Kars ve can oğUL



Yüklə 314,67 Kb.
səhifə1/5
tarix18.12.2017
ölçüsü314,67 Kb.
#35231
  1   2   3   4   5

KARS


ve

CAN OĞUL


© KARS ve CAN OĞUL
Nurettin SEZEN­­
ISBN: 978-9944-0015-3-3
Aktif Hayat Yayınları

GMK Bulvarı No: 84 Maltepe/ANKARA

Tel: 0.312 230 60 40 - 230 26 30 Fax: 230 07 10

www. aktifhayat.info - aktifhayat06@gmail.com



Aktif Hayat Yayınları

Araştırma Eserleri: 2
İkinci Basım : Ocak 2013, Ankara

Yazan : Nurettin SEZEN

Redaksiyon ve Tashih : Hamit KARADENİZ

Sümeyye KARADENİZ

Kapak : Melek ERDEM

Sayfa Düzenleme : Mustafa GÜLTEKİN

Basım & Cilt : Pozitif Matbaacılık Ltd. Şti.

Çamlıca Mah. 145. Sk. No: 10/16 Yenimahalle/Ankara

Tel: 0312 397 00 31 Faks: 0312 397 86 12

Pozitif@Pozitifmatbaa.com



5846 ve 2936 Sayılı fikir ve sanat eserleri yasası hükümleri gereğince bu kitabın tamamen ve bir kısmından alıntı yapılamaz, fotokopi yöntemiyle çoğaltılamaz, resim, şekil, grafik vb.’ler kopya edilemez. Kitabın her hakkı Aktif Hayat Yayınları sahibi Maltepe F.T. Ltd. Şti.‘ye aittir.

Kars

ve

CAN OĞUL

Dursun ERDAĞI’nın Anıları

* Osmanlı–Rus Savaşları ve Bolşevik İhtilâli

* Ermeni-Müslüman Çatışmaları

* Osmanlı Ordusunun Ermenistan’a Girişi

* Güneybatı Kafkas Türk Cumhuriyeti

* İngiliz İşgalinde Ermeni Zulmü

* “Can oğul! Beni kâfir elinde koyma!”
İKİNCİ KİTAP

(1916 – Ocak 1920)



Nurettin SEZEN

Eğitimci - Avukat


İkinci Basım
Ankara / 2012


Dursun Erdağı
DURSUN ERDAĞI
Dursun Erdağı, 1874 yılında Kars’ın Akyaka ilçesinin Kayaköprü (İslâm Erginesi) köyünde doğmuştur.

Çocukluk ve gençlik yıllarında aldığı eğitimini, Azerbaycan’ın Gence yöresinden gelen Başmuallim Hasan Bey’-den, ilerlemiş yaşına rağmen üç sene kadar devam eden bir eğitimle tamamlamıştır.

Möküz topa tutulup yakıldığında şöyle diyor:

“İki kutu eşyayı Şahmurat’ın evine doldurmuştum; bir cübbe, giyecek bir şey alamadık. İki sandık kitabım var idi, hâlâ yanarım.

Bütün varlığını kaybeden Dursun Erdağı’nın “hâlâ yanarım” dediği şey kitaplarıdır. Kitaplarının en değerli varlığı olduğuna işaret etmektedir.

Okuyan biri olan Dursun Erdağı’nın günlük ve hatıralarını güzel yazmasının bir nedeni de, çok okunmuş ve bu arada iyi korunmuş Ahmet Muhtar Paşa’nın kalemi-i mahsûsası Mehmet Arif’in “93 Harbi ve Başımıza Gelenler” isimli eseri ile benzerlerinin olduğuna inanıyoruz.

Dursun Erdağı’nın yetişmesinde, Kayaköprü (İslâm Erginesi) köyünün geleneğinin etkisinin olduğu görmezden gelinemez. “Ani” gibi tarihin izlerini taşıyan, “Aktoprak” ve “Tap” olarak anılan eski köyün bulunduğu bölgedeki harabeler, geçmişten gelen köklü bir kültürün kanıtlarıdır. Ayrıca, köyde, Dursun Erdağı’na önderlik etmiş çok değerli bilginlerin var olduğu da bilinmektedir.

Tarihi Kayaköprü köyünün, “İslâm” ismi Müslüman oluşundan ve “Ergine” ismi de Türklüğünden gelmektedir. Böyle bir beldede yetişen, yılmadan ve bıkmadan insanlık için mücadele eden Dursun Erdağı İffet Hanım’la evlenmiş Merdan ve Haydar isimli iki erkek ve Mücevher, Mehi, Şamama isimli üç kızı doğmuştur.

Köyünü, Ermeni Hükûmeti’nden izin alarak Akbaba’da bir Ermeni köyü olan Bezirgân köyü ile değiştirerek halkını Ermeni zulmünden kurtarmıştır.

Dursun Erdağı, 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi sonucu Kars’taki İngiliz hâkimiyetine ve Ermeni katliamlarına karşı mücadele veren “Millî İslâm Şûrası” ve “Cenûb-i Garbî Kafkas Hükûmeti” içinde, bir milletvekili olarak aktif görev almıştır.



Cenûb-i Garbî Kafkas Hükûmeti’nin dağıtıl-masından sonra, Ermeni zulmünün daha da artacağını sezerek ve yine Ermeni Hükûmeti’nden izin alarak, 1920 yılının ocak ayında ve soğuk kış şartlarında kendi köyüyle çevre köylerini taşıyarak büyük Ermeni zulmünden kurtarmıştır. Önce Ardahan’ın Rum köylerine olan taşınma, Bayburt’ta bir Ermeni köyü olan, Varzahan’ın Uğrak Köyü’ne yerleşmekle son bulur.

Dopdolu ve dipdiri bir hayat geçiren Dursun Erdağı’nın, bir hafta kadar süren rahatsızlığı ömrünün sonunu getirir.

Nihayet, Dursun Erdağı 30.08.1962’de Allah’ın rahmetine kavuşmuş ve Kayaköprü köyünde toprağa verilmiştir.

İÇİNDEKİLER


ÖNSÖZ 9

GİRİŞ 11
I. BÖLÜM

BİRLİĞE ÇAĞRI VE HACI ABBASOĞLU MEHMET BEY 17

RUS ORDUSUNUN SAVAŞ HAZIRLIKLARI 19

OSMANLI ORDUSUNUN ARDAHAN’A GELİŞİ 21

RUSLARIN ERZURUM’U İŞGALİ 23

BOLŞEVİK İHTİLÂLİ VE RUSLARIN KARS’TAN ÇEKİLİŞİ 25

KARS’IN ÂİDİYETİ OYLAMASI 27

ERMENİLERİN YÖNETİMİ ELE GEÇİRMESİ 29

ERMENİ–MÜSLÜMAN ÇATIŞMASI 31

ERMENİ–MÜSLÜMAN SULHU 34

ERGİNE VE BEZİRGÂN KÖYLERİNİNİN DEĞİŞTİRİLMESİ 36

İNCEDERE VE TİKNİS’TE ERMENİ KATLİÂMI 49
II. BÖLÜM

OSMANLI ASKERİNİN GELİŞİ 53

KOLORDU KOMUTANI KÂZIM KARABEKİR PAŞA GELİYOR 57

GÜMRÜ’NÜN ALINIŞI 60

KARS MİLLÎ ŞÛRÂSI VE CENÛB-İ GARBÎ KAFKAS HÜKÜMETİ 63

İNGİLİZ İŞGALİ 65

KARS MİLLİ ŞÛRÂ MECLİSİ’NİN DAĞILIŞI 70
III. BÖLÜM

ERGİNE KÖYÜ’NÜN MUHÂCERETİ (GÖÇÜ) 73

MÜSLÜMAN–KATLİAMLARI ARTIYOR 77

ARDAHAN’DAN GÖÇ İZNİNİN ALINMASI 80

“EVVELA TEDBİR, SONRA TAKDİRE HAVALE” 84

ERMENİ SALDIRILARI YOĞUNLAŞIYOR 87

ERGİNE TAŞINIYOR 90


Cihangirzâde İbrahim (Aydın) Bey

(1874-1948)

Cenûb-i Garbî Kafkas Hükûmeti

Cumhurbaşkanı



ÖNSÖZ
Bu eser bir roman, bir hikâye değil ve sadece “Dursun Erdağı’nın bir hatırası” da değildir. Fark edilmese ya da gözden kaçsa da yazıların içinde değinilen ve verilen bilgilerin, Kars ve Türk tarihi açısından çok önemli bilgileri içerdiğine inanıyoruz.

Eserin aslına (orijinaline) ulaşmadan önce Dursun Erdağı’nın oğlu Merdan tarafından yeni harflerle defalarca yazdırılmış olan kopyaları büyük ve basitçe yapılan hatalarla dolu olduğu için doğrudan yararlanılamadığı gibi, “Kars ve Can Oğul”un ilk basımı da çok yoğun ve yorucu bir çalışmayı gerektirmişti. Bu nedenlerle, yazının amacını etkilemeyen ve cümle yapısını bozmayan düzeltmeler tarafımızdan yapılmıştı.

Eserin asıl metninin elimize geçmesinden sonra basit bir çalışmayla, hatalar giderilmiş ve noksanlar tamam-lanmıştır.

Yaklaşık bir asır önce yazılan bu yazıların özüne zarar vermemek için sadeleştirme ve güncelleştirmede de ısrar edilmemiştir.

Yine aynı duyarlılıkla sıkıcı da olsa, anlayama-dığımız bir düşüncenin yok olmaması için cümle ve paragraflar çıkarılmamış, olayların dizisinde değişikliğe gidilmemiştir.

Hatıraların, yalnız üçte birine ulaştığımızı düşündüğümüz için bu kitaba “İkinci Kitap” denilmiştir.

Bu kitabı okuduğunuzda;

Kars’a gönül verenleri, Kars için canını feda edenleri tanıyarak geleceğe umutla bakacağız. Böylece, Kars ve yakın geçmiş hatırlanacak, genç beyinlerde dinamik bir tarih kültürünün sarsılmayan izleri yer edecektir.

Belki ruhumuz canlanacak, yepyeni ufuklara açılacak ve bir sıla özlemi giderilmiş olacaktır. Sonunda yeni bir hayata umutla sarılmak, parlak bir geleceğe ulaşmak mümkün olacaktır.

Değindiğimiz nedenlerle kitabın sabırla ve tekrar tekrar okunmasını istiyoruz.

Bu arada eserin yayına hazırlanmasında yardımlarını esirgemeyen bütün dostlara ve bilhassa Tekin Erdağı, Hamit Karadeniz, Fahrettin Çiçek ve Doç. Dr. Candan Badem’e teşekkürlerimi arz ederim.
Av. Nurettin Sezen

GİRİŞ

Dursun Erdağı, 1914–1920 yılları arasında Kars halkının çektiği çileleri, gördüğü zulümleri bir canlı tanık ya da olayların bir kahramanı olarak anlatmıştır.

Dursun Erdağı’nın anılarına geçmeden önce Kars tarihi; Kars’ta Rus, İngiliz ve Ermenilerin Osmanlı ile olan ilişkilerini özetlemede yarar vardır. Böylece Kars’ın kurtuluş mücadelelerinin daha iyi anlaşılabileceğine inanıyoruz.

KARS TARİHİ

Bizans kaynaklarında kullanılan “Kars” adı Arap kaynaklarında da yer alır. Osmanlı kaynaklarında ise “Kars” adı şimdi söylendiği gibi geçer.

Kars çevresi ilk çağlarda Hititler, Urartular ve Sâsânîler’in hâkimiyetinde kalır. Kars’a VIII. yüzyılda Araplar ve daha sonra Bagratlılar hâkim olur.

1040 yılında da Alparslan Anî’yi alarak Kars’ı Selçuklu topraklarına katar. 1080’de de Sultan Melikşah zamanında kesin olarak Selçuklu hâkimiyetine girer.

1339 yılında Moğollar, Gürcistan seferi sırasında Kars’ı alarak tahrip ederler.

Kars, Dulkadirli Mehmet Han tarafından 1537’de Osmanlı topraklarına dahil edilmiştir.



KARS’TA MÜSLÜMAN–ERMENİ İLİŞKİLERİ

1877–1878 Osmanlı–Rus Savaşı sonrası yapılan, 13 Temmuz 1878 Berlin Anlaşması ile Kars, Ardahan ve Batum Ruslara verilmiştir.1

1914–1916 yılları arasında Kars, Rus Kafkas Ordusunun karargâh merkezi olmuş, Gürcü–Azerî–Ermeni temsilcilerinden oluşan “Güney Kafkas Hükûmeti” tarafından idare edilmiştir.

1917 yılında Rusya’da Çarlık idaresinin yıkılıp, Bolşeviklerin iktidara gelmesi üzerine Ruslar, Kafkas cephesindeki harekâta son vermek üzere, 3 Mart 1918’de Brest–Litovks Antlaşması’nı imzalamışlardır.

Buna göre Kars–Ardahan–Batum sancakları Osmanlı Devleti’ne verilmiştir.

Bir müddet sonra, Güney Kafkas Hükûmeti antlaşmayı tanımadığını açıklamış ve bölgede katliama başlamıştır.

Bu sırada Ermeni, İslâm ve Gürcü milletleri arasında Kars’a hangi milletin sahip olacağı ile ilgili oylamada Müslümanların reisi Ali Han Demiroğlu’nun Ermeniler lehine oy kullanması, oylamaya katılan Dursun Erdağı ve arkadaşlarının tepkisine neden olur. Ama bu jest sonucu Rus depolarından biraz silah da alınır.

3 Mart 1918’de yapılan Brest–Litovsk Antlaşması’ndan bir müddet sonra Ermeniler Kars’ı işgal edince Dursun Erdağı ve arkadaşları canlarından ümidi keserler. Bir Rus göçmeni, “Ey Müslüman, Ermeni sizi kesecek!” der, ama yine de arabasına alarak ve gizleyerek, kendilerini Kars’tan çıkarır ve kurtarır.

Osmanlı ordusu, Brest–Litovsk Antlaşması gereği Ardahan ve Sarıkamış’a girdiğinde Ermeni katliamları şiddetini artırır.

Ermeni çeteleri Zaruşad (Arpaçay), Şüregel (Akyaka) ve Çıldır kazalarına hücum ederek, Müslümanlara akıl almaz zulüm ve işkence yapmışlardır.

Ancak, Akbaba’ya (Ağbaba’ya) bağlı İbişköylü (şimdi Ermenistan’da) İslâm Kuvvetleri Kumandanı sıfatını taşıyan Hacı Abbasoğlu Kerbelay Mehmet Bey (İstiklâl Madalyası sahibi) bölgesinin disiplinini sağlayarak ve çoğu atlı yüzlerce jandarmasıyla saldırgan Ermenilerle kahramanca mücadele etmiştir.

Ermeniler ve bilhassa Osmanlı ordusundan kaçan Ermeni çeteleri, akıl almaz katliamlar yaparlar. İşte bu sırada Dursun Erdağı, Akbaba Dağı eteklerinde bir Ermeni köyü olan Bezirgân köyü ile kendi köyünü değiştirerek halkını katliamlardan kurtarmıştır. Ancak, bunu örnek almayan ve yine Kars-Gümrü yolu üzerinde bulunan Tiknis, İncedere gibi pek çok köy, toplu katliamlarla karşılaşmıştır. Ermeniler, “Mermimiz harcanmasın.” deyerek, halkı diri diri kuyulara doldurarak ve samanlıklarda yakarak katletmişlerdir.

25.4.1918 günü Kars’ın doğusundaki Subatan köyünde, Ermeni komutan Motoyef’in birlikleri tarafından 700’den fazla kişi balta ve bıçakla öldürülmüş, ateşte yakılarak şehit edilmiştir.

Tekneli, Hacıhalil, Kaleköyü (Derecik), Külveren (Karakaş), Yılanlı, Kinegi (Yalçınlar) köylerinin halkı büsbütün yok edilir.2



Brest–Litovks Anlaşması hükümleri doğrultusunda ileri harekâta başlayan ordumuz, 25 Nisan 1918’de, korkunç katliama uğrayan Kars’ı alarak tekrar Vatan topraklarına katmıştır.

Ancak 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi sonucu bölge, İngiliz hâkimiyetine bırakılmak zorunda kalınmış ve bundan sonra Ermeni katliamları tekrar başlamıştır.

Bu duruma göz yummayan Türkler “Millî İslâm Şûrası” (6 Kasım 1918–17 Ocak 1919) ve “Cenûb-i Garbî Kafkas Hükûmeti” (18 Ocak 1919–13 Nisan 1919) adıyla (Kars, Ardahan ve Batum’u kapsayan) yerel hükûmetler kurarak Ermenilere karşı koymuşlar ve Ermenilerin bölgenin tamamına hâkim olmasını engellemişlerdir.

Dursun Erdağı bir milletvekili olarak üzerine düşen görevi yerine getirirken, halkı adına mücadelesine devam etmiş ve halka hizmetten yılmamıştır.



İngiliz Hükûmeti’nin amacı; Kafkaslarda İngiltere yanlısı bir Kafkas bloğu oluşturmak ve Rusya’nın Kafkasya’daki faaliyetlerini denetim altına almaktı.

İngilizler, 06 Mart 1919’da Posof’un Gürcüler, Kars’ın ise Ermeniler tarafından denetim altına alınmasına müsaade ettiler.

Ermeniler Kars’ı denetim altına aldıktan sonra bütün ilçe, bucak ve köylere karşı, düzenli askerî birliklerle saldırıya geçerler. 1920 yılının ilk günlerinden itibaren Ermeniler, Müslümanlara yapmadıkları zulüm ve işkence bırakmamışlardır.

Yine Dursun Erdağı, Ocak ayının son haftasında ve şiddetli kış soğuğunda Ergine, İncedere ve Tiknis (Kalkankale) köylerini Ermeni askerlerinin top ateşinden ve katliamlarından kurtarmıştır.

Teslim olmak zorunda kalan köyleri ise Ermeniler topa tutmuş, katliam yapmışlar ve mallarını yağmalamışlardır. Köylerini terk ederek kaçmaya başlayanlardan yüz elli kişi de tipiye tutularak boğulmuştur.

Ermeniler, 2 Ocak 1920 günü Şahnalar köyünü zırhlı lokomotif ile topa tutarak halkı firara mecbur ettikten sonra, kaçanlara top ve mitralyözler ile saldırarak, halktan beş yüz kişiden fazlasını katletmişlerdir.

Kâzım Karabekir Paşa 30 Ekim 1920 tarihinde Kars, 03 Kasım 1920 tarihinde ise Akyaka’yı Ermenilerden temizlemiş, 7 Kasım 1920 tarihinde de Gümrü’yü ele geçirmiştir.

02/03 Aralık 1920 tarihinde imzalanan Gümrü Anlaşması (Muâhadesi) sonunda bugünkü Ermenistan–Türkiye sınırı tespit edilmiş oldu.

Özetle belirttiğimiz bu konuları işleyen kitapların tekrar basılmasını, İbrahim Cihangiroğlu, Fahrettin Erdoğan ve Dursun Erdağı’nın hatıralarının dışında, Kars’la ilgili başka (göremediğimiz) yazıların da gün yüzüne çıkarılmasını temenni ediyoruz.




BİRİNCİ BÖLÜM
Eser, “Birliğe Çağrı” ile başlamaktadır. Çünkü son devirde yaşanan olaylar Türk ve Ermeni çatışmalarının şiddetleneceğini göstermektedir.

Ruslar, Erzurum’a doğru ilerlerken “Karadan İstanbul’a gideceğiz!” demeleri yüreklerin yanmasına ve gözelerin yaşarmasına neden olur.

Halk, “Ermeni-Türk kardeş oldu.” söylemlerinin bir aldatmaca olduğunun farkındadır.

Çekilen çeşitli çilelerden sonra Dursun Erdağı, köy değişimi yaparak halkını Ermeni zulmünden kurtarır.



BİRLİĞE ÇAĞRI VE HACI ABBASOĞLU MEHMET BEY

… (Hemen cuma âyetini okudum. Okuduktan sonra “Ben anlamadım, bana bir parça izahat verir misin?” diye sorunca âyetin manasını verdim).

Orada seyre gelenlerden İbişköylü Hacı Abbasoğlu Kerbelay Mehmet Bey ile Aküzüm köylü İskender Ağa’yı çağırdılar.

……..


O vakit Mehmet Bey dedi ki,

"Böyle şeyler yapmayın. Allah bir, peygamberimiz Muhammad Aleyhisselâm, Kur’an bir. Bu hoca Kur’an okudu, izahat verdi, buna ne dersiniz? “Bir şey (zat) diyemeyiz” dediler. Böyle şeyler yapmayın. Millete ayrımcılık (fırkacılık) salmayın. Bilen hocalarsınız, milletin daima ileri gelenleri arasında bulunuyorsunuz, milleti birleştirin, birbirine düşürmeyin, Kur’ân’ı kafanıza koyun. Kur'an her nasıl emrederse siz de öyle gidin. İşte Balkanlar, Osmanlı Hükûmeti'nin yitirmesidir.3 Bugün birleşip (ittifak edip) kocaman, altı yüz senelik bir Osmanlı Hükûmeti'ni devirmektedirler.

Halbuki onlar (Balkan ve Kafkas milletleri) bir devlet (hükûmet) değildir, birer çakaldır.

Bu neden ileri gelir? İttifaktan.”

Bu sözleri, hiç kimseden korkmadan söyledi.

Orada Ermeni-Rus olduğu halde, kendisi Rus memuru olduğu halde böyle söyledi. Ben bu adama hayret ettim. Çünkü Ruslar, daima Balkanlara yardım yapıyorlardı, çok gösterişli gördüm.

“İleride Müslüman4 ve Ermeniler birbirini vurup kıracaklar,” imiş ve görüp tecrübe ettik.

Artık benden, daha birkaç sual sorduktan sonra, bana bir âlâ (iyi derece) şahâdetname (diploma) verdiler, alıp köyümüze geldim.5



RUS ORDULARININ SAVAŞ HAZIRLIKLARI

Aradan bir zaman geçer geçmez Ermeni gönüllüleri Müslümanları vurup öldürmeye başladılar. O zaman, Müslümanların da “canbezâr” (canından bıkanlar) namıyla her tarafta (adı) çıktı.

Bir vakit böyle devam etti.

Çünkü, o zaman Rusya Hükûmeti ile Japon Hükûmeti muharebe ediyorlardı. O vakit (1904 yılında) Japonlar Rusları eziyorlardı.6 Ermeniler (zalimlikte) aldı, yürüdü.

Nasıl, Rus-Japon sulhu olduysa, Rus Hükûmeti Ermenileri terbiye etti (otoritesini kurdu ve düzeni sağladı) ise de, Ermeni-Müslüman düşmanlığı devam ediyordu. O sıralarda Birinci Dünya Savaşı (Harb-i Umumî)7 başladı.

Kurban bayramında Rus orduları Sarıkamış'tan hududu (tecavüz ettiler) geçtiler.8 Artık o vakit, Kars havalisindeki İslâmlar korku içinde yaşamakta idiler.

Kızılcak'tan (Kızıçakçak/Şüregel/Akyaka’dan) köyümüze gelen Ranpolof isminde, Rum milliyetinden olan Laçalnik (Naçalnik/Kaymakam) köyümüz halkından "iâne" (yardım) namıyla para topladı.

Köylerden yani İslâmlardan amele toplayıp Kars'ta dağları deldirip mevzi yapıyorlar, Sarıkamış'ta ve Pasinler'de yollar yaptırıyorlardı.

Köyümüz şose üzerinde olduğundan Rus alayları, köyümüzden geçiyordu. Bizlere cefa olarak, süngülerini gösterip, "Ey Osman, yaydim Kostantinepol!”9 "Karadan İstanbul'a gideceğiz!" diyorlardı.

Bizim de, yüreklerimiz yanıyor, gözlerimiz yaşarıyor. Amma elimizde bir kuvvet yok.

Cenâb-ı Allah, hiçbir Müslüman’ı düşman elinde esir etmesin! Âmin. Ey Müslümanlar! Hükümetimizin kadrini bilip hiçbir fedakârlıktan geri kalmayalım. Daha ileride anlatacağım.

OSMANLI ORDUSUNUN ARDAHAN VE SARIKAMIŞ’A GELİŞİ
Bir gün, sabah erken, kış mevsiminde top sesleri gelmeye başladı:

“Acaba ne oluyor?”

Halkımız heyecan içerisinde, oradan buradan söyleniyorlar ki:

“Osmanlı geliyor. Allahu Ekber Dağları’ndan Sarıkamış'ı basmış. Diğer bir kol da Ardahan'a girmiş.”10

İçimizde bir sevinç hâsıl oluyor. Amma korkuyoruz, açıkça bir şey söyleyemiyoruz.

Bir gün sonra Göle ve Sarıkamış taraflarından kaçan Rum ve Ermeni göçleri gelmeye başladı.

Aradan geçen iki gün sonra Gümrü tarafından, akşamüzeri11 köyümüze elli-altmış kadar, bir atlı geldi. Bunları odaları, evleri boşaltıp yerleştirdik. Meğerse bunlar Ardahan'dan kaçan jandarma imiş. Bunların içinde Rus, Ermeni, Rum, Çerkez, her millet var idi. Bunlar Ardahan'da olan şeyleri söylüyorlardı.

Hatta rüyalarında, "Allah, Allah, hücum!" seslerini duyunca, kalkıp kaçıyorlardı.

"Kardeş, bu ne?” diye soruyorlardı.

“Ardahan'ın Osmanlı asker ve çeteleri böyle (Allah Allah) deyip hücum ediyorlardı. Bizler Kars'a gidemeyip Gümrü'ye kaçtık. Şimdi Kazak Ardahan'ı geri aldı. Biz de gidiyoruz.” dediler.





RUSLARIN ERZURUM’U İŞGALİ

Osmanlı Ordusu geriye çekilince Sarıkamış'ta, Ardahan'da İslâmlara büyük hakaret ve katliam yaptılar. Bunları yapanların, ekserisi Ermenilerdi.

O vakit, Azerbaycan'dan İslâmlara yardım için, “Bakû Müslüman Cemiyet-i Hayriyyesi” namıyla bir topluluk geldi. İslâm ailelerini toplayarak, her türlü yardım ettiler.

Bizler de korkudan evlerden çıkamıyoruz.12

Bir gün Kızılcakcak'tan (Kızıçakçak’tan / Akyaka’dan), köyümüze bir jandarma geldi. Bana söyledi ki, “Seni Hükûmete istiyorlar.”

“Acaba niçin istiyorlar?” bilmiyoruz. Korka korka gittim.



İman Kardeşleri

Hükûmetin önünde iki tane, başlarında şapka örtülü iki adam duruyor. Sessizce, elimle selâm verdim.

"Aleykümselâm hocam!" dediler. "Biz de Müslüman’ız, şapkamıza bakma. Kanımız İslâm kanıdır. Biz Ardahan'dan geldik. Orada katliama uğrayan İslâm kardeşlerimizin ailelerini, sahipsiz yetim kalan çocuklarını toplayıp, yedirip giydirirdik. Sen de evinde oturup Allah'a ibadet ettin. Acaba biz mi kazandık, yoksa sen mi?"

"İman kardeşlerim! Elbette, siz kazandınız. Ben ferdî bir ibadet yaptım ise de siz umumî, büyük bir hizmet yaptınız. Cenâb-ı Allah, umuma hizmet edenleri sever.”

“Şimdiyse, biz buradan İslâm köylerinden birkaç kurbanlık, onlar için inek alacağız.”

“Müslüman köylerinden; burada Möküz (Üçpınar) köyü, Hacı Pirî, iki Kıyımlı (Kımılı/Durduran) , Tiknis (Kalkankale), İslâm Ergine, İncedere yakın köyler bunlardır.”13

Hemen bu köylere jandarma gönderdiler.
Mal satın alıp parasını bi't-tamam (tamamıyla) verdiler. Alıp Ardahan'a götürdüler. Beni dahi (Cemiyet-i Hayriyye’nin) Kars şubesine yazdılar. Ben de, bir zaman orada (bu heyette) çalıştım: Reis Ali Han Demiroğlu, âzâ Rıza Karaşaroğlu, Yusuf Kenanoğlu, Dursun Mustafaoğlu.

Bilahare, Kars'ta olanları anlatacağım.

O tarihte Kars'ta olan Müslümanları Rus Hükûmeti çıkarıyordu ve İslâm olanların tamamını yurtlarından çıkardı.

Osmanlı orduları geriye çekildiler.

Ruslar Sibirya'dan Kazak alayları getirdi. Buralarda, köylere yerleştirip harp meydanına sevk ediyordu.

Biraz sükûnet olmuştu. Ruslar Hasankale ve Erzurum'u aldıktan sonra ileri gittiler.14


* * *

“Gelberi, gelberi bizim Osmanlı,

Kavga koptu Kars’ın başı dumanlı!”

BOLŞEVİK İHTİLÂLİ VE RUSLARIN KARS’TAN ÇEKİLİŞİ

Bir zaman sonra Ruslar Çar Nikolas'ı tahtından indirdiler. İçlerinde haraç meraçlık çıktı. Parti kavgaları başladı.15

Komşumuz olan, Rus Ergine (Demirkent) köyü (halkı Rusya’ya) göçmeye başladı. Derken, Ruslar hep çekiliyorlardı.

O zaman (28 Mayıs 1918’de) Azerbaycan, Gürcü, Ermeni hükûmetleri kuruldu.



Kurs Mektebi

Azerbaycan'dan, bir muallimi Kars'a gönderdiler. İsmi Hasan Efendi idi. Gence, Bağman başmuallimi (olan Hasan Efendi), Kars'ta kurs açıp hocaları topladı. Arkadaşlarımdan Karslı Zülfikâr, Hafız Kurban, Samet Hoca, Möküzlü Veli efendiler bir vakit devam ettik. Mektebimiz, kale içinde Karahanoğlu yapılarıydı.

Fakat, Ermeniler bizi din–mezhep (düşünmeden) gittikçe sıkıştırıyorlardı. Zaten, emniyet içinde, kalacak yerimiz de yoktu.

Külveren köylü Abbasoğlu Sadık'ın bir kahvehanesi vardı. Möküzlü Veli Efendi ile beraber kalıyorduk.

O zamanlar Gürcü, Ermeni, Azerbaycan birleşip bir millet (bir tek devlet) parası çıkaracak idiler. Kars Müslümanlarından temsilci, adam istediler.

İncedere köyünden Emin Ağa ile Tiknis (Kalkankale) hocası Hakkı Efendi’yi seçip gönderdik ve bizim kurs mektebi de tamam oldu.16

Herkes köyünde çocuk okutacaktı. Ben de Azerbaycan Cemiyet-i Hayriyyesi'nde kaldım.17



Yüklə 314,67 Kb.

Dostları ilə paylaş:
  1   2   3   4   5




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2022
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə