İKİNCİ BÖLÜM İlhanîlerde devlet teşKİLÂTI



Yüklə 52,26 Kb.
tarix17.02.2018
ölçüsü52,26 Kb.
#42842

İKİNCİ BÖLÜM

  1. İLHANÎLERDE DEVLET TEŞKİLÂTI

Moğol İmparatorluğu, Harezm Devleti vasıtasıyla Büyük Selçuklulardan etkilendiği görülür. Ayrıca Cengiz Han, Uygur devlet teşkilatından da istifade etmiştir. Moğollar istilalardan sonra devletlerini tadil ve tertip etmeyi ihmal etmemişlerdir. Ancak askeri teşkilatta tamamen Moğol kanunları hâkim olmuş ve bu kanunların tatbikinde ufak bir ihmale dahi müsaade etmemişlerdir.

  1. GARB MOĞOLLARI (İLHANÎLER)

Büyük Moğol Kağanına tabi olan Batı Moğollarının Kağanı, büyük kağan tarafından tasdik edilen İlhan yani Kağan’dır. Bütün Türk Devletlerinde olduğu gibi ülke Cengiz Han ailesinin müşterek malıydı. Moğol hanedanı ülke topraklarını bölümlere ayırıp hükümdar ailesine bölmüşlerdi. Bölgelerin başında olan aile üyeleri büyük kağanın hâkimiyetini tanımak mecburiyetinde idiler. Büyük Kağan, hem aile efradının hem de kurultayın kararı ile tayin edilirdi. Yurt veya malikâneye sahip olan Moğol Prensleri, bulundukları bölgelerde müstakil hareket ediyorlardı. Cengiz yasası onları esas kanunları idi. İlhan Hükümdarlarını cülûsu için Kaan’dan ferman, hil’at ve tac gelmesi gerekirdi.

  1. HÜLÂGÜ AİLESİ VE İLHAN

İlhanlı ailesi Hülâgü’ün çocukları ile torunlarıdır. 1256 dan 1344 yılına kadar hüküm sürmüşlerdir. Aileden biri hükümdar iken diğer üyelerin her biri eyaletlerde ve topraklarının başında bulunurlardı. İsyan ve muhalefet etmedikçe aileden kimsenin hayatına dokunulmazdı.

İlhan, kendi idaresindeki yerlerin hâkimi idi. Vezir büyük divanın reisi olarak idâri ve malî işleri yürütürdü. Askerî iler Beylerbeyi’nde idi. İlhan bizzat devlet işleriyle meşgul olmazdı. Askerî işlerden başka bütün işler vezire aitti. Önemli işlerdi vezir ilhanın fikrini alır gerekirse hüküm yani ferman çıkarırdı.

İlhan’ın cülûsundan sonra Toy denilen ziyafet verilirdi. Toylarda bütün hükümdar ailesinden olan Hatun ve Şehzadeler (Nuyinler), Vezir, Ümera ve bunlardan başka saray erkânından olan İynak’lar (ümera evladı-Osmanlılarda Müteferrika) bulunur, Vuşaklar (uşak), Ayakcılar (sâki) hizmet ederlerdi. Aktaci denilen Mîrahurlar, Şökürcü (Çetirci) ve korucu denilen muhafızlar Toyda görev yapardı


  1. İLHANÎLERDE ORDU VE SARAY

İlhanlılarda daimi ikametgâh şeklinde büyük binalar dâhilinde bir saray hayatı yoktu. Sonradan bir dereceye kadar başlamış ise de asıl olan ordu hayatı yani yaylak ve kışlak hayatı terk edilmemişti. Kışlak mevkiinde (Ucan) İlhan’ın ikametine mahsus sarayla, Hatunların, Nuyinlerin, ikametine mahsus konaklar ve köşkler yaptırılmıştı. Önceden bu rical kamıştan yapılmış yerlerde kalırlardı, kıldan ve yünden yapılmış çadırlar kurulurdu. Bu durum geçici bir şehir manzarası gösterirdi; sokakları uzun, ordu pazar denilen çarşı ve yazarları büyüktü. Bütün bu hükümet ricalinin çadırların kurulacağı yeri seçip tayin etmek Yurtcu ismi verilen memura aitti (Osmanlılarda Konakcı).

İlhanlı sarayında, Hassa denilen maiyet askeri (Kaptavul), Konurcular denilen İlhan’ın muhafız askerleri vardı. İnaklar hükümdarın musahip ve nedimleri olup seferlerde gezintilerde ve meclislerinde beraberinde bulunurlardı. Şögürciler (Çetirciler) denilen memurlar hükümdarın Çetr denilen güneşliğini taşıyan memurlardı. Vuşak denilen uşaklar da sarayın ve hükümdarın hademe sınıfı idiler. Aktaciyan denilen Emîr-i Ahur’lar veya Ahtegan (Aktegan) sınıfı, hükümdarın atlarına ve ahırlarına nezaret ederlerdi. Bunların amirine Emîr-i Ahtacı denirdi. Bunların emrinde Harbende unvanıyla hademe ve seyisleri vardı. İydacılar, ordu vekil harcı demek olup İlhan ve Şehzadelerin, Hatunların ve Toyların levazımat ve masraflarına bakarlardı. Ayakcilar (Sâkiler) toy ve ceşn’lerde kadehlerle şarap kımız veren sakilerdi. Bugavul, çaşnîgir olup İlhan’nın sofrasına bakıp hükümdara yemek vermeden evvel onu tadardı. Baverci (aşçı) toylarda yani ziyafetlerde sofraya konan eti kesen sofracı idi.

Hükümdardan başka emirlerin de bavercileri vardı. Baverci, sofra kurulduğu zaman efendisinin yanında oturur eti küçük parçalara ayırırdı. Moğollar Müslüman olduktan sonra Selçuklu ve Memlük hükümdarları gibi Emîr-i Meclîs vazifesini gören ve aynı ismi taşıyan bir memur kullanmışlardı.

4.1 Hatunlar (Hükümdar kadınları)

Kadına karşı olan hürmet onların meclislerinde birinci derecede mevki sahibi olmaları Moğollarda da vardı. İlhanlılarda hükümdar ailesinden olan hatunlar, hükümdar intibahında da rey sahibi idiler. Cülus merasiminde Şehzadeler ve Nuyinler ayakta durdukları halde kadınlar yeni hükümdarın sağında kürsü ve sandalyeler üzerinde otururlardı.

Şehzade ve hatunların maaşı ve masrafları Gazan Mahmut Han’a kadar İydaciyan denilen saray vekilharcı meşgul olurdu. Gazan Han’ın koyduğu usul mucibince her hatuna tahsis edilen incu o hatunun mülkü olacak vefatından sonra da erkek evladına intikal edecekti.


    1. Şehzadeler

Cengiz evladında genellikle Aka ve İni denilen büyük ve küçüklerin hepsi nasıl bir aile teşkil ediyorlarsa İlhan ve diğer Cengiz şubeleri kolları da Aka ve İni idiler. Aka büyük birader, İni de küçük kardeş demektir. Burada büyükten küçüğe kadar bir aile kastedilmiştir.

Selçuklularda Şehzadeleri yetiştiren Atabeylerin olduğu gibi, İlhanlılarda da kağanın güvendiği ümeradan kişiler şehzadeleri yetiştirir devlet işlerini bunlar idare ederdi. Şehzadeler hükümdar nezdinde rey sahibi olduklarından dolayı aileden istediklerine rey verirlerdi. Yeni hükümdara muhalefet etmedikçe hayatlarına dokunulmazdı.



    1. Yarlığ, Tamga ve Payze

Türk ve Moğollarda hükümdarın gerek maiyetlerine ve gerek ecnebi hükümdarlara gönderdikleri mektub ve fermanlara Yarlığ ismi verilmiştir. Yarlığlara alamet ve nişan olarak damga vurulurdu. Birkaç türlü damga vardı. Gök damga, Altın damga veya Altın bilga, Al damga ve Kara damga.

Altın damga, mühür bazı yarlığlarla, mal’a yani paraya taalluk eden fermanlara vurulur ve bu malî yarlığlara altın damga ismi verilirdi. Bu damga altın suyu veya yaldızlı mürekkeple basıldığından dolayı bu ismi almıştır.

Al damgayla, hükümler ve resmî tahriratlarda kullanılırdı

Kara damga ise, siyah mürekkeple basılan mürselâtta ve yarlığların arkalarını mühürlemede kullanılırdı.

Tamgacı, İlhanlılarda damga işiyle meşgul olana denirdi.

Büyük Moğol devletiyle şubelerinde Peyze veya Payza denilen plaka tarzında şahsa mahsus irade ve amannameler vardı. Bunu başlıca idareleri altındaki hükümdarlarla Emir-i Askerî kumandanlar ve valilere verirlerdi.

Peyza iki sınıf olarak kabul edilmişti. Bir kısmı altın veya gümüşten, tunç ve hatta ağaçtan yapılmış bir levha idi. Diğeri üzerinde Tanrı ve hükümdarın isimleri hakkedilmiş aslan başlı bir çomaktı. Kaan ve mahiyetindeki zabit ve emirlere de derecelerine göre peyza verilirdi. Yüzbaşıya gümüş, binbaşıya altın veya altın yaldızlı gümüş ve Tümen denilen on bin kişi kumandanına veya buna muadil bir reise bir altın peyza ile aslan tasviri ve ayla güneş resmi verilirdi. Bu peyzalar üzerinde Moğol lisanı ve Uygur harfleriyle: İmparatorluğumuza ihsan olunan himaye ve kudreti ilahiyyeye istinaden hanın ismi takdis olunsun ona itaat etmeyeceklerin kâffesi kahrolsun diye hakkedilmiş bir yazı vardı.


    1. İlhanîlerde Nevbet ve Sancak

İlhanlılarda Büyük Selçuklulardaki gibi günde beş defa nevbet yani bando çalınırdı. Harzemşahlarda günde yedi defa nevbet vurulurdu. Nevbet kös, davul, zurna ve borudan mürekkepti. İlhanlılarda bayrağın zemin rengi sarı idi, ortasında al damga vardı, ucunda ejderha resmi bulunurdu.

  1. İLHANÎLERDE MÜHİM VAZİFE VE DAİRELER

Nİyâbeti Saltanat: Memlûklülerde ve Anadolu Selçuklularında olduğu gibi İlhanlılarda da "Niyâbet-i Saltanat" makamı vardı ki, derecesi vezirle eşit, hattâ bazı hallerde ondan üstün idi. Nâib-i saltanat olacak kişinin ehliyetli, dürüst, güvenilir ve âdil olması başlıca şartlardandı. Bu kişinin görevleri arasında, hiç kimseye zulüm etmemek, devlet düzeninin sağlanmasına çalışmak, ülkedeki bütün olaylardan haberdar olarak vezirlerle beraber meselelere çözümler bulmak sayılabilir.

Divanı Büzürk ve Sahibi Divan-ı Memalik: Bunun dairesine İnşâî Memâlik yahut Divan-ı Resâil denirdi. Divândan hükümdarlara, emir ve vezirlere ve devlet adamlarına yazılacak nâme, fermân, berat, misâl ve muharreratı burası yazardı ve herkesin rütbe, derece ve mevkiine göre muhtelif tabirler kullanırdı. Bunların Sehl-i Mümtenî olarak yazılması, muğlâk ve imâlı kelimelerin kullanılması kesinlikle yasaklanmıştı.

Divan-ı Büzürk’ün bir vazifesi de hükümdarın sır kâtibi olması idi. Bu dairenin inşa muamelâtına hiç kimse müdahale edemezdi; o nasıl münasip görürse öyle yazardı; maiyetinde bir kalem heyeti vardı ve bunların hepsi de yüksek kalem sahibi, âlim adamlardı. Münşî-i Divan-ı Büzürk, divandaki muayyen maaşından başka yazılan berat, menşur ve misâllerden de Hakkı İnşa namiyle aidat alırdı.



Büyük Selçuklularla, Anadolu Selçuklularında olduğu gibi Moğollarda ve şubesi olan İlhanîlerde ecnebi devletlerle olan mükâtebat (yazışma ve bürokratik işlemler) Farsça, Uygurca ve Arapça idi; fakat Farsça daha ziyadece görülmektedir.

Vezir ve Sahibi Divan: İlhanîlerde mutlak surette hükümdar namına memleketin hâkimi ve devletin bütün işlerinden mesul olan vezir ile Sahibi Divan’dı. Bazen bu iki vazife bir şahıs üzerinde birleşirdi. Divanı İlhanî ve diğer buraya merbut divanlar bunların emirleri altında idi.

İlhanlılarda Vezir veya Bürokratik zümreye yani Sahibi Divan’a müracaat edilerek iş görülürdü. Ayrı ayrı kurumların reisleri bulunmakla beraber memleketin hâsılat-ı varidat ve masarifat-ı kalem ve şer’î memurların tamamı, bu ikisine aitti, her gün İlhan’ın yanına girer arz ederlerdi. Altın damgalı Vezirlik ve Sahibi Divan fermanlarında; ulus ümerası, ülke beyleri, inaklar, tümen emîrleri, hezâre ve sade emîrleri, büyük divan (Divanı Büzürk), ashab ve küttab-ı başkaklar ve diğer muhtelif sınıf halkın ve memurların, aşiretlerin vezirin mutlak olan salâhiyeti gösterilmişti.

İlhanlılarda Vezirlik alâmeti Devât-ı Tıla, yani altın divit idi; bununla beraber murassa kemer, tabl, nakkare ve Bayrak da verilmek âdetti.

Niyabeti Vezaret: Sahib-i Âzam olan vezirin işlerinin çokluğundan dolayı ona yardım etmek üzere bir muavin verilmiş ve bunun dairesine de (Niyâbeti vezâret) denilmişti. Vezir nâibi, divanda vezire ait işleri özetleyerek kendisine arz ederdi; başlıca vazifesi divan defterlerini ve avâricat, düstur ve ruznamçeleri, varidat ve masarifatı tetkik etmekti; bu hususa dair mütalâalarını vezire bildirirdi. Vezirin fazla meşguliyetinden dolayı divan işlerine nezaret ile icap eden evrak ve defterlere pervânesini kor, yani buyururdu.

Defterdarî-i Memalik ve Müstevfî: İlhanlılar gerek daha evvel ve gerek Müslüman olduktan sonra işgal ettikleri memleketlerdeki eski devletlerin teşkilât ve ıstılahlarını kullandıkları sırada Müstevfî, mansıbı istifa veya İstîfâ-yı Memâlik gibi mali ıstılahları da kullanmışlardı.

Müstevfi tâbiri, XIII. asrın sonlarına doğru Gazan Mahmud Han zamanından az evvel kullanılmağa başlanmış ve ondan evvel bu vazife sahibine (Defterdârî-i Memâlik) denilmişti. Defterdârî-i Memâlik, bütün İlhan memleketlerinin hâsılat ve tekâlif defterlerini inceler, vergilerin tahfif veya affı hakkındaki müracaatları gözden geçirir, muhtesiblerden ve emlâk ve sair resimlerden vâki olan şikâyetleri dinler, hangi vilâyetten şikâyet gelmişse oranın defterlerini getirirterek vaziyeti vezire ve divan âzalarına arzederdi.



Müstevfî: Bu büro, İlhanlı Devleti’nin bütün mali işlerine bakardı. Daha sonra Osmanlıların da malî işlerde kullandıkları siyakat yazısı bunlarda da vardı. Müstevfîlerin, siyakat yazısını bilmeleri zaruri idi. Müstevfî divanında Defter-i Cami, Defter-i Mukarrer, Defter-i Avarice, Defter-i Harac-ı Mukarrer-i Divan, Defteri Kanun, Defter-i Tevcihat, Defter-i Ruznâmçe isimleriyle tutulan yedi defter siyakatle yazılmıştı. Devlet hazinesinde para, Sahib-i Cem denilen Hazinedar tarafından hıfzedilirdi. Bütün malî işlerde Müstevfî’nin mercii vezir idi.

Eyaletlerde vergileri tahsil edenlere Muhassıl ismi verilmişti. Muhassıllar, vilâyetlerde Altın damgalı beratlarla miktan muayyen olan vergileri toplarlardı; bunlara bin altında yirmi altın tahsildarlık hakkı verilirdi.

Müstevfîler, eyaletlerdeki varidatı, vezirlerin emriyle ve maiyetindeki Serşümar, Haneşümar, Bağşümar, Kobçur ve sair vergi, memurları vasıtalarıyla toplarlardı. İlhanîlerin malî sistemleri, malî kanun ve usulleri kendilerinden evvel gelen devletlerden alınmış olmakla beraber daha muntazam bir şekle sokulmuştu.

Ticarette kullanılan Çek İlhanîlerde vardı; bu tâbir ticari münasebet dolayısıyla Bizans’a ve Avrupa’ya geçmiş olmalıdır. İlhanilerde hazineye ait arazi ile bazı vergi ve rüsum’u iltizam usulüyle satarlardı; arazi mukataa’lara ayrılmıştı.



İşraf-ı Memalik: Bu dîvânın vazîfesi, devletin mâlî ve askerî işlerinin yolunda gidip gitmediğini teftiş etmekti. Dîvân reislerine İşrâf-ı Memâlik, Sâhib ü Dîvân-ı İşrâf-ı Memâlik veya İşrâf-ül-Memleke denirdi. Bu reisler, son derece îtimâda şâyân, dîvân ve devlet işlerinde tam bir vukûf sâhibi olan kimselerden seçilirdi. Onlar da îcâb ettikçe, şehirlere ve nâhiyelere vekil göndererek işleri inceletirlerdi. Bu vekillerde de îtimâd ve liyâkat aranırdı.

Nâzırı Memalik: İlhanlılarda bu vazife sahibi, Divân-ı Büzürk’ün işlerini düzenler, malî işlere ait hazine emirlerini tertip ederdi. Emîrlerin, tümen beylerinin, inakların ve divan kâtiplerinin ve sair sınıfların mevacip ve maaşlarını verir, rütbe ve memuriyetlerin tevcihinde mütalâası alınırdı. Bütün divan evrak ve muamelât-ı hükümler, misaller, beratlar, muhtelif divan defterleri, yargunâmeler ve cerâye yani aylık ve cerideler hep bunun Pervâne ve Nişaniyle yani buyrulur ve imzasiyle yazılırdı. Vilâyetlerde emri altında memurları vardı.

Uluğ Bitikçî-i Memalik: Uluğ Bitikçi’nin (Divanı Kebir İlhani) başkâtibidir. Biti; Türkçede vesika, berat, hüccet, mektup mânasın’da olup, Bitikçi ise kâtip ve muharrir demektir. Bu divandan sadır olan emirleri, kararları yazdırır ve divana ait mali işleri takip ve tahsil eder; divan âzalariyle görüşerek miri emvalin artmasına çalışırdı.

Divanın gelir ve masraf defterlerini tetkik eder ve divan kayıtlarına geçirirdi. Divan işlerinin yeri burasıydı. Eyaletlerdeki divanlarda bulunan bitikçileri atardı. Ayrıca verilmesi lâzım gelen beratlar ve vesikalar da onun müsaadesiyle yazılırdı.



İlhânî Emirleri: İlhanlılarda şehzadelerden sonra Nuyin veya Nuyan denilen ve hizmet ve faaliyetleriyle maruf olan Emîrler gelirlerdi. Bunlar muhtelif Moğol kabilelerinden veya Türklerdendi. Nuyin olabilmek için küçüklükten başlayarak harplerde ve hükümdar maiyetinde hizmet görmüş olmak ve tedrici yetişmek lâzımdı. Nuyinler en son olarak Beylerbeyi rütbesine kadar çıkarlardı. Bu rütbe büyük İlhan ordusunun Umum Kumandanlığı idi. Bütün divân memurlarıyla ulema sınıfı vezirin hüküm ve nüfuzu altında oldukları gibi bilumum askeri sınıfta Beylerbeyi’nin kumandası altında idiler.

  1. İLHANÎLERDE ASKERÎ TEŞKİLÂT

İlhanlı askerine çerik denirdi. Askerler, maaşlı ve iktalı olmak üzere iki gruptu. Hükümdarın muhafızı olan hassa ordusu (ketavul, keptavul veya kötavul) ilhan ailesinin karargâhını korumakla görevliydi. Bunlar biner mevcutla alaylara ayrılmışlardı. Bunların arasında hükümdarın özel korumacıları da vardı. Bu çerikler maaşını Divan-ı Büzürk’ten alırlardı.

İlhanlı Askeri Sisteminin İçerisinde Yer Alan Görevliler:     

Şıhne: Fethedilen topraklarda, sultan adına idareyi eline alan yeterli sayıdaki askeri birliktir. Moğolca karşılığı baksak ve daruga’dır.

Kütval/Mustahfız-ı Kal’a: Bu ıstılahın Gazneli Mahmud tarafından İran’a getirildiği tahmin edilmektedir. Kale Muhafızlarıdır.

Bugavul/Bukavul: İlhanlılar döneminde, askeri işleri düzenleme ve teftiş görevi başta olmak üzere, asker sayısının saptanması, gelirlerin düzenlenmesi, levazımatın tedariki ve lojistik stratejinin belirlenmesinde ve harekât noktalarını seçilmesi onun sorumluluğundaydı.

Yurtçi: Bu görevli şehzadelerin ve emirlerin konaklayacağı haneleri, yurtları belirlerdi.

Yasavul/Yasa’ul: Kurultaylarda ve toylarda askeri hiyerarşiyi teftiş eder, harekât zamanlarında ordunun nasıl düzende gideceğini belirlerdi.

Bularguçi: Bu görevli, kaybolmuş at, deve, eşek, katır gibi hayvanları; gulam ve cariyeler ile savaş teçhizatını bulmak ve sahibine teslim etmekle yükümlüydü.

Tavacı: Asker toplama ve askeri kıtaların teftişini gerçekleştiren memurlardır.

Hatunların Muhafız Birliği Emirleri: İlhanın ilk hatununa ait kendi çadırı, sarayı ve şahsi muhafız ordusu bulunmaktaydı.

İlhanlı ordusu, kendi kendini destekleyen bir yapıya sahip olup, ihtiyaç olmadığı sürece ilhandan para almazlardı. Hülâgü zamanından itibaren tümen emirlerine düzenli olmak üzere maaş verilmekteydi.

Emirlerin işlediği suçlardan ötürü sorgu ve yargıya tabi tutuldukları bilinmektedir. Yapılan yargılama sonucunda idama mahkûm etme yanında, sopa vurma ve falaka (çüb zeden) cezasının verildiği görülmektedir. Emirlerin yarguya tutulmalarında ilhanlarda nezaret edebilmekteydi. İlhan Geytahu, kendisinin tahta oturması sırasında isyan eden, yani bulgak çıkaran emirlerin yargusuna bizzat nezaret etmişti. Gazan Han, ikinci Şam seferi sırasında (1302) savaş meydanından kaçan emirleri yarguya tabi tutmuştu.

  1. İLHANLILARDA TOPRAĞIN İDARESİ VE İKTA

İkta sistemi İlhanlılarda çeriğ yurd usulü olarak adlandırılmış ve Mahmud Gazan Han bu usulü geniş ölçüde tatbik etmişti. Çeriğ yurd usulü, muayyen nahiye ve sancakların gelirini bölük, ming ve tümenlerin iaşesine tahsis etmek demektir. Teamüle göre, çeriğ; yani ordu, at, cephane, silah, erzak, çadır ve saireyi buradan tedarik ederdi. Yurd sahasından alınacak irad, devletin bütçe defterlerinde kaydedilen vergilerden ibaretti.

İlhanlılarda sultana ait araziye Hâs İncu denirdi. Şehzadelerin iktalarıyla Emîr-i Araziye ait yerlere İncu denirdi. İlhanlı ailesinin muhtelif yerlerde iktaları vardı. Gerk has incu, gerek incu kimin ise gelir ve rüsumu da ona aitti. Bu iktaların gelirleri hükümdar ve ailesinin masraflarına sarfedilirdi. Bu yerlerin idaresi için ayrı bir divan vardı.

Moğollarda bazı askerî iktalar ocaklıktı yani emir veya tımarlı sipahinin erkek evladına intikal ederdi. Moğollar zaptettikleri yerlerdeki iktaları yine sahiplerine bırakmışlardı ki, bu onların hızlı yayılmalarına neden olmuştur denilmektedir.

Gazan Han, toprak işlerine dair esaslı kanunlar koydu. Kaptavul yani şahsi askerlerinden başlayarak askere Tegar yani ulufe vermeğe başladı. Halkın elindeki zaireden gelişigüzel vergi alınmasını önlemek için, harman zamanı mahsulatın meydanda istif edilmesini ve Şahne’ler tarafından bir kısmının (yirmide bir veya onda bir) alınmasını emretmişti.

Asker Divana ait incûdan yani devlete ait araziii emriyeden kendilerine tahsis edilen iktalarını kendileri nerede bulunursa o bölgeden alacaklardı. Bu tahsis edilen iktadan hariç halktan hiçbir şey alamayacaklar, evkaf, emlak ve sair hâsılata el uzatamayacaklardı.

İlhanlı Devleti’nin idari, mali, askeri ve yargı müesseseleri bir yandan tarihi Türk devlet geleneği ile benzerlik gösterirken, diğer yandan da kendisinden sonra bu cağrafyada kurulacak olan Celayirliler, Karakoyunlular, Akkoyunlular, Safeviler ve nihayet Osmanlı müesseseleri için de bir bakıma model olmuştur. Çünkü İlhanlı Devleti’nin sivil yöneticileri genelde Türk kökenli kimseler olduğu gibi, bahsi geçen devletlerin gerek hanedan ve gerekse dayandıkları etnik unsur da genelde Türk boylarına mensup olmuştur. Ayrıca, bilhassa Uygur ve Harezmşahlar devletlerinde uzun zaman hizmet etmiş ve bu işi aile mesleği haline getirmiş olan bazı ünlü ailelerin (Cüveyni ailesi vb.) de etkisi büyük olmuştur. İşte çoğunluğunu Uygur ve Harezm Türkleri’nin oluşturduğu sivil mimarlar İlhanlı Devleti’nin kuruluş ve gelişmesinde büyük rol oynamıştır. Bir benzetme yapacak olursak, Abbasi Devleti’nde Bermekoğulları, Moğollar Dönemi’nde Yalvaç, İlhanlılar Devleti’nde de Cüveyni ailesi söz konusu devletlerin sivil hayatında büyük rol oynamış aileler olarak bilinmektedir.





Yüklə 52,26 Kb.

Dostları ilə paylaş:




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2022
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə