunca yıldır yıldızı Taita'nın mıknatıs taşı olmuştu. Başını kaldınp o yıldıza bakınca, Lostris'in ölümüyle ruhunu saran boşluğun dolduğunu hissediyordu.

Şimdi o yıldıza İç Göz'ü ile bakınca, Lostris'in aurasıyla kuşatılmış olduğunu görüyordu. Dev yıldızlarla kıyaslandığında küçük kalsa bile, cennette onun muhteşemliğine erişebilecek başka bir beden olamazdı. Taita, Lostris'e duyduğu aşkın, hiç azalmadan, ruhunu ısıtarak yanmaya devam ettiğini hissetti. Aniden tüm bedeni bir tehlike duygusuyla kasıldı ve kalbine giden damarlara bir soğukluk yayıldı.

"Büyücü!" Meren ondaki değişimi algılamıştı. "Seni rahatsız eden ne?" Taita'nın omzunu kavradı, öteki elini de kılıcına atmıştı. Hissettiği sıkıntı yüzünden konuşamayan Taita omuz silkip onu uzaklaştırdı ve yukarı bakmaya devam etti.

Gözlemlediği süre içinde Lostris'in yıldızı normal büyüklüğünün birkaç katma çıkmıştı. Bir zamanlar parlak ve sürekli olan aurası şimdi aralıklı olarak görünüyordu, yaydığı ışıklar, mağlup bir ordunun yırtık sancağı gibi kederle titreşiyordu. Şekli de bozulmuştu, uçlan uzamış, merkezi küçülmüştü.

Değişimi Meren bile fark etti. "Yıldızın! Bir şey oldu ona. Bu ne anlama geliyor?" Bunun Taita için ne kadar önemli olduğunu biliyordu.

"Henüz bir şey söyleyemem," diye fısıldadı Taita. "Beni burada bırak Meren. Sen uyku minderine git. Dikkatimin dağılmaması gerek. Şafakta gel yanıma."

39
Wilbur Smith

Taita yıldız güneşin yaklaşmasıyla solana kadar izlemeye devam etti, ama Meren, onu kuleden indirmek için döndüğünde Lostris'in yıldızının can çekişmekte olduğunu biliyordu.

Uzun gece nöbetinin yorgunluğuna rağmen uyuyamadı. Ölen yıldızın hayali gözünün önünden gitmiyordu ve karanlık, şekilsiz önseziler rahat vermiyordu. Bu, kötülüğün son ve en korkunç görüntüsüydü. Önce insanları ve hayvanları öldüren veba ortaya çıkmıştı ve şimdi de yıldızları mahveden bu korkunç melanetle karşı karşıyaydı. Ertesi gece Taita kuleye dönmedi ama bir avuntu arayarak tek başına çöle gitti. Meren'e efendisinin peşinden gitmemesi talimatı verilmiş olsa da, o uzaktan takip etti. Elbette Taita, onun varlığını hissetmiş ve kendisini gözlerden gizleyen bir büyü yaparak Meren'in kafasını karıştırmıştı. Meren kızgın ve onun için endişelenmiş bir halde bütün gece Taita'yı aradı. Güneş doğup da, bir arama ekibi kurmak üzere telaşla Gallala'ya döndüğünde, Taita'yı eski tapınağın terasında tek başına otururken buldu.

"Beni hayal kırıklığına uğrattın Meren. Sen böyle uzaklara gidip görevlerini ihmal etmezdin," diye eğlendi onunla Taita. "Şimdi de beni açlıktan öldürmeye mi niyet ettin? İşe aldığın şu yeni hizmetçiyi çağır bakalım, umalım ki, yemekleri de yüzü kadar güzel olsun."

Taita o gün de uyumayıp terasın uzak köşesindeki gölgeliğin altında tek başına oturdu. Akşam yemeklerini yer yemez bir kez daha kuleye tırmandı. Güneş ufkun ancak bir parmak altına inmişti, ama Taita yıldızın ortaya çıkışından sonraki karanlık gecenin bir saniyesini bile boşa geçirmemeye kararlıydı. Gece, bir hırsız gibi hızla ve sinsice geldi. Taita gözlerini doğuya dikti. Yıldızlar gecenin içinde belirmeye ve giderek daha parlak bir hal almaya başladılar. Sonra, aniden, Lostris Yıldızı, Taita'nm başının üstünde belirdi. Onun diğer yıldızlar arasındaki yerini terk etmiş olması Taita'yı şaşırtmıştı. Lostris'in yıldızı artık Gallala kulesinin üstündeki fenerin ışığı gibi görünüyordu.

40
11. Yazıt

Artık bir yıldız değildi. Taita'nın onu göremediği birkaç saat içinde ateşten bir bulut şeklinde dağılmıştı ve yavaş yavaş yok oluyordu. Etrafını karanlık, meşum dumanlar sarmış, Taita'nın başının üstündeki cennetlerden gelen alevlere bürünmüştü.

Taita uzun gece boyunca bekledi ve izledi. Sakatlanmış yıldız başının üzerindeki pozisyonundan ayrılmadı. Güneş doğarken hâlâ oradaydı ve ertesi gece olduğunda yine aynı ilahi yerinde durmaktaydı. Geceler boyu, yol gösteren ışığı tannsal göklerin sonlarına kadar uzanması gereken güçlü bir fener gibi orada asılı kaldı. Etrafını kuşatan tahrip bulutlan dönüyor ve girdap oluşturuyordu. Merkezindeki alevler önce artmış, sonra da sönmüştü, sadece farklı bir yerde titrek bir alev vardı.

Şafakla birlikte kent halkı eski tapınağa gelip sütunlu salonda Büyü-cü'yü beklemeye başladı. Taita kulesinden inince etrafına toplandılar, kentlerinin üzerine asılı alevler için bir açıklama yapsın diye yalvardılar. "Oh yüce Büyücü, bu da başka bir felaketin habercisi mi? Mısır zaten yeterince acı çekmedi mi? Lütfen bu kötü kehanetleri açıkla bize." Ama Taita'nın onları rahatlatacak bir açıklaması yoktu. Yaptığı çalışmaların hiçbiri Lostris Yıldızı'nın durumu gibi doğa dışı bir şeye hazırlamamıştı onu.

Yeni ay dolunay oldu ve ışığı, yanmakta olan yıldızın ürkütücü görüntüsünü yumuşattı. Ay solunca, Lostris Yıldızı bir kez daha göklere hâkim oldu, o kadar parlak bir şekilde yanıyordu ki, onun yanında tüm diğer yıldızlar sönük kalmıştı. Sanki bu ışık tarafından çağmlmış gibi, güneyden kara bir çekirge bulutu geldi ve Gallala'nın üstüne çöktü. İki gün orada kaldılar, tarlala-n harap ettiler, geride ne bir buğday tanesi ne de bir zeytin yaprağı bırakmadılar. Sürülerin ağırlığıyla bel veren nar dallan sonunda kınldı. Üçüncü günün sabahında böcekler muazzam, uğultulu bir küme halinde havalandı ve batı yönünde Nil'e doğru uçmaya başladı, Nil'in taşmaması yüzünden zaten açlıktan kınlan topraklarda biraz daha zarar ziyan yaratacaklardı.

Mısır ülkesi sinmiş ve halk ümidini kaybetmişti.

41

Wilbur Smith


Sonra Gallala'ya başka bir ziyaretçi geldi. Aslında adam gece gelmişti ama Lostris Yıldızı'nın alevleri o kadar parlaktı ki, kervan daha epeyce uzakken Meren onu Taita'ya gösterebilmişti.

"Bu yük hayvanlan uzak ülkelerden," diye belirtti. Deve Mısır kökenli değildi ve hâlâ ilgisini çekmeyecek kadar nadir bulunuyordu. "Kervan yolunu izlemiyorlar ama çölden geliyorlar. Bütün bunlar çok garip. Onlara karşı temkinli olmalıyız." Yabancı seyyahlar, sanki yolu gösteren biri varmış gibi, sağa sola sapmadan doğruca tapınağa geldiler. Deve sürücüleri hayvanlarını çöktürdüler ve kamp kurmaya hazırlanan bir kervanda yaşanan normal telaş başladı.

Taita, "Yanlarına git," diye emretti. "Haklarında ne öğrenebiliyorsan öğren."

Meren güneş ufuktan iyice kaybolana dek dönmedi. "Yirmi adam," dedi. "Hepsi hizmetli ve uşak. Bize ulaşmak için aylardır yollarda olduklarını söylüyorlar."

"Liderleri kim? Onun hakkında ne öğrendin?"

"Onu gözümle görmedim. Dinlenmeye çekilmişti. Çadırı kampın tam ortasında. En güzel yünden yapılmış. Adamları ondan büyük bir korku ve saygıyla söz ediyor."

"Adı neymiş?"

"Bilmiyorum. Ondan söz ederken sadece Hitama diyorlar, bu da onların dilinde 'Öğrenmekte yüce bir yere ulaşmış' anlamına geliyor."

"Burada ne arıyormuş?"

"Seni, Büyücü. Senin için gelmiş. Kervancı başı seni adınla sordu."

Taita sadece biraz şaşırmıştı. "Ne yiyeceğimiz var? Bu Hitama'yı ağırlamamız gerekir."

42
11. Yazıt

"Çekirgeler ve kıtlık pek bir şey bırakmadı. Biraz tütsülenmiş balığım ve birkaç tane tuzlu çörek yapacak kadar mısırım var."

"Dün topladığımız mantarlara ne oldu?"

"Çürümüş ve kokuşmuşlar. Belki köyde bir şeyJer bulabilirim."

"Yok, dostlarımızı sıkıntıya sokma. Zaten hayatları yeterince güç. Elimizde ne varsa onunla idare ederiz." Sonunda ziyaretçilerinin cömertliği kurtardı onları. Hitama akşam yemeğini paylaşmak üzere gelmeyi kabul etti ama hediye olarak Meren'le güzel, yağlı bir deve yolladı. Belli ki insanlann kıtlık yüzünden neler çektiğini biliyordu. Meren hayvanı kesti ve bir budunu kızarttı. Etin kalanı Hitama'nın hizmetkârlanna ve köyün büyük bir kısmına yeterdi.

Taita, konuğunu tapınağın çatısında bekledi. Onun kim olduğunu merak etmişti. Unvanına bakılacak olursa ya bir büyücü ya da belki bir başra-hipti. Kendisine açıklayacaklarının büyük bir önem taşıyacağına inanıyordu.

Acaba kehanetlerde sözü edilen haberci o muydu? Taita bunca zaman beklemiş olduğum kişi o mu, diye merak etti ve Meren'in konuğu geniş taş merdivenden buyur ettiğini duyunca o tarafa döndü.

Meren taşıyıcılara, "Efendinize dikkat edin," dedi. "Merdiven basamakları ufalanıyor, tehlikeli olabilir." Sonunda çatıdaki terasa ulaşmışlardı. Perdeli tahtırevanın Taita'nın minderinin yanına yerleştirilmesine yardım etti ve aralarındaki alçak masaya gümüş çanaktaki nar kokulu şerbetle iki tane maşrapa bıraktı. Sonra soran gözlerle kendi efendisine baktı. "Başka ne arzu edersiniz Büyücü?"

"Bizi şimdilik baş başa bırakabilirsin Meren. Yemek için hazır olunca ben, seni çağırırım." Taita maşrapalardan birine şerbet koyup perde kanatlarının birleştiği yere yakın bir noktaya bıraktı, perde hâlâ sıkıca örtülüydü. Görünmez konuğuna, "Selamlar ve hoş geldiniz. Meskenime onur verdiniz," diye mırıldandı. Cevap gelmedi ve Taita İç Göz'ünün bütün gücüyle perdenin arkasına konsantre oldu. Canlı bir insana ait bir aura algılamayınca şaşırdı. Bir kez daha inceledi ve yine bir yaşam belirtisi göre-

43
Wilbur Smith

medi. Tamamen boş ve temiz görünüyordu. "Orada kimse var mı?" Çabucak ayağa kalkıp tahtırevanın yanına gitti. "Konuş!" diye buyurdu. "Bu ne biçim bir şeytanlıktır?"

Perdeyi çekti ve hayretle geri sıçradı. İçeride yastıklara bağdaş kurup oturmuş bir adam vardı ve ona bakıyordu. Adamın üzerinde sadece safran rengi bir peştamal vardı. Bedeni iskelet gibiydi, kel kafası adeta kurukafaya dönmüştü, derisi, deri değiştiren bir yılan gibi kuru ve kınş kırıştı. Yüzü, açıkta kalmış eski bir fosilinki gibiydi, ama ifadesi dingin, hatta güzeldi.

Taita kelimelerin dudaklarına ulaşmasını engelleyemeden, "Auran yok!" diye bağırdı.

Hitama başını hafifçe yana eğdi. "Senin de yok Taita. Saraswati, Tapınağı'ndan dönenlerin hiçbirinde fark edilebilir bir aura olmaz. İnsanlığımızın bir kısmını Kashyap'la bırakırız. Bu farklılık da birbirimizi tanımamızı sağlar."

Taita bu sözleri bir süre düşündü. Hitama daha şimdiden, kendisinden önce Gallala'ya gelen ziyaretçilerden fazlasını söylemiş oluyordu.

"Kashyap öldü ve tanrıçaların karşısındaki yerini bir kadın aldı. Adı Samana. Bana başkalarının da olduğunu söylemişti. Sen, ilk karşıma çıkansın."

"Pek azımıza İç Göz yeteneği bağışlanır. Ve daha da azımız geride kalır. Sayımız giderek azaldı. Bunun uğursuz bir nedeni var ve zamanı gelince sana açıklayacağım." Oturduğu minderde yer açtı. "Gel, yanıma otur Taita. Artık iyi duyamıyorum ve konuşacak çok şeyimiz, ama çok az zamanımız var." Ziyaretçi, günlük Mısır dilinden, kusursuz bir şekilde konuştuğu Tenmass diline dönmüştü. "Tedbiri elden bırakmamalıyız."

Hitama'nın yanına yerleşirken, Taita da aynı dili kullanarak, "Beni nasıl buldun?" diye sordu.

"Yıldız yol gösterdi." Yaşlı kâhin yüzünü doğu semalarına çevirdi. Onlar konuşurken gece olmuş ve ilahi yıldızlar parlamaya başlamıştı. Lost-

44
11. Yazıt

ris Yıldızı hâlâ tam tepelerinde duruyordu, ama şekli biraz daha bozulmuştu. Artık belli bir merkezi yoktu. Parlak bir gaz bulutuna dönüşmüştü.

"O yıldızla aramda özel bir bağ olduğunu hep bilirdim," diye mırıldandı Taita.

"İyi bir nedenle," dedi ihtiyar adam gizemli bir tavırla. "Kaderin onunla bağlı."

"Ama gözlerimizin önünde ölüyor."

İhtiyar adam, Taita'nın parmak uçlarının karıncalanmasına yol açacak şekilde ona baktı. "Hiçbir şey ölmüyor. Bizim ölüm dediğimiz şey aslında bir durum değişikliği. O daima seninle kalacak."

Taita, onun adını söylemek, yani, "Lostris," demek üzere ağzını açtı ama ihtiyar adam bir hareketle onu susturdu.

"Onun adını yüksek sesle söyleme. Söylersen, sana kötülük yapmak isteyenlere karşı ona ihanet etmiş olursun."

"Yani bir isim bu kadar güçlü olabiliyor mu?"

"İsmi olmayan biri var olamaz. Tanrıların bile isme ihtiyacı vardır. Sadece Doğru isimsizdir."

"Ve bir de Yalan," dedi Taita, ama ihtiyar adam kafasını salladı.

"Yalan'ın adı Ahriman'dır."

"Sen, benim adımı biliyorsun," dedi Taita. "Ama ben seninkini duymadım."

"Benim adım Demeler."

"Demeter yarı tanrılardandır." Taita bu ismi hemen hatırlamıştı. "Sen o musun?"

"Gördüğün gibi, ben ölümlüyüm." Demeter ellerini uzatıp nasıl titrediklerini gösterdi. "Ben de senin gibi bir Uzun Yaşayan'ım Taita. Aşırı uzun bir hayat yaşadım. Ama yakında öleceğim. Ölmeye başladım bile. Zamanı gelince sen de öleceksin. İkimiz de yarı tanrı değiliz. Biz İyilikçi Olümsüzler'den değiliz."

45
Wilbur Smith

"Demeter, beni o kadar çabuk bırakamazsın. Daha yeni buluştuk," diye itiraz etti Taita. "Seni bulmak için çok uğraştım. Senden öğrenmem gereken çok fazla şey var. Mutlaka sen de bu nedenle geldin bana. Buraya kadar ölmek için gelmedin herhalde?"

Demeter kabullenircesine başını eğdi. "Elimden geldiğince çok kalacağım, ama yıllar beni yıprattı ve Yalan'ın güçleri hasta etti."

Taita alçakgönüllülükle konuştu: "Zamanımızın bir saatini bile boşa harcamamalıyız. Emret. Senin yanında ben küçük bir çocuk sayılırım."

"Zaten başladık bile," dedi Demeter.


Yüklə 2,28 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   47




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin