13. AĞIr ceza mahkemesi ( cmk 250 maddesi İle yetkiLİ ) duruşma tutanağI



Yüklə 448,89 Kb.
səhifə1/6
tarix26.07.2018
ölçüsü448,89 Kb.
#59393
  1   2   3   4   5   6



T.C.

İSTANBUL

13.AĞIR CEZA MAHKEMESİ

( CMK 250 MADDESİ İLE YETKİLİ ) DURUŞMA TUTANAĞI
ESAS NO :2008/209

CELSE NO :214

CELSE TARİHİ :27.01.2012
BAŞKAN :HASAN HÜSEYİN ÖZESE 28298

ÜYE :ERCAN FIRAT 39995

ÜYE :NİHAT TOPAL 41981

C. SAVCISI :MEHMET ALİ PEKGÜZEL 33954

KATİP :BAHATTİN KÖSE 127251

Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese ile Üye Hakimler Ercan Fırat ve Nihat Topal’dan oluşan mahkeme heyeti tarafından 27 Ocak 2012 günü saat 10:00’da Silivri Cezaevi bitişiğindeki büyük duruşma salonunda oturum açıldı.

Tutuklu sanıklardan Erhan Timuroğlu, Bedirhan Şinal, Özkan Kurt, İsmail Sağır, Alparslan Arslan, Sevgi Erenerol, Osman Yıldırım ve başka suçtan tutuklu Sedat Peker dışındaki tutuklu sanıkların. Ayrıca başka suçtan tutuklu sanık Semih Tufan Gülaltay’ın cezaevinden getirildikleri görüldü.

Bağsız olarak huzurdaki yerlerine alındı.

Tutuksuz sanıklardan gelen yok.

Müdahil Vekilli Danıştay Başkanlığı Vekili Av. Perihan Özcan ile bir kısım sanıklar müdafilerinden Sanık Veli Küçük müdafii Av. Zeynep Küçük, Sanıklar Doğu Perinçek ve Hikmet Çiçek müdafii Av. Mehmet Cengiz, Sanıklar Doğu Perinçek ve Hikmet Çiçek müdafii Av. Hasan Basri Özbey geldikleri görülmekle huzurdaki yerlerine alındı.

Açık yargılamaya devam olundu.

Sanıkların ve müdafilerin talep ve beyanının alınacak olması karşısında Gizli Tanık Kıskaç’ın beyanının alınmasına ara verildi.



Mahkeme Başkanı: "Beyanda bulunmak isteyen varsa. Buyurun.”

Sanık Kemal Kerinçsiz söz istedi verildi: “Değerli Başkanım Sayın üyeler son dinlenen tanıklar hakkında beyanda bulunmak istiyorum. Şahsım ile ilgili birtakım ifadeleri oldu bazılarının. Değerli Başkanım yalnız sunumumda yazılı olarak hazırlayamadım. Taleplerim olacak. O yüzden öncelikle özür diliyorum sizleri sıkıntıya soktuğumdan ötürü. Çoğunlukla yazılı olarak hazırlardım ama imkan olmadı. Efendim Gizli Tanık son olarak Poyraz dinlendi. Bu Gizli Tanık Poyraz 25.02, 01.2012 tarihli celsede bizzat savcının imzaladığı, ancak kendisinin organize şube müdürlüğünde verdiğini ifade ettiği ifadesinde şahsımdan bahsetmediği halde, 4 yıl sonra son derece ayrıntı olarak değerlendirebilecek şahsımla ilgili kendisinin Mecnun Odyakmaz ile hukuki bir sorun konusunda bir konuşmayı aktarmıştır. Bu konuşmaya göre Şişli 7 Asliye Ceza Mahkemesindeki bir hukuki itilafının Mecnun Odyakmaz’ın kendisine bu sorunun Avukat Kemal tarafından çözümleneceğini ifade etmiştir. O gün beni hiç görmediğini ifade etmesine rağmen ertesi gün ben kendisine sualleri tevcih ettiğimde Şişli Adliyesinde 1 defa gördüğünü ancak konuşmadığını ve benimde konuşmadığını sadece görüp geçtiğini ifade etmiştir. Kendisinin iddia ettiği Mecnun Bey ile yaptığı konuşma beni Şişli Adliyesinde görme hususunun ne zaman olduğunu sorduğumda da kesinlikle bir tarih vermemiştir. Ancak Mecnun Odyakmaz’ın kendisini Kelebek operasyonu nedeniyle eski dosyaları olduğunu. Bu eski dosyaların karıştırılmak suretiyle Kelebek operasyonuna dahil edilebileceğini ve meydanda dolaşma dediği cümlelerine baktığımızda, kendisinin ifade ettiği bu Şişli Adliyesinde beni görme olayının ve Mecnun Odyakmaz ile iddiasına göre yaptığı bu konuşmanın muhtemelen Kelebek operasyonundan hemen önce olduğu anlaşılmaktadır. Yani tarih itibarıyla da 2004 yılının muhtemelen 9 ayı veya 8. ayı veya 10. ayı olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü kendisi tarih veremiyor. Ancak bu şekilde yorum yoluyla ulaşabiliyoruz. Kelebek operasyonunun gerçekleşmesi ve gizli tanığın gözaltı işlemi 2004 yılında gerçekleştiği dikkate alındığında çünkü beni de gözaltına aldılar diyor, bu konuşmadan hemen sonrasında. Bu gizli tanığın beni daha önce hiç görmediği ve konuşmadığı halde 2004 yılında Şişli Adliyesinde koridorda geçerken görüp tanıması madden mümkün değildir. Neden madden mümkün değildir? O tarihte çünkü 2004 yılı 9. aya kadar basında benim herhangi bir fotoğrafım söz konusu değildir. 2002 yerel seçimlerinde belediye başkan adayı iken sadece Küçükçekmece ilçesi sınırları içerisinde yaptığım propaganda, seçim propagandası sonuçlarında yerel olarak bir iki televizyon konuşmam olmuştur. Yine yerel olarak basına çıkmışımdır, ama kamuoyunda bilinen, tanınan bir sima değilimdir. O bakımdan bu şahıs zaten beni daha önce görmediğini de ifade ettiğine göre Şişli Adliyesinde yanından geçerken beni nasıl görüp tanımıştır? Yani, bu tamamen açıkta kalmıştır Değerli Başkanım. Bu görülüyor ki, açıkçası işin şu tarafı var Değerli Başkanım, beni buraya bir monte etmek ihtiyacı hissedilmiştir. Kimseyi suçlamak istemiyorum kesinlikle, tenzih ediyorum. Ancak işin gerçeği de bu görünüyor. Adeta sırıtıyor bu konu burada. Çünkü televizyonda benim basında görünmem 2005 yılı 9. ayın 25’inden sonradır. Yani Boğaziçi Üniversitesinde kararlaştırılan Ermeni konferansının yürütmenin durdurulması kararını verdikten hemen sonrasında basında fotoğraflarım vesair beyanlarım çıkmaya başlamıştır. Ondan önce beni tanıması asla mümkün değildir. Bu sebeple, gizli tanığın beni daha önce görmediği halde ilk defa adliyede görüp tanıdığını iddia etmesi gerçekdışı bir iddiadır. İfadesinde Mecnun Odyakmaz ve Sedat Peker ile olan ilişkilerini anlatırken o çevreyi benim tanıdığıma ilişkinde tek bir sözcük ifade edememiştir. Birçok o kişilerle ilişkili birtakım gizli ilişkilerini samimi ilişkilerini tek tek ortaya koymuş, hatta onların avukatlarıyla olan rabıtalarını anlat… anlatmış adliyeleri gidiş gelişlerini anlatmış. Fakat bütün bu anlatımların bir tanesinde dahi benim ismim yoktur. Olması da mümkün değildir. Avukatları yönlendirdiğime ilişkin soyut açıklaması ki, hemen arkasından benim bunu delillendirmem mümkün değil demiştir. Aslına bakarsanız, benim büyük hukukçular birliğinin başkanlığını yapmam nedeniyle ve bu derneğinde avukatlardan oluşması nedeniyle kendisine söylenen sözlerin bir neticesi olarak ifade edildiğini tahmin ediyorum. Daha önce ifade ettiğim üzere, burada yargılanmakta bulunan Sayın Sedat Peker’i, Mecnun Odyakmaz’ı veya gizli tanığı kesinlikle hiçbir şekilde ne gördüm, ne tanırım, ne bilirim. Sadece Sedat Peker ile Mecnun Odyakmaz’ın isimlerini basından okumuşumdur. 28 yıllık avukatlık hayatım boyunca bir tek istisna ki onu da söyledim size, yanlış kimlik nedeniyle alınan bir köylünün dışında, asla ne DGM’den ne de özel mahkemelerin kapısından içeri girmedim. 250 kapsamında çete, mafya, terör buna benzer davaların hiçbirini özellikle prensip itibarıyla da almadım. DGM kayıtlarıyla Özel Ağır Ceza Mahkemesi kayıtları oradadır, bir tek dosya dahi çıkarılması mümkün değildir. Bu konuda Değerli mahkemeden talebim kendisi Şişli 7 Asliye Ceza Mahkemesinde dosyalarının olduğunu ifade etmiştir. Bu mahkemeye müzekkere yazılarak 2004 yılının baz alınarak öncesi veya sonrasında gizli tanığın kimliğinin belirtilerek bu şahıs hakkında açılmış, kapanmış ya da devam etmekte bulunan tüm ceza dosyalarının celbini arz ediyorum. Böylelikle bu dosyalarla bir ilgimin olmadığı, gıyabi tevkifin kaldırıldığı o öyle söylüyor, belki başka bir hukuki işlemde olabilir. Tarihi ve benim o tarihteki baz istasyonlarımın kontrol edilerek nerede olduğumun tespiti, mahkemece yapılan işlemlerin ne olduğu bu şekli ile ortaya çıkacaktır. Değerli Başkanım, tutanaklar çıktıktan sonra da bu konuda Değerli mahkemeye daha ayrıntılı bilgi sunacağım. 2. olarak Değerli Başkanım, Tanık Talip Doğan Karlıbel hakkındadır. Öncelikle şunu ifade etmek isterim. Orada bir sualler sırasında bir cümle kullanmıştım. Söz konusu ifade 10 Haziran 2008 tarihinde alınmıştır. Ben 1 yıllık süreç içerisinde Sayın savcının neden o ifadelerin teyidi anlamında Heinrich Böll derneğine yazı yazılmadığını söylemiştim. Sayın savcım müdahale etmişti. Doğrudur haklı müdahaledir. Ben o konudaki sözümü geri alıyorum. Çünkü aradaki süre 1 aydır haksızlık etmişimdir Sayın savcıma. Çünkü ben sehven ayı, yıl olarak tahmin ettim. 1 yıllık süre söylemişimdir. 1 aylık süre zaten 10 Temmuzda iddianame hazırlanmıştır. O süreç içerisinde belki kontrol edilme imkanı olmayabilirdi. Onu da burada ifade etmek isterim, öncelikle. Yanlışımı düzeltiyorum efendim. Bu tanık şahsımla ilgili 2 isnatta bulunmuştur. Birincisi Nazi partisi lideri Günther Dechert ile tercüman vasıtasıyla mailleşmem ve yazışma yapıp 2001 yılında hemen arkasından aynı tarihte Büyük Hukukçular Birliği derneğini kurduğumu ifade etmiştir. 2. olarak da güya Alman Ergenekon’u yapılanmasından 25.000 Avro bir yardım aldığım iddia edilmiştir. Gelen tanığa defalarca sorulduğu halde, şahsım tarafından bu konuda elinde somut hiçbir belge ve bilginin olmadığını, ifadesindeki bilgilerin duyuma dayalı olduğunu. Bu duyumunu da Almanya’da bir derginin muhabirinden aldığını belirtmiştir. Tanığın ifade tarihi ile mahkeme huzurundaki beyanı arasında 4 yıl geçmiştir. Bu süreye rağmen belgelerin muhabir arkadaşında olduğunu belirtmesine rağmen savcılığa ve mahkemeye bu süreçte tek bir belge sunamaması ki, bu konuların üzerinde yoğun olarak kitap yayınlandığı ve çalıştığı halde. Tüm delilin sadece kendisine ait mücerret beyanların olması ve yine kendisinin yaptırdığı gazete haberlerinden ibaret bulunması, sunduğu gazete haberleri üzerinde tahrifatlar yapılarak kamuoyunun yönlendirilmesi, açık kaynaklarda yer aldığını iddia ettiği parasal yardımlar konusunda aradan geçen süreye rağmen tek bir açık kaynağı dahi ibraz edememesi, sunamaması, yine 2001 yılında özellikle internetle yapılan görüşmelerde tercüman kullanılmasının madden bilim olarak, teknik olarak mümkün olmadığı halde, bunu buraya yazmış olması söz konusu ifadenin çok sonra yani, 2008’lere doğru uydurulduğunun açıkça delilidir. Yine Değerli mahkeme, zaten yurtiçinde banka, PTT, İçişleri, Dışişleri MASAK kayıtlarında parasal yardıma ilişkin bir kaydın olmaması şahsım hakkındaki tanık beyanının tamamen gerçekdışı olduğunu ortaya çıkarmış bulunmaktadır. Bu konuların aydınlığa kavuşturulabilmesi için Değerli Başkanım, birincisi federal adalet dairesine, yeniden adli yardım çerçevesinde Cumhuriyet Başsavcılığı kanalı ile müzekkere yazılarak 20.07.2011 tarihli Berlin büyükelçiliğinin yazısında belirtilen eksikliklerin giderilerek tanığın ifade ve iddialarının somutlaştırılarak net ifadeler kullanmak suretiyle yeniden sorulmasına. Olayın çabuklaştırılması ve daha kolay netice alınabilmesi yönünden yazışmanın Almanya’nın İstanbul başkonsolosluğu suretiyle ayrıca yapılmış olmasında fayda olacaktır. Çünkü Alman başkonsolosluğu en azından Türkiye’nin genel sistemini, adli sistemini çok daha iyi tanıdığından bu anlamda doğru olan Alman mercilerine müracaat edebilecek, o bilgileri çok daha kolaylıkla bir Alman makamı vasıtasıyla temin etmiş olabileceğiz. Öbür türlü adli yardımda hem çok uzayacak hem cevap vermekte de bir, birtakım eksiklikler ve sıkıntılar çıkabilecektir. Berlin büyükelçiliğine müzekkere yazılarak parasal yardımların yer aldığı iddia edilen, açık kaynak olduğu ifade edilen 2004, 2006 yılları arasında yayınlanan federal anayasa koruma teşkilatı raporlarının temin edilerek mahkememize gönderilmesinin istenmesine çünkü ifadesinde de çok açık. Federal anayasa koruma teşkilatının yayınlamış olduğu raporlarda söz konusu yardımların olduğu ifade edilmiştir. Bu anlamda o raporların temin edilmesi de Berlin büyükelçiliği tarafından çok daha kolaydır bizim büyükelçiliğimiz tarafından. Çünkü açık kaynak olduğu ifade ediliyor. Varlığı iddia edilen yine Türk Ortodoks kilisesi ile Alman Kiliseler Birliği İlişkilerinin ortaya çıkarılması yönünden çünkü ben o raporları diyor ki kiliseler birliğinin yayınlamış olduğu raporlardan öğrendim diyor. Son 10 yıl, 15 yıl geriye gidilerek yine Berlin büyükelçiliğinin söz konusu Alman Kiliseler Birliği raporlarının temin ederek gönderilmesinin istenmesi de bu konuyu aydınlatacaktır. 5. olarak 391 klasör sayfa 265’de yer alan Heinrich Böll derneğinin Gümüşsuyu’ndaki adresine müzekkere yazılarak söz konusu belgenin eklenmek suretiyle böyle bir ödemenin Taner Ünal’a yapılıp yapılmadığını, yapılmışsa ödeme belgelerinin istenmesine, belgenin doğru olup olmadığının sorulmasında da zaruret olduğu kanaatindeyim Değerli Başkanım. 6. olarak dernekler masasına müzekkere yazılarak Heinrich Böll derneğinin müdürlük nezdindeki dosyasının bir örneğinin istenmesine. Bu derneğin 6.5.1997 tarihli yaptığı iddia edilen ödeme konusunda dosyada bir bilgi olup olmadığının veya belge olup olmadığının, var ise temin edilerek gönderilmesinin istenmesini arz etmekteyim. Son olarak Sayın Başkanım Gizli Tanık 17’nin ifadeleriyle alakalı bir beyanım olacak. İddianamenin 1840. sayfasında diğer şüphelilerle sözde örgütsel bağlantılar kısmında ve 1861. sayfasında şahsım ile ilgili hukuki değerlendirme bölümünde, Fikri Karadağ ile Kuvayi Milliye derneği arasında rabıtamın sadece ve sadece 2 hususa dayandırıldığını görmekteyiz. Bir tanesi bu meşhur plaket veya hediye veya anı eşyasının gönderildiği iddiası. Diğer bir olayda Türk Ortodoks kilisesinde yapılan bir yıldönümünde Sayın Fikri Karadağ’ın beni gördüğünü ifade etmesine dayandırılmıştır. Maalesef o gördüm fiili, iddianameye tanıdım olarak geçirilmiştir. Oysa açıkça ifadesinde tek taraflı bir gördümdür. Yüzlerce insanın katıldığı bir yerde bir şahsı benim mutlak suretle tanımam hayatın olağan akışına uygun değildir. Burada asıl önemli olan Gizli Tanık 17’nin ifade ettiği bu plaket veya eşya anı olayıdır. Çünkü bu verilme olayıyla bir sözde örgütsel bağ oluşturulmaya çalışılmaktadır. Fikri Karadağ benim tanıştığım yer tutuklanmamdan hemen önce salondan çıkarıldığımda kapının önünde tutuklanma kararını beklerken o anda tanışmışımdır. Onun öncesinde kesinlikle asla yoktur. Tanımış olsaydım burada çok rahatlıkla evet Fikri Karadağ’ı ben şurada şu şekilde tanıdım derdim, demekten de çekinmem. Bunda gizlenecek, saklanacak bir iş değildir. Tanıma hiçbir zaman bir örgütün bağlantılı veya sözde örgütsel bağı oluşturacak olan bir delil olduğuna inanmıyorum. Gizli Tanık 17’nin 15.12.2011 tarihli celsede, sorularıma verdiği cevaplarda beyanlarının gerçeği yansıtmadığı, bir an için gönderilen adalet terazisini simgeleyen, pirinçten yapıldığı söylenen küçük bir şilt ya da hediyenin gönderilmediğinin, Fikri Karadağ’ın beni tanıması anlamına gelmeyeceği de ortaya çıkmıştır. Öncelikle, Gizli Tanık 17 büromun yerinin tanımlanmasını son derece kolay olmasına rağmen geldiği yeri en basit bir şekliyle dahi ifade edememiş, tarif edememiştir. Gizli Tanık 17’nin ifadesinde büroma gelmediğine ilişkin şu beyanları olmuştur. Vatan Caddesinden yukarı doğru çıkıyorsun demiştir. Büromun olduğu yer Vatan caddesine Fatih Adliyesinden sonra sapılan ilk sokağın soldaki ilk binasıdır. Düz bir yerdir, yukarı çıkılan herhangi bir yokuş vesair de yoktur. İkişer katlı bina olduğunu defalarca söylemiştir, hem savcının ifadesinde, hem benim suallerime karşılık. Oysa orada bulunan binalar 5 ve 7 katlıdır. Benim bulunduğum yerde Sayın savcımda gelmiştir, 5 katlı bir binadır. Ofisimin yanında ya da karşısında tanımlamak amacıyla bir bina sormuşumdur, oysa son derece tanımlanmasını kolaylaştıracak 2 büyük bina mevcuttur. 10 metre hemen karşısında koskoca bir ilkokul vardır tam karşımıza düşer sol tarafında. Sağ tarafında da hemen 50 veya 70 metre mesafede Fatih Adliyesi vardır. Yine önünde hiçbir bina yoktur. Yani tanımlarken bizler ilkokulun karşısı Fatih Adliyesinin karşısı olarak tanımlarız. Bu 2 binadan birini dahi veya yanda herhangi bir binayı dahi tanımlayamamıştır. Bu anlamda tanığın benim ofisime gelmediği, kendisine sadece yapılan tanımlamalarla yetindiğini görüyoruz. Gizli Tanık 17 son derece basit ve tarif edilebilir yerde bulunan ofisimin yeri belirlenmesi yönünde bir tanımlama yapamamıştır. Bu konudaki beyanları gerçeğe aykırıdır. Kaldı ki evimde.”

Mahkeme Başkanı: "Kemal Bey toparlayın, toparlayın lütfen.”



Sanık Kemal Kerinçsiz: “Toparlayacağım efendim. Kaldı ki evimde, büroda ve dernekte yapılan aramalarda da böyle bir şilt, plaket ya da hediye eşyaya rastlanmamıştır. Bir an için Gizli Tanık 17’nin adalet terazisini simgeleyen pirinçten yapılmış şilt ya da hediyeyi büroma getirdiğini kabul etsek bile bu husus Fikri Karadağ’ı tanıdığım anlamına gelmeyeceği, yine Gizli Tanık 17’nin ifadeleriyle ortaya çıkmıştır. Ne demiştir Gizli Tanık, 2007 no, 207 nolu celsenin 88, sayfasında beni Kuvayı Milliye derneğinde hiç görmediği, dernek başkanı ve üyeleriyle yüz yüze ya da telefonda herhangi bir konuşmama şahit olmadığını, sayfa 88’de derneğin düzenlediği ya da iştirak ettiği açık ya da kapalı salon toplantısında beni hiçbir şekilde görmediğini, Sayfa 89’da benim Fikri Karadağ ile herhangi bir telefonlaşmamız ya da mesajlaşmamıza şahit olmadığını ve duymadığını, Sayfa 89’da benim telefon numaramı dernek kayıtlarında, fihristinde görmediğini. Sayfa 90’da Kuvayı Milliye derneğinin iştirak ettiği bir toplantıda beni görmediği gibi Büyük Hukukçular Birliğinin düzenlediği hiçbir etkinliğe de katılmadıklarını, Sayfa 90, 91’de bana plaket ya da hediye gönderildiğine ilişkin dernek üyeleri arasında hiçbir konuşma geçmediğini ve böyle bir konuşmayı duymadığını ifadeye bu hususun yanlışlıkla geçtiğini, kendisinin böyle bir ifade vermediğini. Sayfa 93’te Fikri Karadağ’ın bu pirinç plaketi ya da hediyeyi bana götürülmesini isterken Gizli Tanık 17’ye beni tanıdığını söylemediğini, Sayfa 93’te yine plaket veya hediyeyi gönderirken Fikri Karadağ’ın bana telefon açtığını kendisine söylemediğini, Sayfa 94’te benim ülke genelinde televizyon programları ve etkinlikler nedeniyle tanınmış bir sima olduğumu, Şahsıma hayranlık duyan bir insanın böyle bir şey yollayabileceğini kendisinin de aklına gelseydi böyle bir hediyeyi bana yollayabileceğini, Sayfa 94’te ifadedeki birlikte hareket etmeye ilişkin beyanının somut bir bilgiye dayanmadığını, sadece bir düşünce ve kanaat olduğunu, Bu konudaki bir bilgisinin olmadığını, Sayfa 95’te benim hiçbir haberim ve tanışıklığım olmaksızın hukuksal faaliyet ve etkinliklerimi takdir etmesi nedeniyle bir centilmenlik hareketi olarak plaketi ya da hediyeyi göndermiş olabileceğini. Bu eşyayı tek başına getirdiğini. Yanında başkası olmadığını. Ahmet Hurşit Tolon ile veya Şener Eruygur ile herhangi bir açık veya kapalı toplantıda şahsımı görmediğini veya görüşme yapıldığına tanık olmadığını, Sayfa 96’ta Fikri Karadağ’ın benim gıyabımda bana teşekkür etmek için bu plaket ya da hediyeyi göndermiş olabileceğini, Son cümlemi söylüyorum efendim birkaç satırım. Sayfa 96’da plaket ya da hediye üzerinde Kuvayı Milliye derneği yazısının bulunmadığını, Bu eşyayı bana getirirken bunu getirmesinin sebebini Fikri Karadağ’a sormadığını, 97’de benim popüler bir insan olmam nedeniyle bu tür hediyelerin tanışma olmadan da gönderilebileceğini, Sayfa 97’de bu hediyeyi alırken Fikri Karadağ’ı tanıdığıma ilişkin bir beyanda bulunmadığımı, teşekkür ettiğimi eşyanın avukatlığı, adaleti simgeleyen yuvarlak bir simge olduğunu belirtmiştir. Bu ifadeler bugüne kadar bu konuda yap… yaptığım tüm savunmaları teyit etmiştir. Tanınmış bir sima olduğum, Milliyetçi kesimden Türkiye’nin dört bir tarafından hediye türünde mahalli süs eşyaları ve yiyeceklerin gönderildiği bir gerçektir. Tarafıma gönderilen bu tür hediyeler gönderen kişileri tanıdığım ve bir ilişkimiz olduğunu göstermez. Özellikle televizyon programları nedeniyle bizzat televizyona dahi gelinerek hediyeler verilmiştir. Fikri Karadağ’ı bu soruşturmaya kadar tanımadım, tanımış olsam mutlak suretle ifade ederdim. Hiçbir iletişimimin olmaması, Gizli Tanık 17’nin beyanları tanışıklığım olmadığına ilişkin savunmaları kesin bir şekilde kanıtlamıştır. Değerli Başkanım tahliye konumun bir kez daha Değerli mahkemece değerlendirilmesini arz ediyorum, teşekkür ederim.”

Mahkeme Başkanı: "Tamam. Buyurun.”



Sanık Semih Tufan Gülaltay söz istedi verildi: “Sayın Başkan, Saygıdeğer hakimler, malumunuz üzere, 19 Ocak 2012 tarihli duruşmada, mahkemenizin huzurunda Talip Doğan Karlıbel isimli tanık Alman emniyet, Alman emniyetinde çevirmenlik yaptığını iddia ederek şahsıma yönelik atfı cürümlerde bulunmuştur. Talip Doğan adlı, Talip Doğan Karlıbel adlı sahte belge düzenleyicisinin Kemal Kılıçdaroğlu hakkında da birçok iddialarda bulunması üzerine Ankara Asliye Ceza Mahkemesinde hakkında dava açılmıştır. Ankara Asliye Ceza Mahkemesi kanalıyla Almanya bölge savcılığına yazı yazılarak söz konusu belgelerin sahte olduğu anlaşılmıştır. Yine Alman emniyetinin, Alman emniyetinin Talip Doğan Karlıbel isimli şahsın hiçbir dönemde, hiçbir zaman çevirmen olarak kendilerinin bünyesinde çalışmadığına dair resmi açıklaması yapılmıştır. Şahsın ayrıca Almanya’da hiçbir zaman resmi bir ikametgâhının bile var olmadığı tespit edilmiştir. Ayrıca, Alman emniyetinin Talip Doğan Karlıbel isimli şahsın Almanya’da sabıkalı olduğuna dair açıklaması mevcuttur. Muhterem Başkanım, Talip Doğan Karlıbel isimli müfteri 19 Ocak günü mahkeme huzurunda şahsımla ilgili ileri sürdüğü belgenin sahte olduğunu, yemin altında 2 defa benim sorum üzerine inkar etmiştir. Yine Talip Doğan Karlıbel isimli şahıs, 19 Ocak günü defalarca Alman emniyetinde çevirmen olarak çalıştığını iddia ederek şahsımla ilgili atfı cürümlerde bulunmuştur. Defalarca, siz Muhterem heyetin huzurunda kendisini doğru söylemeye davet etmeye çalıştıysam da, müfteri şahıs mahkeme önünde ısrarla yalan söylemeye ve yargılamayı etkilemeye teşebbüs etmiştir defalarca. Sayın Başkanım, Talip Doğan adlı yalancı tanığın sahte evrak düzenlediğini, şahsıma olmayan amcam üzerinden iftira attığını. Mehmet Mashar Eymür ile irtibatlı olarak Mehmet Mashar Eymür ile irtibatlı olarak yargılamayı etkilemeye teşebbüs suçları işlediği ortaya net olarak çıkmıştır. Muhterem mahkemenin huzurunda kendisine Demir Bükülmez isimli şahsı tanıyıp tanımadığını sordum. Hatırlarsanız, kendisi ısrarla yok dedi. Ben tekrardan kendisine aynı soruyu yönelttim çocukluk arkadaşınız, Demir Bükülmez’i tanıyor musunuz dedim, hayır dedi kesinlikle tanımıyorum. Oysaki mahkeme zabıtlarında da bunlar belgelidir. Benim o sorumdan 15 dakika evvel kendisi bana şu soruyu yöneltiyor. Diyor ki, biz size milletvekili Mehmet Kafkaslıgil’in vasıtasıyla ulaştık. Biz Mehmet Kafkaslıgil’in genel müdürü Zafer Bükülmez’i tanıyorduk. Bizi size Zafer Bükülmez getirdi. Zafer Bükülmez’i hatırlamadınız mı, Semih Bey dedi. Ben gerçekten de o anda hatırlayamadım, hatırlatırsanız dedim ben de çıkarmaya çalışırım. Genel müdürüydü deyince ben hatırladım, rahmetli oldu. Emekli Binbaşı Zafer Bükülmez. Demir Bükülmez’in babası. Mehmet Mashar Eymür’ün genel koordinatör olduğu şirketler grubunun Mısır’daki genel müdürü Demir Bükülmez’in babası. Yani, Talip Doğan Karlıbel isimli şahsın bu mahkemeyi etkilemeye teşebbüs ettiği, savcılara gidip yalan, yanlış ifadeler verip yargılamayı etkilemeye teşebbüs ettiği sabit olan, yine Abdülkadir Erdil ile röportaj yapmaya gazeteci Ecevit Kılıç’ı gönderip Danıştay suikastının üzerine sis bombası atmaya çalışan Mehmet Mashar Eymür ile irtibatlı olduğu, Muhterem mahkemenin huzurunda ortaya çıkmıştır ve yalancı tanık bunu defalarca yemin altında inkar etmiştir. Yine kendi beyanlarıyla kendi kendisini ele vermiştir. Bu kadarda acemi bir yalancıdır. Bu kadarda ucuz bir yalancıdır. Milliyet gazetesinin 17 Haziran 2009 tarihli Frankfurt Milliyet bürosunun muhabiri İrfan Ergin Mahreçli haberi ile Alman emniyetinin Ankara Asliye Ceza Mahkemesine yazdığı yazı ve Frankfurt bölge savcılığının yazılarını kamuoyu öğrenmiştir. Buyurun efendim. Milliyet gazetesinin haberine göre Talip Doğan Karlıbel bu kadar aşikar sahtecilik suçlarının faili iken, Yüce mahkemenin huzuruna gelerek utanmadan, arlanmadan yalan ve iftiralarına devam etmiştir. Mahkemenize ve Türk devletine neredeyse hakaret eden boyutlarda pervasızca iftiralarına devam etmiştir. Talebim, sanık tanık Talip Doğan Karlıbel’in ifadeleri ile yemin altında defalarca yalan söylediği, yargılamayı etkilemeye teşebbüs ettiği, suç tasniinde bulunduğu mahkeme zabıtlarıyla, mahkeme zabıtlarıyla sabittir. Yüce mahkemenin müfteri şahıs hakkında suç duyurusunda bulunmasını saygılarımla arz ederim. Muhterem Başkanım, müfteri Talip Doğan Karlıbel’in Ergenekon davası kapsamında savcılık makamı tarafından ifadesi alınmıştır. Tanık bu ifadesinde, Alman İçişleri Bakanlığı adına Alman ajanlarının sözde bana Alman ajanlığı teklif ettiklerini benimde bu teklifi kabul ettiğim iftirasında bulunmuştur. Buna kanıt olarak da, 2007 Ekim ayında yayınlanan kitabında benimle ilgili bölümdeki Tübingen savcılığına ait olduğunu iddia ettiği bir belgeyi göstermiştir. 19 Ocak tarihli duruşmada, tanık iftiralarını yemin altında yenilemiştir. Kendisine kitabında benimle ilgili yayınladığı belgenin sahte olup olmadığını söylediğim de bunu inkar ederek belgenin gerçek olduğunu iddia etmiştir. Hâlbuki belge basit Photoshop programıyla montaj yapılmış basit bir belgedir. Belge o kadar sahte ve acemice yapılmıştır ki, üzerindeki sahtecilik oynamaları çok bariz olarak anlaşılmaktadır. 1; belgeyi düzenleyen emniyet görevlisi olarak Robi Hubler isimli bir isim zikredilmektedir. Tübingen savcılığının bu kişiye Türkiye’de ajan olarak kullanmak istediği Semih Tufan Gülaltay’ın uygun olup olmadığını yazmaktadır. Ancak, belge öylesine sahte ve acemice bir üründür ki, bu belgenin üzerindeki gerek antet, gerek mühürler incelendiğinde, her şey çok açıkça anlaşılmaktadır. 2; belgedeki antet Tübingen savcılığına aittir ve yazı Stuttgart emniyet müdürlüğüne yazılmıştır. Halbuki Stuttgart vilayet merkezi olup Tübingen’e bağlı değildir. Yani Stuttgart emniyeti, savcılığı, Stuttgart emniyeti, Stuttgart savcılığına bağlıdır. Stuttgart emniyeti ancak kendine bağlı olduğu savcılık ile iç yazışma yapabilir. Yani örnek verirsek, Düzce savcılığına İstanbul emniyetinin herhangi bir operasyonda ajan kullanmayı önermesi gibi bir durum söz konusudur. Aynı şekilde Stuttgart polisi de bu türden bir yazıyı ancak kendi bağlı olduğu savcılığa yazabilir. 3; Federal Almanya yasalarına göre ancak, ancak Almanya topraklarında o da mahkeme kararı verilmek kaydı şartıyla emniyet teşkilatı ajan kullanabilir. Alman toprakları dışında ajan kullanmak yasaları tavizsiz uygulayan Alman devletinde mümkün değildir ayrıca bu casusluk suçudur. Yani, Alman emniyetinin Alman savcılığı ile böyle bir yazışma yapması casusluk suçu ve uluslararası bir skandaldır. Hiçbir devlet, hiçbir savcılık, hiçbir emniyet makamı, Muz Cumhuriyetinde bile olsa böyle bir yazışma yapamaz. Böyle bir sahte belge düzenleyip özel güvenlik mah… özel güvenlikli mahkemenin huzuruna getirip vermek gerçekten cüret işidir. Bu kadar ucuz bir belge ile bu kadar ucuz bir sahte belge ile özel yetkili mahkemenin huzuruna çıkıp insanlara iftira atmak, basın önünde iftira atmak, toplum önünde iftira atmak dehşet bir cürettir. Almanya’nın herhangi bir emniyet birimi İstanbul’da bir ajan devşirmesi mümkün değildir Sayın Başkanım. Hele emniyetin bunu resmi bir yazıyla savcılığa sorması imkansızdır. Müfteri şahıs iftirasında Alman gizli servisi BND gibi bir kurumu söz konusu etseydi ve böylesine acemice bir sahte belge öne sürmeseydi, şahsım hakkında attığı iftirayı aydınlatmak bana bu kadar kolay nasip olmayacaktı. 4; belgedeki mühür bariz bir şekilde sahtedir. Bu arada ben belgeyi size vereyim de efendim. Ben anlatırken incelemenizde kolay olur. 4; belgedeki mühür bariz bir şekilde sahtedir. 5; belgenin sonunda. 5; belgenin sonunda hoh ah tungsfol isimli hoh a, hoh ah tungsfol olarak geçen bir ibare vardır ki, bunun Türkçesi en yüksek saygılarımızla diye bir hitaptır. Sayın Başkanım, Muhterem hakimler, bir başsavcılık makamı emrindeki bir polise en yüksek saygılarımla diye bir resmi belge yazabilir mi? İnsanlara iftira atmak bu kadar ucuz mudur, bu kadar kolay mıdır? Bu kadar ucuz ve alçakça sahte belge düzenleyen bir insana Muhterem mahkemeniz nasıl itibar edebilir? Bu insan hangi cüretle gelir, burada mahkemeyi kandırır, burada insanların şerefiyle, onuruyla oynayacak kadar cüret ve cesaret bulur. Bakınız, belgede yazan aynen budur belgenin sonunda, hoh ah tungsfol en yüksek saygılarımızla anlamında bir ifadeyle savcılığın kendi emniyetindeki kendi emrindeki bir personele yazı yazdığı iddia ediliyor. Alman devletinde Alman belgelerinde böyle bir yazışma böyle bir yazışma usulü yoktur. Hiçbir ülkede hiçbir mantığında kabul etmeyeceği bir yazışmadır. Sayın Başkanım, Muhterem Heyetinizden bu ekte size takdim ettiğim belgenin sahteliğinin araştırılması hususunda federal Almanya büyükelçiliğine yazı yazılarak, akıbetinin öğrenilmesini talep ederim. Ayrıca müfteri şahıs Talip Doğan Karlıbel’in aynı benim gibi, Kemal Kılıçdaroğlu hakkında da tanzim ettiği sahte belgeler, Ankara Asliye Ceza Mahkemesinin kanalıyla Federal Almanya savcılığından gelmiştir. Bu yeminli tercümedir. Muhterem Başkanım, elinizdeki belgeler Federal Almanya savcılığı kanalıyla gelmiş yeminli tercüme belgelerdir. Belgelerin tamamıyla sahte olduğu, belgedeki emniyet adresinin bile sahte olduğu, yani o adreste öyle bir emniyet biriminin bile olmadığı, belgedeki mührün sahte olduğu ve bu kişinin Kemal Kılıçdaroğlu’na da benimle ilgili yaptığı gibi sahte bir belge tanzim ettiği de yine mahkeme kanalıyla mahkeme emriyle tespit edilmiştir, tescil edilmiştir. Her şey bu kadar açık ve alenidir. Muhterem Başkanım Talip Doğan Karlıbel isimli şahıs sadece bana iftira atmakla kalmayıp, sadece benim onuruma, benim şerefime iftira atmakla kalmayıp, Muhterem mahkemenin de inanılırlığını, adaletini zedelemiştir. Bu bakımdan Talip Doğan Karlıbel’in burada heyetin huzurunda yemin altında defalarca ikaz edilmesine rağmen göz göre göre iftira atması göz göre göre suç tashihi suçları işlemesi, sahte belgeler ibraz etmesi ile ilgili Muhterem heyetinizin savcılığa suç duyurusunda bulunarak adaleti tecelli ettirmesini saygılarımla talep ederim.”

Saatin 10:42 olduğu görüldü.




Yüklə 448,89 Kb.

Dostları ilə paylaş:
  1   2   3   4   5   6




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2022
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə