1 nolu yazim komisyonu tutanaklari iÇİndekiler



Yüklə 8,47 Mb.
səhifə8/111
tarix18.05.2018
ölçüsü8,47 Mb.
#50715
növüYazi
1   ...   4   5   6   7   8   9   10   11   ...   111

Şimdi, birçok uluslararası sözleşme var aslında yani sadece sayılanlar da yok, sadece İnsan Hakları Evrensel Sözleşmesi, Cenevre Sözleşmesi falan yok. Mesela Afrika Birliği Örgütü Sözleşmesi var. Burada da geçiyor çünkü Afrika’da da çok ciddi bir sorun bu, sığınmacı, mülteci. Birçok da farklı kavram var aslında, onları da birazcık karıştırarak konuşuyoruz. Sığınma hakkı, sığınma talebi başka bir şey, iltica talebi ve mülteci statüsü başka bir şey. Bunların hepsi birbirinden farklı şeyler. Amerika’da ilan edilen, Cartagena Mülteciler Bildirgesi var. Arap Sözleşmesi var. Hatta ilginçtir, Arap Sözleşmesi, Cenevre Sözleşmesi’nin tanımını genişletiyor yani mültecilik, iltica hakkını -sadece sığınma da değil- daha geniş gerekçelerle -nasıl diyeyim- mümkün kılıyor. Dolayısıyla, aslında dünyadaki örneklerine baktığımızda da -sadece Avrupa merkezli bakmayalım hakikaten- bu sorunu yaşamış coğrafyalarda bu meselenin daha ciddiye alındığını ve -tırnak içinde- daha fazla bir hak olarak düzenleme eğiliminin arttığını görüyoruz. Hani canı yanan biraz daha fazla bunu müstakil bir hak olarak tanımlama eğiliminde. O yüzden, sadece Birleşmiş Milletler olmadığını vurgulamak istedim.

Şimdi, Türkiye de bir yönetmelik düzenliyor ama bildiğim kadarıyla İltica ve Göç Yasa Tasarısı var uzun bir süredir üzerinde çalışılan. Henüz kesinleşti mi bilmiyorum ama bu mülteciler, sığınma hakkı talep edenler, göç üzerine çalışan sivil toplum örgütleri de davet edildi Ankara’ya. Yani maddeler üzerinde uzun uzadıya diye tartışıldı.

PROF. DR. ALİ AKYILDIZ – Yasalaşmadı.

ÖZGÜR SEVGİ GÖRAL – Henüz yasalaşmadı evet ama üzerinde tartışma devam ediyor. Ama olabildiğince de katılımcı bir süreç izlendi.

Şimdi, gerçekten çok fazla göçmen var Türkiye’de. Sadece son Suriye olaylarından sonra 100 bin kişinin aşağı yukarı giriş çıkış yaptığı ileri sürülüyor. Bunların ne kadarı, hani doğru söylüyor mu, söylemiyor mu, o tartışmaya girmek istemiyorum ama mülteci statüsü yani vatanını terk etmek, toprağını terk etmek, evini barkını terk etmek çok kolaylıkla verilebilecek bir karar gibi gelmiyor bana uzaktan bakarken. Dolayısıyla, ben, çok zor koşullarda -ne bileyim- bir sınırı illegal bir şekilde geçerek, çoğu zaman canı pahasına falan, bütün malını mülkünü yaşadığı yerde bırakarak gidenlerin çok büyük bir kısmının… Şüphesiz, bütün haklarda olduğu gibi hakkını kötüye kullanımını içeren örnekler de vardır. Ama hak mantığı biraz öyledir ya, kötüye kullanımını yani -nasıl diyeyim- ya göz ardı edersiniz ya da ona bir alan açarsınız yani bunun olacağını bile bile bir hakkı tesis ederken bunu göze alırsınız ama göç hakkı gibi, sığınma hakkı gibi özel bir durumda yani çok zor koşullarda deneyimlenen bir mesele olduğu için bunun oldukça minimum sayıda olduğuna inanıyorum ben. Bunun tarihsel çok çok güzel örnekleri var, doğrudur ama günümüze baktığımızda da çok çok acı örnekleri de var gerçekten. Yani, çok zor koşullarda yaşadıkları, böyle -nasıl diyelim- gündelik milliyetçilik, gündelik ayrımcılık biçimlerine, farklı biçimlerde maruz kaldıkları, vesaire…

FARUK BAL (Konya) – Birinci kelimeyi değiştirirseniz memnun olurum. Milliyetçilik değil ayrımcılık.

ÖZGÜR SEVGİ GÖRAL – “Ayrımcılık” diyelim. Ayrımcılık biçimlerine maruz kaldıkları -ne bileyim- ev tutarken, bir işe girerken, belli pratikleri yaparken çok zorlandıkları durumlar da var. Onun için, hani, çok da toz pembe bir tablo çizmek de zor olur. Rıza Hocam, birkaç tanesinden bahsetti. Benim bildiğim, en meşhuru Eylül 2009’daki bir AİHM kararı, Karimnia Abdolkhani Kararı, yani Türkiye’nin sığınma prosedürünü hayata geçirirken -bunlar sığınma statüsü olan insanlar ama- kendi imzaladığı sözleşmelerin bile gereklerini yerine getirmediği gerekçesiyle ceza aldı. Dolayısıyla, iyi örnekler olduğu gibi çok kötü örnekler de var gerçekten. Geçenlerde, şimdi hatırlamıyorum, toplantıya girmeden bir baktım. Şaşırtıcı da bir anket gördüm. Bu, KONDA’vari bir şirketin dünya çapındaki versiyonlarından biri, dünyada birçok ülkeyle şey yapıyor. Gerçekten bulamadığım için ismini söylemiyorum, bulmaya çalıştım. Türkiye’deki oran çok yüksek çıkıyor yani göçmenlerle birlikte olmak istemeyen, yabancılarla birlikte olmak istemeyen. Şaşırtıcı da gördüm birazcık bu sonucu. Dolayısıyla, biz bütün bu gerekçelerle bu konunun aslında tam da sizin söylediğiniz gibi hem çok yakıcı bir konu olması hem de ilerleyen aşamalarda da daha da yakıcılaşacak olmasından ötürü müstakil bir hak olarak tesis edilmesinin, bizim anayasa yaklaşımımız bakımından da, sadece vatandaşlara haklar veren değil, yani o topraklar üzerinde yaşayan herkesin iyi kötü o haklarını genişleten merkeze insanı koyan anayasa yaklaşımının daha uygun olduğunu düşünüyoruz ama “Yabancılar” maddesinde tartışmayı da hep birlikte değerlendirebiliriz diye düşünüyorum.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Evet, Özgür Hanım’ın bu kadar teferruatlı izahatından sonra ben kısa bir ilave yapmak istiyorum.

Şimdi, arkadaşlar, önce bir şeyi tam anlayamadığımı söyleyeyim, daha nazik bir ifadeyle. İşte anayasalar vatandaşlar için yapılır. Doğru, vatandaşlar için yapılır ama bu vatandaşlar için yapılması demek bence bu kadar dar bir anlamda değil. “Vatandaşların karşılaştıkları bütün sorunları çözmek için yapılır” desek daha doğru olur diye düşünüyorum. Onun için bu sığınma hakkı, göç, iltica vesaire de bizim ciddi olarak karşı karşıya olduğumuz bir sorun, yani tekrarlamak istemiyorum yine tarihi süreci. Faruk Bey de altını çizdi, ben de daha önce örnekleri verdim. Vatandaşlarımızın, Türkiye’de yaşayan insanların tarih boyunca ve bugünde, belki önümüzdeki dönemde karşılaşacakları en önemli sorunlardan birisi. Yani dolayısıyla “Bu bizim vatandaşlarımızı ilgilendirmiyor, bunu müstakil bir madde olarak koymayalım, direkt olarak vatandaşa hitap etmiyor.” yorumunu ben şahsen çok güçlü bulmuyorum. Bizi ilgilendiriyor, birinci derecede ilgilendiriyor. İlgilendiren her konuda da bir şeyler söyleme durumundayız. Yani anayasa böyle bir şey. Bazı şeyler var ki geçmişte ilgilendiriyordu, bugün ilgilendirmiyor, bazı şeyler var ki bugünü ilgilendirmiyor ama gelecekte ilgilendirecek fakat bu sorun dün de bugün de yarın da önemli bir sorun tarihimiz boyunca. Onun için, biz BDP olarak bunun müstakil bir madde ama belki bu kadar daha uzun değil, sadeleştirerek, yani üç partinin en azından arasında bir mutabakat eğer olursa daha kısa cümlelerle iki madde hâlinde yazılmasından yanayız. Eğer ileride yabancılarla ilgili bir maddeye konulması düşünülürse de bugün bunu konuşalım, yani ertelemeyelim. İşte iki madde mi, biraz kısa mı, neyse bir uzlaşma çıkarabilirsek çıkaralım ama ileride oraya monte etme durumu olursa da oraya monte edelim diye düşünüyorum.

RIZA TÜRMEN (İzmir) – Birkaç şey. Birincisi, tabii, insan hakları sadece vatandaşlara has haklar değil. İnsan hakları, insanların insan oldukları için doğuştan sahip oldukları haklar. Onun için hangi ülkede yaşarsa yaşasın her insanın insan olduğu için insan haklarından yararlanması esastır. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi de vatandaşların haklarını koruyan bir sözleşme değil, o ülkenin yetki alanı içinde olan her bireyin hakkını koruyan bir sözleşme.

İkincisi, Faruk Bey’in endişesi siyasi bir endişe. Kitlesel göçler olursa Türkiye’ye. Yani ileride ne olacağını tabii bilemeyiz. Olabilir de olmayabilir de. Şimdi buna dayanarak, ilerideki bazı hipotezlere dayanarak, bugünkü anayasayı hazırlamamız doğru olmaz, siyasi hipotezlerse hele bunlar. Kitlesel göç olursa, kitlesel göç olur. Anayasaya madde koymasak, kanunla düzenlesek kitlesel göç olmayacak mı? Gene kitlesel göç olacak. O zaman ne yapacağız şimdi? İşte bugün Suriyelilere yaptığımız nedir? “Gel” dedik, yani anayasada madde olmamasına rağmen. Onun için anayasada madde olup olmaması bu siyasi hipotezleri ortadan kaldıracak bir tedbir değil elbette.

Ama anayasada olmasının bir önemi var. Yani anayasada olmaması Türkiye’yi koruyacak değil bu siyasi hipotezlere karşı ama olması, Türkiye bakımından önemli, insan hakları bakımından önemli çünkü bunu bir hak olarak önce tescil etmiş olacaksınız ve bu da dediğim gibi bu anayasanın yapılış felsefesine uygun, insan hakları bakımından ileri bir adım olacak.

Yeri bakımından bizim burada fazla bir ısrarımız yok. Dediğimiz gibi bir alt madde de olabilir, burada bağımsız bir madde de olabilir. Bağımsız bir madde olması bana doğru geliyor ama yani bu konuda. Tabii burada herkes, üç parti de hatta dört parti de sığınma hakkından söz ediyor. Oysa belki doğru terminoloji burada sığınma hakkı değil, iltica hakkı olması lazım çünkü bizim kanunlarda, yönetmeliklerde ilticayla sığınma arasında bir fark gözetiliyor. Ayrı ayrı tanımlanıyor. Burada bizim sözünü ettiğimiz şey aslında iltica hakkı.

Belki maddeyle ilgili, maddenin içeriğiyle ilgili birkaç kelime de söyleyebilirim söz almışken. Şimdi, AK PARTİ’nin önerisinde “siyasi suç iddialarının varlığı hâlinde” diyor. Şimdi, burada suç olması gerekli değil, bir suç iddiası olması gerekli değil. Yani bu suçu kim işleyecek, ilticacı mı işleyecek, yoksa devlet mi ona suç atfedecek? Bir suç iddiası olmasa bile, bir kötü muamele varsa, o devlette bir baskı varsa, o insanlara etnik kökeni nedeniyle ya da ırkları nedeniyle ya de ne bileyim işte dinsel inançları nedeniyle…

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Ama Rıza Bey, isterseniz önce şey yapalım, konuşacaksak diyelim, bu mevzuya girelim. Bu madde üzerinde eğer konuşacaksak..

RIZA TÜRMEN (İzmir) – Şimdi söz almışken bunları da söyleyeyim diye düşündüm, yani bir daha söz almamak için.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – O ayrı ama…

RIZA TÜRMEN (İzmir) – Yani bir daha söz almamak için.

FARUK BAL (Konya) – Geneli üzerinde bitsin, maddeler üzerinde ayrıca konuşuruz.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Evet. Yani şu an maddelere geçtiniz siz.

RIZA TÜRMEN (İzmir) – Evet, söz almışken bütün içimde ne varsa hepsini dökeyim diye söylüyorum ama istiyorsanız daha sonra söylerim.

MUSTAFA ŞENTOP (İstanbul) – Evet.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Bir karara varalım orada, eğer konuşacaksak zaten başlayalım.



MUSTAFA ŞENTOP (İstanbul) – Rıza Bey güzel konuşuyor, onun için kesmek istemedim.

PROF. DR. ALİ AKYILDIZ - Efendim, bir ülkenin yetki alanında bir şekilde bulunan -ama hangi şekilde bulunursa bulunsun- her insanın istifade edeceği asgari insan hakları vardır. İnsan hakları bu bakımdan uluslararasılaşmıştır da, yani evrenselleşmiştir de. Bu bakımdan doğru. Zaten bazı insan hakları bakımından söze başlarken ne diyoruz? “Herkes” diyoruz. Siyasal haklar ve sosyal haklarda olduğu gibi bir kısmını vatandaşlarına hasretmiyoruz, zaten bu mümkün de değil, yani insan olmasından dolayı insanların sahip olduğu haklar vardır. Bu haklar ülkede hangi nedenle, ister yasal yoldan girmiş olsun, ister kaçak girmiş olsun vesaire, o insanlar için hatta tutuklayıp hapse atsanız da orada da insanların hakları vardır. Yani bu yönden bir şeyimiz yoktur, yani tartışılacak bir tarafı da tabii ki bu işin yoktur. Tabi olduğumuz uluslararası sözleşmeler de bizi buna zorunlu kılmaktadır. Kaldı ki bizim -Sayın Faruk Bal Bey’in belirttiği- tarihsel geçmişimiz de bizi zaten böyle davranmaya kültür olarak itmektedir. Tabii ki sığınma hakkı dediğimiz şey tarihsel süreci de olan ama son yüzyılda çok fazla insan hareketleri sebebiyle ortaya çıkan bir ihtiyaç. Nitekim Birleşmişler Milletler Evrensel Beyannamesi’nin 14’üncü maddesi, bunun bir hak olarak ülkeler tarafından tanınması gerektiğini söylemiş. Buradan yayılan bir fikirle diyelim -hukuksal zemin bakımından söylüyorum- işte Birleşmiş Milletler çerçevesinde veya bölgesel çerçevede, doğrudan doğruya bu konuyla ilgili veya dolaylı olarak bu konuyla ilgili birtakım anlaşmalar, sözleşmeler yapılmıştır. Biz bunların bir kısmına tarafız. Birleşmiş Milletler çerçevesinde 1951 Cenevre Sözleşmesi ve 1967 buna ilişkin zaman ve mekânla ilgili bir protokol var, ona da tarafız ve dolayısıyla bunu insan hakları bağlamında düşündüğümüz zaman, aslında bu, yine bizim anayasal sistemimize göre iç hukukumuzun bir parçasıdır. Şimdi, buradaki sorun, biz bunu müstakil bir hak olarak anayasamızda düzenlemeli miyiz. Arkadaşlarımız uzun uzun anlattılar, gerçekten bunu müstakil bir hak olarak düzenleyen Almanya örneğinde olduğu gibi ayrıntılı ama aşılması da oldukça güç şartlara da bağlanmakla birlikte birtakım düzenlemeler var ama daha büyük çoğunluğu, ülkelerin daha büyük çoğunluğu bunu, bir vesileyle ya devlete verdiği bir yetki olarak, yahut sınır dışı etmeyle ilişkili olarak, yahut yabancıların hukuki statüsüyle ilgili olarak dolaylı şekilde düzenlemiş, bir kısmı da bundan hiç bahsetmemiştir, az bir kısmı olmakla birlikte hiç bahsetmeyenler de vardır. Tabii, bunun gerekçesini incelemedim, Selin Hocamın söylediği gibi ya bu monist görüşü benimsendiklerinden dolayı olmuş olabilir veya bunu anayasal düzeyde bir hak olarak düzenlemek gereğini duymamış olmalarından olabilir ama Avrupa ülkeleri arasında zaman zaman basına yansıyan bir rekabet de var. Bunlar sınırlarına gelen mültecileri topluca diğerinin sınırına aktarmak falan gibi -bu komşu ülkelerde- bunları da zaman zaman duyuyoruz. Yani bunu da Avrupa ülkeleri bunu anayasalarına koydular diye “Buyurun, gelin, kucağımız sizlere açık.” falan da demiyorlar yani bu, çok zorunlu durumlarda, işte olmazsa olmaz hâle gelmesi hâlinde başvurulacak bir yöntem olarak kabul ediliyor. Yani bizim Suriye sınırında şu anda yaptığımız gibi veya Irak sınırında yaptığımız gibi böyle “Sınırları açtım, buyurun, çoluğunuzu çocuğunuzu, sülalenizi de toplayın, gelin.” şeklinde bir şey söz konusu değil. Bu, bizim coğrafyamızdan da kaynaklanıyor. Belki geçmişte Avrupa’da da savaşlar sırasında bunlar, büyük göçler olmuştur tabii ki ama bizim coğrafyamızın gerçekten farklı bir özelliği var. Avrupalılar, işte Avrupa Birliği sistemi içerisinde de kendilerini iyi kötü bir siyasal ve güvenlik açısından bir güvenceye almışlar, tabiri caizse, tuzu kuru ülkelerdir. Onun için biz, kendi ülkemizin ihtiyaçlarına uygun şekilde bunu düzenlememiz gerekir. Eğer, mutlaka anayasada düzenlenecekse de -benim kişisel görüşümü söylüyorum- müstakil bir hak olmaktan ziyade yabancılarla ilgili olarak düşündüğümüz maddede buna bir atıf yapılabilir, yani böylelikle anayasal kavram, anayasada bir kavram olarak söz edilebilir. Böyle bir düzenlemeyi büyük ihtimal MHP de düşünür tabii, ben bilemem, böyle bir şey söz konusu belki olabilir.

Bizim şu andaki uygulamalarımızda sadece, evet, Cenevre Sözleşmesi’ne göre “Batı’dan gelenleri iltica kapsamına almışız, diğerleri mülteci olabilir, diğerleri sığınmacı olabilir, hiçbir şekilde mülteci olamaz.” diyebiliriz ama daha sonra yaptığımız yasal düzenlemelerle aslında biz bunu önemli ölçüde aşmışız, aştık onu. Yani doğudan gelenleri şöyle yapmışız: Türk kültürüne bağlı, yani Müslüman toplulukları falan kastederek bir şekilde aşmışız. Yani uygulama o kadar da kötü değildi yani doğudan…

DOÇ. DR. SELİN ESEN – O ayrı bir sorun ama.

PROF. DR. ALİ AKYILDIZ – …doğudan gelen hiç kimse ama doğudan gelenler genellikle de böyle olacaktır.

DOÇ. DR. SELİN ESEN – Bu da ayrı bir sorun.

PROF. DR. ALİ AKYILDIZ – Olabilir.

Yani burada, Türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafyadan bağımsız olarak bunu düşünmenin çok doğru olmayacağını belirtmek istiyorum.

MUSTAFA ŞENTOP (İstanbul) – Evet, var mı?

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Benim talebim var ama.

MUSTAFA ŞENTOP (İstanbul) – Şu konuyu neticelendirelim isterseniz.

RIZA TÜRMEN (İzmir) – Hocamızın söylediği, Ali Hoca’nın söylediği enteresan yani, dedi ki: “Bunu belki bir bağımsız madde olarak değil de bir paragraf olarak orada olmasını düşünebiliriz.” Eğer, bu böyleyse o zaman…

MUSTAFA ŞENTOP (İstanbul) – Şimdi şöyle, gerçi Altan Bey dedi “İleriye ertelemeyelim.” falan ama çok ilerisi yok zaten. Bundan sonra sanıyorum…

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Hayır, gireceksek de bu tartışmaları bir daha yapacağız, yazalım yani dursun bir yerde anlaştığımız metin ama nereye monte edeceğimizi…

ÖZGÜR SEVGİ GÖRAL – Sıfırdan başlayacağız.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Evet, yani sıfırdan başlamayalım. Bugün, yani madem hani bir paragraf olarak hepimiz de en neticede bir yazma noktasına geldiysek şu bir saatlik -en azından- tartışmalarımız, müzakerelerimiz boşa gitmesin, yazalım bir fıkra olarak dursun. İşte, o ilerideki, yabancılarla ilgili kısma mı monte edeceğiz, nereye monte edeceksek oraya monte edelim.

MUSTAFA ŞENTOP (İstanbul) – Buyurun

PROF. DR. YUSUF ŞEVKİ HAKYEMEZ – Şimdi, Altan Bey’in dediğiyle de alakalı. Biz sığınma hakkı ile ilgili bir madde önerisi aslında düşünmüyorduk fakat katalog oy birliğiyle oluşturulmuştu ve ilk katalogda sığınma hakkıyla ilgili bir başlık vardı. Onun için de biz, hani her parti önereceği düşüncesiyle oraya bir madde önerdik fakat yöntem olarak belki de yabancılarla ilgili bir maddenin içerisinde düzenlenmesi daha doğru olabilir, Mustafa Bey de o kanaatte.

Bir başka nokta daha var, o da şu: Katalogumuzda yabancılarla ilgili bir başlığımız da yok. Yani ama gidişat öyle gösteriyor ki öyle bir başlık oluşturmamız lazım. Biz orada da şunu aslında düşünüyorduk: Nitekim, bizim önerimizde bunu göreceksiniz, zannedersem bundan sonraki madde herhâlde temel hakların sınırlandırılması maddesi olacak. Temel hakların sınırlandırılmasıyla ilgili maddenin içerisinde yabancılarla ilgili kısa bir öneri olabilir belki ama madem bu kadar teferruat olacak -eğer sığınma hakkı da orada düzenlenecekse- o zaman belki de yabancılarla ilgili ayrı bir maddenin düzenlenmesi daha isabetli olur kanaatindeyiz. Bunu da yönteme ilişkin olarak söylüyorum ama ne yapacaksak da şimdi yapalım, daha sonra oraya aktarılabilir eğer MHP kabul ederse, etmezse de bundan sonra tekrardan bu maddeyi görüşmeyelim çünkü gereksiz.



ALTAN TAN (Diyarbakır) – Bir daha tekrar olmasın yani bir daha sıfırdan başlamayalım.

FARUK BAL (Konya) – Şimdi, Sayın Başkanım, bizim ortaya koyduğumuz düşünceleri diğer partilere mensup olan arkadaşlarımız insan hakkı, vatandaş olsun olmasın mutlaka, efendim, herkese saridir ve geçmişte olmuş olaylara dayalı olarak siyasi bir hipotez olarak değerlendirildi. Doğrusu bu şekilde değerlendirilmesine kızıyoruz. Biz başından beri “Mazlumun hukukunu koruyan bir kültürel mirasın sahibiyiz.” diye konuşuyoruz, referans noktamız bu. Böyle olduğuna göre bu, insan hakları evrensel belgesinde yazılsa da yazılmasa da biz o mazlumun hukukunu koruyacağız demektir. Dolayısıyla, mültecilerin, sığınmacıların insani olarak karşı karşıya buldukları korkuların, endişelerin, tehlikelerin, tehditlerin karşısında sığınacakları bir yer olarak gördükleri Türkiye’ye bunların hukukunu düzenlemek gerektiği konusunda bir sorunumuz yok. Bunu geçmişte de yapmış bir milletiz ancak, bizim endişemiz ve kaygımız: bunu anayasal bir hüküm hâline getiriyoruz? Böyle bir zorunluluğumuz yok. Ne Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ne Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ne Birleşmiş Milletler Mülteciler Sözleşmesi “Bunu herkes anayasaya koyacak.” diye bir dayatma içinde değil. Biz niye kraldan fazla kralcı oluyoruz? Bakınız, ben o ülkelerin çelişkili insani değerlerle ters düşen örneklerini verdim biraz önce sizlere. Tekrar onları yapmak istemiyorum ama son olayda, Suriye olayında en son Birleşmiş Milletlere Türkiye iki başla gitmişti: Bir, mülteci sorununa çare; iki, bir an önce, Esad’a karşı bir koalisyon oluşturmak. Türkiye’yi öne atan Amerika Birleşik Devletlerinin Dışişleri Bakanı orada yok, Türkiye’yle karşı karşıya gelen Rusya ve Çin Dışişleri Bakanları yok ve dolayısıyla, bir hayal kırıklığı ama asıl hayal kırıklığı konumuzla ilgili. Sayın Davutoğlu haklı olarak diyor ki: “Siz, bizi öne attınız kardeşim. Biz de açtık sınırlarımızı buraya bir sürü adam geldi, ben bunları kaldıramıyorum. Sizin de sorumluluğunuz var, bu sorumluluğu da üstlenin.” Yani, bunlar sadece Türkiye’nin kaldırabileceği iş değil ki, insanlığın sorunu. Ortaya çıkan, Birleşmiş Milletlerden mesaj: “Kendiniz ettiniz, kendiniz buldunuz. Açtınız kapınızı, bizden ümit yok, ne yaparsanız yapın. Tampon bölge de açtırmam, mülteci akınını da kesmeyiz.” Şimdi, bizim referans aldığımız ülkelerin, yani anayasalarını referans aldığımız ülkelerin bu ağır ve vahim şu andaki canlı sonunda gösterdikleri sorumluluk anlayışı bu. O zaman biz niye kargayı rehber olarak ediniyoruz? İleride bunların daha vahimi nasıl gerçekleşecek bilmiyoruz. Niye bir anayasal mükellefiyet hâline gelelim? Elbette ki uluslararası taahhütlerimiz, insani, beşerî, imani, millî değerlerimiz çerçevesi içerisinde, gelen herkese kucağımızı açacağız. Belki, dünyanın hiçbir ülkesinde olmadığı kadar Türkiye, bu anlamda, mazlumlara kucağını açmıştır. Batı değerini eleştirme anlamında söylemiyorum ama bir de tersine gidiş var. Bugün, Amerika Birleşik Devletleri’ne de bir göç olmuştur, onlar da bulundukları yeri yok etmek için gitmişlerdir. Amerika’da yaşayan, bugün, İngiliz, Fransız, Portekiz, İspanyol, Hollandalı nesiller gittikleri yerde daha önce var olan halkı ne yaptılar?

Son örneği vermek istiyorum çok benzeştiği için: “Azınlık vakıfları” diye bir sorunumuz var bizim. Bu sorun Lozan’da çözülmüş bir sorun. Bunu lütfen, bir iktidar eleştirisi şeklinde anlamayın, bir sorun olarak alıyorum. Türkiye’deki azınlık vakıflarına geçmişe yönelik hiçbir sınırlama yapılmadan kira sözleşmesi, telefon faturası, su faturası, elektrik faturası veya herhangi bir belge karşılığında, varlıkları iade ediliyor, kanun çıkardık biz. Bütün Avrupa’nın desteklediği Yunanistan bu kanun çıkmadan önce, 7 Şubat 2008 tarihinde bir kanun çıkardı. Orada da Osmanlıdan kalma, Yunan hükûmetine göre azınlık vakıfları var. Oradaki vakıflar 1974 darbesinden sonra kayyuma teslim edilmiştir. Şimdi bunlara seçim hakkı tanıyoruz çerçevesi içerisinde seçim hakkı tanıdılar. Bakın Avrupa’nın demokrat, demokratik Yunan Devleti nasıl aklanıyor? “Seçim listesini ben hazırlarım, azınlıklar hazırlayamaz. Seçmenler oy kullanmadan önce gidip müftüyle görüşecek.” Hangi müftüyle görüşecek? Seçilmiş müftüyle değil, Yunanistan’ın atadığı müftüyle görüşecek, oyunu kullanacak, çıkan sonuçlar müftüye gidecek, müftü bakacak, iyi görürse ilan edecek, arkasından bölge sekreterine gidecek, o da iyi görürse onaylayacak. Yani seçme-seçilme hakkını bile bu kadar antidemokratik düzenlemiş olan Yunan hükûmeti, bizden önce düzenlemiş olan Yunan hükûmeti. Bu da bir insan hakkıdır, bu insan hakkı karşısında işlediği durumda ne Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden ses çıkıyor ne Avrupa Parlamentosundan ses çıkıyor ne Konseyden çıkıyor.

RIZA TÜRMEN (İzmir) - Dünya kadar ihlal kararı çıktı Yunanistan’la ilgili, bu müftülerle ilgili.

FARUK BAL (Konya) – Ben onların hepsini biliyorum Rıza Bey, onu da söyleyeyim sana. Onu da söyleyeceğim, söylediğiniz için söyleyeceğim.

Bugün Balkan topraklarının yerleşik arazilerinin yüzde 20’si vakıf arazisidir, bugün Kıbrıs’ın dörtte 3’ü vakıf arazisidir. Al bakalım alabiliyorsan! Hukuksa, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesiyse hiçbirisini alamazsınız çünkü bu iş ayrı bir iştir.

O konuya da gelince: Bakın, bunu hatıra olarak, lütfen, hepiniz dinleyin. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Hukuk Komisyonunda iken benim rahmetli arkadaşım olan Sadık Ahmet’in eşi marifetiyle orada bir iki dosyanın olduğunu öğrendik. Şimdi “Bu dosyalar ne âlemde?” diye biz soruşturduk. Bir -Çek mi, Slovak mı hangisi olduğunu karıştırıyorum- raportörde olduğunu söylediler. Ben de oraya her 24 Temmuzda gidiyorum, gittiğimizde de işte bir şeyler söylüyorlar. Yani “ora” dediğim Batı Trakya’ya gidiyorum. Kalktım, ziyaret ettim bu adamı -ismi cismi de vardır bende isterseniz veririm- dedim ki: “Böyle bir raporun raportörüsünüz. Biz sizin çalışmalarınıza nasıl yardımcı olabiliriz?” Adamın suratı birden asıldı.

RIZA TÜRMEN (İzmir) – Tabii, asılacak, haklı.

FARUK BAL (Konya) – Suratı asıldı çünkü iki yıl geçmiş, adım atmamış herif, sonradan öğreniyoruz. İşte, “Yunanistan’a gideceğim, gitmedim, gidecektim, gidemedim.” filan gibi laflar. “Niçin gidemiyorsunuz?” dedim. Bana cevap verdi, dedi ki: “’Yunan hükûmetine böyle bir iddia var, siz ne söylüyorsunuz?’ diye sordum, onlar da ‘Siz merak etmeyin, biz bunu görüşerek düzelteceğiz.’ dedi, düzeltmelerini bekliyorum.” Konu da neydi? Yunan vatandaşlık yasasına göre -19’uncu madde midir nedir- 67 bin tane Türk soylu insan Yunanistan’dan dışarıya çıkmış, geri giremiyor. Niye? “Vatandaşlıktan attım seni.” diyor. Bu kadar ağır bir insan hakkı ihlali karşısında iki yıl adam gidemiyor, gitmiyor ve diğer ihlaller var, seçilmiş müftüler vesaire. Anlatmak istediğim konu o.


Yüklə 8,47 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   4   5   6   7   8   9   10   11   ...   111




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin