Hukuk müŞAVİRLİĞİ



Yüklə 0,51 Mb.
səhifə3/5
tarix21.08.2018
ölçüsü0,51 Mb.
#73359
1   2   3   4   5

Anayasa Mahkemesi kararına paralel değerlendirmelerin yer aldığı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun E. 2002/1-19 K. 2002/97 sayılı kararında da, “Gerek Hukuk Genel Kurulu'nun gerekse ilgili Yargıtay Dairelerinin kararlılıkla sürdürdükleri içtihatlarına göre, kesinleşen orman kadastrosu sınırları içinde kalan her türlü kayıt ve belgeler ile mahkeme ilamları hukuki değerlerini yitirirler.” denilmektedir.

Ayrıca, Yargıtay 20. Hukuk Dairesi’nin E. 2008/14898, K. 2008/14753 sayılı kararı, “Medeni Yasa'nın 713. maddesi gereğince Orman Yönetimi yasal hasım olduğu halde Orman Genel Müdürlüğü'ne husumet yöneltilmediğinden tescil kararının Orman Yönetimi'ni bağlamayacağı,..” şeklindedir. Anı yönde verilmiş Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin E. 2005/2906, K. 2005/2783 sayılı kararında da, “…Kuşkusuz orman idaresi, koşullarının varlığı halinde 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 12. maddesi hükmü uyarınca genel mahkemede kesinleşen kadastroya karşı dava açabilir. Hal böyle olunca yerel mahkemece oluşturulan hükmün davanın gerçek tarafı olmayan orman yönetimi aleyhine koşulları usulün 237. maddesi hükmünde belirtilen biçimde kesin hüküm oluşturmayacağı kuşkusuzdur…” denilmektedir.


IV-DEĞERLENDİRME:

Bartın İli, Küçük kızıl kum Köyünde yapılan kadastro çalışmaları sırasında M.E. ve R.E. adına tespit gören 125 ada 12 parsel (yeni 128 ada, 219 parsel) sayılı taşınmaza karşı H.E. isimli şahsın tarafından 27/03/2000 tarihinde Bartın Kadastro Mahkemesinde tespite itiraz davası açıldığı, Bartın Kadastro Mahkemesi'nin 06/06/2000 tarihli ve E.2000/65 ve K.2000/8 sayılı kararı ile davacının davasından vazgeçmesi nedeni ile davanın reddine, 125 ada 12 parsel numaralı taşınmazın tespit gibi tescillerine karar verdiği, yine Bartın Kadastro Mahkemesi' nde Bartın Orman İşletme Müdürlüğünce 27.03.2000 tarihinde M.E. ve R.E.'e karşı 125 ada 12 numaralı parsele ilişkin tespite itiraz davası açıldığı ve Mahkemenin dava sonucunda; “…özellikle ziraatçı bilirkişi ve orman bilirkişi heyetinin raporlarından yerin ormandan açma olduğu ve eski memleket haritasında yeşil renkli orman haritası içinde görüldüğü, amenajman mescere haritasında orman alanı içinde kaldığı görüldüğü anlaşılmakla, davacının davasının kabulü ile taşınmazın "orman" niteliği belirtilerek…” 04/07/2000 tarihli ve E.2000/44, K.2000/30 sayılı karar ile Hazine adına kayıt ve tesciline karar verdiği halde, Bartın Tapu Müdürlüğünce taşınmazın E.2000/65, K.2000/8 sayılı Mahkeme kararına dayanarak 13/09/2000 tarihinde şahıslar adına tescil edildiği, ancak daha sonra konunun yeniden gündeme gelmesi nedeniyle, 16/04/2004 tarihinde bu tescilin iptal edilerek 25/06/2004 tarih ve 749, 750 ve 751 sayılı yazılar ile taraflara bildirildiği halde, 23/09/2004 tarihinde yeniden adı geçen şahıslar adına tescil edildiği görülmüştür.

Ancak, Bartın Tapu Müdürlüğünce yukarıda değinilen 25/06/2004 tarihli terkin ve 23/09/2004 tarihli yeniden tescil işlemleri yapılmadan önce, konunun Bartın Kadastro Mahkemesine intikal ettirildiği ve alınan cevabi 02/04/2004 tarihli ve 2004-muh. sayılı yazıda,” Kesinleşme kararı yalnız o davanın taraflarını bağlar. Kararlar diğer dosyalardaki tarafları kesin hüküm nedeniyle bağlamaz. Mahkemenin E.200/4 sayılı dosyasındaki dava 27/03/2000 tarihinde, E.2000/65 sayılı dosyasındaki davada 27/03/2000 tarihinde açılmış, dava konusu taşınmaz aynı olmasına karşın tarafların birbirinden haberdar olmadığı, dava dosyaları birleştirilmeden yargılamalarına ayrı ayrı son verildiği görülmekle, dava konusu yer hakkında verilen kararlar kesinleşse dahi usul olarak kesin hüküm sonucunu doğurmayacağından, verilen kararlara dayanılarak da taşınmazın tescil edilemeyeceği” belirtilmiş olmasına rağmen, Müdürlükçe terkin ve yeniden tescil işlemleri yapılmıştır.

Ayrıca, söz konusu taşınmazında bulunduğu alanda, 99 nolu Orman Kadastro Komisyonunca 6831 sayılı Yasanın 3302 sayılı Yasa ile değişik 2/B maddesi uyarınca yapılan uygulamanın 13/11/2008 tarihinde kesinleşmesi üzerine, taşınmazın tapu kaydına 03/08/2011 tarihli 2/B şerhi işlenerek, “Tamamı 6831 sayılı Kanunun 2/B maddesi uyarınca Hazine adına orman sınırı dışına çıkartılan sahada kalmaktadır.” belirtmesi yapılmıştır.

Öte yandan, Bartın Kadastro Mahkemesinde 1. dava ( E.2000/44 sayılı) görülürken Bartın Kadastro Müdürlüğünden kadastro tutanaklarının istendiği ve kadastro tutanağının aslının bu dosyaya gönderildiği, 2. davada da (E.2000/65 sayılı) yeniden Bartın Kadastro Müdürlüğünden taşınmaza ilişkin kadastro tutanaklarının istenmesi üzerine, tutanağın aslının Mahkemenin (E.2000/44) sayılı dosyaya gönderildiği 07/04/2000 tarihli ve 492 sayılı yazı ile Bartın Kadastro Mahkemesine bildirildiği halde, dava dosyaları birleştirilmeyerek yaklaşık iki ay ara ile ayrı ayrı kararlar verilmiştir.

Yukarıda yer verdiğimiz Yargıtay 20. Hukuk Dairesi’nin E. 2008/14898, K. 2008/14753 sayılı kararında ve Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin E. 2005/2906, K. 2005/2783 sayılı kararında; Medeni Kanunun 713. Maddesine de göndermede bulunularak, Orman Yönetimi yasal hasım olması gerektiği halde, Orman Genel Müdürlüğü'ne husumetin yöneltilmediği durumlarda verilen tescil kararının Orman Yönetimini bağlamayacağı ve yerel mahkemece oluşturulan hükmün davanın gerçek tarafı olmayan orman yönetimi aleyhine koşulları usulün 237. maddesi hükmünde belirtilen biçimde kesin hüküm oluşturmayacağı yönündedir.

Diğer bir ifade ile dava konusu taşınmaz orman içinde olmasa bile, şayet orman olan alana bitişik bir yerde bulunuyorsa, bu taşınmaz ile ilgili açılmış davalarda orman idaresinin mutlaka hasım mevkiinde bulunması gerekmektedir. Aksi takdirde, Orman İdaresinin taraf olmadığı davalarda verilmiş kararların Orman İdaresini bağlamayacağı ve Orman İdaresi yönünden kesin hüküm teşkil etmeyeceği açıktır.

Bu nedenle, Bartın Kadastro Mahkemesince verilen 06/06/2000 tarihli ve E.2000/65, K.2000/8 sayılı birinci kararda, Orman İdaresi taraf olmadığı için bu kararın Orman İdaresini bağlamayacağı ve Orman İdaresi yönünden kesin hüküm teşkil etmeyeceği, aynı Mahkeme tarafından aynı taşınmaz ile ilgili olarak verilen ve Orman İdaresinin taraf olduğu 04/07/2000 tarihli ve E.2000/44, K.2000/30 sayılı Hazine adına kayıt ve tesciline ilişkin karar, ilk karardan bağımsız ve Yargıtay İçtihatlarına uygun ve hukuki sonuç doğurabilecek nitelikte kesinleşmiş bir yargı kararı olması nedeniyle, tescilin bu karar uygun olarak yapılması gerektiği düşünülmektedir.

Öte yandan, söz konusu taşınmazında bulunduğu alanda, 99 nolu Orman Kadastro Komisyonunca 6831 sayılı Yasanın 3302 sayılı Yasa ile değişik 2/B maddesi uyarınca yapılan uygulamanın 13/11/2008 tarihinde kesinleşmesi üzerine, taşınmazın tapu kaydına 03/08/2011 tarihli 2/B şerhi işlenerek, “Tamamı 6831 sayılı Kanunun 2/B maddesi uyarınca Hazine adına orman sınırı dışına çıkartılan sahada kalmaktadır.” belirtmesinin yapılması, aynı zamanda bir orman kadastrosu işlemidir. Ayrıca, orman rejimi dışına çıkarma işlemi ormandan sayılmayan yerler için söz konusu olamayacağından, bu yerlerin, orman dışına çıkarılmadan önce orman olduğu sonucunu doğurmaktadır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun E. 2002/1-19 K. 2002/97 sayılı kararında da, Anayasa Mahkemesi kararlarına da göndermede bulunularak, “Gerek Hukuk Genel Kurulu'nun gerekse ilgili Yargıtay Dairelerinin kararlılıkla sürdürdükleri içtihatlarına göre, kesinleşen orman kadastrosu sınırları içinde kalan her türlü kayıt ve belgeler ile mahkeme ilamları hukuki değerlerini yitirirler.” denilmektedir.


Anayasa Mahkemesinin 01/06.1988 tarihli ve 1987/31-13 sayılı kararlarının gerekçesinde; “…Anayasa’nın 169. maddesinin son fıkrasının olanaklı kıldığı durumlar dışında orman sınırlarında daraltma yapılamaz. Kime olursa olsun, orman içindeki tapulu yerlerin verilmesi bir tür daraltmadır. Üçüncü fıkranın sınırlama kararı uyarınca incelenen ibaresi, bu nedenle Anayasa’nın 169. maddesine aykırıdır.

Orman sınırı dışına çıkarılsa bile tapu malikine verilemeyecek bir yerin, orman niteliğini taşırken de verilmemesi gerekir. Yasa koyucu, bu yerleri geçersiz tapu sahiplerine mutlaka vermek istiyorsa, Anayasa’nın öngördüğü sınırlara uygun yeni bir orman tanımı yapmak zorundadır.” denilmektedir.

Görüldüğü gibi gerek Anayasa Mahkemesi kararlarında, gerekse Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun kararlarında, kesinleşen orman kadastrosu sınırları içinde kalan yerlerdeki tapu kayıtlarına değer verilemeyeceği kabul edildiği gibi, orman sınırları dışına çıkartılan yerlere ait tapu kayıtlarına dahi değer verilmesinin Anayasaya aykırı olduğunu vurgulayarak iptal kararları vermiştir.



V-SONUÇ :

Bartın Kadastro Mahkemesince verilen 06/06/2000 tarihli ve E.2000/65 ve K.2000/8 sayılı birinci kararda, Orman İdaresi taraf olmadığı için bu kararın Orman İdaresini bağlamayacağı ve Orman İdaresi yönünden kesin hüküm teşkil etmeyeceği, aynı Mahkeme tarafından aynı taşınmaz ile ilgili olarak verilen ve Orman İdaresinin taraf olduğu 04/07/2000 tarihli ve E.2000/44, K.2000/30 sayılı Hazine adına kayıt ve tesciline ilişkin ikinci karar, ilk karardan bağımsız ve Yargıtay İçtihatlarına uygun ve hukuki sonuç doğurabilecek nitelikte kesinleşmiş bir yargı kararı olması nedeniyle, tescilin bu karar uygun olarak yapılması gerektiği düşünülmektedir.

Ayrıca, gerek Anayasa Mahkemesi kararlarında, gerekse Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarında, kesinleşen orman kadastrosu sınırları içinde kalan yerlerdeki tapu kayıtlarına değer verilemeyeceği kabul edildiği gibi, orman sınırları dışına çıkartılan yerlere ait tapu kayıtlarına dahi değer verilmesinin Anayasaya aykırı olduğunu vurgulanarak iptal kararları verildiğinden, Başkanlığınız görüşüne uygun olarak, anılan taşınmazın, Bartın Kadastro Mahkemesince verilen 04/07/2000 tarihli ve E.2000/44, K.2000/30 karar gereği olarak, tapuda "orman" vasfı ile Hazine adına tescili ve bu tescili müteakip parselin "orman" vasfının da, 13.11.2008 tarihinde kesinleşen 2/B uygulama tutanağındaki vasfına uygun olarak düzeltilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılmıştır.

Bilgilerini rica ederim.




Ali Ramazan ACAR

Birinci Hukuk Müşaviri

Sayı      :B.09,1.TKG.061–045–02–12-104/                                                              …/2012

Konu    : Önalım Hakkı

 
TAPU DAİRESİ BAŞKANLIĞINA


ÖZETİ: Toplu Konut İdaresi Başkanlığı tarafından hisseli olarak yapılan taşınmaz satımlarında; alıcılar ve Toplu Konut İdaresi Başkanlığı arasında yapılan Gayrimenkul (Arsa) Satış Sözleşmelerinin 5. maddesine dayanmak suretiyle hissedarlardan birinin Toplu Konut İdaresi’nin uygun görüşünü alarak sözleşmeden doğan haklarını 3. kişilere devir talebinde bulunması halinde diğer hissedarlardan muvafakat name alınması gerekip gerekmediği konusunda görüşümüzdür..

İlgi: 11/01/2012 tarihli ve 393 sayılı yazınız.



  1. GÖRÜŞ SORULAN KONU: İlgi yazınız ve ekinin incelenmesinden, Toplu Konut İdaresi Başkanlığı tarafından yapılan vadeli arsa satışlarında alıcılarla Toplu Konut İdaresi Başkanlığı arasında (Arsa) Satış Sözleşmelerinin 5. maddesine dayanarak alıcıların Toplu Konut İdaresi’nin uygun görüşü halinde sözleşmeden doğan haklarını 3. Kişilere devredebilecekleri, satışları hisseli olarak gerçekleşen taşınmazların devri esnasında hissedarlardan birinin devir talebinde bulunması halinde diğer hissedarlardan muvafakat name alınıp alınmaması konusunda Toplu Konut İdaresi Başkanlığına verilecek kurum görüşünün oluşturulması noktasında Müşavirliğimizin görüşünün bildirilmesi istenildiği anlaşılmıştır..

II- GÖRÜŞ İSTEYEN BİRİMİN İNCELEMESİ VE NETİCESİ: Başkanlığınızca konu hakkında yapılan inceleme neticesinde ; Toplu Konut İdaresince, 2985 sayılı Kanunun 6. maddesi kapsamında Gayrimenkul (Arsa) Satış Sözleşmesi düzenlenerek yapılan taşınmaz (veya hisse) satışları sonunda, bu şekilde hisse satın alan kişinin daha sonra bu hissesini üçüncü kişilere satması durumunda, diğer hissedarların şufa hakkını ileri sürmelerinde herhangi bir engel bulunmadığı ve Toplu Konut İdaresince yapılan bu tür satışların; yine anılan 2985 sayılı Kanun uyarınca tapu devri gerçekleşmeden ve tapu siciline paylı satışa ilişkin herhangi bir kayıt düşülmeden yapılmış olmasının, bu taşınmazlardaki pay sahiplerinin Türk Medeni Kanunu'ndan doğan şufa haklarının varlığına engel teşkil etmeyeceği,
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun ön alım hakkına ilişkin mevcut hükümleri karşısında ve bu hükümlerden farklı olarak, 2985 sayılı Toplu Konut Kanunu'nun da ön alım hakkını veya bu hakkın kullanımını ya da bu haktan feragat etmeyi düzenleyen herhangi bir hüküm bulunmadığı ve bu anlamda; TOKİ tarafından 2985 sayılı Kanun'un 6. maddesinin 2. fıkrası kapsamında, Gayrimenkul (Arsa) Satış Sözleşmesi düzenlenerek hisse satışı yapılan kişinin daha sonra bu hissesini 3. şahsa satması durumunda, aynı taşınmazdaki diğer hissedarların ön alım hakkının varlığı ve kullanılması gerektiği belirtilmiştir..  

            III- KONUYLA İLGİLİ ULUSLAR ARASI HUKUK,ANAYASA, KANUN, TÜZÜK, YÖNETMELİK VE DİĞER MEVZUAT HÜKÜMLERİ İLE YARGI KARARLARI:


4721 sayılı Türk Medeni Kanununun;

705. maddesi “Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması, tescille olur.Miras, mahkeme kararı, cebrî icra, işgal,



hâlleri ile kanunda öngörülen diğer hâllerde, mülkiyet tescilden önce kazanılır. Ancak, bu hâllerde malikin tasarruf işlemleri yapabilmesi, mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına bağlıdır.” hükmündedir.

688. maddesi "



te birden çok kimse, maddî olarak bölünmüş olmayan bir şeyin tamamına belli paylarla maliktir. Başka türlü belirlenmedikçe, paylar eşit sayılır. Paydaşlardan her biri kendi payı bakımından malik hak ve yükümlülüklerine sahip olur. Pay devredilebilir, rehnedilebilir ve alacaklılar tarafından haczettirilebilir" hükmündedir.

 

732. maddesi "Paylı mülkiyette bir paydaşın taşınmaz üzerindeki payını tamamen veya kısmen üçüncü kişiye satması hâlinde, diğer paydaşlar onalım hakkını kullanabilirler."  hükmündedir. 


733. maddesi "Cebri artırmayla satışlarda onalım hakkı kullanılamaz. Önalım hakkından feragatin resmî şekilde yapılması ve tapu kütüğüne şerh verilmesi gerekir. Belirli bir satışta onalım hakkını kullanmaktan vazgeçme, yazılı şekle tâbidir ve satıştan önce veya sonra yapılabilir" hükmündedir.

2985 sayılı Toplu Konut Kanununun 6. maddesinin 2. fıkrası "Başkanlık tarafından yapılan taşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlayan gayrimenkul satış sözleşmeleri île gayrimenkul sözleşmelerinde resmi şekil şartı aranmaz." hükmündedir.    

 IV- DEĞERLENDİRME: 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun;
705. maddesinin “Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması, tescille olur. Miras, mahkeme kararı, cebrî icra, işgal, kamulaştırma hâlleri ile kanunda öngörülen diğer hâllerde, mülkiyet tescilden önce kazanılır. Ancak, bu hâllerde malikin tasarruf işlemleri yapabilmesi, mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına bağlıdır.” hükmü,
688. maddesinin "Paylı mülkiyette birden çok kimse, maddî olarak bölünmüş olmayan bir şeyin tamamına belli paylarla maliktir. Başka türlü belirlenmedikçe, paylar eşit sayılır. Paydaşlardan her biri kendi payı bakımından malik hak ve yükümlülüklerine sahip olur. Pay devredilebilir, rehnedilebilir ve alacaklılar tarafından haczettirilebilir" hükmü,
 732. maddesinin "Paylı mülkiyette bir paydaşın taşınmaz üzerindeki payını tamamen veya kısmen üçüncü kişiye satması hâlinde, diğer paydaşlar onalım hakkını kullanabilirler." hükmü,

 

733. maddesinin "Cebri artırmayla satışlarda onalım hakkı kullanılamaz. Önalım hakkından feragatin resmî şekilde yapılması ve tapu kütüğüne şerh verilmesi gerekir. Belirli bir satışta onalım hakkını kullanmaktan vazgeçme, yazılı şekle tâbidir ve satıştan önce veya sonra yapılabilir" hükmü,


2985 sayılı Toplu Konut Kanununun 6. maddesinin 2. fıkrasının "Başkanlık tarafından yapılan taşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlayan gayrimenkul satış sözleşmeleri île gayrimenkul satış vaadi sözleşmelerinde resmi şekil şartı aranmaz." hükmü birlikte değerlendirildiğinde;
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 705. maddesinde açıkça belirtildiği üzere taşınmaz mal mülkiyeti, malikin adının tapu kütüğüne taşınmazın sahibi olarak yazılmasıyla kazanılır.

Başka bir ifadeyle; tescil, taşınmazlar üzerinde ayni hakların devren kazanılmasının şartıdır. Ayni hak tescil edildiği anda karşı tarafa geçmiş olur. Bu durunda, taşınmazlarda paylı mülkiyet tescilin yapıldığı anda kazanılmış olur.


Her ne kadar Toplu Konut İdaresi Başkanlığı tarafından yapılan satış işlemi taşınmaza ilişkin olsa da 2985 sayılı Toplu Konut Kanunun 6. maddesinin 2. fıkrası gereğince yapılan bu hisseli taşınmaz satışlarında tapu devri gerçekleşmemiş ve tapu kaydına paylı mülkiyete ilişkin bir şerh düşülmemiştir.
Bu durumda tapuya kayıtlı bir paylı mülkiyetten söz etmek mümkün olamayacağından Toplu Konut İdaresi Başkanlığı tarafından satışı yapılan taşınmazın hissedarlarından birinin payını satması halinde diğer hissedarların ön alım hakkının bulunmadığı düşünülmektedir.

Diğer bir anlatımla, Toplu Konut İdaresi Başkanlığı ve alıcılar arasında hisseli olarak yapılan vadeli arsa satışlarında



li tapu devri yapılmayan hissedarlardan birinin Gayrimenkul (Arsa) Satış Sözleşmelerinin 5. maddesine dayanarak Toplu Konut İdaresi’nin uygun görüşü halinde sözleşmeden doğan haklarını 3. kişiye devretmesi halinde diğer hissedarların önalım hakkının bulunmadığı dolayısıyla muvafakatlerine gerek olmadığı düşünülmektedir..
V- SONUÇ                              :4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 705. maddesinde açıkça belirtildiği üzere taşınmaz mal mülkiyeti, malikin adının tapu kütüğüne taşınmazın sahibi olarak yazılmasıyla kazanılır.

Başka bir ifadeyle; tescil, taşınmazlar üzerinde ayni hakların devren kazanılmasının şartıdır. Ayni hak tescil edildiği anda karşı tarafa geçmiş olur. Bu durumda, taşınmazlarda paylı mülkiyet tescilin yapıldığı anda kazanılmış olur.

Aynı Kanunun 732. maddesi "Paylı mülkiyette bir paydaşın taşınmaz üzerindeki payını tamamen veya kısmen üçüncü kişiye satması hâlinde, diğer paydaşlar onalım hakkını kullanabilirler."hükmünde olup 2985 sayılı Toplu Konut Kanunun 6. maddesinin 2. fıkrası gereğince yapılan bu hisseli taşınmaz satışlarında tapu devri gerçekleşmemiş ve tapu kaydına paylı mülkiyete ilişkin bir şerh düşülmemiştir..
Bu durumda tapuda mülkiyet devri gerçekleşmemiş olduğundan ve bir paylı mülkiyetten söz etmek mümkün olamayacağından Toplu Konut İdaresi Başkanlığı tarafından satışı yapılan taşınmazın hissedarlarından birinin payını satması halinde diğer hissedarların ön alım hakkının bulunmadığı düşünülmektedir.
Diğer bir anlatımla, Toplu Konut İdaresi Başkanlığı ve alıcılar arasında hisseli olarak yapılan vadeli arsa satışlarında bu şekilde hisse satın alan ipotekli tapu devri yapılmayan alıcılardan birinin Gayrimenkul (Arsa) Satış Sözleşmelerinin 5. maddesine dayanarak Toplu Konut İdaresi’nin uygun görüşü halinde sözleşmeden doğan haklarını 3. kişiye devretmesi halinde diğer hissedarların önalım hakkının bulunmadığı dolayısıyla muvafakatlerine gerek olmadığı düşünülmektedir..
Bilgilerini rica ederim.

                                                                                                               Ali Ramazan ACAR

                                                                                                           Birinci Hukuk Müşaviri

Sayı : B.09.1.TKG.061-045-02-12-402/ / /2012

Konu : Satış Vaadi ve Arsa Payı Karşılığı

İnşaat Sözleşmesinin Terkini Hak.



TAPU DAİRESİ BAŞKANLIĞINA
ÖZETİ: Çankaya Bahar Konut Yapı Kooperatifi tarafından adlarına kayıtlı bağımsız bölümler üzerindeki kat karşılığı inşaat yapım ve satış vaadi şerhinin terkini hakkında.

İlgi: 12/03/2012 tarihli ve 2035 sayılı yazınız.


I- GÖRÜŞ SORULAN KONUNUN ÖZETİ: İlgi sayılı yazınızda, Etimesgut Tapu Müdürlüğünden alınan yazı ve eklerinin incelenmesinden; Eryaman Mahallesi, 46424 ada 1 parsel sayılı arsa vasıflı taşınmazın, 6296/9143 hissesi A. kızı K.Y., 438/9143 hissesi M. oğlu A.A., 1502/9143 hissesi M. kızı A." S. ve 907/9143 hissesi M. kızı K.K. adlarına kayıtlı iken, malikler ile Karkonut Yapı ve İnşaat Sanayi Turizm Ticaret Limitet Şirketi arasında Ankara 50. Noterliği'nden 22/08/2000 tarihli 10258 sayılı Düzenleme Şeklinde Kat Karşılığı İnşaat Yapım ve Satış Vaadi Sözleşmesinin düzenlendiği ve anılan şirket temsilcisinin talebine istinaden 01/02/2001 tarih 601 yevmiye ile tapu kütüğüne şerh edildiği,
Daha sonra; 08/01/2010 tarih 636 yevmiye ile söz konusu taşınmaz üzerinde A Blok 36, B Blok 36, C Blok 36 ve D Blok 36 olmak üzere toplam 144 bağımsız bölümde oluşan kat irtifakının tesis edildiği ve malikler adına hisseleri oranında tescil edildiği, 01/02/2001 tarih 601 yevmiye numaralı şerhin de yeni oluşan kat irtifakı kütük sayfalarının tamamına taşındığı,
Bilahare; şerh lehdarı Karkonut Yapı ve İnşaat Sanayi Turizm Ticaret Limitet Şirketi temsilcisinin talebi üzerine 11/11/2010 tarih ve 32467 yevmiye numarası ile Kat Karşılığı İnşaat Yapım ve Satış Vaadi Sözleşmesinin, A blokta mevcut tüm bağımsız bölümlerden, B blokta bulunan 17 nolu bağımsız bölümden, C blokta bulunan 1 ila 8,10,11,12,18 ila 36 nolu bağımsız bölümlerden, D blokta 10 ila 36 nolu bağımsız bölümlerin üzerinden terkin edildiği,
Ayrıca; 15.01.2010 tarih ve 1581 yevmiye ile B blokta 1 ila 16, 18 ila 36, C blokta 5,13, 14,15,16,17 ve D blokta 1 ila 7 ve 9 numaralı toplam 49 adet bağımsız bölümün S.S. Çankaya Bahar Konut Yapı Kooperatifi adına satış suretiyle tescil edildiği,
Bu kere; S.S. Çankaya Bahar Konut Yapı Kooperatifi tarafından adlarına kayıtlı bağımsız bölümler üzerinden söz konusu şerhin terkininin talep edildiği,
Bununla birlikte, ibraz edilen 08.10.2009 tarihli Arsa Payı Karşılığı Kat Yapımı ve
Satış Vaadi Sözleşmesinin, Karkonut Yapı ve İnşaat Sanayi Turizm Ticaret Limitet Şirketi, S.S. Çankaya Bahar Konut Yapı Kooperatifi, taşınmazın malikleri ve S.Ö.’nin (Güneş Mühendislik) kendi aralarında adi yazılı şekilde akdedildiği, bu sözleşmenin 14. maddesinin "Kar konut ile Arsa sahipleri arasında akdedilmiş olup tapuya şerh edilmiş bulunan Ankara 50. Noterliği 22.08.2000 tarih ve, 10258 yevmiye numaralı kat karşılığı inşaat sözleşmesi işbu yeni sözleşmenin taraflarından herhangi biri tarafından tapuya ibrazı ile şerh kaldırılacaktır." 16 ıncı maddesinin "İş bu sözleşme, Kooperatifin genel kurul onayıyla Yönetim Kuruluna bu hususta vereceği yetkiyi takiben, taraflarca noterde düzenlendikten ve onaylandıktan sonra geçerli olacaktır." şeklinde düzenlendiği, aynı taraflar arasında akdedilen 20/11/2009 tarihli Protokol ile ise anılan sözleşmenin 16’ncı maddesindeki şartın kaldırılmasına karar verildiği, ancak 2644 sayılı Tapu Kanunun 26 ncı ve T.S.T. 55/c maddesine uygun ve geçerli noterler tarafından tanzim edilmiş arsa payı karşılığı inşaat yapımı ve satış vaadi sözleşmesinin ibraz edilemediği,
Diğer taraftan; Sincan Asliye Ticaret Mahkemesi'nde açılan Taşınmaz Satış Vaadi Sözleşmesi Şerhinin Terkini davasında, Mahkemenin 22.11.2011 tarih, 2011/61 Esas ve 226 Karar sayılı karar ile; "...şerhin konusu olan taşınmazın 5 yıl içerisinde satılmadığı hususu tartışmasızdır. Bu durumda Tapu Kanunun 26. maddesine göre şerhin tapu kaydından kaldırılması hususunda yetkili mercii (mal sahibinin istemesi üzerine) Tapu Sicil Müdür yada memurudur..." gerekçesine istinaden, davanın reddine hükmedildiği ve hükmün temyiz edilmeksizin 03/02/2012 tarihinde kesinleştiği belirtilerek taşınmazın maliki S.S. Çankaya Bahar Konut Yapı Kooperatifinin veya anılan Kooperatifin devrettiği bağımsız bölüm maliklerinin tek taraflı talebine istinaden şerhin terkinine ilişkin talebinin karşılanıp karşılanamayacağı hakkında Müşavirliğimiz görüşünün bildirilmesi istenmektedir.
II- GÖRÜŞ İSTEYEN BİRİMİN İNCELEMESİ VE NETİCESİ: Başkanlığınızca Sincan Asliye Ticaret Mahkemesi'nde açılan Taşınmaz Satış Vaadi Sözleşmesi Şerhinin Terkini davasında, Mahkemenin 22.11.2011 tarih, 2011/61E. ve 2011/226K. sayılı kararında, şerhin konusu olan taşınmazın 5 yıl içerisinde satılmadığı hususunun tartışmasız olduğu, Tapu Kanunun 26. maddesine göre şerhin tapu kaydından kaldırılması hususunda, taşınmaz malikinin istemi üzerine, yetkili merciin Tapu Sicil Müdür yada memuru olduğu belirtilerek davanın reddine hükmedilmesi nedeniyle mahkeme kararıyla terkin olanağının kalmamasının yanı sıra Satış Vaadi ve Arsa Payı Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi konulu 2009/6 sayılı Genelgemizde, tapu siciline şerh edilmesinden itibaren 5 yıl sonra sözleşme şartları yerine getirilmez ise tapu malikinin talebi ile şerhin terkin edilebileceği öngörüldüğü,

Eryaman Mahallesi, 46424 ada 1 parsel sayılı taşınmazın, S.S. Çankaya Bahar Konut Yapı Kooperatifi adına kayıtlı bağımsız bölümleri üzerinde mevcut 01/02/2001 tarih, 601 yevmiye ile tescilli Kat Karşılığı İnşaat Yapım ve Satış Vaadi Sözleşmesi şerhinin terkini talebinde, Tapu Kanunun 26/8’inci maddesi hükmüne istinaden 01/02/2006 tarihi itibariyle Yasada öngörülen 5 yıllık sürenin dolması nedeniyle taşınmaz maliklerinin de terkin talebinde bulunma haklarının doğduğu ve Tapu Sicil Tüzüğünün 78’inci maddesinin 4'üncü fıkrasında sayılan hallerde, terkin istemine ilişkin öngörülen sürenin dolması halinde taşınmaz mal malikinin istemi üzerine de terkin işlemi yapılabileceği göz önüne alındığında, 5 yıllık süre sonrası irtifak tesisi ve satış işlemlerinin gerçekleştirilmiş olmasına rağmen 2009/6 sayılı Genelgemiz uyarınca taşınmazın maliki S.S. Çankaya Bahar Konut Yapı Kooperatifinin veya anılan Kooperatifin devrettiği bağımsız bölüm maliklerinin tek taraflı talebine istinaden şerhin terkinine ilişkin talebinin karşılanabileceği şeklinde görüş bildirilmiştir.



III-İLGİLİ ULUSLAR ARASI HUKUK, ANAYASA, KANUN, TÜZÜK, YÖNETMELİK VE DİĞER MEVZUAT HÜKÜMLERİ İLE YARGI KARARLARI:

Bilindiği üzere; Tapu Kanunun 26. maddesinin 7 ve 8 inci fıkraları; “Noterlik Kanununun 44 üncü maddesinin (B) bendi mucibince noterler tarafından tanzim edilen gayrimenkul satış vadi sözleşmeleri ile arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerin de taraflardan biri isterse gayrimenkul siciline şerh verilir.

Şerhten itibaren beş yıl içinde satış yapılmaz veya irtifak hakkı tesis ve tapuya tescil edilmezse işbu şerh tapu sicil müdürü veya tapu sicil görevlileri tarafından re'sen terkin olunur.” şeklindedir.

Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün 2009/6 Sayılı Genelgesinin “B - satış vaadi ve arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinin şerhi ve terkini bölümünde ise; “5831 Sayılı Kanunun l nci maddesi ile değişik 2644 sayılı Kanunun 26 ncı maddesinin 7 nci fıkrası “Noterlik Kanununun 44 üncü maddesinin (B) bendi mucibince noterler tarafından tanzim edilen gayrimenkul satış vadi sözleşmeleri  ile arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri de taraflardan biri isterse gayrimenkul siciline şerh verilir.” Ve ayrıca 8 nci fıkrası “ Şerhten itibaren beş yıl içinde satış yapılmaz veya irtifak hakkı tesis ve tapuya tescil edilmezse işbu şerh tapu sicil müdürü veya tapu sicil görevlileri tarafından re'sen terkin olunur.” hükmündedir.


Buna göre; Satış Vaadi veya Arsa Payı Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmelerinin mevzuat çerçevesince Noterlerce düzenlenmiş ve sözleşmenin şerh edilemeyeceğine dair aksine bir hüküm yok ise şerh taraflardan birinin talebi ile şerh edilebilir. Tapu siciline şerh edilmesinden itibaren 5 yıl sonra sözleşme şartları yerine getirilmez ise tapu maliki talep etmesi ve terkin harcının yatırılması halinde terkin edilmesini isteyebilir. Şerh terkin edilmesi halinde Türk Medeni Kanunun 1019 maddesi uyarınca lehtara bilgi verilmesi gerekmektedir.
Ayrıca, Satış Vaadi veya Arsa Payı Kat Karşılığı Sözleşmeleri şerh edildikten sonra; şerhin süresi dolmadan, terkin harcı tahsil edilmek kaydı ile şerh lehtarı tarafından talep etmesi halinde şerh terkin edilebilir.” denilmektedir.
Tapu Sicili Tüzüğünün terkin istemi başlıklı 78. maddesinde ise; “Tapu sicilinde terkin, hak sahibinin veya yetkili makamın istemine ya da mahkeme kararına dayalı olarak yapılır.
İpotekli borç senedi ve irat senetlerinin terkininde bu senetlerin müdürlüğe ibrazı veya mahkemece hükümsüzlüğüne karar verilmiş olması zorunludur.
    Kayıtların terkininde tescil istemleriyle ilgili hükümler aynen uygulanır.
  Kanunda açıkça gösterilen haller ile şerh edilmiş şahsi haklarda ve tescil edilmiş arzı ve şahsi irtifak haklarında belli bir süre söz konusu ise, bu sürenin dolması halinde taşınmaz mal malikinin istemi üzerine de terkin işlemi yapılabilir."hükmü yer almaktadır.
IV-DEĞERLENDİRME VE SONUÇ : Yapılan inceleme neticesinde, Tapu Kanunun 26'ncı maddesinin 8 nci fıkrasında yer alan “Şerhten itibaren beş yıl içinde satış yapılmaz veya irtifak hakkı tesis ve tapuya tescil edilmezse işbu şerh tapu sicil müdürü veya tapu sicil görevlileri tarafından re'sen terkin olunur,” hükmü ile Tapu Sicili Tüzüğünün 78. maddesinin 4. fıkrasında yer alan, “Kanunda açıkça gösterilen haller ile şerh edilmiş şahsi haklarda ve tescil edilmiş arzi ve şahsi irtifak haklarında belli bir süre söz konusu ise, bu sürenin dolması halinde taşınmaz mal malikinin istemi üzerine de terkin işlemi yapılabilir.” hükmü bir arada değerlendirildiğinde terkin istemine ilişkin yasada öngörülen 5 yıllık sürenin dolması halinde taşınmaz mal malikinin istemi üzerine de terkin işlemi yapılabileceği sonucuna ulaşılabilirse de somut olayda 01/02/2001 tarihli ve 601 sayılı şerhe esas sözleşmenin üzerinden 5 yıldan fazla süre geçtikten sonra 08/01/2010 tarihinde nın kurulduğu, kat irtifakının kurulduğu 08/01/2010 tarihine kadar şerhin terkinin malikler tarafından talep edilmediği hususu göz önüne alındığında, 08/01/2010 tarih 636 sayılı yevmiye ile söz konusu taşınmaz üzerinde kat irtifakının tesis edilmesi ile kanunun amacının gerçekleştiği, bu itibarla söz konusu şerhin terkininin şerhin lehdarı Karkonut Yapı ve İnşaat Sanayi Turizm Ticaret Limitet Şirketi tarafından istenebileceği düşünülmektedir.

Bilgilerini ve 6083 sayılı Kanun’un 5 inci maddesi gereğince takdir Başkanlığınıza ait olmak üzere mahalline talimat verilmesini rica ederim.



Ali Ramazan ACAR

Birinci Hukuk Müşaviri

KADASTRO DAİRESİ BAŞKANLIĞI

Sayı : B.09.1.TKG.061-045-02-12-410/ / /2012



Konu : Mahk.kararı hk..

KADASTRO DAİRESİ BAŞKANLIĞINA
ÖZETİ:Tapulama Mahkemesinin kararının uygulanması hk..
İlgi: 27/04/2012 tarihli ve 3742 sayılı yazınız ve ekleri.
I-GÖRÜŞ SORULAN KONU: İlgi sayılı yazınız ve eklerinde, Kahramanmaraş ili, Elbistan ilçesi, Akveren Köyü 374 nolu parselle ilgili olarak, Elbistan Tapulama Mahkemesi’nin 1976/133 esas ve 1976/200 sayılı kararının infazının yapılamadığı, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 13. Bölge Müdürlüğü’nün 14/03/2012 tarihli ve 108 sayılı yazısında, anılan Mahkeme kararının tescili aşamasında Elbistan Kadastro Müdürlüğünce karar eki bilirkişi raporu tam dikkate alınmadan yüzölçümü miktarı ile değerlendirilmek sureti ile tapuya intikal ettirildiği, bilirkişi raporunda ibraz edilen krokinin uygulanabilir nitelikte olduğu, krokinin Kadastro Müdürlüğünce uygulanması halinde hatanın
edilerek Mahkemeden tavzih kararı istenebileceği, ancak kararın sadece yüzölçümü yönelik uygulanması ve sicilin ilgili sütunlarına şerh verilmek sureti ile muhtelif tarihlerde cins değişikliği ve satış işlemine tabi tutulduğu, bahse konu parsele ilişkin Elbistan Tapulama Mahkemesinin ilamına ek bilirkişi raporunda tanzim edilen ve metrajları belirtilen 1/2000 ölçekli krokinin Kahramanmaraş Kadastro Müdürlüğünce değerlendirilerek oluşan durum sonucunda düzenlenecek beyannamenin Elbistan Tapu Müdürlüğüne gönderilmesi ve sicilde gerekli işlemlerin yapılmasının gerektiğinin belirtildiği, ayrıca durumun Türk Medeni Kanunun 1019. maddesi gereği işlemden etkilen parsel maliklerine yazı ile bildirilerek, itirazları olması halinde dava açmaları gerektiğinin açıklanması sureti ile yön verilmesi gerektiğinin düşünüldüğünün belirtilerek konu hakkında Genel Müdürlüğümüz görüşünün istendiği,
Başkanlıklarınca ise mahkeme kararı incelendiğinde davanın tespit davası olduğu ve komşu parsellerin davanın tarafları olmadıkları, tavzih kararı isteğinde bulunulması durumunda da bunun kararın esasında bir değişiklik oluşturmayacağı, ayrıca söz konusu yüzölçümü farklılığının 374 nolu parsele ilave edileceğine yönelik bir hüküm bulunmadığından konunun mahkeme yolu ile çözümlenmesi gerektiğinin düşünüldüğü belirtilerek, konunun bir kez de Müşavirliğimizce incelenerek değerlendirilmesi istenmiştir..
II- GÖRÜŞ İSTEYEN BİRİMİN İNCELEMESİ VE NETİCESİ: Başkanlıklarınca konuya ilişkin yapılan incelemede, konunun dava yolu ile çözümlenmesi gerektiği yönünde görüş belirtilmiştir.
III-İLGİLİ ULUSLAR ARASI HUKUK, ANAYASA, KANUN, TÜZÜK, YÖNETMELİK VE DİĞER MEVZUAT HÜKÜMLERİ İLE YARGI KARARLARI : Anayasanın 138 inci maddesi:”….Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.”,
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Kesin hüküm” başlıklı 303. Maddesi:” (1) Bir davaya ait şeklî anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için, her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir.
(2) Bir hüküm, davada veya karşılık davada ileri sürülen taleplerden, sadece hükme bağlanmış olanlar hakkında kesin hüküm teşkil eder.

(3) Kesin hüküm, tarafların küllî halefleri hakkında da geçerlidir.


(4) Bir dava dolayısıyla ortaya çıkan kesin hüküm, o hükmün kesinleşmesinden sonra dava konusu şeyin mülkiyetini tarafların birisinden devralan yahut dava konusu şey üzerinde sınırlı bir ayni hak veya fer’î zilyetlik kazanan kişiler hakkında da geçerlidir. Ancak, Türk Medenî Kanununun iyiniyetle mal edinmeye ait hükümleri saklıdır.
(5) Müteselsil borçlulardan biri veya birkaçı ile alacaklı arasında yahut müteselsil alacaklılardan biri veya birkaçı ile borçlu arasında oluşan kesin hüküm, diğerleri hakkında geçerli değildir.” hükümlerine amirdir.
IV- DEĞERLENDİRME VE SONUÇ: Dosyanın incelenmesinden, Kahramanmaraş ili, Elbistan ilçesi, Akveren Köyü 374 nolu parselle ilgili olarak, Elbistan Tapulama Mahkemesinin 1976/133 esas ve 1976/200 sayılı kararının infazının yapılamadığı, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 13. Bölge Müdürlüğünün, anılan Mahkeme kararının tescili aşamasında Elbistan Kadastro Müdürlüğünce karar eki bilirkişi raporu tam dikkate alınmadan yüzölçümü miktarı ile değerlendirilmek sureti ile tapuya intikal ettirildiği, bilirkişi raporunda ibraz edilen krokinin uygulanabilir nitelikte olduğu, krokinin Kadastro Müdürlüğünce uygulanması halinde hatanın fark edilerek Mahkemeden tavzih kararı istenebileceği, ancak kararın sadece yüz ölçüme yönelik uygulanması ve sicilin ilgili sütunlarına şerh verilmek sureti ile muhtelif tarihlerde cins değişikliği ve satış işlemine tabi tutulduğu, bahse konu parsele ilişkin Elbistan Tapulama Mahkemesinin ilamına ek bilirkişi raporunda tanzim edilen ve metrajları belirtilen 1/2000 ölçekli krokinin Kahramanmaraş Kadastro Müdürlüğünce değerlendirilerek oluşan durum sonucunda düzenlenecek beyannamenin Elbistan Tapu Müdürlüğüne gönderilmesi ve sicilde gerekli işlemlerin yapılmasının gerektiğinin belirtildiği, ayrıca durumun Türk Medeni Kanunun 1019. maddesi gereği işlemden etkilen parsel maliklerine yazı ile bildirilerek itirazları olması halinde dava açmaları gerektiğinin açıklanması sureti ile yön verilmesi gerektiğinin düşünüldüğü belirtilerek Genel Müdürlük görüşü istenmiştir.
Kahramanmaraş ili Elbistan ilçesi Akveren Köyü 374 nolu parselle ilgili olarak, Elbistan Tapulama Mahkemesinin 1976/133 esas ve 1976/200 sayılı tespit kararı ile anılan parselin 9250 metre kare olarak tespit edilen yüzölçümünün 19368 metre kare olarak düzeltilmesi kararı verildiği, malikin çeşitli tarihlerde bu yerini çeşitli şahıslara sattığı, taşınmazın cins değişikliğine tabi tutulduğu, Elbistan Tapu Müdürlüğünce söz konusu parselle ilgili mahkeme kararını Kadastro Müdürlüğüne göndererek beyanname tanzim edilmesinin istenildiği ve Kadastro Müdürlüğü tarafından 2000 tarihinde beyanname tanzim edilerek gönderildiği ve beyannamenin altına 374 nolu parselin paftası üzerinde yapılan incelemede yüzölçümünün 9369.36 metre kare geldiği hususunda not düşüldüğü ve yapılan yazışmalar ile 374 nolu parselin 10118 metre karelik kısmının 373 parsel içerisinde kaldığının belirtilmesi ile 2004 yılında tescil işleminin gerçekleştirildiği, ancak değişiklik işleminin fen klasörüne işlendiği ve değişiklik işleminde bulunan 10118 metre karelik kısmının 373 nolu parselde kaldığı, fen klasörünün düşünceler hanesine işlendiği, mahkeme kararında 374 nolu parsele ilave edilecek metre karelik alanın hangi parselden düşülerek ilave edileceğinin belirtilmemiş olduğu, zeminde yapılan ölçümlerde 374 nolu parselin 17800.29 metre kare, 373 nolu parselin 16738.55 metre kare olduğu, mahkeme kararı incelendiğinde davanın tespit davası olduğu ve karar infazından etkilenecek olan komşu parsellerin davanın tarafları olmadıkları, tavzih kararı isteğinde bulunulması durumunda da bunun kararın esasında bir değişiklik oluşturmayacağı, ayrıca söz konusu yüzölçümü farklılığının 374 nolu parsele ilave edileceğine yönelik bir hüküm bulunmadığından konunun her hangi bir hak kaybına sebebiyet verilmemesi açısından mahkeme yolu ile çözümlenmesi gerektiği yolundaki Başkanlığınız görüşlerine katılınmıştır.
Ali Ramazan ACAR

Birinci Hukuk Müşaviri

Sayı : B.09.1TKGO61-045-02-12-101/ / / 2012

Konu : Alacağın Temliki

KADASTRO DAİRESİ BAŞKANLIĞINA


ÖZETİ: Tunceli İli 5. Grup Sayısal

Yapım İşi kapsamında yüklenici firmanın İdaremizden alacağı hak edişlere yönelik temliknamelerinin işleme konulma hususlarının incelenmesi


İlgi : 04/01/2012 tarihli, B091TKG0130003-604.04/154 sayılı yazınız.

I- GÖRÜŞ SORULAN KONU: İlgi yazınızdan; Tunceli İli 5. Grup Sayısal Kadastral Harita Yapım İşi kapsamında; ilgi (a) temlikname ile yüklenici tarafından yapılacak işe karşılık olarak oluşacak hak edişlerden 40.000,00 TL'nin E.G. adına temlik yapılması talep edildiği; söz konusu işle ilgili olarak, Döner Sermaye İşletmesi Müdürlüğü'nden alınan yazıda; incelendiğinde sırada bekleyen temliknameler ve hacizler ile firmanın yapmış olduğu hak edişler karşılığında yükleniciye toplam 630.163,01 TL(KDV hariç) ödendiği, sözleşme tutarının ise 909.796,28 TL ve kalan hak ediş tutarının 279.633,25 TL olduğu, sırada bekleyen temlikname ve hacizlerin toplamının ise 415.898,22 TL olduğu ve bu bedelin sırada bekleyen temlikname ve hacizlerin toplamını karşılayamaz olduğu belirtilerek 14/12/2011 tarih ve 04312 yevmiye sayılı temliknamenin işleme konulup konulmayacağı hususunda Müşavirliğimizden görüş istenildiği anlaşılarak gerekli inceleme yapılmıştır.
II-GÖRÜŞ İSTEYEN BİRİMİN İNCELEMESİ VE NETİCESİ: Sözleşmenin 13.3 maddesi;"Yüklenici yapılan işe ilişkin hak ediş ve alacaklarını idarenin yazılı izni olmaksızın başkalarına devir veya temlik edemez. Temliknamenin noterlikçe düzenlenmesi ve idare tarafından istenilen kayıt ve şartlan taşıması zorunludur." hükmünde olduğu; bu kapsamda, geriye kalan hak ediş bedelinin sırada bekleyen temlikname ve hacizleri karşılayamaz olduğu ve sözleşmenin 13.3 maddesi doğrultusunda anılan temliknamenin işleme konulmamasının uygun olacağı yönünde görüş bildirilmiştir.



III- İLGİLİ ULUSLAR ARASI HUKUK, ANAYASA, KANUN TÜZÜK YÖNETMELİK VE DİĞER MEVZUAT HÜKÜMLERİ İLE YARGI KARARLARI:

Bilindiği üzere; 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 162. maddesi “Kanun veya akit ile veya işin mahiyeti icabı olarak menedilmiş olmadıkça borçlunun rızasını aramaksızın alacaklı, alacağını üçüncü bir şahsa temlik edebilir…”

Aynı Kanun’un 163. maddesinin 1. fıkrasıTahriri şekilde yapılmış olmadıkça alacağın temliki muteber olmaz.”

168. maddesi “Alacağın temlikinde, temlik eden kimsenin şahsına has olanlardan maada rüçhan hakları ve diğer müteferri haklar dâhil olur.

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 140/1 maddesi “ Satış tutarı bütün alacaklıların alacağını tamamen ödemeye yetmezse icra dairesi alacaklıların bir sıra cetvelini yapar. ”

                  

            141. maddesi, “ Sıra cetvelinin birer sureti icra dairesi tarafından alakadarlara tebliğ edilir .”

            Hükmündedir.


IV. DEĞERLENDİRME: 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun yukarıda zikredilen maddelerinden anlaşılacağı üzere; kanun ve sözleşme ile veya işin mahiyeti icabı yasaklanmadıkça borçlunun rızası aranmaksızın alacaklı, alacağını üçüncü şahsa temlik edebilir. (BK md.162) Temlik işleminin geçerli olması için yazılı şekilde yapılması yeterlidir. (BK md.163) Temlik, kazandırıcı nitelikte bir tasarruf işlemi olarak alacağın bütün yan ve öncelik hakları birlikte, temlik sözleşmesinin tamamlandığı andan itibaren yeni alacakların mal varlığına girmesi sonucunu doğurur. (BK md.168) Diğer bir ifadeyle;-eski alacaklıya verilmiş olan rehin ve kefalet, eski alacağa bağlı akdi veya kanuni faizler, alacak dolayısıyla doğan hapis hakkı ve alacağa bağlı yenilik doğuran haklar ve benzerleri, hep yeni alacaklıya geçer. Bu sebeple geçerli bir temlik işleminden sonra temlik edenin alacaklıları artık bu alacağa dokunamazlar, aksine devir alanın alacaklıları, onu haczettirme imkanına kavuşurlar.
Günümüzde, şahıs ve firmalar alacağın temliki müessesesi ile kendilerini güvence altına alarak haciz ve vergi borçlarının ödenmesinin önüne geçebilmektedirler.
Ancak; mevcut bir alacağın temliki sözleşmesinin hangi niyetle yapıldığını somut ve sağlıklı bir şekilde tespit etmek, İdareler açısından her zaman mümkün olmamaktadır. Kaldı ki, İdarelerin böyle bir sorgulama yapma hak ve yetkisi de bulunmamaktadır.
Takip borçlusu durumundaki İdaremiz nezdinde tahakkuk eden hak ediş tutarı, tüm alacaklıların (bütün takip alacaklıları ile temlik lehtarlarının) alacaklarını ödemeye yetmezse, ilk haczi koyan icra dairesince bir sıra cetveli yapılması ve tüm alacaklılara tebliğ edilerek kesinleştirilmesi gerekir.
Sıra cetveli yapıldığı ve kesinleştirildiği takdirde ödeme yapılacağı ilk haczi koyan icra müdürlüğüne bildirilmeli ve temlik önce verildiği gerekçesi ile temlik alacaklısına resen ödeme yapılmamalıdır.



V- SONUÇ :Sözleşmenin 13.3 maddesi; " Yüklenici yapılan işe ilişkin hak ediş ve alacaklarını idarenin yazılı izni olmaksızın başkalarına devir veya temlik edemez. Temliknamenin noterlikçe düzenlenmesi ve idare tarafından istenilen kayıt ve şartlan taşıması zorunludur." hükmü uyarınca İdaremizin, yüklenici tarafından yapılan alacağın temliki sözleşmesini kabul edip etmeme noktasında takdir yetkisine haiz olduğu açıktır.
Bilgilerini ve 6083 sayılı Kanun’un 5 inci maddesi gereğince takdir Başkanlığınıza ait olmak üzere gereğini rica ederim

Ali Ramazan ACAR

Birinci Hukuk Müşaviri

ARŞİV DAİRESİ BAŞKANLIĞI

Sayı : B.09.1.TKG.061-045-02-12-208/ /…/2012

Konu : Taşra teşkilatı



ARŞİV DAİRESİ BAŞKANLIĞINA
İlgi: 15/02/2012 tarihli ve 807 sayılı yazınız.
ÖZETİ: Genel Müdürlük taşra teşkilatının yapısı.
I- GÖRÜŞ SORULAN KONUNUN ÖZETİ: İlgi yazılarında; birim yazışma kodlarının belirlenmesi çalışmaları yapılır iken, tapu ve kadastro müdürlüklerinin idarî anlamda bölge müdürlüklerine bağlı olup olmadıkları konusunda tereddüt hâsıl olduğu ve bu konudaki hukukî görüşümüzün talep edildiği anlaşılmaktadır.
II- GÖRÜŞ İSTEYEN BİRİMİN İNCELEMESİ VE NETİCESİ: Başkanlıklarınca yapılan değerlendirmede, 6083 sayılı Kanun’un 5 inci maddesinin beşinci fıkrası ile 2012/2 sayılı Genelge’nin birbirine uyumlu olmadığı, Genelge’ye ekli 2 sayılı çizelgede bağımsız bir il teşkilatı varmış gibi düzenleme yapıldığı belirtilmektedir.
III- İLGİLİ ULUSLARARASI HUKUK, ANAYASA, KANUN, TÜZÜK, YÖNETMELİK VE DİĞER MEVZUAT HÜKÜMLERİ İLE YARGI KARARLARI: Bilindiği üzere 25/11/2010 tarihli ve 6083 sayılı Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun 10/12/2010 tarihli ve 27781 sayılı Resmî Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Anılan Kanun’un “Teşkilat” başlıklı 5 inci maddesinin beşinci fıkrasında, “Genel Müdürlüğün taşra teşkilatı, bölge müdürlükleri ile bu müdürlüklere bağlı kadastro müdürlükleri ve tapu müdürlüklerinden oluşur. Kadastro müdürlükleri illerde; tapu müdürlükleri,  merkez ilçe ve diğer ilçelerde kurulur.” hükmü, yedinci fıkrasında ise, “Bölge Müdürleri, kendilerine bağlı birimlerin amiri ve Genel Müdürlüğün taşra teşkilatındaki en yetkili temsilcisi olup, bölgesindeki iş ve işlemlerden dolayı üst kademelere karşı sorumludur.” hükmü bulunmaktadır.
Aynı Kanun’un “Geçiş hükümleri” başlıklı Geçici 1 inci maddesinin yedinci fıkrasında ise, “Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihteki mevcut bölge müdürlüklerinin görev ve yetkileri aynen devam eder. Genel Müdürlüğün taşra teşkilatı, bu Kanunun esaslarına göre yeniden düzenleninceye kadar görev ve hizmetleri mevcut taşra teşkilatı tarafından yürütülmeye devam olunur.” hükmü yer almaktadır.
Diğer taraftan, 2012/2 sayılı Genelge’nin “Tanımlar” başlıklı 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında, “l)Bağlı Müdürlük: Bölge müdürlüğü yetki alanında bulunan Tapu Müdürlüklerini ve Kadastro Müdürlüklerini, m) Tapu Müdürlüğü: Her merkez ilçe ve diğer ilçelerdeki Tapu Müdürlüklerini, n) Kadastro Müdürlüğü: Her ildeki Kadastro Müdürlüğünü” ifade eder şeklinde taşra teşkilatı birimleri açıklanmıştır.
IV- DEĞERLENDİRME: 6083 sayılı Kanun’un yukarıda zikredilen hükümleri gereği; Genel Müdürlüğümüzün taşra teşkilatı, bölge müdürlükleri, illerde kurulan 81 adet kadastro müdürlüğü ve ilçelerde kurulan 957 adet tapu müdürlüğünden oluşmaktadır. 6083 sayılı Kanun’un Geçici 1 inci maddesinin yedinci fıkrası gereği, 3045 sayılı Kanun’un yürürlükte bulunduğu dönemde kurulmuş olan bölge müdürlüklerinin görev ve yetkisi devam ettiğinden, 22 adet bölge müdürlüğünün görev ve yetkileri de aynen devam etmektedir.

Kadastro müdürlükleri, yetki bakımından il düzeyinde kurulmuştur. Yoksa 3046 sayılı Kanun kapsamında “il müdürlüğü” şeklinde teşkilatlanmamıştır.


İlgi yazılarındaki görüşün aksine, yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerinden de anlaşılacağı üzere 6083 sayılı Kanun ile 2012/2 sayılı Genelge birbirine uyumludur. Dolayısıyla, kadastro müdürlükleri ile tapu müdürlüklerinin idarî anlamda bölge müdürlüklerine bağlı olmadığı şeklindeki sonuç abesle iştigaldir. Kanun ve Genelge hükümleri ile Genelge’ye ekli 1 sayılı çizelge de, bunu teyit etmektedir.
3046 sayılı Kanun hükümlerine göre, bölge müdürlükleri Bakanlar Kurulu kararı ile kurulmakta ve bu kararda sadece bölge merkezi ile bağlı olacak iller gösterilmekte; bölge müdürlüğüne bağlı müdürlükler (il, ilçe müdürlükleri) ayrıca gösterilmemektedir. Genelge’ye ekli 2 sayılı çizelge de Genel Müdürlüğümüzün taşra teşkilatında bulunan bölge müdürlüklerini ve bunlara bağlı illeri göstermektedir.
V- SONUÇ :Yukarıda açıklanan maddî ve hukukî sebepler karşısında; birim yazışma kodlarının belirlenmesi çalışmasında kadastro ve tapu müdürlüklerinin idarî anlamda bölge müdürlüklerine bağlı birimler olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.

Bilgilerini rica ederim.



Ali Ramazan ACAR

Birinci Hukuk Müşaviri

YABANCI İŞLER DAİRESİ BAŞKANLIĞI

Sayı : B.09.1.TKG.061.045-02-12-204/ /02/2012

Konu : Tazminat talebi



YABANCI İŞLERİ DAİRESİ BAŞKANLIĞINA
İlgi: 06/02/2012 tarihli ve 2148 sayılı yazınız.
ÖZETİ: Türkiye Cumhuriyeti uyruklu gerçek ve tüzel kişilerin Suriye’de bulunan ve el konulan taşınmazları sebebiyle uğranılan zararları için Suriye uyruklularının ülkemizde el konulan taşınmazlarından elde edilen gelirlerden pay verilmesi talebine cevap verilmesi.
I- GÖRÜŞ SORULAN KONUNUN ÖZETİ: İlgi yazı ve eklerinden Av. K.G. tarafından, müvekkillerinin murislerine ait Suriye Arap Cumhuriyeti’nde bulunduğu iddia edilen taşınmazlarına ilişkin zararlarının giderilmesi için 1/10/2010 tarihli dilekçe ile Maliye Bakanlığı’na müracaat edildiği; söz konusu dilekçenin Maliye Bakanlığı’nca Dışişleri Bakanlığı’na gönderildiği ancak Dışişleri Bakanlığı’nca dilekçenin Maliye Bakanlığı’na iade edildiği; bunun üzerine Maliye Bakanlığı’nca 6083 sayılı Kanun’un 2 nci maddesinin (d) bendi gerekçe gösterilerek dilekçe ve eklerinin Genel Müdürlüğümüze intikal ettirildiği; dilekçenin gereğinin hangi kurum tarafından yapılması gerektiği hakkındaki hukukî görüşümüzün talep edildiği anlaşılmaktadır.
II- GÖRÜŞ İSTEYEN BİRİMİN İNCELEMESİ VE NETİCESİ: Başkanlıklarınca yapılan değerlendirmede, Türkiye Cumhuriyeti uyruklu gerçek ve tüzel kişilerin Suriye’de bulunan taşınmazları sebebiyle uğranılan zararlar için Suriye uyruklularının ülkemizde el konulan taşınmazlarından elde edilen gelirlerden pay verilmesi başka bir deyişle, bu mallardan elde edilen gelirlerin tasarrufu işlemlerinden Genel Müdürlüğümüzün yetkili ve sorumlu olmadığı; 6083 sayılı Kanun’un zikredilen hükmünden böyle bir sonuca varılamayacağı belirtilmektedir..
III-İLGİLİ ULUSLARARASI HUKUK, ANAYASA, KANUN, TÜZÜK, YÖNETMELİK VE DİĞER MEVZUAT HÜKÜMLERİ İLE YARGI KARARLARI:

Bilindiği üzere 25/11/2010 tarihli ve 6083 sayılı Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun 10/12/2010 tarihli ve 27781 sayılı Resmî Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Anılan Kanun’un Genel Müdürlüğümüzün görev ve yetkilerinin sayıldığı 2 nci maddenin birinci fıkrasının (d) bendinde, “Yabancı uyruklu gerçek ve tüzel kişilerin ülkedeki tapu ve kadastro ile ilgili işlemlerini yapmak, Türkiye Cumhuriyeti uyruklu gerçek ve tüzel kişilerin yurtdışındaki taşınmazları ile ilgili hak ve menfaatlerini korumak, devletlerarası emlak müzakerelerine katılmak” görevi Genel Müdürlüğümüzün görevi olarak belirlenmiştir. Benzer bir düzenleme, 6083 sayılı Kanun ile yürürlükten kalkan mülga 3045 sayılı Kanun’un 14 üncü maddesinin (b) bendinde, “İlgili bakanlık ve kuruluşlarla işbirliği yaparak, Türkiye Cumhuriyeti uyruklu gerçek ve tüzelkişilerin yurt dışındaki taşınmaz malları ile ilgili hak ve menfaatlerini kollamak” görevi Yabancı İşler Dairesi Başkanlığı’na verilmiş idi.


IV-DEĞERLENDİRME: 6083 sayılı Kanun’un genel gerekçesinde aynen, “yurt dışındaki vatandaşlarımızın yurt dışındaki mülkiyet edinimi gibi haklarının takibi ve korunmasının” Genel Müdürlüğümüzün görevlerine eklendiği belirtilmektedir. Genel gerekçeden de anlaşılacağı üzere, 6083 sayılı Kanun’un 2 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi ile amaçlanan, Türkiye Cumhuriyeti uyruklu gerçek ve tüzelkişilerin yurt dışındaki taşınmazları (hak ve menfaatleri) ile ilgili özellikle 2644 sayılı Tapu Kanunu’nun 35 inci ve 36 ncı maddeleri gözetilerek (mütekabiliyet ve diğer yasal sınırlamalar) gerekli hukukî tedbirleri almak, düzenlemeleri yapmak, diğer kurumlarla koordinasyonu sağlamaktır.
Diğer taraftan 1062 sayılı Hudutları Dahilinde Tebaamızın Emlakine Vaziyet Eden Devletlerin Türkiye'deki Tebaaları Emlakine Karşı Mukabelei Bilmisil Tedabiri İttihazı Hakkında Kanun gereği çıkarılan “Suriye Uyruklu Özel Ve Tüzel Kişilerin Hazinece El Konulan Mallarının İdaresi Hakkında Yönetmelik” ve “Suriye Uyrukluların Mallarının Tespiti Ve Bu Mallara El Konulması Hakkında Yönetmelik” hükümlerine göre Suriye uyruklu gerçek ve tüzel kişilerin ülkemizde bulunan mallarına el konulması iş ve işlemlerinin yürütülmesinde Maliye Bakanlığı (Defterdarlıklar ve Malmüdürlükleri) yetkili kılınmıştır.
Nitekim söz konusu dilekçede de, Suriye uyruklu kişilerin el konulan malları sebebiyle elde edilen gelirlerden Suriye’de bulunduğu iddia edilen taşınmazları nedeniyle uğranılan zararları için dilekçe sahibine pay verilmesi talep edilmektedir.
Zikredilen mevzuat gereği, Suriye uyruklu gerçek ve tüzel kişilerin ülkemizde bulunan mallarına el konulması ve bu mallarının gelirlerinin toplanması iş ve işlemlerin yapılmasından Maliye Bakanlığı’nın görevli ve yetkili kılınmış olması; söz konusu gelirlerden pay talebinin neticede Hazine’yi (genel bütçeyi) ilgilendirmesi sebebiyle, dilekçenin gereğinin Maliye Bakanlığı’nca yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır.
V- SONUÇ :Yukarıda açıklanan maddî ve hukukî sebepler karşısında; Av. Kenan GÜREL tarafından, müvekkillerinin murislerine ait Suriye Arap Cumhuriyeti’nde bulunduğu iddia edilen taşınmazlarına ilişkin zararlarının giderilmesi amacıyla, Suriye uyruklu kişilerin ülkemizde el konulan malları sebebiyle elde edilen gelirlerden kendilerine pay verilmesi yönündeki talebinin Maliye Bakanlığı’nca değerlendirilmesi gerektiği mütalaa edilmiştir.

Bilgilerini rica ederim.



Ali Ramazan ACAR

Birinci Hukuk Müşaviri

Sayı : B.09.1.TKG.061-641-02-11-1604/ .../…/2012

Konu : Suriye’de kalan taşınmazlar.

YABANCI İŞLER DAİRESİ BAŞKANLIĞINA

ÖZETİ: Türk vatandaşlarının Suriye’de kalan taşınmazlarıyla ilgili, Suriye uyruklu vatandaşların Türkiye’deki taşınmazlarından elde edilen gelirlerden kendilerine düşen pay konusunda ödeme yapılması talebinin reddine dair işlemin iptali talebiyle açılan davada işlemin iptaline dair kararın uygulanıp uygulanmayacağı.
İlgi:15/06/2012 tarihli ve 711 sayılı yazıları.

I- GÖRÜŞ SORULAN KONUNUN ÖZETİ: Milli Emlak Genel Müdürlüğünün 01/06/2012 tarihli ve 15610 sayılı yazısı ile; “N.Ç. ve çocuklarına ait Bakanlığımıza 22/9/2010 tarihinde intikal eden dilekçede, miras bırakanları S.G.'in Suriye'de kaldığı belirtilen taşınmazlarına Suriye Devletince el konulması ve bu taşınmazları kullanamamaları nedeniyle uğradıkları zarara karşılık, 1062 sayılı Kanunun 1 inci maddesi uyarınca Suriye uyruklu kişilerin Türkiye'deki taşınmazlarından elde edilen ve bankada bloke tutulan gelirden kendilerine ödeme yapılmasının talep edilmesi üzerine, Suriye uyrukluların Ülkemizde bulunan ve 1062 sayılı Kanun gereğince el konulan taşınmazları 25/9/1967 tarihli ve 6/8890 sayılı Kararnameye bağlı Yönetmelik gereğince Bakanlığımızca idare edildiği ancak, Türk vatandaşlarının Suriye'de kalan taşınmazları hakkında Bakanlığımıza verilmiş herhangi bir yetki bulunmadığı hususu da ifade edilmek suretiyle, Türk vatandaşlarının Suriye'de kalan taşınmazlarına ilişkin dosyaların Bakanlığınızda (Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü) bulunduğundan ve talep konusu Türkiye-Suriye emlak sorunu Dışişleri Bakanlığının görev ve yetki alanında kaldığından, söz konusu dilekçe, ilgi yazımızla Dışişleri Bakanlığı ile Bakanlığınıza (eski Bayındırlık ve İskan Bakanlığı) gönderilmiştir.

Bu defa; aralarında adı geçen kişilerin de bulunduğu 18 kişi tarafından, yaptıkları başvurulara süresi içinde cevap verilmemek suretiyle bu dilekçelerindeki taleplerinin zımnen reddedildiği gerekçesiyle Bakanlığımız aleyhine açılan dava sonucunda, Ankara 3. İdare Mahkemesince verilen 03/02/2012 tarihli ve E:2010/2569-K:2012/142 sayılı karar ile, Suriye'deki taşınmazlarına el konulan ve tasarruf etmeleri engellenen davacıların kanıtlayacağı nispetteki zararının, Suriye uyruklu kişilerin Türkiye'deki taşınmazlarından elde edilen gelirlerden ödenmesi gerektiği belirtilerek dava konusu işlem iptal edilmiştir.

Anılan Mahkeme kararının ne şekilde yerine getirileceği hususundaki Bakanlığınız görüşünün bildirilmesinin” istenilmesi üzerine ilgide kayıtlı yazı ile Müşavirliğimiz görüşünün bildirilmesi istenmektedir.

II- GÖRÜŞ İSTEYEN BİRİMİN İNCELEMESİ VE NETİCESİ: “Bahsi geçen durumda kanaatimizce şu yolların izlenebilir: Konu, Bakanlığınız en üst amiri Sayın Bakan tarafından siyasi otoriteye sunularak yasama yoluyla 1062 sayılı kanunda değişikliğe gidilmesi kaydıyla "müzakere sürecindeki ihtilaflarda ödemenin bekletileceği" benzeri bir ibareye yer verilebilir. Şayet siyasi irade bu ödemelerin Suriye Devleti ile yapılan görüşmelerin nihayetlenmesinden bağımsız olarak yerine getirilmesini arzuluyor ise işleyişin nasıl olacağına dair bir düzenleme yoluna gidilebilir. Veyahut yönetmelikte "ilgili bakanlıklar" olarak kast edilen bakanlıkların Sayın Bakanların talimatı ile yetkili mercileri bir araya gelerek uygulamada izlenecek usulü ortak hazırlanacak yazılı bir tespit ile sonuca bağlayabilir. Her halükarda konu siyasi yetkililerin karar vereceği bir konu olup şu aşamada idare memurlarının tasarrufunda olan bir hususun olmadığı görüşündeyiz. Dolayısı ile mahkeme kararının yerine getirilmesinin şu aşamada mümkün görülmediği kanaati hasıl olmuştur.” şeklindedir.

III-İLGİLİ ULUSLAR ARASI HUKUK, ANAYASA, KANUN, TÜZÜK, YÖNETMELİK VE DİĞER MEVZUAT HÜKÜMLERİ İLE YARGI KARARLARI:

Bilindiği üzere; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun “Kararların sonuçları” başlıklı 28. maddesi; “ 1. (Değişik: 4001 - 10.6.1994) Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez. Ancak, haciz veya ihtiyati haciz uygulamaları ile ilgili davalarda verilen kararlar hakkında bu kararların kesinleşmesinden sonra idarece işlem tesis edilir.

2. (Değişik: 4001 - 10.6.1994) Tam yargı davaları hakkındaki kararlardan belli bir miktarı içerenler genel hükümler dairesinde infaz ve icra olunur…” hükmüne amirdir.

6/7104 sayılı Kararnameye bağlı Suriye Uyrukluların Mallarının Tespiti ve Bu Mallara El Konulması Hakkında Yönetmelik ile 6/8890 sayılı Kararnameye bağlı Suriye Uyruklu Gerçek ve Tüzel Kişilerin Hazinece El Konulan Mallarının İdaresi Hakkında Yönetmelik, Suriye uyrukluların Ülkemizde bulunan mal, hak ve menfaatlerine Hazinece el konulması ve yönetimine ilişkindir.



IV-DEĞERLENDİRME :

Bilindiği üzere, Türk vatandaşlarının Suriye’deki taşınmaz malları, Suriye Devleti tarafından 1958 yılında çıkarılan ve 1962 yılında uygulamaya konulan “Toprak Reformu Yasası” çerçevesinde bedel ödemeksizin devletleştirilmiştir. Vatandaşlarımızın mülkiyet haklarına saygı ilkesini dikkate almayan ve taşınmaz malların bedelleri ödenmeksizin devletleştirmiş olan Suriye Devletinin anılan dönemdeki uygulamasına karşılık 1966 yılında 6/7104 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ve 1062 sayılı kanun çerçevesinde Suriye uyrukluların Türkiye’deki taşınmazlarına el konularak yönetimi Hazineye devredilmiştir. Bu taşınmazlar ile her türlü hak menfaatlerinin yönetim görevi ise 05.09.1967 tarih ve 6/8890 sayılı B.K.K ile Maliye Bakanlığı Milli Emlak Genel Müdürlüğüne verilmiştir.

1968 yılı içerisinde sorunların çözümü için başlayan görüşmeler neticesinde; Türkiye-Suriye Dışişleri Bakanlarınca, 09.05.1972 tarihinde “Türkiye-Suriye Emlâk Komisyonu Hakkında Protokol” ile 22.11.1972 tarihinde “Türkiye Cumhuriyeti ile Suriye Arap Cumhuriyeti arasında Emlâk Sorunlarının Çözümlenmesine Dair Sözleşme ve eki ödeme protokolü”

lanmıştır. Türkiye-Suriye Emlâk Sözleşmesi 24.02.1976 tarih, 1937 sayılı Kanunla onaylanmış ve Bakanlar Kurulunun 28.02.1983 tarih, 83/6123 sayılı kararıyla onanmıştır. Sözleşme, her iki ülkedeki taşınmazların karşılıklı olarak serbest tasarrufa geçmesini ve kullanımını sağlamaktadır. Ancak, sözleşmenin yürürlüğe girmesi Devletlerin mektup teatisinden sonra mümkün olabilecek iken, karşılıklı tebliğ yapılmadığından sözleşme ve ekleri yürürlüğe konulamamıştır.


 Davacı tarafın muaccel, ileri sürülebilir, güncel, iddia edilen hakla arasındaki bağı kesinleşmiş bir hak iddiası olmayıp iddialar soyut ve muhtemeldir. 

        Bu konuda Danıştay 10. Daire T. 23.9.1999 E. 1998/2251 K. 1999/4119 Sayılı Kararı;

          “• İdari Dava Açma Hakkı ( İdari İşlemle Davacı Arasında Makul Ve Ciddi Bir İlişkinin Kişisel Meşru Aktüel Bir Menfaat Bağının Olmasının Gerekmesi )

          •Menfaat İlişkisi ( İdari İşlemin İptali Davası Açılması İçin İdari İşlemle Davacı Arasında Makul Ve Ciddi Bir İlişkinin Kişisel Meşru Aktüel Bir Menfaat Bağının Olmasının Gerekmesi )” şeklindedir.

Ayrıca aynı konuda H.K.D., M.R.D.r tarafından açılan davada, Ankara 12. İdare Mahkemesi örneği ekli 18/0472012 tarihli ve E.201172194, K.2012/705 sayılı kararı ile “davalı idareler ile Suriye yetkilileri arasında yapılacak görüşmeler neticesinde bir mutakabat hasıl olması ve anlaşma imzalanması halinde vatandaşlar(ve bu arada da davacılar) tarafından izlenecek yol hakkında kamuoyuna gerekli bilgilerin verileceği ve konu ile ilgili bilgilerin Dışişleri Bakanlığının internet Web sayfasından duyurulacağı davacıların zararlarının karşılanmasına yönelik taleplerini davalı idarelerce ancak o zaman değerlendirilebileceği anlaşıldığından bu aşamada davacıların tazminat isteminin kabulüne hukuken olanak bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle davanın reddine” şeklinde karar verilmiştir.

Usule ve hukuka uygun karar davacılar vekilince temyiz edilmiş olup henüz Danıştay tarafından karar verilmemiştir.



IV-SONUÇ :Aşağıda belirtilen gerekçelerle Ankara 3. İdare Mahkemesinin 03/02/2012 tarihli ve E.2010/2569, K.2012/142 sayılı kararının uygulanmaması gerektiği düşünülmektedir.
1- Bilindiği üzere; 2577 sayılı Yasanın 28. maddesinin 2. fıkrasının “Tam yargı davaları hakkındaki kararlardan belli bir miktarı içerenler genel hükümler dairesinde infaz ve icra olunur.”hükmü gereğince karar uygulanması gereken bir karar olsa dahi karar kesinleşmeden bir ödeme yapılamayacağı değerlendirilmektedir.

2- Ankara 3. İdare Mahkemesince verilen 03/02/2012 tarihli ve E:2010/2569-K.2012/142 sayılı karar ile, Suriye'deki taşınmazlarına el konulan ve tasarruf etmeleri engellenen davacıların kanıtlayacağı nispetteki zararının, Suriye uyruklu kişilerin Türkiye'deki taşınmazlarından elde edilen gelirlerden ödenmesi gerektiği belirtilerek dava konusu işlem iptal edilmiş olduğundan kararda net bir miktar yoktur. Suriye tarafı ile Türkiye anlaşma yapmadan taşınmazların değerini belirlemek mümkün değildir. Görüşe konu karar uygulanabilir, belirli bir miktarı içermemektedir.



3- Milli Emlak Genel Müdürlüğünün 01/06/2012 tarihli ve 15610 sayılı yazısında belirtildiği üzere; 1062 sayılı Kanunun 1 inci maddesinde, "İdari mukarrer at veya fevkalade veya istisnai kanunlarla Türkiye tebaasının hukuku mülkiyetini kısmen veya -. tamamen tahdit eden devletlerin Türkiye'deki tebaasının hukuku mülkiyeti dahi icra Vekilleri Heyeti kararıyla Hükümet tarafından mukabelei bilmişti olmak üzere kısmen veya tamamen tahdit ve menkulat ve gayrimenkulatına vaziyet olunabilir. Vaziyet edilen emvalin varidatı ve ledelicap tasfiyelerinden mütevellit hasılatı, vesaika istinaden ispat edecekleri zarar nispetinde, zarar gören Türk tebaasına tevzi olunur. " hükmü yer almakla birlikte, bu Kanuna dayanılarak çıkarılmış 6/7104 sayılı Kararnameye bağlı Suriye Uyrukluların Mallarının Tespiti ve Bu Mallara El Konulması Hakkında Yönetmelik ile 6/8890 sayılı Kararnameye bağlı Suriye Uyruklu Gerçek ve Tüzel Kişilerin Hazinece El Konulan Mallarının İdaresi Hakkında Yönetmelik, Suriye uyrukluların Ülkemizde bulunan mal, hak ve menfaatlerine Hazinece el konulması ve yönetimine ilişkin olup, bu Yönetmeliklerde, Suriye Devleti'nce taşınmazlarına el konulmuş vatandaşlarımızın uğradıkları zararların giderilmesine yönelik herhangi bir düzenlemeye yer verilmemiş, aksine Türkiye'de bulunan ve Hazinece el konulan Suriye uyruklu kişilere ait taşınmazların yönetiminden elde edilen gelirlerin, masrafları düşüldükten sonra kalan tutarlarının, Suriye uyruklu kişilerin her birisi adına ayrı ayrı tutulan dosya ve hesaplarda muhafaza edilmesi öngörülmüştür. Ayrıca, söz konusu Yönetmeliklerle bu gelirler üzerinde Maliye Bakanlığına herhangi bir "tasarruf yetki ve görevi tanınmamıştır.
Dolayısı ile, Dışişleri Bakanlığının talimatı olmadan anılan kararın uygulanmasının mümkün olmadığı değerlendirilmektedir.
4-Ankara 12. İdare Mahkemesinin 18/0472012 tarihli ve E.2011/2194, K.2012/705 sayılı kararında belirtildiği üzere Türkiye ile Suriye yetkilileri arasında yapılacak görüşmeler neticesinde bir mutakabat hasıl olması ve anlaşma imzalanması halinde vatandaşlar(ve bu arada da davacılar) tarafından izlenecek yol hakkında kamuoyuna gerekli bilgilerin verileceği ve konu ile ilgili bilgilerin Dışişleri Bakanlığının internet Web sayfasından duyurulacağı davacıların zararlarının karşılanmasına yönelik taleplerini davalı idarelerce ancak o zaman değerlendirilebileceği anlaşılmakla, görüşe konu davada davacıların talepleri tamamen muacceldir. Dava konusu taşınmazların değerleri ve diğer Türk vatandaşlarının Suriye’deki taşınmazlarının değeri, bu miktarların oranları belirlenmiş, anlaşmalar çerçevesinde kesinleşmiş değildir.
Suriye ile muhtemel yapılacak anlaşmanın şu andan tahmini imkansızdır. Belki tazminat belki taşınmazların iadesi, takası vs. Günümüzde yapılacak anlaşmayı tahmin dahi edemezken bu konuda tazminatı düşünmek yersizdir.
Görüşe konu davada davacılar, konu ile ilgili bilgilerin Dışişleri Bakanlığının internet Web sayfasından duyurulacağı anlaşıldığından bu konuda Dışişleri Bakanlığını takip etmelidirler.
Sonuç olarak Ankara 3. İdare Mahkemesince verilen 03/02/2012 tarihli ve E.2010/2569, K:2012/142 sayılı kararının bu aşamada uygulanamayacağı değerlendirilmektedir.
Bilgilerini rica ederim.
Ali Ramazan ACAR

Birinci Hukuk Müşaviri



Yüklə 0,51 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2022
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə