Cumhuriyet asil şİMDİ kuruluyor



Yüklə 278.75 Kb.
səhifə1/10
tarix09.02.2018
ölçüsü278.75 Kb.
  1   2   3   4   5   6   7   8   9   10

1926: CUMHURİYET ASIL ŞİMDİ KURULUYOR


1926: CUMHURİYET ASIL ŞİMDİ KURULUYOR 1

GİRİŞ 1

EKONOMİK ALTYAPI: DEVLETÇİ EKONOMİ TEMELİNDE ULUSAL PAZARIN KURULUŞU 1

DEVLETÇİ EKONOMİ 1



Cumhuriyet Tarihinin İlk Denk Bütçesi Hazırlanıyor: Giderlere Oranla Gelirler de Artırılıyor 1

Vergi Yükümlülükleri Artıyor 3

İnhisarların Alanı Genişliyor 6

Devlet Yatırımları / İşletmeciliği Gün Geçtikçe Artıyor 8

ULUSAL PAZAR 12



Toprak Mülkiyeti 12

Nüfus Verileri 13

TOPLUMSAL İLİŞKİLERİN KURULUŞU: TERCÜME ESERLERLE GELEN MODERNİZASYON 14

Medeni Kanun 14

Ceza Kanunu 15

Borçlar Kanunu 16

Ticaret Kanunu 16

YÖNETSEL KURULUŞ: MERKEZİLEŞME Mİ ADEMİ MERKEZİLEŞME Mİ TEORİ VE PRATİKTE YÖNETSEL DÜZENLEME VE TARTIŞMALAR 17

Mülki Taksimat Yeniden Düzenleniyor: İl Sayısı Azaltılıyor 17

Vilayetlere Resmi İsimleri Veriliyor 20

Vilayet Yönetimi Organları Yeniden Yapılandırılıyor 20



İl İdare Meclisinden Seçilen Üyelerin Çıkarılması: 20

İl Genel Meclisi Üye Sayısının Değiştirilmesi: 22

Atamalarda Merkezileşme Benimseniyor 22



Polis Komiserleri ve Polis Memurları 22

Sıhhiye Memurları 23

Maarif Teşkilatı ve Öğretmenler 23

Maliye Memurları 23

Yerel Yönetimde Belediyelerin Yükselişi 23

Tartışmanın Özü 24

KUVVETLER ARASI İLİŞKİLERİN KURULUŞU: MESLEKİ DÜZENLEMELER 27

Yargı Yürütmeden Bağımsızlığını Kazanabilecek mi? 27



Hakimlik 27

Avukatlık 28

Yürütme Yasamadan Bağımsızlığını Kazanabilecek mi? 29



Memuriyet: 29

Askeri Personel 30

Yabancı Uzman 31

EĞİTİM TEŞKİLATININ KURULUŞU: İRTİCAİ TEHDİTE KARŞI GELECEK NESİL 31

KARŞI DEVRİMCİLİĞİN KÖKLÜ TASFİYESİ: İZMİR SUİKASTI 34

BAĞIMSIZLIĞIN KURULUŞU: DIŞ İLİŞKİLERDE DÖNÜM NOKTALARI 35

Musul Sorunu 35

Bozkurt Lotus Davası 37

SONUÇ: 38

GİRİŞ


Bir önceki yıl karşı-devrimciliğin önemli ölçüde sindirilmesiyle, 1926 yılı başlarında “kuruluş” çalışmaları hızlanmıştır.

1926 yılının ilk yarısı, baş döndürücü hızla gerçekleştirilen bir kuruluş dönemidir. Bir yandan bir ay içerisinde yeni dört vergi kanunu çıkarılarak devlet gelirleri artırılmakta, bir yandan Ocak – Mart döneminde petrol, şeker, tütün ve sigara kağıdı devlet tekeline alınarak ekonomide devletin işletmecilik rolü genişletilmektedir. Aynı dönem içerisinde, toplumsal ilişkileri baştan aşağı düzenleyen Medeni Kanun, Ceza Kanunu, Borçlar Kanunu ve Ticaret Kanunu birer aylık aralıklarla Meclis’de kabul edilmektedir. Yılın ilk yarısı, yasama – yürütme – yargı erkleri arasındaki ilişkiler üzerinden meslek alanlarını düzenleyen çerçeve kanunların da kabul edildiği dönemdir; memurların atamalarında merkeziyetçiliğin yerleştirilmesi çerçeve kanunları takip eder. Döneme yayılan diğer bir düzenleme alanı da eğitimdir. Kuruluşu tamamlanmaya çalışılan Cumhuriyet, bir yandan da gelecek nesli yetiştirmek üzere teşkilatını kurmaktadır.

İlk yarıda yakalanan bu baş döndürücü hız, yılın ikinci yarısında yerini tekrar koruyucu önlemlere, sıkıyönetime bırakır. Haziran ayında ortaya çıkan Mustafa Kemal’e suikast girişimi, karşı-devrimci tehditi yeniden gündeme taşır. Bu sefer, suikast ile suçüstü yakalanan siyasal odak temsilcileri, birer birer tutuklanmakta, İstiklal Mahkemeleri’nce yargılanmaktadır. İttihat Terakki’nin tasfiyesi davasına dönüşen suikast davası sonrasında Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası üyeleri ya hapise atılmıştır, ya da sürgüne gönderilir. Takibatlar hızlanır, sıkıyönetim süresi uzatılır.

1926 yılı ikinci yarısında, Meclis’in gündemini en çok uluslararası alandaki konular meşgul etmektedir. Haziran ayında Lozan Anlaşması’ndan bu yana çözümsüz kalan Musul sorununda çözüme gidiliyor, Ağustos ayında Ege Denizi’nde meydana gelen gemi kazasıyla uluslararası bir hukuk mücadelesine dönüşen Bozkurt – Lotus davasında sona yaklaşılıyor. Diğer bir deyişle, Cumhuriyet yılın ikinci yarısında dışarıda hukuk mücadelesine başlamıştır.

Cumhuriyet asıl 1926 yılında kurulmaktadır. Cumhuriyet’in, ekonomik altyapısı, toplumsal ilişkileri ve yönetsel mekanizmasının kuruluş yılıdır.

EKONOMİK ALTYAPI: DEVLETÇİ EKONOMİ TEMELİNDE ULUSAL PAZARIN KURULUŞU

DEVLETÇİ EKONOMİ

Cumhuriyet Tarihinin İlk Denk Bütçesi Hazırlanıyor: Giderlere Oranla Gelirler de Artırılıyor


24 Mayıs tarihinde 848 sayılı “1926 Senesi Muvazenei Umumiye Kanunu” ile kabul edilen 1926 yılı bütçesi, Cumhuriyet tarihinin ilk denk bütçesidir (ZC C.25 İ.124).

1925 bütçesi şekil itibariyle bile denk değildir. Bir yandan dış borçlar, bir yandan “harbi umumi nedeniyle masraf yüksek”tir ve bu nedenle 153 milyon liralık para basılmıştır 4,5 sene içerisinde. Bu dönemde, Hükümeti Milliye, “hakiki tevazün” değil, “tasarrufatı cebriye” uygulamıştır: “Yani eline geçen mebanii varidatın kifayeti derecesinde hidematı umumiyeyi ida etmiş ve vaziyeti maliyesinin ademi müsaadesinden dolayı birçok hizmetleri, hatta ehemmiyet ve derecei lüzuma noktai nazarından biri diğerine kabili tercih olmayan hususatı terk ederek, tehir ederek bu vaziyete gelmiştir” (Maliye Vekili Hasan Bey, 15 Mayıs 1926, ZC Cilt: 25 s.125).

1926 yılı bütçesinde, masraflar içerisinde en büyük payı emniyet, asayiş giderleri ile Düyunu Umumiye (% 65) oluşturmaktadır. Nafia, ziraat, ticaret ve iskan işleri (% 12) onu izlemekte; ardından Maarif (% 5), Hariciye (% 2) ve Sıhhiye (% 2) gelmektedir (Maliye Bakanı Hasan Bey, ZC C.25 s.128). [Hasan Bey’in konuşmasındaki rakamlarla bütçe Kanunundaki rakamlar birbirini tutmuyor]

Bütçede, Vekaletler baz alınarak bakıldığında, Müdafai Milliye Vekaleti % 33’lük pay ile masraflarda ilk sırada yer alırken, Maliye Vekaleti % 12; Nafia Vekaleti % 7,5 ile onu izlemektedir. Düyunu Umumiye ise % 5,3’lük bir paya sahiptir.



1342 Senesi Bütçesi
A Cetveli (Masarif)

Adı

Masraf (lira)

Yüzde

Türkiye Büyük Millet Meclisi

1.507.630

0,8%

Riyaseticümhur

238.765

0,1%

Divanı Muhasebat

400.125

0,2%

Başvekâlet

106.076

0,1%

Maliye Vekaleti

24.508.250

12,9%

Varidatı Mahsusa

2.962.690

1,6%

Düyunu Umumiye

10.136.108

5,3%

Rüsumat

5.465.610

2,9%

Tapu ve Kadastro

1.358.833

0,7%

Dahiliye Vekâleti

4.438.840

2,3%

Posta ve Telgraf Müdüriyeti Umumiyesi

5.359.000

2,8%

Emniyet Umumiye

3.864.889

2,0%

Jandarma

10.540.000

5,5%

İskân

1.481.353

0,8%

Hariciye Vekaleti

3.072.725

1,6%

Matbuat

564.655

0,3%

Sıhhiye ve Muaveneti İçtimaiye Vekâleti

3.946.005

2,1%

Diyanet İşleri Reisliği

1.598.600

0,8%

Adliye Vekâleti

5.651.609

3,0%

Maarif Vekâleti

7.478.106

3,9%

Nafia Vekâleti

14.279.631

7,5%

Ticaret Vekâleti

1.872.928

1,0%

Limanlar

271.137

0,1%

Ziraat Vekâleti

3.852.790

2,0%

Müdafaai Milliye Vekâleti

64.005.925

33,7%

İmalatı Harbiye

5.708.857

3,0%

Bahriye Vekâleti

5.105.158

2,7%

Haritalar

625.249

0,3%

Yekûn

190.103.544

 

Gelirlerde ise doğrudan vergiler (% 41) en büyük payı oluşturmakta; inhisarlar (% 24) ve dolaylı vergiler (% 20) de onu izlemektedir.

1342 Senesi Bütçesi
B Cetveli (Varidat)

Adı

Masraf (lira)

Yüzde

Bilâvasıta alınan vergiler

39.211.000

20,62%

Damga, Harçlar, Kaydiyeler, Cezayi Nekdiler

6.656.500

3,50%

Bilvasıta alınan vergiler

78.746.000

41,41%

İnhisarlar

45.999.000

24,19%

Emlâk ve Eşyayı Devlet Hasılatı

10.180.000

5,35%

Müteferrik

9.240.000

4,86%

İstirdadat

126.354

0,07%

Yekûn

190.158.854

 

1926 senesi bütçesinde dikkat çeken bir nokta, gelirlerin % 20’sinden fazlasını oluşturan Aşar Vergisinin kaldırılmasının ertesi yılına denk gelmesidir.

1341 Senesi Bütçesi
B Cetveli (Varidat)


Adı

Masraf (lira)

Yüzde

Bilâvasıta alınan vergiler

39.870.500

26,05%

Damga, Harçlar, Kaydiyeler, Cezayi Nekdiler

5.445.000

3,56%

Bilvasıta alınan vergiler

35.655.000

23,30%

İnhisarlar

27.800.000

18,16%

Müessesat

1.720.000

1,12%

Emlâk ve Eşyayı Devlet Hasılatı

14.965.000

9,78%

Hasılatı Mütenevvia

8.060.000

5,27%

İstirdadat

671.354

0,44%

İstihlâk Rüsumu

16.360.000

10,69%

Harp Karşılığı Varidat Fevkâladesi

2.500.000

1,63%

Yekûn

153.046.954

 

1339 (1923) senesinde toplam 111 milyon varidat varken, 33-35 milyon lira Aşar Vergisi geliri vardır. Toplam 140 milyon 962 milyon gelir varken, Aşar Vergisi’nin kalktığı 1341 (1925) senesinde gelirler 151 milyonu bulmaktadır. Bu sene için [1341/1925] tahmin edilen ise 153 milyon liradır. Bundan 7-8 milyonu tahsilatı araziye vergisidir (Maliye Bakanı Hasan Bey, 24 Mayıs 1926, ZC C.25 s.130).

1926 ile 1925 senesi bütçeleri karşılaştırıldığında, dolaylı vergiler ile inhisar gelirlerinde iki kat artış olduğu görülmektedir. 1926 yılında beş yeni vergi kanununun kabul edilmesiyle devlet gelirleri artırılmaktadır. Üç yeni dolaysız vergi (Kazanç, Veraset ve İntikal ve Maktu Vergi) ile iki yeni dolaylı vergi (Umumi İstihlak Vergisi ve Eğlence ve Hususi İstihlak Vergisi) yükümlülüğü getirilmektedir. Diğer önemli geliri oluşturan inhisarların alanı da 1926 yılı ilk yarısında genişletilmektedir.


Vergi Yükümlülükleri Artıyor


Vergi yükümlülükleri, her geçen artırılmaktadır. Özellikle, dış basında vergilerin yüksekliği önemli karşı çıkışlara neden olmaktadır. Economist’in haberine göre, Türkiye’de 1926 yılında tüm vergiler dikkate alındığında, kişinin gelirin % 10’u vergilere gitmektedir (“Turkey - Shipping Law – Exodus of Capital – Burdensome Taxes”, Economist, 26 June 1926, V.103, I.4322, p.1257).

Yıl içerisinde beş yeni vergi yükümlülüğü getirilmiştir:


Maktu Vergi


8 Şubat 1926 tarihinde kabul edilen 733 sayılı “Maktu Vergi Hakkında Kanun” ile getirilen şahıs vergileri, şahıs adına yıl içerisinde tahakkuk eden kazanç, arazi ve konut vergileri gibi dolaysız vergi toplamı üzerinden sabit bir vergi miktarı olarak belirlenmektedir (ZC C.22 İ.52). Kanun görüşmelerinde hiç bir tartışma yaşanmaması vergi miktarlarının düşük belirlendiğine işaret sayılmaktadır.

Umumi İstihlâk Vergisi


10 Şubat 1926’da kabul edilen 735 sayılı “Umumi İstihlâk Vergisi Hakkında Kanun” ile mal ve hizmet alımlarına dolaylı vergi konulmaktadır. Bu vergi % 2,5 oranında olacaktır ve faturalara yapıştırılacak bir pul ile toplanacaktır.

Kanun gerekçesinde açıkça belirtildiği üzere, İstanbul Ticaret ve Sanayi Odası, bu vergi ile ihracatın düşeceğini ve enflasyonun tetikleneceğini iddia etmektedir. Ayrıca, sermaye hareketi ile her türlü ticari ve sınai muameleyi hedef aldığı belirtilmektedir (ZC C.22 52. içtimanın sonuna eklidir).

Hükümet, umumi istihlak vergisi ile İstanbul’da sadece Mayıs ayında 750.000 liranın toplandığı, Haziran’da bunun 1.000.000 liraya çıkacağını belirtmiştir (“Turkey - Shipping Law – Exodus of Capital – Burdensome Taxes”, Economist, 26 June 1926, V.103, I.4322, p.1257).

Eğlence ve Hususi İstihlâk Vergisi


13 Şubat 1926’da kabul edilen 737 sayılı “Eğlence ve Hususi İstihlâk Vergisi Hakkında Kanun” ile eğlenceye yönelik işletmelerin gıda ve meşrubat satışları ile bilet ile girilen sinema, tiyatro gibi yerlerde bilet üzerine vergi konulmaktadır (ZC C.22 İ.55).

Kazanç Vergisi


27 Şubat 1926’da kabul edilen 755 sayılı “Kazanç Vergisi Kanunu” yürürlükteki temettü (kazanç) vergisi yerine getirilmiştir. Yürürlükteki Kanun bir çok şikayete konu olmaktadır. Bu doğrultuda, birçok çalışma yapılmış fakat bu tasarılar kabul edilmemiştir. Kabul edilen “Kazanç Vergisi Kanunu”, hazırlanan üçüncü taslaktır. Bu taslak da uzun tartışmalara konu olmuştur (ZC C.22 İ.62).

“Türkiye Cumhuriyeti hududu dahilinde icrayı ticaret ve sanat ve hirfet eden veya bu kanunda muharrer umur ve teşebbüsat ile iştigal eyleyen hakikî ve hükmî her şahıs” bu Kanun kapsamında Kazanç Vergisi’ne tabiidir (Kanun 1. Madde).

Kanun’un görüşmelerinde, tartışmalı konuların başında muafiyetler gelmektedir. Kanunun ikinci maddesinde, muafiyetler belirtilmiştir:

“Madde 2: Atiyizzikir hakikî ve hükmî eşhas kazanç vergisinden müstesnadırlar.



  1. Müellifler ve mütercimler, köy, gece ve çırak mektepleri muallimleri (yalnız bu nevi iştigallerinden dolayı)

  2. Mâhsulatı arziyesini dükkân açmaksızın şehir ve kasabalarda, Pazar ve panayır yerlerinde veya arazilerinin kâin bulunduğu çiftlik ve kariyelerde satan alelumum zürra bunların vesaiti istihsaliye ve nakliyeleri;

  3. Mahsulâtı saydiyelerini ikinci fıkra dairesinde satan avcılar ve balıkçılar (madrabazlar mükelleftir) ve vesaiti istihsaliye ve nakliyeleri;

  4. Kendi hayvanatını ve bunların mahsulât ve mamulâtını ikinci fıkra dairesinde satanlar ve vesaiti istihsaliye ve nakliyeleri;

  5. Ziraatte müstahdem rençberler, ecir olmayan balıkçı tayfalaru, çobanlar ve hususî hanelerde umuru beytiye ile muvazzaf hizmetçiler;

  6. Bağcılar ve bahçıvanlar (madrabazları mükelleftir);

  7. Dahili memlekette millî ve beynelmilel mahiyette küşad edilip azamî bir seneden dûn bir zamanı muvakkate münhasır olan meşherler, panayırlar ve bu mahalde eşya satanlar (yalnız bu mahallerdeki satışlarından dolayı);

  8. Ticarî mahiyette olmayan kooperatifler;

  9. İkametgâhları dahilinde amele istihdam etmeksizin tezgâh kurup mensucat dokuyanlar;

  10. Kazalarda daha dûn taksimatı idarede, icrayı sanat eden kadın ebeler ve hastabakıcılar,

  11. Sinni onbeşten dûn ve altmışbeşten efzun veya iki gözü âmâ ve mefluç veya el veya ayağının ikisinden veya birinden mahrum işçi ve müstahdemin ve seyyar satıcılar,

  12. …….”

Ayrıca, 9 Haziran’da kabul edilen 926 sayılı “Kazanç Vergisi Hakkındaki 27 Şubat 1926 Tarihli Kanunun İkinci Maddesine Bazı Fıkarat Tezyiline Dair Kanun” ile devlette, ilde, nahiyede ve belediyede çalışan ve 300 kuruşa kadar maaş alanlar ile 500 kuruşa kadar maaş alanların maaşlarının 300 kuruşa kadarı ve jandarma ve küçük zabitana verilen yemek, iaşe ve yem bedelleri kazanç vergisinden muaf tutulmaktadır (ZC C.26 İ.117).

Asıl soru ise, devlet işletmelerinden de kazanç vergisi alınıp alınmayacağıdır. Devlet işletmelerinin de ticari bir işletme olduğundan yola çıkanlar, bu işletmelerin de kazancını ve karını bildirerek vergi ödemesi gerektiğini savunmaktadırlar. Hatta, Maliye Bakanı Hasan Bey de aynı fikirdedir: “Muafiyet ne kadar az olsa o kadar iyidir” (1 Şubat 1926, Cilt: 22, s. 14).

Öte yandan hükümet üyeleri, devlet işletmelerinin vergi ödeyerek, devletin parasını tekrar devlete geri döndüren mantıksız bir durumu ortaya çıkaracağını savunmaktadır. Bu nedenle, devlet işletmeleri vergiden muaf tutulmalıdır. Hatta, devlet işletmelerinin zarar açığının devlet tarafından karşılandığı düşünüldüğünde bunun komik olacağına inanmaktadırlar.

Maliye Bakanı da kar ve zarara devletin karışmaması gerektiğine inanmaktadır:

“Ne böyle şahsiyeti hükmiye haline konmuş hususî varidatiyle idar edilen müessesata Hazinei Maliyenin yardım etmesi taraftarıyım. Yani ne vapurları batmış olan seyrisefaine yardım olarak Hazinei maliyeden para vermek taraftarıyım ne de bu gibi devlet sermayesiyle teşekkül etmiş olup da muvaffak olan müessesatın sermayesini herhangi bir vaziyet karşısında – Hazinei maliyeye almak taraftarıyım” (1 Şubat 1926, Cilt: 22, s. 14).

Seyrisefain, ne Muvazenei Umumiyeye aittir, ne de doğrudan doğruya devletindir. “Bu müessesatı hususiye, “servis publik” mahiyetindedir. Fakat, mülhak bir bütçesi vardır. Serbest çalışır. İradı, kârı, zararı kendisinindir. O derece böyledir ki devlet, Seyrisefainden bir istifade talep etse müessesatı hususiyeye verdiği gibi ona da ücret verir” (Maliye Vekili Hasan Bey, 1 Şubat 1926, Cilt: 22, s. 14).



Kanun’un sonucu nedir, devlet işletmeleri vergiden muaf mı değil mi?

Veraset ve İntikal Vergisi


797 sayılı “Veraset ve İntikal Vergisi Hakkında Kanun” 3 Nisan 1926’da kabul edildi.

Miras, hibe ya da piyango aracılığıyla tüzel ya da gerçek kişilikten intikal eden taşınır ve ya taşınmaz mallar üzerinden önceden vergi alınmamaktadır. Bu kanun ile bedelsiz bir şekilde edinilen her türlü mal üzerine oransal bir vergi konulmaktadır (ZC C.24 İ.82 s.53-54).


İnhisarların Alanı Genişliyor


İnhisarlar, vergilerden sonra en önemli gelir kaynaklarından biridir. Tekelleşmiş sektörlerdeki, yabancı egemenliğinin tasfiyesi ve devlet tekelinin tesis edilmesi, hem ekonomik bağımsızlığın korunması hem de sektör karının devlete aktarılması için gereklidir. Bu doğrultuda, 1926 yılı içerisinde, petrol, benzin ve şeker ithali ile tütün ve sigara kağıdı satışı devlet tekeli altına alınmıştır.

Petrol İnhisarı


25 Ocak 1926’da kabul edilen 725 sayılı “Petrol ve Benzin İnhisarı Hakkında Kanun” ile petrol ithali Devlet tekeline alınmakta, yurtiçinde ticareti ise serbest bırakılmaktadır (ZC C.21 İ.45).

Petrolün yurtiçinde üretimi çok azdır, ithali ise bir – iki şirket tarafından yapılmaktadır. Bu nedenle, özel tekel elinde bulunan bu sektörün gelirinin Hazine’ye aktarılması sağlanmalıdır. Bu sayede, tüccar ve halkın mağduriyetine de çözüm olunacağı düşünülmektedir.

Aynı zamanda, iki senedir yabancı bir uzman tarafından gerçekleştirilen jeolojik keşif sonucunda işletilmesi uygun görülen petrol kaynaklarına rastlanmıştır. Tespit edilen yerlerde sondaj ile araştırmaya başlamak gerekmektedir. Ne var ki, mevcut Maadin Nizamnamesi araştırma ruhsatı ile ilgili düzenleme içermemektedir. 24 Mart’ta kabul edilen 792 sayılı “Petrol Kanunu” ile petrol rezervleri ile ilgili araştırma yapma yetkisi Hükümete verilmekte, Hükümete bu yetkiyi özel şirketlere devir hakkı tanınmaktadır. Bu doğrultuda, Kanun ile Hükümete sondaj ile araştırma yapma yetkisi verilmektedir.

Şeker İnhisarı


25 Ocak 1926’da kabul edilen 724 sayılı “Şeker İnhisarı Hakkında Kanun” ile yurtdışından her türlü şeker ithali Devlet tekeline alınmakta, yurtiçinde ticareti ise serbest bırakılmaktadır (ZC C.21 İ.45).

Şekerin tekele alınmasının en önemli sebebi, şekerin tümünün ithal edilmesi ve ithal edilen ürünün çok yüksek fiyatlarla satın alınmasıdır. Bu, bir taraftan diğer devletlerde önemli bir gelir kaynağı olan şekere Hazine adına vergi konamamasına, diğer taraftan da şeker kıtlığına neden olmaktadır.


Tütün ve Sigara Kağıdı İnhisarı


Tütün, Türkiye Cumhuriyeti’nin en önemli ekonomik etkinliklerinden biridir. Tütün, ihracatın % 40’ını oluşturmaktadır ve Türkiye şu anda Avrupa piyasasının egemenliğinde elinde bulundurmaktadır. Türkiye, Yunanistan ve Bulgaristan ile yarışmaktadır (“Turkey – Shortage of Capital – Port of Smyrna – Tobacco Production – Christian Calendar and Metric System Adopted”, Economist, 13 March 1926, V. 102, I. 4307, p. 520-521).

8 Şubat 1926’da kabul edilen 734 sayılı “Tütün İdarei Muvakkatesi ve Sigara Kağıdı İnhisarı Hakkındaki Kanunun Temdidi Hakkında Kanun” ile 585 sayılı Kanun’da 1925 mali yılı sonuna kadar devlete verilen tütün tekeli süresi 1930 mali yılı sonuna kadar uzatılmaktadır (ZC C.22 İ.52).

“Madde 1: 26 Şubat 1341 Tarih ve 558 numaralı Kanunun ikinci maddesi mucibince hükümete verilmiş salâhiyat 1930 senei maliyesi nihayetine kadar temdit edilmiştir.”

Meclis görüşmelerinde, 585 sayılı Kanun görüşmelerinde tütün inhisarının geçici olmasına karar verildiği ve tütün konusunda bandrol sisteminin kabul edileceğinin karara bağlandığı hatırlatılmaktadır. Buna göre, 1341 (1925) mali senesi bitimine kadar inhisar kabul edilecek ve mali senenin bitiminde bandrol sistemine geçilecektir (26 Şubat 1925, ZC C.14 İ.64). Halbuki, hükümet 734 sayılı Kanun ile bandrol sistemine geçmek şöyle dursun, inhisarı pekiştirmektedir. Süresini 1930 yılına kadar uzatmakta ve birçok ek tahsisat yapmaktadır. Bu nedenle birçok konuşmada hükümet protesto edilir.

Tartışmanın asıl nedeni, devlet tekelinin rejiden daha baskıcı bir sistemi getirmiş olduğu iddiasıdır. Bu görüş en net olarak Eskişehir mebusu Ârif Bey’in konuşmasında görülür:

“Bir reji kalkmış yerine diğer bir reji ikame edilmiş olacak. Hem öyle bir reji ki, eski rejinin beş on tane kolcusundan başka kuvvei takibiyesi yoktur. Şimdi koyacağımız reji topuyla, tüfeğiyle, polisiyle, jandarmasıyle bir reji olacaktır. Eskiden halk Reji İdaresinden şikâyet etmek istediği zaman bir iki kapı bulurdu. Fakat halk şimdi kimi kimden şikâyet edecek?” (8 Şubat 1926, ZC Cilt: 22, s. 105-106).



Hükümet nasıl savunuyor inhisarın devamını?

7 Haziran 1926’da kabul edilen 907 sayılı “Tütün İdarei Muvakkatesi ve Sigara Kağıdı İnhisarı Kanunu Hakkındaki 26 Şubat 1341 Tarih ve 558 numaralı Kanuna Müzeyyel Kanun” ile yaprak sigarası, kısmen veya tamamen kesilmiş veya kıyılmış tütün, mamul sigaralar, kıyılmış tütün, enfiye ağız ve pipo tütünleri ve tömbekinin ithal ve dahilde sattırılması ve yerli tömbekinin satışı da devlet tekeline alınmıştır. Ticaret serbestisi tanınmamıştır, satış da devlet tarafından yapılacaktır (ZC C.26 İ.115).


İspirto ve Meşrubatı Küuliye İnhisarı


22 Mart’ta kabul edilen 790 sayılı “İspirto ve Meşrubatı Küuliye İnhisarı Hakkında Kanun” ile içki üretim, satım, ithal ve ihraç işlemleri ile bağcıların şarap üretimi dışındaki ispirto ve alkollü içeceklerin ticareti devlet tekeline alınmıştır. Kanunun amacı, önemli bir içki üretimi merkezi olan Türkiye'de yabancı sermayenin elinde olan sektörün karını Hazine’ye aktarabilmektedir. Çünkü, Meni Müskirat Kanunu ile içki yasaklandığı halde, içki tüketiminin önüne geçilemediği gibi Hazine önemli bir vergiden mahrum kalmıştır. Türkiye'de Saruhan ve İzmir başta olmak üzere bağlardan yıllık 20-30 milyon kilo şarap, 54 milyon kilo rakı, yüzmilyon kilo kuru üzüm, bir milyon kilo pekmez üretilmekte, yapılan ihracat ile yıllık 15-25 milyon lira para kazanılmaktadır (Kanun Gerekçesi, 74. içtimanın sonuna merbuttur; ZC C.23 İ.75).

1 Haziran 1926 tarihli bir sözleşme ile ispirto ve ispirtolu içkiler inhisarı işletme hakkı, Türkiye İş Bankası’yla Nacelna Organizaçya Şirketi’nin kurdukları İspirto ve Meşrubatı Küuliye İnhisarı işletme T.A.Ş.’ne devredilmiştir (BCA: 30.18.1.1./21.63.9/114-46). Şirket, sözleşme koşullarını yerine getirmeyince 26 Nisan 1927 tarihinde feshedilmiştir (İlkin ve Tekeli, Uygulamaya Geçerken Türkiye’de Devletçiliğin Oluşumu, s. 205-206).

***

Bu süreçte, inhisarlara en güçlü muhalefet liberal görüş temsilcilerinden gelmiştir. Ardahan Mebusu Tahsin Bey’e göre hangi mal ya da hizmet olursa olsun “bila kayd-ü şart satılmalıdır”, her şeyin ticareti “bila kayd-ü şart serbest olmalıdır” (ZC C.26 s. 83).



Ardahan Mebusu Tahsin Bey’in, petrol, benzin ve şekerin rüsumu inhisariyesi vesaire hakkındaki sualine Maliye Vekili Hasan Bey’in yanıtı şöyledir:

“[F]ormalitenin şeklini tatbik edip erbabı ticaretin getirmesine bel bağlamayıp, aynı zamanda piyasada nazımlık rolünü oynamak, memlekette icap eden depoları vaktinde yapmak ve kendi namına celbetmek ve icap eden yerlere gaz sevketmek mecburiyeti olduğuna göre, idarei inhisariyenin orta yerden kalkmasını icap ettiren bir vaziyet yoktur” (ZC C.26 s. 83).

Bir diğer itiraz da küçük esnaf ve tüccarlardan gelmektedir. Küçük esnaf ve tüccar, inhisar sonrası devlet tekeli karşısında rekabet şansı kalmadığını belirterek isyan etmektedir. 4 Şubat’ta Kastamonu Mebusu Halit Bey’in, “20 Nisan 1341 Tarihli Kanun mucibince yükleme ve boşaltma, su ve kömür dağıtma işlerini tanzim için İstanbul Limanında teşekkül eden şirket hakkındaki suali”nde, İstanbul Liman Şirketinin Seyrisefain İdaresi, Sanayi ve Maadin Bankası ve İş Bankası ve İstanbul Mavnacılar Anonim Şirketleri tarafından kurulduğunu; yalnız şirket kurulurken hali hazırda orda çalışan çok sayıdaki mavnacının bilgilendirilmemesi ve şirkete dahil edilmemesinden dolayı buradaki esnafın zarar gördüğünün altını çizmektedir. Ali Cenani Bey ise mavnacıların sermaye koyamayacağı için şirketin sahibi olamayacağını ancak hisse senedi alabileceklerini belirtmekle yetinmektedir (ZC C.22 İ.50).

Devlet Yatırımları / İşletmeciliği Gün Geçtikçe Artıyor


Başta da belirtildiği gibi, devlet bu dönemde giderleri düşürmeye değil, gelirleri artırmaya çalışmaktadır. Gerçekten, devlet yatırımları her alanda artmaktadır.

Dönemde temeli atılan devletçilik / devlet işletmeciliği, 1925 yılında kabul edilen 633 sayılı “Sanayi ve Maadin Bankası Kanunu” gerekçesinde de belirtildiği gibi özel sektörü karşısına alan bir devletçilik değildir:

“Memleketimizde sanayinin inkişaf ve terakkisi için tevessül edilecek tedabirin en mühimi mütemerkiz sermayeler vücuda getirmek ve halkı teşebbüsatı iktisadiyeye hazırlamak meselesidir… Fakat memlekette mütemerkiz sermayelerin ademi mevcudiyeti ve efradın teşebbüsatı iktisadiyeye müçtemian tevessül etmesine müsait bir ananeve terbiyeye malik bulunmayışları eşhası hususiyenin sanayi cesime teşebbüslerinden uzak kalmasına sebep olmuştur.”

Aksine “ziraatte, sanayide, ticarette hususî teşebbüsün yapabileceği her şeyi hususî teşebbüse bırakmak ve onu korumakla beraber, devletin de kendi yapabileceği işleri ele alması” gereğinden yola çıkan bir devletçiliktir (Aydemir, Suyu Arayan Adam, 430).

Devlet işletmeciliği, geçici bir devletçiliktir. Devlet işletmeleri, özel sektöre devredinceye kadar Sanayi ve Maadin Bankası’nın yönetiminde kalacak, daha sonra özelleştirilecektir (Bkz. 633 sayılı Kanun):

Madde 2: Türkiye Sanayii ve Maadin Bankası âtiyüzzikir muamelât ile iştigal eder:


  1. Bankaya devredilmiş olan müessasatı sınaiyeyi, teşekkül edecek şirketlere devredinceye kadar, bizzat idare etmek;

  2. İştirâk suretiyle tesisatı sıniyede bulunmak ve işletmek,

  3. Bizzat veya iştirâk suretiyle maden imtiyazu ve bil- iştirâk maden işletmek,

  4. Türk sanayi ve maadin ashabına ve maden mültezim ve âmillerine ikrazatta bulunmak,

  5. Maksadı teşkkülüne muvafık olmak üzere her türlü banka muamelesi yapmak.

Devlet yatırımları, askeri ve ekonomik gerekçelerle demiryolları yatırımlarında yoğunlaşmaktadır. Aynı zamanda, devlet yatırımları, yatırımların finansmanını sağlayacak ve kredi hacmini artırarak sermaye birikimine katkıda bulunacak bankacılık sektöründe de alanını genişletmektedir.

Demiryolları En Büyük Yatırım Alanını Oluşturuyor


Yıl içerisinde yapılması kararlaştırılan demiryolları yatırımları şunlardır:

15 Mart’ta kabul edilen 787 sayılı “Kayseri - Ulukışla Demiryolunun İnşası Hakkında Kanun” ile Kayseri – Ulukışla arasında yapılacak demiryolu ile Anadolu'nun Haydarpaşa haricinde bir noktadan denize ulaşımının sağlanması amaçlanmaktadır. Bu doğrultuda, 3 senede harcanmak üzere 14 milyon liralık harcama öngörülmektedir (ZC C.23 İ.71).

24 Mart’ta 793 sayılı “Malatya - Ergani - Diyarbekir Demiryolunun İnşası Hakkında Kanun” ile Ceyhan - Keller arasından başlayarak Malatya - Ergani - Diyarbekir'e bağlanacak demiryolu sayesinde doğu ile batı arasındaki demiryolu hattı tamamlanacak, Ergani madenlerinin nakliyatı ve askeri gereklilikler sağlanacaktır. Bu doğrultuda, 5 senede harcanmak üzere 45 milyon liralık harcama öngörülmektedir (ZC C.23 İ.76).

25 Aralık’da kabul edilen 943 sayılı “Ankara- Ereğli Demiryolunun İnşa ve İşletilmesi Hakkındaki 12 Kânunuevvel 1341 Tarih ve 692 Numaralı Kanunun İkinci Maddesini Muaddil 7 Nisan 1926 Tarih ve 804 Numaralı Kanunun Tadiline Dair Kanun” ile Söğütözünde yeni bulunan bir kömür madeninin güvenlik gerekçeleri ile Ereğli kömür havzasına alternatif olarak işletilmesi amaçlanmaktadır. Bu doğrultuda, 50 milyon liralık harcama öngörülmektedir (ZC C.28 İ.18).

Ayrıca, yıl içerisinde iki demiryolu hattı kullanıma açılmıştır:

23 Nisan’da Samsun - Kavak Demiryolu kullanıma açıldı (AK, AKSCK, s. 215).

9 Ağustos’da ise Samsun-Çarşamba Demiryolu inşaatı tamamlandı (BCA: 30.10.0.0/151.69.21/15220).

Hükümetin, demiryollarına verdiği önem 1926 yılında yayımlanmaya başlayan Demiryolları Dergisi’nden de rahatlıkla görülebilir.

Askeri, ekonomik ve mali açıdan önemli görülen demiryollarının geliştirilmesi kadar, demir üretiminin de geliştirilmesi öncelikler arasında yer almaktadır.

Demir sanayi, ekonomik ve askeri açıdan zorunlu olduğu kadar gelişmişlik demir madeni üretimi ile eş görüldüğünden demir üretimine çok büyük önem verilmektedir.

15 Mart 1926’da kabul edilen 786 sayılı “Demir Sanayiin Tesisine Dair Kanun” ile Hükümete Karadeniz’de demir madeni üretimine başlanılması için dört senede harcanmak üzere 18 milyon liralık ödenek ayrılmaktadır.

Kanun gerekçesinde demir sanayinin önemi şöyle vurgulanmaktadır:

“İngiltere, Almanya, Fransa ve müttehidei Amerika bugünkü kuvvet ve kudretini demir sanayine medyun bulundukları gibi tabiaten bu gibi menabie malik olmayan diğer Avrupa akvamının nüfus ve kuvvei inbatiye itibariyle ne kadar vasi menabie malik olurlarsa olsunlar bütün gayret ve emeklerine rağmen îktisadi ve sîyasi istiklâllerini kısmen feda etmek mecburiyetinde kaldıkları tarih ve vakayii ruzumerre ile müspet bir keyfiyet olup beyneddüvel bir mevki ihrazına muvaffak olan milletler ise malî büyük fedakârlıklar ve gıptabahş fazileti ihrazkârane ile bu sanayi kısmen olsun memleketlerinde tatbike muvaffak olmuş olanlar olduğu varestei arz ve izahtır.”

Bu doğrultuda, en kısa zamanda demir sanayinin kurulması gereklidir. Alman uzmanlara yaptırılan inceleme sonucunda Karadeniz bölgesinin demir madeni üretimine uygun olduğu görülerek, söz konusu Kanun kabul edilmiştir.

Bu büyük meselenin çözülmesi için bir girişimci çıkacak diye beklenilmesine tahammül yoktur. Bu doğrultuda, “Karadeniz mailesinde demir madenlerinin tesisi” görevi, Hükümete verilmektedir (ZC C.23 İ.71).

Bankacılık Sektöründe Devlet Yatırımları Artıyor: Emlak ve Eytam Bankası


22 Mayıs’da 844 sayılı “Emlâk ve Eytam Bankası Kanunu” ile “Her biri ellişer lira itibarî kıymetinde dört yüz bin sehime münkasem yirmi milyon Türk lirası sermaye ile berveçhiati hukuk ve imtiyazatı haiz olarak bir Emlâk ve Eytam Bankası Türk Anonim Şirketi teşkili için Hükümete mezuniyet verilmiştir” (Kanun, madde 1). Yetimler için kurulan Eytam sandıklarındaki para Emlâk Bankası kurulması için aktarılacaktır. Bu doğrultuda, Emlâk ve Eytam Bankası, 10 milyon lira Eytam sandıkları ve 10 milyon lira Maliye Vekaleti katkısı ile kurulacaktır (ZC C.25 İ.105).

Kanunun gerekçesinde, bu şekilde hem memleketin geleceği için önemli olan Emlâk Bankasının kurulabileceği, hem Bankanın elinde bulunan emlaklar karşılığında tahvil basacağından zarar etme ihtimali olmayan bir tarzda birikimlerin de artması sağlanabileceği belirtilmektedir.

Emlak Bankası emlak karşılığında kredi verecektir. Diğer bir deyişle, gayrimenkul değerlerin menkulleştirilmesini sağlamaktadır. Maliye Vekili Hasan Bey’e göre, “Ashabı emlâk bir çek halinde evini arsasını cebinde taşıyabilecektir” (20 Mayıs 1926, s. 324). Bu doğrultuda, sermaye kredi hacmi artırılmaktadır. Sermayenin merkezileşmesi ve yoğunlaşmasında en önemli etken olan bankacılık sektörü ve kredi hacminin artırılması temel amaç gibi gözükmektedir.

Gayrimenkullerin menkulleştirilmesine altyapı oluşturacak gayrimenkullerin vergiye matrah değerlerinin tayin ve tespiti için Emvali Gayrimenkule Tadilât Komisyonları teşkil edilmiştir. 887 sayılı “Emvali Gayrimenkule Tadilât Komisyonlarının Sureti Teşkili Hakkında Kanun” 1 Haziran’da kabul edilmiştir (ZC C.26 İ.112).


Devlet İşletmeleri Çeşitleniyor


Devlet yatırımları, belli sektörlerde yoğunlaşmakla birlikte 1926 yılı içerisinde sektörler çeşitlenmiştir.

1925 yılında devletin şeker fabrikalarına yaptığı yatırımların sonuçları alınmaya başlamıştır: 26 Kasım’da Alpullu (Kayseri) Şeker Fabrikası (AKSCK, s. 217); 17 Aralık’da Uşak Şeker Fabrikası açılır (AKSCK, s. 217).

Yeni yatırım alanlarından biri, kömür ticaretinin genişletilmesi ve geliştirilmesi amacıyla kömür yıkama (lavvar) tesisinin kurulmasıdır. 34 Nisan’da kabul edilen 821 sayılı “Ereğli Kömür Havzasında Yıkama Tesisatı ve Vesaiti Nakliye İnşaatı için İstikraz Aktine ve Taahhüdâta Girişilmesine Mezuniyet İtasına Dair Kanun” ile Kilimli ve Kozlu'da iki tane lavvar (kömür yıkama) kurulması için bu lavvarların geliri karşılık gösterilmek üzere bir buçuk milyon liraya kadar kredi almaya Ticaret Vekâleti yetkili kılınmaktadır. Bu sayede, Ereğli kömür havzasında üretilen kömürlerin yıkanarak, kalite bazında ayrılarak satışa sunulması sağlanacaktır. Kömürün değeri artacaktır. Lavvarlar, Türkiye İş Bankası, Seyrisefain İdaresi ile Sanayi ve Maadin Bankası'nın iştirakleri ile işletilecektir (ZC C.24 İ.90).

Ayrıca, ticaretin desteklenmesi amacıyla liman işletmelerine de yatırım yapılması gerekli görülmektedir. 16 Ocak’da kabul edilen 719 sayılı “Seyrisefain İdaresi 1341 Senesi Bütçesinde Münakale İcrasına ve İdarei Mezkûrenin Liman Tahmil ve Tahliye Şirketlerine İştiraki Hakkında Kanun” ile 619 sayılı Limanlar Kanunu gereğince her limanda yükleme ve boşaltma, su ve kömür dağıtma işlerini tanzim edecek bir şirket kurulması için Hükümete yetki verilmiştir. Bu doğrultuda kurulacak şirketlere aktarılmak üzere tahsisat verilmesi amacıyla düzenlenen Kanun ile Seyrisefain İdaresine bu şirketlere iştirak olma yetkisi de verilmektedir (ZC C.21 İ.42).

15 Şubat’ta kabul edilen 740 sayılı “İstanbul Limanı Tahmil ve Tahliye Türk Anonim Şirketinin İstikraz Edeceği 500 000 Liraya Maliye Vekâletinin Kefaletine Mütedair Kanun” ile önemli bir ticaret merkezi olan İstanbul liman işletmesinin çağdaş bir görünüme ve işleyişe sahip olması için Seyrisefain İdaresi, Sanayi ve Maadin Bankası, İş Bankası ve Mavnacılar Cemiyetinin katılımı ile kurulan bir Anonim Şirkete limanın iyileştirilmesi için borç sağlanması amaçlanmaktadır (ZC C.22 İ.56).

Maden işletmeciliği ise yeni olmamakla birlikte genişleyen yatırım alanlarından biridir. 1926’da Zonguldak’ta 1 milyon sermaye ile Maden ve Kömür İşleri Anonim Şirketi (TÜRK-İş) kurulmuştur (İlkin ve Tekeli, Uygulamaya Geçerken, s. 202).

Bunlar en karlı alanlar mı? Bağıımsızlık için gerekli altyapı yatırımları?

Tarım ve Hayvancılıkta Devletçilik Genişliyor


Tarım ve hayvancılık alanında da devlet işletmeciliği ön plana çıkmaktadır.

Hayvancılık alanında, 7 Haziran’da kabul edilen 904 sayılı “Islahı Hayvanat Kanunu” gerekçesinde aktarılan detaylı incelemede, Avrupa'da inek ve at yetiştiriciliği konusundaki deneyime bakılmakta ve örnek alınmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti de bu yoldan ilerlemelidir. Avrupa'daki deneyim de özel teşebbüs yapamaz o nedenle Devlet merkezi olarak bu işe el koymalıdır demektedir (ZC C.26 İ.115).



Neden özel sektör değil de devlet?

Asıl olarak, % 90’ı tarımla uğraşan Türkiye’de ziraatle ilgili bir program yapılmasının gerekliliği sürekli belirtilmektedir. Çünkü,

“Vekil değişil proğram değişir, Ziraat Müdiri Umumisi değişir, proğram değişir ve mütemadiyen değişir… Yalnız filan vekâlet veya filan daire için değil, heyeti umumiyesi ile memlekette nelerin ne şekilde yapılacağını tayin ve tespit eden proğramlara ihtiyacımız muhakkaktır. Bugün Ziraat Vekaleti, geçen sene bütçesinden aldığı ilham üzerine, şu veya bu kısımlarda fazla mesai sarfetmek için 6-7 milyonluk bir bütçe yapar. Ertesi günkü hadise birden bire işi değiştirir.” (Doktor Mazhar Bey, 13 Mayıs 1926, C. 25 s. 101).

Bu doğrultuda hazırlanan “Umuru Ziraiyenin Islâhı için Bir Ziraat Meclisi Âlisi Teşkiline Mütedair (1/642) Numaralı Kanun Lâyihası” (bkz. 13 Mayıs 1926) ekonomik gerekçelerle kabul edilemez. Kanun taslağının amacı, bu programın yapılabilmesi için çağdaş gelişmeleri takip eden, ülkenin toprak ve iklim yapısına göre gelişme yollarını tanıtan ve bu sayede nazari ve ameli bilgiyi birleştiren bir Ziraat Meclisi Âlisi’nin kurulmasıdır.

***

Devlet işletmeciliği, girdiği alandaki küçük sermayedarlara üstünlük sağlaması nedeniyle eleştirilmektedir. Devlet işletmeciliği ile oluşturulan büyük sermayeli yatırımlar, ya küçük sermayedarların yok olmasına neden olmakta ya da iş hacimlerinin düşmesine neden olmaktadır. Hükümet ise, büyük sermayenin teknolojik gelişim ve sektörün ilerlemesi için gerekli olduğunu; hatta bugüne kadar ki geri kalmışlığın küçük küçük sermayelerle kurulan işletmelerden kaynakladığını iddia etmektedir. İki önemli şikayet, devlet işletmeciliğinin yeni girdiği alanlardan gelmektedir:



İstanbul Limanındaki mavnacılar:

4 Şubat’ta Kastamonu mebusu Halit Bey’in 20 Nisan 1341 Tarihli Kanun mucibince yükleme ve boşaltma, su ve kömür dağıtma işlerini tanzim için İstanbul Limanında teşekkül eden şirket hakkındaki suali şöyledir: Sözü edilen İstanbul Liman şirketinin Seyrisefain İdaresi, Sanayi ve Maadin Bankası ve İş Bankası ve İstanbul Mavnacılar Anonim Şirketleri tarafından kurulmuştur. Halit Bey, bu şirket kurulurken hali hazırda orda çalışan çok sayıdaki mavnacının bilgilendirilmemesi ve şirkete dahil edilmemesinden şikayet etmektedir.

Ali Cenani Bey ise mavnacıların sermaye koyamayacağı için şirketin sahibi olamayacağını ancak hisse senedi alabileceklerini belirtmektedir.

Zonguldak kömür şirketleri:

Bolu Mebusu Vasfi Bey'in, Zonguldak'ta Kilimli ve Kozlu mevkilerinde teşekkül eden kömür şirketleri hakkında suali şöyledir: Mehmet Vasfi Bey, Ereğli kömür havzasının Hükümet eli ile şirketlere verilmiş olduğunu, bu olayın oradaki ferdi teşebbüsleri zor duruma düşürdüğünü belirtmiştir.

Ticaret Vekili Ali Cenani Bey ise Ereğli'nin büyük sermayedarlara verilerek en ileri teknoloji ile işletilmesi gerektiğini savunmaktadır (ZC C.25 İ.96).




Dostları ilə paylaş:
  1   2   3   4   5   6   7   8   9   10


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə